Türk ceza hukukunda koşullu salıverilme
2023
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Prof. Dr. Emine Eylem Aksoy Retornaz
Özet (TR)
Bu tez çalışmasının konusunu, suçun işlendiğine ilişkin basit şüphenin varlığıyla başlayan devlet ve birey arasındaki cezalandırma ilişkisinin son aşaması niteliğindeki Türk Ceza hukukunda koşullu salıverilme müessesesi oluşturmaktadır. Tez konusunun seçiminde, hükümlünün özgürlüğüne tekrardan kavuşarak yeniden toplumsal yaşam içine karışmasının sahip olduğu önem göz önünde bulundurulmuş ve bu bakımdan kişinin bir gün dahi haksız yere özgürlüğünden mahrum kalmasının önüne geçilmesi amacıyla koşullu salıverilme müessesesinin doğru anlaşılması ve uygulanmasına katkıda bulunulması hedeflenmiştir. Çocuklar açısından koşullu salıverilmenin psikolojik, sosyolojik ve ekonomik boyutlarının da ayrıca detaylı bir biçimde ele alınması gerekliliği dolayısıyla ayrı bir tez çalışmasının konusu olduğu değerlendirilmiş ve bu çalışmada çocuklar bakımından yalnızca koşullu salıverilme süresinde farklılık arz eden durumlara yer verilmiştir. Özellikle kurumun tatbikinde karşılaşılan ve neredeyse kangren haline gelmiş sorunlar üzerinde durularak bu çalışmanın konusunun Türk Ceza hukukunda koşullu salıverilme müessesesi ile sınırlı tutulması hedeflenmiş, mukayeseli hukuka ilişkin değerlendirmelere yeri geldikçe değinilmeye çalışılmıştır. Ülkemizde son yıllarda sayısı hızlıca artan mahpus sayısı göz önünde bulundurulduğunda, koşullu salıverilmenin amacına uygun düşecek şekilde uygulanması gerekliliği; kavramın, tarihçesinin ve hukuki niteliğinin net bir biçimde ortaya konulması gerektiğini ortaya koymuştur. Öte yandan cezalandırma ilişkisinin son halkası niteliğini haiz olması sebebiyle de koşullu salıverilme müessesinin anlamlandırılması bakımından cezalandırmanın amacının ne olduğuna ilişkin düşünsel faaliyet içerisine girilmesi gerektiği düşünülmüştür. Bu kapsamda iki bölümden oluşan tezin birinci bölümünde koşullu salıverilme kavramı, ortaya çıkışı ve tarihsel süreç içindeki evrimi, hukuki niteliği ve cezalandırmanın amacı bakımından koşullu salıverilme müessesesi çeşitli tartışmalarla birlikte ortaya konulmaya çalışılmıştır. Eskiden meşrutan tahliye olarak ifade edilen koşullu salıverilme kavramı, zaman içinde şartlı salıverilme olarak da ifade edilmiş ve nihayet CGTİHK m. 107'de koşullu salıverilme olarak düzenlenmiştir. Kavramın pasif bir kullanım içinde "salıverilme" olarak tercih edilmesi sebebiyle, müessesenin hükümlü perspektifinden ele alınması gerektiği değerlendirilmiştir. Bu bakımdan koşullu salıverilme, işlemiş olduğu suç nedeniyle yargılaması yürütülen ve hakkında verilen mahkumiyet hükmü kesinleşerek infazına başlanan hükümlünün, hükmolunan ceza süresinden daha az bir kısmını infaz kurumunda geçirdikten sonra, iyi halli olduğunun da tespiti ile ve gerekli şartlara uymadığı takdirde tekrar hapsedileceği koşuluyla salıverilmesi olarak tanımlanabilecektir. Koşullu salıverilme kavramının ortaya çıkışında cezalandırma ile ortaya çıkan amaçlardan suçlunun uslandırılması amacına daha erken ulaşıldığı ve artık bu amaca ulaşıldıktan sonra da kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakmanın fayda sağlamayacağı düşüncesi yer almaktadır. Bu bakımdan özellikle kişinin salıverilmeyi umut etme hakkı kapsamında oldukça büyük bir öneme sahip olan koşullu salıverilmenin, kötü uygulayıcılar elinde yanlış uygulanmasına ilişkin ivedi bir biçimde iyileştirmeler sağlanmalı ve infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre içinde hükümlünün yeniden topluma kazandırılması temelinde bir sistem benimsenerek kurumun doğru ve etkili uygulanması sağlanmalıdır. Koşullu salıverilme kavramı ve uygulanmasına yönelik değerlendirmeler sonrasında, kurumun tarihçesinin ele alınması gerektiği düşünülmüş ve bu bağlamda tarihsel süreç içinde kurumun ortaya çıkışı ve değişimi değerlendirilmeye çalışılmıştır. Kurumun ilk olarak İngiltere'de aşırı mahkum sayısını azaltmak maksadıyla hükümlülerden