Yüksek LisansAçık Erişim

Eser sözleşmelerinde hasarın geçişi

2013
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Prof. Dr. M. Turgut Öz

Özet (TR)

Eser sözleşmelerinde, eser sözleşmeye uygun bir şekilde meydana getirildiğinde ve bedel vadesinde ödendiğinde, iş sahibinin ve yüklenicinin bu sözleşmeden tatmin oldukları kabul edilir. Ancak geçerli olarak kurulmuş bir eser sözleşmesinde tam bir ifanın gerçekleşmediği durumlar da söz konusu olup, kanun koyucu bu hallerde tarafların korunması için genel ve özel hükümlerde düzenlemelere yer vermiştir. İşte bu anlamda karşımıza hiç ifa etmeme, gereği gibi ifa etmeme ve imkânsızlık halleri çıkmaktadır. Hiç veya gereği gibi ifa etmeme hallerinde, ifa edilebilirlik durumunun bulunması koşulu ile, yükleniciden Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine dayanılarak aynen ifa ve gecikme tazminatı talep edilebilecektir. Bu durumun yanı sıra, para borçları bakımından temerrüt faizi, tam iki tarafa borç doğuran sözleşmelerde, yüklenici ihtar ile veya ihtara gerek duyulmayan hallerde ihtar olmaksızın, temerrüde düşürülerek temerrütten kaynaklanan diğer talepler de ileri sürülebilecektir. Bunlar sözleşmeden dönme ve menfi tazminat ile ifadan vazgeçme ve müspet zararın tazminidir. İfanın gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı, diğer bir ifade ile ifanın imkânsızlaştığı hallerde ise sözleşmenin akıbeti ve tarafların ileri sürebilecekleri talepleri tartışmak gerekmektedir. İfa imkânsızlığı, baştaki ifa imkânsızlığı ve sonraki ifa imkânsızlığı olarak iki şekilde incelenebilecektir. Kanun koyucu, baştaki ifa imkânsızlığını Türk Borçlar Kanunu md. 27. maddesinde düzenlemiş, buna göre kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olacağı belirtilmiştir. Baştaki imkânsızlık halinde objektif baştaki imkânsızlık ve sübjektif baştaki imkânsızlık ayrımı yapılır. Buna göre, baştan objektif olarak imkânsız olan sözleşmenin kesin olarak hükümsüz olacağı aşikârdır. Ancak borçlu tarafından ifa edilmenin imkânsız olmasına karşın, üçüncü bir kişi tarafından ifa edilebilmenin mümkün olduğu durumlarda sübjektif baştan imkânsızlık söz konusu olacak, bu halde sözleşme kurulmuş kabul edilecek ancak ifa etmesi imkânsız olan borçlunun müspet zarar tazmin yükümlülüğü doğacaktır. İfa imkânsızlığının ikinci türü olan ve tez çalışmamız açısından da önem arz eden sonraki ifa imkânsızlığında ise, geçerli olarak kurulmuş bir sözleşmede, sübjektif veya objektif sebeplerle sonradan ifa edilememe durumu söz konusudur. Türk Borçlar Kanunu'nun 136. maddesinde düzenlendiği üzere borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erecektir. 136. maddenin sadece objektif sonradan imkânsızlık halinde mi yoksa hem sübjektif sonradan imkânsızlık ve hem de objektif sonradan imkânsızlık hallerinde uygulanacağı yönünde tartışmalıdır. İmkânsızlık halinin sonucu olarak, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybedecektir. 136. Maddenin ikinci fıkrasını oluşturan bu hüküm, özellikle eser sözleşmelerinde doğan sonraki imkânsızlık hali açısından önem arz edecektir. Kanun koyucu 136. Maddenin ikinci fıkrasının son cümlesinde ise kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu xxi hükmün dışında olduğunu belirtmiştir. Son olarak maddenin son fıkrasında ise, borçlunun ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmemesi ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almaması halinde bundan doğan zararları gidermekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. 