Une etude sur le concept de negation dans le cadre de la critique Hegelinne de l'ironie romantique
2024
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Umut Öksüzan
Özet (TR)
Dönüşüm sürecinin getirdiği çelişkilerin içselleştirilmesi ve yeniden yorumlanışı olarak, "romantik ironi » kavramı, Hegel'in etrafında romantik felsefeye dair eleştirel düşüncelerine yön verdiği ana konuyu oluşturur. Bu çalışmada, yabancılaşma formu olarak, ironik, ikircimli bilincin, özbilincin açığa çıkışına giden bir uğrak (moment) olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunacağım. Yaklaşımımızı açık kılmak için, Hegel'in Tinin Fenomonolojisindeki yaklaşımını takip ederek, öz bilince (Selbstbewusstsein) ait olan, yadsımanın yadsımasının edimini ve güzel ruhun (schöne Seele) soyut çelişkilerinin karşılaştırmasını yapacağız. Önceliğimiz bu bağlamda, doğal yadsıma ve çatışmalardan, mutlak yadsımaya geçiş olacaktır, başka bir değişle, İdea'nın dönüşüm süreci. Böylelikle, Hegel'in Mantık Bilimi adlı eserinde değindiği, romantik soyut olumsuzlamayı ve romantik ikircimi (Doppelsinnigkeit) kurduğu içsellik düzeyini, tinin (Geist) devinimindeki çelişkiler bağlamında ele almış olacağız. Çünkü bize göre, Hegel'in Romantik İroni adlı kitabında ve Tinin Fenomenolojisin 'de, etik ve estetik bağlamında ele aldığı ironi kavramı, canlı ideanın (Geist) gelişimini, çelişkilerin aşılması yoluyla (Aufhebung) dönüşümünü ortaya çıkarır. Bu bakımdan, Hegel'in ironiye dair görüşlerine değerlendirirken, saltık yadsıma anlayışının romantik estetik ve doğa kavrayışı ile ilişkisinin açık kılınması gerektiği düşüncesindeyim. Hegel, romantik ironiyi, Estetik Derslerinde ve Tinin Fenomonolojisinde, incelerken bilincin ikircimini, estetik ve etikte geliştirdiği, diyalektik yaklaşım içinde tartışmıştır. Bilincin muamması olarak ironi, tinin, İdeanın, geçirdiği dönüşüm, parçalanma ve yabancılaşma aşamalarının açıldığı bir mutlak dönüşüme geçiş olarak değerlendirilir. Hegel'in "Romantik İroni" çalışmasında yaptığı tanımı alıntılarsak, romantik çelişki, aracılığıyla "aklın dirlik, canlılık biçimleri ve hakikat olumsuzlanır" (Verneinen), bu tanıma göre, ironi aracılığıyla kendilik bilincinin ve dünyasının, bir yabancılaşma aşamasına ve tarihsel bir uğrağa indirgendiğini ileri sürebiliriz. Hegel'in ironinin yarattığı ruh durumu (Stimmung) ile ilgili yaptığı iki temel ayrımı takip etmemiz gerekirse boşluk içindeki ruhu (kalbin), keyifli ironi ile kara sevdayı birbirinden ayırmamız uygun olur. Bu ayrım, Hegel'in saltık yadsımayı, sanat tarihi bakımdan ele aldığı, Tinin Fenomonolojisi ve Estetik Derslerinde, bir batı doğu iklimi ayrışmasına dönüşür. Bu yorum, bizi klasik sanat, sembolik sanat ve romantizmi doğu ve batı çatışması içinde ele almaya götürecektir. Öncelikle, Hegel "yadsımanın yadsınmasının" bilince birlik vermekten ziyade sürekli bir huzursuzluk içine soktuğunu iddia ettiği için, ikircimli bilinci güzel İdeası'na bağlayarak, Tinin Fenomonolojisindeki farklı bilinç aşamaları arasındaki ayrımları kavramaya çabalayacağız. Ardından, ideanın tersine dönmesi meselesine odaklanarak, estetik derslerindeki, olumsuz sonsuzluk kavramını inceleyeceğiz. Hegel güzel idea'sının (Schönheit) tersine dönmesi (renversement) üzerinden ele alınan yadsımanın yadsımasının getirdiği bilinç durumunun inceleye bilinci sentezlemekten ziyade, sonsuz bir huzursuzluk içine soktuğunu savunan Hegel'in yorumuna farklı bir açıdan bakmaya çalışacağım. Sonsuzluğu sınırsızlık olarak, dizginsiz bir yadsıma eylemi olarak kavrarlar. Hegel açısından bu kavrayış, romantik bilinçte, hakikat ile aldatıcı görünümlerin iç içe girmesine neden olan sınır bulanıklığını, kesinliğin yitimini doğurur ve bu nedenle o bu kavrayışı 'kötü sonsuzluk' olarak tanımlar. Hegel'de ise yadsıma özbilincin gelişimi sırasında ve zihinde kavranır ve mutlak İdeanın dışsallaştığı, başka bir deyişle kendine yabancılaştığı, her aşamada farklı şekiller alır, önceki aşamalardan farklılaşarak ilerler. Böylelikle, yadsıma bir ilişki biçimi oluştursun ve sentez olarak düşünce ve