Adnan Menderes University
Discipline

Midwifery

Adnan Menderes University

179

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Erken postpartum dönemde annelerin emzirmeye ilişkin tutum ve başarılarını etkileyen faktörler

Araştırma, erken postpartum dönemdeki annelerin emzirmeye ilişkin tutum ve başarılarını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmaya Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde doğum yapan, taburculukları onaylanmış, emziren, çalışmaya katılmayı kabul eden 573 anne alınmıştır. Araştırma verileri, annelerin tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin yer aldığı soru formu, "Emzirme Gözlem Formu" ve "Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, varyans analizi, t- testi, korelasyon, Crombach Alfa ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma kapsamındaki annelerin yaş ortalaması 26.02±5.39 dir. Annelerin daha çok ilkokul mezunu (%43,5) olduğu ve %86'sının sosyal güvencesinin bulunduğu belirlenmiştir. Annelerin %31,9'u primipar , %28,3'ünün gebeliği plansızdır. Gebelik döneminde %62,8'i doğum sonu dönemde 40,8'i anne sütü ve emzirmeyle ilgili bilgi, 94,1'i doğum öncesi bakım almıştır. Çoklu regresyon analizi sonucu, Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği puanını doğum öncesi bakım alma, gebelikte anne sütü ve emzirmeyle ilgili bilgi almış olma gibi faktörlerin pozitif yönde, gebeliğin plansız olması, dörtten fazla doğum yapmış olma, gebelikte anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgiyi sağlık personeli dışında kaynaktan alma, bebeğine anne sütü dışında besin verme, doğum sonu dönemde anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi almama gibi faktörlerin negatif yönde etkilediği, Emzirme Gözlem Puanını gebelikte anne sütü ve emzirmeyle ilgili bilgi almış olma gibi faktörlerin pozitif yönde, gebeliğin plansız olması, dörtten fazla doğum yapmış olma, gebelikte anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgiyi sağlık personeli dışında kaynaktan alma, bebeğine anne sütü dışında besin verme gibi faktörlerin negatif yönde etkilediği belirlenmiştir. Bu araştırma annelerin emzirme tutum ve başarılarını annenin sosyo-demografik özellikleri, emzirme desteğinin varlığı ve sağlık personeli tarafından verilen emzirme eğitiminin etkilediği sonucu açığa çıkmıştır. Emzirme eğitimlerinin eş ve aile katılımları ve bireysel farklılıklara göre planlanması ile emzirme oranları arttırılabilir.

AnnelerEbelikEmzirme+3
Döndü Kurnaz
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre yenidoğanların ebeveynlerine uygulanan web tabanlı eğitimin bebeğin bakımına yönelik özgüven ve kaygı düzeylerine etkisi

Araştırma, prematüre yenidoğanların ebeveynlerine uygulanan web tabanlı eğitimin bebeğin bakımına yönelik özgüven ve kaygı düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla ön test- son test kontrol gruplu düzende yarı-deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmaya basit randomizasyon yöntemi ile belirlenen çalışma grubuna 87, kontrol grubuna 85 olmak üzere toplam 172 prematüre yenidoğan ebeveyni alınmıştır. Araştırma verileri ebeveynleri ve bebeği tanıtıcı bilgi formu, son test değerlendirme formu, Pharis Özgüven Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışma grubundaki ebeveynlere prematüre bebek ve özellikleri, bebeğin evde yaşamı, ebeveyn-bebek ilişkisi, prematüre bebeğin bakımı, taburculuk sonrası izlemi, sık görülen sağlık sorunları ve acil durumlara ilişkin 3 haftalık eğitim ve danışmanlık programı http://kuvozdehayatvar.com isimli web sitesi üzerinden yürütülmüştür. Kontrol grubundaki ebeveynlerin veri toplama aşaması tamamlandıktan sonra hazırlanan web sitesinden faydalanmaları sağlanmıştır. Çalışmada eğitimin etkinliğini çalışma ve kontrol grupları ile ön test ve son test Pharis Özgüven Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği puanları karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Eğitim öncesi çalışma grubundaki ebeveynlerin Pharis Özgüven Ölçeği puan ortalamaları (çalışma: 39,00±20,0; kontrol: 45,36±12,28; p=0,000) kontrol grubundaki ebeveynlerinkine göre daha düşük olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Web tabanlı eğitim sonrasıda ise çalışma grubundaki ebeveynlerin Pharis Özgüven Ölçeği puan ortalamaları (çalışma: 55,78±8,44; kontrol: 45,91±11,62; p=0,000) kontrol grubundaki ebeveynlerinkine göre daha yüksek olduğu ve bu farklılığın istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır. Çalışma grubundaki ebeveynlerin eğitim öncesi dönemde Beck Anksiyete Ölçeği puan ortalamaları (çalışma: 28,35±11,81; kontrol: 23,11±11,39; p=0,004) kontrol grubundaki ebeveynlerinkine göre daha yüksek özellikte olduğu ve gruplar arası farkın önemli olduğu belirlenmiştir. Web tabanlı eğitim sonrası ise çalışma grubundaki ebeveynlerin Beck Anksiyete Ölçeği puan ortalamaları (çalışma: 12,05±5,76; kontrol: 20,55±7,60; p=0,000) kontrol grubundaki ebeveynlerin puan ortalamalarına göre daha düşük olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır. Çalışmada web tabanlı eğitimin prematüre yenidoğanların ebeveynlerinin bebek bakımına yönelik özgüveni artırma ve kaygı düzeylerini azaltmada etkili olduğu sanucuna varılmıştır. Web tabanlı eğitim yönteminin prematüre yenidoğanların ebeveynlerine yönelik eğitim ve danışmanlık yapan ebe/hemşire ve diğer sağlık çalışanları tarafından kullanılması ve yaygınlaştırılması ile ebeveynlerin özgüven ve kaygı düzeyleri olumlu yönde etkilenerek, prematüre yenidoğanların bakım ve gelişimine katkı sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Prematüre, web tabanlı sağlık eğitimi, internet eğitim programı, internet, aile eğitimi, özgüven, kaygı, ebelik.

Aile eğitimiAnksiyeteBebek bakımı+7
Deniz Batman
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Postpartum erken dönem emzirme başarısı ile postpartum geç dönem emzirme öz yeterlilik ve meme sorunları arasındaki ilişki

Araştırma postpartum erken dönem emzirme başarısı ile postpartum geç dönem emzirme öz-yeterlilik ve meme sorunları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Çalışmaya Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde doğumunu 37 ve üzerinde gestasyonel hafta ile tamamlayan, primipar, emzirme deneyimi olmayan sağlıklı term tek bebeğe sahip olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 200 anne alınmıştır. Araştırma verilerini toplamada anne tanılama formu, postpartum emzirmeye ilişkin soru formu, emzirme başarısını değerlendirmede LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı, Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği, postpartum geç dönem emzirme ve meme sorunları formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 24.96±5.05'dir. Annelerin %29.0'ı lise mezunu olduğu, %69.5'inin çalışmadığı saptanmıştır. Annelerin doğum yaptıkları gestasyonel hafta ortalaması 39.25±1.10 hafta, toplam gebelik sayısı ortalamasının 1.17±0.41, %91.0'ının son gebeliğinin planlı olduğu, %56.0'ının sezaryen ile doğum yaptığı ve %57.0'ının doğumdan hemen sonra yenidoğanı emzirdiği belirlenmiştir. Annelerin emzirmeye yönelik bulgularında; emzirme süresi olarak yenidoğanın istediği sürece, istedikçe/ağladıkça sıklığında, bir sonraki emzirmeye son memeden başlama tercihinde, anne sütü dışında besin vermeme ve emzirme konusunda bilgi alma oranlarında postpartum erken döneme göre postpartum geç dönem olumlu yönde artış saptanmıştır. Annelerin LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı toplam puan ortalaması 6.55±0.86 ve ortanın üzerinde emzirme başarısına sahip oldukları belirlenmiştir. Araştırmada normal vajinal spontan doğum yapan, doğumda anestezi almayan ve postpartum meme sorunu gelişmeyen annelerin emzirme başarısının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Annelerin postpartum geç dönem emzirme öz-yeterlilik ölçek toplam puan ortalaması 59.10±7.21 olarak bulunmuştur. Bu puan üst sınıra (70) yakın olup iyi olarak değerlendirilmiştir. Normal vajinal spontan doğum yapan ve yenidoğanları anne sütü dışında ek besin alan annelerin postpartum geç dönem emzirme öz-yeterliliklerinin daha düşük olduğu belirlenmiştir. Annelerin 1. Gözlem LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği puanları, 2. Gözlem LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği puanları, LATCH Ortalama Gözlem Puanları ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında pozitif yönde kuvvetli bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Emzirme başarısı yüksek olan annelerin öz yeterlilik puanlarının da yüksek olduğu saptanmıştır. Bu araştırma sonuçlarına göre postpartum erken dönem emzirme başarısının yüksek olması meme sorunlarını azaltmakta ve postpartum geç dönem emzirme öz-yeterliliğini artırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Emzirme başarımı, Emzirme Öz-yeterlilik, Meme sorunu, Postpartum dönem

Anne sütüEmzirmeMeme+3
Hanife Kılcı
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum eyleminin ikinci evresinde fundal basınç uygulaması, anne ve bebek sağlığına etkisi

Araştırma Bursa İli'ne bağlı bir araştırma ve uygulama hastanesinde doğum eyleminin ikinci devresinde fundal basınç uygulaması, anne ve bebek sağlığına etkisini incelemek amacı ile analitik-kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmaya Haziran-Ekim 2014 tarihlerinde, olasılıksız örnekleme tekniği ile belirlenen, gebeliğinin 37-42 haftasında olan, çoğul gebeliği bulunmayan, bebeği verteks prezentasyonunda olan, en az ilkokul mezunu, Türkçe konuşup anlayabilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 350 kadın alınmıştır. Araştırma verileri araştırmacı tarafından geliştirilen gebeyi tanıtıcı bilgi formu, doğum eylemi gözlem formu ve Doğum Duygulanım Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, t-testi, ki-kare, Mann Whitney U testi, güvenilirlik ve lojistik regresyon analizleri kullanılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların %30,6'sına fundal basınç uygulandığı gözlenmiştir. Fundal basıncın kadınlara daha çok ön kol ve yumruk kullanılarak uygulandığı, uygulamanın ortalama süresinin 23,82±19,71 sn ve ortalama uygulanma sayısının 4,68±3,54 kez olduğu saptanmıştır. Doğum sonrası, fundal basınç uygulanan kadınların %29,91'i fundal basınç sırasında acı hissettiğini, %28,04'ü bu uygulamanın doğumu kolaylaştırdığını ve yardım ettiğini ifade etmişlerdir. Araştırmanın lojistik regresyon analizi sonuçları doğum eyleminin ikinci devresinin uzunluğu ve epizyotomi uygulanması ile fundal basınç uygulaması arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki olduğunu gösterirken, primipar olma ile fundal basınç uygulaması arasında negatif bir ilişkinin olduğunu göstermiştir. Bu araştırma fundal basıncın bebek sağlığını etkilemediği, ancak anne sağlığına ilişkin bazı olumsuz sonuçlarının olduğunu ortaya koymuştur. Literatürde de bu uygulamanın yapılmaması gerektiği verilerine dayalı olarak, sağlık çalışanlarının fundal basıncın rutin uygulamalar içinde yer almaması gerektiği konusunda bilgilendirilmeleri, sağlık kurumlarının bu konuda uygulama rehberi geliştirmeleri ve kullanmaları ile anne-bebek sağlığının gelişimine katkı sağlanabilir.

