
466
Arşivlenen Tez
8
DOI Atanmış
2%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Egzersiz yapan ve yapmayan yetişkin kadınlarda diyetle alınan proteinin kalite ve miktarının kas kütlesi ile ilişkisi
İskelet kas kütlesinin düzenlenmesinde kas protein sentezi ve kas protein yıkımı etkilidir. Kas protein sentezinin kas protein yıkımından fazla olması kas kütlesini arttırmaktadır. Kas protein sentezi diyet proteini ve egzersiz ile ilişkilidir. Bu çalışma, egzersiz yapan ve yapmayan yetişkin kadınlarda diyetle alınan proteinin kalite ve miktarının kas kütlesi ile ilişkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma Aralık 2019 – Şubat 2020 tarihleri arasında özel bir spor salonuna üye olan 20-40 yaş arası 11 yetişkin sağlıklı kadın ile yürütülmüş, egzersiz yapmayan çalışma grubu ile benzer özelliklere sahip 13 yetişkin kadın ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Bireylerin sosyodemografik özellikleri, beslenme ve uyku alışkanlıkları anket formu ile belirlenmiştir. Bireylerin günlük enerji, makro ve mikro besin ögeleri alımını belirlemek için üç günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri, Biyoelektrik Empedans Analizi (BIA), esnemeyen mezur ve sabitlenmiş boy ölçer kullanılarak değerlendirilmiştir. Bireylerin fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek amacı ile Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Formu kullanılmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 30.4±5.8 yıldır. Egzersiz yapmayan bireylerin günlük ortalama protein (g) alımları ile kas kütlesi (kg) arasında pozitif anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Egzersiz yapmayan bireylerin günlük olarak aldıkları ortalama enerji (kkal), protein (g), bitkisel protein miktarı (g), karbonhidrat (g) ve yağ (g) alımları ile kas kütlesi oranı (%) arasında pozitif anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Egzersiz yapmayan bireylerin günlük ortalama triptofan alımları ile kas kütlesi (kg) arasında pozitif anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Egzersiz yapan bireylerin günlük diyetlerinin gerçek protein değerleri ve protein sindirilebilirliği düzeltilmiş amino asit skoru (PDCAAS) ile kas kütlesi (kg) arasında pozitif anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Fiziksel aktivite yoğunlukları ve süreleri değerlendirildiğinde egzersiz yapan bireylerin orta ve yüksek yoğunluklu fiziksel aktivite süreleri ile kas kütlesi (kg) arasında pozitif anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Sonuç olarak günlük diyetle alınan protein miktarı (g), alınan proteinin kalitesi ve yapılan egzersizin yoğunluğu, kas kütlesini etkilemektedir.
Yetişkin bireylerde serum folat ve B12 vitamini düzeyleri ile duygudurum ve beslenme durumu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, yetişkin bireylerde serum folat ve B12 vitamini düzeyleri ile duygudurum ve beslenme durumu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Eylül 2020-Kasım 2020 tarihleri arasında Ankara'da bulunan Özel Lokman Hekim Demet Tıp Merkezi'ne beslenme ve diyet hizmeti almak amacıyla başvuran 19- 45 yaş arası 55 yetişkin birey (9 erkek, 46 kadın) üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri uygun yöntemlerle saptanmış, SF-36 (Short Form – 36) Yaşam Kalitesi Ölçeği, beck Depresyon Ölçeği ve fiziksel aktivite düzeylerini saptamak için Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi Kısa Formu (IPAQ Short Form) uygulanmıştır. Bireylerin besin tüketim düzeyleri 3 günlük besin tüketim kaydı yöntemi ile belirlenmiş, çalışmada kullanılan biyokimyasal bulgular hastane sisteminde bulunan hasta dosyalarından alınarak değerlendirilmiştir. Bireylerin %49.1'inin (n=27) minimal depresyon, %30.9'unun (n=17) hafif depresyon, %14.5'inin (n=8) orta depresyon , %5.5'inin (n=3) şiddetli depresyon grubunda olduğu saptanmıştır. Kadınların ortalama beck depresyon ölçek puanı 12.2±8.82, erkeklerin ise 10.7±13.55 olarak belirlenmiştir. Bireylerin beck depresyon toplam puanının folat ve B12 vitaminlerinin diyetle günlük alımı ve plazma değerleriyle ilişkili olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Ancak depresyon gruplarına göre bakıldığında hafif depresyon grubunda diyetle B12 alımı ile depresyon puanı arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bireylerin diyetle günlük B12 vitamini alımları önerilen miktarı sağlarken, folat alımlarının önerilen miktarın altında olduğu belirlenmiştir. Bireylerin IPAQ kısa form fiziksel aktivite ölçeğine göre %41.8'inin (n=23) minimal aktif, %40'ının (n=22) inaktif, %18.2'sinin (n=10) çok aktif olduğu saptanmış, fiziksel aktivite düzeyi ile depresyon puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin yaş, cinsiyet, sosyodemografik özellikler, genel beslenme alışkanlıkları, diyet yapma durumları, ve hastalık durumları ile depresyon durumu arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Bireylerin BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı, vücut yağ yüzdesi gibi obezite ile ilişkili antropometrik ölçümleri ile depresyon puanının pozitif ilişkili ancak önemsiz olduğu görülmüştür (p>0.05). Erkeklerin depresyon puanı ile diyetle günlük enerji (kkal/gün) ve karbonhidrat (g) alımı arasında negatif yönde yüksek düzeyde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Diyetle günlük alınan çoklu doymamış yağ asidi ve n-6 çoklu doymamış yağ asidi (%) sadece minimal depresyon grubunda depresyon ile pozitif yönde orta düzeyde ilişkili bulunurken, protein (%) , yağ (%), doymuş yağ asitleri (%), tekli doymamış yağ asitleri (%), karbonhidrat (g), karbonhidrat (%) şiddetli depresyon grubunda depresyon puanı ile çok yüksek düzeyde ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin depresyon puanı ile yaşam kalitesi tüm alt ölçek puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak yaşam kalitesinin duygudurumu ile önemli derecede ilişkili olduğu belirlenmiştir. Bireyin beslenme durumunun ve serum folat ve B12 değerlerinin duygudurumu üzerinde etkileri olabileceği görülmüş, ancak küçük çalışma grubu nedeniyle istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır. Konu ile ilgili daha geniş kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: B12 vitamini, Folat, Duygudurum, Beslenme durumu, Yaşam kalitesi
Hafif şişman ve obez kadınlarda farklı öğün sıklığının beslenme durumu üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada 18-45 yaş arası hafif şişman ve obez kadınlarda farklı öğün sıklığının antropometrik ölçümler, vücut kompozisyonu ve uyku kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma Ocak-Mayıs 2020 tarihinde Sivas il merkezinde bulunan özel bir danışmanlık merkezine beslenme ve diyet danışmanlık hizmeti almak amacıyla başvuran yetişkin 50 kadın birey ile yürütülmüştür. Gebe veya emzikli olan, menopoz döneminde olan, metabolizmayı etkileyen ilaçları düzenli olarak kullanan, psikiyatrik bozukluğu ve kronik hastalığı olan kadınlar çalışmaya dahil edilmemiştir. Kadınların gruplara göre dağılımları randomizasyon yöntemi ile belirlenmiştir. Birinci gruba 2 öğün ve ikinci gruba 6 öğün içeren beslenme programı araştırmayı yürütüren diyetisyen tarafından planlanmış ve 4 hafta süre ile uygulanmıştır. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri, genel sağlık bilgileri ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmıştır. Bireylerden 3 günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. Fiziksel aktivite düzeylerini belirleyebilmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi Kısa Formu (IPAQ Short Form) uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, bel çevresi, kalça çevresi, üst orta kol çevresi) alınmış, vücut kompozisyonu analiz edilmiş, uyku kalitesini tanımlamak için "Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Harris Benedict formülü ile bazal metabolik hız belirlenmiş ve bireylerin enerji gereksinmesi hesaplanmıştır. Bireylerin 4 hafta sonra antropometrik ölçümleri, vücut kompozisyon analizleri ve uyku kaliteleri tekrar değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 31.3 ± 7.2 yıl olarak belirlenmiştir. Çalışma başlangıcında kadınların vücut ağırlığı ortalama 83.94 ±12.16 kg'dır. Bireylerin BKİ değerleri ortalaması ise 31.88 ± 4.85 kg/m2 olarak saptanmıştır. Kadınların %64'ü düşük ve %36'sı orta derecede fiziksel aktivite düzeyine sahiptir. Kadınların 23'üne (%46.0) 2 öğün ve 27'sine (%54.0) 6 öğün uygulanmıştır. Hem 2 öğün hem 6 öğün tüketen bireylerde başlangıçta ölçülen vücut yağ kütlesi, yağsız kütle ve sıvı miktarı 4 hafta sonrası ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptanmıştır. Her iki gruptaki bireylerde üst orta kol çevresi ve bel çevresinde anlamlı bir azalma belirlenmiştir (p<0.05). 2 öğün uygulayan bireylerde çalışma öncesinde sonrasına göre bel/kalça oranında anlamlı bir azalma saptanırken, 6 öğün uygulayan bireylerde anlamlı bir fark belirlenmemiştir. Başlangıçta bireylerin %38.0'i iyi uyku kalitesine ve %62.0'si kötü uyku kalitesine sahipken 4 hafta sonrasında bireylerin %46.0'sının iyi uyku kalitesine sahip olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, ağırlık kaybı amaçlayan diyetler planlanırken yaşam tarzına uygun öğün sıklığının göz önünde bulundurulması obezitenin tıbbi beslenme tedavisine katkı sağlayabilir. Ancak literatürdeki çelişkili bulgular nedeni ile öğün sıklığının beslenme durumu üzerindeki etkisini anlamak için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Öğün sıklığı, öğün zamanı, aralıklı beslenme, beslenme durumu, uyku kalitesi
Profesyonel kadın voleybolcularda medya imajı ile beden memnuniyetleri ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Ocak 2019- Mart 2019 tarihleri arasında kadın voleybolcularda medya imajı ile beden memnuniyetleri ve beslenme durumu üzerindeki etkisinin belirlenmesi amacıyla Türkiye Voleybol Federasyonuna bağlı takımlarda profesyonel olarak voleybol oynayan çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 18-30 yaş arası 100 kadın birey üzerinde yürütülmüştür. Kadın voleybolcuların genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, besin destek ürün kullanımı, fiziksel aktivite düzeylerine ilişkin bilgiler araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüze yüze görüşme yöntemiyle uygulanan bir anket formu ile kaydedilmiştir. Sporcuların antropometrik ölçümleri alınmış ve Biyoelektrik Empedans Analizi (BİA) Tanita BC-418 ile vücut kompozisyonları belirlenmiş, beden kütle indeksleri (BKİ) hesaplanmıştır. Kadın voleybolculardan beslenme durumunun değerlendirilmesi için 24 saatlik geriye dönük besin tüketim ve 24 saatlik fiziksel aktivite kayıtları alınmıştır. Kadın voleybolcularda medya imajının değerlendirilmesinde "Görünüme Yönelik Sosyokültürel Tutumlar Ölçeği (SATAQ-3)" kullanılmıştır. Voleybolcuların kendi görünüşlerinden memnun olma düzeylerini belirlemek amacıyla "Fox Kendini Fiziksel Algılama Envanteri Vücut Çekiciliği Alt Ölçeği (PSPP)" ile "Beden Bölgelerinden ve Özelliklerinden Hoşnut Olma" ölçekleri ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 20.0 programında yapılmıştır. Çalışmaya katılan kadın voleybolcuların yaş ortalaması 24.3±3.55 yıldır. Kadın voleybolcuların beden kütle indeksi (BKİ) ortalama 20.7±1.48 kg/m2'dir. Kadın voleybolcularda SATAQ-3'ün alt boyutu medyadan kaynaklı baskı hissedilmesi ile Fox kendini fiziksel olarak algıma ölçeği vücut çekiciliği arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kadın voleybolcularda medya kaynaklı baskı arttıkça vücudu çekici hissetmenin azaldığı gözlenmiştir (p<0.05). Sporcuların medyada yer alan ünlülere benzemeye çalışılması ile Fox kendini fiziksel olarak algıma ölçeği alt boyutu spor yeteneği ve vücut çekiciliği arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır(p<0.05). Çalışmaya katılan kadın voleybolcuların medyada yer alan ünlüler ile kendi bedenlerini karşılaştırmaları arttıkça vücutlarını çekici hissetmelerinin azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Kadın sporcuların görünüme yönelik sosyokültürel tutumlar ölçeği ile beden bölgelerinden ve özelliklerinden hoşnut olma ölçeği alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Kadın voleybolcuların antrenman günü diyetle aldığı enerji (kkal), karbonhidrat (g), protein (g), protein (%), yağ (%), posa (g) ve çoklu doymamış yağ asitlerinden (ÇDYA) gelen enerji yüzdesi (%), antrenmansız güne göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Sporcuların antrenman günü enerji gereksinimi ile alınan enerji arasındaki fark ortalama 295.5±399.73 kkal olduğu bulunmuştur. Kadın voleybolcuların enerji gereksinimini karşılayacak düzeyde enerji almadığı saptanmıştır. Sonuç olarak medya imajı kadın sporcular üzerinde beden memnuniyetsizliğinin artması, beden algısının bozulması ve negatif beden imajının oluşmasında önemli bir risk faktörü olabilir. Anahtar kelimeler: Medya imajı, beden imajı, beden algısı, beden memnuniyetsizliği.
Amatör ve profesyonel futbolcuların beslenme bilgi düzeyinin, uyku davranışlarının ve tükenmişlik durumlarının incelenmesi
Beslenme, futbolcuların atletik performansını etkileyen en önemli etkenlerdendir. Doğru beslenme planı ve beslenme bilgisi oyuncuların zihinsel ve fiziksel gelişimini desteklemektedir. Bu nedenle beslenmenin uyku durumu ve tükenmişlik durumu ile ilişkisini anlayabilmek önemlidir. Bu çalışma futbolcuların beslenme alışkanlıklarını, beslenme bilgi düzeylerini, uyku alışkanlıklarını ve tükenmişlik durumlarını incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma, Şubat 2020 - Temmuz 2020 tarihleri arasında Konya ilinde bulunan Türkiye Futbol Federasyonu'na bağlı yaşları 14-19 aralığında; 32'si amatör, 22'si profesyonel olmak üzere 54 adölesan ve yaşları 20-38 aralığında; 38'i amatör, 26'sı profesyonel olmak üzere 64 yetişkin futbolcu ile birlikte toplam 118 oyuncu ile yapılmıştır. Futbolcuların bireysel özellikleri 45 sorudan oluşan anket formu ile sorgulanmıştır. Futbolcuların beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesi için Sporcu Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği, uyku durumlarının belirlenmesi için, Sporcu Uyku Davranış Ölçeği uygulanmıştır. Futbolcuların tükenmişlik durumları, Sporcu Tükenmişlik Ölçeği anket formuyla belirlenmiştir. Oyuncuların beslenme alışkanlıklarını ve beslenme durumlarını belirlemek amacıyla Besin Tüketim Sıklığı ve 3 günlük Besin Tüketim Kaydı Formu uygulanmıştır. Çalışmaya katılan futbolcuların yaş ortalamaları 21.0±4.99 yıldır. Profesyonel adölesan futbolcuların ağırlık ortalaması (70.0±9.63 kg) amatör adölesan futbolculardan (65.8±9.28 kg) daha yüksek bulunmuştur. Amatör yetişkin ve profesyonel yetişkin futbolcuların ağırlık ortalamaları benzer bulunmuştur (72.1±9.16 kg, 72.8±7.47 kg). Profesyonel adölesan futbolcuların vücut yağ yüzdesi ortalaması amatör adölesan futbolculardan daha yüksek; amatör yetişkin futbolcuların vücut yağ yüzdesi ortalaması profesyonel yetişkinlerden daha yüksek bulunmuştur. Gruplar arasında istatistiksel olarak önemlilik bulunmamıştır. Futbolcuların kas kütlesi ortalaması 57.9±6.91 kg, yağsız doku kütlesi ortalaması 61.4±6.68 kg'dır. Futbolcuların günlük ortalama enerji alım miktarları yaklaşıktır ve en yüksek değere sahip olan profesyonel adölesan oyunculardır. Gruplar arasında istatistiksel olarak önemlilik bulunmamıştır (p>0.05). Beslenme bilgi düzeyi en yüksek grup profesyonel adölesan oyunculardır. Sporcu beslenme bilgi düzeyi alt boyutları incelendiğinde; ağırlık kontrolü değişkeni ile sporla ilgili faktörler, uyku kalitesi faktörleri, alışılmış uyku davranış faktörleri, toplam uyku davranış puanı, duygusal fiziksel tükenme, azalan başarı hissi ve duyarsızlaşma değişkenleri medyan değerleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Makro besin ögeleri alt boyutu ile uyku kalitesi faktörleri, alışılmış uyku davranış faktörü, toplam uyku davranış puanı ve duyarsızlaşma değişkenleri arasında; mikro besin ögeleri alt boyutu ile alışılmış uyku davranış faktörü, uyku bozukluğu faktörleri, azalan başarı hissi ve duyarsızlaşma değişkenleri arasında; sporcu beslenmesi alt boyutu ile alışılmış uyku davranış faktörü, toplam uyku davranış puanı ve duyarsızlaşma değişkenleri arasında ve toplam beslenme bilgi puanı ile uyku kalitesi faktörleri, alışılmış uyku davranış faktörü, azalan başarı hissi ve duyarsızlaşma değişkenleri istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda futbolcuların atletik performansına katkı sağlayabilmek için beslenme alışkanlıkları, uyku durumları ve tükenmişlik durumlarının daha fazla incelenmesi ve bu konularla ilgili daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sporcu beslenmesi, sporcu uyku davranışı, sporcu tükenmişliği, sporcu beslenme bilgisi
Primer hipotiroidi olan yetişkin bireylerde yaşam kalitesi, duygu ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniğine Kasım 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında başvuran doktor tarafından aşikar hipotiroidi ve subklinik hipotiroidi tanısı almış gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden yetişkin 84 kadın, 22 erkek olmak üzere toplam 106 birey üzerinde yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylere yüz yüze görüşme yöntemi ile anket uygulanmış, besin tüketim kayıtları ve antropometrik ölçümleri alınmış ve bazı biyokimyasal parametreleri analiz edilmiştir. Hastaların yaşam kalite düzeyleri için Tiroid Hastalarında Yaşam Kalitesi Ölçeği (ThyPRO), duygu durumlarını değerlendirmek için ise Profile of Mood States (POMS) ölçeği uygulanmıştır. Aşikar ve subklinik hipotiroidisi olmak üzere katılımcılar iki gruba ayrılmıştır. Çalışmaya 44 aşikar, 62 subklinik hipotiroidisi olan hasta dahil edilmiştir. Aşikar hipotiroidili hastaların yaş ortalaması 45.30±9.98 yıl, subklinik hipotiroidili hastaların yaş ortalaması 44.48±10.80 yıldır. İki grup arasında yaş gruplarına göre anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Beden Kütle İndeksi (BKİ) sınıflandırmasına göre değerlendirildiğinde aşikar hipotiroidi grubundaki erkek bireylerin %57.1'inin, kadın bireylerin ise %27'sinin hafif şişman (BKİ 25-29.9 kg/m2); erkek bireylerin hiçbirinin ve kadın bireylerin %21.6'sının şişman (BKİ ≥ 30.0 kg/m2); erkek bireylerde %42.9'unun kadın bireylerde ise %45.9'unun normal (BKİ 18.5-24.9) ve erkek bireylerde hiçbirinin ve kadın bireylerde %5.4'ünün zayıf BKİ grubunda yer aldıkları saptanmıştır. Subklinik hipotiroidi grubunda ise erkek bireylerin %53.3'ünün ve kadın bireylerin %40.4'ünün hafif şişman (BKİ 25-29.9 kg/m2); erkek bireylerin %13.3'ünün ve kadın bireylerin %12.8'inin şişman (BKİ≥30.0 kg/m2); erkek bireylerin %33.3'ünün ve kadın bireylerin %42.6'sının normal (BKİ 18.5-24.9 kg/m2) ve erkek bireylerde hiçbirinin kadın bireylerde ise %4.3'ünün zayıf BKİ grubunda yer aldıkları saptanmıştır. Aşikar hipotiroidi grubundaki bireylerin günlük enerji alım ortalama değerleri 1634.7±014.06 kkal, subklinik hipotiroidi grubundaki bireylerin günlük enerji alım ortalama değerleri ise 1516.3±332.45 kkal olarak bulunmuştur. Bireylerin günlük enerjinin proteinden gelen yüzde ortalaması; aşikar hipotiroidi grubundaki bireylerde %19.4±5.90, subklinik hipotiroidi grubundakilerde ise %19.9±6.05 olarak saptanmıştır. Günlük enerjinin yağdan gelen oranına bakıldığında ise aşikar hipotiroidi grubundaki bireylerde %45.1±6.62, subklinik hipotiroidi grubundaki bireylerde %42.9±6.12 'dir. Proteinden ve yağdan gelen enerji önerilen düzeyin çok üzerindedir. Çalışmaya katılan bireylerin günlük diyetle B12 vitamini alımı cinsiyete göre karşılaştırıldığında erkeklerde kadınlardan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Fosfor, çinko, demir ve sodyum minerallerinin ise diyetle alım miktarları iki grup arasında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ayrıca grupların cinsiyet ile birlikte karşılaştırılmalarına göre diyetle fosfor alım miktarları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Biyokimyasal parametreler iki grup arasında karşılaştırıldığında aşikar hipotiroidi grubunda subklinik hipotiroidi grubuna göre D vitamini, hemoglobin ve sodyum düzeyleri anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. ThyPRO Yaşam Kalitesi Ölçeğinin 13 değişkeni için aşikar ve subklinik hipotiroidili hastalar arasında karşılaştırma yapıldığında hipertiroid ve hipotiroid semptom alt ölçek puan ortalaması aşikar hipotiroidi grubunda anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Bireyler arasında cinsiyete göre karşılaştırma yapıldığında kadınlarda erkeklere göre hipertiroid semptom ve anksiyete alt ölçek puan ortalaması anlamlı derecede yüksek saptanmıştır. Hormon replasman tedavisi alan bireylerde almayanlara göre hipertiroid ve hipotiroid semptom alt ölçek puan ortalaması anlamlı derecede yüksektir. Fiziksel aktivite yapan bireylerde yapmayanlara göre ise göz semptom alt ölçek puan ortalaması anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Profile of Mood States, Duygudurumu Profili (DP) ölçeğinin 6 değişkeni aşikar ve subklinik hipotiroidi hasta grupları arasında karşılaştırıldığında alt ölçek puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Aynı şekilde cinsiyete, yaş gruplarına, eğitim durumuna, hipotiroidi tanı süresine, hormon replasman tedavisi alma ve fiziksel aktivite yapma gibi durumlara göre karşılaştırma yapıldığında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç olarak hipotiroidi tanısı almış bireylerin çeşitli faktörlere bağlı olarak yaşam kalite düzeylerinin düşük olduğu belirlenmiştir ve bu bireylerde yaşam kalitesini arttırmak için fiziksel ve ruhsal sağlığı iyileştirici çalışmalar yapılması gerektiği belirlenmiştir.