düşüncenin başkası, yaşam, arasındaki soyut bağı yansıtsın diye gerçekleşir. Hegel'in kullandığı anlamda çelişki olumlayıcı bir biçimde içselleştirilmelidir ve bu içselleştirme tez ve antitezin sentezinden geçer. Ayrıca, eğer biz çelişkinin anlamından fark olarak bahsedecek olursak, biz artık onu, romantiklerin yaptığı biçimde iki aşırı kutup arasındaki bir bağlantı olarak belirleyemeyiz. "Tez" ve "Antitez"'in dengelendiği bir aşamada bulunuyoruz bu bakımdan çelişki içselleştirildiğinde fakat bu geçici bir dengedir, durgunluktur, gerçek bir bütünlük ve birlikten söz edemeyiz. Böylelikle, aşırı uçlar romantik bireyi kavramak için korunur, bu bireysellik kendi içindir ve onu güzel ve soylu ruh olarak adlandırırız. Bu adlandırma romantiklerin estetik kavrayışı için biçim mükemmelliğinin açığa çıktığı gerçeklik düzeyine tekabül eder. Bireyin itibarını ve tekilliğini bu düzeyde kurar. Romantik akımda, tez ve antitez birbirleriyle başka bir gerçekliğin dolayımı olmadan bağıntı kurarlar, çelişki ilkesine aykırı olan da budur, onlar geçişleri bir kutuptan diğerine sıçrayarak gerçekleştiriyormuşçasına birbirine aykırı kutupları içselleştirirler. Bir sınırın akıcılaştığı her defada kendimizi yeniden iki blok arasında buluruz. Çünkü bu biçimdeki geçiş, Hegel değerlendirmesi boyunca aynı fikirde kalır, değişim adı almayı hak etmez, romantik dönüşüm tez ve antitez arasında sentez (birlik) kurma kabiliyetine gerçek anlamda sahip değildir. Romantik ironi, sanki yükselen bir dalganın dalga kıran etkisini yitirmesi gibi, aşırı uçlar arasındaki engelleri aşar. Açıklamak gerekirse romantik güzergâh, ironik bilinç tekilliğini sürdürmek için gereken, kavga, çarpışma ve çatışmayı içermez. Hegel açısından, olumlama aşamasını içeren ve çelişkinin içselleşmesini kalıcı hale getiren (momentleri) aşamaları arkasında bırakamaz. Bütün bunları göz önünde bulundurarak diyebiliriz ki, yaşamın ölüm aracılığıyla yadsınması bu bağlamda onu güzel idesine uygun biçimde yeniden şekillendirmek ve daha insani benliği, üst bir nesnellik seviyesine çıkarmak içindir. Çelişkinin olumlanması ile ilgili veçheye olumsuz (negatif) sonsuzluk çerçevesinde değineceğiz. Bunların yanı sıra, romantik coşkunluğun bu iki uçta salınımını ilgilendiren bir diğer özel konu, ironik bilinç olarak, arzu'nun kendi içinliğidir( begierde) ve romantik coşkunun temelinde bulunur. Romantik bir perspektiften, bütün değişim dolayımsız kendiliğinden (spontané) gerçekleşir. Dönüşümü, arzunun yönelimini takip ederek, herhangi başka bir bilincin dolayımına ve yardımına başvurmaksızın gerçekleştiririz ve aynı bilinç düzeyinde kalırız, yönelimimiz başka bir bilincin dolayımının aracılığına başvurmaksızın şekillenir. Romantik akımın ortaya çıkış aşamasında, romantik öz bilinç, toplumsal katmanlara karşı, başka olanı benimseyen ve kendi alanına dahil eden bir yapıda değildir. Başkasına tanıma konusundaki eksiklik bu sorunun ardındaki en köklü nedendir. Tanınma gerçekleşsin diye, biz her şeyden önce, farka dair bir idrak sahibi olmalıyız, fark dediğimizde çelişkin olumlanmasını kastediyoruz. Hegel'in ileri sürdüğüne göre, biz farklılık ve çeşitlilik arasına çelişki kavramına dayanarak bir ayrım koyarız. Hegel'in savına göre, romantikler çelişkiyi oldukça iyi kavramışlardır, bununla beraber onlar çelişkiyi, yüzeyde kontrastlar yaratan bir kutupluluk olarak kavramışlardır. Hegel'in bakışına göre kastedilen, ben ve diğerinin arasında kurulan ilişki özsel değildir, ben ve başkası birbirinden ayrışır fakat ben tez olarak, kendi başkası olan antitez tarafından tanımlandığından, nesnel bir karşılık bulamaz. Bu konuyu ilerleyen bölümlerde ayrıntılarına girerek aydınlatmak niyetindeyim. Romantik ironin, kötü sonsuzluk olarak ele alındığı bölümde, Hegel'in düşüncelerine onları etik ve estetik çerçevesine yerleştirerek, açıklık getirmeye çalışacağım. İdea ve hakikatin somut hale gelişi, bu bağlamda, çelişki ilkesi sayesinde birbiriyle ilintilenir. Bununla beraber, romantik ironi, İdeanın gerçekleşmesini dönüşüme bağlantılar, başka türlü söylemek gerekirse, gerçekliğin