bir kısmının Amerika'ya ve Avustralya'ya sürgün edilmesi şeklinde ortaya çıktığını ifade etmek mümkündür. Dolayısıyla esasen Anglo-Sakson hukuk sisteminin bir kurumu olan koşullu salıverilmenin ortaya çıkışında dayanak olan kapasitenin üzerindeki hükümlü sayısı, daha sonraları da gerekçe olarak kendisini göstermiş, süreç içinde ülkelerin infaz kurumlarındaki kapasiteler aşıldığı takdirde koşullu salıverilmenin uygulanışını kolaylaştırdıkları saptanmıştır. Yine kurumun tarihsel gelişiminde Alexander Maconochie ve Walter Crafton'un geliştirdikleri sistemler önem kazanmış, infaz kurumlarına giren hükümlülerin uslanması ve rehabilitasyonuna yönelik bir sistem benimsenmesiyle birlikte ortaya konulan pişmanlık doğrultusunda da infaz rejiminde esneklik gösterilmesi gerektiği prensip edinilmiştir. Kıta Avrupası'nda da kurumun uygulama alanı bulduğu, ilk denemelerin XIX. yüzyıl başlarında Fransa'da atıldığı, önceleri küçük suçluların yararlandığı bu kurumun daha sonra kapsamının genişlediği, kuruma ilişkin çeşitli ulusal ve uluslararası kongreler düzenlendiği ve kurumun ileri götürülmesi için çaba sarf edildiği ve nihayet XX. yüzyıl başında neredeyse Kıta Avrupası'nın tamamında koşullu salıverilmenin uygulandığı ifade edilmelidir. Türk hukuk tarihinde ise koşullu salıverilmenin ilk olarak 765 sy. TCK ile normatif olarak düzenlendiği, zaman içinde kanun metninde kapsamlı değişiklikler yapıldığı, 647 sy. Cezaların İnfazı Hakkında Kanun ile düzenleme yapılarak kapsamının yeniden belirlendiği, süreç içinde koşullu salıverilmenin uygulanmasının zorlaştırılması ile infaz kurumlarında doluluğun arttığı, doluluğun artması ile birlikte koşullu salıverilmenin daha kolay uygulanabilir hale getirildiği ve bunun sonucunda da suç işleme oranının yükselmesiyle infaz kurumlarının tekrar kapasitelerinin üzerine çıkıldığı tespit edilmiş, bu şekilde bir kısır döngü içinde son olarak CGTİHK'da düzenlenen kurumun 7242 sy. Kanun ile nihai halini aldığı ortaya konulmuştur. Tarihçesi sonrasında koşullu salıverilme müessesesinin hukuki niteliği üzerinde durulmuş ve benzer hukuki kurumlar ile mukayesesi incelenmiştir. Koşullu salıverilmenin hukuki niteliği bakımından çeşitli görüşler olmakla birlikte genel olarak tartışmaların kurumun bir hak olarak değerlendirilmesi gerekliliği ile devlet tarafından hükümlülere verilen bir ödül, lütuf olduğu şeklinde iki temel görüşün ileri sürüldüğü ifade edilmelidir. Öte yandan kurumun ödül olma özelliğinin yanı sıra bir ceza mekanizması içermesi sebebiyle ödül-ceza sistemi olduğu da ileri sürülmüştür. AİHM tarafından kurumun hükümlülere tanınan bir hak olmadığı ve AYM tarafından da kurumun ödül niteliğinde olduğu ileri sürülmüşse de kanaatimizce doktrinde de bir kısım yazarlar tarafından benimsendiği şekliyle kurumun geciktirici şarta bağlı özel bir infaz şekli olarak değerlendirilmesi mümkündür. Hukuki niteliğinin ortaya konulması sonrasında sırasıyla koşullu salıverilmenin kamu davasının açılmasının ertelenmesi, hapis cezasının ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve infazın ertelenmesi ile karşılaştırmasına yer verilmiş ve nihayet en hassas değerlendirmenin yapılması gerektiği düşünülen af ile kıyaslanmasına yer verilmiştir. Gerçekten de koşullu salıverilme adı altında yapılan pek çok düzenlemenin esasında dolaylı af niteliği taşıdığı değerlendirildiğinde, af ve koşullu salıverilme müesseselerinin farklarının sarih bir biçimde ortaya konulması için çaba gösterilmiştir. Koşullu salıverilmenin doğru tatbik edilmesi ile de koşullu salıverilme rejimine yönelik değişikliklerin toplumda af olarak algılanmasının önüne geçeceği de bu kapsamda vurgulanmıştır. Söz konusu değerlendirmeler sonrasında birinci bölümün sonunda cezalandırmanın amacı bakımından koşullu salıverilme ele alınmış ve cezalandırmanın amacına yönelik mutlak teoriler bağlamında kefaret ve adalet teorileri ele alınmıştır. Nispi teoriler kapsamında ise cezanın genel ve özel önleme amacı ile birlikte caydırıcılığının üzerinde durulmuş