AnnelerBasınçBebekler+6
Semra Pınar
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre yenidoğanlarda kanguru bakımının bebeğin büyümesi ve anne-bebek ilişkisine etkisi

Araştırma YYBÜ'de yatan prematüre bebeklerde KB'nin bebeğin boy uzaması, baş çevresi büyümesi, ağırlık alımı, maternal bağlanma ve anne-bebek algısı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla ön test-son test kontrol gruplu düzende, yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmaya gelişigüzel örnekleme yöntemi ile 24 çalışma, 18 kontrol grubu olmak üzere toplam 42 bebek ve anneleri alınmıştır. Araştırma verileri Aralık 2012-Mart 2014 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde toplanmıştır. Verilerin toplanmasında aileyi ve bebeği tanıtıcı bilgi formu, bebek izlem formu, evde ve hastanede KB izlem formu, MBÖ ve YAÖ I-II kullanılmıştır. Çalışma grubundaki annelere KB uygulamasına yönelik eğitim materyali kullanılarak yapılandırılmış eğitim verilmiş ve bir ay süresince günde en az bir saat KB uygulamaları istenmiştir. Eğitimin etkinliği, çalışma ve kontrol grupları arasında yenidoğanların bir ay sonraki boy, baş çevresi ve ağırlık ölçümleri ile annelerinin MBÖ ve YAÖ puanları karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare testi, Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Grupların karşılaştırılması için yapılan analizlerde p<0,05 düzeyindeki değerler anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya alınan bebeklerin anneleri çalışma hakkında bilgilendirilmiş, yazılı olurları alınmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için ilgili hastanenin başhekimliğinden ve etik kuruldan izin alınmıştır. Araştırmaya dâhil edilen çalışma ve kontrol grubundaki prematüre bebek annelerinin yaş, evlilik yaşı, babanın yaşı, obstetrik ve gebeliklerine ilişkin özellikler, yenidoğanların gestasyon yaşı, cinsiyeti, doğum şekli, çoğul gebelik, doğumda müdahale, doğumda sorun yaşama, hastanede yatış tanısı, doğum ağırlığı, doğumda baş çevresi ölçümü, 1 ve 5 dakika APGAR skoru ve beslenme şekli bakımından istatistiksel olarak benzer, aylık gelir ve araştırmaya alınma zamanı yönünden fark olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda, araştırma kapsamındaki çalışma ve kontrol grubundaki yenidoğanların KB öncesi ve sonrasında boy uzunluğu, baş çevresi ve ağırlık ölçüm ortalamalarının istatistiksel olarak benzer özellikte olduğu saptanmıştır (p>0,05, p>0,05, p>0,05). Araştırmaya alınan çalışma ve kontrol grubundaki yenidoğanların annelerinin KB öncesi ve sonrasında MBÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Ayrıca, çalışma ve kontrol grubundaki annelerin yenidoğan bebeklerini aynı oranda olumsuz ve olumlu algıladıkları, algılama durumlarının istatistiksel olarak benzer olduğu saptanmıştır (p>0,05). Sonuç olarak; bu çalışma kapsamındaki prematüre bebeklere uygulanan KB bebeğin büyümesini (boy uzaması, baş çevresi büyümesi ve ağırlık alımını); annelerinin maternal bağlanma ve yenidoğanı algılama durumlarını etkilememiştir. Örneklem sayısının azlığı, randomizasyon yapılmaması ve evde kanguru bakımı uygulamalarının etkin şekilde yapılamaması gibi sınırlılıklar araştırmanın sonucunu etkilemiş olabilir. Bu araştırmanın sınırlılıklarının gözönüne alınarak yeni araştırmaların planlanması önerilir.

Ana-çocuk sağlığıAnne-bebek etkileşimiBağlanma+5
Nermin Peker
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte kilo alımının ailesel ve sosyal özellikler ile ilişkisi

Araştırma gebelikte kilo alımının ailesel ve sosyal özellikler ile ilişkisini belirlemek amacıyla gelişigüzel örnekleme yöntemiyle 37. gebelik haftası ve üzerinde olan 269 gebe kadın ile tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri Haziran 2014- Nisan 2015 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniği ve servisinde toplanmıştır. Verilerin toplanmasında literatüre dayalı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen gebeleri tanıtıcı bilgi formu, Evlilik Uyum Ölçeği (EUÖ) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) kullanılmıştır. Gebeleri tanıtıcı bilgi formu yüz yüze görüşme tekniği ile doldurulmuştur. EUÖ, ÇBASDÖ kendini bildirim ölçeği olduğundan araştırmacı tarafından gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra gebelerin doldurması istenmiştir. Görüşmeler esnasında her gebede aynı araç (Beurer, GS 49_BMI) kullanılarak araştırmacı tarafından boy ve kilo ölçümü yapılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenlerini gebelerin, gebelikleri süresince aldıkları kilo artışı, bağımsız değişkenlerini gebelerin ve eşlerinin, ailesel ve obstetrik özellikleri ile EUÖ ve ÇBASDÖ'den aldıkları puanlar oluşturmuştur. Araştırmanın verileri tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney-U testi, varyans analizi, bağımsız gruplarda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, Kruskal-Wallis testi, korelasyon ve çoklu regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. P<0,05 ve p<0,01 düzeyindeki değerler istatistiksel olarak önemli kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan gebelerin çoğu ilkokul (% 27,9) ve ortaokul (% 29,4) mezunu, en uzun süre Ege Bölgesi'nde yaşayan (% 84,0), sosyal güvencesi olan (% 91,8), herhangi bir işte çalışmayan (% 80,3), resmi nikâhlı (% 98,9), çekirdek ailede yaşayan (% 80,7), orta gelir düzeyine sahip (% 73,8), gebe kalmadan önce herhangi bir sağlık sorunu olmayan (% 82,2), yaş ortalaması 28,86±5,61, evlilik süresi ortancası 6,00±7,00 olan gebelerdir. Araştırma kapsamındaki gebelerin gebelik haftaları ortancaları 38,30±0,80'dir. Gebelerin çoğu şimdiki gebeliğini istemiş (% 81,0), gebelikte herhangi bir sağlık problemi yaşamamıştır (% 72,1). Gebelik öncesi VKİ sınıflarına göre gebelerin çoğu, normal VKİ sınıfında olup (% 46,8), yetersiz kilo (% 36,4) almışlardır ve gebelikleri süresince aldıkları kilo ortancası 11,50±8,55'dir. Yapılan korelasyon analizine göre edilen veriler doğrultusunda, gebelerin gebelik öncesi VKİ'leri arttıkça gebelikte kilo alımının azaldığı saptanmıştır (p<0,01). Çalışan gebelerin gebelik süresince aşırı kilo aldıkları, aylık gelirlerinin arttıkça gebelikte ortalama kilo alımının arttığı, evlilik süresi arttıkça gebelikte kilo alımının azaldığı, şimdiki gebeliğini istemeyen gebelerin isteyenlere göre daha az kilo aldıkları belirlenmiştir (sırasıyla p<0,05, p<0,05, p<0,01, p<0,05). Çalışmaya katılan gebelerin gebelik sayısı, canlı doğum sayısı ve yaşayan çocuk sayısı arttıkça kilo alımının azaldığı bulunmuştur (sırasıyla p<0,01, p<0,01, p<0,01). Araştırma kapsamında stepwise çoklu regresyon analizine göre gebelerin gebelik öncesi VKİ'leri, çalışma durumları, yaş, evlilik süresi, canlı doğum sayısı ve gebelik öncesi kiloları kilo alımını etkilemektedir (sırasıyla p<0,05, p<0,05, p<0,05, p<0,05, p<0,05, p<0,05). Gebelik öncesi VKİ, yaş, evlilik süresi, canlı doğum sayısı ve gebelik öncesi kilo arttıkça gebelikte kilo alımının azaldığı, çalışan gebelerin ise gebelik süresince kilo alımlarının arttığı bulunmuştur.

AileAlgılanan sosyal destekEbelik+5
Ayşe Mete
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan Yoğun Bakım üÜnitesinde bebeği yatan annelerin bakıma katılmalarının kaygı düzeyleri ve bakım sorunlarını çözme becerileri ile ilişkisi

Amaç: Araştırmanın amacı yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde bebeği yatan annelerin bakıma katılmalarıının kaygı düzeyleri ve bakım sorunlarını çözme becerileri ile ilişkisini incelemektir Yöntem: Araştırma, Temmuz 2013 ve Haziran 2015 tarhleri arasında, Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi ve Denizli Devlet Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde bebeği yatan 340 anne ile tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri anneler ve bebekleri ile ilgili Bilgi Formu, Bakıma Katılma Gözlem Formu, Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ve Sorun Çözme Becerileri Değerlendirme Formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, t-testi, varyans, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 27,65±5,64 (aralık: 18-47)'dür. Annelerin %35,6'sının ilkokul mezunu, %73,8'sinin ev hanımı olduğu, %84,1'inin çekirdek ailede yaşadığı ve %7,4'ünün sağlık güvencesinin bulunmadığı görülmüştür. Aannelerin ziyaret saatleri ve bakım saatleri dahil olmak üzere bebeklerini günde ortalama 6,28±2,43 (aralık 1-20) kez gördükleri ve çok sayıda temel bakımlarına katıldıkları belirlenmiştir. Annelerin Durumluluk/Sürekli Kaygı Envanteri Puanları ile Sorun Çözme Süreci Alt Ölçeği, Bebek Bakım Becerileri Alt Ölçeği ve Bakıma Katılma Gözlem Formu puanları arasında negatif, Sorun Çözme Süreci Alt Ölçeği ile Bebek Bakım Becerileri Alt Ölçeği ve Bakıma Katılma Gözlem Formu puanları arasında pozitif ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bu çalışmada yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin bebeklerinin bakımına katılmalarının annelerinin durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerini azalttığı, bebek bakım becerilerini ve bebek bakımına ilişkin problem çözme becerilerini arttırdığı tespit edilmiştir. Annelerin bebeklerinin bakımına katılımlarının artırılması ile anne sağlığı, bebek bakım ve sorun çözme becerileri ile bebeğin büyüme-gelişme ve iyileşme sürecine katkı sağlanabilir. Anahtar kelimeler: Bebek bakımı, ebelik/hemşirelik bakımı, kaygı, problem çözme becerileri, yenidoğan yoğun bakım ünitesi, yüksek riskli yenidoğan

AnksiyeteAnnelerBebek bakımı+6
Emine Çakmak
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi, istismar öyküsü ve posttravmatik stres bozukluğunun incelenmesi

Araştırmanın amacı kadınlarda vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi, istismar öyküsü, cinsel istismar ve posttravmatik stres bozukluğu ve bu durumlar arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma, Temmuz 2014 ve Ağustos 2015 tarihleri arasında, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde yatan 320 kadın ile analitik-kesitsel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri kadınlara ilişkin tanıtıcı, vajinal muayene ve şiddete ilişkin verileri sorgulayan soru formu ve Post-Travmatik Stres Bozukluğu Soru Listesi-Sivil Versiyonu ile toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, t-testi, varyans, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve ki-kare testleri ile analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 26,32±5,98'dir. Çalışmadaki kadınların %76,3'ünün ilkokul mezunu ve %88,1'nin ev hanımı olduğu, %87,5'inin sağlık güvencesinin bulunduğu saptanmıştır. Kadınların vajinal muayene sırasındaki rahatsızlık hissi puan ortalamasının 3,92±3,34 olduğu ve %26,3'ünün vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi yaşadığı belirlenmiştir. Kadınların Posttravmatik Stres Bozukluğu puan ortalamasının 27,82±9,66 olduğu, %64,7'sinin Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşadığı, fiziksel, duygusal ve cinsel şiddete maruz kalmanın Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşamayı artırdığı belirlenmiştir. Kadınların %11,9'unun duygusal ve %7,8'inin fiziksel şiddete maruz kaldığı, %7,8'inin istemediği zamanda eşi tarafından cinsel ilişkiye zorlandığı ve bu kadınların %40,0'ının bu durumu cinsel istismar olarak tanımladıkları bulunmuştur. Çalışmada vajinal muayene sırasında rahatsızlık yaşayan kadınların (% 75,0) yaşamayanlara (%61,0) göre daha fazla oranda Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşadıkları, fakat istismar öyküsünün vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi puanını etkilemediği saptanmıştır. Bu çalışmada vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi yaşayan kadınların daha fazla oranda Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşadıkları, istismar ve cinsel istismar öyküsünün vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi yaşamayı etkilemediği, istismar ve cinsel istismar öyküsünün Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşamayı artırdığı sonuçları elde edilmiştir. Bu sonuçların vajinal muayene sırasında verilen bakıma entegre edilmesi ile kadınların bu deneyimleri daha olumlu duruma dönüştürülebilir ve yaşadıkları travma azaltılabilir. Anahtar Kelimeler: Cinsel istismar, ebelik bakımı, istismar, posttravmatik stres bozukluğu, rahatsızlık, vajinal muayene

