Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında Türk Medeni Usul Hukuku açısından adil yargılanma hakkı
2014
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Prof. Dr. Yaşar Hakan Pekcanıtez
Özet (TR)
İnsan, içinde yaşadığı ulusun bireyi olmasından önce, yalnızca insan olması sebebiyle birtakım hak ve özgürlüklere sahiptir. Çağımızda, insan hak ve özgürlükleri, ulusal bir hukuk sorunu olmaktan çıkmış, evrensel bir anlam kazanmıştır. Birbirleriyle yakından ilişkili olan temel iki prensip: adil yargılanma hakkı ve hukuk devleti ilkesi, insan haklarının korunmasında temel işleve sahiptir. Zira insan hakları, ancak bireyler, hak ihlallerine karşı mahkemelere başvurarak hukuki korunma talep edebildikleri ve bu talepleri hakkında, bağımsız mahkemelerce yapılan adil bir yargılama sonucunda karar verildiği takdirde korunabilir. Adil yargılanma hakkının uygulama alanı oldukça geniştir. Bir insan hakkı ve temel bir yargısal hak olarak, hem ceza yargısı hem idari yargı hem de medeni yargılama alanında kabul edilip uygulanmaktadır. Bununla birlikte, Ülkemizde daha ziyade ceza yargılaması ve idari yargı bakımından ele alınmış, birkaç eser dışında medeni yargılama bakımından ayrıntılı çalışma konusu yapılmamıştır. Adil yargılanmanın hem bir insan hakkı hem de temel bir yargılama ilkesi olduğu düşünüldüğünde, özel hukuk uyuşmazlıklarına ilişkin davalardaki önemi üzerinde ayrıca durmak gerekliliği hasıl olmuştur. Amaç adil yargılanma hakkının medeni yargılama hukukundaki yerinin belirlenmesi olduğundan, bu çalışmada, adil yargılanma hakkının genel çerçevesi ortaya konmakla birlikte, konuya özellikle medeni yargılama hukuku perspektifinden bakılmıştır. 1950'li yıllardan itibaren esen değişim rüzgârları ile birlikte, medenî usul hukuku kuralları daha çok uluslararası anlaşmaların etkisi altında gelişim göstermiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, insan haklarının ve bunlardan biri olan adil yargılanma hakkının korunması açısından diğer uluslararası metinler arasında öne çıkmaktadır. Bunun ilk sebebi, Sözleşmenin iç hukuklardaki otoritesi (öncelikle ve direkt olarak uygulanması) iken; ikinci sebebi, devletlerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) bireysel başvuru yolunu kabul etmeleridir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olan Devletler, Sözleşmeyle korunan hakları milli hukuklarında garanti altına almayı taahhüt etmektedirler. Devletlerin bu taahhütlerini yerine getirip getirmediklerini denetleyen bir kontrol mekanizmasının olması da iç hukukların Sözleşmeye uygun olarak düzenlenmesi ve geliştirilmesi yönümde itici kuvvet olmuştur. Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkını tanıdığı 1987 yılından beri, bireyler Sözleşmesel haklarının ihlal edildiği iddiasıyla doğrudan AİHM'ne başvuruda bulunabilmektedirler. Bu da bir anlamda Türkiye'nin adil yargılanma hakkı ve Sözleşme ile korunan tüm diğer haklarla ilgili olarak uluslararası alanda denetim altında olduğunu göstermektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin, adil yargılanma hakkının açıkça tanındığı ve hakkın gerçekleşmesi için yargılama hukukuna ilişkin temel ilkelerin belirlendiği 6.maddesinin birinci paragrafı, bu çalışmanın esas çerçevesini oluşturmaktadır. Bununla birlikte, medenî usul hukukunun yapısına uygun düştüğü ölçüde ve adil yargılanma hakkının daha etkin şekilde gerçekleşeceği düşüncesiyle gerektiğinde 6.maddenin üçüncü paragrafı da inceleme konusu yapılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, öncelikle adil yargılanma hakkı kavramının ortaya çıkışı ve tarihsel gelişimi genel bir bakış açısıyla incelenmiştir. İkinci