DoktoraAçık Erişim

Diasporanın sembolik sermayesi: Atina'da yaşayan İstanbullu Rumların aile fotoğrafları

2021
1 görüntülenme
1 i̇ndirme
Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Ö. Murad Özdemir

Özet (TR)

Bir ulus-devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, homojen bir toplum ve kültür oluşturma gayesiyle farklı etnik ve dini kökenlerden gelen toplulukları asimile etmeye yönelik bir güzergâh izlemiştir. 1920'lerin başında hayata geçirilen bu politikaların sonuçlarından biri de 1964'te Yunan uyruklu İstanbullu Rumlara uygulanan sınır dışı edilmelerdir. Ancak göçler, sadece sürgün edilen gruplar ve onların peşinden gitmek zorunda kalan Türk uyruklu aile üyeleriyle sınırlı kalmamış, süregiden politikaların sebep olduğu toplumsal gerginlikler, 1990'ların ortalarına dek süren göç dalgalarını da başlatmıştır. İstanbul'dan ayrılanlar bugün çoğunlukla Atina'da yaşamaktadır. Bu tez çalışması, 1964 Sürgünü ile başlayıp 1990'lı yılların ortalarına kadar kesintisiz ilerleyen göç dalgalarıyla Atina'ya yerleşen İstanbullu Rumların, yaşadıkları bu mekânsal kopuş sonrasında yabancı bir memlekette yeniden mesken edinme, göçle parçalanan belleklerini, aidiyet duygularını ve kimliklerini onararak tekrar inşa etme girişimlerinde, İstanbul'dan Atina'ya beraberlerinde götürdükleri aile fotoğraflarının üstlendiği rolleri, bu bellek nesnelerinin diasporanın yerel ve ulus-ötesi kolektif eylemlerinin temelini oluşturan iletişimsel süreçlerdeki işlevlerini konu almaktadır. Fotoğraf makinesinin 19. yüzyılda icadından bu yana, aile fotoğrafları kuşkusuz en çok yaygınlık kazanmış görüntü üretme biçimlerinden biri olagelmiştir. Ancak üretimlerindeki bu yaygınlığa rağmen, gündelik hayatın bağlamında yer almaları veya sıradan kişileri ve olayları konu edinmeleri, bir yandan da bayağı temsiller olarak düşünülmelerine yol açmış ve böylelikle yalnızca sanat tarihinde, arşiv çalışmalarında ya da müzelerde değil, sosyal bilimlerde de yeterince ilgi görmemişlerdir. Kültürü ve toplumu anlamak adına sunabileceği bakış açıları ve veri alanı da bu durumla ilişkili olarak, yakın zamanlara kadar anlaşılamadığı için, alana dair literatür halen tatmin edici hacimlere ulaşamamıştır. Aile fotoğraflarını salt domestik alanla sınırlayan görüşlerin dışında hareket eden bu çalışma ise, kültürel, fenomenolojik ve toplumsal yaklaşımlardan yola çıkarak; kimlik ve mekânsal aidiyet meselelerini karmaşıklaştıran göç deneyimini ve deneyimin öznesi olan Atina'daki İstanbullu Rum diasporasını, aile fotoğraflarını merkeze alarak irdeler ve bu nesneleri, göç dolayısıyla bozulan anlam dünyalarını yeniden inşa etme süreçlerini anlayabilmek adına temel veri kaynağı ve analiz birimi olarak ele alır. Çalışmada ailelerin geleneksel pozlarla temsil edildiği fotoğrafların yanı sıra, ev ortamında ve gündelik hayata sahne olan farklı mekânlarda çekilmiş fotoğraflar, İstanbul manzaraları, kartpostallar da yerel görme biçimlerinden biri olan aile fotoğrafları kategorisine dahil edilmiştir. Söz konusu çerçevede çalışmanın temel amacı, bireyler ve sosyal gruplar arasında paylaşılıp, evlerden toplumsal mecra ve alanlara dolaşıma giren aile fotoğraflarının, İstanbullu Rumların göç