DoctorateOpen Access

Yukarı Mezopotamya'da çanak çömleksiz Neolitik Dönem'de yaşanan kültürel etkileşim ve iletişime dair veriler

2020
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Erkan Konyar ; Prof. Dr. Mehmet Işıklı

Abstract (TR)

ÖZ "YUKARI MEZOPOTAMYA'DA ÇANAK ÇÖMLEKSİZ NEOLİTİK DÖNEM'DE YAŞANAN KÜLTÜREL ETKİLEŞİM VE İLETİŞİME DAİR VERİLER" "İzafiyet kuramına göre, zaman, mekânın bir işlevidir. Tarihsel alana aktarıldığında bu, şu anlama gelir: Tarih, mekânın bir işlevidir." Diyen Friedell'in ya da "Tarihöncesi Sessizdir!" diyen Marshack'ın da belirttiği üzere tarihöncesi çoğu zaman büyük gürültülerle yaşanıp bitmiş hikayelerin yorgunluğunu ve onun sessizliğini taşır ve bu yorgunluk kocaman bir hikâye olarak toprağa gömülmüştür. Siz onu kurcalamadıkça derdini kapalı tutacaktır. O kapalı kaldıkça zamanın ruhu da asla kendi hikayesinin özüne ulaşamayacaktır. Oysa zaman insanda eskimeyen bir varlıktır; o kendi işine bakar. Zaman akıp giderken insanın yaptıkları sadece olanlardır ve insan yaptığı ve yaşadığı şeyleri terkettiğinde de zaman işine bakacak; insanla ilgilenmeyecektir. Yahut başka herhangi bir canlıyla... Bunun için biraz da toprak, sular, dağlar ve ovalar içindeki sırrı sonsuza kadar saklamasın, her ne yaşandıysa hikayesinde insanın, onu ortaya döksün istiyoruz. Belki de bu yüzden arkeoloji bu kadar ilgi çekicidir. Kimbilir! İnsanı gerçeğe yaklaştıran temel motivasyonların başında doğru sorular gelir. Bununla birlikte bütün doğru soruların insanları doğru cevaplara götürdüğü de pek görülmemiştir. Çoğu zaman doğru soruların ulaştığı yanlış sonuçlar insanlık tarihinin en uzun soluklu yanılgılarını gerçekmiş gibi savunmaya ve bu yanılgıyı sürdürmeye devam etmiştir. Taa ki, birinin gelip, o yanılgıyı ve onun yarattığı gerçeklikten uzak iktidarını basit bir önermeyle ortadan kaldırana kadar. İşte budur izafiyet. Günümüzün en güncel meselelerinden başlayıp, bir dizi tarihsel yanılgıya kadar onlarca konu ve genel kabul gören örnekle bahsi geçen varsayımı desteklemek pekâlâ mümkündür. Bu örnekleri, geçmişte yaşanan her tür veba salgınının, bugün basit bir aşı ile bertaraf edilmesinden başlayın da dünyanın bir tepsi gibi düz olduğu varsayımına kadar çeşitlendirmek mümkün. Üstelik bütün bu doğru bilinen yanlışlara ve onların yarattığı gerçeklik varsayımına doğru sorularla ulaşıldığı öngörülebilir. Zira temel soruların cevapları için yola çıkıldığında ikna edici ve motivasyon sağlayıcı önermelerin olması ve bu önermelerin peşinden gitmek için de doğru soruların sorulması gerekmektedir. Çünkü iyi soru yoksa, iyi cevap da yoktur. Friedell'in de dediği gibi "Tarihöncesinin özelliği, din, erotizm, sosyal yapı, yerleşim alanları gibi en önemli soruların muallakta kalması, buna karşın gündelik yaşama ilişkin belli ayrıntılar hakkında oldukça kesin bilgiler elde etmiş olmasıdır. Tarihöncesi insanının ayakkabılarını nasıl bağladığını ve kahvaltıda ne yediğini biliyoruz; ama içinde hangi değer yargılarını taşıdığını ve yüz ifadesinin nasıl olduğunu bilmiyoruz: Bunu bilmediğimiz sürece o bizimle konuşmuyor." İşte bu bilinçle bütün akademik çalışmalarım süresince, hemen her Sosyal Bilimci gibi aklımda geçmişte ve günümüzde gerek kuramsal ve gerekse müspet olarak bütün insanlığın hikayesinde etkili sorumluluklar üstlenmiş konulardan biri olan "Kültürel Etkileşim ve İletişim Tarihi" sorunuyla ilgili birçok soru işareti birikmiştir. Bu soruların ve cevaplarına yönelik kanaatimin oluşmasında da hiç kuşkusuz ki; çok çeşitli kanıtlar etkili olmuştur. Ancak beni temel anlamda harekete geçiren fikirlerin odağında, insanlık hikâyesinin tarihöncesinden beri yazılmaya başlandığı kilit coğrafyalardan birinde yaşıyor olmak düşüncesi etkili olmuştur. Aslına bakılırsa bu gerçeklik aynı zamanda büyük bir şans olarak da değerlendirilmiştir. Şu hâlde bu soru işaretlerinin cevaplanabileceği merkezlerin, üzerinde çalışmayı düşündüğümüz devasa coğrafya, onun tarihi gerçekliği ve şahsen yapabileceklerimizin sınırları nedeniyle Anadolu ve Mezopotamya'nın büyük bir bölümü (Yukarı Mezopotamya) olduğunu da birçok nedenle kavramış bulunuyorum. Ancak içinde bulunduğumuz dönemin fiziki koşulları ve konjonktürel nedenlerle arzulanan düzeyde, sahada özgürce araştırma yapabilmenin koşulları ne yazık