
140
Archived Theses
2
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Archived Theses
Sera gazı emisyonlarının makroekonomik değişkenlerle ilişkisi: OECD ülkeleri için panel veri analizi
Birleşmiş Milletlerin son yıllarda önem verdiği konular arasında yer alan ve ciddi bir tehdit oluşturan iklim değişikliği, insan faaliyetleri nedeniyle sera gazı emisyon miktarının artması ve doğal sera gazı konsantrasyonun değişmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler çevresel kirlenmenin önüne geçmek için birtakım politikalar ve araçlar geliştirmiştir. Bu politika ve araçlarla sera gazı emisyonlarının azaltılmasına çalışılmaktadır. Bu bağlamda; 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve 16 Şubat 2005'te imzalanan Kyoto Protokolü, küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin önüne geçmek için önüne geçmek için yapılan en önemli girişimlerdir. Bu çalışmada; sera gazı emisyonlarının makroekonomik değişkenlerle olan ilişkisi OECD ülkeleri için, 1971-2011 dönemi yıllık verileri kullanılarak panel veri analiziyle araştırılmıştır. Bu aşamada ilk olarak kullanılacak testlerin belirlenmesi için; ülkeler arasında yatay kesit bağımlılığı araştırması yapılması gerekmektedir. Yapılan yatay kesit bağımlılığı testi sonucunda; ülkeler arasında yatay kesit bağımlılığının olduğu görülmüştür. Bu durumu dikkate alan ikinci kuşak birim kök testlerinden CADF ve CIPS panel birim kök testleri kullanılmış ve serilerin düzey değerlerinde durağan olmadığı görülmüştür. Seriler arasında eşbütünleşme ilişkisinin varlığı; Westerlund Durbin Hausman (2008) Testi ile incelenmiş ve seriler arasında eşbütünleşme ilişkisinin var olduğu belirlenmiştir. Son aşamada ise uzun dönem eşbütünleşme katsayıları, Pesaran (2006b) tarafından geliştirilmiş olan CCE yöntemiyle tahmin edilmiştir.
Türkiye'de dışa açıklığın makro ekonomik etkileri
Literatürde dışa açıklığın makro ekonomik etkileri incelendiğinde, Türkiye'de dışa açıklık ile büyüme arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok çalışma olmasına rağmen dışa açıklık ile verimlilik, enflasyon, işsizlik, dış borç ve reel döviz kuru arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmaların sayısı yeterli değildir. Bu çalışmada, dışa açıklığın, emek verimliliği, enflasyon ve işsizlik oranı üzerindeki etkileri eş-bütünleşme yöntemiyle incelenmiştir. Bu kapsamda, ilk olarak dışa açıklığın ele alınan tüm değişkenler ile ilişkisine teorik olarak yer verilmiş, daha sonra çalışmanın amacına uygun olarak dışa açıklığın emek verimliliğini artıracağı, enflasyon ve işsizlik oranını düşüreceği hipotezi ekonometrik olarak test edilmiştir. Çalışma genel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın konusuna yönelik tanımlara ve kavramsal çerçeveye yer verilmiştir. İkinci bölümde ilk olarak kısaca dünya dış ticaretinin gelişimi, ikinci olarak ise Türkiye'de dışa açıklığın tarihsel gelişimi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de dışa açıklığın, emek verimliliği, enflasyon ve işsizlik oranı üzerindeki etkisi ekonometrik olarak incelenmiş ve elde edilen bulgular teorik çerçeve kapsamında yorumlanmıştır.