Akdeniz diyetine uyum ile kanser riski arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Çalışma, yeni tanı almış kanser hastalarıile kanser tanısı almamış bireylerin Akdeniz diyetine uyumları ile kanser riskiarasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Aralık 2019-Mart 2020 tarihleri arasında Özel Antalya Medical Park Hastanesi Medikal Onkoloji Polikliniğine başvurmuş uygun kriterdeki128 kanser hastası (vaka grubu) ve 128 kontrol grubu olmak üzere, toplam 256 birey ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin kişisel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite durumları, hastalık durumuna ilişkin bilgiler ve antropometrik ölçümleri anket formuna kaydedilmiştir. Bireylerin beslenme durumlarının belirlenmesinde Besin Tüketim Sıklık formu kullanılmıştır. Bireylerin Akdeniz diyetine uyumu Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması vaka grubu için 54.1± 8.56 yıl, kontrol grubu için 49.9 ± 10.24 yıldır. Vaka grubunun %59.4'ünün, kontrol grubunun %33.6'sının ailesinde kanser geçmişi olduğu saptanmıştır. Vaka grubundaki bireylerde en sık görülen kanser türleri meme, akciğer ve kolon ve rektum kanserleri (sırasıyla %44.5, %14.8, %14.8) olarak belirlenmiştir. Vaka grubunun %64.1'inde, kontrol grubunun %44.5'inde komorbid hastalık görülmüştür.Bireylerin antropometrik ölçümleriBeden Kütle İndeksi (BKİ)ile değerlendirilmiştir. BKİ ortalaması vaka grubundaki erkeklerde 27.1±4.80 kg/m² ve kadınlarda 27.9±5.19 kg/m² olarak, kontrol grubundaki erkeklerde 27±2.99 kg/m² ve kadınlarda 26.6±3.83 kg/m² olarak belirlenmiştir. Vaka grubunda meyve tüketim sıklığının kontrol grubundan yüksek olduğu, sebze tüketim sıklığının ise daha düşük olduğu görülmüştür. Vaka grubunun şekerli besin tüketme sıklığının kontrol grubundan yüksek olduğu belirlenmiştir. Bireylerin Akdeniz diyetine uyumu, vaka grubu için; %61.2'si uyumsuz, %28.9'u kabul edilebilir derecede uyumlu ve %3.9'u sıkı uyumlu, kontrol grubu için; %68'i uyumsuz, %27.3'ü kabul edilebilir derecede uyumlu ve %4.7'si sıkı uyumlu bulunmuştur. Her iki gruptaki erkeklerin ve kadınların kendi aralarında Akdeniz diyetine uyum ortalamaları arasında anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Bireylerin Akdeniz diyetine uyumlarına göre antropometrik ölçümleri arasında istatistiksel açıdan önemli bir farkın olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Vaka grubunda Akdeniz diyetine uyum göstermeyenlerin sükroz, fruktoz, toplam yağ, tekli doymamış yağ asidi, doymuş yağ asidi ve çinko alımı kontrol grubundan düşük bulunurken (p<0.05), toplam posa, çözünür posa ve B6 vitamini alımı kontrol grubundan yüksek bulunmuştur (p<0.05). Vaka grubunda Akdeniz diyetine sıkı uyum gösterenlerin toplam enerji ve fruktoz alımı kontrol grubundan yüksek bulunurken (p<0.05), toplam posa, çözünür posa, çözünmez posa, B1 vitamini, potasyum ve magnezyum alımı kontrol grubundan daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışma, kanser hastası bireylerin, toplumun kalanına göre beslenme alışkanlıklarındaki farkı ortaya koymuş. Ayrıca kanser ve Akdeniz diyeti arasındaki ilişki hakkında bilgi sunmuştur.
Gestasyonel diyabetli kadınların beslenme durumlarının yeme farkındalığının ve kan glukoz profillerinin incelenmesi
Bu çalışma gebelerin beslenme alışkanlıkları, yeme farkındalığı puanları, beslenme durumunu değerlendirmek ve gestasyonel diyabet arasındaki ilişkiyi tespit etme amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, Şubat 2020-Mayıs 2020 tarihleri arasında İzmir Katip Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine başvuran, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 19-45 yaş arasında, gebeliğin 24-28. haftalarda OGTT yaptıran 21 GDM ve 47 sağlıklı gebeyle yürütülmüştür. Gebelerin demografik özelliklerinin, antrometrik ölçümlerinin, gebelik bilgileri ve Yeme farkındalığı ölçeğinin (YFÖ) olduğu anket formu doldurulmuştur, beslenme durumlarını öğrenebilmek için besin tüketim kaydı alınmıştır ve sağlıklı yeme indeksine (SYİ-2015) göre değerlendirilmiştir. Gebelerin gebelik öncesi BKİ ortalamaları 27.42±5.44 kg/m2 bulunmuştur. Gebelerin gebelik öncesi BKİ'ye göre gebelikte ağırlık kazanımının ortalama %20.6'sının az, % 25'inin normal ve %54.4'ünün fazla bulunmuştur. GDM'li gebeler ile sağlıklı gebelerin bebek doğum ağırlığı ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). GDM grubunun günlük diyetle alınan enerji ortalaması 2138.1±266.5 kkal olarak saptanmıştır. Kontrol grubunun günlük diyetle enerji alım ortalaması 1462.8±281.8 kkal olarak belirlenmiştir. GDM tanısı olan ve olmayan gruplar arasında enerji ve makro besin öğesi alım ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). GDM grubunun %52.4'ünün diyet kalitesi "kötü" %47.6'sının "geliştirilmesi gereken" olduğu bulunurken; kontrol grubunun %21.3'ünün diyet kalitesi "kötü" %74.5'inin "geliştirilmesi gereken" %4.3'ünün "iyi" olduğu bulunmuştur. İki grup arasında istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). GDM grubunun yeme farkındalığı puan ortalaması 2.85±0.34 bulunurken; kontrol grubunda 3.13±0.44 (2.20-4.36) olarak bulunmuştur. Gruplar arasındaki yeme farkındalığı puan ortalaması arasında istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmıştır (p<0.05). GDM'li gebelerde YFÖ ve SYİ arasında orta dereceli pozitif yönlü ilişki ve istatistiksel bir önemlilik saptanmıştır (r:0.61, p<0.05). GDM'li gebelerde YFÖ'ye göre; enerji tüketimi, BKİ, yaş arasında zayıf veya çok zayıf dereceli ilişki ve istatistiksel bir önemlilik saptanmazken (p>0.05), kontrol grubunda ise enerji tüketimi, BKİ ve yaş arasında zayıf dereceli ilişki ve istatistiksel bir önemlilik saptanmıştır (p<0.05). Gebelikte yeterli ve dengeli beslenme programları oluşturularak GDM riskinin azaltabileceği tahmin edilmektedir. Sağlıklı nesiller için en önemli unsur olan gebelerin beslenmesinde yeme farkındalığının önemli bir unsur olabileceği ve bu konuda daha fazla çalışmaya gereksinim olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel Diyabet, Sağlıklı Yeme İndeksi, Yeme Farkındalığı, Gebelikte Beslenme
Biventriküler ve univentriküler konjenital kalp hastalarının bazı biyokimyasal bulguları ile beslenme durumlarının değerlendirilmesi
Konjenital kalp hastalığı çocuklarda büyüme geriliğine sebep olan kronik bir hastalıktır. Özellikle univentriküler fontan ameliyatı geçirmiş çocuklarda vücut bileşiminde değişme ile birlikte pubertal gecikme, endokrin büyüme faktörlerinde anormallikler, besin alımında yetersizlikler ve fiziksel aktivite düzeyinde azalma görülmektedir. Bu risk faktörlerine rağmen beslenme yetersizliğinin antropometrik ölçümler üzerindeki etkilerini gösteren mevcut pediatrik litaratür yetersizdir. Bu amaçla bu çocuklarda hastalığa bağlı beslenme durumunu değerlendirerek, ameliyat öncesi ve sonrası besin desteği sağlamak önem taşımaktadır. Bu araştırma bu gereklilikleri saptamak ve öngörmek adına Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü'nde Eylül 2018 - Ekim 2020 tarihleri arasında ameliyat sonrası kontrole çağrılan biventriküler ve univentriküler konjenital kalp hastası 4-17 yaş arasında 50 çocuk (23 kız, 27 erkek) üzerinde yürütülmüştür. Univentriküler konjenital kalp hastası çocukların (n:24) %45.8'i kız, %54.2'si erkektir. Biventriküler konjenital kalp hastası çocukların (n:26) ise %46.2'si kız, %53.8'i erkektir. Araştırmaya katılan univentriküler ve biventriküler konjenital kalp hastası çocuk ve adölesanlara anket formu uygulanarak hastaya ait genel bilgiler, ailenin sosyo-demografik özellikleri, hastanın beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi ve üç günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. Hastalara Akdeniz Diyeti Kalite indeksi (KIDMED) anketi ve STAMP (Screening Tool for the Assessment) malnutrisyon ölçeği uygulanmış, antropometrik ölçümleri alınmıştır. Tanita marka biyoelektriksel impedans cihazı ile (BİA) vücut bileşimi ölçülmüştür. Hasta dosyalarından alınan biyokimyasal bulgular değerlendirilmiştir. Yaşa göre vücut ağırlığı (WAZ) skorlarına göre; univentriküler erkek hastaların %28.6'sı, kız hastaların %14.2'si, biventriküler erkek hastaların %37.1'i, kız hastaların %50'sinin çok zayıf (˂-2SD) olduğu saptanmıştır. Yaşa göre boy uzunluğu (HAZ) skorları değerlendirildiğinde ise; univentriküler erkek çocukların %23.1'i, kızların %27.3'ünün, biventriküler erkek hastaların %37.5'i, kız hastaların %33.3'ünün çok kısa (˂-2SD) olduğu saptanmıştır. Beden kütle indeksi (BKI) Z skoru değerlendirildiğinde; univentriküler erkek hastaların %23.1, kızların %27.3'i, biventriküler hastaların erkeklerde %50'sinin, biventriküler hastaların %42.9'unun çok zayıf (˂-2SD) olduğu saptanmıştır. Bioelektrik impedans analizine (BİA) göre univentriküler hastaların %37.5'inin vücut yağ yüzdesi, %33.3'ünün yağsız vücut kütlesi, biventriküler hastaların ise, %42.3'ünün vücut yağ yüzdesi, %23.1'inin yağsız vücut kütlesi düşük bulunmuştur. Çocukların yağsız vücut kütlesi (FFMI); HAZ skor≤-2SD olan hastarda, HAZ skor >-2SD olan hastalardan anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0.004). STAMP malnutrisyon ölçeğine göre; hastalık tanısı dikkate alındığından, yüksek risk univentriküler hastalarda %67.5 iken, biventriküler hastalarda %46.2 saptanmıştır (p>0.05). STAMP skoru ile yağsız vücut kütlesi arasında negatif yönde orta kuvvetli ilişki saptanmıştır (r=-0.472, p=0.001). Fiziksel aktivite düzeyleri değerlendirildiğinde ise univentriküler hastalarda aktif çocuk bulunmazken, sedanter ve hafif aktif bireyler %50 oranındadır. Biventriküler hastalarda ise orta aktif birey %7.7 iken, hafif aktif birey %73.1 oranındadır, sedanter hasta oranı ise %19.2'dir (p=0.041). Biyokimyasal bulgularına baktığımızda; univentriküler hastaların %50'sinin albumin, biventriküler hastaların ise %15.4'inin albumin değeri düşük saptanmıştır .Univentriküler hastaların KIDMED puanı 4.29±2.77 (orta) iken biventriküler hastaların 4.80±2.48 (orta) olarak saptanmıştır. Univentriküler erkek hastalarda enerji gereksiniminin karşılanma yüzdesi %87.13±21.47'si, kız hastalarda %90.91±23.95'ı, biventriküler hastalarda ise %89±21.37 iken, kızlarda %81.76 ±17.26'dır. Enerjinin proteinden gelen oranı univentriküler erkek hastalarda %14.54±1.56, kız hastalarda %15.45±2.65, biventriküler erkek hastalarda %15.36±1.64, kız hastalarda %15.17±1.99'dur. Enerjinin yağdan gelen oranı univentriküler hastalarda erkek ve kızlarda sırasıyla %37.54±7.97, %38.08±3.70; bivenriküler hastalarda sırasıyla %38.93±3.22, %38.50±4.40'dır. Bu çalışmanın sonucunda özellikle univentriküler fontan ameliyatı geçirmiş kalp hastası çocuklarda, yağsız vücut kütlesinin korunması için, artan enerji ve besin ögesi gereksinimlerinin karşılanması, ideal büyümelerinin sağlanması için ameliyat sonrası dönemde beslenme durumunun değerlendirilmesi ve hastaların belirli aralıklarla takibinin gerekmekte olduğu saptanmıştır. Konjenital kalp hastası çocuklarda beslenme desteği gereksinimleri özel durumlara göre arttırılmalı ve buna uygun protokoller oluşturulmalıdır.
Tip 2 diyabet hastalarında akdeniz diyetine uyum, duygusal iştah ve metabolik kontrol parametreleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Çalışma, Tip 2 diyabet tanısı almış yetişkin bireylerde Akdeniz diyetine uyum, duygusal iştah ve metabolik kontrol parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Kasım 2019- Şubat 2020 tarihleri arasında, Özel Olbamed Hastanesi İç Hastalıkları (Dahiliye) Polikliniğine başvuran 19-64 yaş arası 101 Tip 2 diyabet hastası ile yapılmıştır. Bireylerin genel özellikleri, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametreleri anket formuna kaydedilmiştir. Bireylerin Akdeniz diyetine uyumlarının değerlendirilmesinde Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği, duygusal iştah durumunun değerlendirilmesinde Duygusal İştah Anketi ve fiziksel aktivite durumlarının değerlendirilmesinde Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 55.1±7.23 yıldır. Çalışmada, Akdeniz diyetine kadınların % 3'ü düşük uyum, %70.1' i orta uyum ve %26.9'u yüksek uyum, erkeklerin %2.9'u düşük uyum, % 64.7'si orta uyum ve %32.4'ü yüksek uyum göstermiştir. Akdeniz diyetine uyum ile biyokimyasal parametreler ve antropometrik ölçümler arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Duygusal İştah Anketine göre; erkek hastaların olumlu duygu ve durum puanları kadın hastalardan (sırasıyla 44.0±6.25, 40.8±7.32) daha yüksektir ve bu istatiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Olumsuz duygu ve durum puanları ile cinsiyet arasında önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Hastaların antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametreleri ile duygusal iştah durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, Tip 2 diyabet hastalarında Akdeniz diyetinin beslenme tedavisi yaklaşımı olarak değerlendirilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır ve beslenmenin psikolojik tarafı dikkate alınmalıdır.
Menopoz döneminde antidepresan kullanan kadınların beslenme alışkanlıkları, uyku durumları ve magnezyum alımlarının değerlendirilmesi
Depresyon, tüm dünyada prevelansı hızla artan mental bir sağlık sorunudur ve kadınlarda daha yaygındır. Menopoz döneminde de depresyon yaygın görülmektedir. Bu çalışma, Şubat 2020-Ekim 2020 tarihleri arasında Ankara'da özel bir beslenme ve danışmanlık merkezine gelen, menopoza girmiş (menstruasyonun kalıcı olarak kesilmesiyle en az 12 aydır adet görmemiş) ve antidepresan kullanmakta olan 48 gönüllü kadın birey ile yürütülmüştür. Bireylerin kişisel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, uyku durumları ve depresyon durumları anket formu ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Günlük enerji ve besin ögeleri alımını belirlemek için geriye dönük hatırlatma yöntemiyle 3 günlük besin tüketim kaydı alınmış ve fiziksel aktivite durumları saptanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri alınmış ve vücut kompozisyonları biyoelektrik impedans analizi cihazı ile değerlendirilmiştir. Bireylere Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ) uygulanmıştır. Menopoza girmiş bireylerin yaş ortalaması 57.1±8.67 yıl olup, düzenli adet görmeme süresi ortalama 9.1±8.25 yıldır. Bireylerin bel çevresi ortalaması 89.1±13.38 cm, bel/kalça oranı 0.86±0.04 ve vücut yağ oranı %35.21±4.83 olarak belirlenmiştir. Bireylerin çoğunluğu (%85.4) seçici serotonin gerialım inhibitörü (SSRI) türü antidepresan kullanmaktadır. Bireylerin diyetle günlük enerji (1238.5±371.94 kkal) ve karbonhidrat (114.6±54.43 g) alımları Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) 2015 önerilerinin altında, diyetle protein alımları önerilen düzeyde ve yağ alımları ise önerilerin üzerindedir. Posa gereksinmesini yeterli düzeyde karşılamayan bireylerin, yeterli düzeyde karşılayanlara göre depresyon puanının daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p>0.05). Tüm bireylerin diyetle magnezyum alımı (225.0±67.61 mg) önerilerin altındadır. Bireylerin %52.1'i kötü uyku kalitesine ve %47.9'u iyi uyku kalitesine sahiptir. Kötü uyku kalitesine sahip bireylerin, iyi uyku kalitesine sahip olanlara göre diyetle magnezyum alımı daha düşüktür (p>0.05). Uyku kalitesinin artmasıyla, depresyon puanının düştüğü belirlenmiştir (p>0.05). Aynı zamanda magnezyumun yeterli düzeyde karşılanmasıyla depresyon puanının azaldığı saptanmıştır (p>0.05). Sonuç olarak, menopoza girmiş kadınların beslenme alışkanlıkları, magnezyum alımları, uyku kalitesi ve depresyon durumları birbiriyle ilişkilidir; menopozal semptomlarla birlikte kadın sağlığını etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Menopoz, Depresyon, Beslenme Durumu, Uyku kalitesi, Magnezyum
Duygusal özgürleştirme tekniğinin aşırı besin isteği, hedonik açlık ve besin tüketimi üzerindeki etkisinin incelenmesi
Açlık; beslenme ve besin arayışı davranışlarını çağrıştıran birden fazla motivasyonel süreç içeren karmaşık bir durumdur; kontrolünde iki temel mekanizma hakimdir, bunlar; homeostatik ve hedonik sistemlerdir. Yemek yeme dürtüsü, aşırı tüketime duyulan teşvik, duyusal zevk ve ödül ihtiyacı hedonik açlık olarak adlandırılır. Duygusal Özgürleştirme Tekniği (EFT), ani negatif blokajların vücutta oluşturduğu tıkanmaları ortadan kaldırarak enerji iç akış dengesi sağladığı ve pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmaya başladığı bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı; Hedonik açlığın, aşırı yeme isteğinin strese bağlı faktörlerini azaltmada EFT'nin etkinliğini incelemek ve uzun vadede antropometrik ölçümleri azaltma sağlamaktır. Çalışma Aralık 2019 – Temmuz 2020 tarihleri arasında uygulanmıştır. 19-64 yaş arası EFT müdahalesine katılmak isteyen ve hedonik açlığının olduğunu beyan eden 54 kişiyle müdahale- kontrol çalışması yürütülmüştür. Müdahale grubundaki bireylere iki adet eğitim videosunu 28 gün boyunca en az haftada bir kez EFT uygulamaları ve her gün EFT aktifleştirme yapmaları istenmiştir ve 28. Gün sonunda anket formunu tekrar doldurmaları istenmiştir. Çalışmanın 29-60. Günü izlem süresine ayrılmıştır. Çalışmaya katılanların %87'si kadın, %13'ü erkektir. Müdahale grubuna dahil edilen katılımcıların (n=54) yaş ortalaması 30.0±8.81, kontrol grubundaki (n=54) bireylerin yaş ortalaması ise 31.0±10.63'dır. Müdahale ve kontrol gruplarının yaş ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak değerlendirildiğinde önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Müdahale grubundan alınan ölçümlere göre 0.gün, 28.gün ve 60.gün antropometrik ölçümleri değerlendirildiğinde ağırlık ölçümleri arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.001). Ağırlık ölçümleri başlangıçta 73.1±18.56 kg iken, 28. günde alınan ölçümde 69.9±16.97 kg, 60. Günde alınan ölçümde 69.9±16.87 kg olarak saptanmıştır; bu fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Katılımcıların Duygusal Özgürleştirme Tekniği uygulaması sonrasında enerji alım ortalamalarında azalma olmuştur. Başlangıçtaki enerji alım ortalaması 1768.4 ±625.07 kkal iken 28. günde 1393.5±390.84 kkal'e düşmüştür. 60.günde ise daha da azalarak 1278.4±358.33 kkal olmuştur. Katılımcıların 0.gün, 28.gün ve 60.gün enerji alım düzeyleri değerlendirildiğinde zamana bağlı olarak enerji alım ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.001) . EFT uygulanan bireylerin Besin Gücü Ölçeğinden başlangıçta, 28.günde ve 60.günde elde ettikleri ortalama puanları sırasıyla 3.8±0.60, 2.5±0.52 ve 2.7±0.73'dır ve bu azalmanın istatistiksel olarak önemli olduğu sonucuna varılmıştır (p<0.05). Sonuç olarak: EFT, hedonik açlığın azaltılmasında kullanılabilecek yöntemler arasında olabilir. Hedonik açlık, ağırlık denetimini etkileyen faktörler arasında yer aldığından hedonik açlıkla mücadele, zayıflama tedavisine ek olarak tercih edilebilmesi pek çok kişi için umut verici olabilir. Bu çalışma hedonik açlığın EFT yöntemiyle azaltılabileceğini vurgulayan ilk çalışmadır. Bu konuda daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır.
Hastanede yatan pediatrik hastalarda malnutrisyon durumunun saptanmasında adduktör polisis kas kalınlığı ölçümünün malnutrisyon durumu saptama araçlarıyla karşılaştırılması
Başparmak ve işaret parmağının ektansiyonu ile oluşan hayali bir açının tepesinde bulunan Adduktör Polisis kas kalınlığı (APKK), erişkin ve yaşlı hastlarda kas kaybı ve malnütsiyon durumunun değerlendirilmesinde kullanılmakla birlikte, pediatrik popülasyonda kullanılabilirliği ile ilgili çalışma sayısı sınırlıdır. Bu çalışmada hastanede yatan pediatrik hastalarda malnutrisyon durumunun belirlenmesinde APKK ölçümününün etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya; Ekim-Mart 2020 tarihleri arasında İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi'nde yatarak tedavi gören 4-9 yaş aralığındaki 122 kız ve 114 erkek olmak üzere toplam 236 çocuk hasta dahil edilmiştir. Hastaların besin alımları 24 saatlik hatırlatma yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir, antropometrik ölçümlerden vücut ağırlığı, boy uzunluğu, üst orta kol çevresi (ÜOKÇ), triseps deri kıvrım kalınlığı (TDKK) ve APKK ölçümleri alınmıştır. Malnutrisyon riskinin belirlenmesinde Bozulmuş Beslenme Durumu ve Büyüme Riski için Tarama Aracı (STRONGkids- Screening Tool for Risk of impared Nutritional Status and Growth) ve Çocuklarda Beslenme Risk Skoru (PNRS- Pediatric Nutritional Risk Score), beslenme durumunun değerlendirilmesinde ise Öznel Genel Beslenme Değerlendirmesi (SGNA- Subjective Global Nutritional Assessment) pediatrik nütrisyonel tarama araçları kullanılmıştır. Şiddetli malnutrisyonlu (SGNA ile değerlendirilen) ve beslenme bozukluğu riski yüksek (STRONGKids ve PNRS ile değerlendirilen) hastaların APKK ölçümlerinin daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların vücut ağırlığı, beden kütle indeksi (BKİ), ÜOKÇ, TDKK, üst orta kol kas çevresi, üst orta kol kas alanı ölçümleri ve yaşa göre BKİ z skorları ile APKK ölçümleri arasında pozitif, güçlü korelasyon saptanmıştır (p=0.000). Hastaların yaşa göre boy z skoru ve boy uzunluğu verileri ile APKK ölçümleri arasındaki korelasyon pozitif, orta düzeyde bulunmuştur (p=0.000). Hastaların hastanede yatış süreleri ile APKK ölçümleri arasında negatif yönlü, zayıf korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Hastaların APKK verileri tertillere ayrılarak değerlendirilmiş; 25, 50 ve 75. yüzdeliğe karşılık gelen APKK değerleri sırası ile 5 mm, 6 mm ve 8 mm bulunmuştur. Malnutrisyon tanı kriteri olarak yaşa göre boy ve yaşa göre BKİ değerleri standart referans kabul edilmiş, tanı testlerinden yararlanılarak APKK için malnutrisyon tanısı koymadaki kesim noktası (Youden indeks=0.429; %95 CI: 0.288-0.537) ≤ 4 mm bulunmuştur. Yapılan ROC (Alıcı İşlem Karakteristikleri, Receiver Operating Characteristic) analizi ile eğri altında kalan (AUC-Area Under Curve) hesaplanmış ve 0.78 (%95 CI: 0.72 - 0.83) bulunmuştur. APKK için hesaplanan ≤ 4 mm kesim noktasının gerçekte malnutrisyonlu olan çocuklara doğru tanı koyma olasılığı (duyarlılık) %55.9 (%95 CI: 42.6-68.9) ve gerçekte malnutrisyonu olmayan çocuklara doğru tanı koyma olasılığı (seçicilik) %87.0 (%95 CI: 81.1-91.6) bulunmuştur. Bu çalışma ile APKK ölçümünün hastanede yatan pediatrik hastalarda yetersiz beslenmenin saptanmasında kullanılabilecek etkili bir yöntem olduğu belirlenmiştir.