ve akabinde mutlak ve nispi teorilerin cezalandırmadaki amacın açıklanmasında tek başlarına yetersiz kaldıklarının değerlendirilmesi sonrası ortaya çıkan karma teoriye yer verilmiştir. Bununla birlikte sahip olduğu önem göz önünde bulundurularak, cezanın amaçlarından yeniden topluma kazandırma amacı bakımından koşullu salıverilme ayrı bir başlık altında ele alınmıştır. Hükümlünün yeniden sosyalleşmesi, topluma yeniden uyum göstermesi, kurallara uyum sağlayan bir birey haline gelmesi hedeflenerek hükümlünün cezaevilileşme ve cezaevi alt kültürünü benimsemesi sorunlarına da çözüm getirileceği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde yapılan koşullu salıverilme müessesesine ilişkin değerlendirmelerle birlikte ikinci bölümde Türk Ceza Hukukunda koşullu salıverilmenin uygulanmasına yer verilmiştir. Bu bağlamda sırasıyla koşullu salıverilmenin şartları, koşullu salıverilme kararı, kararın sonuçları ve kararın geri alınması değerlendirilmiştir. Hükümlünün koşullu salıverilmesi için gerekli şartlar infaz kurumunda geçirdiği süre içinde iyi halli olması, kararlaştırılan cezanın belirli bir kısmının infaz kurumunda çekilmesi ve koşullu salıverilme yasağının bulunmamasıdır. İnfaz kurumunda geçirilecek süre içinde hükümlünün iyi halli olması gerekliliği gerek iyi halin tespitinde dikkate alınacak hususlar gerek de iyi halin varlığına karar verecek merci bakımından ele alınmıştır. Bu bağlamda iyi halin tespiti 7242 sy. Kanun değişikliği öncesi ve sonrası olmak üzere iki farklı şekilde değerlendirilmiş, 7242 sy. Kanun değişikliği öncesi mevzuatta yer alan belirsizlik eleştirilmiştir. 7242 sy. Kanun değişikliği ile birlikte iyi halin tespitinde dikkate alınacak hususlara ilişkin CGTİHK m. 89'da ayrıntılı bir düzenleme yapılmış ve hükümlünün katıldığı iyileştirme programları, kültürel ve sanatsal aktiviteler, kurmuş olduğu ilişkiler ve suç işlemek dolayısıyla duyduğu pişmanlık ile disiplin cezalarının dikkate alınacağı kararlaştırılmıştır. Akabinde iyi halin varlığının İdare ve Gözlem Kurulu tarafından saptanacağı belirtilerek, özel olarak terör suçları ve on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda İdare ve Gözlem Kuruluna görevlendirilen Cumhuriyet Savcısının başkanlık etmesi ve ek olarak Kurula farklı üyelerin katılması da değerlendirilmiştir. Öte yandan tehlikelilik kavramı da iyi halin tespitinde dikkate alınacak bir diğer önemli husus olarak ayrıca ele alınmıştır. Koşullu salıverilme için gerekli olan ikinci şart niteliğindeki cezanın bir kısmının infaz kurumunda çekilmesi şartı, gerek mahkumiyet hükmü kurulmuş suç tipine göre uygulanacak oranın değişmesi bakımından gerek de hükümlü hakkında tatbik edilecek yasal düzenlemenin hangisi olduğunun tespiti bakımından önem arz etmektedir. Bu kapsamda hükümlünün infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin ne kadar olması gerektiğine yönelik teorik tartışmalara da yer verilmiştir. Geçirilmesi gereken süre bakımından durum ise öncelikle adi suçlar yönünden CGTİHK ilk hali ile 671 sy. KHK ile getirilen düzenleme arasındaki dönem bakımından değerlendirilmiş, sonrasında 671 sy. KHK ile getirilen ve akabinde kanunlaşan düzenleme incelenmiştir. Nihayet hali hazırda geçerli olan 7242 sy. Kanun kapsamında koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süreler ele alınmıştır. Bu bağlamda geçerli olan temel kuralın hükümlülük süresinin yarısı olduğu, bu kuralın hükümlülük süresinin üçte ikisi ve dörtte üçü olmak üzere iki grup istisnasının mevcut olduğunu ifade etmek gerekmektedir. Adi suçlara yönelik genel değerlendirme yapıldıktan sonra da özel durumları sebebiyle çocuklar açısından koşullu salıverilme süresi, 3713 sy. TMK kapsamında terör suçları bakımından süreler, örgütlü suçlarda durum ve mükerrirler açısından uygulanacak infaz rejimi incelenmiştir. Nihayet bu başlık altında uygulamadaki en önemli sorunların yaşandığı, son derece karmaşık değerlendirmeleri içinde barındıran cezaların içtimaı durumunda koşullu salıverilmenin nasıl