Cinsel birleşmeCinsel bozukluklarCinsel suçlar+7
Gizem Güneş
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek riskli gebelerin yaşadığı antepartum semptomların gebelik uyumuna etkisi

Bu araştırmanın amacı, yüksek riskli gebelerin yaşadığı antepartum semptomların gebelik uyumuna etkisini incelemektir. Araştırma Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde Kadın Doğum Polikliniği'nde, Ocak 2013-Eylül 2015 tarihleri arasında, karşılaştırmalı-tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemine yüksek riskli gebe grubuna 64 ve kontrol grubuna 128 gebe olmak üzere toplam 192 gebe dahil edilmiştir. Gebeler polikliniğe başvuran gebeler arasından gelişigüzel yöntem ile seçilmiştir. Araştırmanın verileri "Gebe Tanıtım Formu", "Antepartum Semptom Kontrol Listesi" ve "Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği (PKDÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, X2, t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan yüksek riskli gebelerin yaş ortalaması 28,64±5,41 iken kontrol grubundaki gebelerinki 26,98±5,18 olarak bulunmuş olup yüksek riskli gebelerin yaş ortalaması kontrol grubundaki gebelerin yaş ortalamasından anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Yüksek riskli ve kontrol grupları aile tipi, eğitim, gelir, çalışma, sosyal güvence durumları ile eşin yaşı, eğitimi, çalışma durumu ve obstetrik özellikler bakımından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak grupların benzer olduğu belirlenmiştir. Gebelerin çoğunlukla yaşadığı antepartum fiziksel sorunlar değerlendirildiğinde; yüksek riskli gebeler uyku değişiklikleri, yorgunluk, pelvik/kasık ağrısı, sırt ağrısı, nefes darlığı ve bacaklarda ağrı yaşarken, kontrol grubu gebeler ise uyku değişiklikleri, sırt ağrısı, bacaklarda ağrı, pelvik/kasık ağrısı, yorgunluk ve bulantı sorunlarını yaşamışlardır. Araştırmada yüksek riskli ve kontrol grubu gebelerin antepartum psikolojik sorunları benzer şekilde çoğunlukla sinirlilik, gerginlik ve can sıkıntısı olduğu belirlenmiştir. Yüksek riskli ve kontrol grubundaki gebelerin yaşadığı antepartum semptomlar karşılaştırıldığında, yüksek riskli ve kontrol grubu gebelerin yaşadığı antepartum semptomlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Gebelerin PKDÖ toplam puan ortalaması yüksek riskli gebeler için 139,95±20,30 iken, kontrol grubu için 141,71±24,06 olarak saptanmış olup iki grup için olumlu gebelik uyumu olarak değerlendirilmiştir. Grupların PKDÖ ve alt ölçeklerinden aldıkları puanlar karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir. Yüksek riskli ve kontrol grubundaki gebelerin yaşadıkları antepartum semptomlara göre PKDÖ toplam puan ortalamaları karşılaştırıldığında yüksek riskli gebelerde varis veya yürümede güçlük yaşayan kadınların gebelik uyumları kontrol grubunda bu sorunları yaşayan kadınlardan daha olumlu bulunmuştur. Sonuç olarak yüksek riskli gebeler diğer gebelere benzer antepartum semptomlar yaşamakta ve gebeliğin yüksek riskli olması gebelik uyumunu etkilememektedir. Araştırmada yüksek riskli gebelerin yaşadığı antepartum semptomların gebelik uyumuna etkisinin olmadığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Yüksek riskli gebelik, gebelik, antepartum semtomlar, gebelik uyumu, ebelik bakımı

Belirti ve semptomlarEbelerEbelik+4
Hülya Kamalak
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum sonrası erken dönemde ebeveynlere verilen emzirme eğitiminin bebeklerin ilk altı ay anne sütü alma durumuna etkisi

Araştırmanın amacı, doğum sonrası erken dönemde ebeveynlere verilen emzirme eğitiminin bebeklerin ilk altı ay sadece anne sütü alma durumuna etkisini incelemektir. Araştırma 04.2014- 02.2015 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde, yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmaya eğitim grubuna 60, kontrol grubuna 60 ebeveyn olmak üzere toplam 120 ebeveyn alınmıştır. Veriler "Anneye Yönelik Veri Toplama Formu", "Babaya Yönelik Veri Toplama Formu" ve doğumdan altı ay sonra "Emzirme Süresini Değerlendirme Formu" ile toplanmıştır. Eğitim grubu ebeveynlere anneler taburcu olmadan önce emzirme ve anne sütü konusunda araştırmacı tarafından eğitim verilmiş, kontrol grubu olağan bakıma bırakılmıştır.Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Eğitim ve kontrol grubundaki ebeveynlerin sosyo-demografik, obstetrik özellikleri ve her iki gruptaki ebeveynlerin emzirme ve anne sütü konusunda bilgileri yönünden benzer olduğu saptanmıştır. Eğitim grubundaki annelerin %88,3'ünün, kontrol grubundaki annelerin %86,7'sinin bebeklerini yedinci ayda halen emzirdikleri, eğitim grubundaki annelerin %61,7'sinin, kontrol grubundaki annelerin %60,0'ının bebeklerine ilk altı ayda sadece anne sütü verdikleri ve bebeklerin sadece anne sütü ile ortalama emzirilme süreleri eğitim grubunda 5,25±1,23, kontrol grubunda 5,13±1,30 ay olarak bulunmuştur. Annelerin yedinci ayda hala emzirme durumları, ilk altı ayda sadece anne sütü vermeleri ve ortalama emzirme süreleri arasında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, doğum sonu erken dönemde ebeveynlere verilen anne sütü ve emzirme eğitiminin bebeklerin ilk altı ay sadece anne sütü alma durumunu etkilemediği saptanmıştır. Sağlık personeline yönelik hizmet içi eğitim konularının kapsamının gözden geçirilmesi, anne ve babalara emzirme eğitiminin birlikte verilmesi ve araştırmanın farklı merkezlerde yapılması önerilebilir.

Ana-babaAnne sütüAnneler+6
Canan Yılmaz
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Vajinal doğum sonrası erken dönemde maternal memnuniyet

Araştırma vajinal doğum sonrası erken dönemde maternal memnuniyetin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma T.C Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Birliği Denizli Devlet Hastanesi'nde vajinal doğum yapan ve postpartum birinci günde olan 300 anne ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında "Soru Formu" ve "Normal Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 (Kaysville, Utah, USA) programı kullanılmıştır. Araştırmanın verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların (Ortalama, Standart Sapma, Medyan, Frekans, Oran, Minimum, Maksimum) yanısıra normal dağılım göstermeyen niceliksel verilerin üç ve üzeri grupların karşılaştırmalarında Kruskal Wallis test ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Mann Whitney U testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,01 ve p<0,05 düzeylerinde değerlendirilmiştir. Annelerin Normal Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği Alt boyutları olan Sağlık ekibini algılayışı (9,98±4,66), Doğum eyleminde hemşirelik/ebelik bakımı (4,70±2,44), Rahatlama (8,99±3,57), Kararlara katılım ve bilgilendirme (10,99±5,93), Bebekle tanışma (7,38±3,72), Postpartum bakım (12,95±5,51), Hastane odası (8,53±4,78), Hastane olanakları (6,44±3,63), Mahremiyete saygı (12,15±3,27), Beklentilerin karşılanması (11,15±4,26) alanlarından aldıkları toplam puan ortalamalarına göre, orta düzeyde memnuniyete sahip oldukları belirlenmiştir. Annelerin Normal Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği toplam puanları değerlendirildiğinde ölçeğin kesme noktası olan 150,5'in oldukça altında puan aldıkları saptanmış olup (93,25±25,83), normal doğumda hastaneden aldıkları bakımdan memnuniyet düzeyleri düşük bulunmuştur. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda aile gelirini giderine denk olarak algılayan, gebeliği planlı olan, doğum sancısı nedeni ile hastaneye başvuran, doğumlarında problem yaşamayan, doğumun uzun sürmesini istemeyen, uzun süre aç ve susuz kalan annelerin, normal doğumda hastaneden aldıkları bakımdan memnuniyet düzeyleri düşük bulunmuştur (p<0,05). Annelerin yaşı, eşinin yaşı, gebelik sayısı, canlı doğum sayısı, yaşayan çocuk sayısı, gebelik haftası, hastaneye geldiğinde dilastasyon ve efasman arttıkça doğumda hastaneden aldıkları bakımdan memnuniyet düzeyleri artmıştır (p<0,05). Araştırmada yapılan istatistiksel analizler sonucunda doğumunda oksitosin, lavman, amniyotomi, sürekli EFM, epizyotomi, vakum, fundal basınç uygulanmalarının annelerin doğumda hastaneden aldıkları bakımdan memnuniyet düzeylerini azalttığı saptamıştır (p<0,05). Bu araştırma sonuçlarına göre annelerin vajinal doğum sonrası erken dönemde doğumda hastaneden aldıkları bakımdan memnuniyet düzeyleri düşüktür. Annelerin memnuniyet düzeylerini bazı sosyoekonomik, obstetrik özellikleri ve doğumdaki uygulamalar etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Vajinal doğum, Doğum sonrası erken dönem, Maternal memnuniyet, Ebelik.

DoğumEbelikHasta memnuniyeti+2
Işıl Akçay Yaldır
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte emzirme öz yeterliliğinin doğum sonrası ikinci ayda bebeğin sadece anne sütüyle beslenmesi ile ilişkisi

Bu araştırma gebelikte emzirme öz yeterliliğinin doğum sonrası ikinci ayda bebeğin sadece anne sütüyle beslenmesi ile ilişkisini belirlemek amacıyla analitik-kesitsel olarak yürütüldü. Araştırmanın örneklem hacmi güç analizine göre belirlendi. Buna göre araştırmaya dahil etme kriterlerine göre toplam 312 kadın örneklemi oluşturdu. Verilerin toplanmasında, tanıtıcı bilgi formu, prenatal emzirme öz yeterlilik ölçeği ve postnatal görüşme formu kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatikler, student T testi (t), Mann-Whitney U (WU) testi, Tek Yönlü Varyans analizi (ANOVA) ve Kruskall-Wallis (KW) testleri kullanıldı. Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği'nin Türk kültüründe uygulanması için geçerli ve güvenilir bir ölçek oluğu belirlendi. Kadınların doğumdan sonra bebeğini sadece anne sütü ile besleme süreleri ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında istatiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı. Kadınların eğitim durumu ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında anlamlı fark olduğu, yapılan ileri analizde gruplar arasındaki farkın Üniversite mezunu olanların ilkokul, ortaokul ve lise mezunu olanlara göre Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi. Kadınların çalışma durumu ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında, çalışan kadınların lehine istatiksel açıdan anlamlı fark olduğu belirlendi. Kadınların meslek durumu ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında anlamlı fark olduğu, buna göre serbest meslek sahibi olanların diğer meslek sahibi olanlara göre puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi. Kadınların sosyal güvencesinin olma durumu ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında, sosyal güvencesi olan kadınların lehine istatiksel açıdan anlamlı fark olduğu belirlendi. Emzirme deneyimi olan ve olmayan kadınların Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puan ortalaması arasındaki farkın, emzirme deneyimini olan kadınlar lehine istatiksel açıdan anlamlı olduğu belirlendi. Araştırmaya katılan kadınların; yaş, eğitim durumu, evlilik süresi, maddi durumu, çalışma durumu, sosyal güvenceye sahip olma ve öncesinde emzirme deneyimi olma durumu ve gebelik, doğum ve yaşayan çocuk sayısının bebeğin beslenme şeklini etkilemediği belirlendi. Kadınların doğumdan sonra bebeğini sadece anne sütü ile besleme süreleri ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında istatiksel açıdan anlamlı fark olmadığı belirlendi. Bu araştırmaya göre kadınların prenatal emzirme öz yeterliliğinin, doğum sonrası ikinci ayda bebeğin sadece anne sütü ile beslenmesi ile ilişkisi yoktur. Prenatal emzirme öz yeterliliğin emzirme davranışı ile ilişkili olup olmadığını belirlemek için araştırmalara ihtiyaç vardır.