Yetişkin kadınlarda akdeniz diyetine uyum düzeyi ile depresif semptomlar arasındaki ilişki
Akdeniz diyeti gibi sağlıklı bir diyete bağlılık daha iyi bilişsel sağlıkla ilişkilendirilmekte ve Akdeniz diyetinin bilişsel sağlık üzerindeki koruyucu etkileri birden çok besin ögesine bağlanmaktadır. Bu araştırma ile yetişkin kadınlarda Akdeniz diyetine uyum düzeyinin depresif semptomlar üzerindeki etkilerini saptamak amaçlanmıştır. Çalışma Kasım 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında Mersin ili Akdeniz ilçesinde özel bir kliniğe başvuran 20-58 yaş arası 162 yetişkin kadın üzerinde yürütülmüştür. Araştırmaya katılmayı kabul eden kadınlara demografik özellikleri, sigara ve alkol kullanım durumları, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite durumları ve vitamin-mineral desteği kullanma durumları ile ilgili tanımlayıcı bilgileri içeren 23 adet çoktan seçmeli sorudan oluşan anket formu uygulanmıştır. Bireylerin diyetle aldıkları enerji, makro ve mikro besin ögelerini belirlemek için 24 saatlik hatırlatma yöntemiyle besin tüketim kaydı alınmış; Akdeniz tipi beslenmeye uyum durumlarını saptamak amacıyla Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ve depresyon düzeylerini belirlemek amacıyla Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 31.3±9.46 yıldır. Beden kütle indeksine (BKİ) göre sınıflamada bireylerin %28.4'ü hafif şişman, %6.8'i I.derece obez, %1.9'u II.derece obezdir. Bireylerin %35.2'sinin Akdeniz diyetine düşük uyum, %33.3'ünün orta uyum, %31.5'inin yüksek uyum sağladığı tespit edilmiştir. Bireylerin Akdeniz diyetine uyumları ile bel/kalça oranı sınıflandırması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0.027). Enerjinin proteinden gelen yüzdesi Akdeniz diyetine orta uyum gösteren bireylerde düşük uyum gösterenlere göre daha yüksek bulunmuştur (p=0.017). Bireylerin %44.4'ünün minimum, %29.6'sının hafif, %24.7'sinin orta ve %1.3'ünün şiddetli düzeyde depresif belirti gösterdiği belirlenmiştir. Normal BKİ değerine sahip bireylerin %54.4'ünün minimum düzeyde depresif grupta, hafif şişman bireylerin %37'sinin ise orta düzeyde depresif grupta yer aldığı belirlenmiş ve depresyon düzeyleri ile BKİ sınıflaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0.008). Bireylerin Beck depresyon ölçek puan ortalamaları Akdeniz diyetine düşük uyum grubunda 16.2±7.69, orta uyum grubunda 9.7±6.36, yüksek uyum grubunda 8.6±5.67 olarak belirlenmiş ve Akdeniz diyetine uyum düzeyi azaldıkça depresyon ölçek puanlarının arttığı görülmüştür (p>0.05). Minimum düzeyde depresif grupta bulunan bireylerin %41.7'sinin Akdeniz diyetine orta uyum; hafif düzeyde depresif grupta bulunanların %39.6'sının yüksek uyum; orta düzeyde depresif grupta olanların %70'inin düşük uyum ve şiddetli düzeyde depresif gruptaki bireylerin ise %100'ünün düşük uyum gösterdiği belirlenmiştir. Bireylerin depresyon düzeyleri ile Akdeniz diyetine uyum düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.001). Sonuç olarak, sağlıklı ve besin çeşitliliği açısından zengin bir beslenme şekli olan Akdeniz diyetinin yetişkin kadınlarda depresif semptomların düzeyini etkileyebileceği belirlenmiştir.
Amatör ve profesyonel takım futbolcularının besin tüketimleri ve beslenme destek ürünlerinin kullanma durumları ile bazı antropometrik ölçümlerin karşılaştırılması
Bu araştırma, amatör ve profesyonel takım futbolcularının besin tüketimleri ve beslenme destek ürünlerini kullanma durumları ile bazı antropometrik ölçümlerinin karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırma profesyonel ve amatör olarak lisanslı futbol oynayan 94 sporcu üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu futbolcuların 49 tanesi süper lig ve 45 tanesi amatör lig seviyesinde oynamaktadır. Araştırmaya katılan futbolcuların ortalama 4.71±4.57 yıldır da profesyonel olarak futbol oynadıkları belirtilmiştir. Katılımcıların beslenme durumlarının değerlendirilmesi için futbolcuların üç günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Bu besin tüketim kayıtlarında uygulama şekli 1 günü antrenmansız gün, 1 günü antrenman günü ve 1 günü maç günü olacak şekilde ayarlandı. Amatör lig takım futbolcularında besin destek ürünü veya ergojenik destek ürünü kullananların oranı %84.4'ünün, kullanmayanların oranı %15.6 olarak belirlenmiştir. Süper lig takım futbolcuların besin destek ürünü veya ergojenik destek ürünü kullananların oranı ise %79.6'sının, kullanmayanların oranı %20.4 olarak saptanmıştır. Sporcuların en çok dallı zincirli aminoasitler (%44.74) destek ürünü kullandığı saptanmıştır ve büyük çoğunluğunun (%74.5) önerilen diyet uygulamalarına uymadığı belirlenmiştir. Bu araştırmada sporcularda besinsel ergojenik destek ürünlerine yönelik tutum ölçeği kullanılmıştır. Besinsel ergojenik destek ürünlerine yönelik tutum ölçeğinde yer alan maddeler 5'li likert tipi derecelendirme ölçeğine göre hazırlanmıştır. Beşli Likert Tipi Ölçek ile ("5" Kesinlikle Katılıyorum, "1" Kesinlikle Katılmıyorum) 1-5 arasında dört aralıkta verilmiştir. Her aralığın puanlanması, aralık sayısının madde sayısına bölünmesiyle bulunmaktadır. Yapılan işlem 4:5=0.80 şeklinde formüle edilmiştir. Bu araştırmada sporcuların 7 bölge deri kıvrım kalınlığı kaliper ölçümü ile yapıldı. Jackson-Pollock yöntemi ile vücut yağ yüzdesini bulmak için bu ölçümlerden deri kıvrım kalınlığı toplamı hesaplandı. Sonuç olarak; araştırmaya katılan süper lig ve amatör lig futbolcularının büyük çoğunluğunun (%81.9) şuan ergojenik destek ürünü kullandığı; bu ürünlerin diyetisyen ve antrenör tavsiyesi ile alındığı görülmüştür. Bu araştırmada besinsel ergojenik destek ürünleri kullananlar hem doğal beslenme hemde besin takviyesi kullanmışlardır. Besinsel destek ürünleri kullanmayanların sadece doğal beslenme ile beslendikleri saptanmıştır. Her iki takımda da ergojenik destek ürünü kullananlarda antrenman sıklığı ve süresi kullanmayanlara göre daha fazla bulunmuştur.
Tip 2 diyabetli bireylerin beslenme durumu, yeme bağımlılığı ve farkındalığının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Tip 2 diyabetli bireylerin yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarını, beslenme durumlarını değerlendirerek, yeme bağımlılığı ve farkındalığı ile ilişkilerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Endokrinoloji Bölümü'ne başvuran, 18-65 yaş arası, Tip 2 diyabeti olan ve olmayan 64'er kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların demografik özelliklerini, yaşam tarzı alışkanlıklarını, beslenme alışkanlıklarını ve hastalık bilgilerini belirlemek amacıyla bir anket formu uygulanmıştır. Günlük enerji ve besin ögeleri alımlarını tespit etmek amacıyla 3 günlük besin tüketim kaydı formu kullanılmıştır. Katılımcıların yeme bağımlılığı durumu "Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği", yeme farkındalığı ise "Yeme Farkındalığı Ölçeği" ile belirlenmiştir. Çalışmaya dahil edilen bireylerin vücut kompozisyonları ölçülmüştür ve biyokimyasal bulguları hasta dosyalarından alınarak kaydedilmiştir. Katılımcıların 92'si kadın ve 36'sı erkektir. Bireylerin yaş ortalaması 47.23±9.95 yıldır. Tip 2 diyabeti olan kadınların BKİ ortalaması 30.5±5.46 kg/m2, Tip 2 diyabeti olmayan kadınların ise 30.1±5.1 kg/m2 olarak belirlenmiştir (p>0.05). Tip 2 diyabeti olan erkeklerin BKİ ortalaması 29.97±5.6 kg/m2, Tip 2 diyabeti olmayan erkeklerin ise 34.3±2.6 kg/m2'dir (p<0.05). Tip 2 diyabeti olan kadınların günlük aldıkları ortalama enerji 1241±309.71 kkal/gün, Tip 2 diyabeti olmayan kadınların ise 1219.5±217 kkal/gün'dür (p<0.05). Tip 2 diyabeti olan erkeklerin günlük aldıkları ortalama enerji 1552.5±480.1 kkal/gün, Tip 2 diyabeti olmayan erkeklerin ise 1741.3±234.9 kkal/gün'dür (p>0.05). Cinsiyetlere göre gruplar arası günlük enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen yüzde değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Tip 2 diyabeti olanların %39.1'inde yeme bağımlılığı bulunurken, %60.9'unda ise yeme bağımlılığı olmadığı tespit edilmiştir. Tip 2 diyabeti olmayanların %29.7'sinde yeme bağımlılığı bulunurken, %70.3'ünde ise yeme bağımlılığı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Tip 2 diyabeti ve yeme bağımlılığı olanların günlük ortalama enerji alımları 1585.36±512.24 kkal/gün, Tip 2 diyabeti olmayan ve yeme bağımlılığı olanların ise 1239.92±244.31 kkal/gün'dür (p<0.05). Tip diyabeti ve yeme bağımlılığı olanların ortalama BKİ değeri 31.50±615 kg/m2, Tip 2 diyabeti olmayan ve yeme bağımlılığı olanların ise 32.69±5.78 kg/m2'dir (p>0.05). Tip 2 diyabeti olan bireylerin YFÖ-30 skor ortalaması 3.50±0.49, Tip 2 diyabeti olmayan bireylerin ise YFÖ-30 skor ortalaması 3.56±0.52 olarak tespit edilmiştir (p>0.05). Tip 2 diyabeti olan ve olmayan bireylere göre YFÖ-30 alt faktör skorlarına bakıldığında "duygusal yeme", "odaklanma" ve "yeme disiplini" arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak Tip 2 diyabeti olan ve olmayan bireyler arasında yeme bağımlılığı ve YFÖ-30 skor ortalaması açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05).
Profesyonel kick boks sporcularında beden algısı ile yeme davranışları ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Mart 2020-Mart 2021 tarihleri arasında Türkiye Kick Boks Federasyonuna bağlı, lisanslı olarak kick boks yapan 18-35 yaş arası 26 kadın ve 28 erkek olmak üzere toplam 54 birey üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların demografik özellikleri, diyet öyküsü, temel beslenme alışkanlıkları, besin destek ürün kullanımı ve antropometrik ölçümlere ilişkin bilgileri sorgulayan bir anket formu uygulanmıştır. Sporcuların antropometrik ölçümleri alınmış, beden kütle indeksleri (BKİ) ve bel/kalça oranları (BKO) hesaplanmıştır. Kick boksçulardan beslenme durumunun değerlendirilmesi için 24 saatlik geriye dönük besin tüketim ve 24 saatlik fiziksel aktivite kayıtları alınmıştır. Kick boks sporcularının yeme tutumlarını değerlendirmek adına ''Hollanda Yeme Davranışı Ölçeği (DEBQ)'' kullanılmıştır. Sporcuların beden-benlik algılarını belirleyebilmek için Çok Yönlü Beden-Benlik/Öz İlişki Ölçeği (MBSRQ) ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 24.0 programında yapılmıştır. Çalışmaya katılan kick boksçuların yaş ortalaması 25.3±4.71 yıldır. Kadın sporcuların BKİ ortalamaları 21.69±2.65 kg/m2, erkek sporcuların 23.7±1.88 kg/m2'dir. Kadın sporcuların DEBQ alt skorlarından kısıtlayıcı yeme skorları, erkek sporculara göre daha yüksek iken, erkek sporcuların dışsal yeme skorları kadın sporculara kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kick boksçuların antrenman süresi, fiziksel aktivite düzeyi, BKİ ve BKO değerleri ile DEBQ alt skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Daha önce diyet yapmış olan sporcuların kısıtlayıcı yeme skorları daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Duygusal durumu beslenmesini etkileyen sporcuların kısıtlayıcı ve duygusal yeme puanlarının daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p<0.05). Antrenman döneminde kadın kick boksçuların günlük A vitamini, niasin, fosfor ve sodyum alımları, erkek sporcuların ise B₂ vitamini, niasin, B₁₂ vitamini, fosfor, çinko ve sodyum alımları Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) önerilerinin üzerinde kalmaktadır. Kadın kick boksçuların antrenman günü diyetle potasyum ve demir alımlarının, erkek sporcuların ise C vitamini ve potasyum alımlarının TÜBER önerilerini karşılamakta yetersiz kaldığı saptanmıştır. Sporcuların antrenman günü enerji gereksinimi ile alınan enerji arasındaki fark ortalama kadın sporcular için 1536.7±47182 kkal, erkek sporcular için 2190.2±993.49 kkal olduğu bulunmuştur. Kadın ve erkek kick boksçularının enerji gereksinimini karşılayacak düzeyde enerji almadığı saptanmıştır. Bu çalışma, sıklet branşlarındaki sporcuların yeme bozuklukları ve yeme davranış bozukluklarına yatkınlığını destekler niteliktedir. Ancak kick boksçular üzerinde yapılmış çalışma sayısı sınırlı olduğundan daha büyük örneklemler ile daha geniş kapsamlı araştırmalar yapılması gerekmektedir.
Multipl skleroz hastalarında Akdeniz diyetine uyumun yaşam kalitesi ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Bu çalışma, multipl skleroz hastalarında Akdeniz diyetine uyumun yaşam kalitesi ve biyokimyasal bulgulara etkisinin belirlenmesi amacı ile yürütülmüştür. Çalışma Aralık 2020-Ocak 2021 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalına başvuran, en az 2 yıldır MS tanılı ve 18-65 yaş arasında olan, 76'sı kadın ve 19'u erkek olmak üzere 95 birey ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin demografik ve genel bilgileri, hastalık durumuna ilişkin bilgileri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri anket formuna kaydedilmiştir. Bireylerin Akdeniz diyetine uyumu Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ile, yaşam kaliteleri Multipl Skleroz Yaşam Kalitesi Enstrümanı-54 (MSYK-54) ile, fiziksel aktivite durumları Kısa Fiziksel Aktivite Değerlendirme Aracı ile değerlendirilmiştir. Rutinde takibi yapılan biyokimyasal parametreler (kreatinin, sodyum, potasyum, kalsiyum, AST, ALT, GGT, CRP, LDL, TG, TSH, B12, folik asit, D vitamini) hastaların dosyasından araştırmacı tarafından kaydedilmiştir. Genişletilmiş Engellilik Durumu Skalası (EDSS) skorları nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmiştir. Bireylerin %49.5'inin (n=47) Akdeniz diyetine uyumsuz, %28.4'ü (n=27) kabul edilebilir derecede uyumlu, %22.1'i (n=21) ise sıkı uyumlu olarak belirlenmiştir. Akdeniz diyeti uyumu olmayan bireylerin bileşik fiziksel sağlık skoru ortalaması 67.1±17.69, kabul edilebilir uyumu olanların ortalaması 80.6±11.48, sıkı uyumlu olan bireylerin ortalaması 85.7±14.03'dür. Akdeniz diyeti uyumu olmayan bireylerin bileşik mental sağlık skoru ortalaması 72.0±11.83, kabul edilebilir uyumu olanların 78.9±11.29, sıkı uyum olanların ortalaması ise 84.3±14.47'dir. MEDAS'a göre sınıflandırılan uyum düzeyleri arasında bileşik fiziksel ve bileşik mental skorlarının ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.001). EDSS skoru bileşik fiziksel ve mental sağlık skorları ile istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur (p<0.01). EDSS skoru ile MEDAS skoru arasında da orta düzeyde negatif korelasyon bulunmuştur (r=-0.425, p<0.01). Bireylerin fiziksel aktivite durumu ile tanı alma yaşı arasında negatif zayıf korelasyon saptanmıştır (r=-0.255, p<0.05). Biyokimyasal bulgular incelendiğinde; bireylerin bileşik fiziksel sağlık skoru ile CRP düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde zayıf korelasyon, CRP ve TSH düzeyleri ile EDSS skoru arasında istatistiksel anlamlı zayıf pozitif korelasyon bulunmuştur (p<0.05). D vitamini düzeyinin yaşam kalitesi skorları ve EDSS ile korelasyonu saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak bu çalışma, Akdeniz diyetine uyumun MS hastalarında yaşam kalitesine katkı sağlayabileceği yönünde bilgi sunmuştur.
Sınava hazırlanan öğrencilerde sınav kaygısının sezgisel yeme davranışı ile beslenme durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışma, sınava hazırlanan öğrencilerin sınav kaygısı ve sezgisel yeme durumlarının saptanması ile beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu çalışma, Aralık 2019 – Mart 2020 tarihleri arasında Ankara Elvankent'te bir özel öğretim kursunda 11. ve 12. Sınıflarda öğrenim görmekte olan ve üniversite sınavına hazırlanan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, 16-18 yaş aralığındaki 142 kız, 83 erkek öğrenci olmak üzere toplam 225 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya katılmayı kabul eden tüm öğrencilere genel özellikleri, sağlık durumları, fiziksel aktivite, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümlerini ile ilgili tanımlayıcı bilgilerin sorgulandığı anket formu uygulanmıştır. Bireylerin günlük enerji ve besin ögelerinin saptanmasında 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı formu kullanılmıştır. Bireylerin sınav kaygısını ölçmek amacıyla Revize Edilmiş Sınav Kaygısı Ölçeği (RTA), sezgisel yeme düzeyini ölçmek için ise Sezgisel Yeme Ölçeği-2 (IES-2) kullanılmıştır. Kız öğrencilerin RTA puan ortalaması erkek öğrencilere göre daha yüksektir (p<0.05). Öğrencilerin vücut ağırlığı (kg) ölçümleri, boy uzunluğu (cm) ve bel çevresi (cm) ile RTA toplam puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı ve negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin RTA toplam ve alt boyutları puanları ile enerji (kkal), protein (g), yağ (g), karbonhidrat (g) tüketimleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir (p>0.05). Çalışmada erkek öğrencilerin IES-2 geneli puan ortalamalarının, kız öğrencilere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Erkek öğrencilerin duygusal sebepler yerine fizyolojik sebeplere dayanarak yeme alt boyutu puan ortalamaları kız öğrencilerden daha yüksektir (p<0.05). Koşulsuz yeme izni, açlık ve tokluk sinyallerine güvenme ve beden besin seçim uyumu alt boyutlarından öğrencilerin aldıkları puan ortalamaları arasında cinsiyetlere göre istatistiksel bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Öğrencilerin BKİ ve bel/boy oranı ile IES-2 puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Öğrencilerin IES-2 toplam ve alt boyutları puanları ile enerji (kkal), protein (g), yağ (g), karbonhidrat (g) tüketimleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir (p>0.05). Öğrencilerin IES-2 geneli puanları arttıkça, gerginlik, bedensel belirtiler, endişe ve RTA geneli puanlarının azaldığı görülmüştür (p<0.05). Öğrencilerin duygusal sebepler yerine fizyolojik sebeplere dayanarak yeme puanları arttıkça, RTA geneli ve tüm alt boyutlarından aldıkları puanlar azalmaktadır (p<0.05). Öğrencilerin açlık ve tokluk sinyallerine güvenme puanları arttıkça, RTA geneli, gerginlik ve bedensel belirtiler puanları azalmaktadır (p<0.05). Öğrencilerin beden-besin uyumu puanları arttıkça, sınavla ilgisiz düşünceler puanları azalmaktadır (p<0.05). Bu çalışma artan sezgisel yeme düzeyinin azalmış sınav kaygısı ile ilişkisi olabileceğinin göstergesi olabilir. Çalışmanın sonuçlarını destekleyecek daha fazla çalışmaya gereksinim vardır.
İlköğretim çocuklarına verilen beslenme eğitiminin beslenme davranışı ile okul yemek atık miktarı üzerine etkisinin saptanması
Bu çalışma, ilköğretim okulu öğrencilerine beslenme eğitim modeli geliştirmek ve çocukların beslenme bilgi ve davranışları üzerine etkisini, okulda öğle yemeği tüketim durumlarını, oluşan tabak atıkları ile karşılaştırarak beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma verileri Gaziantep İli, Şehitkamil İlçesi'ndeki bir ilköğretim okulunda, Aralık 2018- Nisan 2019 tarihleri arasında, 2. ve 3. sınıfına devam eden 122 çocuktan elde edilmiştir. Araştırmaya katılan çocukların yaş ortalaması 8.3±0.65 yıl olarak belirlenmiştir. Çocuklara anket formu uygulanmış; ardından her bir şubedeki öğrencilere farklı günlerde ve/veya saatlerde powerpoint sunum destekli beslenme eğitimi ve uygulaması verilmiştir. Beslenme eğitim öncesi ve sonrasında çocukların antropometrik ölçümleri alınmıştır. Eğitim verilmeden önce ve sonrasında çocuklara "Beslenme Bilgi Düzeyi Testi - BBDT" doldurtulmuştur. Eğitim öncesi ve sonrasında çocukların okulda sunulan öğle yemeği besin tüketimleri, beş gün boyunca tabak atıkları tartılarak kaydedilmiştir. Çocukların beslenme eğitimi öncesi ve sonrası karşılaştırıldığında her iki cinsiyette de vücut ağırlığının arttığı (p<0.05); boylarının uzadığı (p<0.05) saptanmıştır. Eğitim öncesi ve sonrası çalışmaya katılan çocukların kalça çevresinin arttığı (p<0.05); Beden Kütle İndeksi (BKİ) değerleri ortalaması, bel çevresi ve bel/boy oranı açısından her iki cinsiyette de istatistiksel açıdan önemli bir değişikliğin olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Çocukların eğitim öncesinde beslenme bilgi puan ortalaması toplamda 67.2±4.3 iken; eğitim sonrasında 71.9±3.9 olarak belirlenmiştir. Eğitim öncesine göre eğitim sonrasında her iki cinsiyette de beslenme bilgi puanın arttığı, erkeklerde bu artışın istatistiksel açıdan önemli olduğu (p<0.05), ancak kızlarda istatistiksel açıdan önemli bir farkın olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Eğitim sonrası çocukların tükettikleri karbonhidrat, tekli doymamış yağ ve çoklu doymamış yağ içeriğinin artış gösterdiği tespit edilirken (p<0.05); enerji, yağ (TE%), doymuş yağ ve diyet posası içeriğinin eğitim öncesindeki bulgulara göre düşüş gösterdiği saptanmıştır (p<0.05). Eğitim sonrası çocukların tükettikleri öğle öğününde diyetle niasin alımının arttığı (p<0.05), A vitamini, tiamin, riboflavin, folik asit, B12 vitamini ve C vitamini alımının azaldığı belirlenirken (p<0.05); diyetle sodyum alımının arttığı (p<0.05), kalsiyum, demir, çinko ve potasyum alımının azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, verilen beslenme eğitimi ile çocukların bilgi düzeylerinde olumlu gelişmeler olduğu ortaya çıkmaktadır. Okullarda yeterli ve dengeli beslenme ve besin grupları konusunda eğitim verilmesinin bu yaş grubu çocuklarının bilgi düzeylerini yükselteceği anlaşılmaktadır. Yaş gruplarına yönelik verilen beslenme eğitimi ve doğru menü planlanmasının desteklenmesi ile toplu beslenme sistemlerinde tabak atık sorununun önüne geçileceği ve diyetisyene önemli görevler düştüğü sonucuna varılmıştır.
