Le rôle de la conscience de soi dans la subjectivité humaine chez Kant et Levinas
2020
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Zeynep Direk
Abstract (TR)
Eğer Kant "öznelliği icat" eden filozof olarak adlandırılıyorsa, Levinas için öznelliği Başkası'ndan itibaren somut bir öznellik olarak yeniden yaratan filozoftur diyebiliriz. Her ne kadar bu iki filozofu iki yüz yıllık bir zaman dilimi ayırıyor olsa da, Kant ve Levinas'ın düşünce tarihi sahnesinde oynadıkları rol öznelliğin savunucuları olmaları bakımından aynıdır. Ancak Kant'ın Saf Aklın Kritiği'nde bahsettiği öznenin gnoseolojik, Levinas'ın tanımladığı öznenin ise sorumlu bir özne olduğu da gözden kaçmaz. Özne kavrayışları bakımından iki filozof birbirinden bütünüyle farklı olsa da bu aşamada, şu iki soruyu sorabileceğimizi düşünüyoruz: 1. Levinas'ın öznellik anlayışı Kant'tan etkilenmiş olabilir mi?, 2. Kant'ın Levinasçı bir okuması, Kant'ta transandantal farkındalık (l'aperception transcendantale) konumundan kaynaklanan bilen öznenin çıkmazlarına bir çözüm sunabilir mi? Bu sorulara cevap vermek için, yeni bir epistemoloji olmaksızın, şeylerle ve dünyayla yeni bir ilişki kurmaksızın, kendinin ve Başkası'nın sorumluluğunu alan somut bir özne hayal etmenin mümkün olmadığını bize göstermeyi sağladığı ölçüde bilgi teorisini bir aygıt olarak kabul edeceğiz. Böylece tezimizin genel bir panoramasını sunduktan sonra, tezimizin ayrıntılı biz özetini yapabiliriz. Tezimiz üç kısımdan oluşuyor: ilk kısım "Levinas'ta bir yöntem olarak kritik", ikinci kısım "Levinas ve Husserl fenomenolojisi", üçüncü ve son kısım ise "Öznenin öznelliğinde kendi bilincinin oynadığı rol" başlığını taşıyor. İlk kısmı özetlemekle işe başlayalım. Tezimizin ilk kısmında Levinasçı yöntemi, onun "savaş öncesi" eserlerinden, örneğin Quelques réflexions sur la philosophie de l'Hitlérisme, La compréhension de la spiritualité dans la culture française et allemande, "L'actualité de Maïmonide" ve özellikle De l'évasion'dan yola çıkarak serimlemeyi hedefliyoruz. Bu kısımda Levinas'ın söz konusu eserleriyle, Kant'ın Saf Aklın Eleştirisi'nin (1781) "Önsöz"ünün karşılaştırmalı bir okumasını yapıyoruz. Böylece, Levinasçı yöntemin bir anlamda Kantçı kritik yöntem üzerine kurulduğunu göstemeyi deniyoruz. Bu iddamızı kanıtlmak için, önce Kantçı kritik yöntemin üçlü bir perspektife sahip olduğunu göstermeyi hedefliyoruz: doğallıktan çıkarma (dénaturalisation), dışlayıcı olmama (non-exclusivité) ve tamamlanmamış bir sistem olarak erek (la fin comme système inachevé). Kant ve Levinas arasındaki bu yöntemsel yakınlığın altını çizdikten sonra, Levinas'ın ilk eserleri, özellikle de De l'évasion sınırları içinde kalarak, bilinç sorusu üzerine eğiliyoruz. Tezimizin ilk kısmının ikici bölümünde, Levinas'ta varoluşun bilinci daima öncelediğini vurgulamayı hedefliyoruz. Bu sonuca varmak için Levinas'ın Louis Laval'ın La présence totale eserinin okumasını baz alıyoruz, bu okumaya göre varlığın mevcudiyeti billinç olgusunda kendini gösterir. Levinas bunu utanç olayı (événement) üstünden yorumlar, zira utanç her şeyden önce ben'i ağırlığıyla ezen varlığın hoyratlığı duygusudur. Böylece, Levinas'ın temel