olarak, özellikle ikinci dünya savaşı sonrasında, insan haklarının korunması endişesinin evrensel boyut kazanmasının bir sonucu olan, uluslararası sözleşmeler bölgesel olarak ele alınmıştır. Çalışma konumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.maddesiyle sınırlı olmakla birlikte, genel bir fikir edinebilmek amacıyla, bu başlık altında, her bölgesel metin (Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi ve Afrika İnsan Hakları Sözleşmesi) kapsamında adil yargılanma hakkının nasıl düzenlendiğine göz atılmıştır. Birinci bölümün ikinci kısmında, adil yargılanma hakkının uygulama alanı incelenmiştir. Bir olayın, Sözleşme'nin 6.maddesinin uygulama alanı kapsamında olup olmadığı tespit edilirken AİHM tarafından dikkate alınan ölçütler ele alınmıştır. AİHS'nin 6.maddesi, adil yargılanma hakkının koruma alanını, yalnızca medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili davalar ve ceza yargılamaları ile sınırlandıracak şekilde kaleme alınmışsa da, idarî yargı alanına giren birçok uyuşmazlık bugün AİHM içtihatları ile 6.maddenin korumasından faydalandırılmaktadır. Mahkeme, bir uyuşmazlığın 6.maddenin koruma alanında olup olmadığı değerlendirmesini yaparken, ilgili uyuşmazlığın çözümü için verilecek kararın bireyin medeni hak veya yükümlülüklerinden birisini etkileyip etkilemediğine bakmaktadır. Bu tespitler, ilgili hak veya yükümlülüğün iç hukuktaki sınıflandırmasından bağımsız şekilde yapılmakta, böylelikle, bir hak veya yükümlülük AİHM tarafından medenî karakterli sayıldığında, ilgili uyuşmazlık konusu, tüm taraf devletlerdeki yargılamalar bakımından 6.maddenin uygulama alanına dahil edilmiş olmaktadır. Medenî hak veya yükümlülüğe ilişkin yargılamanın 6.maddenin denetim alanına girebilmesi için ayrıca söz konusu hak ve yükümlülüğün iç hukukta tanınıyor olması ve uyuşmazlığın karara bağlanma sürecinde söz konusu hak ve yükümlülük için kesin sonuç doğması aranmaktadır. İç hukukta hak olarak tanınmayan, bir başka deyişle milli merciler önünde hak sıfatıyla ileri sürülüp makul zeminde savunulamayacak bir iddia 6.madde kapsamında sayılmamaktadır. "Medeni hak ve yükümlülük" kavramını iç hukuklardan bağımsız olarak yorumlayan AİHM'nin, bir yandan iç hukukta kabul edilmiş bir medeni hak arayışına girmesi eleştiriyi hak eden çelişkili bir yaklaşımdır. Zira bu arayış, medeni hak kavramının özerk yorumunu ortadan kaldırmakta, hakkın olup olmadığını iç hukuka bağımlı hale getirmektedir. Birinci bölümün son kısmında, adil yargılanma hakkı kapsamında sağlanması gereken güvenceler üzerinde kısaca durulmuş; Sözleşmede yer almamakla beraber AİHM içtihatları ile adil yargılanma hakkı kapsamına alınan mahkemeye erişim hakkı ve hükmün icrası hakkına geniş yer verilmiştir. Adil yargılanma güvenceleri, yalnızca 6.madde metninde sayılanlarla sınırlı değildir. AİHM, Sözleşmeyi yorumlama yetkisini, yeni güvenceleri adil yargılanma hakkı kapsamına alacak şekilde geniş kullanmaktadır. Bu yöntemle türetilen ve bugün 6.maddeye zımnen dahil olduğu tartışmasız olarak kabul edilen haklar, mahkemeye erişim hakkı ve hükmün icrası hakkıdır. Özellikle mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkının etkili şekilde kullanılabilmesini sağlayan çok önemli bir güvencedir. Mahkemeye erişim hakkı, haklarını mahkeme önünde ileri sürerek hukuki korunma talebinde bulunmak isteyen her kişinin, aşılması güç bir engelle karşılaşmaksızın bu olanaktan yararlanabilmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca, taraf devletlerin iç hukuk sisteminde verilen nihai ve bağlayıcı bir kararın, lehine hüküm elde eden tarafın zararına geçersiz kalmasının önlenmesi amacıyla hükmün icrası hakkı kavramı