kurulmasını sürekli bir biçimde benin başkasına dönüşme süreci olarak değerlendirirler. Böylesine bir yaklaşım Hegel için sorun açığa çıkaracaktır, her ne kadar ben ve başkası ilişkisi tinin yörüngesi içinde önemli bir uğrak olsa da bu yalnızca bir aşamadır. Bu somut öznellik ve öz bilinç arasına köprü kuran bir aşamadır yalnızca. Bu bakımdan, biz romantik özneyi, bölünmüş bilinç olarak tanımlarız (in sich entzweite Bewusstesein). Bu yarılma, başka bir deyişle, yadsıma, karşıtlığın içselleşmesi olarak, yansımalı olarak düşünen ben ve başkası arasında var olan bağlantıda açığa çıkar. Bu ilişki kendi için ben ve başka için ben arasındaki bağa karşılık gelir. Kendi için ve başkası için arasındaki ayrım özsel olarak kurulduğunda fark ortaya çıkar. Artık farkın somutlaştığı bir aşamaya şahitlik ettiğimiz bir aşamaya ulaşırız. Bu nedenledir ki bu konu, mevcut çalışma süresince, benim düşüncelerime ve Hegel felsefesi bağlamında, Romantik felsefenin yorumlanışını aydınlatma girişimime yön verecektir. Bunun en temel nedeni farkın somutlaşma sürecinin, yani kendinde farkın, ideanın somutlaşma sürecine ve canlı kavramın, devinim halindeki İdeanın açığa çıkışına eşlik etmesidir. Daha önce belirttiğim gibi, bütün eleştiri boyunca, bu fark kavramı da keskin bir eleştiriye tabi tutulur çünkü o özsel bir karşıtlık ve dolayım aracılığıyla somutlaşarak açığa çıkmaz. Bir soyutlama aşaması olarak kendini gösterir. Bununla beraber, olumsuzlamanın böyle yorumlanış, (negation) çelişki olarak özbilincin, gelişimindeki figürlerde, tin kendini gösterdiği için yer tutar. Bu bakımdan romantik ironi ve hegelci çelişki kavrayışı arasındaki bağı açık kılmaya çalışacağım, bu benim açımdan, canlı ideanın devinimini anlamanın en iyi yolu. Romantik filozoflara göre, mutlak olan ve duyulur olan arasındaki açıklık, daha iyi belirtmek gerekirse, ölüm ve yaşam çatışması, mutlak olanın, doğada tezahürüne dayalı, yeni bir kavrayış üzerinden ortadan kalkmaz. Bu nedenle ki İdea, koşulsuz olan ve görüngüler, koşullu olan, dolayımsız bir bağlantı içinde zapt edilebilir. Böylelikle ancak biz doğanın organik (örgensel)bir bütünlük olarak kavrandığı aşamaya ulaşırız. Bu noktada, Hegel ve romantik filozofların arasındaki görüş ayrılığıyla karşılaşmış oluruz. İlk olarak Hegel'e göre, Tinin (Geist), İdeanın, doğayı örgütlü bir bütünlük olarak düzenleyip, organik doğa olarak açığa çıkardığı aşamaya nasıl ulaştığını açıklamamız gerekir. Burada Hegel'e ve romantik düşünürlere ait olan, ayrışan görüşlerle karşılaşırız. Idea'nn tezahürü, ideanın kendine yabancılaşması ve bu yolla dışsallaşması olarak gerçekleşir. Daha da ötesinde, romantikler doğada bir neden etki zinciri görürken, Hegel doğayı böyle bir olumsallık üzerinden kavramayı uygun bulmaz. Ona göre, ideanın bu şekildeki tezahürü, organik doğanın açığa çıkışı, doğanın mekanik inorganik aşamadan yaratıcı bir aşamaya yükseldiği bir tinsellik seviyesi olarak değerlendirilemezdi. Bu Hegel'in savıdır, romantikler de Hegel gibi İdenin doğada tezahür ettiğine inanırlar. Fakat bu kendini açma doğayı düzenlemek yerine, Hegel'e göre, ideanın yabancılaşması ve istikrarsızlaşma düzeyinde kalır ve aşılması gereken bir aşama olarak görülmez. İçsel ve dışsal olan zorunluluk, iradenin otonomisi açık şekilde ortaya konulmamış olur. Bu çalışmanın ilerleyen kısımlarında, bütün bu ayrımlar bizim doğal ve mutlak yadsıma (Negativität)arasındaki farkı anlamamıza izin verecek. Bu bakımdan, hatırlamamız gerekir ki, görünüşe gelen İdeanın devinimi, zorunlu bir nedensellikle uyum içinde gelişir ve ideanın kendini somut olarak konuşlandırdığı bir uğraktan başka bir şey değildir. Ve bunu bir öncekini takip eden başka devinimler izler. İdenin her dışsallaşması ve kendine geri dönüşüne somut bir gerçeklik karşılık gelmiş olur, bu gerçekliğin kavramsal karşılığını giderek daha iyi bir düzeyde bulduğu anlamına gelir. Öyleyse, biz, bir ve çok arasındaki bağıntıyı tek bir düzeyle sınırlayamayız. Bunun gerçekleşmesi ve yeni biçimler alması ideanın hareketi içinde olur, bu biçimde, ideanın kendini açma