Bariatrik ve metabolik cerrahi geçirmiş hastaların antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametrelerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, bariatrik ve metabolik cerrahi geçirmiş bireylerin cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrasındaki antropometrik ölçümlerinin ve biyokimyasal parametrelerinin değişimini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma; Kasım 2017 – Ağustos 2020 tarihleri arasında Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde bariatrik cerrahi geçiren 102, metabolik cerrahi geçiren 13 hasta olmak üzere toplam 115 hasta ile yapılmıştır. Bireylerin demografik özellikleri, genel sağlık durumları, antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametreleri Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hastane Bilgi Yönetim Sistemi ve Postoperatif Hasta Değerlendirme Formu incelenerek araştırmacı tarafından kaydedilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %20.6'sı erkek, %79.4'ü kadındır. Bariatrik cerrahi geçiren erkek hastaların yaş ortalaması 33.3±8.78 yıl, kadın hastaların ise 35±10.77 yıl olarak saptanmıştır. Metabolik cerrahi geçiren erkek hastaların yaş ortalaması 64±1.41 yıl kadın hastaların yaş ortalaması 52.2±7.77 yıl olarak belirlenmiştir. Bariatrik cerrahi geçiren erkek hastaların cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 3. aydaki ağırlık kaybı oranları ortalama %24.2±6.11 kg olarak; cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 6. ayda ağırlık kaybı oranları ortalama %32.4.±6.77 kg olarak hesaplanmıştır. Bariatrik cerrahi geçiren kadın hastaların cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 3. aydaki ağırlık kaybı oranları ortalama %21.9±5.09 kg olarak; cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 6. ayda ağırlık kaybı oranları ortalama %30.6±5.24 kg olarak hesaplanmıştır. Bariatrik cerrahi geçiren erkek ve kadın hastalar için cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası 3. ve 6. ay ile cerrahi sonrası 3. aya göre cerrahi sonrası 6. ay vücut ağırlıklarının istatistiksel açıdan önemli olarak azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Metabolik cerrahi geçiren erkek hastaların cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 6. aydaki ağırlık kaybı oranları ortalama %24.8±7.38 kg olarak hesaplanmıştır. Metabolik cerrahi geçiren kadın hastaların cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 3. aydaki ağırlık kaybı oranları ortalama %6.8±3.89 kg; cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 6. aydaki ağırlık kaybı oranların ortalama %27.7±7 kg olarak hesaplanmıştır. Metabolik cerrahi geçiren kadın hastaların cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası 3. ve 6. ay ile cerrahi sonrası 3. aya göre cerrahi sonrası 6. ay vücut ağırlıklarının istatistiksel açıdan önemli olarak azaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Bariatrik cerrahi geçiren erkek hastalarda cerrahi öncesine göre cerrahi sonrasında açlık plazma glukozu düzeylerinin değişmediği (p>0.05) fakat hem bariatrik hem de metabolik cerrahi geçiren kadın hastalar için cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 3. ve 6. aydaki açlık plazma glukozunun azaldığı saptanmıştır (p<0.05). Bu çalışmada, bariatrik cerrahi geçiren hem erkek hem de kadın hastaların ve metabolik cerrahi geçiren kadın hastaların cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası 3. ve 6. aydaki serum insülin düzeylerinin azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, bu çalışma bariatrik ve metabolik cerrahi geçiren hastaların antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametrelerinin değişimini belirleyip, cerrahiden sonra oluşabilecek komplikasyonları değerlendirerek obezite tedavisinde cerrahi yöntemin uygulanmasının olası sonuçlarını ortaya koymuştur.
Tip 2 diyabetes mellituslu bireylerin diyetle antioksidan alımları, antioksidan kapasiteleri ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Diyabete bağlı komorbidite ve komplikasyonların gelişimde oksidatif stres maruziyeti ve antioksidan kapasitede azalma önemli bir faktördür. Bu araştırma, tip 2 diyabetli bireylerin antioksidan alımları, antioksidan kapasiteleri ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışma Ankara Şehir Hastanesi Endokrinoloji Polikliniği'ne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uygun 40 diyabetli ve 47 sağlıklı birey ile yürütülmüştür. Bireylere demografik özellikleri ve beslenme alışkanlıklarını içeren anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Antropometrik ölçümleri araştırmacı tarafından alınmıştır. Vücut kompozisyonu biyoelektrik impedans analizi ile belirlenmiştir. Bireylerden sabah aç karnına kan örneği alınarak rutin biyokimyasal bulguları ve antioksidan/oksidan durumun göstergesi olan dinamik tiyol disülfit dengesi (nativ tiyol, total tiyol, nativ/total tiyol, disülfit, disülfit/nativ tiyol ve disülfit/total tiyol) ile iskemi modifiye albümin (İMA) parametreleri analiz edilmiştir. Bireylerin besin tüketim durumları 3 günlük 24 saatlik besin tüketim kaydı kullanılarak değerlendirilmiştir ve diyet antioksidan kapasiteleri oksijen radikal absorbans kapasitesi (ORAC) yöntemi ile belirlenmiştir. Bireylerin antioksidan ve oksidan bileşenlere maruziyetini değerlendirmek amacıyla oksidatif denge skoru (ODS) ölçeği kullanılmıştır. Fiziksel aktivite düzeylerinin belirlenmesi için bireylere Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu uygulanmıştır. Diyabet grubunun yaş ortalaması 42.48±4.20 yıl ve kontrol grubunun 42.49±4.74 yıl olarak bulunmuştur (p>0.05). Diyabetli grubun nativ tiyol (459.95 [57.05] µmol/L), total tiyol (510.80 [65.88] µmol/L), disülfit (24.22±4.01 µmol/L), disülfit/nativ tiyol (%5.26 [0.85]), disülfit/total tiyol (%4.76 [0.68]), nativ/total tiyol (%90.48 [1.38]) ve İMA (0.72 [026] ABSU) değerleri ile kontrol grubunun nativ tiyol (459.10 [95.90] µmol/L), total tiyol (506.70 [111.50] µmol/L), disülfit (23.35±4.10 µmol/L), disülfit/nativ tiyol (%5.39 [1.04]), disülfit/total tiyol (%4.87 [0.84]), nativ/total tiyol (%90.27 [1.69]) ve İMA (0.80 [0.51] ABSU) değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Diyabetli grubun diyet ORAC değeri 4115.83 [5190.44] μmol ve kontrol grubunun 3267.70 [5755.65] μmol olarak belirlenmiş ve gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Diyabetli grubun tiyol disülfit dengesi ve İMA değeri ile diyet antioksidan kapasitesi (ORAC) arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Kontrol grubundaki kadınlarda tiyol disülfit dengesi ile diyet ORAC arasında ilişki bulunmazken, İMA ile diyet ORAC arasında anlamlı negatif (r=-0.479, p<0.01) ilişki saptanmıştır. Sonuç olarak, diyabet ve kontrol grubunun diyetle antioksidan alımları benzerdir ve gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Diyabet ve kontrol grubunun antioksidan kapasitelerinin benzer olduğu gözlenmiştir. Diyabetli ve sağlıklı bireylerin antioksidan içeriği yüksek besinleri diyetle yeterli miktarda tüketmeleri önem taşımaktadır. Diyabetli grupta diyetle antioksidan alımı ve antioksidan kapasite arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Diyabetli bireylerde diyet ORAC ile dinamik tiyol disülfit dengesi ve İMA arasındaki ilişki hakkında net sonuç elde etmek için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir.
Yetişkinlerde beslenme okuryazarlığı değerlendirme anketinin Türkçe'ye uyarlanması: Geçerlik-güvenirlik çalışması
Bu araştırma, bireylerin beslenme okuryazarlığına yönelik tutumlarının ölçülebilmesi için bu alana ilişkin spesifik bir ölçme aracı geliştirerek, geçerlilik ve güvenirlik çalışmasını yapmak ve yetişkin bireylerin beslenme okuryazarlık durumlarını belirlemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Spor merkezine üye olan diyetisyen desteği ile beraber birebir ders alan ve 18-64 yaş arası 314 gönüllü bireyin her birine demografik bilgi formu, genel sağlık durumlarını değerlendirmek amacıyla Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-BREF-TR), beslenme okuryazarlık seviyelerinin ölçülmesi için Yetişkinlerde 40 maddelik Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracı doldurtulmuştur. Geçerlilik ve Güvenirlik analizlere göre; 40 maddelik Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracının beş faktör (boyut) altında toplandığı ve ölçeğin hem toplam hem de alt boyutlarının güvenirlik katsayıları 0,60'ın üzerinde bulunmuştur. Faktör boyutlarının geçerliliğini ispatlamak için ise Doğrulayıcı (Confirmatory) Faktör Analizi uygulanmıştır. Zaman faktörü açısından da aynı bireylerde test-tekrar test güvenirlik analizi (Sınıf içi korelasyon katsayısı) sonuçları da Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracı'nın orta düzeyde güvenilir olduğunu göstermiştir. İstatistiksel analizler SPSS 20.0 programında yapılmıştır. Ölçekteki cevapların doğru yanlış (1 ve 0) olarak alınması nedeniyle klasik doğrulayıcı analizi yerine tetrakronik korelasyonlardan hesaplanan ikili doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Toplanan verilerin istenilen modele uygun olup olmadığı Tetra-com syntax kullanılarak (156) SPSS programı ve AMOS Yapısal Eşitlik Modeli ile analiz edilmiştir. Kişilerin beslenme okuryazarlık puanı açısından yaşam kalitesi puanında artış meydana geldiği gözlemlenmiştir (r=0.213; p<0.05). Beslenme okuryazarlığı, buna paralel olarak sağlıklı beslenme alışkanlıklarının ve yaşam kalitesinin toplumdaki tüm gruplarda arttırılabilmesi için aileden başlanarak okul ve diğer profesyoneller eşliğinde beslenme eğitimi etkinlikleri düzenlenmeli ve bu faaliyetlerinin denetlemesi diyetisyenlerce yapılmalıdır. Beslenme Okuryazarlığı puanları literatüre uygun olarak modifiye edilerek şu şekilde sınıflandırılmıştır: ≤28 puan: Yetersiz beslenme okuryazarlığı olasılığı, 29-38 puan: Zayıf beslenme okuryazarlığı olasılığı, ≥39 puan: İyi beslenme okuryazarlığı olasılığı. Bu çalışmanın sonucunda katılımcıların beslenme okuryazarlığı seviyelerinin yeterli düzeyde olduğu bulunmuştur. Beslenme okuryazarlığı alt faktörlerinden alınan puanlar incelendiğinde; kişilerin genel beslenme bilgisinden %98,6'sının, okuduğunu anlama bilgisinden %90,7'sinin, besin grupları sorularından %100'ünün, porsiyon miktarı ile ilgili sorulardan %44,4'ünün ve etiket okuryazarlığı ile ilgili sorulardan ise bireylerin %92,1'inin yeterli beslenme okuryazarlığı düzeyinde olduğu gözlemlenmiştir. Kadınların beslenme okuryazarlığı toplam puanının erkeklerin beslenme okuryazarlığı toplam puanından yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Yaşam kalitesi toplam puanı açısından erkek ve kadın bireyler arasında anlamlı bir farklılık gözlemlenmemiştir. Sonuç olarak beslenme alışkanlıklarının şekillenmesinde rolleri olan spor, beslenme ve yaşam merkezlerinin etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiği, bu durumun kurumlardaki seminerler ile sağlanabileceği değerlendirilmektedir.
Hipotiroidi tanısı almış kadınların duygu durumları ile beslenme alışkanlıkları, vücut kompozisyonları ve fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma; hipotiroidi tanısı almış kadınların duygu durumları ile beslenme alışkanlıkları, vücut kompozisyonları ve fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma 15 Temmuz - 20 Ekim 2020 tarihleri arasında, Ankara'da özel bir diyet kliniğine başvuran, doktor tarafından hipotiroid tanısı konmuş, 25-65 yaş aralığındaki 90 kadın hasta ile yapılmıştır. Katılımcıların, genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, vücut ağırlığı (kg), boy uzunluğu (cm), bel çevresi (cm) gibi antropometrik ölçümleri ve vücut yağ kütlesi (kg) ile vücut yağ yüzdesini (%) içeren vücut kompozisyonuna ilişkin bilgiler araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüzyüze görüşme yöntemiyle uygulanan bir anket formu ile kaydedilmiştir. Katılımcıların bazı besinlere ne kadar yeme arzusu duydukları hakkında bilgi alabilmek için Görsel Analog Skalası (VAS), beslenme durumlarını değerlendirmek için besin tüketim sıklık formu uygulanmıştır. Ayrıca bireylerin fiziksel aktivite düzeyi, gün içerisindeki aktiviteleri fiziksel aktivite saptama formu ile değerlendirilmiş ve katılımcıların duygu durumlarını ölçmek amacıyla Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 39.8±10.60 yıl olarak belirlenmiştir. Bireylerin vücut ağırlığı ortalaması 73.1±12.2 kg, Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması ise 27.5±4.9 kg/m² dir. BDÖ'ye göre bireylerin %58.9'u minimal, %24.4'ü hafif, %16.7'si ise orta ve şiddetli depresyon düzeyindedir. BDÖ skoru ortalaması 7.0 ± 6.79 olarak hesaplanmıştır. Fiziksel aktivite düzeyi (PAL) ise 1.3±0.1 olduğu belirlenmiştir. Sedanter aktivite düzeyinde olan bireylerin vücut ağırlığı, BKİ, bel çevresi, vücut yağ yüzdesi, vücut yağ kütlesi ve bel/boy oranının, hafif fiziksel aktivitede olan bireylere göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Süt veya yoğurt tüketen bireylerin vücut ağırlığı ve vücut yağ kütlesi, tüketmeyen bireylere göre anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin günlük enerji ve besin ögesi alım miktarları incelendiğinde; günlük ortalama 1648.4±352.59 kkal enerji aldıkları bulunmuştur. Bu enerjinin ortalama %50.8±6.54'ünün karbonhidrattan, %15.1±2.60'ının proteinden ve %32.7±5.04'ünün yağdan geldiği saptanmıştır. Ayrıca Diyetle Referans Alım (DRI) karşılama yüzdesine bakıldığında, diyetle folat (%58.5) alımlarının yetersiz olduğu saptanmıştır. Uygulanan VAS puanlarına göre en çok istek duyulan besin çikolata ve ürünleri olarak belirlenmiştir. Minimal depresyon düzeyinde olan bireylerin ağırlık, BKİ ve vücut yağ yüzdesi ortalamasının orta ve şiddetli depresyon düzeyinde olan bireylerden daha düşük olduğu bulunmuştur. Ancak istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilememiştir (p>0.05). Yeterli fiziksel aktivitenin vücut kompozisyonu üzerinde olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Bireylerin hem hastalık durumları sebebiyle, hem sağlıksız besin isteklerinin önlenmesi, hem de vücut ağırlığı artışını önlemek için diyetisyenler tarafından beslenme eğitimi verilmeli ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmaları için destek olunmalıdır. Bu grup hastalarda depresif semptomlar göz önünde bulundurulmalı ve gerekli görülmesi halinde tedavi edilmelidir.
Yetişkinlerde obezite farkındalık düzeyi ile sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, yetişkin bireylerde obezite farkındalık düzeyi ile sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi amacı ile yapılmıştır. Çalışma, Nisan 2019 – Kasım 2019 tarihleri arasında özel bir Beslenme ve Diyet Danışmanlık Merkezine başvuran 19-64 yaş aralığında olan 177 (126 kadın, 51 erkek) yetişkin birey ile yürütülmüştür. Bu çalışmaya katılmayı kabul eden tüm bireylere çalışma başlangıcında sosyo-demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, iştah durumlarını ve obezite bilgi düzeyi vb. sorular içeren 20 soruluk bir anket formu uygulanmıştır. Ayrıca bireylerin obezite farkındalık düzeylerini değerlendirmek amacı ile Obezite Farkındalık Ölçeği (OFÖ) ve sağlığı geliştiren davranışları ölçmeye yönelik Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ) II uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 38.1±12.44 yıl olarak belirlenmiştir. Çalışmaya katılan kadınlar ile erkeklerin beden kütle indeksi (BKİ) ortalamaları sırasıyla 23.39±4.01 kg/m² ve 26.71±3.46 kg/m² olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin OFÖ toplam puanları ortalama 60.50±5.06, alınan en düşük puanın 39, en yüksek puanın ise 73 olduğu, alt ölçek gruplarından alınan ortalama puanları ise en yüksekten en düşüğe doğru sıralandığında; sıralamanın obezite farkındalığı (26.72±2.75), beslenme farkındalığı (19.08±2.17) ve fiziksel aktivite farkındalığı (14.70±1.68) şeklinde olduğu belirlenmiştir. SYBDÖ II toplam puanları ortalama 131.17±18.77, alınan en düşük puanın 65, en yüksek puanın ise 195 olduğu, alt ölçek gruplarından alınan ortalama puanların ise en yüksekten en düşüğe doğru; sıralamanın kendini gerçekleştirme (26.72±4.22), kişiler arası destek (26.23±1.14), beslenme (21.60±3.58), sağlık sorumluluğu (20.07±4.03), stres yönetimi (18.84±3.59) ve egzersiz (17.71±5.32) şeklinde olduğu görülmüştür. Yaş grupları, gelir düzeyi, sigara ve alkol kullanımı, eğitim düzeyi, BKİ değeri, bel çevresi, bel/boy oranı ile OFÖ alt boyut ve toplam puanları arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Yaş grupları ile SYBDÖ II-Egzersiz , SYBDÖ II-Kişiler Arası Destek, SYBDÖ II- Stres Yönetimi alt grupları puanları ve SYBDÖ II- Toplam puanları arasındaki ilişki istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Geliri giderinden fazla olan bireylerin SYBDÖ II-Kendini Gerçekleştirme (p<0.01), SYBDÖ II- Kişiler Arası Destek (p<0.05) alt grupları ve SYBDÖ II- toplam puanları (p<0.05) geliri giderine eşit ve geliri giderinden az olan bireylerin puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sigara kullanma durumu ile SYBDÖ II alt boyut ve toplam puanları arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Alkol kullanımı ile SYBDÖ II-Egzersiz puanları ve SYBDÖ II-Toplam puanları arasında farklılık saptanmıştır (sırasıyla p<0.01, p<0.05). Sigara içen bireylerin günlük tükettikleri sigara sayısı ile SYBDÖ II-Sağlık Sorumluluğu puanları arasında negatif yönlü korelasyon bulunmuştur (r:-0.397, p<0.01). Günlük tüketilen sigara sayısı arttıkça SYBDÖ II-Sağlık Sorumluluğu puanlarının azaldığı gözlemlenmiştir. BKİ grupları arasında BKİ düzeyi 18.5-24.9 kg/m² olanların SYBDÖ II-Egzersiz ve SYBDÖ II-Beslenme alt grup puanları BKİ düzeyi ≥ 30 olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (sırasıyla p<0.05, p<0.05). Çalışmaya katılan bireylerin bel çevresi değerleri ile SYBDÖ II-Egzersiz puanları arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (r:-0.164, p<0.05). Bireylerin bel çevresi değeri arttıkça SYBDÖ II-Egzersiz puanlarının düştüğü gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, obezite farkındalığının bireylerin sosyo-demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri ve yaşam biçimi davranışları ile anlamlı bir ilişkisi saptanmamıştır. Ancak sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile bireylerin sosyo-demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri ve yaşam biçimi davranışları arasında anlamlı bir ilişki gözlemlenmiştir. Bireylerin sağlığı için obezitenin beslenme tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım izlenerek obezite farkındalığı arttırılmalıdır. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının önemi vurgulanarak, bireyler bu konuda bilinçlendirilmeli; uygulanabilir ve sürdürülebilir olması sağlanmalıdır.
Vardiyalı çalışan hastane personelinin beslenme durumunun ve bilişsel fonksiyonlarının saptanması
Vardiyalı çalışma, gündüz çalışmaya göre daha düzensiz hayat şartlarını beraberinde getirmektedir. Özellikle sirkadiyen ritimdeki değişikliklere bağlı olarak bazı hormonlar, gastrik sekresyon, bronşial aktivite, metabolik hız, uyku kalitesi ve süresi ile iştah dengesinde değişiklikler saptanmaktadır. Vardiyalı çalışanlarda bilişsel fonksiyonlarda düşüklük, kısa süreli hafızada bozulmalar, halsizlik ve bitkinlik oluşabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada vardiyalı çalışan doktor, hemşire, sağlık memuru ve güvenlik görevlisi gibi hastane personellerinde sirkadiyen ritmin bozulmasına bağlı olarak beslenme durumlarındaki değişiklikler ile dikkat, bellek, yürütücü işlevler gibi bilişsel fonksiyonlar üzerinde görülen bozulmaların araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma Temmuz – Ağustos 2021 tarihleri arasında 25-50 yaş aralığındaki 100 gönüllü (Vardiyalı: 50, Vardiyasız: 50) yetişkin birey ile yürütülmüştür. Bireylerin sosyodemografik özellikleri, beslenme durumları ve bilişsel fonksiyonları anket formu ile değerlendirilmiştir. Bireylerin yaş ortalaması 36.2±6.82 yıldır. Vardiyalı çalışan bireylerin vardiyasız çalışan bireylere göre daha fazla oranla alkol kullandığı, kronik hastalıklara sahip olduğu, öğün atladığı belirlenmiştir. Ayrıca vardiyalı çalışan bireylerin vardiyasız çalışan bireylere göre günlük su tüketimlerinin daha az, kahve ve çay tüketimlerinin daha fazla olduğu görülmüştür (p<0.05). Antropometrik ölçüm sonuçlarına göre sadece vardiyalı çalışan kadınların vardiyasız çalışan kadınlara göre istatiksel açıdan anlamlı olarak daha yüksek beden kütle indeksi (BKİ) değerine sahip olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Araştırmaya katılan bireylerin günlük ortalama süt, yoğurt, kefir tüketim miktarı vardiyalı çalışan bireylerde 251.9±159.95 ml iken vardiyasız çalışan bireylerde 234.6±142.29 ml olarak belirlenmiştir (p>0.05). Günlük ortalama sebze meyve tüketim miktarı vardiyalı çalışan bireylerde 380.8±160.20 g iken vardiyasız çalışan bireylerde 413.4±276.63 g olarak tespit edilmiştir (p>0.05). Günlük ortalama ekmek ve diğer tahılların tüketim miktarı vardiyalı çalışan bireylerde vardiyasız çalışan bireylere göre daha yüksek tespit edilmiştir (p>0.05). Bilişsel değerlendirme puanı vardiyalı ve vardiyasız çalışanlarda sırasıyla; 24.2±2.91 ve 25.8±2.37 olarak belirlenmiş olup bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Vardiyasız çalışanlar arasında bilişsel bozukluğa sahip birey bulunmazken, vardiyalı çalışan bireylerin %6.0'sında bilişsel bozukluk olduğu görülmüştür. Normal BKİ aralığında bulunan bireylerin bilişsel değerlendirme puanı (25.9±2.54) obez bireylerin puanına (24.2±2.93) göre istatistiksel açıdan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Vardiyalı çalışan bireylerin sabahçıl akşamcıl ölçeğinden aldıkları puan ortalaması (46.8±10.05), vardiyasız çalışan bireylerin puanına (53.4±7.94) göre düşük bulunmuştur (p>0.05). Bilişsel değerlendirme puanı ve BKİ arasında negatif yönlü korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Vardiyalı çalışan bireylerin Montreal Bilişsel değerlendirme ölçeğinden aldıkları puan ile diyetle çoklu doymamış yağ asidi, omega-6, E, K vitamini alımları arasında pozitif; vardiyasız çalışan bireylerin ise bitkisel protein, posa, çözünmez posa, A vitamini, tiamin, niasin, folat, magnezyum, demir, çinko ve bakır alımları arasında negatif bir ilişki saptanmıştır. Vardiyasız çalışan bireylerin Sabahcıl Akşamcıl Ölçek puanı ile diyetle omega 3 alımı arasında negatif bir ilişki saptanmıştır. Vardiyalı çalışan bireylerde Montreal Bilişsel Değerlendirme puanı ile Sabahçıl Akşamcıl Ölçeği puanı arasında pozitif bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Vardiyalı çalışmanın, beslenme durumu ve bilişsel fonksiyonlarla ilişkisi olduğu sonucuna varılmıştır.