yaratılmıştır. Kararların icrası aşamasının, yargılamanın bütünleyici parçası olduğu görüşünden hareketle ortaya çıkan bu hak, mahkemeye erişim hakkının etkin şekilde gerçekleşmesine hizmet etmektedir. Zira, yargılama sonucunda verilen kararın icrası garanti altına alınmadığında, bireylerin mahkemeye erişiminin veya yargılamanın adil şekilde yürütülmesinin bir anlamı kalmamaktadır. İkinci bölümde ise, adil yargılanma hakkının 6.maddede açıkça belirtilen unsurları inceleme konusu yapılmıştır. Adil yargılanma hakkının, sağladığı güvenceler bakımından kapsamı oldukça geniştir. 6. maddenin birinci paragrafında açıkça sayılan güvencelerden ilki, kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmaktır. Bu özelliklere sahip mahkeme önünde yapılan yargılamanın makul süre içinde bitirilmesi ikinci güvencedir. Bir diğer unsur, yargılamanın aleni yapılması ve hükmün açık oturumda verilmesidir. Duruşmaların aleni olması kuralı, yine maddede ifade edilen bazı istisnai hallerde sınırlandırılabilir. Maddede belirtilen son unsur ise, davanın adil yani hakkaniyete uygun şekilde görülmesidir ki bu ilke hem hukuki dinlenilme hakkını, hem çelişmeli yargılama ilkesini hem de silahların eşitliği ilkesini bünyesinde barındırmaktadır. İkinci bölümde ele alınan her bir hak ayrı bir monografinin konusu olabilecek nitelikte ve genişliktedir. Ancak aynı hakkın unsurlarının bir arada incelenmesindeki önem sebebiyle bunlardan herhangi birini çalışma kapsamı dışında tutmak mümkün olamamıştır. Bununla birlikte, konunun özünü kaçırmak endişesi ile her bir hakkın ele alınma yöntemi, AİHM içtihatları ile oluşturulan ilkeler ışığında Türk medenî usul hukuku kurallarını incelemek şeklinde belirlenmiştir. 2001 yılına kadar, Türk hukukunda adil yargılanma hakkı kavramına açıkça yer verilmemişse de, gerek Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan Anayasalardaki gerekse yargılama kanunlarındaki çeşitli hükümlerde, bu hakkın unsurlarına rastlamak mümkündür. Ayrıca, adil yargılanma hakkı, 1982 Anayasası'nın 2.maddesindeki hukuk devleti ilkesi gereğince, yine de hukuki dayanağa sahipti. Kavram, Anayasamızın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesine, 2001 yılında yapılan bir eklemeyle açıkça Anayasal dayanağa kavuşmuştur. 36.maddede, adil yargılanma hakkının tanımı yapılmamaktadır. Hakkın içeriği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Organlarının belirlediği evrensel standartlara uygun olarak doldurulacaktır. Anayasamızın 90.maddesindeki düzenleme de bu sonucu destekler niteliktedir. Medenî usul hukukuna ilişkin pozitif düzenlemelerde, adil yargılanma hakkından açıkça söz eden bir hükme rastlanmamaktadır. Bununla birlikte, hakkın unsurlarının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun farkı hükümlerinde dağınık şekilde yer aldığı görülmektedir. 1 Ekim 2011'de yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun hazırlanması aşamasında, kanun koyucunun yargılamanın adil biçimde gerçekleşmesi yönünde gerekli tedbirlerin alınması konusundaki haklı endişesi kanunî düzenlemeye yansımış, bu yönde çokça olumlu adımlar atılmıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1086 sayılı Kanuna kıyasla, hakkı korumaya yönelik daha fazla düzenlemeyi içermektedir. Kanunda, adil yargılanma hakkı ayrıca ve açıkça belirtilmemişse de, bu hakkın unsurları sayılan temel haklar, yargılamaya hâkim olan ilkeler başlığı altında düzenlenmiştir. Bunlar, hukuki dinlenilme hakkı (m.27); aleniyet ilkesi (m.28); usul ekonomisi ilkesi (m.30) olarak sayılabilir. AİHM içtihatlarının etkisiyle, son yıllarda hız kazanan iyileştirme çabaları kayda değer olmakla birlikte Türk medenî usul