süreci içinde giderek yayılır. Gerçekten de idea kendini canlı olarak ve dirlik içinde açtığında, bu yayılıp gelişme dolayımsız olarak fiili durumuna gelir. Böylece, dolayımlanmış halini, kavramsal olanla karşılıklı bağıntı (bağlılaşım)ı daha yüksek bir seviyeye erişmek için, öncelemiş olur. Eğer bu noktada, romantiklerin idealar ve duyumsal alan arasındaki bağıntıya dair düşüncelerine geri dönersek, başka bir bakış açısıyla karşılaşırız, çünkü doğanın çokluğu ve çeşitliliği ve bunun yanında, bu çokluğun örgütlenişi farklı bir şekilde idrak edilir. Doğanın çokluğu, mutlak olanın doğada açığa çıkışı aracılığıyla, bütünsel olarak örgütlenir. Bununla beraber bu açığa çıkış, mutlak olanın doğanın içinde çökmesi ve batması şeklinde gerçekleşir. Böylelikle Romantik özne, kendini düzensiz ve birbiriyle bağdaşmaz ilişkiler çokluğu içinde bulur ve doğanın ahenkli akışına, yani mutlak olana, ulaşmak için çabalar, fakat kendini, doğanın devinimi içinde sürekli şekilde çözünen uyumla karşılaşır. Hegel açısından birbirine bağdaşmazlığı ve çelişkiyi böylesine olumlayan bir çokluk anlayışı, doğada çeşitlilik ve dağınıklık dışında hiçbir şey görmeyecektir ve bu da tekil ve çok olan arasındaki bağlantıyı gerçek anlamda kavramaya bir engel teşkil eder. Dahası, doğanın çeşitliliği ve işleyişi bu düzensizlik ya da kuralsızlıkla açıklanabilir değildir, doğanın bağrındaki farklılığı ve canlılığı koruyan çelişkilerdir. Çelişki ilkesi(form) sayesinde, yaşam olarak İdeanın(tin) ortaya çıkışı bizim kavrayışıma açık hale gelir. Bu noktalar, Kant'ın organik doğa anlayışında ortaya çıkmıştır dolayısıyla bazı bölümler de Kant'ın idealarla ilgili değerlendirmelerini inceleyeceğim. Kant'ın görüşlerine dair estetik bağlamında bir değerlendirme sunmadan önce duyumsamaya ve bilince ait olan çelişkileri ayırmak için, soyut çelişki kavramına odaklanacağım. Kant estetiğinde, yüce (Ungeheuer) kavrayışı sayesinde, aklın Ideaları ile (affectler)duygulanımları olumsuz hazlar, duyumlar olarak bir araya koyar. Hegel romantik ironinin nihai biçimini Kant'ın yaklaşımına yaslanarak aldığını ileri sürer, bu bilinç ve bilinç dışı arasındaki geçişlerin, bilinç düzeylerinin aldığı birlik formlarının, gelişimini izlememizi olanaklı kılar. Romantik çelişki doğrudan doğruya İdeanın tezahürü ile bağıntılıdır, neo-platonist olan romantiklerin eğiliminin aksine, Platon'da ironi bilincin iç çelişkisi ve onun enstrümanı olarak, belli sınırlar içinde kalır. Bu konunun farklı cephelerinden, duyumsal alana ait ironi ve çokluk ve tekillik arasındaki soyut farkı açığa çıkaran ironi olarak arzu, arasında bağlantı kurmama izin verecek şekilde, bahsedeceğim. Bu demektir ki, bu kısımda, romantik ironi yeni bir biçim alır ve bizi özdeşlik ve başkalık arasındaki bağlantıyı etraflı biçimde değerlendirmeye yöneltir. Yüce (Ungeheuer)kavramına odaklanarak, Kant ve romantik ironi arasında bağlantı kurabiliriz. Benim buradaki önceliğim, romantiklerin fiili gerçekliği yadsımasıdır, romantik öznenin, ironi dolayımıyla nasıl kendi karakteristik formunu aldığına odaklanmaya çabalayacağım. Böylelikle, melankoli ve coşku duygulanımları aracılığıyla biçimlenen bu öznelliğin, içsel var oluşu ön plana çıkmış olacak. Romantik muamma ifadesini berrak antik yunan ve orta çağ dönemi ufkununum sınırları içinde değil, puslu bir havada bulur, her ne kadar geçmişe dönüş fikriyle esinlenmiş olsalar da, ironik olana dair anlayışları buna uygun şekilde değerlendirilir. Dönüşümün ikircimine rağmen, romantikler İdeanın deviniminin kurucu (idealize edici) rolünü inanırlar ve bilincin kesinlik aşamasına ulaştıklarını savunurlar, fakat bu görüş onlardan sonraki filozoflar tarafından tutarsız bulunur. Güzel ruhun her dolayımı, antik dönemden başlayıp, klasik dönemden geçerek, romantik esin daha yüksek bir seviyeye ulaşır ve her ne kadar bu aşamalar bölünmüş bilincin kendi başkası tarafından dolayımlanmasını öncelese de sonunda, ahenkli ideal birlik (barış)içsel, dengelenmiş dışsal gerçeklik birliğin yerini alamaz. Romantik düşünceye bağlantılı olarak, bu tinin devinimin