hesaplanacağı ele alınmaya çalışılmış ve oranın nasıl belirleneceği ile lehe kanun düzenlenmesinde dikkate alınması gereken hususlara yer verilmeye çalışılmıştır. Koşullu salıverilmenin uygulanabilmesi için gerekli olan son şart niteliğindeki koşullu salıverilme yasağının bulunmaması da ayrıntılı şekilde ele alınmış ve bu kapsamda TMK m. 302 ila 325'te düzenlenen suçların örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları, CGTİHK geçici m. 2 kapsamındaki hükümlüler, 3713 sy. TMK kapsamında koşullu salıverilme yasakları, ikinci kez mükerrir olanlar, Bankacılık Kanununda düzenlenen zimmet suçundan hüküm giyenler ve koşullu salıverilme kararı geri alınan hükümlüler değerlendirilmiştir. Nihayet koşullu salıverilme yasakları, henüz normatif olarak ceza sistemimizde yer almasa da AİHM içtihatları ile ortaya konulan, salıverilmeyi umut etme hakkı bağlamında ayrıca incelenmiş ve salıverilmeyi umut etme hakkının önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Koşullu salıverilmeye ilişkin şartlar incelendikten sonra koşullu salıverilme kararı; kararı verecek merci, kararda kararlaştırılan denetimli serbestlik tedbirleri ve kararın sonuçları bakımından ele alınmıştır. Uygulanacak tedbirler kapsamında uzman kişi görevlendirilmesi, öngörülebilecek yükümlülükler ve bu yükümlülüklerin infazı da ayrıca değerlendirilmeye çalışılmıştır. Nihayet koşullu salıverilme kararının geri alınması üzerinde durulmuş, salıverilmenin geri alınmasını gerektiren sebepler, geri alınma kararını verecek merci ve geri alma kararının sonuçları ortaya konulmuştur. Sonuç kısmında ise koşullu salıverilme müessesesinin uygulanmasına yönelik sorunlara değinilmeye çalışılmış, kurumun toplum tarafından af olarak algılanmasının önüne geçilmesinin bir zaruret olduğu vurgulanmıştır. Uygulama bakımından infaz kurumlarındaki kapasite aşımı gibi fiili durumların yarattığı sorunların kabulü ile birlikte bu sorunların koşullu salıverilme dışında, tutuklamanın bir infaz biçimi olarak değil tedbir olarak uygulanması ve adli kontrol tedbirlerinin yaygınlaştırılarak ölçülülüğün sağlanması gibi, farklı çözüm önerileri ile aşılması gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca son derece hassas değerlendirmelerin yapıldığı bir sistemin benimsenerek hükümlüler arasında eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyecek biçimde koşullu salıverilmenin uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Bu bağlamda infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre bakımından eşitlik ilkesine aykırılık teşkil eden düzenlemelerden vazgeçilerek tek bir oranın kabul edilmesi, gözlem ve sınıflandırma aşamasından başlanarak sistemin doğru bir biçimde işlemesi ve psiko-sosyal testlerin etkili bir biçimde ve doğru olarak uygulanması gerektiği saptanmıştır. Öte yandan infaz mevzuatında sürekli değişiklik yapılmasının kuralların anlaşılmasını ve uygulanmasını zorlaştırdığı, toplumun geniş kesimlerinde ve hükümlüler arasında devamlılık arz edecek biçimde af beklentisini yerleştirdiği ortaya konularak infaz mevzuatının son derece yalın ve anlaşılır halde yeniden ele alınması ve kararlaştırılan sistemin istikrarının sağlanması önerilmiştir. Nihayet kazuistik düzenlemelerin isabetli olmadığı belirtilerek, suç ve ceza politikası belirlenirken esas olarak koşullu salıverilme sürelerinin ya da ceza miktarlarının artırılmasının fayda sağlamayacağı, tehlikelilik değerlendirilmesinin doğru bir biçimde yapılması ve yapılan tehlikelilik değerlendirmesinde ise infaz kurumundaki tehlikeliliğin değil kriminolojik tehlikeliliğin ölçüt alınması gerektiği belirtilmiştir.
Yazar
Dr. Furkan Ali Şimşek
Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır
Furkan Ali Şimşek (Yüksek Lisans Tezi). Türk ceza hukukunda koşullu salıverilme, 2023, Galatasaray University.
Anahtar Kelimeler
Lisans
Tüm Hakları Saklıdır
Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.
Galatasaray University tezlerinden daha fazlası
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