136. maddede düzenlenen geçerli olarak kurulmuş bir sözleşmede ifa imkânsızlığı halinin eser sözleşmeleri bakımından yansıması Türk Borçlar Kanunu md. 483, 485 ve 486'da görülmektedir. İş bu maddelerde hasarın hangi taraf üzerinde kalacağı ise tez çalışmamızın temel konusunu oluşturmaktadır. Bu bakımdan öncelikle hasar kavramının tanımının yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Hasar, genel olarak tesadüfi bir olay sonucunda bir kişinin malvarlığında azalma olarak tanımlanabilir. Hasar, geniş anlamda hasar ve dar anlamda hasar olarak ikiye ayrılmıştır. Tez çalışmamız bakımından, eşyanın tabiatından doğan geniş anlamda hasar kavramı değil, borç ilişkisinden doğan hasar kavramını karşılayan dar anlamda hasar ele alınacaktır. Kanun amacı incelendiğinde, kanun koyucunun genel olarak hasar ve yararın bir olarak geçtiği şeklinde düzenleme yoluna gittiği görülmektedir. Türk Borçlar Kanunu'nda geçen hasar kavramının dar anlamda hasar kavramı olduğu kabul edilmektedir. Dar anlamda hasar, edim yasarı (maddi edim hasarı) ve karşı edim hasarı (bedel hasarı) olmak üzere ikiye ayrılır. Edim hasarı, taraflar arasında geçerli bir borcun doğumundan sonra ve fakat ifa gerçekleşmeden önce, borçlunun sorumlu olmadığı haller dolayısıyla edimin gereği gibi ifasının imkânsızlaşması halinde, alacaklının edimi talep hakkının devam edip etmeyeceği sorunudur. Karşı edim hasarı ise, tam iki tarafa borç doğuran sözleşmelerde, kusura dayanmayan imkânsızlık halinin gerçekleştiği hallerde Türk Borçlar Kanunu md. 136'daki gibi borcun sonra ermesi durumunda borcundan kurtulan edim borçlusuna karşı edim hakkının tanınıp tanınmayacağı sorunudur. Tez çalışmamızda da eser sözleşmelerinde hasar kavramı dar anlamda hasar kavramı kapsamında değerlendirilecektir. Kanun koyucu eser sözleşmelerinde hasar kavramını Türk Borçlar Kanunu'nun 483, 485, 486. Maddelerinde ele almıştır. Türk Borçlar Kanunu'nun 483. Maddenin birinci fıkrası, eserin teslim edilmeden önce beklenmedik bir olay neticesinde telef olması halinde, hasarın hangi tarafça yüklenileceğini düzenlemektedir. Buna göre eserin teslimden önce beklenmedik telef olması halinde, iş sahibinin eseri teslim almada temerrüde düşmemesi şartı ile, yüklenicinin, yaptığı işin ücretini ve giderlerinin ödenmesini isteyemeyeceği belirtilmiştir. 483. maddenin birinci fıkrası bakımından teslim kavramı, beklenmedik olay kavramı ve iş sahibinin temerrüdü kavramının değerlendirilmesi gerekmektedir. Eser sözleşmelerinde teslim kavramı tanışır, taşınmaz, bağımsız maddi varlığı olmayan ve fikir eserleri bakımından farklılık doğurmaktadır. Buna göre taşınır eserler ve fikir eserleri sözleşmede taahhüt edilen eserin zilyetliğinin ve mülkiyetinin iş sahibine devri ile gerçekleşecektir. Bir duvarın boyanması, kırılan camın yerine takılması gibi bağımsız maddi varlığı olmayan eserlerde ise teslim kavramının tam olarak uygum sağlamayacağı belirtilmiştir. Bunun sebebinin, eserin hali hazırda iş xxii sahibinin hukuki