yolculuğuyla ilgilidir, soylu bilinç, yabancılaşma deneyimler ve sonrasında bu yabancılaşmayı aşarak, farklı şekiller alır ve bu bizi özdeşlik ve başkalık ilişkisini yeniden değerlendirmeye yönlendirir. Bu bağlamda yukarıda yaptığımız romantik ikircimli, kesinlik aşamasına köklü biçimde tutunamayan bilincin betimlemesi de bu bilinç geçişlerine dairdir. Bu noktada şunu öne sürebilir ki, Hegel'in düşünce istikametini takip ederek, biz kantçı estetiğin ve Fichte'nin estetik anlayışını içeren bir romantik estetik anlayışına geçit inşa edebiliriz. Bunun içinse güzellik İdeasından ziyade yüce (Erhabenheit) kavramına odaklanmaya ihtiyacımız olacak. Benim bu konudaki önceliğim Romantiklerin fiili gerçekliği yadsıması olduğu için, neden ironin romantik düşünce içerisinde karakteristik bir biçim kazandığını ayrıntılı olarak göstermeye çabalayacağım. Romantik düşünce nostaljik (kara sevda) bir hareket olduğundan, klasisizme dönüşün, özel olarak Helenizm etkisi altında olan dönemlere dönüşün, çok önemli olduğunu ileri sürebiliriz. Romantik sanatta içerik ve biçim uyuşmasını anlamamız açısından mühimdir. Nostaljik bir estetik anlayış, sanatsal yapıtlarda Hellen ve Roma tarihine ve estetik anlayışına göndermeler bulunmamızı gerektirir. Bu nedenle bana göre, platonik arzuya, içkin olumsuzluk kavramına atıfta bulunarak, kısaca değinmek önemlidir, başka bir değişle, "sonsuz aşkın öznelleşmesi". Bu biçimdeki yadsıma asla aşılamayan yoksunluk ve eksikliği çağrıştırır. Sınırsız doymazlık, Yunan mitolojisinde bireyselliğin ve bencilliğin en saf örnekleri olarak değerlendirilebilen cupide ırkına ya da Eros ile ilişkilendirilir, herhangi bir sosyal ve ailesel bağı ile bağlantısı olmayan bir bireyselliktir. Bununla beraber, bu sorumlulukların atılması ile esasında sınırlayıcı ve töresel değerlerden kurtulunur ve aile birliğinden daha yüksek bir birlik düşüncesine varmaya zorlanırız. Gerçekten de bu doluluğuna erişemeyen arzu bizi, tanınma ilişkisi sayesinde özdeşliğin kurulumunu ilgilendirecek olan, bilincin bölünmesini, benlik bölünmesini düşünmeye yönlendirir. Bir yandan, bu aşırı uç sınırların sınanmasıdır, arzu soylu ruhla (belle âme) ve bilincin figürlerinin (configuration de l'idée) açığa çıktığı kuralların geçersiz kılınması bakımından, kalbin yasası (la loi du coeur) ile ilişkilendirilebilir. Daha ayrıntılı şekilde söylemek gerekirse bu bağlamda, özet olarak, Hegel'in bakış açısına göre kriz yaratan iki dolayımsızlıkla karşılaşırız. Bütün bunların dışındaysa, konu bu yüce estetiği kısmında nesne edineceğimiz, sanatsal taşkınlıkları, esrimeyi ilgilendirir. Bunlar yadsımanın (negationun) aldığı formlardır ve böyle bir yadsıma anlayışı da fiili ve canlı gerçekliklerin romantizm öncesi ve romantik yadsımaları arasındaki farkı ortaya koymayı gerektirir, böylece ironi kavramının, platonik anlamlarını koruyarak tarihsel bir veçhe kazandığını kavramış oluruz. İkinci ana kısımda, romantiklerdeki organik doğa ve deha kavramı anlayışı farklı bakımlardan ele alınmayı gerektirdiği için farklı alt kısımlara ayırarak incelendi. Onlardan yalnızca birbirine yer ayırdım ve bu çalışmanın belli bir bütününü Kant'ın ve diğer önemli düşünürlerin romantik düşüncenin seyri üzerindeki etkisini açıklamaya adadım. Her ne kadar fikirleri farklı yönelimler içerisinde yapılansa da Kant'ın diyalektik kavrayışını belirleyen fikirler Hegel'in ele alacağı tartışmaların merkezinde yer alır. Bu bağlamda Kant'ın fikirlerini birbirine eklemleyeceğim, özel olarak yargı yetisi ve saf aklın eleştirisindekileri ve bize gereken temel argümanları bir çerçeveye oturtmuş olacağız. Öncelikle, dikkatimiz yargı yetisinin eleştirisinden alınan idealara yönelteceğiz, doğanın teleolojik işleyişine bağlı olan, mimetik (taklide ve tekrara dayalı) yaratımla, anlama yetisinin sınırlarını aşan, güzel ruh'a (Schöne Seele) ait yaratım arasında bağ kurma izni verecek. Böyle bağlantılar bize imgelemin duyulur üstü alana ait olan faaliyetlerine, dair daha iyi bir kavrayışa sahip olacağız, ki bu faaliyetler, kültürel ve estetik yaratıcılığa dayalı