Kapitalizmin tarihsel krizlerinin uluslararası para sistemleri üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma özellikle kapitalist üretim biçiminin günümüzdeki üretim süreçlerine egemenliği altında, dünya pazarının krizleri ile yine sistemin son derece önemli bir parçasını oluşturan uluslararası para sistemleri arasındaki ilişkilere odaklanmaktadır. Bu girift ve çoklu ilişkilerin tahlilinde öncelikle bu ilişkilerin en önemli parçalarından birini oluşturan para, olgusal ve kavramsal düzeyde tartışılarak, tarihselliği içerisinde yeniden açıklanmıştır. Bu yeniden açıklama özellikle iktisat literatürüne egemen olan teorilerden çok Marksist bir içeriğe sahiptir. Bunun nedeni "önemli olan paranın bir meta olduğunu söylemek değil; nasıl bir metaın para biçimine geldiğini açıklamaktır" sorunsalının bu düşünce bütünü tarafından dile getirilmiş olup yegâne cevabının da yine bu teori tarafından verilmesidir. Sonuç olarak değer kavramına dair açıklamaların ve böylece para tanımlamalarının, kapitalist üretim biçiminin bir bütün olarak analizinde, uluslararası para sistemlerini açıklamada ve anlamlandırmada kırılmalara yol açtığı sonucuna varılmıştır. Ele aldığımız konunun ilişkilerinin diğer tarafını oluşturan krizler, iktisadi olarak toplumun ve sermayenin yeniden üretiminin aksadığı durumlar olarak, temelde iki biçimde sınıflandırılmıştır: Çevrimsel ve Tarihsel krizler. Çevrimsel krizler, yeryüzünün belirli bir bölgesinde birkaç ülkenin ya da dünya pazarının etkilendiği kümülatif bir birime dayanan krizler olarak ortaya çıkmaktayken; çalışmanın ana eksenini oluşturan genel dünya bunalımları ya da tarihsel krizler mevcut iktisadi yeniden üretimin aksamasını ya da durmasını ifade etmektedir. Aynı zamanda bu krizler teknolojik bir devrimin sonucu ortaya çıkmaktadırlar. Egemen iktisadın kriz sınıflandırılmalarının dışında bir sınıflandırmayla krizler incelenmiştir. Bunun esas nedeni mevcut egemen iktisadi kuramların tarihsel ve mantıksal ve tümdengelimci ve tümevarımcı bir yöntemi kullanmıyor olmalarıdır. Bu bağlamda Tarihsel krizlerin ardından sistemin yeniden üretime devam edebilmesi ancak mevcut yapısında ve kurumlarında bir dizi değişikliğin meydana gelmesiyle mümkün olmaktadır. Dolayısıyla tarihsel bunalımlar, uluslararası para sistemlerinin değişiminin zamansal göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle 1980'den sonrasında yaşanan "neo-liberal küreselleşme ve finansallaşma" olarak adlandırılan kapitalist süreç, ekonomik yaşamda reel kuramlar neredeyse unutulmuş ve her şey finansal ilişkiler üzerinden açıklanmaya başlanmıştır. Değişim ilişkilerinin taşıyıcısı olarak para, teorik olarak da ekonomi kuramının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Uluslararası para sistemleri, özellikle ülkelerin dünya ekonomik sistemi ile ilişkilerini kurmada ve iç dengelerini sağlamalarında kilit bir değişken olmasıyla ayrıntılı bir incelemeyi hak etmektedir. Kapitalist üretim biçiminin krizleri ise gerek sistemin yeniden üretiminin sağlanabilmesi anlamında gerekse de diğer faktörlere etkisi açısından son derece önemli sonuçlara yol açan tarihsel değişkenler olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışmada, tarihsel olguların veri olarak ele alınmasıyla, günümüze değin kapitalist üretim biçiminin tarihsel krizlerinin ardından (1873-96, 1929-45, 1970-80) mevcut dünya sisteminin işleyişiyle birlikte uluslararası para sistemlerinde de değişikliklerin meydana geldiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın temel aldığı tarih bilimi böylece tüm ışığında bugünü anlamanın olanaklarını yaratmaktadır. Çalışmanın kavramsal boyutta yürüttüğü tartışmalar ve sonucu birlikte ele alındığında elde edilen tarihsel tartışma, 2008 tarihsel krizinin ardından uluslararası parasal sistemde olası değişiklikleri beklemeyi makul hale getirmektedir. Ayrıca yeni kurulacak ya da daha doğru bir ifadeyle bir sonraki uluslararası para sisteminin niteliklerine dair tarihsel ve mantıksal çıkarımları çalışma mümkün kılmaktadır.
