DoctorateOpen Access

Towards new narratives and signifiers against "Global ends": Chile's great refusal

2025
1 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Feride Selcan Serdaroğlu Polatay

Abstract (TR)

Bu doktora tezi, umutsuzca parçalanmış bir dünyada "bilişsel haritalama"yı inceleyen bir araştırmadır. Çalışma, günümüzün değişmekte olan siyaset-ötesi mücadeleler çağında küresel kapitalist düzene ve ona eşlik eden politik, kültürel ve ekonomik çerçevelere duyulan hoşnutsuzluktan doğan 2019 Şili halk isyanını, estallido social (sosyal patlama veya infilak) olarak adlandırılan olayı, paradigmatik ve tarihsel bir dönüm noktası olarak ele alır. Bu isyan, yalnızca Şili'nin ulusal tarihinde bir kırılma anı değil, aynı zamanda neoliberal küreselleşmenin vaatlerinin ve sınırlarının sorgulandığı küresel bir momentin parçası olarak değerlendirilmektedir. Eleştirel kuram, psikanaliz ve politik-felsefi uzamdan yararlanan bu çalışma, sistemik eleştiri-anlatı alanıyla ilgilenen akademisyenlerce sıkça tartışılan bir konuya – çeperdeki karşı-hegemonik yeniden üretim ile radikal toplumsal ve siyasal dönüşümün olasılığına – dair bir sorgulama sunar. Tezin temel sorunsalı, Francis Fukuyama'nın "tarihin sonu" ve Daniel Bell'in "ideolojilerin sonu" gibi büyük anlatıların çöktüğü bir çağda (siyaset-ötesi), siyasal öznelliğin nasıl yeniden kurulabileceği ve sisteme yönelik radikal itirazın hangi biçimlerde ortaya çıkabileceğidir. Bu bağlamda, "Önce özne mi, önce eylem mi?" ekseninde gelişen eleştirel kuram literatürünü izleyerek, analiz "bilişsel" ve "son" anlatılara odaklanır. Bu odaklanma, protestoların sadece mevcut politikalara bir tepki olmadığını, aynı zamanda hegemonyanın dayattığı zaman ve anlam ufkuna yönelik köklü bir müdahale olduğunu ortaya koymayı amaçlar. Küresel kapitalist yapıdaki derin yapısal çelişkiler protestoları tetikleyerek, Şili'de yalnızca ekonomik bir hâkimiyeti değil, kültürel ve öznel boyutları da kapsayan "ileri neoliberalizm"in – ya da "neoliberalizmin tamlığı"nın – yaygın ve müstehcen mantığına karşı şiddetli bir patlamaya zemin hazırlamıştır. Şili, neoliberal politikaların ilk ve en saf haliyle uygulandığı bir "laboratuvar" olarak, bu modelin sadece ekonomik bir program değil, aynı zamanda toplumsal ilişkileri, kültürel kodları ve bireysel öznellikleri derinden şekillendiren semptomatik bir proje olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, böylesi karmaşıklığın oluştuğu koşulları kavrayabilmek için ileri neoliberalizm altında inşa edilen anlatıların öznel ve ideolojik konumlanışını sorgulamak elzemdir. Protestolar, ekonomik sıkıntılara tepki olmanın ötesinde, karşı-anlatılarla anlamlı bağlardan yoksun neoliberal öznenin maruz kaldığı derin yabancılaşmaya da eleştirel bir karşılık niteliğindedir. Bu yabancılaşma, bireylerin kendi toplumsal gerçeklikleri içindeki konumlarını anlamlandırma ve kolektif bir eylem ufkuna kendilerini yerleştirme yeteneklerinin kaybı olarak anlaşılmalıdır. Fredric Jameson'ın "bilişsel haritalama" (ya da Hegel'in Weltgeist'i) kavramı kapsamında, yabancılaşmış öznelere