uğraklara yöneliktir. Somut farklılıktan anlamamız gereken, yaşamla ilişkisi içinde bir idea kavrayışıdır, daha açıkça söylersek, yaşayan idenin, saltık Idea'nın tezahürünün bir momenti olarak açığa çıkışıdır. Romantik öz bilinç, dönüşümdeki çelişkiniz içselleştirilmesi yoluyla gerçekleşir ve ironik öz bilinç böylece, duyulur üstü seviyesine, duyumsal olanın dolaysızlığından bağımsızlaşarak ulaşmış olur. Bu bakımdan romantik ironi bize, idea ve mutlak akışkanlık olarak yaşam arasındaki bağı yeninden anlamlandırmamıza izin verir. Bunların ardından, romantiklerin, İdeanın yaratıcılığına dair yaklaşımları anlamak için, özerklik kavramına geçebiliriz. Bu bakımdan aklımızda tutamız gereken, intellection intuitive'in fichteci yorumunun ve kantçı özerklik ve özgürlük ideası kavrayışı, birbirine, Kant'ın aklın idealarına dair düşüncelerinden kaynağını alarak, bağlanır. Bu bize, içkin olan çelişki ve aşkın olan çelişki arasında ayrım yapma olanağı sunacaktır. İroni romantik, arzu olarak, Fichté tarafından geliştirilmişmiş olan le moi ve le non-moi in ideal geçişli ilişkisinde anlayışında ifadesini bulur ve özel olarak Hegel, romantik felsefede Fichte nin çelişki anlayışının bir güncellenmesini görür. İdeaların düzenleyici idealar ve kurucu idealar arasındaki ayrımı kaldıran ilk olarak Fichte'dir. Böylelikle, benin kendini dış dünyada somutlaması ve gerçekleştirmesi bu gelişmeye bağlanmış olur. Bu konu daha açık kılınmayı hak ediyor, biz İdeanın yaşamsallığının etik alanda ve bağımsızlık alanındaki eklemlenişini daha iyi görebilelim ve Hegel'in İdeanın bölünmüşlüğünden anladığını, romantik çöküşü, daha iyi anlayabilelim diye. Bu bize romantikler ve Hegel arasında daha önce bulanık görebildiğimiz oldukça köklü bir ayrımı görmenin sırası gelmiş olacak. Aralarındaki daha büyük farkı görmememizin nedeni romantik Ben ve ben olmayan ayrımı ile Hegel'inkinin yakın olmasıdır. Bizim kanımızca, bütün bu filozoflar insan var oluşunu türetilmiş, oluş sürecinde bir kavram olarak düşünür diyebiliriz, bu hegelci anlamda, düşünen ben ve canlı var olanın dolayımsız bir şekilde ilişkilenemeyeceği anlamına gelir. Bu ortak kavrayışa rağmen, ben ve ben olmayan arasındaki ilişkiyi tanımlama konusunda birbirlerinden ayrışırlar. Bu farklılaşma, aklın ideleri ve özel olarak, güzel ideasını, ayırmak için ortaya çıkan tartışmada şekillenir. Romantik estetik etikle bağıntısında, İdeanın kural koyucu ve düzenleyici yönü gölgede kalır, dolayısıyla ben, kuralların aşılmasını ima eden, 'romantik kalbin yasası' kavramını, farklı yorumlamaya çalışacağım. Romantik irade kavrayışı ve etik felsefesi, bu düşüne çizgisine göre Hegel tarafından tanımlanır ve eleştirilir. Romantik idea kendi özgün niteliğini Fichte'nin edim anlayışının ve Kant'ın yaratıcı imgeleminin birleştirilmesine borçludur. Güzel ideası, İdeanın açılması olarak, onun çöküşü olarak kavranır, başka değişle, çökmüş olan idea içkin çelişkiyi ihtiva eder ve aklın aşkın çelişkilerini dışarıda bırakır. Romantik dehanın duyulur üstüne dair yetileri bu bağlamda değerlendirilmelidir. Bu yüzdendir ki, romantik düşünce yaşamın ve yoksunluk hissinin somut ve iyi inşa edilmiş bir kavrayışına erişemez. Hegel'e göre romantik düşüncede farklılık kavramının iyi inşa edilmiş bir değerlendirmesi yoktur. Romantik spekülatif düşüncede çelişkinin bütün yönleriyle kavranışı kesintiye uğrar. Diyebiliriz ki, dağılıp giden romantik özne dinmek bilmeyen tutkularını ve geçmişe dönük özlemini bu yoksunluğa borçludur. Hegel açısından içselleştirdiği çelişkinin aşması gereken bir uğraktır. İrade kavramını değinildiğinde, bu ilişkileri karşılıklı bağlarını göstererek ayrıntılı şekilde ele almaya çabalayacağım. Güzel ideası sayesinde biz duyumsal olanla bağlarımızı ortaya çıkaracak biçimde hayatla ilişkileniriz. Dolayısıyla, doğanın organik kavranışı doğrudan özgürlük ideasında ifadesini bulur, bununla beraber, bu bakış açısı idenin kavranışını etik alanla sınırlar ve biz başkalıkla olan daha gelişmiş bağlarımızdan koparırız. Hegel'e göre, romantik bireyin toplumla uyumu soylu ruhun (Adelkeit) erkinden geçer, çünkü onlar hakiki anlamda bir tekil ve çoğul birliği kurmak yerine yalnızca belli karşıtlıkların dengesine ulaşırlar. Onların özerklik kavrayışı ve değerlerini gerçekleştirme tarzları, yani ahlaki uygulamaları, başkasının tanınmasını içermez, dolaysıyla yabancılaşmalarını tam olarak aşmaları mümkün değildir. Buradaki sorun, romantik ironinin bizi soyut bir yaşam anlayışından başka bir şey sunmamasından kaynaklanır ve tezahürünün ideanın ve çelişkinin kısmi kavranışından kaynaklanır. Burada tutabileceğimiz en iyi yol, ideanın canlılığı, devinimi ile ilgili farklı görüşleri belirlemektir, böylece, biz kölenin üretimi ile sanatçının üretimi, onlar doğayı işlemeye ve kendilerine mal etmeye giriştiğinde, ortaya çıkan farkı idrak etmiş oluruz. İdeanın sanat ve zanaat yoluyla açığa çıkışını bu bağlamda inceleyebiliriz, bu şekilde özgün biçimlerin, romantik dönemde yok olmaya meyletmesini ilgilendiren tartışamaya girmiş oluruz. İlk bakışta, bu karşılaştırmalar konuyla içsel bir bağlantı taşımıyor gibi görünseler de doğanın işlenmesi ve idealize edilmesi arasındaki tutum farklarını ortaya koymak için, kölenin endişesi ve sanatçı olan dehanın hissettiği duygulanımları ilgilendiren başlıca konuları berrak kılmaya çalışacağım. Ekleyebiliriz ki, Hegel'in Tinin Fenomonolojisi ve Mantık Bilimin 'deki yaklaşımı gereği, romantik doğa kavrayışı hem teorik hem pratik konulara estetik açıdan bakmaları nedeniyle, farklı bir biçimde yorumlanmaya açıktır. Romantik soylu ruh onlara taarruz eden bir deneyim elde ettiklerinde, şöyle söylemek gerekirse, doğanın temaşasından (contemplation) kaynaklanan, yüce duygusu, köle başka bir duygulanıma maruz kalır, o da şudur, endişe, bu duygulanım, onu şeyleşmenin sınırlarına sürükler. Bununla beraber, kölenin dışsallaşmasının bu biçimde gerçekleşmesi onu sanatçıya üstün kılar ve sanatçının aksine, o hakikat ile bir bağ kurmayı muktedir hale gelir. Romantiklerde öznelliğin estetik kavranışını ilgilendiren belli pasajlara değinerek düşüncelerimi geliştirmek niyetindeyim, Hegel, bu duyumsal öznelliği, tutuştuğunda kendine birlik veren ve kendini siyah beyazın belirsizliğinde, gri bir ufukla sınırlayan akıp giden coşkulu bir alev olarak betimlemiştir. İronik bilincin, kurala ve sınırlara aykırılığını bu devinim tarzı (stil) tasvir eder denebilir. Olumlu bir bakış açısından birliği ve sınırları bu nedenle geçici olsa da etkisi kendisinden daha kalıcı bir yaratım içindedir. Bu belirsizlik alanı bir ve çok olarak ayrışan, akıl dışı(irrationel) bir alan olarak betimlenir ve belli bakımlardan fanatizmle ilişkilendirilir, estetikle ve romantik yaratım süreci ile ilişkisi içinde ele alacağım, köle efendi diyalektiğini daha iyi betimlediğini düşündüğümden. Belli bakımlardan Hegel ve yazı boyunca adını anacağımız, Kierkegaard gibi olan diğer düşünürler, romantik yüce ile ilgili benzer fikirler üretirler, bununla beraber, romantik estetik ve romantik ahlak başlığı altında, sonsuzluk kavramını ilgilendiren farklara değineceğim. Hegel açısından romantik düşüncenin kendine has özellikleri Hristiyanlıkla bağları içinde vurgularını kazanır, diğer düşünürler içinse doğulu eğilimleri ve çok tanrılı dinler romantik estetiği karakterize eder. Her ne kadar, benim bu tezdeki amacım, farklı düşünürlerin yorumlarını karşılaştırmak, önceliğim olmasa da Hegel'in yorumunu güçlendirmemi ya da onun farklı kitapları arasında bir süreklilik kurmama izin verdi. Romantik sanat söz konusu olduğunda, Hegel'e göre, imgeleri nesnellikle ilişkileri içerisinde değerlendirmekten ziyade, estetik ve soyut imgeler olarak değerlendirmek gerekir. Bu noktada onun yaklaşımı imgelerin yeniden değerlendirilmesi fikri üstüne kuruludur. Biz, hangi imgelerin güzel ve soyut olarak değerlendirebileceğimizi sorgularız. Romantik ideanın tezahürü önemini tam da burada hissettirir çünkü o mutlak kendiliğindenlik fikriyle ve romantik dehanın (Genius) soyutlamalarıyla ilişkilidir, yalnızca imgelem yetisiyle ilgili olmaktan ziyade. Romantik temaşa (contemplation) hayal gücünün (Bildungskraft) sınırsız