Tip 2 diyabetli hastaların diyet asit yükünün beslenme durumu ile ilişkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada Tip 2 diyabetli hastaların diyet asit yükünün beslenme durumu ile ilişkisinin araştırılması ve sağlıklı bireyler ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu araştırma, Kasım 2019-Aralık 2020 tarihleri arasında Ankara Başkent Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran 30-65 yaş arası 51 Tip 2 diyabetli birey ile benzer yaş cinsiyet dağılımına sahip 59 kontrol kadın ve erkek birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, genel sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, kan basınçları ve biyokimyasal bulguları, antropometrik ölçümleri ve vücut bilişim analizleri araştırmacı tarafından alınıp anket formuna kaydedilmiştir. Bireylerin fiziksel aktivite durumlarını belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), beslenme bilgi düzeylerini ölçmek için Yetişkinler İçin Beslenme Bilgi Düzeyi (YETBİD) kullanılmıştır. Bireylerin günlük enerji ve besin ögesi alımlarını belirlemek, diyet asit yüklerini hesaplamak için bireylerin 3 günlük Besin Tüketim Kaydı alınmıştır. Bu kayıtlardan bireylerin günlük protein, fosfor, potasyum, kalsiyum ve magnezyum alım ortalamaları hesaplanmış ve bu besin ögeleri potansiyel renal asit yükü (PRAL) formülünde kullanılarak diyet asit yükleri hesaplanmıştır. Tip 2 diyabetli bireylerin yaş ortalaması 51.5±7.31 yıl ve kontrol grubundaki bireylerin 48.6±8.54 yıl olarak bulunmuştur (p>0.05). Tip 2 DM grubundaki erkeklerin ve kadınların PRAL düzeyleri (sırasıyla -0.2±8.03, 8.2±8.61), kontrol grubundaki erkek ve kadınların PRAL düzeyleri (sırasıyla 2.7±9.25, 10.1±7.77) ile benzer bulunmuştur (p>0.05). Tip 2 DM grubunda 60 yaş ve üzeri olan bireylerin PRAL ortalaması diğer yaş gruplarına göre en düşük bulunmuştur (p>0.05), kontrol grubunda ise 30-39 yaş arası bireylerin PRAL ortalaması diğer yaş gruplarına göre en yüksek bulunmuştur (p>0.05). Tip 2 DM grubunda diyabet süresi arttıkça PRAL değerinin düştüğü belirlenmiştir (p<0.05). Tip 2 DM grubundaki kadın ve erkek bireylerin antropometrik ölçüm (BKİ, bel ve kalça çevresi, bel/kalça ve bel/boy oranı) ve vücut analizleri (yağsız vücut kütlesi, vücut yağ yüzdesi ve vücut sıvı miktarı) ile PRAL ortalamaları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Tip 2 DM olan bireylerin, BKİ, bel çevresi ve vücut yağ yüzdesi miktarları arttıkça PRAL değerinin de arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Tip 2 DM grubundaki bireylerin serum TG ve ALT seviyeleri ile PRAL düzeyleri arasında pozitif bir ilişki saptanırken, diyastolik kan basıncı ile negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Tip 2 DM grubundaki bireylerin günlük diyet protein ve kolesterol alımı ile PRAL değeri arasında pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Tip 2 DM'li bireylerde, serum trigliserid, HDL ve LDL kolesterol düzeylerinin artışı PRAL değerinin artışına neden olurken, serum total kolesterol ve diyastolik kan basıncı artışının PRAL değerinde düşüşe neden olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmaya katılan bireyler için enerjinin proteinden gelen yüzdeleri yeterli bulunurken yağdan gelen yüzdenin önerilerin çok üzerinde olduğu saptanmıştır (p>0.05). Bütün bireylerin DRI'ya göre potasyum, kalsiyum ve magnezyum alımlarının yetersiz olduğu belirlenmiştir (p>0.05). Tip 2 DM grubundaki bireylerin günlük tükettikleri C vitamini ve potasyum ile PRAL düzeyleri arasında negatif yönlü bir ilişki belirlenirken; niasin, vitamin B12 ve çinko alımları ile pozitif yönlü bir ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Tip 2 DM grubundaki bireylerin süt, yoğurt ve sebze ve meyve tüketimleri ile PRAL değeri arasında negatif yönlü, kırmızı et alımıyla pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Tip 2 DM ve kontrol grubunun YETBİD seviyeleri ile PRAL ortalamaları açısından cinsiyetler arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0.05). Bu çalışmada diyet asit yükü ile diyabet arasında bir ilişki gözlemlenmemiştir. Ancak erkeklerin daha yüksek diyet asit yüküne sahip olma riskleri vardır. Diyet asit yükünün erkek bireylerde daha yüksek olma riski nedeniyle cinsiyete özgü bir yaklaşım geliştirilebilir. Bireylerin beslenme durumları değerlendirilirken, diyet asit yükü konusunun önemi göz önünde bulundurulmalıdır. Tip 2 diyabet ve diyet asit yükü arasındaki ilişkiyi açıklamak için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.
Zayıflama diyeti uygulanan obez bireylerde beslenme zamanının sirkadiyen ritim belirteçleri üzerine etkisi
Beslenme zamanı, suprakiazmatik saat üzerinde net bir eşzamanlama etkisi olmayan çevresel osilatörler için güçlü bir eşzamanlayıcıdır. Günlük yiyecek alımını belirli zaman aralığıyla sınırlandırma ağırlık kaybına yardımcı olmak ve metabolik sağlığı iyileştirmek için enerji kısıtlamasına bir alternatif yol olarak son yıllarda büyük ilgi görmüştür. Bu araştırma, beslenme zamanının zayıflama diyeti uygulayan bireylerde sirkadiyen ritim belirteçleri üzerindeki etkisini incelemek üzere planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışma, Eylül 2019 – Ekim 2020 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Endokrin Polikliniğine başvuran kadın bireyler arasından çalışmaya katılmayı kabul eden gönüllü bireyler ile yürütülmüştür. Çapraz tasarımlı randomize olan bu çalışmaya, 20 – 50 yaşları arasında, beden kütle indeksi (BKİ) 25 – 35 kg/m2 arasında olan, herhangi bir kronik hastalığı olmayan, son 6 ayda diyet hikayesine sahip olmayan ve düzenli gece uykusuna (yatış zamanı 22:00-00.00; uyanış zamanı 06:00- 08:00) sahip olan toplam 29 kadın birey dahil edilmiştir. Bireyler, Grup I (n=15) ve Grup II (n=14) olmak üzere randomizasyon yöntemi ile 2 gruba ayrılmıştır. Bireylerin ağırlık kaybetmesini amaçlayan enerji kısıtlaması olan bireysel beslenme planları oluşturulmuştur. Bu beslenme planları, Grup I'deki bireylere ilk 4 hafta güneşin doğumundan batımına kadar olan süreç içerisinde "zaman kısıtlı beslenme", Grup 2'deki bireylere ise günün her saatinde yemek yiyebilme olanağı veren "serbest zamanlı beslenme" olacak şekilde bireylere uygulanmıştır. İlk müdahale sürecinin sonunda gruplar 1 haftalık arınma süreci sonunda Grup I'deki bireylere serbest zamanlı beslenme, Grup II'deki bireylere ise zaman kısıtlı beslenme müdahalesi uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcı, 4.haftası ve sonunda bireylerin antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametreleri değerlendirilmiştir. Diyet müdahalesinin iki periyodunu da toplam 20 kişi tamamlamıştır. Antropometrik ölçüm, vücut analizi ve deri kıvrım kalınlıklarının zamana göre gruplar içindeki değişimlerine bakıldığında, her iki beslenme düzeninde vücut ağırlığı, beden kütle indeksi, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı, biseps deri kıvrım kalınlığı, triseps deri kıvrım kalınlığı ve vücut yağ kütlesindeki ortalama değişim istatistiksel açıdan önemli saptanmıştır (p<0.05). Ancak vücut kas kütlesi ve vücut su kütlesindeki ortalama değişimlerin sadece zaman kısıtlı beslenme düzeninde istatistiksel açıdan önemli olduğu görülmüştür (p<0.05). Serum açlık kan glukozu, serbest zamanlı beslenme düzeninde önemli düzeyde azalma göstermiştir (p<0.05). Zaman kısıtlı beslenme düzeninde, serum HDL – kolesterol ve leptin düzeylerindeki azalma istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Biyokimyasal parametreler üzerinde, farklı beslenme düzenleri arasındaki ilişkiye bakıldığında ise, istatistiksel açıdan önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, zaman kısıtlı beslenme düzeni serbest zamanlı beslenme düzenine göre, antropometrik ölçümler üzerinde daha fazla değişim sağlamasına rağmen, beslenme müdahaleleri arasında farklılık bulunmamıştır. Yeterli ve dengeli beslenme programlarının yanı sıra obezite tedavisinde zaman kısıtlı beslenme yaklaşımının uygulanması ağırlık kaybında ek bir yarar sağlayabilir.
Romatoid artritli hastalarda diyetin enflamatuar indeksi ile bazı biyokimyasal parametreler ve hastalık bulguları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, romatoid artrit tanısı almış hastaların diyet enflamatuar indeksi (DII) ile hastalık aktivitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Şubat-Nisan 2021 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Romatoloji Polikliniğine kontrol amaçlı gelen, daha önce romatoid artrit tanısı almış 22-75 yaş arası 63 bireyle yürütülmüştür. Bireylerin sosyodemografik özellikleri ve hastalıkla ilgili genel bilgileri anket formu ile değerlendirilmiştir. Katılımcılardan antropometrik ölçümler, el kavrama gücü ve üç günlük besin tüketim kaydı alınmış; biyokimyasal parametreleri değerlendirilmiştir. Besin tüketim kayıtlarından diyetle günlük ortalama alınan besin ögesi miktarı belirlenerek DII hesaplanmıştır. Bireylerin DII skorları üç gruba (tertillere) ayrılarak değerlendirilmiştir. Buna göre 1. tertilde DII ≤-1.04; 2. tertilde DII -0.88 ile 0.72 arası ve 3. tertilde DII ≥ 0.97 olarak belirlenmiştir. Tertillerin sayısal değeri arttıkça diyetin enflamatuar yükü artmakta olup birinci tertil anti-enflamatuar diyeti; üçüncü tertil ise pro-enflamatuar diyeti temsil etmektedir. Bireylerin DII ortanca değeri -0.03 [2.8] bulunmuştur. Katılımcıların diyetlerinden hesaplanan en düşük DII skoru -4.21; en yüksek DII skoru 3.30'dur. Çalışmaya katılan bireylerin yaşı, beden kütle indeksi, bel çevresi, bel/kalça oranı, bel/boy oranı, triseps deri kıvrım kalınlığı, üst orta kol çevresi, el kavrama gücü değerleri ve sigara tüketim durumları ile DII tertilleri arasında istatistiksel olarak farklılık belirlenmemiştir (p>0.05). Katılımcıların romatoid artrite yönelik aldıkları ilaç tedavileri DII tertilleri arasında önemli bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). Biyokimyasal parametrelerden plazma 25-OH Kolekalsiferol düzeyleri ile DII tertilleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.05). Ayrıca, serum C-reaktif protein (CRP) düzeyleri ve total DII skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu görülmüştür (r=0.302; p<0.05). Diyet enflamatuar indeks skoru düşük olan grupta, diyetle alınan posa, çoklu doymamış yağ asitleri ile omega 3 yağ asitleri, DII skoru yüksek olan gruba göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Diyet enflamatuar indeks skoru düşük olan grubun yüksek olan gruba göre diyetle aldığı E vitamini, C vitamini, tiamin, niasin, B6 vitamini, folat, magnezyum ve demir miktarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Bireylerin antropometrik ölçümleri ile hastalık aktivitesi arasında önemli bir ilişki tespit edilmemiş; (p>0.05) ancak el kavrama gücü ile hastalık aktivitesi arasında anlamlı, negatif yönde orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur (r=-0.424; p<0.05). Diyet enflamatuar indeks tertillerine göre hastalık aktivite skorundaki farklılık önemli bulunmuştur (p<0.05). Diyet enflamatuar indeks skoru ile hastalık aktivitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.553; p<0.05). Sonuç olarak DII, romatoid artritli bireylerde diyetin enflamatuar yükünün belirlenmesinde kullanılabilir bir yöntemdir. Bu nedenle diyetin enflamatuar yükünün azaltılmasının romatoid artritli hastalarda düşük hastalık aktivitesinin korunmasına yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Kalça ve diz artroplasti ameliyatı geçiren hastalarda tıbbi beslenme tedavisinin sağlık harcamaları ve sağlık göstergeleri üzerine etkisi
Bu çalışmada, kalça ve diz artroplasti ameliyatı geçiren hastalarda proteinden zengin tıbbi beslenme tedavisinin sağlık harcamaları ve sağlık göstergeleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Ekim 2018-Mart 2019 tarihleri arasında Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Eğitim Sağlık Araştırma ve Uygulama Hastanesi Ortopedi Bölümünde kalça ve diz artroplasti ameliyatı geçirmiş, 65 yaş ve üzeri, 41 hasta ile yürütülmüştür. Çalışmaya dahil edilen tüm hastalara ilişkin bilgiler (yaş, cinsiyet, eşlik eden hastalık öyküsü, ilaç kullanma durumu, son 10 gün içinde geçirilmiş enfeksiyon durumu, antropometrik ölçümleri vb.) hasta dosyalarından alınmıştır. Nütrisyonel Risk Skorlaması-2002 (NRS-2002) ve Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA) beslenme tarama testleri hastaneye yatış sırasında diyetisyen tarafından yapılmıştır. Hastaların antropometrik ölçümleri [boy uzunluğu, vücut ağırlığı, üst orta kol çevresi (ÜOKÇ), diz boyu], Beden Kütle İndeks değerleri, el kavrama gücü ölçümleri, ameliyat sonrası 1.hafta ve 6. haftada diyetisyen tarafından alınmış ve hesaplanmıştır. Besin tüketim kayıtları hastanede yatarken, 3. hafta ve 6. hafta olmak üzere 24 saatlik besin tüketim kaydı ile alınmıştır. Hastaların kan biyokimyasal bulguları [albümin, açlık plazma glukozu, AST, ALT, kan üre azotu, kreatinin, sedimentasyon, CRP, total lenfosit sayısı, sodyum, potasyum] ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası (Başlangıç, 1. hafta, 3. hafta, 6. hafta) hasta dosyalarından kaydedilmiştir. Sağlık harcamalarına yönelik bilgiler de hastanenin kurumsal ve faturalandırma biriminden elde edilmiştir. Hastaların %71'i 65-73 yaş aralığında, %17'si 74- 84 yaş, %12'si de 85 yaş ve üzerindedir. Çalışmaya dahil edilen 41 hastanın %48.8'i hidroksi metil bütirat, D vitamini içeren proteinden zengin hiperkalorik beslenme desteği almış, %51.2'si beslenme desteği almamıştır. Beslenme desteği alan hastaların %55'i kalça protezi, %25'i kalça protezi revizyon, %20'ü diz protezi ameliyatı, beslenme desteği almayan hastaların %38.1'nin kalça protezi, %4.8'nin kalça protezi revizyonu, %52.4'nin diz protezi, %4.8'nin diz protezi revizyonu ameliyatı geçirdiği saptanmıştır. MNA'ya göre 4 erkek hasta ve 17 kadın hastanın normal nütrisyonel durumda, 2 erkek ve 11 kadın hastanın malnütrisyon riski altında, 3 erkek ve 4 kadın hastanın malnütrisyolu olduğu; NRS-2002'ye göre ise 3 erkek, 22 kadın hastanın nütrisyon riski olduğu, 6 erkek ve 10 kadın hastada nütrisyon riskinin olmadığı tanımlanmıştır. Hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 6.hafta el kavrama gücü ile vücut ağırlığı değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunurken (p<0.05), ÜOKÇ ve BKİ arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır (p>0.05). Beslenme desteği alan hastaların serum albümin ve total lenfosit hücre düzeyi ameliyat sonrası 6. haftada ılımlı şekilde yükseldiği belirlenmiştir. Serum albümin düzeyi beslenme desteği alan ve almayan hasta grupları arasında ve ameliyat dönemleri arasında istatistiksel olarak farklı bulunmuştur (p<0.05). Bu çalışmada, beslenme desteği ve beslenme eğitimi verilmiş olması hastaların besin alımlarında artışa, diyetle enerji ve protein alımlarının yüksek olmasına neden olmuştur (p<0.05). Çalışmanın sonucuna göre, hastaların oral enteral beslenme desteği almanın optimal beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasında fayda sağlamıştır.
İnsülin kalemi ve insülin pompası kullanan tip 1 diyabetli çocukların beslenme durumlarının değerlendirilmesi
Tip 1 diyabet insüline bağımlı bir diyabet türüdür. İnsülin infüzyon şekli olarak insülin kalemi veya insülin pompası kullanılmaktadır. İnsülin infüzyon yöntemindeki farklılıklar diyabet yönetimi üzerinde etkili olabilmektedir. Bu araştırma, insülin kalemi ve insülin pompası kullanan Tip 1 diyabetli çocukların beslenme durumunu değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Ocak 2021-Mart 2021 tarihleri arasında özel bir endokrin kliniğine başvuran 2-12 yaş arasındaki 40 Tip 1 diyabetli çocuk üzerinde yapılmıştır. Bireylerin kişisel özellikleri, diyabet ile ilgili bilgileri ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak alınmıştır. Günlük enerji, makro ve mikro besin ögesi alımı 3 günlük besin tüketim kaydı alınarak hesaplanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı (kg) ve boy uzunluğu (cm)) alınmış, BKİ ve ponderal indeks değerleri hesaplanmış ve biyokimyasal bulguları (HbA1c, hemoglobin, hematokrit, demir, ferritin, Vitamin B12, total kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol, trigliserid, kreatinin) analiz edilmiştir. Tip 1 diyabetli çocukların 22'si kız (%55.0) ve 18'i erkektir (%45.0). Çalışmaya katılan çocukların yaş ortalaması 8.1±2.94 yıldır. Çocukların son 3 HbA1c ortalaması 7.2±0.64 olarak saptanmıştır. İnsülin kalemi kullanan çocukların trigliserid (mg/dL) medyanının, insülin pompası kullananlardan daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). HbA1c seviyesi Zayıf: >%9 olan çocuk yoktur. İnsülin kullanım şekli ile HbA1c düzeyleri arasında arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). İnsülin kalemi ve insülin pompası kullanan çocukların yaşa göre BKİ grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p<0.05). Kız çocuklarda insülin kullanım şekli ile ponderal indeksi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Çocukların enerji, karbonhidrat ve lif alımları Türkiye Beslenme Rehberi 2015 (TÜBER) önerilerinin altında iken protein ve yağ alımları önerilere yakın bulunmuştur. İnsülin kalemi ve insülin pompası kullanan çocukların enerji ve makro besin ögesi alımları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Hem insülin kalemi hem insülin pompası kullanan çocuklarda günlük E vitamini, tiamin, niasin ve folat alımı TÜBER'e göre önerilerin altında; A vitamini, riboflavin, B6 vitamini ve B12 vitamini alımı önerilerin üzerinde ve C vitamini alımı önerilere yakın bulunmuştur. Çocukların tümüne bakıldığında günlük sodyum ve fosfor alımı TÜBER önerilerinin üzerinde; potasyum, kalsiyum, magnezyum ve demir alımı önerilerin altında bulunmuştur. Günlük çinko alımı insülin pompası kullananlarda TÜBER önerilerine yakınken, insülin kalemi kullananlarda önerilerin altındadır. Günlük tiamin, magnezyum ve demir alımı insülin kalemi kullananlarda insülin pompası kullananlara göre daha düşüktür (p<0.05). Bu çalışmada, insülin pompası ve insülin kalemi kullanan çocuklar ile beslenme durumları arasında önemli bir fark saptanmamıştır. Daha fazla sayıda hasta ve daha uzun süreli bir çalışma ile anlamlı sonuçların elde edileceği düşünülmektedir.