alanında doğmuş olmasıdır. Taşınmaz eserlerin teslimi ise, eserin meydana getirildiği arsanın yükleniciye mi yoksa iş sahibine mi ait olduğu hususu ile bağlantılı olacaktır. Buna göre, yüklenicinin arsasında gerçekleştirilen bir taşınmaz eserde teslim, eserin iş sahibi adına tescil edilmesi ile gerçekleştirilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, meydana getirme gerçekleşse dahi, eğer iş sahibine mülkiyet geçişi gerçekleşmemiş ise, teslimin söz konusu olmadığıdır. Taşınmaz eserin iş sahibinin hukuki alanında gerçekleştirildiği durumlarda ise, iş sahibine gerçekleştirilecek açık veya örtülü bir bildirim ile teslimin gerçekleşmiş olacak kabul edilecektir. Beklenmedik olay kavramı, ne iş sahibine ne de yükleniciye yüklenebilecek olan sebepler ile borcun mesul kişi tarafınca kaçınılmayacak suretle ihlal edilmemesine neden olan hadise olarak tanımlanmaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nun 483. maddesinde geçen beklenmedik olay kavramının teknik anlamda beklenmedik olay kavramının ötesinde mücbir sebepleri de kapsadığı kabul edilmektedir. İş sahibinin eseri teslim almada temerrüde düşmesi halinde alacaklı mı yoksa borçlu temerrüdüne mi düştüğü doktrinde tartışılmıştır. Buna göre, doktrinde genel olarak, kanunda iş sahibinin eseri teslim almada temerrüde düşmesi halinde, kanun koyucu tarafından herhangi bir teslim alma yükü olmaması sebebi ile, borçlu temerrüdünün söz konusu olmayacağı, ancak alacaklı temerrüdünün mümkün olacağı kabul edilmektedir. Genel kabul bu olmakla birlikte, mutlak şekilde alacaklı temerrüdü durumunun kabul edilmesi de doktrinde eleştirilmiştir. Bu açıklamalardan sonra, Türk Borçlar Kanunu'nun 483. maddesinin birinci fıkrası açısından, beklenmedik olay neticesinde doğan edim ve karşı edim hasarına yüklenicinin katlanması gerektiği kabul edilecektir. Bu durumun istisnası yani iş sahibinin edim ve karşı edim hasarına iş sahibinin katlanması durumu ancak iş sahibinin alacaklı temerrüdüne düşmüş olası halinde söz konusu olabilecektir. 483. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde ise birinci fıkrada gerçekleşen hallerde malzemeye gelen hasara hangi tarafın katlanacağı sorunu çözüme kavuşturulmak istenmiştir. Buna göre, eserin meydana getirilmesi için gerekli olan malzemeyi getiren taraf, beklenmedik olay neticesinde malzemede meydana gelen hasara da katlanacaktır. 483. maddenin ikinci fıkrasında belli şartlar altında hasara iş sahibinin katlanacağı hususu düzenlemiştir. Buna göre birinci fıkrada belirtilen kuralın istisnası olarak, eserin iş sahibinde verilen malzeme veya gösterilen arsanın ayıbı veya iş sahibinin talimatına uygun yapılması yüzünden telef olması halinde, yüklenicinin durumu zamanında bildirmesi koşulu ile, hasara iş sahibi katlanacak, bu sebeple yüklenici tarafında doğan zararları karşılamak durumunda kalacaktır. Ancak bu durumda yüklenicinin sözleşmede kararlaştırılan bedeli değil, yaptığı işin değeri ve bu değere girmeyen giderleri isteme hakkı söz konusu olacaktır. İş sahibinin kusuru bulunması halinde ayrıca tazminat sorumluğu mevcuttur. Yüklenicinin zamanında bildirimde bulunması, dürüstlük kuralı gereğince gecikmeden iş sahibine bildirimde bulunması olarak açıklanabilecektir. TBK md. 485 