üretimi tarafından karakterize edilir, bununla beraber, buradan romantik imgeler yalnızca romantik bir hayal dünyası ilgilendirir anlamı çıkmaz, onların yaratımı mutlak sonsuzluğa erişmeyi gerektirir. Olumsuzlamanın romantik estetikte kavranışı bu kavrayış dolayımıyla özel olarak vurgulanmış olur. Romantikler yalnızca güzel ideası üzerine temellenmeyen bir estetik yaklaşım geliştirmişlerdir. Benim görüşüme göre, onlar felsefesinin esas niteliği, Hegel bu veçhenin üzerinde durur, güzel ideası ve ideanın doğada tezahür etmesiyle açığa çıkan yücelik arasındaki ilişkidir. Biz olumsuz sonsuzluğun romantik felsefe çerçevesindeki bir kavrayışına ancak bu bağıntı dolayımıyla sahip olabiliriz. Ayrıca, ideénin tezahürü soyut bireysellik ve soyut çokluk arasındaki ilişkiyi kurar. Hegel'in romantik vecd(contemplation) ile ilgili eleştirisini inceleyerek, şunu diyebiliriz ki, romantik idealizm temaşa eden bakışı içsellik biçimi olarak değerlendirir. Biz bu içselliğin kesinlik aşamasına karşılık gelmesini bekleriz fakat romantik öz bilinç ve bakışın yönelimi duygulanımsal salınımlar ve çalkantılar tarafından belirlenir. Hegel bu yüzden romantik yücenin canlı ve kudretli bir yüce duygusunun ifadesi olamayacağını söyler. Dolaysıyla diyebiliriz ki, romantik yabancılaşma melankoli (kara sevda) biçimini alır. Hegel, ideanın romantik kavrayışının, birlik kuran bir ahenk yaratamayacağını ileri sürer, çünkü romantikler somut gerçeklikten uzaklaşmışlardır. Romantik yabancılaşma kendini sanat eserlerinde kendi gösterir. Bu yüzden, biz klasik sanattan romantik sanata olan geçişi, bilinç kesinliğinden, puslu bir bilinç düzeyine yükselmesi tarafından belirlenmiş olarak değerlendirebilir. Bu bir ilerlemedir çünkü bu bulanıklık bir derinleşmeyi ifade eder, dolayısıyla içsel özerklik düzeyine ulaşırız. Kavramış olduklarımız arkada bırakırsak, klasisizmi ve romantizmi birbirinden ayıran nitelikleri belirleyebiliriz. Romantik esrime hali ve onların yüce deneyimini kavrayışları, Hegel'e göre , bu bağlamda köklü bir temaşaanın önünde engel yaratır, üstelik, romantik yüce deneyimi, bir esrime ve esinlenme halinden çok, opak, sıkıntılı bir ruh halidir diyebiliriz. Böylelikle onların temaşası dingin ve berrak bir bilinç düzeyine doğru ilerlemez. Hegel'in yorumu, daha önce belirttiğim gibi, coşku safhasından yüce duygusu safhasına geçiş üzerinde temellenir, bu safhalar aracılığıyla bilinç ilerler. Bu safhalar İdeanın tezahürünün aşamalarıyla ilgilidir, bir başka değişle tinin devinimi ile ilgilidir. Bütün bu uğraklardan sonra, biz öz bilinç evresine yükselmiş olmayı bekleriz, bununla beraber Hegel için, romantik bilincin koyuluğu ve bilinç dışı arasındaki bu geçişler böyle bir ilerlemeye izin vermeyecektir. Bu çalışmayı nihayete erdirmek amacıyla, ironik bilinci farklı romantik felsefedeki farklı olumsuzluk biçimleriyle ilişkilendirmeye çalışacağım. Benim görüşeme göre, bütün bu eleştiriler, Hegel'in ileri sürmüş olmuş olduğu gibi, somut bir yadsıma biçimi olan dolayımın yokluğuyla ilgilidir. Bu bakımdan, romantik yadsımayı, güzel ruhun aşırı uçlar arasından salınımı dolayısıyla ortaya çıkan, sonsuz bir yabancılaşma olarak tanımlayabiliriz. Romantik deha kendini, bilincin gelişimi esnasındaki muammaları aşarak gösterir. Bununla beraber, romantik bilinç, her ne kadar kendisini sanatsal yapıtlar aracılığıyla dışsallaştırmış ve nesnelleştirmiş olsa da romantik yabancılaşma ve melankoli hiçbir nihai sınır ve nesnellik tanımaz. Nesnelliğin yokluğu romantik özneyi sürekli dönüşmeye yöneltir çünkü romantik bilinç yitip giden gerçekliğini tekrardan inşa etmek zorunda kalır.
Yazar
Dr. Sema Öztekin
Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır
Sema Öztekin (Yüksek Lisans Tezi). Une etude sur le concept de negation dans le cadre de la critique Hegelinne de l'ironie romantique, 2024, Galatasaray University.
Anahtar Kelimeler
Lisans
Tüm Hakları Saklıdır
Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.
Galatasaray University tezlerinden daha fazlası
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