Anne sütüAnnelerBebek bakımı+6
Esin Uzar Akça
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hiperemezis gravidarumun gebelik uyumu üzerine etkisi

Hiperemezis gravidarum gebelikte sık karşılaşılan ve gebenin fiziksel, psiko-sosyal sağlığını etkilemenin yanında, gebeliğe uyum sorunlarına yol açan bir durumdur. Bu çalışmanın amacı, hiperemezis gravidarumun gebelik uyumu üzerine etkisini incelemektir. Araştırma Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Kadın Doğum Poliklinikleri ve Nisaiye Servisinde, Nisan-Ağustos 2016 tarihleri arasında, Analitik vaka-kontrol tipinde yapılmıştır. Araştırma 42 hiperemezis gravidarum tanısı almış ve 106 kontrol grubu olmak üzere toplam 148 gebe ile yürütülmüş ve bu gebeler gelişigüzel örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Veri toplama aracı olarak; tanıtıcı soru formu ve Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, X2 testi, t-test, Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan vaka ve kontrol grubu gebelerin sosyo-demografik ve obstetrik özellikleri istatistiksel açıdan karşılaştırılmış ve grupların benzer oldukları bulunmuştur. Vaka ve kontrol gruplarında yer alan gebelerin son gebeliğine ilişkin bilgileri karşılaştırıldığında; gebeliğin planlanması, doğacak bebeğin cinsiyet tercihi, cinsiyet tercih sebebi, eş desteği, en çok destek alınan kişi, antenatal bakımına ilişkin bilgi alma durumları arasında istatistiksel anlamlı farkın olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Vaka grubundaki gebelerin gebeliğe bağlı oluşan değişiklikleri kontrol grubundaki gebelere oranla daha kötü algıladıkları saptanmıştır (X2=18,477, p=0,001). Vaka ve kontrol grubundaki gebelerin PKDÖ ve alt ölçeklerinden aldıkları toplam puan ortalamaları karşılaştırıldığında, kendi ve bebeği ile ilgili düşünceleri (p=0,000), gebeliğin kabulü (p=0,000), annelik rolünün kabulü (p=0,001), doğuma hazır oluş (p=0,001), doğum korkusu (p=0,008), kendi annesi ile ilişkisinin durumu (p=0,001), eşi ile ilişkisinin durumu (p=0,012) ve PKDÖ toplam ölçek puanları (p=0,000) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak hiperemezisin gebenin kendi ve gebeliği ile ilgili düşünceleri, gebeliğin kabulü, annelik rolü, doğuma hazır oluşluk, doğum korkusu, kendi annesi ile ilişkisi, eşi ile ilişkisi ve gebelik uyumunu olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca hiperemezisli gebelerin gebeliğe bağlı oluşan değişiklikleri diğer gebelere göre daha kötü algıladıkları söylenebilir.

EbelikGebelikHasta bakımı+2
Damla Kızılca Çakaloz
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Gebelere verilen eğitimin travmatik doğum algısına etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, birinci aşamada Gebelerde E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeğini geliştirmek, ikinci aşamada ise gebelere verilen eğitimin travmatik doğum algısına etkisini belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmanın birinci aşaması metodolojik bir tasarım ile yürütülmüş, ikinci aşaması tanımlayıcı tipte yapılmış üçüncü aşama ise randomize kontrollü çalışma olarak planlanmıştır (NCT06637735). Çalışma Aralık 2023- Aralık 2024 tarihleri arasında gebe kadınlar ile yürütülmüştür. Birinci aşamanın ölçek geliştirme çalışmasında örneklem grubu 285 gebe, ikinci aşamada geliştirilen ölçeğin psikometrik özelliklerinin incelenmesi 565 gebe, üçüncü aşamanın örneklem grubu ise eğitim grubu 32 kontrol grubu 32 gebe olmak üzere toplam 64 gebeden oluşmaktadır. Çalışmanın ikinci aşamasında eğitim grubuna online eğitim verilmiş, kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Verilerin analizi SPSS ve AMOS yazılımları kullanılarak, yüzdelik, ortalama, bağımsız t testi, bağımlı t testi, ANOVA ve Pearson korelasyon analizleri ile yapılmıştır. BULGULAR: Geliştirilen ölçeğin 13 madde ve iki alt boyuttan (bilgiye erişim ve uygulama ve bilgi güvenilirliği ve farkındalık) oluşmaktadır. Ölçekten alınan minimum puan 13, maksimum puan ise 65'tir. Ölçeğin Cronbach alfa iç güvenirlik katsayısı 0.933 olup, alt boyut güvenirlikleri de 0.910-0.894 aralığında güvenilir bulundu. Eğitim grubunun Travmatik Doğum Algısı Ölçeği ön test puanlarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu; buna karşın, kontrol grubunun Travmatik Doğum Algısı Ölçeği son test ve izlem puanlarının eğitim grubuna göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir, anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). SONUÇ: Gebelerde E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, geçerli ve güvenilir bir araç olarak bulunmuştur. Eğitim grubu katılımcılarının grup içi travmatik doğum algısı ölçeği ön test, son test ve izlem puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Eğitim, gebelerin travmatik doğum algısını azaltmada etkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Eğitim, E-Sağlık Okuryazarlığı, Gebelik, Gebe, Travmatik Doğum Algısı

Doğal doğumGebelikVajinal doğum+1
Güleser Ada
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Antenatal dönemdeki podcast dinletilerinin ve gebe okulu eğitimlerinin postpartum dönemde emzirme öz-yeterliliği ve bebek beslenme tutumuna etkisi

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, gebeliğin son trimesterinde podcast ve gebe okulu aracılığıyla verilen emzirme eğitimlerinin postpartum dönemde annelerin emzirme öz yeterliliği ve bebek beslenme tutumlarına etkisini incelemek ve bu iki yöntemin etkililik açısından karşılaştırılmasını yapmaktır. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışma, Ocak–Ağustos 2025 tarihleri arasında Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gebe Polikliniği'ne başvuran gebelerle yürütülmüş, randomize kontrollü bir araştırmadır (NCT07124663). Veriler; Gebe Tanılama Formu, Antenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği (Kısa Form), Bebek Beslenmesi Tutum Ölçeği, Lohusa Tanılama Formu ve Postnatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği (Kısa Form) kullanılarak toplanmıştır. Toplam 90 gebenin verileri analiz edilmiş, istatistiksel değerlendirmeler IBM® SPSS® Statistics 30 ve R programlarıyla gerçekleştirilmiştir. BULGULAR: Podcast aracılığıyla verilen emzirme eğitiminin, annelerin emzirme öz yeterliliği (χ²=23,337; p<0,001; W=0,259) ve bebek beslenme tutumları (χ²=19,902; p<0,001; W=0,221) üzerinde anlamlı etkiler oluşturduğu belirlenmiştir. Gebe okulunda yüz yüze verilen eğitimin ise yalnızca emzirme öz yeterliliği üzerinde etkili olduğu (χ²=18,190; p<0,001; W=0,202), beslenme tutumunu anlamlı düzeyde değiştirmediği saptanmıştır. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamakla birlikte, podcast grubundaki annelerin tüm ölçüm dönemlerinde daha yüksek ortalama puanlara sahip oldukları görülmüştür. SONUÇ: Prenatal eğitimlerin emzirme öz yeterliliğini artırdığı, podcast temelli eğitimin ise erişilebilir ve tekrarlanabilir yapısıyla öğrenmeye esneklik sağladığı görülmüştür. Bulgular, ebe rehberliğinde dijital eğitimlerin, emzirme danışmanlığında etkili bir alternatif olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Bebek beslenme tutumu, Emzirme eğitimi, Emzirme öz yeterliliği, Gebe okulu, Podcasting

Büşra Yolcu
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların annelik estetiğine yönelik tutumu ölçeği: Ölçek geliştirme çalışması

Amaç: Bu çalışma, kadınların annelik estetiğine yönelik tutumu ölçeğini geliştirme amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Metodolojik tipte olan bu çalışma Temmuz 2024- Ağustos 2025 tarihleri arasında Türkiye'de yaşayan 600 kadın ile yürütülmüştür. Veriler tanımlayıcı bilgi formu, Kadınların Annelik Estetiğine Yönelik Tutumu Ölçeği kullanılarak Google form aracılığı ile online olarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 ve AMOS 24.0 programları kullanıldı. Ölçek geçerlik ve güvenirliğinin belirlenmesinde tanımlayıcı istatistikler, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile güvenirlik analizleri yapıldı. Bulgular: Ölçeğin Kaiser-Meyer-Olkin değerinin .969, açıklanan toplam varyansın % 68.751'ini açıkladığı saptandı. Faktör yüklerinin .521-.947 arasında değiştiği saptandı. Cronbach-alpha kat sayılarının kadınların annelik estetiğine yönelik tutumu ölçeğinin tamamı için 0.963, alt boyutlar için 0.88 ile 0.96 arasında değiştiği saptandı. Sonuç: Kadınların Annelik Estetiğine Yönelik Tutumunu ölçmek için geliştirilen bu araştırma sonucunda; Ölçeğin 2 alt boyut ve 20 maddeden oluşan ülkemizde geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi.

Mürüvvet Emrem
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda siberkondri, dismenore ve psikolojik iyi oluş ilişkisinin incelenmesi

AMAÇ: Bu çalışma, kadınlarda siberkondri, dismenore ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. YÖNTEM: Tanımlayıcı-kesitsel tipte olan bu çalışma Temmuz 2024-Haziran 2025 tarihleri arasında Türkiye'de yaşayan 777 kadın ile yürütülmüştür. Çalışmanın analizinde R programlama dili 4.1.3, G*Power 3.1 ve SPSS-22 programı kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmamızda hiyerarşik regresyon analiziyle kurulan modelin anlamlı ve kullanılabilir olduğu saptanmıştır (F(2,774)= 41.175, p=0.001). Dismenore düzeyi ve siberkondri düzeyleri birlikte "Psikolojik iyi oluş" düzeyindeki toplam varyansın %9.6'sının (R2=0,096) açıklamaktadır. Katılımcıların dismenore düzeyindeki artışın (t=-6.519, p< 0.001), siberkondri düzeyindeki artışın (t=-5.205, p< 0.001) "Psikolojik iyi oluş" düzeyinde istatistiksel olarak düşüşe neden olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamızda makine öğrenmesi yaklaşımıyla yapılan analizde shapley değerlerine göre en önemli değişkenin dismenore olduğu belirlenmiştir. SONUÇ: Kadınlarda dismenore ve siberkondri düzeyi arttıkça psikolojik iyi oluş düzeyi azalmaktadır. Dismenore ve siberkondrinin psikolojik iyi oluşa etkilerine yönelik longitudinal çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, Siberkondri, Dismenore, Psikolojik İyi Oluş, Sağlık Anksiyetesi

Ebelik
Kübra Kaplan
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Menopoz dönemdeki kadınlarda eş desteğinin menopoza yönelik semptom ve tutumları üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Menopoz kadın yaşamındaki etkileri nedeniyle önemli dönemlerden biridir. Bu araştırmanın amacı menopoz dönemindeki kadınlarda eş desteğinin menopoza yönelik semptom ve tutumları üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Analitik ve kesitsel tipteki bu çalışma 01 Aralık 2024-30 Haziran 2025 tarihleri arasında Yenikent Devlet Hastanesine başvuran 384 menopoz dönemindeki kadın ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında 'Kadın Tanıtım Formu', 'Menopoz Eş Desteği Ölçeği', 'Menopoz Semptomlarını Değerlendirme Ölçeği', 'Menopoza İlişkin Tutum Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 25,0 kullanılmıştır. Normal dağılıma sahip verilerde iki bağımsız grup için bağımsız gruplarda t testi, ikiden fazla grup için tek yönlü varyans analizi uygulanmış ve Bonferroni testi ile grup farkları incelenmiştir. Pearson korelasyon ve basit doğrusal regresyon kullanılarak numerik değişkenler arasındaki ilişki ve bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki etkisi test edilmiştir. Anlamlılık p<0,05 olarak belirlenmiştir. Kadınların menopoza girme yaşının 46,55±5,04 olduğu belirlenmiştir. Menopoz semptomlarının orta şiddette, Menopoza İlişkin Tutum olumlu olduğu bulundu. Menopoz eş desteği ölçeği ile somatik, psikolojik, ürogenital şikâyetler ile menopoz semptomları arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü ve menopoza ilişkin tutum ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişki olduğu bulundu (p<0,05). Menopoz eş desteği artıkça menopoz semptomlarının azaldığı, menopoza ilişkin tutumun ise arttığı saptandı. Kadınlara destek sağlamanın ilk adımı eşlerin menopoz ve yönetimi hakkında yeterli bilgilendirilme sağlanması önerilmektedir.