Yetişkin bireylerde hastalık kaygısının akdeniz diyetine uyum ve yeme tutum davranışları üzerine etkisi
Bu çalışma, yetişkinlerde hastalık kaygısının Akdeniz diyetine uyum ve yeme tutum davranışları üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma, Mayıs 2021 – Temmuz 2021 tarihleri arasında Ankara'da yaşayan çalışmaya katılmaya gönüllü 18-64 yaş arası 204 (64 erkek, 140 kadın) yetişkin birey ile Google formlar üzerinden çevrim içi anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ankette bireylerin kişisel bilgileri, beslenme ve uyku alışkanlıklarına dair sorular sorulmuştur. Akdeniz diyetlerine uyumlarını ölçmek için Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS), hastalık kaygısını belirlemek için Kısa sağlık kaygısı envanteri (KSKE) ve yeme tutum davranışlarını incelemek için Yeme Tutum Testi-26 (YTT-26) kullanılmıştır. Bu çalışmaya katılan 204 bireyin yaşları 18 – 64 arası olup ortalama yaş 36.7 ± 11.56 yıl bulunmuştur. Katılımcıların 140'ı kadın, 64'ü erkek bireylerden oluşmaktadır. Bireylerin boyları ortalama 167.2±9.41 cm ve vücut ağırlıkları ortalama 71.4±15.31 kg'dır. Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalama 21.27±4.01 kg/m² bulunmuştur. Bireylerin Akdeniz diyetine bağlılık ölçeği (MEDAS) puanları toplamı 1 ila 10 arasında olup ortalama puan 5.2±1.72 bulunmuştur. Akdeniz diyetine (AD) kabul edilebilir uyumu olan 46 kişi bulunmaktadır. AD kabul edilebilir uyumu olan bireylerin 3'ünün lise ve lise altı mezunu, 36'sının üniversite mezunu ve 7'sinin lisansüstü mezunu olduğu görülmüştür. Öğrenim durumu ile MEDAS puanı sonuçları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). AD kabul edilebilir uyumu olan bireylerin 41'i öğün atlamakta ve büyük oranı %75.6'sı öğle yemeğini atlamaktadır. Kalan bireylerin %14.6'sı kahvaltıyı, %9.8'i akşam yemeğini atlamaktadır. AD uyumlu olmayan bireylerden 150'si öğün atlamakta olup %53.3'ü öğle, %39.3'ü kahvaltı ve %7.3'ü akşam yemeğini atlıyordu. Ana öğün atlama ile MEDAS puanı sonuçları arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Yeme tutum testi-26 (YTT-26) toplam puanları 1 ile 73 arasında olup ortalama puan 18.2±14.48 olduğu görülmüştür. 20 puanın altında olup normal yeme davranışı gösteren 128 (%62.7) kişi ve 20 ve üstü puana sahip anormal yeme davranışı olan 76 (%37.3) kişi bulunmaktadır. YTT-26 ölçeğinden 20 ve üzeri puan alan bireylerin en büyük yüzdesi, %43.3 ile 25-34 yaş arası yetişkinlerden oluşmaktadır. Yeme bozukluğu olan bireylerin yaş gruplarına göre dağılımı incelendiğinde ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05) Anormal yeme davranışı olan bireyler uyku sürelerine göre karşılaştırıldıklarında yarısının (%50), normal yeme davranışı olan bireylerin ise % 64.8'inin 7 saatten az uyuduğu görülmüştür. Normal yeme davranışı gözlenen bireylerde 7 saatten az uyuyanların daha yüksek orana sahip olması anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Toplam kısa sağlık kaygısı envanteri (KSKE) puanı 0 ile 39 arasında değişirken ortalama puan 14.8±6.81'dır. Sağlıklı (15 altı puan alan) 107 (%52.5) kişi, sadece yüksek sağlık kaygısı olan grupta (15-17 puan arası) 31 (%15.2) kişi, Hipokondriyal grupta (18 puan ve üzeri alan) ise 66 (%32.4) kişi bulunmaktadır. Hastalık kaygısı olmayan bireylerin %56.1'inin kadın, hipokondriyal bireylerin ise %80.3'ünün kadın olduğu görülmektedir. Cinsiyete göre KSKE puanları karşılaştırıldığında bu ilişki istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Sağlıklı bireylerin %18.7'sinde ve hipokondriyal bireylerin %37.9'unda en az bir tane tanısı konmuş hastalığı bulunmaktadır. Hastalığın var olması ile KSKE puanları arasındaki ilişkinin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin KSKE puanları ile yaşları arasında anlamlı negatif ilişki bulunmuştur (r=-0.185) (p<0.05). KSKE ile YTT-26 arasında anlamlı pozitif ilişki olduğu görülmektedir (r=0.236) (p<0.05). Bireylerde hipokondriyazis görülmesinde cinsiyetin ve YTT-26 puanlarının etkisi önemli bulunmuştur (p<0.05). Kadınlarda erkeklere göre hipokondriyazis riski 2.247 kat daha yüksek görülmüştür. Anormal yeme davranışı olanlarda hipokondriyazis riski 2.964 kat yüksek bulunmuştur. Akdeniz diyetine bağlılık ölçeği (MEDAS) sonuçları ile diğer iki ölçek arasında negatif yönlü bir ilişki görülmektedir ama bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmamaktadır (r=-0.003) (p>0.05). Sonuç olarak bu çalışma, hastalık kaygısının Akdeniz diyetine uyum ve yeme davranışı üzerine ilişkisini inceleyen öncü çalışmadır. Hastalık kaygısının ile Akdeniz diyetine uyum arasında ilişki bulunamamıştır. Akdeniz diyetinin anksiyete üzerindeki olumlu etkisi bulunduğu için bu alanda da daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir. Hastalık kaygısı ile yeme tutum davranışı arasında anlamlı pozitif bir ilişki bulunmuştur. Fakat hipokondriyazis ile yeme bozuklukları arasındaki net ilişki için daha fazla araştırma yapılmalıdır.
Kadın diyetisyenlerde sosyal fizik kaygısının ortoreksiya nervoza ve egzersiz bağımlılığına etkisi
Bu çalışma kadın diyetisyenlerde sosyal fizik kaygısının ortoreksiya nervoza ve egzersiz bağımlılığına etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Mayıs-Temmuz 2021 tarihleri arasında 22-64 yaş arası Beslenme ve diyetetik lisans mezunu ile eğitim düzeyi üniversite üzeri olan diğer meslek gruplarına mensup çalışmaya katılmaya gönüllü 81 kadın (39 diyetisyen, 42 diğer meslek grupları) ile çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplamak amacıyla hazırlanan anket formu bireylerin bazı sosyodemografik özelliklerini, beslenme alışkanlıkları, egzersiz yapma durumları ile ilgili soruları ve Sosyal Fizik Kaygısı Envanteri (SFKE), Ortoreksiya-11 Ölçeği (ORTO-11), Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği-17 (EBÖ-17) ve Besin Tüketim Sıklığı Formu sorularını içermektedir. Çalışmada bireylerin yaş ortalaması 30.2±10.88 yıl olarak bulunmuştur. Araştırmada bireylerin %48.1'i diyetisyen, %51.9'u diğer meslek gruplarına mensup olarak bulunmuştur. Diyetisyen bireylerin %74.4'ünün ve diğer meslek gruplarındaki bireylerin %59.5'inin Beden kütle indeksi (BKİ) sınıflamasına göre normal grupta yer aldığı saptanmıştır. Meslek ile BKİ arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Enerji alım ortalamaları diyetisyenlerde 1614.7±599.95 kkal, diğer meslek gruplarındaki bireylerde 1911.1±745.46 kkal olarak bulunmuş olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Bireylerin günlük karbonhidrat alımları; diyetisyenlerin 179.9±85.31 g, diğer meslek gruplarındaki bireylerin ise 193.7±92.36 g karbonhidrat aldığı görülmüştür. Sükroz yüzdelerine bakıldığında ise diyetisyenlerde sırasıyla 8.2±4.29, diğer meslek gruplarında sırasıyla 9.9±4.45 olarak bulunmuş olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Bireylerin günlük diyet ile aldıkları toplam protein miktarı ve enerjinin proteinden gelen yüzdesi incelendiğinde; diyetisyenlerde ortalama 70.0±27.11 g ve %17.8±3.74 iken, diğer meslek gruplarındaki bireylerde ortalama 76.6±28.46 g ve %16.8±3.59 olarak bulunmuştur. Bireylerin günlük yağ alımları; diyetisyenler ve diğer meslek gruplarındaki bireylerin sırasıyla 68.5±26.94 g ve 91.4±39.10 g olarak saptanmış olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Tekli doymamış yağ asit alımının günlük ortalama değeri diyetisyenlerde 23.8±9.56 g, diğer meslek gruplarındaki bireylerde 31.4±12.66 g olarak belirlenmiştir ve bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Günlük doymuş yağ asit alım ortalamaları değerlendirildiğinde; diyetisyenlerde 27.2±13.03 g iken, diğer meslek gruplarındaki bireylerde 40.2±18.35 g olarak bulunmuş olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır. Diyetle günlük kolesterol alım düzeylerinin ortalama değeri diyetisyenlerde 312.4±217.24 mg, diğer meslek gruplarındaki bireylerde 425.2±209.51 mg olarak bulunmuştur ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Diyetisyenlerin %46.2'sinin, diğer meslek gruplarının ise %33.3'ünün düzenli olarak egzersiz yapma alışkanlığı olduğu belirlenmiştir. Diyetisyen bireylerin SFKE'nden aldıkları puan 33.0±6.21, diğer meslek gruplarındaki bireylerin ise 34.3±8.83 olarak bulunmuştur. Diyetisyenlerde ortorektik olan bireylerin oranı %30.8 iken diğer meslek gruplarında bu oran %35.2'dir. Diyetisyenlerin %43.6'sı, diğer meslek gruplarındaki bireylerin ise %45.2'si egzersiz bağımlılığında risk grubu içerisindedir. Meslek grupları ve SFKE, ORTO-11, EBÖ-17 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Ortorektik olan bireylerin SFKE'nden aldığı puan 38.6±8.91, olmayanların ise 32.18±8.04 olarak bulunmuştur. SFKE ve ORTO-11 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Diyetisyenlerde ortorektik bireylerde SFKE ortalama puanı 34.5±5.38, olmayan bireylerde 32.3±6.53 olarak belirlenmiş olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Diğer meslek gruplarındaki bireylerde ise ortorektik olan grubun SFKE puan ortalaması 42.0±9.89, olmayanların ise 32.0±9.43 olarak saptanmış ve bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). ORTO-11 ve EBÖ-17 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (p<0.05) bulunmakla birlikte aralarında negatif korelasyon bulunmuştur. Bu çalışma sosyal fizik kaygısının ortoreksiya nervoza ve egzersiz bağımlılığına etkisi ile ilgili yapılan ilk çalışmadır. Ortoreksiya nervoza ve egzersiz bağımlılığı ile ilgili yapılan, bu bozuklukların temelinde yatan ve toplum üzerindeki etkisini ölçen çalışmalar yetersizdir. Bu nedenle daha geniş ve kapsamlı çalışmalar bu konuların aydınlatılmasında etkili olacaktır.
Sağlık çalışanlarında beslenme ve sağlık okuryazarlık düzeyi ile diyet kalite indeksi arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu araştırma, sağlık çalışanlarında beslenme ve sağlık okuryazarlık düzeyi ile diyet kalite indeksi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Eylül 2020-Aralık 2020 tarihleri arasında Medicalpark Tokat Hastanesinde çalışan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 125 sağlık çalışanı (doktor, hemşire, diyetisyen, eczacı, acil tıp teknisyeni, diş teknisyeni, laborant, radyoloji teknisyeni) üzerinde yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylerin sosyodemografik özellikleri, genel sağlık durumları, genel alışkanlıkları ve beslenme alışkanlıkları araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanan anket formu ile alınmış; boy uzunluğu, vücut ağırlığı araştırmacı tarafından ölçülüp kaydedilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin beslenme durumlarını ölçmek için besin tüketim sıklık formu ve 24 saatlik besin tüketim kaydı formu kullanılmıştır. Bireylerin diyet kalitesini ölçmek için Sağlıklı Yeme İndeksi-2010 (SYİ-2010), beslenme okuryazarlığını değerlendirmek için Yetişkinlerde Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracı (YBOYDA) ve sağlık okuryazarlığını değerlendirmek için Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği 32 (TSOY-32) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 33.2±9.83 yıl olup %64.8'i kadın, %35.2'si erkektir. Araştırmaya katılan bireylerin beden kütle indeksine (BKİ) göre dağılımları değerlendirildiğinde %50.4'ü preobez, %42.4'ü normal, %6.4'ü 1. derece obez ve %0.8'i zayıf olarak saptanmıştır. Bireyler Sağlıklı Yeme İndeksi puanına göre değerlendirildiğinde tüm bireylerin SYİ puan ortalaması 66.1±12.11 iken, kadınların ortalaması 68.13±11.86, erkeklerin ortalaması 62.39±11.80'dir. Cinsiyete göre SYİ puanı ortalamalarının arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin eğitim durumlarına göre SYİ puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak önemli bir fark gösterilmiştir (p< 0.05). Doktora eğitimine sahip olan bireylerin SYİ puan ortalaması 78.62±6.95 , lise 65.09±12.61 ve üniversite 63.35±10.56 eğitimine sahip bireylerden istatistiksel olarak daha yüksek iken, yüksek lisans 72.08±9.94 ve tıpta uzmanlık 72.21±14.22 eğitimine sahip bireylerden istatistiksel olarak önemli bir fark göstermemiştir (p>0.05). Bireylerin beslenme okuryazarlığı durumları değerlendirildiğinde, YBOYDA puanı ortanca değeri kadınlar için 32 iken, erkekler için 31 olarak belirlenmiş ve YBOYDA puanlarının ortanca değerleri açısından istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin YBOYDA puan ortancaları mesleklere göre istatistiksel olarak önemli bir farklılık göstermiştir (p<0.05). Hekimlerin YBOYDA puan ortancası 32 ; sağlık teknikeri 30.5 ve sağlık teknisyeninden 29 istatistiksel olarak daha yüksek iken, hemşire 31 ve eczacı 32.5 ile benzer bulunmuştur. Bireylerin YBOYDA puanları ortanca değerlerinin SYİ sınıflandırmasına göre istatistiksel olarak önemli bir farklılık göstermediği belirlenmiştir (p>0.05). Araştırmaya katılan bireylerin sağlık okuryazarlığı durumları değerlendirildiğinde, bireylerin %27.2'si "Sorunlu-Sınırlı" TSOY sınıfında, %32'si "Yeterli" sınınfa ve %40.8'i ise "Mükemmel" TSOY sınıfındadır. Bireylerin SYİ sınıflandırmasına göre TSOY puanları arasında istatistiksel olarak önemli bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, sağlık çalışanlarının beslenme ve sağlık okuryazarlık düzeylerinin diyet kaliteleri üzerinde önemli bir etkisi olmadığı belirlenmişse de kadınların ve eğitim durumu yüksek olan bireylerin diyet kalite düzeylerinin daha yüksek olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Beslenme okuryazarlığı, sağlık okuryazarlığı, diyet kalite indeksi, sağlık çalışanları
Gestasyonel diyabet tanısı almış gebelerin beslenme durumları ile hastalık ve beslenme hakkındaki bilgi düzeyleri arasındaki ilişki
Bu çalışma gestasyonel diyabet tanısı almış gebelerin beslenme durumları ile hastalık hakkındaki bilgi düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bu kapsamda Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Gestasyonel Diyabet (GDM) tanısı almış ve yaşları 19-45 yaş arasında 211 gebe üzerinde Ocak 2021 – Temmuz 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmaya, gebelik öncesi bilinen diyabeti (Tip 1ve Tip 2), çoğul gebeliği ve diyabet komplikasyonları olan gebeler dahil edilmemiştir. Katılımcıları kişisel bilgileri (yaş, eğitim durumu, meslek), tıbbi bilgileri, antropometrik ölçümlerinin (boy uzunluğu, gebelik öncesi vücut ağırlığı, görüşmenin yapıldığı tarihte vücut ağırlığı, gebelik haftaları) sorgulandığı anket formu araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurulmuştur. Yapılan analizler sonrasında ulaşılan bulgulara göre, gestasyonel diyabetli gebelerin ile GDM Bilgi Düzeyi Anketi genelinden ve ankette bulunan risk faktörleri hakkında bilgi ve GDM komplikasyonları/sonuçları hakkında bilgi alt boyutlarından aldıkları puanlar arttıkça, YETBİD Ölçeğinde yer alan besin tercihi alt boyutundan aldıkları puanlar da artmaktadır. Gebelerin YETBİD Ölçeğinde yer alan besin tercihi alt boyutundan aldıkları puanlar ile GDM Bilgi Düzeyi Anketinde yer alan GDM hakkında temel bilgiler, diyet/besin değerleri hakkında bilgi ve GDM yönetimi hakkında bilgi alt boyutlarından aldıkları puanlar arasında arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyonların olmadığı saptanmıştır. Çalışmanın sonucunda araştırmaya katılan gestasyonel diyabetli gebelerin besin tercihi hakkında bilgi düzeyleri arttıkça GDM hakkındaki bilgi düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttığı saptanmıştır.
Yetişkin inflamatuvar bağırsak hastalarında diyet inflamatuvar indeksinin hastalık aktivitesi, depresif duygu durumu ve bazı biyokimyasal kan parametreleri ile ilişkisinin incelenmesi
Yapılan bu araştırma, yetişkin inflamatuvar bağırsak hastalarında diyet inflamatuvar indeksinin(Dİİ) hastalık aktivitesi, depresif duygu durumu ve bazı biyokimyasal kan parametreleri ile arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, Gazi Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniğine Haziran-Ekim 2021 tarihleri arasında başvuran daha önce teşhis almış, 31 crohn hastaları ve 63 ülseratf kolit hastası olmak üzere 94 birey dâhil edilmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik bilgileri, hastalık aktivite indeksleri, genel sağlık bilgileri ile bazı biyokimyasal kan parametreleri anket formuna kaydedilmiştir. Bireylerin diyet inflamatuvar indeks skorları, katılımcılardan alınan üç günlük besin tüketim kaydı ile hesaplanmıştır. Bireylerin diyet inflamatuvar indeks skorları dört quartile ayrılarak değerlendirme yapılmış ve quartillerin sayısal değeri arttıkça diyetin inflamasyon yükü de artış göstermiştir. Ayrıca bireylerin depresif duygu durumunu belirlemek amacıyla Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Hastalık aktivitesini belirlemek için crohn hastalarında Crohn Hastalığı Aktivite İndeksi ve ülseratif kolit hastalarında ise Truelove-witts Klinik Aktivite İndeksi kullanılmıştır. Çalışmaya dâhil olan bireylerin yaş ortalamaları crohn hastaları(CH) için 42.0±11.1 yıl ve ülseratif kolit(ÜK) hastaları için 42.5±15.3 yıl olarak saptanmıştır. Bireylerin diyet inflamatuvar indeks skorları ortalaması -3.15 ± 0.9 olarak belirlenmiştir. Daha fazla hastalık aktivitesine sahip crohn ve ülsratif kolit hastalarında depresyon varlığı istatistiksel açıdan önemli saptanmıştır (p<0.05). Hem crohn hastalarının hem de ülseratif kolit hastalarının hastalık aktivitesi arttıkça istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek depresyon puanına sahip oldukları belirtilmiştir (p<0.05). Crohn hastaları ve ülseratif kolit hastaları arasında diyet inflamatuvar indeksi quartillerine göre önemli bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Crohn hastalarının diyet inflamatuvar indeks quartillerine göre hastalık aktiviteleri arasında anlamlı farklılık belirlenmemiştir (p>0.05). Ülseratif kolit hastalarının diyet inflamatuvar indeks quartillerine göre hastalık aktiviteleri arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Çalışmaya dahil olan katılımcıların kan biyokimyasal parametreleri diyet inflamatuvar indeks quartillerine göre incelendiğinde sadece CRP ve serum demir düzeyleri arasında anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.05). Diyet inflamatuvar indeks quartillerine göre depresyon durumu arasında da anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). Yüksek diyet inflamatuvar indeks skorlarına sahip bireylerin düşük skorlara sahip olanlara göre diyetle aldıkları enerji, karbonhidrat, protein, yağ, doymuş yağ, çoklu doymamış yağ, omega-3, omega-6, kolesterol ile posa alım miktarları önemli şekilde düşük bulunmuştur (p<0.05). Diyet inflamatuvar indeksi düşük olan katılımcıların, günlük diyetle A vitamini, D vitamini, tiamin, riboflavin, niasin, vitamin B6, folik asit, vitamin B12, C vitamini, magnezyum, demir, çinko ile selenyum alımları Dİİ yüksek olan bireylere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, inflamatuvar bağırsak hastalarında diyetin inflamatuvar indeksinin bireylerin duygu durumlarını ve bazı biyokimyasal parametreleri etkilediği gösterilmiştir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre inflamatuvar bağırsak hastalığı olan bireylerde sağlıklı ve daha az inflamatuvar bir diyet ile inflamasyonun sebep olduğu birçok kronik hastalığın önlenebileceği yada geciktirilebileceği düşünülmektedir.
Adana ilinde yaşayan 18-64 yaş arasındaki yetişkin bireylerin pandemi (COVİD-19) döneminde beslenme durumlarının, besin takviyesi kullananların, korku ve kaygı düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma; 18-64 yaş arasındaki yetişkin bireylerin pandemi döneminde beslenme durumlarının, Covid-19 kaynaklı kaygı düzeylerinin ve besin desteği kullanım durumlarının incelenmesi amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Çalışma Şubat 2021-Aralık 2021 tarihleri arasında Adana'da yaşayan 18-64 yaş aralığındaki gönüllü 83 kadın ve 177 erkek olmak üzere toplam 260 katılımcıyla yürütülmüştür. Çalışmada bireylerden demografik özellikleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin desteği kullanım durumları, antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı ve boy uzunluğu), besin tüketim sıklığı, Koronavirüs Kaygı Ölçeği ve Covid-19 Korkusu Ölçeğini içeren anket formunu çevrimiçi ortamda doldurmaları istenmiştir. Bireylerin pandemi öncesi ve pandemi sırasındaki Beden Kütle İndeksleri (BKİ) hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 35.89 ± 10.63 yıl, erkeklerin yaş ortalaması 42.58 ± 9.2 yıldır. Örneklemdeki toplam yaş ortalaması ise 40.45 ± 10.15 yıldır. Pandemi sırasında pandemi öncesine göre 2 ana öğün tüketim sıklığı artarken (sırasıyla %50.4 ve %54.6) 1 ana öğün (sırasıyla %1.5 ve %1.9) ve 3 ana öğün (sırasıyla %48.1 ve %43.5) tüketim sıklığı azalmıştır (p<0.001). Pandemi sırasında pandemi öncesine göre 2 ara öğün tüketim sıklığı artarken (sırasıyla %21.9 ve %30.4) 1 ara öğün tüketim sıklığı (sırasıyla %40.4 ve %35.4) artmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin pandemi sırasında fiziksel aktivite ve ev dışı öğün tüketim oranlarının azaldığı görülmektedir (p<0.001). Katılımcıların çoğunluğu (%44.2) pandemi öncesinde haftada 1-3 kez dışarıda yemek yediklerini belirtirken pandemi sırasında ayda 1 ya da daha az dışarıda yemek yediklerini belirtmişlerdir (p<0.01). Pandemi öncesinde bireylerin besin takviyesi kullanma oranları %14.2 iken pandemi sırasında bu oran %33.1'e yükselmiştir (p<0.05). Katılımcıların C vitamini (%8.5'ten %20.0'a), D vitamini (%5.4'ten %18.8'e), multivitamin (%2.7'den %8.1'e), prebiyotik/probiyotik (%1.2'den %3.1'e) ve B12 vitamini (%2.7'den %8.1'e) kullanımları pandemi sırasında pandemi öncesine göre artış göstermiştir (p<0.05). Posa (r=0.138 p=0.03), tiamin (r=0.187 p=0.002), folat (r=0.200 p=0.001), pantotenik asit (r=0.124 p=0.04), potasyum (r=0.141 p=0.02), magnezyum (r=0.138 p=0.03)ve çinko (r=0.129 p=0.04) alımı ile pandemi sırasındaki BKİ arasında pozitif yönlü anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Günlük alınan enerjinin karbonhidrattan gelen yüzdesi ile korku ölçeği puanları arasında negatif yönlü anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r=-0.176 p=0.004). Günlük alınan enerjinin yağdan, doymuş yağ asitlerinden ve tekli doymamış yağ asitlerinden gelen yüzdesi ile korku ölçeği puanları arasında pozitif yönlü anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (sırasıyla r=0.200 p=0.001, r=0.205 p=0.001 ve r=0.177 p=0.004). Covid 19 döneminde yeterli ve dengeli beslenme ile besin desteklerinin doğru kullanımı konuları önemlidir. Ayrıca Covid-19 döneminde bireylerin korku ve kaygı düzeylerinin azaltılabilmesi için önlemler alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Beslenme, Pandemi, Besin Takviyesi, Kaygı
Anne ve kızlarında besin okuryazarlığı, yeme farkındalığı ve beslenme durumu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Anne ve kızlarında sosyal ortamlarının, kültürel ve eğitim düzeylerinin farklılık göstermesiyle beraber ortaya çıkan besin okuryazarlığı ve yeme farkındalığı düzeylerindeki farklılıklar beslenme durumunu etkileyebilmektedir. Bu çalışma anne ve kızlarında besin okuryazarlığı, yeme farkındalığı ve beslenme durumu arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bu çalışmanın diğer bir amacı da Algılanan Besin Okuryazarlığı (ABO) Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenirliğinin yapılmasıdır. Çalışma Şubat-Ekim 2021 tarihleri arasında Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde eğitim gören 128 kız öğrenci ve 128 kız öğrenci annesinin oluşturduğu rastgele seçilmiş toplam 256 gönüllü anne-kız üzerinde yürütülmüştür. Gönüllülere demografik bilgiler anketi, Türkçe 'ye uyarlanan Algılanan Besin Okuryazarlığı Ölçeği (ABO), Yeme Farkındalığı Ölçeği-30 (YFÖ-30), besin tüketim sıklığı anketi, antropometrik ölçümler formu, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ) ve fiziksel aktivite saptama formu online olarak uygulanmıştır. Katılımcıların antropometrik ölçümleri beyana dayalı olarak alınmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından anket formlarının nasıl doldurulacağı konusunda öğrencilere eğitim verilmiş ve annelerine ait anketleri, annelerine uygulamaları istenmiştir. Annelerin yaş ortalaması 47.72±5.56 yıl, kızların yaş ortalaması ise 21.82±1.34 yıldır (p<0.05). Annelerin kızlara göre besin okuryazarlığı puanının daha yüksek olduğu bulunmuştur (sırasıyla; 3.65±0.40, 3.50±0.42) (p<0.05). Anne ve kızların yeme farkındalığı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (sırasıyla; 3.47±0.44, 3.50±0.40) (p>0.05). Anneler ve kızlar IPAQ ölçeğine göre sırasıyla %49.2 ve % 54.7 ile minimum aktif grubunda yer almıştır (p>0.05). Anne ve kızların besin okuryazarlığı puanlarıyla vücut ağırlığı ve BKİ arasında negatif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır (p>0.05). Anne ve kızların yeme farkındalığı puanlarıyla vücut ağırlığı ve Beden Kütle İndeksi (BKİ) arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Annelerin besin okuryazarlığı puanıyla enerji (kkal), karbonhidrat (g), protein (g) ve Doymuş Yağ Asitleri (DYA) (g) alımları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenirken, kızların besin okuryazarlığı puanıyla enerji (kkal), karbonhidrat (g), yağ (g), Çoklu Doymamış Yağ Asitleri (ÇDYA) (g), omega 6 (g) ve omega 6/omega 3 oranı arasında negatif yönde anlamlı, protein (%), omega 3 (g) alımları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Annelerin yeme farkındalığı puanıyla enerji (kkal), protein (g), DYA (g), Tekli Doymamış Yağ Asitleri (TDYA) (g) ve kolesterol (mg) alımları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenirken, kızların yeme farkındalığı puanıyla enerji (kkal), karbonhidrat (g), protein (g), yağ (g), DYA (g), ÇDYA (g) ve omega 6 (g) yağ asitleri alımları arasında negatif yönde, protein (%) alımları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, annelerin kızlara göre besin okuryazarlığı puanlarının geleneksel yemek hazırlama becerilerine daha fazla sahip olduklarından ötürü daha yüksek çıktığı ve bu farkın hem düşük fiziksel aktivite düzeyi hem de kültürel yanlış beslenme alışkanlıklarından dolayı BKİ değerlerine olumlu yansımadığı düşünülmektedir. Anne ve kızlarında besin okuryazarlığı, yeme farkındalığı ve beslenme durumu arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılması için daha geniş kapsamlı çalışmalar yapılması gerekmektedir.