anlamlı ittifaklar kurduran ilişkilerin yokluğu saptanarak, çalışmada hegemonik ulusal ve küresel anlatılara müdahale edecek yeni anlatı ve göstergeler üretmek üzere eleştirel kuram ve psikanalize başvurulmaktadır. Estallido, tam da bu bilişsel harita boşluğunu doldurma, parçalanmış deneyimleri ortak bir anlam çerçevesinde birleştirme ve yeni bir kolektif özne yaratma çabası olarak okunabilir. Tez, Şili protestolarını Marcuse ve Žižek'in düşüncelerine dayanarak "Büyük Ret Eylemi" (Act of Great Refusal) olarak kavramsallaştırır. Böylece protestoların, yalnızca ekonomik sıkıntıların değil, kültürel ve öznel boyutları da içeren "ileri neoliberalizm" mantığının derin bir reddi olduğu ileri sürülür. Herbert Marcuse'ün "Büyük Ret" kavramı, modern endüstriyel toplumun (ileri kapitalizmin) muhalefeti sahte ihtiyaçlar ve tek boyutlu bir varoluş içine hapsederek özgürleştirici potansiyelini baskıladığı tezine dayanır. Bu ret, sistemin sunduğu sahte tatminleri reddederek otantik bir varoluş arayışını ve niteliksel olarak farklı bir toplum tahayyülünü içerir. Žižek'in Lacancı psikanalizden türettiği "Eylem" (Act) kavramı ise, mevcut sembolik düzenin koordinatlarını kökten değiştiren, öngörülemez, travmatik ve imkansız bir kopuş anını ifade eder. Eylem, basit bir "harekete geçme" değil, öznenin kendisini ve gerçekliği yeniden kurduğu, sembolik düzenin ötesindeki "Gerçek" ile bir temas anıdır. Önerilen teorik çerçeve, Žižek'in ideoloji ve radikal kopuş ("Eylem") çözümlemesini Marcuse'ün tek-boyutluk ve endüstri sonrası toplum eleştirisiyle ve bu düşünceden çıkış projesi olarak onun "Büyük Ret" kavramıyla bütünleştirmeyi hedefler. Bu sentez, estallido'yu hem sisteme içkin, sürekli bir direniş hem de sistemi temelinden sarsan radikal bir kırılma anı olarak analiz etme imkânı sunar. Bu argüman, altı ana bölümden oluşan bir yapı içinde geliştirilmektedir. Giriş bölümü, problemin tanımını yaparak teorik ve tarihsel bağlamı sunar. İkinci bölüm, tezin teorik temelini oluşturan Marcuse ve Žižek'in entelektüel yörüngelerini ve temel kavramlarını ayrıntılı bir şekilde inceler. Üçüncü bölüm, psikanaliz, ideoloji ve anlatı arasındaki ilişkiyi kurarak tezin analitik çerçevesini inşa eder ve toplumsal hareketler teorisinin geleneksel yaklaşımlarını eleştirel bir süzgeçten geçirir. Dördüncü bölüm, "son" anlatılarının Şili'nin tarihsel yörüngesindeki rolünü Hegel'in ucu açık bütüncül tarih anlayışı ve Benjamin'in "materyalist tarihçi" kavramı aracılığıyla deşifre eder ve olguyu Latin Amerika bağlamına oturtur. Beşinci bölüm, metodolojiyi detaylandırırken, altıncı bölüm ise bu çerçeveyi Şili vakasına uygulayarak estallido'nun anlatısal ve karşı-hegemonik dinamiklerini son anlatılarının sınır uğrağı olarak analiz eder. Kasım 2023-Kasım 2024 döneminde yürütülen alan araştırmasına dayanan nitel-yorumlayıcı metodoloji; yarı-yapılandırılmış mülakatlar, protesto anlatılarının çözümlemesi, Şili'nin reddine ilişkin "geriye dönük tarihselci" (retroactive historicism) analitik yaklaşım ile duvar yazıları, sloganlar gibi ikincil kaynakları ve alan notlarını birleştirir. Çalışmanın