travmasını ve geçmişleriyle kopan bağlarını iyileştirme çabalarında, yeni yerleştikleri mekânları "ev yapma" deneyimlerinde, sosyalizasyon süreçlerinde, İstanbul kültürünün mekânlaşmasında, kuşaklararası aktarımlarla meydana gelen post-bellek oluşumunda ve genel itibariyle kolektif bir memleket imgeleminin oluşmasında belleğin anlatı araçları olarak üstlendikleri rolleri anlamaya ve yorumlamaya çalışmaktır. Göç ve diaspora çalışmalarında, bellek olgusu, memleketlerinden ve alışık oldukları toplumsal çevrelerden çeşitli sebeplerle ayrı düşmüş toplulukların, kimliklerinin tekrar kurgulaması ve kültürel pratiklerin muhafaza edilmesi gibi hususlarda, öteden beri en temel unsur olarak kabul edilegelmiştir. Küreselleşme perspektifinde 90'lı yıllarla birlikte ivme kazanan çağdaş diaspora çalışmalarında ise, belleğin diaspora inşasındaki önemi, kitle iletişim araçlarının rolüyle ve medyanın ulus-ötesi akışlarıyla bir arada değerlendirilmeye başlamıştır. Bu doğrultuda, diaspora belleğinin uydu televizyonu, filmler ve yazılı kaynaklar gibi bireysel medya kullanımlarıyla canlanıp güçlendiği vurgulanırken, diğer yandan sözü edilen bu bireysel kullanımlar kategorisi hem yerel hem ulus-ötesi ağlarda taşınaduran fotoğraflar gibi diğer bireysel kullanımları içermemiştir. Bu tezde ise, aile fotoğraflarını bireysel medya kullanımları kategorisinde ele alan yaklaşımların izinden gidilmiş, fotoğrafların bireysel ve kolektif bellekleri buluşturdukları alanlarda yeni toplumsallaşma biçimleri üretme potansiyellerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, çalışmanın kuramsal çerçevesinin çizildiği birinci bölümde; belleğe getirilen bireysel, toplumsal ve kültürel yaklaşımlara yer verilmiş, bunun ardından insanın imge üretme etkinliklerinden biri olan fotoğrafın bellek ile ilişkisine değinilerek, bu bağlamda aile fotoğraflarının kimliksel anlatıların inşasında ve iletimindeki işlevleri üzerinde durulmuştur. Buraya kadar sözü edilen konular, çerçevenin son ayağında ele alınan mekânsal aidiyet, göç ve diaspora olgularıyla tekrar değerlendirilmiş; böylelikle hazırlanan kavramlar setiyle, araştırmada izlenecek yaklaşımlar belirlenmiştir. İkinci bölüm, Atina'daki İstanbullu Rumların, varoluşlarının asli unsuru olarak kabul ettikleri İstanbul'daki geçmişlerini, kozmopolit kimlik algısını oluşturan kültürel ve toplumsal dayanakları ve aynı zamanda şehirden göç etmelerine yol açan olayların tarihsel arka planını konu almaktadır. Üçüncü bölümde, göç sonrası hayata, yeniden yapılanma süreçlerine genel bir bakış yöneltilmiş, bu şekilde topluluğun daha yakından tanınması amaçlanmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise, bir önceki bölümde ele alınan yeniden yapılanma süreçlerinin, kurulan toplumsal ilişkilerin ve mekânsal inşaların sermayesi olan belleğin, aile fotoğraflarının sunduğu duyusal ve duygusal alandan nasıl beslendiği, aile fotoğraflarının diasporanın kolektif imgelemine ve kimliğine ne yönde katkı sunduğu, etnografik saha araştırmasından elde edilen bulgularla, ilgili başlıklar altında ortaya konarak analiz edilmiştir. Bu doğrultuda fotoğrafların ev içinde, monografi çalışmalarında, etkinliklerde ve sosyal medyada kullanım pratiklerini