Vardiyalı çalışan bireylerin beslenme durumları ile diyet inflamatuvar indeksi, uyku kalitesi ve depresyon arasındaki ilişkinin saptanması
Bu çalışma, vardiyalı çalışan bireylerin beslenme durumlarını değerlendirerek, diyet inflamatuvar indeksi (Dİİ), uyku kalitesi ve depresyon durumu ile ilişkilerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya, demir çelik ve boru sektöründe faaliyet gösteren bir sanayi kuruluşunda rotasyonlu vardiyalı olarak çalışan 170 yetişkin erkek birey dahil edilmiştir. Bireylerin sosyodemografik özelliklerini, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları ile fiziksel aktivite durumlarını belirlemek için bir anket formu uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri alınmış ve bazı biyokimyasal bulguları değerlendirilmiştir. Bireylerin günlük diyetle enerji ve besin ögesi alımları ile Dİİ skorlarının değerlendirilmesi için gece vardiyası döneminde üç günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Bireylerin anksiyete ve depresyon durumlarının değerlendirilmesi için Hastane Anksiyete ve Depresyon (HAD) Ölçeği, uyku kalitelerinin değerlendirilmesi için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 40.1±6.87 yıldır. Bireylerin BKİ sınıflandırmasına göre, %44.7'sinin pre-obez ve %35.3'ünün obez olduğu tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan bireyler Dİİ skorlarına göre dört quartile ayrılmış; birinci quartil (Q1) anti-inflamatuvar diyeti, 4.quartil (Q4) ise pro-inflamatuvar diyeti temsil etmiştir. Bireylerin Dİİ değerlerinin -4.14 ile 4.26 arasında değiştiği ve ortalama Dİİ değerinin 0.76±1.52 olduğu saptanmıştır. Diyet inflamatuvar indeksi quartillerine göre, bireylerin C-reaktif protein (CRP) düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin CRP düzeyleri Q4'te, Q2'ye göre; Q3 ve Q4'te ise Q1'e göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Diyet inflamatuvar indeksi quartillerine göre Q1 referans olarak alındığında, Q3'te (OR 0.305, %95 OR=0.124-0.749) ve Q4'te (OR 0.355, %95 OR=0.146-0.863) yer alan bireylerde abdominal obezite görülme olasılığı; Q2'de (OR 0.284, %95 OR=0.114-0.709) ve Q3'te (OR 0.225, %95 OR=0.087-0.586) yer alan bireylerde obezite görülme olasılığı daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin PUKİ sınıflandırmasına göre, %38.8'inin uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. BKİ sınıflandırmasında normal gruptan obez gruba doğru, kötü uyku kalitesi görülme sıklığında artış tespit edilmiştir (p<0.05). Bireylerin toplam PUKİ puanı ile bel çevresi (r=0.157), bel/boy oranı (r=0.159) ve vücut yağ kütlesi (r=0.152) arasında pozitif ve düşük düzeyde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin toplam PUKİ puanı ile vücut su oranı arasında ise negatif ve düşük düzeyde bir korelasyon saptanmıştır (r=-0.152, p<0.05). Diyet inflamatuvar indeksi quartillerine göre Q1 referans olarak alındığında, Q2'de (OR 0.313, % 95 OR=0.125-1.780) yer alan bireylerde kötü uyku kalitesi görülme olasılığı daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin HAD ölçeği sınıflandırmasına göre, %7.6'sının anksiyete ve %25.9'unun depresyon riski taşıdığı belirlenmiştir. Diyet inflamatuvar indeksi ile anksiyete ve depresyon durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, inflamasyonun, vardiyalı çalışma ile ilişkili birçok kronik hastalığın gelişiminde rol oynadığı göz önüne alındığında, vardiyalı çalışanın sağlığını tehdit eden davranışsal değişiklikleri hedef alan anti-inflamatuvar beslenme programı planlanması faydalı olacaktır.
Üniversite öğrencilerinde besin seçim güdüleri ile depresyon, anksiyete, stres düzeyleri ve diyet kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde besin seçim güdüleri ile depresyon, anksiyete, stres düzeyleri ve diyet kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla Mart-Nisan 2022 tarihleri arasında İstanbul Gedik Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde lisans öğrencisi olan 150 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Katılımcılara 4 bölümden oluşan bir anket formu yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Anket formunun ilk bölümünde bireylerin sosyodemografik özellikleri ve beslenme alışkanlıkları sorgulanmıştır. Diğer bölümlerde, bireylerin depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini belirlemek için "Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği-21 (DASÖ-21)", besin seçim güdülerini belirlemek için "Besin Seçim Testi (BST)" ve diyet kalitelerini belirlemek için "Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 (SYİ-2015)" kullanılmıştır. SYİ-2015'i kullanabilmek için bir günlük besin tüketim kaydı hatırlatma yöntemiyle alınmıştır. SYİ-2015'den 50 puan ve altında alanlar kötü, 50-80 arasında puan alanlar geliştirilmesi gereken, 80 ve üzerinde puan alanlar ise iyi diyet kalitesine sahip olarak sınıflandırılmıştır. Çalışmaya katılanların %62.7'si kadın iken, %37.3'ü ise erkektir. Diyet kalitesine göre değerlendirildiğinde bireylerin, %48.7'si kötü, %38.7'si geliştirilmesi gereken ve %12.7'si iyi diyet kalitesine sahiptir. Kadınların SYİ-2015 puanı erkeklerden daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların %47.3'ü depresyona sahip değil iken, %52.7'si farklı düzeylerde depresyona sahiptir. Katılımcıların, %49.3'ü anksiyeteye sahip değil iken, %50.7'si farklı düzeylerde anksiyeteye sahiptir. Katılımcıların, %69.3'ü strese sahip değil iken, %30.7'si farklı düzeylerde strese sahiptir. Bu çalışma sonucunda, bireylerin anksiyete ve stres düzeyleri artıkça besin seçiminde ruh hali ve fiyat güdülerine verdikleri önemin arttığı bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin depresyon düzeyi artıkça, besin seçiminde sağlık, doğal içerik ve etik kaygılar güdülerine verdikleri önemin azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin besin seçimi yaparken sağlık, doğal içerik ve ağırlık kontrolü güdülerine verdikleri önemin artmasıyla diyet kalitelerinin arttığı ancak ruh hali, aşinalık ve kolaylık güdülerine verilen önem arttıkça diyet kalitelerinin azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, üniversite öğrencilerinin farklı depresyon, anksiyete ve stres düzeylerine göre besin seçimi yaparken önem verdikleri güdülerin değişebildiği ve önem verilen besin seçim güdülerine göre diyet kalitesinin etkilendiği bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinde diyet kalitelerinin azalmasına neden olan kolaylık, ruh hali ve aşinalık güdülerine verdikleri önemi azaltmaya ve diyet kalitesinin artmasına neden olan sağlık, doğal içerik ve ağırlık kontrolü güdülerine verdikleri önemi artırmaya yönelik politikalar geliştirilmelidir. Bunun yanı sıra, öğrencilerde depresyon düzeyinin artmasıyla diyet kalitesini artıran besin seçim güdülerinden sağlık ve doğal içerik güdülerine verilen önemin azalması, anksiyete ve stres düzeylerinin artmasıyla diyet kalitesini azaltan besin seçim güdülerinden ruh hali güdüsüne verilen önemin artması nedeniyle, üniversite öğrencilerine yönelik depresyon, anksiyete ve stres ile başa çıkmaya yardımcı olmayı hedefleyen uygun eğitimler planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Besin seçim güdüleri, depresyon, anksiyete ve stres, diyet kalitesi
E-sağlıklı beslenme okuryazarlığı (E-SBO) ölçeğinin Türkçe 'ye uyarlanması ve yetişkin bireylerde COVİD-19 pandemi öncesi ve sırasında e-SBO düzeyleri ile beslenmeye ilişkin parametreler arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışma Covid-19 pandemi döneminde yetişkin bireylerin beslenme durumlarını değerlendirmek, besin seçim ve alışkanlıklarını, beslenme bilgi düzeylerini, sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumlarını, sağlıklı beslenme takıntı düzeylerini belirlemek ve pandemi sürecinin yetişkin bireylerin elektronik sağlıklı beslenme okuryazarlık düzeyleri üzerindeki etkisini saptamak amacıyla yürütülmüştür. Bireylerin elektronik sağlıklı beslenme okuryazarlık düzeylerini belirleyebilmek için e-Sağlıklı Beslenme Okuryazarlık (e-SBO) ölçeğinin Türkçe'ye adaptasyonu ile geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Çalışma Ocak-Mart 2022 ayları arasında sağlıklı beslenmeyle ilişkili içeriklerin paylaşıldığı bir sosyal medya sayfasını takip eden yetişkin bireyler ile çevrimiçi yöntemler kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmaya yaş ortalamaları 41.32±12.52 yıl olan 158 birey katılmıştır. Çalışmada bireylere çevrimiçi ortamda genel bilgiler anketi, bir günlük besin tüketim kaydı, Yetişkinler İçin Beslenme Bilgi Düzeyi (YETBİD) ölçeği, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ) ve ORTO-15 testi bir kere, e-SBO ölçeği ise pandemi öncesi (geriye dönük) ve sırasında olmak üzere iki kere uygulanmıştır. On beş maddeden oluşan e-SBO ölçeğinin orijinalinde de olduğu gibi beş faktör altında toplandığı, her boyuttaki maddelerin faktör yükü 0.40'ın üzerinde olduğu ve toplam varyans açıklama yüzdesinin %73.5 olduğu saptanmıştır. e-SBO ölçeğin toplam puanı ile tüm alt faktörlerinin puanları arasında orta düzeyde pozitif bir korelasyon bulunmuştur (p=0.000). e-SBO ölçeğinin Cronbach Alpha İç Tutarlılık Katsayısı 0.77, alt boyutlarının Cronbach Alpha İç Tutarlılık Katsayıları ise sırası ile 0.80, 0.68, 0.89, 0.85 ve 0.88 olarak saptanmıştır. e-SBO ölçeğin test ve tekrar test puanlarının korelasyon katsayısı 0.98 olarak belirlenmiştir (p=0.000). Bu sonuçlar e-SBO ölçeğinin Türkçe versiyonunun bireylerin elektronik sağlıklı beslenme okuryazarlık düzeylerini ölçmekte geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu göstermektedir. Çalışmaya katılan bireylerin tiamin, niasin, potasyum, kalsiyum, çinko, demir ve selenyum mikro besin ögelerini Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) 2015 referans değerin altında aldıkları saptanmıştır. Tüm katılımcılar Covid-19 pandemi döneminde besin seçimi ve/veya beslenme alışkanlıklarının değiştiği saptanmıştır (p<0.05). Bununla birlikte Covid-19 pandemi döneminde fastfood/ev dışından yemek yeme alışkanlığına sahip bireylerin Covid-19 pandemi öncesine kıyasla azaldığı saptanmıştır (p<0.05). Covid-19 pandemisi döneminde katılımcıların çoğunluğu daha fazla sigara veya alkol kullanma eğilimi göstermediğini bildirmişken, fiziksel aktivite düzeylerinin ise azaldığını bildirmişlerdir. Katılımcıların Covid-19 pandemi sürecinde D ve C vitaminleri ile çinko ve magnezyum desteği alımlarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde yükseldiği saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin Covid-19 pandemi sürecindeki YETBİD ve SBİTÖ puanları ile e-SBO puanları arasında pozitif yönde zayıf bir korelasyon (p<0.05), ORTO-15 puanlarıyla ise negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon (p>0.05) belirlenmiştir. Tüm katılımcıların Covid-19 pandemi öncesinde e-SBO puan ortalaması 34.0±7.36 puan iken, Covid-19 pandemi dönemindeki e-SBO puan ortalamaları 37.6±7.85 puan yükselmiştir (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Beslenme okuryazarlığı, Covid-19, beslenme durumu, sağlıklı beslenme takıntısı, e-Sağlıklı Beslenme Okuryazarlığı.
Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması ve hafif şişman/şişman üniversite öğrencilerine verilen ağırlık yönetimi eğitiminin çeşitli parametreler üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma iki aşamalı olarak planlanmış olup, ilk aşamada Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeği'nin (AYBBÖ) Türkçe uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış, ikinci aşamada ise hafif şişman/şişman üniversite öğrencilerine verilen ağırlık yönetimi eğitiminin çeşitli parametreler üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk aşaması yaş ortalaması 20.6±1.50 yıl olan 392 üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Kırk üç maddeden oluşan AYBBÖ'nün, orijinal ölçekte olduğu gibi beş faktör (boyut) altında toplandığı sonucuna varılmıştır. Her boyuttaki maddelerin faktör yükü 0.40'ın üzerinde ve toplam varyans açıklama yüzdesi %47.3 olarak bulunmuştur. AYBBÖ puanı ile alt boyutlarının korelasyonu incelendiğinde, tüm alt boyutların puanları AYBBÖ toplam puanı ile pozitif korelasyonlu olup istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.0001). AYBBÖ'nin güvenirlik (iç tutarlılık) analizinde toplam ölçek maddeleri arasında orta düzeyde güvenilirlik sağlanmıştır (Cronbach's alfa=0.75). Çalışmanın ikinci aşaması ise yaş ortalaması 21.0±1.27 yıl olan 18 kadın ve 7 erkek olmak üzere toplamda 25 üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Araştırma kapsamında çalışmaya katılan üniversite öğrencilerine Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) 2015 kaynak alınarak hazırlanmış ağırlık yönetimi eğitimi 4 ay boyunca, on beş günde bir kez en az 30 dakikalık olacak şeklinde toplamda 9 kez çevrim içi olarak verilmiştir. Eğitimlerden önce çalışmaya katılan üniversite öğrencilerine çevrim içi yöntemler kullanılarak anket formu, AYBBÖ, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ), besin tüketim sıklık formu ve antropometrik ölçüm formu uygulanmıştır. Eğitimlerin bitişinden 2 hafta sonrasında AYBBÖ, SBİTÖ, besin tüketim sıklık formu ve antropometrik ölçüm formu tekrar uygulanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasına katılan bireylerin eğitim öncesi AYBBÖ puan ortalamaları 23.6±4.95 puan iken, eğitim sonrası 35.6±4.06 puan olarak yükselmiş ve bu değişim anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Eğitim öncesi ve sonrası SBİTÖ gruplarındaki değişim istatistiksel olarak önemli bulunmuş olup, eğitim öncesi orta düzey tutuma sahip olan bireylerin eğitim sonrası yüksek iii ve ideal tutuma sahip oldukları belirlenmiştir (p<0.05). Üniversite öğrencilerinin eğitim öncesi günlük enerji alım ortalamaları 2568.3±692.06 kkal iken, eğitim sonrası 2126.3±530.95 kkal olarak azalmış ve bu değişim istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin günlük enerjilerinin protein ve yağlardan gelen oranı, posa, n-3 yağ asidi, sıvı, A vitamini, B2 vitamini, B6 vitamini, folat, C vitamini, kalsiyum, fosfor, potasyum ve magnezyum alımları anlamlı şekilde yükselmiştir (p<0.05). Bireylerin vücut ağırlığı, BKİ'leri, bel çevreleri ve bel kalça oranları eğitim sonrası anlamlı şekilde azalmıştır (p<0.05). Sonuç olarak verilen ağırlık yönetimi eğitimi üniversite öğrencileri, beslenme bilgi düzeylerini artırmış, besin tüketimlerini ve antropometrik ölçümlerinin olumlu şekilde gelişmesini sağlamıştır.
Kadınlarda beden kütle indeksi, depresyon, yeme davranışı ve uyku kalitesi ilişkisinin belirlenmesi
Bu araştırma kadın bireylerde beden kütle indeksi (BKİ), depresyon, yeme davranışı ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu araştırma, Ocak 2022 – Mart 2022 tarihleri arasında araştırmaya katılmaya gönüllü 22-64 yaş arası 430 yetişkin kadın birey ile çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın anket formu, sosyodemografik bilgiler, fiziksel aktivite alışkanlıkları, sağlık durumu ve beslenme alışkanlıklarına ilişkin sorular içeren bir form, Hollanda Yeme Davranış Anketi (DEBQ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) 'nden oluşmaktadır. Bireylerin %5.6'sı zayıf, %55.3'ü normal, %39.1'i hafif şişman/obez sınıfındadır. Farklı BKİ grubundaki bireylerin DEBQ toplam, duygusal ve dışsal yeme puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmiştir (p<0.05). Bireylerin BDÖ puan ortalaması 12.5±8.58 ve PUKİ toplam puan ortalaması ise 6.5±3.54'tür. Farklı BKİ grubundaki bireylerin BDÖ ve PUKİ toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p>0.05). Bireylerin BDÖ puanı ile PUKİ toplam puanı arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür (p<0.05). Bireylerin DEBQ'dan aldıkları toplam puan ile PUKİ'den aldıkları toplam puan arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin BDÖ puanları ile DEBQ toplam puanı, duygusal ve kısıtlayıcı yeme puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Bireylerin BKİ değerleri ile DEBQ toplam puanı, duygusal ve dışsal yeme puanı, BDÖ puanı ve uyku bozukluğu alt ölçeği puanı arasında pozitif; gündüz işlev bozukluğu alt ölçeği puanı ile negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Beden kütle indeksi, yeme davranışı, depresyon ve uyku kalitesi gibi faktörlerin birbirleri ile etkileşim içinde olduğuna dair ilişkileri ortaya koyan bu araştırma; bireylerin yeme davranışlarında, depresyon semptomlarında ve uyku kalitesinde yaşanan bozulmaların ilerleyen dönemde obezite riskini arttırabileceğini ve BKİ değerlerindeki bu olası artışın da diğer sağlık risklerindeki artışla sonuçlanabileceğine dair ipuçları sağlamaktadır.
Lisanslı kadın voleybolcularda vücut kompozisyonunun duygusal ve sezgisel yeme alışkanlıklarına etkisinin belirlenmesi
Bu araştırma lisanlı voleybolcuların yeme alışkanlıklarının duygusal ya da sezgisel olarak belirlenmesini, fiziksel ve kondisyonel durumlarını etkileyebilecek vücut kompozisyonunun, sezgisel ve duygusal yeme alışkanlıklarına etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma, Aralık 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında Türkiye Voleybol Federasyonu'na bağlı olarak 2. ligde yer alan ve üniversite liginde yer alan kadın voleybol takımlarından 44 voleybolcu ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanması için voleybolculara yüz yüze uygulanan anket ile sosyodemografik bilgileri, voleybol kariyerleri, hastalık durumu, sporcu ergojenik desteği veya besin takviyesi kullanımı, geçmiş beslenme eğitimi varlığı, günlük beslenme alışkanlıkları, spor ve beslenme ilişkisi ve duygu durum ve beslenme ilişkisi hakkındaki düşüncelerinin sorulmasıyla gerçekleşmiştir. Voleybolcuların sezgisel yeme düzeylerinin tespit edilmesi için Sezgisel Yeme Ölçeği (IES-2); duygusal yeme düzeylerinin tespit edilmesi için Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) kullanılmıştır. Voleybolcuların vücut kompozisyonlarının belirlenmesi amacıyla vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel ve kalça çevresi ve deri kıvrım kalınlığı gibi antropometrik ölçümler araştırmacı alınmıştır. Voleybolcuların yaş ortalamaları 21.1±3.53 yıldır ve ortalama vücut ağırlığı 63.9±8.18 kg, boy uzunluğu 175.9±7.26 cm, beden kütle indeksi (BKİ) değerleri 20.6±2.10 kg/m2, vücut yağ oranı %22.6±10.10 olarak bulunmuştur. Vücut yağ oranının sezgisel yeme ölçeği toplam puanlarına anlamlı bir etkisi olmadığı (p>0.05); yalnızca sezgisel yeme alt faktörlerinden fiziksel sebeple yeme izni (t= -2.945, p<0.05) düzeylerinde vücut yağ oranının anlamlı etkisi olduğu; vücut yağ oranındaki bir birimlik artışın fiziksel sebeple yeme izni düzeyinde 0.275 birimlik bir azalışa neden olacağı belirlenmiştir. Vücut yağ oranının, BGÖ alt faktörleri olan besin mevcudiyeti (t=2.701, p<0.05), besinin tadına bakılması (t=2.407, p<0.05) düzeyleri üzerinde anlamlı etkisi olduğu sonucu bulunmuştur. Vücut yağ oranındaki bir birimlik artışın duygusal yeme alt faktörlerinden besin mevcudiyetinde 0.116 birimlik, besinin tadına bakılmasında ise 0.100 birimlik bir artışa neden olacağı belirlenmiştir. Vücut kompozisyonunun en fazla etki ettiği durumun toplam besin gücü ölçeği puanı (0.312) olduğu sonucu elde edilmiştir (t=2.505, p<0.05). Voleybolcuların vücut kompozisyonlarının yüksek düzeyde duygusal yeme alışkanlıklarını etkilediği ortaya çıkmıştır.
