Medical SpecialtyOpen Access

Enfektif spondilopati tanılı hastaların retrospektif olarak değerlendirilmesi

2024
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Gürdal Yılmaz

Abstract (TR)

Amaç: Spondilodiskit vertebra gövdelerini, intervertebral diskleri, paravertebral yapıları ve spinal kanalı tutabilen bir enfeksiyon hastalığıdır. Semptomlarının nonspesifik olması ve sıklıkla sinsi başlangıç göstermesi gibi nedenlerle, klinisyenler için tanı koymak zorlu bir süreçtir. Hastaların üçte birinde etken tanımlanamaması da, bu hastaların yönetimini zorlaştıran önemli faktörlerden biridir. İlk belirtiler ile tanı arasındaki sürenin uzaması, hastalarda özellikle nörolojik komplikasyonların yanı sıra ciddi sorunlara yol açabilir. Doğru tanı ve etkin tedavi için hastalarda klinik ve tanısal özelliklerin tanımlanması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, spondilodiskit hastalarında klinik ve tanısal özelliklerin yanı sıra etken dağılımlarını belirlemek, hasta takibi ve tedavi özelliklerini vurgulamak ve tedavi sonrasında tekrar başvuru oranı yüksek olan bu hastalığın yönetiminde ortak bir yaklaşım geliştirmektir. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda spondilodiskit ile uyumlu radyolojik bulguları olan, ağrı şikayeti olan ve enfeksiyonun laboratuvar belirtileri saptanan hastalara spondilodiskit tanısı konularak 1 Ocak 2012 ile 31 Aralık 2022 tarihleri arasındaki süreçte Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği'ne yatırılarak takip edilen tüm hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 202 spondilodiskit hastası dahil edildi. Bu hastaların 107'si erkek (%52.9), 95'i (%47) kadındı. Hastaların ortalama yaşı 60.6±13.5 olarak hesaplandı. En düşük yaş 17, en yüksek yaş 94'tü. Hastaların 67'si (%33.1) piyojenik spondilodiskit, 13'ü (%0.06) tüberküloz spondilodiskit, 48'i (%23.7) brusella spondilodiskit tanısıyla takipli ve 74'ü de (%36.6) etken izole edilemeyen hastalardı. Hastaların 119'una (%58.9) en az bir ek hastalık eşlik etti. Eşlik eden komorbiditeler gruplara göre karşılaştırıldığında piyojenik spondilodiskitte DM eşlik etme sıklığı diğer gruplara göre 2.6 kat (p=0.003), hipertansiyonun ise piyojenik spondilodiskit grubunda eşlik etme oranının 2.62 kat arttığı saptandı (p=0.002). Hastaların başvuru şikayetleri irdelendiğinde; ağrı tüm gruplarda eşlik eden semptomdu ve 93'ünde (%46) ateş, 78'inde (%38.6) gece terlemesi, 51'inde (%25.2) kilo kaybı vardı. Brusella spondilodiskitine gece terlemesi eşlik etme oranı diğer gruplara göre 3.3 kat artmış olarak saptandı(p=0.0005). Nörolojik defisit 55 (% 27.2) hastada tanımlanmış olup piyojenik spondilodiskit grubunda görülme oranı etken izole edilmeyen gruba göre anlamlı yüksekti (p = 0.012). Hastaların şikayetlerinin başlangıcının başvuru tarihinden önce ortalama 77.4 gün (min=7, max=700) olduğu saptandı. Tüberküloz grubunda bu süre piyojenik (p < 0.001)ve brusella (p < 0.001) gruplarına göre anlamlı yüksekti, etken izole edilmeyen grupla arasında anlamlı farklılık yoktu. Hastaların 74'ünde (%36.6) geçirilmiş spinal cerrahi öyküsü tespit edildi. Spinal cerrahi öyküsü olan hastalarda piyojenik spondilodiskit gelişme riskinin 2 kat arttığı saptandı(p=0.025, OR=1.2). Spinal cerrahi öyküsü olan hastaların 16'sında(%7) enstrümantasyon (vida,plak gibi) bulunmaktaydı. Enstrümantasyon varlığında piyojenik spondilodiskit görülme oranı 7.2 kat artmış olarak saptandı(p=0.002). Hastaların MRG bulguları değerlendirilmiş olup tüm hastalarda çoklu seviye vertebra tutulumu vardı ve 1. sıklıkta %51.9 