takip edebilmek ve sahiplerince anlamlandırılma ve yorumlanma biçimlerini keşfedebilmek adına, 2017 Kasım ve 2018 Nisan ve Mayıs aylarında Atina'da gerçekleştirilen saha çalışmasında, topluluğun alt ve üst kuşakları olmak üzere toplamda 50 kişi ile yarı yapılandırılmış sorularla derinlemesine görüşmeler ve mülakatlar yapılmıştır. Ayrıca fotoğrafların çeşitli mekânlarda ve mecralarda dolaşımlarını, sergilenme ve arşivlenme biçimlerini izleyebilmek için gözlem ve katılımlı gözlem teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın yöntemi, Arjun Appadurai'nin "insan faaliyetlerinin sadece nesnelere kayıtlı olan izleklerin çözümlenmesiyle anlamlandırılabileceği" (2013) yönündeki önermesinden hareketle şekillenmiş, bu bağlamda çalışma, fotoğrafları salt temsil ya da metinden öte, birer maddi kültür nesnesi niteliğinde ele alarak, onlara yüklenen anlamları ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Metodolojik açıdan araştırmaya katkı sağlayan bir diğer yaklaşım ise, George E. Marcus'un (1995) göç ve diaspora bağlamında öznelerin ve nesnelerin hareketlerini ve etkinliklerini anlayabilmek adına onları çeşitli alanlarda izlemeyi öneren "çok-mekânlı etnografi" (multi-sited ethnography) adlı yöntemidir. Gurbeti ev yapma ve kültürü mekânlaştırma süreçleri, en başta duyguların, geçmiş deneyimlerin ve anıların, henüz yabancısı olunan yerlere aktarılmasıyla mümkün olur. Aile fotoğrafları, tüm bunları içeren duygusal dünyalarla bağlantılı nesnelerdir. Üst kuşak görüşmeciler tarafından çoğunlukla dile getirildiği gibi, fotoğraflar; evleri, sokakları, yakınları ve hatta mezardaki soyları gibi göçle taşıyamayacakları maddi ve manevi önemdeki şeylerin yerine, "tüm hayatlarının içine sığdığı" belgeler olarak, yanlarına aldıkları ilk eşyalar arasında olmuşlardır. Göçle taşınan bu nesneler, Atina'daki ilk yıllarda, memleketlerini kaybetmelerinin hissettirdiği yalnızlığın tesellisi olurken, bir yandan da yabancı bir yerde yitip gitme korkusu karşısında, görüşmecilere "nereden geldiklerini" ve "kim olduklarını" hatırlatan somut kimlik belgeleri gibi işlev görmüşlerdir. İstanbul'daki hayatın "belgeleri" olarak görülmeleri, yerleşilen yerlerin "ev/yuva" yapılma süreçlerine de yansımıştır. Sözgelimi gerek duvarlarda gerekse de albümlerde belirli düzenlemeler içinde yer alan bu nesneler, yaşamöyküsel özelliklerinden dolayı, kimlik sunum araçları olarak kullanılmaktadır. Hane içindeki varlıkları, bir yandan göçün neden olduğu mekânsal kopuş karşısında İstanbul'a dair belleği canlı tutarak kişiye aidiyetini hatırlatırken, diğer yandan da (geniş toplumla temaslarında yaşadıkları birtakım olumsuz deneyimlere bağlı olarak) eve dışarıdan gelen ve onları tanımayan ("bizi bilmeyenlere") kimselere geçmişte nasıl bir hayat sürdüklerini, "şehirli kökenlerini" kanıtlayabildikleri ve bu sayede horlanan kimliklerini aklayabildikleri "iftihar nesneleri" olarak da sunulmaktadır. Belge değeri, kullanım pratikleriyle ortaya çıkarmaktadır. Fotoğrafların kullanım pratikleri, kişilerin geçmişleriyle ilişkilenme biçimlerine dair ip uçları vermektedir. Yukarıda örneği verilen tutum haricinde, sahada daha az karşılaşılan bir diğer örnek ise, bazı görüşmecilerin fotoğraflara