metodolojik özgünlüğü, protestoyu sadece sosyolojik ve politik bir olgu olarak değil, aynı zamanda felsefi ve politik alanın psikanalitik bir uzamı olarak ele almasıdır. Yarı-yapılandırılmış görüşmeler, simgesel düzenin dönüşümünü incelemek için ana veri seti olarak kullanılmıştır. Anlatı sorgulaması ve psikanalitik "travmatik öz" yaklaşımı, bu dönüşümleri "efendinin arzusu"ndaki değişimlerin yansısı olarak kavramsallaştırır. Bu Lacancı formülasyon, toplumsal değişimlerin sadece rasyonel taleplerle değil, aynı zamanda arzu, keyif (jouissance) ve travmanın bilinçdışı dinamikleriyle şekillendiğini vurgular. Analiz, dilin ve söylemin sadece gerçekliği yansıtmadığını, aynı zamanda onu kurduğunu varsayar. Böylece analiz, mevcut düzeni (imkansızın bir biçimi olarak tek boyutlu düşünce, toplum ve insan) kesin olarak reddetmekten ziyade, gösterenleri ve anlatıları ideolojik çerçeveler içinde eşleştirmeye olanak tanıyan bir süreci açığa çıkarır. Protestoların, ileri kapitalizme içkin neoliberal düzenin reddiyle birlikte, aynı zamanda yeni anlamlar, yeni semboller ve yeni bir kolektif kimlik arayışını da nasıl içerdiği incelenir. Bu süreç, ideolojinin sadece "yanlış bilinç" olmakla kalmayıp, aynı zamanda öznelerin gerçeklikle kurdukları fantazmatik ilişkiyi yapılandıran bir mekanizma olduğunu gösterir. Lacan'ın "bildiği varsayılan özne" (subject supposed to know) kavramına uygun biçimde sorgulamayı bizzat anlatıya dönüştüren çalışma, estallido üzerine yazmış aydınların ve akademisyenlerin bilişsel anlatıları nasıl kurduklarını ve protestolara dair öznel duygularını nasıl dile getirdiklerini inceler; böylece bu anlatıların ideolojik misyona nasıl eklemlendiğini ya da ondan nasıl saptığını ortaya koyar. Bu entelektüel özneler hem protestonun anlamını üreten aktörler hem de kendi ideolojik konumlarının semptomlarını taşıyan anlatıcılar olarak ele alınır. Onların anlatıları, sadece olgusal bir raporlama değil, aynı zamanda kendi arzularının, korkularının ve fantazilerinin bir ifadesidir. Eleştirel literatürde yeterince irdelenmeyen geriye dönük tarih-yazımını güncel kaygıların ve Şili reddinin travmatik doğasının bir dışavurumu olarak ele alan tez, "halk" (el pueblo), "haysiyet" (dignidad) ve "şiddet" (violencia) gibi simgesel göstergeleri; protestonun travmatik özü ve libidinal ekonomisi içinde çözümler. Bu göstergeler, sadece politik talepleri değil, aynı zamanda kolektif ruhun derin katmanlarını da ifade eder. Geçmişe yönelen nostalji, şimdide konumlanan melankoli ve geleceğe uzanan fantezi kavramları, siyasal direnişin karmaşık zamansal boyutlarını yorumlamak için devreye sokulur. Böylece bu göstergelerin kolektif güç üretme ve Şili örneğinde görülen neoliberal mantığın yön verdiği tek-boyutlu toplumsal düzeni (ya da geç kapitalizm) olumsuzlama işlevleri gösterilir. Nostalji, kayıp bir bütünlük ve dayanışma arzusunu; melankoli, aşılamayan bir travma ve kayıpla patolojik bir özdeşleşmeyi; fantezi ise, bu imkânsızlıklar karşısında geleceğe yönelik radikal bir arzu projeksiyonunu temsil eder. Tez, Şili örneğini (a) Marcuse-Žižek çizgisinde "Büyük Ret Eylemi" olarak; (b) demokrasi, diktatörlük, geçiş süreci ve neoliberalizm gibi "son" anlatılarına bir müdahale olarak; ve (c) aynı anda antagonizmaların ve yeni çelişki biçimlerinin yeniden üretimi olarak konumlar. Estallido, Şili'nin modern tarihini şekillendiren "son" anlatılarını geriye dönük (retroaktif) olarak yeniden anlamlandırarak, Şili toplumuna ve siyasetine açtığı dönüşüm imkânlarını karşı-hegemonik anlatı kurma çabaları üzerinden de kurmuş olur. Bu sayede tez, "tarihin" ve "ideolojinin" sonuna dair efendi-hegemonik anlatıların çöktüğü post-politik neoliberal çağda protestoların siyasal-bilişsel anlatıları ile simgelerini mercek altına alarak 2019 Şili protestoları reddinin özgün niteliğine ışık tutar. Bunu yaparken "sonun fantezisi," "başarısızlığın melankolisi," ve "geçmişe duyulan nostalji" kavramlarını çok kutuplu bir küresel kapitalist düzende karşıt-anlatı biçiminde kurarak post-neoliberal mücadele bağlamında konumlandırır. Bu psikanalitik-politik kavramlar, isyanın sadece rasyonel bir eylem olmadığını, aynı zamanda kolektif arzunun, travmanın ve umudun karmaşık bir ifadesi olduğunu gösterir. Böylece, "son" anlatıların devamlılığı ve Hegelci-Benjaminci anlamda tarihsel geri dönüşlülük, birikim ve tekrar zemininde tez, Şili örneğinin, süregiden neoliberal deneyimin iç çelişkilerinden doğan güçlü bir "post-neoliberal arzu"nun ortaya çıkışını simgelediğini ileri sürer. Bu arzu, maddi yoksunluktan daha fazlasını, kolektif bir geleceği yeniden hayal etme arzusunu içerir. 2019 Şili halk isyanının politik imgeseli ve travmatik özü, "tarihi yeniden icat etme" hedefiyle bu arzunun ifadesini aradığı kritik olay olarak okunur. Protestolar, geçmişin travmalarını (özellikle Pinochet diktatörlüğünü) sadece anmakla kalmamış, aynı zamanda o geçmişi bugünün mücadelesi içinde yeniden anlamlandırarak Walter Benjamin'in tarih anlayışını pratiğe dökmüştür. Benjamin'in "şimdi-zaman" (Jetztzeit) kavramı, geçmişin belirli bir anının şimdiki zamanda devrimci bir potansiyelle yüklendiği bir "kaplan sıçrayışı"nı ifade eder. Estallido da tam olarak bunu yapmış, "30 yıl" sloganıyla diktatörlük ve sonrası dönemi tek bir baskı anlatısında birleştirerek geçmişin hayaletlerini bugünün mücadelesine çağırmıştır. Böylelikle çalışma, küresel Güney'in bir parçası olarak Şili'nin "neoliberal gelecek zaman"da var olduğu ve buradan gelen sinyallerin post-neoliberal öznenin son safhalarından birini yansıttığı kanısına varır. Tüm karmaşıklığına rağmen, toplumsal seferberliğin bu reddi, küresel kapitalist söylemin simgesel düzenindeki çatlakları görünür kılmıştır. "Tarihi yeniden icat etmek" fikriyle uyumlu bu ret eylemi, Şili'nin kendine özgü son anlatıları gibi yerleşik anlatılarla kesişen semptomatik bağları ve böylece arzuyu, başkanı, sistemi, toplumu değiştirme uğrakları üzerinden nostalji-melankoli-fantezi ekseninde işleyen bir politik eylem olarak açığa çıkarır. Bu tür uğraklar, görünüşte çelişkili iki gücün kesişiminde ortaya çıkmıştır: özgürleştirici olduğu varsayılan ancak küresel krizler (veya algılanan küresel sonlar) ortasında yok