hukukunda, adil yargılanma hakkının tamamen garanti altına alınabilmesi için atılması gereken daha pek çok adım vardır. Mahkemeye erişim hakkının Türk medenî usul hukuku bakımından gerçekleştirilmesi için öncelikle adli yardım sistemi iyileştirilmelidir. Kanunda öngörülen adli yardım koşullarının somut olayda var olup olmadığı araştırılırken, biraz daha esnek bir yorum yönteminin tercih edilmesi, bireylerin mahkemeye erişimini kolaylaştıracak; daha da önemlisi onları, haklarını bu sebeple kaybetme tehlikesinden koruyacaktır. Ayrıca adli yardım talebinin kabul veya reddine ilişkin kararlara karşı kanun yolu açık bırakılmalıdır. Bu yönde yapılacak bir düzenleme, bireylerin mahkemeye erişim hakkını daha etkili bir şekilde garanti altına almış olacaktır. Hükmün icrası bakımından yapılması gereken ise, özellikle Devletin yargılamanın tarafı olduğu davalar sonucunda verilen kararların gecikmeksizin icra edilmesinin sağlanmasıdır. Yürütme organının, yargı kararlarına uymaması sebebiyle Türkiye aleyhine verilen mahkûmiyet kararlarının çokluğu, idarenin bu olumsuz alışkanlıktan kurtulmasının önemine işaret etmektedir. Mahkemeye ilişkin garantiler bakımından üzerinde durulması gereken nokta, hâkimlerin bağımsızlığı ilkesinin kuvvetlendirilmesi ihtiyacıdır. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı, diğer güvencelerin sağlanabilmesi için öncelikle garanti altına alınması gereken koşuldur. Yargının özellikle yürütme organına karşı bağımsızlığının sağlanması amacıyla ilave tedbirler alınmalıdır. Bu tedbirlerin başında, Adalet Bakanı ile müsteşarının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bünyesinden çıkarılması gelmektedir. Hâkimlerin mesleğe kabulü, atanması, nakli ve haklarında disiplin soruşturması açılması gibi, onların mesleki anlamda kaderini belirleyebilecek tüm konularda karar almaya yetkili bir kurulun başkanının Adalet Bakanı olması, Türk yargısının bağımsızlığı konusunda güven verici bir izlenim oluşturmamaktadır. Hâkimler hakkındaki disiplin cezalarına karşı yargı yolunun açılması ve mesleğin ekonomik yönden cazip hale getirilmesi alınması gereken diğer tedbirler arasındadır. Adil yargılanma hakkı ve etkin hukuki korunma açısından önem arz eden bir başka unsur, makul sürede yargılanma hakkıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne adil yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyeti ile Türkiye aleyhine yapılan bireysel başvurularda, sayı itibariyle en fazla olan, makul sürenin aşıldığı iddiasıdır. Makul süreye riayet edilmemesi sebebiyle Türkiye, çok ciddi tazminatlar ödemek durumunda kalmaktadır. Mahkemelerdeki iş yükü bu hakkın önündeki en büyük engeldir. Ancak AİHM'nin bu konudaki görüşü açıktır: yargılama faaliyetindeki geçici tıkanıklıklar, biran önce bu durumun giderilmesi için gerekli önlemler alındığında, devletin sorumluluğunu gerektirmez. Ancak bu tıkanıklık, devletin yargı sisteminde yapısal bir özellik halini almışsa, 6.madde kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının gereği yerine getirilemiyor demektir. Türk yargı sistemindeki yavaşlığın bu ikinci gruba dahil olduğunu ve ne yazık ki artık yapısal bir özellik halini aldığını kabul etmek gerekir. Bu olumsuz durumun sona erdirilmesi için, hâkim sayısı arttırılmalı, delillerin ve özellikle bilirkişi raporlarının zamanında mahkemeye sunulması sağlanmalı; ayrıca alternatif uyuşmazlık çözümleri gibi, iş yükünün azalmasına dolaylı olarak katkıda bulunacak kurumlar göz ardı edilmemelidir. Adil yargılanma hakkının fonksiyonel garantilerinden bir diğeri olan aleniyet ilkesi bir bütün olarak duruşmaların aleni olmasını, ilgililerin dinleyici olarak ya da basın