karşı mesafeli tutumudur. Bu yaklaşım, göçün travmatik etkilerini yoğun şekilde yaşamaya devam etmekle ilişkilidir. Fotoğraflar bu kimselerce adeta "melankoli nesneleri" gibi algılandıkları için, onları sergilemeyi veya kolay erişebilecekleri yerlerde tutmamayı tercih etmişlerdir. Söz konusu tutumlar, travmayla başa çıkmanın farklı yollarına işaret etmektedir. Fotoğraflar, İstanbul kimliğini ve kültürünü evin içinde bedenleştiren nesnelerdir. Görünür yerlerde konumlanmaları, memleket manzaralarının ev ortamına yansımasını sağlar. Aynı zamanda güçlü çağrışım yapma yetileri bu manzaralara duyusal bir nitelik verir. Çağrışımlar, bakışla harekete geçerken, hatırlama eylemlerine eşlik eden sözlü anlatılarla, İstanbul belleği evde görünür hale gelir. "Bakışın" en önemli özelliği ise, Marianne Hirsch'ten (1997) ödünç alınarak söylenebileceği gibi, "ailesel" (familial gaze) oluşudur. Bu bakış alanı, aile üyelerini duyguların, fikirlerin ve anlatıların mübadele edildiği bir iletişim ağına almaktadır. Fotoğrafların sunduğu bakış alanıyla meydana gelen etkileşimler, genç kuşakların postbelleğinin biçimlenmesinde de etkili olmuştur. Bununla birlikte, görüşmeler, Atina doğumlu bu kuşakların değişen derecelerde İstanbul'a aşina olduklarını göstermiştir. Bu geçmişe duyulan yakınlığın ölçüsü, ev ortamında İstanbul mirasının aktarım biçimlerine göre belirlenmiştir. Bu hususu tahlil edebilmek adına, fotoğrafların hane içi kullanım pratiklerini takip etmek yine aydınlatıcı bilgilere erişmeyi sağlamıştır. Bilhassa da nostalji ve travmanın kuşaklararası aktarımları, geçmişle ilişkilenme yollarından biri olarak fotoğraflara yaklaşımın çerçevesini de oluşturmuştur. Örneğin, travmaların baskın şekilde hissedildiği ortamlarda yetişen kimselerin bu bellek nesneleriyle ilişkileri oldukça sınırlıdır. Buna karşılık memleket nostaljisinin hâkim olduğu evlerde büyüyen görüşmeciler, ailelerinin ve topluluklarının İstanbul kimliğine daha yakın hissettikleri için, aile fotoğrafları bu kişiler açısından, çocukluklarından itibaren "oradaki" yaşantı hakkında merak uyandıran ve hayaller kurduran nesneler olmuştur. Çalışmanın vardığı sonuçlardan bir diğeri ise, ailelerin kişisel arşivlerinden çıkarak topluluk içinde ve ulus-ötesi ağlarda dolaşıma giren fotoğrafların, çeşitli karşılaşmalara ve toplumsallaşma biçimlerine zemin hazırlamasıdır. Bu durum, kolektif imgelem, diaspora arşivi ve işlevselleşen nostalji gibi meseleler hakkında konuşmayı gerekli kılarken, Pierre Bourdieu'nün (1996), fotoğrafın ailelerin birlik duygusuna katkısından söz ederken kullandığı "birlik kültü" terimini de "topluluk/diaspora" çerçevesine doğru genişletmeyi sağlamıştır. Bu bağlamda, araştırma bulguları öncelikli olarak, fotoğrafların göç sonrası ilk yıllardan itibaren, hiçbir zaman bütünüyle ev içi alanın sınırlarında sabitlenmiş nesneler olmadıklarını göstermiştir. Fotoğraflar, görüşmecilerin sosyalleşme eylemlerinin parçası olarak onlarla beraber çeşitli mekânlara hareket etmişlerdir. Örneğin, kişiler arasında iletilerek, hediye edilerek veya bir araya gelinip albümlerden bakılarak, göçten sonra zayıflayan bağların yeniden güçlenmesine ön ayak olmuşlardır. Kimi zaman da izi kaybedilen