mefhumlarından biri olan "varlığa zincirlenme" mefhumunu yaratmasına tanık oluruz. Sonuç olarak, öznenin varlığa ve bedenine zincirlenmiş olduğu ve Levinas'ın öznenin öznelliğini ve bilinci varlıkla kurduğu ilişki ve zincirlenme olmaksızın düşünmediği ortaya çıkıyor. Tezimizin ikinci kısmında, Théorie de l'intuition dans la phénoménologie de Husserl ve "L'œuvre de M. E. Husserl" sınırları içinde Levinas felsefesinin Husserl fenomenolojisiyle yakın ilişkisini aydınlatmaya çalışacağız. Bununla hedeflediğmiz temel olarak bir yandan Levinas'ın Husserl felsefesini nasıl içselleştirdiğini keşfetmek, diğer yandan da Levinasçı bilgi teorisi eleştirinin çıkış noktasını kavramak olacak. Böylece, Levinas'ın felsefi yöntemini serimleme olanağı da bulacağız. Bu yöntemi kısaca şu şekilde ifade edebiliriz: Levinas en çok etkilendiği felsefeleri, onları bütün çıplaklığıyla yakalamak için, kendi sınırlarının "ötesine" (au-delà) itme eğilimi içindedir. Husserl'in Levinasçı okumalarının analizini yaparken, Husserl'in yönelimsellik mefhumuna odaklanacağız. Bu analizlerle birlikte Levinas'ın teorinin bileşik edimler (actes complexes) üstünde kurduğu hegomonyayı eleştirdiğini ve teoriye atfedilmiş bu ayrıcalığı kırmanın bir yolunu aradığını anlayacağız. Özellikle üstünde durduğumuz bu nokta, tezimize ilginç bir çıkış noktası, bir merkez sunarak katkıda bulunacak: bilinç, dünyaya nesneleştirici bir edimle (acte objectivant), bir "şeyi hedefleyerek" (visée de...) değil yönelimsel duygularla (sentiments intentionnels) yönelir. Bu çalışma üç tespitle sonuçlanıyor. İlk tespit, Levinas'ın teorinin ve enlektüalizmin yüceltilmesini duyguları ve duygulanımı (affection) küçümsemekle eleştirmesi. İkincisi, felsefi yolculuğunun en başından beri, Hussel'i okurken dahi, Levinas'ın problematiğinin değişmediğidir, çünkü düşünür "öteye" gitme imkanını takip etmekten asla vaz geçmez. Levinas'ın bu araştırmalarının iki kaynaktan beslendiğini tespit ediyoruz: kritik felsefe ve fenomenoloji. Üçüncü olarak, Levinas'ın hem öznellik üzerine düşünümünü (réflexion) ve onun öznenin dünyayla kurduğu ilişkiyi düşünme motivasyonunu hem de teorik hayatın değil yaşanan hayatın öncelendiği bir somutluk fenomenolojisine açılan başka bir yol bulma tutkusunu vurgulamak için çaba gösteriyoruz. Bu çalışmanın kalbini oluşrutan tezimizin üçüncü ve son kısmıyla hedeflediğimiz Levinas'daki bilgi teorisinin ve bilen öznenin temel özelliklerini ortaya koymak olacaktır. Bunun için Levinas'ın "savaş sonrası" eserlerini inceleyeceğiz, Levinas'ın bu dönemi için temel mefhumlar olan zevk, var (il y a), arzu, atalet, yorgunluk, insomnia, ışık, hipostaz gibi olaylara (événement) daha yakından bakacağız. Bu incelemelerden itibaren zevkin ben'in varlıktan ayrılmasının imkan koşulu olduğu gibi bilginin de imkan koşulu olduğunu fark edeceğiz. Dünyadan alınan bir zevk olmadığı sürece, ben'in var'ın (il y a) anonomliğinden ayrılması ve bir hipostaz gerçekleştirmesi mümkün olamazdı. Bununla birlikte, Levinas özneyi bir élan vital'den itibaren düşünmez, tersine öznenin varlık karşısında takındığı ilkesel birer tavır olarak atalet ve yorgunluk gibi olaylardan itibaren özneyi yeniden tesis etmeyi