yolu ile duruşmaları takip edebilmesini ve hükmün aleni şekilde verilmesini kapsamaktadır. Türk hukuk yargılamasında aleniyet ilkesinin gerçekleşmesi bakımından kronik bir soruna rastlanmamaktadır. Aksine, duruşmaların gizli yapılmasına imkân veren ihtimallerin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde belirtilen, duruşmaların aleniyeti kuralının istisnalarına paralel şekilde arttırılması yerinde olacaktır. Adil yargılanma hakkının son unsuru olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının içeriği, yine AİHM içtihatları ile netlik kazanmıştır. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, birbirlerini tamamlayan üç alt unsurdan oluşmaktadır. Çelişmeli yargılanma hakkı gereğince, taraflar, dava dosyasına giren tüm dava malzemesinden haberdar olabilmeli ve bunları tartışabilmelidirler. Anayasamızdaki genel eşitlik ilkesinin usul hukukundaki yansıması olan silahların eşitliği ilkesi, bir davanın tarafı olan herkesin davasını takip ederken karşı tarafın sahip olduğu şartlara nazaran daha dezavantajlı duruma sokulmadan iddialarını mahkemeye sunabilmesi imkânına sahip olmasına anlamına gelmektedir. Yine bu başlık altında yer alan, hukuki dinlenilme hakkı ise, bir hukuk davasında, tarafların, ileri sürülen iddialar hakkında bilgilendirilmesini, bu iddialar hakkındaki cevaplarını ve varsa karşı iddialarını ileri sürebilmesini ve mahkeme tarafından dikkate alınma hakkını içermektedir. Bir yargılama sonucunda verilen kararın doğru ya da adil olup olmadığını ilk bakışta anlamak mümkün olmadığına göre, yargılamanın taraflarında ve kamuda, hükmün ortaya çıkmasını sağlayan yargılamanın adil şekilde yürütüldüğü kanaatinin oluşturulması önem kazanmaktadır. Tarafların iddia ve savunmalarını, kendilerine tanınan eşit imkânlarla mahkemeye sunabildikleri ölçüde ve hükme etki edebilme şanslarının olduğu bir yargılama sonucunda, verilen kararın adil olduğu varsayımı da artacaktır. Bu nedenle, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından Türk hukuk uygulamasında özellikle tebligat işlemlerinin tebligat mevzuatına uygun olarak gerçekleştirilmesine özen gösterilmelidir. Buna ilaveten mahkeme kararlarının gerekçelendirilmesi konusuna biraz daha titizlikle yaklaşılmalı, tarafların iddia ve savunmalarının dikkate alındığı ve müzakere edildiği, kararların gerekçesinden net bir biçimde anlaşılabilmelidir. Bu çalışmada üzerinde durulan konular 6.maddedeki hakların esas koruyucuları olan hâkimler açısından özel bir önem arz etmektedir. Bir yargılamada adil yargılanma hakkının tüm unsurlarının gerçekleşmesini temin etmek öncelikle o davaya bakan hâkimin sorumluluğu altındadır. Hâkimler gibi, avukatlar da müvekkillerinin adil yargılanma hakkı güvencelerinin teoride ve hayali değil ve fakat uygulanabilir ve etkin kılınması için mesleki sorumluluk taşımaktadırlar. Özellikle adli yardım avukatları, hukuki yardımda bulundukları kişilerin 6.maddedeki haklarını korumak için görevlendirilmektedirler. Ayrıca, medeni hak ve yükümlülüklerin akıbeti hakkında belirleyici rol oynayan diğer kamu kurumları, bu süreçleri idare ederken niteliklerine uygun düştüğü ölçüde 6.madde ile getirilen güvencelere riayet etmelidirler.
Yazar
Dr. Sezin Aktepe Artık
Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır
Sezin Aktepe Artık (Doktora Tezi). Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında Türk Medeni Usul Hukuku açısından adil yargılanma hakkı, 2014, Galatasaray University.
Anahtar Kelimeler
Lisans
Tüm Hakları Saklıdır
Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.
Galatasaray University tezlerinden daha fazlası
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