olur gibi görünen öznenin ölüm dürtüsü ve bu dürtünün yeniden ortaya çıkmasına olanak tanıyan Eros'un yeniden canlanışı. Dolayısıyla bu reddedişin eylemi, sadece politik bir strateji değil, aynı zamanda kolektif bir psişik yeniden yapılanma sürecidir. Bu süreçten hareketle, öznenin imkânsızlık ve mümkünlüğe yönelik özgürleşme yönelimli ölüm dürtüsü (Thanatos) ile Eros'un geri dönüşü arasındaki gerilim, çoklu krizlerle tanımlı dönemde Şili'nin neoliberal anlatılardaki özgün konumunu sarsarak ortaya yeni bir ideolojik mücadele alanı çıkarmıştır. Bu dinamikle birlikte Şili'nin "neoliberal bir laboratuvar"dan, geleceğe yönelik hayali olasılıkları aktif biçimde üreten bir "direniş laboratuvarı" ya da "anti-neoliberal laboratuvar"a dönüştüğü sonucuna varılmıştır. Tez, Şili protestolarını hem yerleşik düzene karşı süreğen bir direniş hem de radikal bir kopuş ânı olarak analiz ederek, "bilişsel" ve "son" anlatı, geriye dönük tarih-yazımı ve Şili reddinin travmatik özüne odaklanmak suretiyle literatürdeki boşluğu doldurmaktadır. Tezin teorik katkısı, eleştirel kuram ile psikanalizi toplumsal hareketler bağlamında bir araya getirmesi ve bunu, yalnızca Küresel Kuzey ile değil, Küresel Güney bağlamında da işlemesidir. Literatürde sıklıkla Avrupa veya Kuzey Amerika merkezli örnekler üzerinden tartışılan "radikal kopuş" ve "bilişsel haritalama" kavramları, bu çalışmada Şili örneğiyle somutlanmış, yerel tarihsel bağlamın küresel tartışmalara nasıl eklemlenebileceği gösterilmiştir. Bu yönüyle tez, gelecekteki araştırmalar için hem teorik hem de metodolojik bir temel sunar. Sonun aslında son bul(a)madığı ve benzer protesto dalgalarının benzer bilişsel haritalama boşluklarını doldurma işlevi görüp görmediği, ileride yapılacak karşılaştırmalı çalışmalar için verimli bir araştırma alanı olarak önerilmektedir. Sonuç olarak bu çalışma, Şili vakasının, post-politik çağın sonunun başlangıcına dair önemli ipuçları taşıdığını ve küresel ölçekte yeniden politikleşmenin imkânlarını ve açmazlarını (aporialarını) anlamak için kritik bir zemin sunduğunu iddia etmektedir. Estallido, yalnızca Şili'nin değil, neoliberalizmin küresel tarihinin de kritik bir dönemeç noktasıdır. İkincil olarak tez, estallido'nun "başarısızlığın başarısızlığı" (failure of failure) olduğunu öne sürer: Kurumsal hedeflerine ulaşamamış olsa da, neoliberal konsensüsün ideolojik hegemonyasını kalıcı olarak yıkarak ve yeni bir politik arzu ve öznellik alanı açarak tarihsel bir başarıya imza atmıştır. Bu tez, nihai olarak, bir reddediş eyleminin nasıl olup da başarısızlıkları aşan ve imkansızlığı ele geçiren bir şekilde, yeni bir başlangıç için gerekli olan sembolik ve anlatısal alanı yaratabileceğini göstermeye çalışmaktadır. Şili'nin reddedişi, bu anlamda, umudun melankoliden ve geleceğin fantazisinin geçmişin travmasından doğabileceğine dair güçlü bir teorik ve politik (praksis) ders sunmaktadır.

How to Cite

Emre Önkibar (Doktora Tezi). Towards new narratives and signifiers against "Global ends": Chile's great refusal, 2025, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University