Tuğba Karabiber
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Acile başvuran gebelerde eş desteği algısının stres düzeyine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırma acile başvuran gebelerde eş desteği algısının stres düzeyine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı.GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılan çalışmamıza 01.01.2025-30.03.2025 tarihleri aralığında Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi'nde Kadın Doğum Acile direkt başvuru yapan 334 gebe dahil edilmiştir. Verilerin toplanma aşamasında araştırmaya, kriterlere uyan, gönüllü olur formunu imzalayan gebeler alınmıştır. Verileri toplamak için sosyodemografik ve obstetrik özellikleri içeren Tanıtıcı Bilgi Formu, Gebelik Stresi Değerlendirme Ölçeği (GSDÖ), Gebelerde Eş Desteği Algısı Ölçeği (GEDAÖ) kullanılmıştır. Verilerin yorumlanmasında t testi, Welch's ANOVA, One Way ANOVA, Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir.BULGULAR: Bu araştırmaya dahil edilen gebelerin ortalama yaşı 28,43±5.08 ve %42,2'si lise mezunudur. Çalışmada GSDÖ toplam puan ortalaması 32,83±23,07, GEDAÖ puan puanlarının ortalaması 70,54±9,97 olarak bulunmuştur. GEDÖ maddi destek alt boyut puanının gebelikte stres düzeyini negatif yönde etkileyen ve azaltan bir faktör olduğu, eğitim durumu açısından üniversite mezunu olmanın, yaşanılan yer açısından ilde yaşamanın ve gebelik trimester dönemi açısından birinci trimesterda olmanın gebelikte stres düzeyini pozitif yönde etkileyen, artıran faktörler olduğu belirlenmiştir.SONUÇ: Araştırma sonucunda eş desteği algısı yüksek olan gebelerin stres düzeylerinin daha düşük olma eğiliminde olduğu bulundu. İlk trimester döneminde olan, ilde yaşayan ve üniversite mezunu gebelerin acile başvurularında sosyal desteğin sorgulanması ve stres seviyelerinin belirlenmesi, sosyal politikalar çerçevesinde sağlanan finansal destek ve ekonomik yardım programları arttırılması önerilebilir.Anahtar Kelimeler: Acil servis, gebelik, stres, sosyal destek, eş desteği

Nefise Bertan
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ebelerin yapay zeka kullanımına yönelik tutumları ile iş tatminleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Son zamanlarda sağlık sektöründe önemli gelişmelere sebep olan yapay zekâ, sağlık profesyonellerinin iş tatminini etkileyebilme potansiyeline sahiptir. Yapay zekânın sağlık bakım hizmetlerine entegre edilebilmesi, benimsenmesi ve uygulamanın yaygınlaştırılması için öncelikle sağlık profesyonellerinin yapay zekâ kullanımına yönelik tutumlarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışma kapsamında öncelikle sağlık profesyonellerinin yapay zekâ kullanımına yönelik tutum ölçeğinin geliştirilmesi sonrasında ebelerin yapay zekâ kullanımına yönelik tutumları ile iş tatminleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma Metodolojik ve tanımlayıcı olarak iki aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. Birinci aşama Nisan-Haziran 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş olup farklı uzmanlık alanlarına sahip toplam 443 sağlık profesyonelinden veri toplanmıştır. İkinci aşama ise Haziran-Kasım 2024 tarihleri arasında Demografik Bilgi Formu, Sağlık Profesyonellerinin Yapay Zekâ Kullanımına Yönelik Tutum Ölçeği ve Minnesota İş Tatmini Ölçeği kullanılarak toplam 804 ebeden veri toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 yazılımı kullanılmıştır. BULGULAR: Sağlık profesyonellerinin yapay zekâ kullanımına yönelik tutum ölçeği geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. 15 madde ve 3 alt boyuttan oluşan ölçeğin toplam güvenirlik katsayısı 0,931 hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan ebelerin yaş ortalamasının 32,58±8,39'dur. Ebelerin iş tatmini ölçeği puan ortalamaları 3,19±0,68, yapay zekâ kullanımına yönelik tutum ölçeği puan ortalamaları ise 3,68±0,65'tir. Ebelerin iş tatmin düzeyleri ile yapay zekâ kullanımına yönelik tutum düzeyleri arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,109, p=0,002). SONUÇ: Geliştirilen ölçek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Yapay zekâ kullanımına yönelik tutum düzeyi arttıkça iş tatmininin arttığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Ebelik, İş Tatmini, Yapay Zekâ, Tutum, Ölçek Geliştirme

Nazlı Ünlü Bıdık
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kas içi enjeksiyon uygulanan 4-6 yaş çocuklarda Helfer tekniği ve shotblocker uygulamasının ağrı, korku ve anksiyete üzerine etkisi: Randomize kontrollü bir çalışma

AMAÇ: Bu araştırma 4-6 yaş çocuklara Helfer Skin Tap Tekniği, ShotBlocker ve standart teknik ile uygulanan intramüsküler enjeksiyonun ağrı, korku, anksiyete ve memnuniyet üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma, randomize kontrollü olup Nisan–Ağustos 2025 tarihleri arasında bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Çocuk Acil Kliniğinde enjeksiyon yapılan 120 çocuk üzerinde yürütülmüştür. Veriler Soru Formu, Wong-Baker Yüz İfadelerini Derecelendirme Ölçeği, Çocuk Korku Ölçeği, Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluluk araçları ile toplanmıştır. Korku, Anksiyete ve Ağrı ölçekleri IM uygulamadan önce, işlem sırasında ve işlemden beş dakika sonra araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Enjeksiyondan beş dakika sonra memnuniyet düzeyi değerlendirilmiştir. Veriler IBM SPSS Statistics 26 programına aktarılıp analiz edilmiştir. Anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. BULGULAR Grupların sosyodemografik özellikleri homojendir. WB-YİDÖ ağrı puanı, çocuk korkusu, çocuk anksiyetesi ve memnuniyet puanlarında gruplar arasında anlamlı fark vardır (p<0,05). İşlem sırası ve sonrasında kontrol grubunda ağrı puanı en yüksektir; ayrıca HSTT grubunda ağrı shotblocker grubundan daha yüksektir. Çocuk korkusu ve anksiyetesi de hem işlem sırasında hem sonrasında kontrol grubunda diğer gruplardan daha yüksektir; HSTT grubunun korku ve anksiyete düzeyi shotblocker grubuna göre daha yüksektir. Memnuniyet düzeyi müdahale gruplarında kontrol grubundan daha yüksek olup, en yüksek memnuniyet shotblocker grubunda görülmüştür. SONUÇ: HSTT ve ShotBlocker tekniklerinin, kontrol grubuna kıyasla çocukların ağrı, korku ve anksiyete düzeylerini anlamlı şekilde azalttığı, ShotBlocker'ın, HSTT'den daha etkili olduğu görülmüştür. Katılımcı memnuniyetinde ise her iki müdahale grubunun kontrol grubundan daha yüksek memnuniyet bildirdiği, en yüksek memnuniyetin ShotBlocker grubunda olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Ağrı, Çocuk, Helfer Skin Tap Tekniği, İntramüsküler enjeksiyon, ShotBlocker

Nalan Yalçınkaya Sezer
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Travay sürecinde duş almanın algılanan doğum ağrısı, ebeveynlik davranışı ve doğum hafızasına etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma travayda gebelere uygulanan ılık duş uygulamasının kadınların ağrı düzeyleri, doğum sonrası ebeveynlik davranışı ve doğum hafızasına olan etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. GEREÇ YÖNTEM: Deneysel randomize kontrollü olan çalışmamız 1 Ağustos 2022 – 31 Aralık 2022 tarihleri arasında bir devlet hastanesinde doğumhaneye başvuran 41 deney ve 40 kontrol grubunda yer alan toplam 81 primipar gebeyle yapıldı. Çalışmamızda tanıtıcı anket formu, doğum eylemine ilişkin izlem formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranış Ölçeği ile Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği kullanıldı. Deney grubundaki gebelere aktif faz ve geçiş fazında ılık duş uygulaması yapıldı. Kontrol grubundaki gebelere ise standart bakım verildi. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzdelik, ki kare, bağımsız gruplarda t testi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi. BULGULAR: Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 25,36±4,4 ve %39,5'i lise mezunudur. Gruplar arasında sosyodemografik özellikler, travay sürecinde yapılan uygulama ve ilaçlar açısından benzerlik bulundu. İki grubun da uygulama öncesindeki ağrı puanları benzerlik gösterirken deney grubunun her iki uygulama sonrasındaki ağrı puanı kontrol grubuna kıyasla daha düşüktü. Gebelerin doğum sonu ebeveynlik davranış ölçeğinden aldıkları puanlar gruplara göre farklılık göstermezken doğum hafızası ve hatırlama ölçeğinden aldıkları puanlar duygusal hafıza ve istemsiz hatırlama alt boyutunda kontrol grubunda, duyusal hafıza alt boyutunda ise deney grubunda daha yüksek bulundu. SONUÇ: Travayda uygulanan ılık duş uygulamasının algılanan doğum ağrısını azalttığı ve doğum hafızası üzerinde olumlu etkisinin olduğu, doğum sonrası ebeveynlik davranışı üzerinde ise etkisinin olmadığı saptandı. Doğumda ılık duş uygulamasının kontrendikasyonu bulunmayan tüm gebelerde uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğum Ağrısı, Doğum Hafızası, Ebelik, Ebeveynlik Davranışı, Ilık Duş

Ana-babaDeneyimDoğum+4
Vildan Kulaç
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Servikal yetmezlik sürecinde çiftlerin yaşadıkları deneyimler üzerine nitel bir araştırma

GİRİŞ VE AMAÇ: Preterm eylem neonatal mortalite ve morbiditeye neden olan en önemli faktörlerden biridir. Preterm eyleme sebep olan ve en sık görülen semptomlardan biri olan servikal yetmezliğin önüne geçebilmek için uygulanan serklaj ve pesser gebenin yatak istirahati ve hospitalizasyona maruz kalmasına neden olur. Gebe ve eşi süreç boyunca birbirinden uzak kalabilir, psikolojik açıdan yıpranabilirler. Bu çalışmanın amacı ise servikal yetmezlik tanısı alan çiftlerin bu süreçteki deneyimlerini saptamaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Niteliksel tipteki bu araştırma Ekim 2022 – Ocak 2023 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 25. gebelik haftası altında servikal yetmezlik tanısı ile pesser takılan ve/veya serklaj uygulanmış, 18 yaş üzeri 14 gebe ve eş oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında gebeler için ayrı eş için ayrı "Kişisel Bilgi Formu'' ve "Yarı Yapılandırılmış Soru Formu'' kullanılmıştır. Görüşmeler ses kaydına alındı, kelimesi kelimesine yazıya döküldü ve tematik olarak analiz edildi. BULGULAR: Yapılan içerik analizi sonucunda "sürecin etkileri", "tanıya tepki", "sürecin zorlukları" ve "baş etme ve destek mekanizmaları" olmak üzere 4 tema ortaya çıkmıştır. Gebeler ve eşleri bu süreçte birçok sorun yaşadıklarını, yaşam davranışlarında değişiklik olduğunu, gebeliğe yönelik araştırma yaptıklarını, birçok duyguyu hissettiklerini, keşkelerini, sürecin günlük hayata, annelik ve babalık duygusuna, gelecek planına yönelik etkilerini, zorlandıkları ve güç aldıkları konuları, baş etme yöntemlerini ifade etmişlerdir. SONUÇ: Yapılan görüşmeler sonucunda katılımcıların servikal yetmezlik tanısı hakkında bilgi eksikliğinin olduğu ve bu durumun süreçte korku ve endişeye neden olduğu kanısına varılmıştır. Gebe ve eşlerindeki psikolojik yıpranmayı azaltmak için katılımcıların desteklenmesi ve tanı, tedavi süreci hakkında bilgi verilmesiönerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Servikal Yetmezlik, Gebelik, Eşler, Serklaj, Pesser, Preterm Doğum, Ebelik, Yatak İstirahati.