arkadaşların ve yakınların bulunmasına ve yeniden bir araya gelmelere vesile olmuşlardır. Fotoğrafların zemin hazırladığı toplumsallıkların başka bir örneği, bu nesnelerin topluluğa mensup kişilerce gerçekleştirilen monografi çalışmalarında kullanılmasıdır. Aile fotoğrafları, sahadan edinilen bilgilere göre, İstanbul'da yaşanılan semtler hakkında yapılmış veya hazırlık süreci devam eden mikro tarih çalışmalarında, doğrudan peşine düşülen kaynaklardır. Bazı görüşmeciler, bu tür hazırlıklar yapan arkadaşlarına kendi fotoğraflarını ilettiklerini belirtirken, bazısı ise kendi yapacağı çalışma için tanıdığı veya tanımadığı kimselerle bağlantıya geçerek, onlardan fotoğraf talep ettiklerini söylemişlerdir. Fotoğraflara yönelik bu talep, onlara atfedilen belgesel nitelikten ileri gelmektedir. Bunlara ilâveten, örnekleriyle ortaya konduğu gibi, şimdiye kadar yayınlanmış olan çalışmalar hem geçmişe dair ilginin canlanmasını hem de topluluk içi ilişkilerin hareketlenmesini sağlamıştır. Aile fotoğraflarına bu niyetlerle başvurulması, kişisel arşivlerin toplumsal alana da dahil olmalarını sağlarken, böylesi kolektif hatırlama biçimleri diaspora kimliğini güçlendirmektedir. Fotoğraflar, İstanbul mirasının korunması ve aynı zamanda genç kuşaklara aktarılması amacıyla yapılan etkinliklerde de kullanılan kaynaklardır. Sergilendikleri yerlere İstanbul kimliğini ve kültürünü taşıyan fotoğraflar, tıpkı ev ortamında olduğu gibi, buralarda da sundukları memleket manzaraları etrafında bir araya gelen ya da karşılaşan kişiler arasında anıların paylaşıldığı, çeşitli anlatıların dile getirildiği etkileşim ve iletişim ortamları yaratmaktadırlar. Aile fotoğraflarının, toplumsal alanla temas ederek ortaya çıkardığı kolektiviteler hususunda çalışmada üzerinde durulan son örnek ise, Facebook kullanımlarıdır. Kişisel arşivlerden bu mecraya aktarılarak dolaşıma giren fotoğraflar, diaspora imgeleminin en güncel ve temel yakıtı olarak, İstanbul belleğini sürekli besleyen ve kimliğin ifade alanlarını daha geniş ufuklara taşıyan ve böylelikle yeni yapılanma biçimlerine el veren dinamik bir iletişim ortamı oluştururlar. Aile fotoğrafları duygusal alanla doğrudan bağlantılı nesneler oldukları için ve insanlar en temelde duyguları yoluyla sosyalizasyon süreçlerine girdikleri için, fotoğraflar aile birliğini oluşturdukları gibi, diasporanın temelini atan iletişimsel süreçlerin de kaynağında yer alırlar. Fotoğraflara kayıtlı izlekleri ve duyguları, evlerden kamusal mecra ve alanlara, kullanım pratikleri çerçevesinde mercek altına alan çalışma, bu bağlamda, göçlerle Atina'ya getirilen aile fotoğraflarının bireysel ve kolektif bellekleri buluşturarak diaspora imgelemini geçmişten bugüne besleyen başlıca unsurlar olduklarını ve buna bağlı olarak da kimliksel ve mekânsal inşa süreçlerinde başat bir rol üstlendiklerini göstermektedir.

Yazar

Dr. Ceren Acun

Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır

Ceren Acun (Doktora Tezi). Diasporanın sembolik sermayesi: Atina'da yaşayan İstanbullu Rumların aile fotoğrafları, 2021, Galatasaray University.

Lisans

Tüm Hakları Saklıdır

Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.

Galatasaray University tezlerinden daha fazlası