?Bulanık analitik serim süreci? yaklaşımı ile çok ölçütlü karar verme ve bir işletme uygulaması
Karar problemleri belirli amaçlar ve kısıtlar doğrultusunda çözülmeye çalışılır. Çözüm modeli, geliştirilirken ayrıca elde edilebilecek verilerin de özellikleri gözetilir. Bu durumda amaç ve kısıtların yanında, verilerin deterministik, stokastik veya bulanık; değişkenlerin kalitatif ve kantitatif oluşu karar vericinin geliştireceği modeli doğrudan etkilemektedir. Karar problemlerini çözerken her zaman sayısal verilere ulaşmak mümkün değildir. Dolayısıyla niteliksel veriler de karar alma sürecine girmektedir. Oysa karar verici, çoğu zaman bu faktörleri sezgisel olarak göz önünde bulundurmaktadır. Bir diğer güçlük de birden fazla ölçütün etkileşimli olarak göz önünde tutulmasıyla karar alınması durumudur. Analitik Serim Süreci (ASS) bu amaçla geliştirilmiş çok sayıda seçeneğin yer aldığı çok ölçütlü karar problemlerinde en iyi seçeneği bulan bir tekniktir. Çözüm süreci sonucunda problemde yer alan faktörlerin ağırlıkları elde edilmekte, böylece sonucun ortaya çıkmasında hangi ölçüde payları olduğu belirlenmektedir. Bu çalışmada verilerin bulanık olarak tanımlanabildiği ortamlarda, çok ölçütlü karar verme problemlerini, ölçütlerin etkileşimini de göz önüne alarak çözme amacıyla Bulanık ASS yöntemi geliştirilmiştir. Geliştirilen yöntem, gerçek iş hayatında ortaya çıkan bir tesis yeri seçimi problemi üzerinde uygulanarak işletme açısından başarılı sonuçlar elde edileceğini önermiştir.
Kayıt dışı ekonomide vergi ve vergi denetiminin önemi
Genel olarak resmi istatistiklerde kapsanamayan faaliyetler olarak tanımlanan kayıtdışı ekonominin boyutlarının GSMH içerisinde önemli boyutlara ulaşması, kayıtdışı ekonomi kavramının özellikle son derece yaygın olduğu bilinen gelişmekte olan ülkelerin kamu gelirlerinin azalmasına ve ekonomik, sosyal tahribatlara yol açmıştır. Bu ülkelerin en önemli sorunlarından olan kamu finansman açığının azaltılması gereği kayıtdışı ekonominin, önlenmesini zorunlu kılmaktadır. Kayıtdışı ekonomi, genel olarak vergi kaçakçılığı, sigortasız çalışma, kaçakçılık, uyuşturucu ticareti gibi konuları kapsamaktadır. Yer altı ekonomisi, yarı kayıtlı ekonomi ve kayıtlara alınamayan/alınmayan ekonomik kesimler kayıtdışı ekonominin unsurlarıdır. Devlet ve birey arasındaki güven yetersizliği, kamu kesiminin müdahale ve faaliyetlerinin etkileri, vergi sisteminden kaynaklanan etkiler, enflasyon ve tarım sektöründeki yapı, kayıtdışı ekonomiyi ortaya çıkaran faktörlerdir. Kayıt dışı ekonominin nedenleri mali, ekonomik ve siyasal nedenlerdir. Kayıt dışı ekonomi ile mücadelede denetimin etkinliği önem arz etmektedir. Etkin bir vergi denetim yapısı ve vatandaşlık bilinci kayıt dışılığı önleyebilir. Sonuç itibariyle yapılması gereken mali revizyon, etkin bir denetim mekanizması ve en önemlisi vergi bilincinin oluşturulmasıdır.