lomber, 2. sıklıkta (%24.7) torakal bölge tutulumu görüldü. Hastaların 128'ine (%63.3) apse eşlik etmekteydi. En sık birliktelik piyojenik spondilodiskit grubunda görüldü, ancak gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Tedavi başlangıcında; CRP piyojenik spondilodiskit grubunda diğer gruplara göre anlamlı yüksekti (p<0.001), ESH ise piyojenik grupta, brusella ve tüberküloz gruplarına göre anlamlı yüksekti (p<0.001). Tedavi sonundaki CRP düzeyleri piyojenik grupta brusella grubuna göre anlamlı yüksekken (p=0.007), ESH düzeyleri ise piyojenik grupta tüberküloz ve brusella grubuna göre anlamlı yüksekti (p<0.001). Hastaların 104'üne (%51.4) biyopsi yapıldı. Biyopsi kültürleri gönderilen 104 hastanın 52'sinde (%50) üreme saptandı. En sık izole edilen organizma S. aureus'tu (%40.7). Metisilin direnci %15.4'tü. Biyopsi yapılan hastaların 73'üne (%36.1) histopatolojik inceleme yapıldı ve sonuçların 53'inde (%72.6) inflamatuar bulgular saptandı. İnflamatuar bulguları olan ve olmayan hastalar arasında biyopsi kültür pozitifliği oranlarında anlamlı farklılık saptandı (p= 0.047). Tüberküloz tanısıyla takipli hastalara perkütan biyopsi yapılmış olup hastaların %69.2'sinde tüberküloz kültüründe üreme, %27.2'sinde ise tüberküloz ile uyumlu nekroz ve granülasyon dokusu saptandı. Geçirilmiş tüberküloz öyküsü olan hastaların %50'si tüberküloz spondilodiskit tanısı aldı. Etken izole edilemeyen hastalarda başlanmış olan ampirik tedaviler ve piyojenik etkenlere karşı başlanan tedavilerde İV ve oral antibiyoterapi rejimlerinin tedavi başarısızlığı oranları arasında fark saptanmadı (p=0.894, p=0.365). Tedavileri tamamlandıktan sonra hastaların %34.6'sı tekrar başvurdu, bu hastaların %52.8'inin şikayetleri nonenfeksiyöz nedenlere bağlı veya spondilodiskit komplikasyonu olarak, % 47.1'i ise tedavi başarısızlığı olarak kabul edildi. Tedavileri başarılı olan ve tedavi başarısızlığı kabul edilen hastaların laboratuvar değerleri karşılaştırıldığında; iki grupta da CRP ve WBC değerlerinin tedavilerinin 1.ayında anlamlı olarak düştüğü (p<0.0001), ESH değerleri ise 1. ayda başarılı olan grupta düşerken, tedavi başarısızlığı kabul edilen hastalarda görece yüksek kaldığı saptandı (p=0.179). Sonuç: Bu çalışma, spondilodiskit hastalarında doğru tanı ve etkin tedavi ile tedavi sonrası komplikasyonların klinik ve laboratuvar izleminin önemini vurgulamaktadır. Detaylı incelemeler ve karşılaştırmalar sonucunda, etken profilinin eşlik edebilecek farklı durumlara bağlı olarak değişebileceğine dikkat çekilmiştir. Laboratuvar parametrelerinin titizlikle takibi, özellikle ESH takibinin tedavi başarısızlığının öngörülebilmesi açısından önem arz etmektedir. Ayrıca, çalışmamızın gösterdiği üzere, etken izole edilemeyen grupta ampirik olarak başlanan tedaviler ile piyojenik grupta etkene yönelik başlanan tedaviler arasında İV ve oral seçeneklerin tedavi başarısızlığı açısından anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Bu bulgular, hastaların tedavi seçiminde dikkate alınabilir. Hastaların dikkatli izlenmesi, tedavi sürecinde ve sonrasında ortaya çıkabilecek komplikasyonlar ile tedavi yanıtlarının klinik ve laboratuvar parametreleri açısından düzenli olarak takip edilmesi gerekliliğini vurgulamaktadır.

Author

Dr. Nagehan Köksal Atabey

How to Cite

Nagehan Köksal Atabey (Tıpta Uzmanlık Tezi). Enfektif spondilopati tanılı hastaların retrospektif olarak değerlendirilmesi, 2024, Karadeniz Technical University.

Keywords

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Karadeniz Technical University