eser sözleşmelerinde hasar kavramı, iş sahibi sebebi ile gerçekleşen sebeplerden dolayı ifanın imkânsızlaşması açısından incelemiştir. Bu bakımdan, hasara iş sahibinin katlanması kural olarak söz konusu olacaktır. Şöyle ki, xxiii eserin tesliminden önce, iş sahibinden kaynaklanan sebeplerle eserin tamamlanmasının imkânsızlaşması halinde yüklenicinin yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen masraflarını talep edebileceği Türk Borçlar Kanunu m. 485 kapsamında düzenlenmiştir. Bu bağlamda iş sahibinin kusuru olup olmadığı Türk Borçlar Kanunu md. 485 bakımından önem arz etmez. Ancak iş sahibinin kusuru mevcut ise ayrıca tazminat yükümlülüğü doğacaktır. 485. maddede gerçekleşen şartların varlığı halinde, sözleşmenin ileriye etkili olarak sona ereceği kabul edilmektedir. Bu bağlamda sözleşmenin kendiliğinden mi yoksa iş sahibinin veya yasal mirasçılarının fesih hakkını kullanması ile mi sona ereceği konusunda doktrinde tartışma mevcuttur. Türk Borçlar Kanunu'nun 483 ve 485. maddelerinin hangisinin uygulanacağı tartışması, eserin iş sahibinin riziko alanında gerçekleşen bir beklenmedik olay nedeniyle telef olduğu ve aynı zamanda eserin meydana getirilmesinin imkânsızlaştığı durumlarda söz konusu olacaktır. Bu halde doktrinde birinci görüş, Türk Borçlar Kanunu'nun 485. maddesinin, 483. maddeyi yumuşatan bir madde olduğunu savunmuştur. İkinci görüş ise 483 ve 485. Maddelerin farklı düzenlemeler olduğunu, beklenmedik bir olay neticesinde telef olma ve aynı zamanda yeniden meydana getirilmenin imkansızlaşması durumunda Türk Borçlar Kanunu'nun 483. maddesinin uygulanacağını belirtmiştir. Son olarak TBK md. 486'da ise yüklenicinin şahsını ilgilendiren bir eserin meydana getirilmesinin taahhüt edildiği eser sözleşmelerinde yüklenicinin kusuru bulunmaksızın yüklenicinin ölümü veya yeteneğini kaybetmesi halinde sözleşmenin sona erdiği düzenlenmiştir. Buna göre, iş sahibi hasara katlanacak ve eserin tamamlandığı kısım iş sahibinin kullanabileceği şekilde ise bunu kabul edecek ve bedelini yükleniciye verecektir. Buna göre genel hükümlerde 83. maddede düzenlenen ve kural olarak borçlunun şahsen ifa ile yükümlü bulunmadığı kuralının aksine, eser sözleşmelerinde kural, yüklenicinin şahsen veya kendi yönetimi altında ifa etme borcu altında olduğu kabul edilmelidir. Bu bağlamda yüklenicinin tüzel kişi olması halinde 486. maddenin uygulanıp uygulanmayacağı önem arz etmektedir. Yüklenicinin bir ortaklık olması ve sözleşmenin yapılırken ortaklardan birine güvenilerek bu borç ilişkisinin kurulması halinde, söz konusu ortak ölür veya ayrılır ise, 486. maddenin uygulanacağı doktrinde kabul edilmektedir. Ancak doktrinde ikinci görüş bu durumun mutlak olarak uygulanmaması gerektiğini savunmaktadır. Anahtar Kelimeler :Eser Sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu, Yüklenici, İş Sahibi, İfa Etmeme, Gereği Gibi İfa Etmeme, İmkansızlık

Yazar

Dr. Elif Merve Subaşı

Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır

Elif Merve Subaşı (Yüksek Lisans Tezi). Eser sözleşmelerinde hasarın geçişi, 2013, Galatasaray University.

Anahtar Kelimeler

Lisans

Tüm Hakları Saklıdır

Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.

Galatasaray University tezlerinden daha fazlası