KOBİ'lerin bölgesel kalkınma üzerine etkileri: Van ili üzerine bir uygulama
Gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkeler, bölgesel dengesizlik sorunu yaşamaktadırlar. Söz konusu bölgesel dengesizlikleri gidermek için ülkeler sosyo-ekonomik ve kültürel yapı özelliklerine bağlı olarak farklı bölgesel kalkınma politikaları uygulamaktadır.1970'li yılların sonlarına doğru yaşanan iktisadi krizler neticesinde fordist üretim yerine post-fordist üretim sisteminin egemen olmasına bağlı olarak önemli üretim birimleri haline gelen küçük ve orta boy işletmeler (KOBİ), bölgesel dengesizliklerin giderilmesinde önemli bir araç olarak görülmektedir. Söz konusu işletmeler ülkenin her tarafında yaygın olarak faaliyette bulundukları için bölgesel kalkınma üzerinde önemli etkilere sahiptirler.Bu çalışmada KOBİ'lerin bölgesel kalkınma üzerindeki etkileri Van ili örneğinde incelenmeye çalışılmıştır. Söz konusu etkileri test etmek için çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda Van'daki KOBİ'lerin bölgenin ekonomik kalkınması üzerinde az da olsa pozitif bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. İldeki KOBİ'lerin bölgenin kalkınması üzerinde daha etkili olabilmesi için çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye`de bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin makro ekonomik etkileri
Bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin makro ekonomik değişkenler üzerine etkileri özellikle küreselleşme sürecinin hız kazandığı 1990 sonrası dönemde gerek akademik gerekse siyasi zeminde oldukça tartışılan konulardan biri olmuştur. Kuşkusuz bu durum devletin ekonomi içindeki yeri konusundaki anlayış değişiklikleri yani paradigmal değişmelerle de yakından ilgilidir. Dolayısıyla bütçe, bütçe açıkları ve finansmanı değer yargıları ve ideolojilerden de etkilenen bir konudur.Uzun yıllardır, özellikle de 1990 sonrası dönemde, devlet bütçesi büyük miktarda açık veren ve ciddi makro ekonomik dengesizlikler yaşayan Türkiye açısından bu konu ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü, makro ekonomik gelişmeler üzerinde bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin etkilerinin analizi daha istikrarlı bir makro ekonomik ortam için bazı politika önerileri geliştirilmesine de imkan verecektir.Bu önemli konuya ilişkin olarak hazırladığımız bu çalışmanın temel amacı; Türkiye`de bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin incelenerek makro ekonomik yansımalarının analiz edilmesidir.Bu amaç çerçevesinde çalışmanın birinci bölümünde öncelikle bütçe açıklarının nedenleri ve olası finansman yöntemleri, ardından da söz konusu finansman yöntemlerinin makro ekonomik etkileri değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise Cumhuriyet'ten günümüze Türkiye`de bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin dönemler itibari ile incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Türkiye`de 1980 sonrası dönemde bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin makroekonomik etkileri ekonometrik modeller ve istatistiksel metodlar kullanılarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Bütçe Açığı, Bütçe Finansmanı, Türkiye Ekonomisi, Borçlanma, Monetizasyon, Özelleştirme
Performans değerlendirme sonuçlarının kariyer yönetimi sürecinde kullanılması
Performans olgusu, işin niteliklerine ve gereklerine uygun olarak önceden belirlenmiş bir ölçütün üzerindeki çalışma derecesi olarak ortaya çıkar. Bireyin yaptığı her çalışma, başarısız ya da başarılı olarak nitelendirilir. Bu yapılmadığı taktirde, her iş görenin aynı kefeye konması durumu söz konusu olur. Bu da, örgütsel adaletin oluşmasını engeller. Ek olarak, örgüt içersindeki işlemlerin niteliğinin tanımlanması ve işgörenlerin başarılarının değerlendirilmemesi, hem örgütü hem de içinde bunduğu toplumu olumsuz yönde etkiler. Ayrıca böyle bir durumda örgütün verimlilik ve varlığını koruma amaçlarının aksine hareket edilmiş olacaktır. İşte bu perspektif doğrultusunda, bu çalışmada performans değerlendirme ve onun kariyer yönetimi sürecine etkileri konularına genel bir bakış gerçekleştirilmiştir.