ki oluşamamıştır. Bu, zamanın ruhuyla ilgili değil; tam tersine savaşın yarattığı büyük yıkım ve onun ördüğü duvarlarla ilgilidir. İtiraf etmeliyim ki, bu durum nedeniyle ziyadesiyle üzgünüm. Bir taraftan kötü zamanlama olduğu bile değerlendirilebilir! Buna rağmen tezin işaret ettiği bu büyük coğrafyada ve onun ilişkili olduğu mümkün olan en geniş periferide müzeler ve kazı alanları ziyaret edilmiş; yayınlar, kazı sonuçları ve diğer materyaller taranmış, literatür mümkün mertebe eksiksiz olarak elden geçirilmiştir. Sempozyumlar, konferanslar ve çeşitli sunumlar özenle takip edilmiştir. Bu alanda bilimsel çalışmalar yürüttüğü bilinen birçok uzmanın çeşitli şekillerde fikirlerinden yararlanılmış, kendileriyle sohbetler ve/ya yüz yüze uzun tartışmalar yapılmış, arşivlerinden anlamlı düzeyde yararlanılmıştır. Bütün bu çalışmalar sırasında esas amacım, insanlığın anlamaya çalıştığı temel sorulardan biri olan iletişim / kültürel etkileşim sorununun cevaplanma süreçlerine, bu cevapları arayanlardan biri olarak dâhil olabilmekti. Hatta bu konuda çözüme yönelik çalışmalar yürütebilecek "ana coğrafyalardan birinde yaşıyor olmak şansını" kullanmak arzusundaydım. Bunun yanında, tez konusu olarak çalışmak istediğim başlığın risklerini de tahmin edebiliyordum. Çünkü, "Neolitik'ten Yazılı Dönemlerin Başlangıcına Kadar İletişim Tarihi" adlı bu başlık oldukça iddialı bir sorunsala işaret ediyordu. Üstelik yukarıda da vurgulandığı gibi, bütün doğru sorular doğru cevaplara ulaşamayabiliyordu. Zira iletişim tarihi denince, "Haberciliğin Tarihi" gibi ayakları yere basmayan, ziyadesiyle sığ ve güncel bir önkabul vardı ve bu durum anlaşılabilir düzeyden daha yaygındı. Yahut daha travmatik bir popülariteyle psikoloji orijinli kişisel iletişim vb. bir dolu kavram, ilgili ilgisiz herkesin dimağında yer edinmişti. Modern kitle iletişim araçlarının yanlış ve/ya eksik enformasyonu nedeniyle "iletişim tarihi" ifadesi de bütünüyle gerçek imgesinden soyutlanmış, içi boşaltılmış halde ve ziyadesiyle güncel pragmatik beklentilerin kullanımına göre dolaşıma sokulmuştu. Bu nedenle kafamdaki sorulara yanıt olacak mümkün olan bütün kaynaklara ulaşabileceğim ve makul sınırlara indirgemem gereken bir zorunlulukla karşı karşıyaydım. Bunun için çalışmanın başlığını "Yukarı Mezopotamya'da Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem'de Yaşanan Kültürel Etkileşim ve İletişime Dair Veriler" ile sınırlamaya karar verdim. Hatta tez ilerledikçe, bu sınırları örnek yerleşmeler verip; Özdoğan'ın tanımlamasıyla "Göbekli Tepe Kültür Bölgesi" ile (Göbekli Tepe, Nevalâ Çorê, Kortik Tepe, Çayönü, Hallan Çemî, Mezraa Teleilat ve birkaç örnek alan daha ekleyerek) bugünkü Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman, Mardin ve Siirt illerini kapsayacak bir alanda, ilişkili Neolitik kültürlerin bilinen yerleşimleri ile sınırlamak tercihten çok zorunluluk oldu. Böylece hem tezin coğrafi ve zamansal sınırlarını makul düzeye çekmiş olacak hem de daha rahat ve ulaşılabilir bir bölge içinde hareket edebilme olanağına kavuşacaktım. Ben de öyle yaptım. Yani çalışmanın başlığını, "Yukarı Mezopotamya'da Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem'de Yaşanan Kültürel Etkileşim ve İletişime Dair Veriler" olarak yeniden düzenledim. Dolayısıyla hem saha taramalarını ve karşılaştırmalı kaynak araştırmalarını daha etkili hale getirebilecek hem de daha önce dünyada çok sınırlı, ülkemizde ise -içinde İstanbul Üniversitesi'nin de bulunduğu kimi üniversitelerin, iletişim bölümlerinde okutulan dersler için ders notu mantığıyla hazırlanmış metinleri saymazsak- neredeyse örneği dahi bulunmayan bu çalışmayı özgün ve hoşgörülebilir bir nitelikte gerçekleştirebilmeyi sağlamak mümkün olacaktı. Sonuç olarak, bir boşluğu doldurmasını umduğum elinizdeki çalışma ortaya çıkmış oldu. Anahtar Kelimeler: Yukarı Mezopotamya, Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem, Kültürel Etkileşim, İletişim, PPNA, Sembolizm, Ticaret, İnanç Sistemi, Linguistik

Author

Mehmet Altun

How to Cite

Mehmet Altun (Doktora Tezi). Yukarı Mezopotamya'da çanak çömleksiz Neolitik Dönem'de yaşanan kültürel etkileşim ve iletişime dair veriler, 2020, İstanbul University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from İstanbul University