DoğumDoğum-prematürEbelik+3
Şüheda Girgin
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Riskli gebelerde eş tarafından algılanan desteğin prenatal bağlanmaya etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bağlanma, prenatal dönemde anne ve bebek arasında oluşan olumlu koşulların sürekliliği ile hayat boyu etkileri devam eden ve devamlılığı olan kavramdır. Riskli gebeler daha fazla strese maruz kalır ve psikolojik yönden olumsuz etkilenir böylece gebelik sürecine uyumu zorlaşır. Gebelikte yeterli eş desteği alan gebelerin prenatal stres seviyesi düşük olduğu bilinmektedir. Bu çalışma, riskli gebelerde eş tarafından algılanan desteğin prenatal bağlanmaya etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Analitik tipteki bu çalışma Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hizmet Binası Perinatoloji Servisinde riskli gebelik tanısıyla yatışı yapılan 288 kadın ile 1 Ağustos- 30 Ekim 2023 tarihler arasında yapılmıştır. Verilerin toplanmasında "Gebe Tanıtım Formu", "Gebelikte Eş Desteği Algısı Ölçeği (GEDAÖ)" ve "Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.0 paket programı, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. BULGULAR: Prenatal bağlanma envanteri ile, bilişsel destek alt boyutu arasında pozitif yönde orta düzey korelasyon (rs: 0,397, p=0,000), duygusal ve maddi destek alt boyutları ve gebelikte eş desteği algısı ölçek toplam puan ortalaması arasında pozitif yönde orta düzeyde korelasyon olduğu bulundu (rs: 0,432, p=0,000; rs: 0,445, p=0,000; rs: 0,476, p=0,000). SONUÇ: GEDAÖ ve PBE puanı arasında anlamlı pozitif yönde bir ilişki olduğu görülmüştür. Eğitim düzeyi yüksek olan, eş desteği alabilen ve ekonomik düzeyi iyi olan 24-29 yaş grubundaki riskli gebelerde prenatal bağlanma daha yüksek bulunmuştur. Eşlerin gebelere destek olmasıyla prenatal bağlanma arasında pozitif bir bağlantı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: destek, ebelik, eş desteği, prenatal bağlanma, riskli gebelik

Ebru Kaya Bayıroğlu
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Genital estetik ameliyatının kadınlarda beden imajı algısı ve cinsel fonksiyona etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma genital estetik ameliyatlarının kadınlardaki beden imajı algısı ve cinsel fonksiyona olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı-prospektif tipteki bu araştırma 1 Kasım 2022–30 Temmuz 2023 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesinde jinekoloji servisine başvuran 50 kadınla yürütülmüştür. Ameliyat öncesi kadınlara sosyo-demografık ve tanımlayıcı özellikler anket formu, beden imajı algısı ölçeği ve kadın cinsel işlev ölçeği doldurulmuştur. İletişim bilgileri alınan hasta ameliyatından 2 ay sonra tekrar aranarak beden imajı algısı ölçeği ve kadın cinsel işlev ölçeği soru cevap şeklinde uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans analizi, t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Genital estetik ameliyatı sonrası beden algısı düzeyi ameliyat öncesi beden algısından anlamlı derecede daha yüksek olduğu, ameliyat sonrasında cinsel işlev genel düzeyi, istek, uyarılma, orgazm ve memnuniyet düzeyinin anlamlı düzeyde arttığı görülmüştür. Kadınların ameliyat sonrası cinsel işlev ölçeğinin yaş gruplarına göre değişimi incelendiğinde istek alt boyutu için 22-30 yaş grubunun istek ve uyarılma düzeyi 40 yaş ve üzeri grubundan anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur. Cinsel işlev ölçeğinin eğitim durumuna göre değişimi incelendiğinde ilköğretim mezunlarının istek düzeyleri lise ve üniversite mezunlardan anlamlı derecede daha düşük, ilköğretim mezunlarının uyarılma düzeylerinin ise üniversite mezunlardan anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. SONUÇ: Kadın genital estetik ameliyatının kadınlarda beden algısını iyileştirdiği ve cinsel fonksiyonu arttırdığı saptanmıştır. Kadın genital estetik ameliyatı arayışı ile beden imajı ve kadın cinsel işlevselliği arasında bir ilişki olduğu için bu faktörlerin iyileştirilmesi, gereksiz kadın genital estetik ameliyatlarının azalmasına sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: beden imajı, cinsel işlev, ebelik, genital estetik, kozmetik cerrahi

Cerrahi-kadın doğumDişi genitaller
Sinem Gizem Çaltekin
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Erken doğum tehdidi tanısı almış gebelerde müzik dinletisinin risk algısı ve uyku kalitesine etkisi

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma erken doğum tehdidi tanısı nedeniyle hastanede yatan gebelerde müzik dinletisinin risk algısı ve uyku kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. GEREÇ YÖNTEM: Deneysel randomize kontrollü olan çalışmamız 01 Kasım 2022 – 30 Kasım 2023 tarihleri arasında bir eğitim ve araştırma hastanesinde perinatoloji servisine yatışı yapılan 40 deney ve 40 kontrol grubunda yer alan toplam 80 erken doğum tehdidi tanısı alan gebeyle yapıldı. Çalışmamızda tanıtıcı bilgi formu, Gebelikte Risk Algısı Ölçeği (GRAÖ) ve Richard Campbell Uyku Kalitesi Ölçeği (RCUÖ) kullanıldı. Kontrol grubuna alınan gebelere ilk gün GRAÖ ve üç gün boyunca her sabah RCUÖ 3. Gün GRAÖ ile birlikte ayrıca RCUÖ yeniden dolduruldu. Kontrol grubunda bulunan gebelere servisin rutin bakımı dışında herhangi bir girişimde bulunulmadı. Deney grubunda bulunan gebelere ise 3 gün boyunca her akşam 22:00-24:00 saatleri arasında uyumadan önce 20 dakika doğa sesleri, klasik müzik, dua, ninni, makamlı müzik seçenekleri arasından kendi seçeceği bir müzik dinletildi. Deney grubuna alınan gebelere ilk gün GRAÖ ve üç gün boyunca her sabah RCUÖ, 3. Gün RCUÖ ile birlikte ayrıca GRAÖ yeniden dolduruldu. Verilerin değerlendirilmesinde kategorik değişkenler için frekans dağılımları, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Ölçümler bakımından zamana göre farklılıkların incelenmesinde tekrarlı ölçümler varyans analizinden ve bağımlı örneklem t testinden, gruplar arasındaki farklılıkların incelenmesinde Ki kare testi ve bağımsız örneklem t testinden yararlanıldı. Anlamlılık p<0,05 kabul edildi. BULGULAR: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalamaları deney grubunda 30,13±4,86, kontrol grubunda 28,98±5,78, gebelerin %40'ı lise mezunu ve %70'i herhangi bir işte çalışmıyordur. Sosyodemografik özellikler bakımından gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmadı. Obstetrik özellikler bakımından gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmazken kontrol grubunda gebelik ve küretaj sayısı deney grubuna göre daha yüksek bulundu. Maternal vital ölçümlerde anlamlı farklılıklar bulunmazken fetal kalp atım ölçümleri deney grubunda günler ilerledikçe anlamlı derecede artış gösterdi. Richard Campbell Uyku Ölçeği puanları bakımından gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Deney grubunda RCUÖ puanları 2. günde anlamlı artış gösterdi. Gebelikte Risk Algısı Ölçeği puanları ve alt boyut puanlarında gruplar arası anlamlı farklılıklar bulunmazken kontrol grubunda gebelikte risk algısı ölçek ve alt boyut puanları günler ilerledikçe anlamlı derecede artış gösterdi. SONUÇ: Erken doğum tehdidi tanısı almış gebelerde müzik dinletisinin fetal kalp atımını yükseltmekte etkisi olduğu, maternal vital bulgularda herhangi bir değişikliğe neden olmadığı, uyku kalitesini etkilemediği ancak algılanan riskin müzik dinlemeyen gebelerde günler ilerledikçe arttığı tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Erken doğum tehdidi, müzik dinletisi, risk algısı, uyku kalitesi.

Şükran Şanlı Taş
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki ebelerde mesleki aidiyet düzeyinin merhamet yorgunluğu ve sabır davranışı ile ilişkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Ebelikte merhamet ve sabır, mesleği iyi yapmak için çok önemli iki kavramdır. Ebenin karşısında acı çeken, yardıma ihtiyaç duyan kadına karşı merhamet duyup, sabırlı olması bir ebenin sahip olması gereken özelliklerden biridir. Bu iki kavramda mesleki aidiyetle doğrudan ilişkilidir. Mesleki aidiyeti olan bir ebe mesleğin gerektirdiği özelliklere sahiptir. Bu çalışma ülkemizdeki ebelerin mesleki aidiyetlerinin merhamet yorgunluğu ve sabır davranışı ile ilişkisini araştırmayı amaçlamaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı kesitsel tipteki bu araştırma 1 Ocak – 15 Kasım 2023 tarihleri arasında online anket formu ile Türkiye'de çalışan ebeler ile yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini basit rastgele seçim kullanarak Türkiye'de çalışan, araştırmayı kabul eden ve araştırmaya kabul edilme kriterlerine uyan 508 ebe oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Ebe Tanıtım Formu", "Ebelik Aidiyet Ölçeği (EAÖ)", "Merhamet Yorgunluğu Kısa Ölçeği (MYKÖ)", "Sabır Ölçeği (SÖ)" kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya katılan ebelerin %63,4'ünün 26-35 yaş aralığında, %52 sinin bekar, %87,8'inin lisans mezunu olduğu, %38,4'ünün doğumhanede çalıştığı, %60,2'sinin meslekte 1-5 yıl arasında olduğu, %81,1'inin vardiya usulü çalıştığı, %81,5'inin derneğe üye olmadığı, %80,1'inin devlet hastanesinde çalıştığı, %93,7'si aldığı maaştan memnun olmadığı bulunmuştur. Ebelerin Mesleki Aidiyet Ölçeği 'nin Merhamet Yorgunluğu Ölçeği geneli ile düşük düzeyde negatif yönlü, sabır ölçeği ile orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı ilişkisi bulunmuştur. Merhamet Yorgunluğu Ölçeği'nin Sabır Ölçeği ile düşük düzeyde negatif yönlü ilişkisi bulunmuştur. SONUÇ: Çalışmada ebelerin mesleki aidiyeti arttıkça merhamet yorgunluğunun azaldığı ve sabır davranışının arttığı saptandı. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında ebelerin mesleki aidiyet düzeyinin merhamet yorgunluğu ve sabır davranışı ile ilgili daha çok araştırma yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Aidiyet, ebelik, merhamet yorgunluğu, mesleki aidiyet, sabır davranışı