Cari işlemler açığının sürdürülebilirliği ve Türkiye üzerine bir uygulama
Dünya ekonomisindeki liberalizasyon sürecinin hız kazanmasından sonra cari işlemler dengesi ve sürdürülebilirliği özellikle Gelişmekte Olan Ülkeler için büyük bir önem oluşturmuştur. Ancak uygulanan dışa açılma politikaları, söz konusu ülkelerde cari işlemler açığı sorununun, büyüme ve kalkınma sürecini olumsuz yönde etkilenmesine neden olmuştur.Uzun yıllardır, özellikle de 1990 sonrası dönemde, büyük cari açıklar veren ve ciddi makro ekonomik dengesizlikler yaşayan Türkiye açısından bu konu ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü makro ekonomik gelişmeler üzerinde cari açık ve sürdürülebilirliğinin analizi daha istikrarlı bir makro ekonomik ortam için bazı politika önerileri geliştirilmesine de olanak verecektir.Bu bağlamda, çalışmanın ilk bölümünde ödemeler bilânçosu alt hesabı olan cari işlemler hesabının önemi bir makro ekonomik gösterge olarak teorik çerçevede incelenmiştir. İkinci bölümde cari işlemler dengesine yönelik farklı teorik yaklaşımlar ve cari işlemler açığının sürdürülebilirlik koşulları açıklanmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise önce Türkiye'de cari dengenin gelişimine yer verilmiştir sonra da Türkiye'de cari açığın sürdürülebilirliği yapılan bir ampirik çalışma ile yakın dönem verileri kullanılarak analiz edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Cari İşlemler Açığı, Sürdürülebilirlik, Ödemeler Bilânçosu, Türkiye Ekonomisi, Eşbütünleşme
Döviz kurunun belirlenmesinde belirsizliğin kaynağı olarak kur, enflasyon ve faiz oynaklığı: Türkiye üzerine bir uygulama
Bretton Woods siteminin sona ermesi ve petrol fiyatlarının hızlı bir biçimde artmasıyla ortaya çıkan şokun etkisiyle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin döviz piyasalarında istikrarsızlıklar yani oynaklıklar artmıştır. Döviz piyasalarında istikrarın sağlanamaması sonucu ulusal ve uluslar arası krizler ülkelerin refah düzeyinin azalmasına neden olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerin döviz ve varlık piyasalarından kaynaklanan krizlerin sıklaşması, döviz kuru belirlenmesine yönelik yeni teorilerin ve yaklaşımların önem kazanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte ekonometri literatüründe ortaya çıkan yeni teknik ve yaklaşımlarda söz konusu teorilerin ampirik açıdan geçerliliğinin tespitine yönelik bir destek sağlamıştır.Döviz kurlarında belirsizlikten kaynaklanan duruma karşı yeni politika uygulamaları önerilmiştir. İç ve dış denge analizlerinin ilki Mundell ve Feleming'in çalışmalarına dayanmaktadır. Keynesyen yaklaşım olan Mundell-Fleming'den sonra parasalcı iktisatçılarda döviz kurlarının belirlenmesine yönelik teorilere ağırlık vermişlerdir. Bu teoriler de döviz kurlarının belirlenmesinde faiz oranları, para arzı ve beklentiler gibi değişkenler önemli rol oynamaktadır.Yeni yaklaşımlar da, hedefleme politikalarının uygulanmasında, merkez bankalarının döviz piyasasına yaptıkları istikrar sağlayıcı müdahalelerin belirsizliği arttırdığı savunulmaktadır. Bu yaklaşımdan yola çıkarak son dönemde yapılan çalışmalarda, döviz kurunda meydana gelen oynaklıkların kaynağının ne olduğu konusu ilk sırada yer almaktadır.Bu bağlamda çalışmada döviz kuru belirsizliğinin kaynağı olarak, kur, enflasyon ve faiz değişkenlerinde meydana gelen bir şokun, bu değişkenlerde yaratacağı geçiş etkisi 1990 ? 2007 dönemine ait aylık verilerle çok değişkenli GARCH tekniği yardımıyla modellenmiştir. Özellikle MGARCH-BEKK tekniğinde değişkenlerin birbirine geçiş etkisi yarattığı gözlemlenirken, değişkenlerde meydana gelen şokların kalıcı etki yarattığına dair bulgular elde edilmiştir.