dener. Varolan (étant), varlığın (être) hegomonyasına girmemek için kendini geri çeker ve kendine geri döner. Dolayısıyla burada varolanın kendi varoluşunu yüklenmekte tereddüt etmesi söz konusudur. Bu aşamada Levinas'ın öznenin merkezine varlıktan bir geri çekilme ve böylece belli bir pasiflik koyarak geleneksel batı felsefesinden kopuşunu ilan ettiğini farkederiz. Levinas'da bilgi teorisi ve bilen özne anlayışını ele almak için, ışık kavramını incelemeyi önereceğiz. Bu bakış açısına göre, kendi üstüne kapanan biliç şeylere ve dünyaya bir mesafe alır. Levinas'a göre bu mesafe, bu kendine görelik (quant à soi) ışık sayesinde yaratılır. Işık, bilmenin ilkesine işaret eder, yani ondan etkilenmeden, Başka'yı kendi kılma gücüne. Bu bakış açısının incelemesiyle, özgürlüğün ancak alınan bu mesafede, bu kendine görelik'te mümkün olduğunu anlarız. Bununla birlikte, özgürlük belirdiği anda, kendi bedenine karşı sorumlu olmak anlamına gelen bir sorumluluğa boyun eğer. Sonuç olarak, Levinas'ta bilen özne özgürlükten değil sorumluluktan itaberen tanımlanır. Bu son kısmı tamamlamak için, Kant'ın transandantal öznesinin Levinas'ın öznesiyle bir yakınlığı olup olmadığını soracağız. Bu soruya cevap vermek için de Kant'ta ve Levinas'da transandantal olanın anlamını sorgulayacağız. Bunun sonucunda göreceğiz ki Levinas, Kant'ın transandantal hareketini sınırlarının "ötesi"ne taşır. Levinas, bütünüyle ontolojinin dışında kalarak bir etik sorumluluktan itibaren aşkın özneyi sağlamlaştırır. Böylece, bilginin doğrulanmasının (justification) aslında içinde nesneye karşı bir adalet (justice) problematiği sakladığını göstererek bilgi teorisi için yeni bir yol açar. Bu doğrulama hareketi ise bilen öznenin daimi sorumluluğu olacaktır. Bu incelemelerin sonunda, Levinas Kant'tan farklı olarak Başka'yı öznenin imkan koşulu olarak koyduğu ortaya çıkar. Bu imkan koşulu ise Levinas'ı etik sorumluluğu epistemolojinin de imkan koşulunun temeli olarak koymaya yöneltir. Zaten Levinas felsefi yolculuğunun başından beri pratik aklın eleştirisinin spekülatif aklın eleştirisini öncelemesi gerektiği fikrini olumlar. Bu oldukça derin bir şekilde Kantçı olan fikri takip ederek, Levinas etiğe bir öncelik atfeder ve onu epistemolojinin koşulu olarak koyar. Bununla birlikte, bu iki düşünür arasındaki en büyük fark Levinas'ın öznenin özerkliğini Başkası vasıtasıyla yerle bir etmesi olgusunda yatar. Ancak, tam da bu altüst oluş sayesinde Levinas Kant'ın transandantal felsefesine özel bir katkıda bulunur: Başkası varlık sisteminde bir istisnadır, Başkası "varlık-dışı"ndan (hors-être) gelir ve yalnızca Başkası'yla karşılaşma özneyi bu "varlık-dışı"na veya etik düzene taşır. Böylece, aşkın öznenin dayandığı koşulsuz koşulu yıkarak Levinas aşkın özneyi "varlık-dışı" olarak güçlendirebilir. Öznenin sahip olduğu epistemolojik ayrıcalığın yerine etik özneyi koyarak, öznenin sahip olduğu belli bir ayrıcalığı korumayı da başarır.
Author
Dr. Yağmur Ceylan Uslu
How to Cite
Yağmur Ceylan Uslu (Doktora Tezi). Le rôle de la conscience de soi dans la subjectivité humaine chez Kant et Levinas, 2020, Galatasaray University.
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