Yetişkinlerde kronotipe göre beslenmenin obezite, diyet ve uyku kalitesi ile ilişkisi
Bu çalışma, insanlarda sirkadiyen ritmin belirleyicisi olarak kabul edilen kronotipin; obezite, diyet kalitesi ve uyku kalitesi ile olan ilişkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. 18-64 yaş arası 290 bireye çevrim içi anket yöntemi ile Ocak-Mart 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylerin genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve sağlık durumları araştırmacı tarafından düzenlenen ve çevrim içi uygulanan anket formu ile alınmış, antropometrik ölçümleri beyana dayalı kaydedilmiştir. Kronotipi belirlemek adına Sabahçıl-Akşamcıl Anket formu, uyku kalitesini belirlemek adına Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, diyet kalitesine belirlemek adına Sağlık Yeme İndeksi-2015 kullanılmıştır. Bireylerin %30.3'ü sabahçıl, %41.7'si ara ve %28.0'ı akşamcıl tiptir. Kronotip ile antropometrik ölçümlere bağlı metabolik risk açısından istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Sabahçıl tip grubunda olan kadınların diyet posa tüketimleri ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha düşüktür. Akşamcıl tip olan kadınların enerji alımları sabahçıl olanlara göre daha yüksektir. Ayrıca akşamcıl tip grubunda olan kadınların protein (%) tüketimleri sabahçıl tip olan kadınlara göre daha düşüktür. Sabahçıl tip olan erkeklerin enerji, karbonhidrat (g/gün), çoklu doymamış yağ asidi ve omega-6 tüketimleri akşamcıl tip grubunda olanlara göre daha düşüktür. Sabahçıl tip grubunda olan erkeklerin posa tüketimleri, ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha yüksektir. Sabahçıl grubunda olan kadınların A vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini, niasin, B6 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum ve magnezyum tüketimleri ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha yüksektir (p<0.05). Sabahçıl tip grubunda olan erkeklerin K vitamini, B1 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum, kalsiyum ve magnezyum tüketimleri ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha yüksektir (p<0.05). Toplam katılımcıların %33.5'inin uyku kalitesinin iyi, %66.5'inin uyku kalitesinin kötü olduğu gözlemlenmiştir. Erkeklerin ortalama PUKİ puanı 6.1±2.70, kadınların 6.0±3.10'dur. Bireylerin uyku kalitesi ile antropometrik ölçümler ve buna bağlı değerlendirilen metabolik risk faktörleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Uyku kalitesi kötü olan bireylerin günlük aldıkları enerji ve karbonhidrat miktarı daha yüksektir. Uyku kalitesi iyi olan bireylerin A vitamini, K vitamini, B1, B2, B6, biotin, folik asit, C vitamini, potasyum, kalsiyum ve magnezyum tüketimleri uyku kalitesi kötü olan bireylere göre daha yüksektir (p<0.05). Bireylerin %12.4'ünün diyet kalitesi iyi, %36.6'sının geliştirilmesi gereken ve %51.0'ının diyet kalitesi kötüdür. Diyet kalitesi iyi olanların ortalama puanı 82.94±2.68, kötü olanların 35.99±8.93'dür. Diyet kalitesi ile antropometrik ölçümler ve buna bağlı metabolik risk açısından istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Diyet kalitesi iyi olan bireylerin enerji, karbonhidrat (g/gün), yağ (g/gün), B12 vitamini ve doymuş yağ asidi tüketimleri daha düşüktür. Diyet kalitesi kötü olan bireylerin posa, A vitamini, K vitamini, B1 vitamini, folat, C vitamini, potasyum ve magnezyum tüketimleri daha düşüktür (p<0.05). SYİ-2015 alt bileşenlerine göre sabahçıl bireylerin toplam meyve, tam meyve, toplam sebze, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kurubaklagiller, tam tahıllar, süt grubu, deniz ürünleri ve bitkisel protein tüketimi akşamcıl bireylere göre daha yüksektir. SYİ-2015 alt bileşenlerine göre uyku kalitesi iyi olan bireylerin toplam meyve, tam meyve, toplam sebze, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kurubaklagiller, tam tahıllar, süt grubu tüketimi daha yüksektir. Uyku süresi ile kronotip ve uyku kalitesi arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Yapılan korelasyon analizine göre kronotip puanı ile uyku kalitesi puanı ve BKİ değeri negatif anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Kronotip ile diyet kalitesi arasında pozitif anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Kronotip, obezite, diyet kalitesi, uyku kalitesi
Non-alkolik yağlı karaciğer hastalarında Akdeniz ve DASH diyetine uyumun beslenme durumlarıyla ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH) tanısı almış bireylerin Akdeniz ve Hipertansiyonu Durdurmak için Diyet Yaklaşımları (DASH) diyetine uyum ve beslenme durumu ile hastalık arasındaki ilişkiyi araştırmak ve besin tüketimi, biyokimyasal bulgular ve antropometrik ölçümlerle ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Şubat 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniği'ne başvuran ve NAYKH tanısı almış 26-65 yaş arasındaki 75 bireyle yürütülmüştür. Bireylerden beslenme durumlarının değerlendirilmesi ve DASH diyetine uyum durumlarının belirlenmesi için 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Bireylere Akdeniz diyetine uyum durumlarını belirlemek için ise 14 sorudan oluşan Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS) uygulanmıştır. Bireyler Akdeniz ve DASH diyetlerine uyumlu ve uyumsuz olarak gruplara ayrılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin, %30.7'sinin Akdeniz diyetine kabul edilebilir uyumları olduğu, %69.3'ünün ise Akdeniz diyetine uyumlarının olmadığı belirlenmiştir. Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerde günlük diyetle alınan enerjinin ve yağ miktarının, Akdeniz diyetine kabul edilebilir uyumu olan bireylere kıyasla daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerde grade 3 yağlanma seviyesi daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerin kabul edilebilir uyumu olan bireylere kıyasla, açlık insülin, LDL-kolesterol, AST, ALT ve GGT değerleri daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Çalışmaya katılan bireylerde Akdeniz diyetine uyum azaldıkça AST düzeylerinin arttığı gözlenmiştir (r= -0.295) (p<0.05). Çalışmaya katılan bireylerin %2.7'sinin DASH diyetine uyumu olduğu, %97.3'ünün ise DASH diyetine uyumu olmadığı görülmüştür. DASH diyetine uyumu olan bireylerin uyumu olmayanlara kıyasla, diyetle aldığı çözünür posa miktarının daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0.05). DASH diyetine uyumu olmayan bireylerde grade 3 yağlanma seviyesi daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). DASH diyetine uyumu olmayan bireylerin, DASH diyetine uyumu olan bireylere kıyasla, açlık kan şekeri, HOMA-IR, VLDL-kolesterol, trigliserit, AST, ALT, ALP ve GGT değerleri daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Çalışmaya katılan bireylerin Akdeniz diyetine uyum skorları arttıkça DASH diyetine uyum skorlarının da arttığı görülmüştür (r=0.228, p<0.05). Sonuç olarak Akdeniz ve DASH diyetine uyumu düşük olan bireylerin non-alkolik karaciğer yağlanması ile ilişkili parametrelerde daha yüksek risklerle bağlantılı olduğu görülmektedir. Bu nedenle bu diyet modellerine uyumun NAYKH ve hastalıkla ilişkili parametrelerde fayda sağladığı unutulmamalı ve hastalığın tedavisinde önemli bir tedavi yaklaşımı olarak değerlendirilmelidir.
Gestasyonel diyabeti olan ve olmayan gebelerin beslenme durumları, sezgisel yeme ve depresyon ilişkisinin incelemesi
Bu çalışma, gestasyonel diyabeti olan ve olmayan gebelerin beslenme durumları, sezgisel yeme ve depresyon ilişkisini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, Ocak 2022 - Mart 2022 tarihleri arasında Ankara'nın Çankaya semtindeki özel bir kadın doğum polikliniğine başvuran 18-30 yaş arası gönüllü 45 gestasyonel diyabeti olan (GDM) ve 47 gestasyonel diyabet tanısı olmayan (GDM olmayan) , toplam 92 gebe ile yüz yüze anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplamak amacıyla hazırlanan anket formu bireylerin demografik özellikleri, sağlık bilgileri, antropometrik özellikleri, beslenme alışkanlıkları ile ilgili sorular ile, Gebelikte Sezgisel Yeme Ölçeği (IES-P), Edinburg Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EPDÖ) ve Besin Tüketim Sıklığı Formunu içermektedir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 27.6±2.40 yıl olarak bulunmuştur. GDM'li gebelerin %60.0'ının ve GDM olmayan gebelerin %42.6'sının gebelik öncesi vücut ağırlıkları baz alındığında beden kütle indeksi (BKİ) sınıflamasına göre hafif şişman grubunda yer aldığı saptanmıştır. GDM'li gebelerin toplam enerji ve sükroz alım ortalamaları sırasıyla 2068.5 ±250.70 kkal, 91.2±75.50 g; GDM olmayan gebelerin ise 1709.8±290.18 kkal, 23.7±33.07 g'dır (p<0.05). GDM'li gebelerin IES-P puan ortalaması 2.6±0.63; GDM olmayan gebelerin ise 3.4±0.58 olarak bulunmuştur (p<0.05). BKİ ile sezgisel yeme davranışları arasında negatif bir ilişki gözlenmiştir. Sezgisel beslenenlerin BKİ ortalaması 26.98±4.04 kg/m2 iken sezgisel beslenmeyenlerin BKİ ortalamaları 27.6±4.02 kg/m2 olarak bulunmuştur (r=-.128, p>0.05). GDM'li gebelerin depresyon puan ortalaması 8.4±4.23; GDM olmayan gebelerin ise 6.4±3.91'dir (p<0.05). Sonuç olarak GDM olmayan gebelerde, GDM olan gebelere göre; sezgisel yeme puanının daha yüksek ve depresyon ölçeği puanının daha düşük olduğu bulunmuştur. Gebelerde sezgisel yeme tutumunu inceleyen sınırlı sayıda çalışma vardır. Gebelik döneminde beslenmenin neden olabileceği komplikasyonları önlemek ve uygun ağırlık kazanımı sağlamak amacıyla sezgisel yeme farkındalığı kazandırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel Diyabet, Sezgisel Yeme, Depresyon
Çocuk menülerinin enerji ve besin ögesi içerikleri ile menülere karşı aile tutumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, yiyecek işletmeleri tarafından sunulan çocuk menülerinin enerji ve besin ögesi içeriklerinin değerlendirilmesi ve bu menülere karşı aile tutumlarının belirlenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışma verileri, Ankara Çankaya ilçesinde özel bir beslenme danışmanlık merkezine Şubat-Mayıs 2021 tarihleri arasında yüz yüze ya da çevrimiçi olarak başvuran 3-12 yaş arası en az 1 çocuğa sahip 90 aileden ve 3-12 yaşındaki toplam 131 çocuktan elde edilmiştir. Çalışmaya katılan ebeveynlere yüz yüze veya çevrimiçi anket formu uygulanmıştır. Ebeveynlerin ve çocukların antropometrik ölçümleri yüz yüze görüşmede çalışmacı tarafından, çevrimiçi görüşmelerde katılımcı tarafından alınmıştır. Çalışmada çocukların beslenme davranışlarını ve besin seçimlerini değerlendirmek için çocuklara Çocuk Beslenme Öz-yeterlik Ölçeği ve Beslenme Davranış Ölçeği uygulanmıştır. Ebeveynlerin yiyecek işletmeleri tarafından sunulan çocuk menülerine karşı tutumlarını belirlemek için araştırmacı tarafından bir başka çalışmadan yazarın izni ile alınan ve çalışmaya uyarlanan anket formu kullanılmıştır. Katılımcıların tercih ettiği restoranlardaki çocuk menülerinin enerji ve besin ögeleri BEBİS programı kullanılarak hesaplanmış ve bu veriler çocukların yaş grubuna göre günlük besin tüketim önerileri ile karşılaştırılmıştır. Çalışmaya katılan ebeveynlerin yaş dağılımının en fazla 30-45 yaş arasında olduğu, çocukların ise yaş ortalamasının 8.19+ 2.96 yıl olduğu bulunmuştur. Çocukların öz-yeterlik puanlarının ortalaması 0.7± 6.45 olarak saptanmış ve babaların eğitim seviyesi düştükçe çocukların öz-yeterlik puanlarının düştüğü görülmüştür (p<0.05) Düşük gelirli ailelerin çocuklarının öz-yeterlik puanlarının düşük olduğu tespit edilmiş, ancak istatiksel olarak önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Ebeveynlerin yaş gruplarına, mesleklerine ve BKİ gruplarına göre çocukların beslenme davranış puan ortalamalarının istatistiksel açıdan farklılık göstermediği (p>0.05), yalnızca annelerin eğitim düzeylerine göre çocukların beslenme davranış puanlarının istatistiksel açıdan önemli farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<0.05). Lisans ve lisansüstü eğitimi olan annelerin çocuklarının beslenme davranış puanları diğer eğitim düzeyine sahip annelerin çocuklarının beslenme davranış puanlarından daha yüksek bulunmuş, anne eğitim düzeyine göre çocukların beslenme davranış puanlarının istatistisel açıdan farklı olduğu belirlenmiştir. (p<0.05). Ev dışı beslenmede ebeveynlerin %63.3'ünün çocuklarına daha sağlıklı yiyecek içecek seçmesi için müdahale ettikleri saptanmıştır. Çalışmada, ebeveynlerin ev dışı yeme kriterleri içerisinde ilkini %30.6 ile sağlık ve hijyen, ikincisini %17.8 ile az yağlı besinler, üçüncüsünü ise %12 ile zararlı içeceklerin olmadığı menüler oluşturmuştur. Ev dışı, yiyecek-içecek işletmeler tarafından sunulan çocuk menülerinin enerji ve besin ögesi içeriklerinin analizi sonucunda menülerin genel olarak çocukların günlük enerji gereksinmesinin minimum %50 ve üzerini, karbonhidrat ve yağ ihtiyacının da yarısından fazlasını karşıladığı belirlenmiştir. Menüler çocukların günlük demir ve B12 vitamini ihtiyacından fazlasını karşılarken, bu menülerin C vitamini ve kalsiyum yönünden yetersiz olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma ile çocukların beslenme davranışı ve beslenme öz-yeterlikleri üzerinde ebeveynlerin etkili olduğu, ebeveynlerin ev dışı tüketime ve menülere karşı tutumlarında ilk olarak çocuklarının sağlığını ve vücut ağırlık kontrolünü düşündükleri ortaya konulmuştur. Bu nedenle, ebeveynlerin sağlıklı beslenme konusunda daha fazla bilinçlenmesi, çocuklarına doğru rol model olmaları ve ev dışı beslenme tercihlerinde daha sağlıklı seçimler yapabilmesi için beslenme konusunda eğitim verilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca, yiyecek-içecek işletmelerinin de sağlığın korunmasına yönelik özellikle çocuk menülerinde uyarlama yapmaları ve çeşitliliği artırmaları gerektiği düşünülmektedir.
Hemodiyaliz hastalarında diyetin antioksidan kapasitesinin oksidatif stres indeksi, inflamasyon ve üremik kaşıntıya etkisi
Son dönem böbrek yetmezliği olan hemodiyaliz hastalarının diyet antioksidan kapasitesi ile serum oksidadif stres indeksi, inflamatuvar parametreler ve üremik kaşıntı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla planlanan bu çalışma 82 birey ile yürütülmüş vaka kontrol çalışmasıdır. Çalışma Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hemodiyaliz Ünitesinde hemodiyaliz tedavisi alan 41 hasta ve dahiliye polikliniğine rutin kontrol için gelen 41 sağlıklı birey ile yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, sağlık durumu ve hastalıklarına ilişkin bilgileri araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile alınmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri [(vücut ağırlığı (kg), boy uzunluğu (cm), bel çevresi (cm), kalça çevresi (cm), üst orta kol çevresi (ÜOKÇ) (cm) ve triseps deri kıvrım kalınlığı (TDKK) (cm)] araştırmacı tarafından yapılmıştır. Ayrıca Subjektif Global Değerlendirme (SGD) ve 5-D Kaşıntı Ölçeği uygulanmış ve fiziksel aktivite durumunu saptamaya yönelik fiziksel aktivite kayıt formu doldurulmuştur. Bireylerin besin tüketim durumları 3 günlük besin tüketim kaydı kullanılarak değerlendirilmiştir ve diyet antioksidan kapasiteleri oksijen radikal absorbans kapasitesi (ORAC) yöntemi ile belirlenmiştir. Rutinde yapılan analizlerden bazı biyokimyasal bulguların kayıtları alınmış ve serum total oksidan seviye (TOS) ve total antioksidan seviye (T-AOC) parametreleri analiz edilmiş, serum oksidatif stres indeksi (sOSİ) hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan hemodiyaliz hastalarının (54.8±12.60 yıl) ve kontrol grubunun (53.9±11.77 yıl) yaş ortalamaları benzer bulunmuştur (p>0.05). Hemodiyaliz tedavisi alan erkek hastaların beden kütle indeksi (BKİ), kalça çevresi, TDKK ve ÜOKÇ ölçümleri kontrol grubundaki erkek bireylerden daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Hemodiyaliz tedavisi alan kadın hastaların TDKK kontrol grubundaki kadın bireylerden anlamlı olarak düşük saptanmıştır (p<0.05). Hemodiyaliz hastalarında sOSİ değeri, ORAC düzeyine göre diyaliz öncesi ve sonrasında anlamlı düşüş göstermiştir (p<0.05). Kontrol grubunda ORAC düzeyine göre T-AOC'daki artış ile TOS ve sOSİ'deki azalış anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Hemodiyaliz hastalarının günlük aldıkları enerji (kkal), bitkisel protein (g), enerjinin proteinden gelen yüzdesi, karbonhidrat (g), yağ (g), çoklu doymamış yağ asidi (ÇDYA) yüzdesi, posa (g), çözünür posa (g), çözünmez posa (g), C vitamini (mg), E vitamini (mg), tiamin (mg), riboflavin (mg), niasin (mg), B6 vitamini (mg), B12 vitamini (mcg), folik asit (mcg) ve potasyum (mg) düzeyleri ile diyet total antioksidan kapasitesinin (dTAC) kontrol grubundan düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların %53.7'si çok hafif aktivite düzeyine sahipken kontrol grubundaki bireylerin %51.2'sinin ağır aktivite düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların eğitim ve fiziksel aktivite durumları ile dTAC arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05, r=0.375, r=0.627). Bireylerin kaşıntı skoru ile biyokimyasal bulgular ve besin ögeleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür (p>0.05). Antropometrik ölçümlerin ve BKİ'nin dTAC ile negatif yönlü bir ilişki gösterdiği saptanmıştır (p=0.007). Serum albümin, HDL-K ve nötrofil/lenfosit oranının dTAC ile pozitif yönlü bir ilişkiye sahip olduğu görülmüştür (p=0.005). Diyet total antioksidan kapasite ile diyet proteini (kg/ort), beta karoten (mcg/gün), C vitamini (mg/gün), E vitamini (mg/gün), ÇDYA (g/gün) tüketim ortalaması arasında pozitif yönlü önemli bir ilişki bulunmaktadır (p=0.002). Sonuç olarak, hemodiyaliz hastalarının diyetle almış oldukları enerji, protein ve diyet total antioksidan kapasitesi kontrol grubundan anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Hemodiyaliz hastaları fiziksel aktivite açısından desteklenmeli, diyete uygun besin çeşitliliği sağlanarak dTAC içeriği artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Diyet Total Antioksidan Kapasitesi, Kaşıntı, Hemodiyaliz, Serum Oksidatif Stres İndeksi
Tip 2 diyabetli ve prediyabetli bireylerde ağırlık döngüsü ile anormal yeme davranışlarının kardiyometabolik riskler ve duygu durumu üzerine etkisi
Bu çalışma, diyabet kliniğine başvuran bireylerde, ağırlık döngüsü ve anormal yeme davranışlarının kardiyometabolik risk faktörleri ve duygu durumları üzerine etkisini saptamak amacıyla yürütülmüştür. Kesitsel tipte planlanan bu araştırmaya, Ağustos 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında Bitlis Tatvan Devlet Hastanesi diyabet kliniğine dahiliye hekimi tarafından yönlendirilen Tip 2 diyabet ve prediyabet tanısı almış 100 birey katılmıştır. Bireylerin demografik özellikleri, biyokimyasal bulguları ve kan basınçları, ağırlık döngüsü ve duygu durumları, anormal yeme davranışları anket formuyla sorgulanmış, antropometrik ölçümleri araştırmacı tarafından alınmıştır. Son 10 yıl içerisinde bir ya da iki kez 5 kg ve üzerinde ağırlık kaybedip geri ağırlık artışı yaşayanlar; hafif ağırlık döngüsüne girenler, ikiden daha fazla sayıda 5 kg ve üzerinde ağırlık kaybedip geri ağırlık artışı yaşayanlar ciddi ağırlık döngüsüne girenler ve 5 kg ve üzeri ağırlık kaybedip ağırlık artışı yaşamayanlar ağırlık döngüsüne girmeyenler olarak sınıflandırılmıştır. Bireylerin fiziksel aktivite düzeylerini saptamak için Uluslararası Fiziksel Aktivite Kısa Formu, gece yeme durumlarını saptamak için Gece Yeme Anketi, duygusal yeme durumlarını saptamak için Duygusal Yeme Ölçeği, yeme davranışlarında meydana gelen değişiklikleri saptamak için Aşırı Besin İsteği (ABİS) Ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin duygu durumları da Beck Depresyon Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Bireylerin günlük enerji ve besin ögesi alımlarını belirlemek için 24 saatlik Besin Tüketim Kaydı kullanılmıştır. Tip 2 diyabetli bireylerin %44'ünün hayatlarında en az bir defa hafif veya ciddi ağırlık döngüsüne girdiği, Tip 2 diyabetli bireylerin %24'ünün, prediyabetli bireylerin %14'ünün ciddi ağırlık döngüsüne girdiği saptanmıştır. Tip 2 diyabetli bireylerin %80'inde, prediyabetli bireylerin ise %52'sinde metabolik sendrom saptanmış olup Tip 2 diyabetli bireylerin duygusal yeme ölçeği puan ortalaması 8.4±4.66, prediyabetlilerin duygusal yeme ölçeği puan ortalamaları 8.8±4.91 olarak saptanmıştır (p>0.05). Tip 2 diyabetli bireylerin ABİS ölçek puan ortalamaları 92.9±37.15, prediyabetli bireylerin ise 103.1±31.46 olarak saptanmıştır. Tip 2 diyabetli ve prediyabetli bireylerin gece yeme, duygusal yeme ve ABİS ölçek puanları arasında istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Tip 2 diyabetli bireylerin Beck Depresyon Ölçeği puan ortalamaları 20.4±8.28, prediyabetli bireylerin 17.6±7.55 olarak bulunmuştur (p>0.05). Sonuç olarak, ağırlık döngüsü ve anormal yeme davranışları kardiyometabolik risk ve duygu durumu ile ilişkili olabilir, bu nedenle beslenme danışmanlığı alan Tip 2 diyabetli ve prediyabetli bireylerin anormal yeme davranışları ile ağırlık döngüsü ve duygu durumları sorgulanarak beslenme tedavileri düzenlenebilir ve bireylerin yaşam kaliteleri arttırılarak daha etkili bir tedavi uygulanabilir.