Tuğçe Tan
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Postpartum dönemdeki annelere tele-ebelik yoluyla verilen roy adaptasyon model temelli eğitimin postpartum fiziksel semptom şiddetine ve depresyon düzeyine etkisi

Amaç: Postpartum dönemdeki annelere tele-ebelik yoluyla verilen Roy adaptasyon model temelli eğitimin postpartum fiziksel semptom şiddetine ve depresyon düzeyine etkisini belirlemektir. Yöntem: Deneysel tipte randomize kontrollü olan çalışmanın örneklemini postpartum 4./6. hafta arasında olan 35 eğitim ve 35 kontrol grubunda toplam 70 kadın oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; kişisel bilgi formu, postpartum fiziksel semptom şiddeti ölçeği (PFSŞÖ) ve Edinburgh postpartum depresyon ölçeği (EPDÖ) kullanılarak toplandı. Eğitim grubuna Roy adaptasyon modeli (RAM) doğrultusunda hazırlanan 4 hafta 8 oturumdan oluşan eğitim verildi. Eğitimler tele ebelik kapsamında eğitim kitapçığı gönderilmesi, hatırlatıcı mesajların atılması, telefon aracılığıyla eğitim konularının anlatılması şeklinde verildi. Bulgular: Gruplar arasında ön test PFSŞÖ ve EPDÖ puan ortalamalrı arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Eğitim sonrası PFSŞÖ puan ortalamaları birinci ölçüm ve ikinci ölçüm sonuçları eğitim grubunda anlamlı olarak daha düşük saptandı (p<0,05). EPDÖ puan ortalamaları birinci ölçüm ve ikinci ölçüm sonuçları eğitim grubunda anlamlı olarak daha düşük saptandı (p<0,05). Sonuç: Çalışmanın sonucuna göre tele-ebelik yoluyla verilen RAM temelli eğitimin postpartum fiziksel semptom şiddetini ve depresyon düzeylerini azaltmada etkili olduğu saptandı (p<0,05). Bu yöntem ile verilen eğitimin doğum sonu dönemde anne de görülebilecek sağlık sorunlarını ve komplikasyonları önlemek için etkili bir yaklaşım olabileceği ve annenin sağlığını yükseltmede kullanılabilecek bir eğitim modeli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Postpartum dönem; Tele-ebelik; Roy adaptasyon modeli; Postpartum Fiziksel Semptom Şiddeti; Depresyon

Ayşe Gül Karababa
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sezaryen doğumun ve epizyotomi uygulamasının cinsel yaşam ve postparum depresyon üzerine etkisi

Bu çalışma sezaryen doğumun ve epizyotomi uygulamasının cinsel yaşam ve postpartum depresyon üzerine etkisini incelemek amacı ile tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini ilk doğumunu yapan, postpartum 2-6 ay arasında olan, sezaryen doğum 92, epizyotomili vajinal doğum 92 ve vajinal doğum yapan grupta 92 olmak üzere toplam 276 kadından oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Katılımcı Bilgi Formu, Kadın Cinsel Fonksiyon Ölçeği-6 ve Edinburg Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışma verilerinin normal dağılım gösterdiği saptanmış, analizler için parametrik testler kullanılmıştır. Kadın Cinsel Fonksiyon Ölçeği-6 toplam puan ortalamaları epizyotomili vajinal doğum yapan kadınlarda 16,12±3,51, sezaryen doğum yapan kadınlarda 18,62±4,01, vajinal doğum yapan kadınlarda 21,10±3,35'tir. Gruplar arasında Kadın Cinsel Fonksiyon Ölçeği-6 toplam puanı vajinal doğum yapan kadınlarda istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,000). Edinburg Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği toplam puan ortalamaları vajinal doğum yapan kadınlarda 7,21±4,28, sezaryen doğum yapan kadınlarda 11,46±4,52, epizyotomili vajinal doğum yapan kadınlarda 12,97±3,88'dir. Vajinal doğum yapan kadınların Edinburg Doğum Sonu Depresyon Ölçeği puan ortalamasının diğer iki gruba göre istatistiksel anlamlı olarak daha düşük olduğu saptanmıştır (F=45,906, p=0,001). Bu çalışmada doğum şekillerinin postpartum dönemde cinsel yaşam ve postpartum depresyon üzerinde etkili olduğu saptanmıştır. Ebe liderliğindeki bakım modelleri kapsamında doğum şekilleri planlanırken doğum sonrası dönemde cinsel işlev ve postpartum depresyonu etkileme potansiyeli hakkında kadınlara eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Cinsel yaşam; Doğum şekilleri; Epizyotomi; Postpartum depresyon; Sezaryen doğum.

Büşra Korkmaz Yapıcı
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre bebeklerde orogastrik tüp yerleştirme işlemi sırasında oluşan ağrıyı azaltmada baba ile uygulanan kanguru bakımının etkisi

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan prematüre bebeklerin baba ile kanguru bakımının ağrı algısına etkisini test etmek amacıyla gerçekleştirilen bu araştırma, randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi yenidoğan yoğun bakım servisine başvurmuş olan 80 preterm bebek ve babadan 6 Nisan 2024 ve 10 Haziran 2024 tarihleri arasında araştırmacı tarafından elde edilmiştir. Girişim grubundaki yenidoğanlara 30 dakikalık baba ile kanguru bakımı sonrası tüm aşamaları babanın kucağında olacak şekilde işlem öncesi, sırası ve sonrası ağrısı ölçüldü. Kontrol grubundaki yenidoğanlarda ise küvözünde işlem öncesi, sırası ve sonrası ağrısı ölçüldü ve kaydedildi. Baba ve Prematüre Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Prematüre Yenidoğan Takip Formu ve Prematüre Bebek Ağrı Profilinden elde edilen verilerin analizi sonucunda; girişim ve kontrol gruplarına göre incelendiğinde; prematüre yenidoğanların fizyolojik parametrelerinin girişim ve kontrol grupları arasında orogastrik tüp (OGT) yerleştirme sırası ve sonrası oksijen doygunluğu arasında anlamlı bir farklılık olduğu ; orogastrik tüp takma işlem süresi ve ağlama süresi arasında anlamlı bir farklılık olduğu; prematüre yenidoğanların ağrı puanlarının girişim ve kontrol grupları arasında yapılan karşılaştırma sonucunda; işlem sırası ağrı puanı arasında ise anlamlı bir farklılık olduğu; prematüre yenidoğanların ağrı düzeylerinin oragastrik sonda takma işleminden önce, işlem sırasında ve sonra karşılaştırılması sonucunda; işlem sırası ağrı puanları, diğer iki zaman dilimine kıyasla anlamlı derecede daha yüksek olduğu, işlem sırasında ağrı puanlarının, işlem önce ve sonrası ağrı puanlarından anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak prematüre bebeklerde orogastrik sonda yerleştirme işlemi sırasında oluşan ağrının azaltılmasında baba ile uygulanan kanguru bakımının etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ebe, Prematüre bebek, Orogastrik tüp, Ağrı.

Elanur Ateş Kara
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
10
Master'sOpen AccessTR

Adölesan lohusalarda sosyal duygusal öğrenme ile emzirme öz-yeterliliği arasındaki ilişki

Bu çalışma adölesan lohusalarda sosyal-duygusal öğrenme ile emzime öz-yeteliliği arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı türde olan bu araştırmanın evrenini, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesinin postpartum servisinde yatmakta olan 312 adölesan lohusa oluşturmuştur. Araştırmaya; 10-19 yaş arasında olan, canlı ve sağlıklı fetüse sahip, okuryazar, vajinal doğum yapmış adölesan lohusalar dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında, araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel tanıtım formu, Postpartum Emzirme Öz-Yeterliliği (PEÖ) Ölçeği ve Sosyal Duygusal Öğrenme (SDÖ) Ölçeği- Genç Yetişkin Formu kullanılmıştır. Veriler Statistical Package fort the Social Sciences 23.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde T Testi, One-Way Anova Testleri kullanılmıştır. Araştırma katılan lohusaların; yaş ortalaması 17.72±1.08 olup, %65,4'ünün 1 yıllık evli, %73,7'sinin ilkokul mezunu olduğu saptanmıştır. Araştırmada, SDÖ Ölçeği ve PEÖ Ölçeği toplam puanları arasında orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (r= 0.607, p<0.01). Sonuç olarak, araştırmaya katılan adölesan lohusaların emzirme öz-yeterliliklerinin iyi düzeyde olduğu ve sosyal duygusal öğrenme seviyeleri ile birbirlerini etkiledikleri saptanmıştır. Sağlık profesyonellerinin adölesan lohusaları sosyal-duygusal anlamada desteklemeleri onların emzirme öz-yeterliliklerini artıracağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler; Adölesan, Sosyal ve duygusal öğrenme, Lohusa, Emzirme öz-yeterliliği

AdolesanlarDuygusal öğrenmeEbelik eğitimi+3
Emine Demirel Rahımı
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeler için perinatal yas bakımı yeterlilik ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Araştırma, ebeler için perinatal yas bakımı yeterlilik ölçeğinin (EPYBYÖ) Türk diline uyarlamak, geçerlik ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve metodolojik tipte gerçekleştirildi. Araştırma, Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi jinekoloji, doğumhane ve postpartum servisinde, Adıyaman Kâhta, Gölbaşı ve Besni İlçe Devlet Hastanesi doğumhane servisinde, 09/12/2022 ve 21/01/2023 tarihleri arasında 285 ebe ile yürütüldü. Verilerin toplanmasında "Ebeleri Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Ebeler için Perinatal Yas Bakımı Yeterlilik Ölçeği" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi, geçerlik ve güvenirlik analizleri kullanılarak yapıldı. Uzman görüşü analizi sonucunda KGİ değeri 0,88 olduğu belirlendi. KMO testi 0,849 olduğu saptandı. Doğrulayıcı Faktör Analizinde χ2/sd 2,667; RMSEA 0,077; NFI 0,90; NNFI 0,93; CFI 0,94; IFI 0,94; SRMR 0,068 uyum indekslerinin "mükemmel" ve "kabuledilebilir" değere sahip olduğu bulundu. Ölçeğin 14 gün arayla uygulanan test- tekrar test sonucu kolerasyonun 0,713 olduğu bulundu. Ölçeğin Cronback α değeri 0,875 olduğu saptandı. Yapılan analizler sonucunda, EPYBYÖ' nün; 6 boyut ve 25 maddeden oluştuğu belirlendi. Ölçeğin alt boyutları Faktör 1: inancı sürdürmek (8 madde), Faktör: 2 bilmek (5 madde), Faktör 3: yanında olmak (3 madde), Faktör 4: saygı göstermek (3 madde), Faktör: 5 olanak sağlamak (4 madde), Faktör: 6 kendini gerçekleştirmek (2 madde) olduğu bulundu. Ebeler için perinatal yas bakımı yeterlilik ölçeği'nin, ebelerin yas bakımı yeterliliğini değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir araç olduğu bulundu.

Ebelik
Kübra Çoru
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kişi merkezli annelik bakım ölçeği kısa versiyonu'nun türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Araştırma, Kişi Merkezli Annelik Bakım Ölçeği'nin (KMABÖ) Türkçe geçerlik ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma, tanımlayıcı ve metodolojik tipte bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırma, Türkiye'nin güney doğusundaki bir İl'in aile sağlığı merkezlerinde, 1 Ocak 2023-15 Haziran 2023 tarihleri arasında 130 anne ile yürütüldü. Veriler, "Anneleri Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Kişi Merkezli Annelik Bakım Ölçeği" kullanılarak toplandı. Veriler SPSS ve Lisrell programı kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde geçerlik ve güvenirlik analizleri kullanıldı. Dil ve kapsam geçerliliği yapılan ölçeğin KGI değeri 0.846 olarak hesaplandı. Ölçeğin KMO değeri 0.822 bulundu ve barlett's testi istatiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (χ2: 745.421, p<0.05). Doğrulayıcı Faktör Analizinde χ2/sd 1,53; RMSEA 0,060; NFI 0,92; NNFI 0,96; CFI 0,97; IFI 0,97; SRMR 0,071 ve uyum indekslerinin "mükemmel" ve "kabul edilebilir" değerlere sahip olduğu belirlendi. Ölçeğin test-tekrar test sonucunda belirlenen korelasyonun 0,876 olduğu saptandı. Ölçeğin Cronbach α değerinin 0,823 olduğu bulundu. Araştırma sonucunda KMABÖ'nün, iki alt boyut ve toplam 13 maddeden oluştuğu bulundu. Ölçeğin alt boyutları, saygılı/destekleyici bakım (6 madde) ve özerklik/iletişim (7 madde) olarak adlandırıldı. Sonuç olarak, Kişi Merkezli Annelik Bakım Ölçeği, Türkiye'de yaşayan anneler için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Doğum; Kadın, Ölçek; Kişi merkezli bakım, Bakım.

Müjde Gül Güven
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezine başvuran kadınların sağlık anksiyete düzeyi ile sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezine başvuran kadınların sağlık anksiyete düzeyleri ile sağlık okuryazarlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel tipte tanımlayıcı bir araştırmadır. Kahramanmaraş Pazarcık İlçe Sağlık Müdürlüğüne bağlı Kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezine, 01 Aralık 2022 – 28 Şubat 2023 tarihleri arasında başvuran 30-65 yaş aralığında olan 296 kadınla yürütülmüştür. Örneklem seçiminde gelişigüzel örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veri toplanmasında, literatür taranarak hazırlanmış Kişisel Bilgi Formu, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Analizin ilk aşaması olan normallik testi uygulanmış ve basıklık-çarpıklık değerleri kontrol edilmiş, sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ANOVA, bağımsız değişkenler için T testi, korelasyon testleri uygulanmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 veya p<0,001 kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların Sağlık Anksiyetesi Ölçeği toplam puan ortalamaları 37,17±12,60 ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği toplam puan ortalamaları 33,72±9,16 bulunmuştur. Araştırmamız sonucunda sağlık anksiyete düzeyi ile sağlık okuryazarlığı arasında negatif yönlü bir ilişki bulunduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan kadınlarda sağlık anksiyete düzeyinin sağlık okuryazarlığı arttıkça düştüğü görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Sağlık anksiyetesi; Sağlık okuryazarlığı; Kanser; Tarama.

AntikanserMeme kanseriSağlık anksiyetesi+1
Yonca Güler Ağkader
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sanal gerçeklik gözlüğü uygulamasının rahim içi araç takılan kadınların ağrı anksiyete ve memnuniyet durumuna etkisi

Bu araştırmanın amacı sanal gerçeklik gözlüğü uygulamasının rahim içi araç takılan kadınların ağrı. anksiyete ve memnuniyet durumuna etkisinin incelenmesidir. Bu araştırma ön test son test deseninde randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini İstanbul Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Planlaması birimine rahim içi araç (RİA) takılması için müracaat eden ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan, 20-49 yaşları arasında, 90 kadın (45 deney, 45 kontrol grubu) oluşturmuştur. Araştırmanın verileri katılımcı bilgi formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS), Durumluk Kaygı Envanteri (STAI) kullanılarak toplandı. Deney grubu katılımcılara RİA takılmadan ölnce Sanal Gerçeklik Gözlüğü (SGG) uygulandı. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 34,83±6,71 olarak saptandı. VAS ağrı puan ortalaması Deney gurubunda 3,96±1,91, kontrol grubununda 5,33±2,05 olduğunu ve aradaki farkın istatistiksel anlamlı olduğunu saptandı (p<0,05). İşlem sonrası STAI kaygı ortalamasının deney gurubunda 33,38±7,68, kontrol grubunda 38,58±4,08 olduğu ve aradaki farkın istatistiksel anlamlı olduğunu saptandı (p<0,05). Benzer olarak. İşlem sonrası memnuniyet ortalamasının deney gurubunda 9,78±0,55, kontrol grubununda 8,27±1,25 olduğu ve farkın istatistiksel anlamlı olduğunu saptandı (p<0,05). Sonuç olarak sanal gerçeklik gözlüğü uygulamasının rahim içi araç takılan kadınlarda ağrıyı ve kaygıyı azaltmada ve memnuniyeti artırmada etkili bir araç olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağrı; Kaygı; Memnuniyet; Rahim içi araç; Sanal gerçeklik gözlüğü.

Gurbet Akıncı
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesi'nde bebeği yatan annelere uygulanan speos (oksitosın masajı, endorfin masajı, olumlu düşünme) ve marmet tekniğinin süt salınımına ve anksiyete düzeyine etkisinin değerlendirilmesi

Araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği yatan annelere uygulanan SPEOS (oksitosin masajı, endorfin masajı, olumlu düşünme) ve marmet tekniğinin süt salınımına ve anksiyete düzeyine etkisini değerlendirmek amacıyla randomiza kontrollü olarak yapıldı. Araştırma verileri, 02.11.2022-23.06.2023 tarihleri arasında Türkiye' deki bir eğitim ve araşırma hastanesinde toplandı. Araştirma, sezaryen doğum yapmış ve bebeği yenidoğan yoğun bakımda tedavi gören, SPEOS, marmet ve kontrol gruplarında 20'şer anne olmak üzere toplam 60 anne ile yürütüldü. Verilerin elde edilmesinde; Anne ve Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu ve Spielberger'in Durumluk Kaygı Envanteri kullanıldı. Veriler, Ki-Kare, ANOVA testi ve post hoc testlerden Turkey HSD analizi ile analiz edildi. Gruplardaki annelerin anksiyete puanları karşılaştırıldığında, birinci ölçümde anlamlı fark olmadığı belirlendi (p>0,05). Araştırma sonunda yapılan değerlendirmede ise, anksiyete puanları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu (p<0,05) ve kontrol grubundaki annelerin anksiyete puanlarının girişim gruplarındaki annelerden daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,000). Annelerin süt sağma miktarları karşılaştırıldığında; gruplar arasında birinci ölçümde anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,000). En yüksek puan SPEOS, sonrasında kontrol, en düşük puanı marmet grubunun aldığı belirlendi (p<0,000). İkinci ve üçüncü ölçümlerde ise en yüksek puanı SPEOS, sonrasında marmet ve en düşük puanı kontrol grubunun aldığı belirlendi (p<0,000). Sonuç olarak, SPEOS ve marmet tekniğinin anne sütü miktarını arttırdığı ve annelerin anksiye puanlarını azalttığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Emzirme; Anne sütü; SPEOS; Marmet; Yenidoğan

Hatice Dursun Yıldırım
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum korkusu ölçeğinin Türkçeye uyarlanması: geçerlik-güvenirlik çalışması

Fairbrother ve ark. (2021) tarafından geliştirilen Childbirth Fear Questionnaire-Doğum Korkusu Ölçeği'nin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir araç olup olmadığını saptamak amacıyla yapılan bir araştırmadır. Araştırmamız metodolojik tipte bir çalışmadır. Örneklem gurubunu çalışmaya katılmayı kabul eden, gebeliğinin 2. trimerter ve 3. trimesterinde olan ve normal doğum planlayan gebeler oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında kişisel bilgi formu ve Doğum Korkusu Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma Haziran- Aralık 2023 tarihleri arasında Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 298 gebe örneklemi oluşturmuştur. Verilerin değerlendirilmesi SPSS for Windows 22 paket programı ve LISREL 8.80 paket programı ile analiz edilmiştir. Ölçeğin dil geçerliliğinin sağlanmasında geri çeviri tekniği kullanılmıştır. Kapsam geçerliliğinin sağlanmasında 10 uzmandan görüş alınarak kapsam geçerlilik indeksi 0.98 hesaplanmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonucu Doğum Korkusu Ölçeğinin, bütün maddelerin faktör yüklerinin 0,849 ile 0,430 arasında olduğu ve açıklanan varyans %66.456 olduğu saptanmıştır. Doğrulayıcı faktör analiz sonucu x2/sd 5.19, GFI 0.96, AGFI 0.96, CFI 0.96, RMSEA 0.059 ve SRMR 0.062 olarak kabul edilebilir değerde olduğu saptanmıştır. Cronbach alpha katsayısı 0.961 olarak tespit edilmiştir. Madde korelasyon katsayılarının 0.308-0.627 aralığında dağılım gösterdiği saptanmıştır. Doğum korkusuna yönelik Childbirth Fear Questionnaire-Doğum Korkusu Ölçeği'nin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir araç olduğu ve yapılacak olan başka çalışmalarda kullanılabileceği tespit edilmiştir.

Doğum korkusuGebelikGeçerlik+1
Zehra Doğan
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan gebelerde riskli sağlık davranışlarının prenatal bağlanmaya etkisi

Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılan bu araştırmanın amacı, adölesan gebelerde riskli sağlık davranışları ile prenatal bağlanma arasındaki etkiyi incelemektir. Araştırma, Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin kadın-doğum polikliniklerine başvuran 224 adölesan gebe ile 15.10.2022-15.01.2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmaya alınma kriterleri; 10-19 yaş aralığında olan, 2. ve 3. Trimesterdeki gebeler, bebekte ve annede herhangi bir sağlık problemi olmayan, iletişim sorunu olmayan olarak belirlenmiştir. Veriler; Birey Tanılama Formu, Prenatal Bağlanma Ölçeği (PBÖ) ve Riskli Sağlık Davranışları Ölçeği (RSDÖ) kullanılarak, araştırmacılar tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Tanımlayıcı istatistikler frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, bağımsız gruplar için t testi, Oneway ANOVA ve Pearson Korelasyon Analizi kullanıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 17.91±1.05 olup, %68.3'ünün 16-17 yaş aralığında ilk evliliklerini yaptıkları, %59.8'inin evliliklerinin birinci yılında olduğu, %81.75'inin eğitim durumunun ilköğretim düzeyinde olduğu, %94.2'sinin çalışmadığı saptanmıştır. Yapılan istatiksel test sonuçlarına göre PBÖ ile RSDÖ arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r:-.390, p:.000). Sonuç olarak, riskli sağlık davranışları gösteren adölesan gebelerde prenatal bağlanmanın daha düşük seviyelerde olduğu saptanmıştır. Sağlık profesyonellerinin riskli sağlık davranışı gösterebilecek kadınları tespit etmeleri ve bu adölesan dönemdeki gebeleri yakın takibe alarak danışmanlık yapmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Adölesan gebe; Prenatal bağlanma; Riskli sağlık davranışları

Özlem Sıdıka Kartal
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte distres deneyimleyen kadınların doğum sonrası emzirme öz yeterliliğinin ve bebek bakımında obsesif kompülsif davranışlarının incelenmesi

Bu çalışma gebelikte distres deneyimleyen kadınların doğum sonrası emzirme öz yeterliliğinin ve bebek bakımında obsesif kompülsif davranışlarının incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve izlemsel tipte yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 20-49 yaş arası doğurganlığa sahip, en az ilkokul mezunu olan 290 katılımcı ile yürütülmüştür. Gebelik haftası en az 13 olan primar veya multipar 290 gebe kadınla doğum öncesi ve doğum sonrası postpartum 2-8 haftalığa sahip kadınlarla yapılmıştır. Araştırmanın verileri, gebeliğin ikinci ya da üçüncü trimesterinde olan gebelere Katılımcı Bilgi Formu, Tilburg Gebelikte Distres Ölçeği (TGDÖ) uygulandıktan sonra aynı katılımcılara doğum sonrası 2-8. haftalar arası Emzirme Öz Yeterliliği Formu ve Postpartum Dönemde Annelerin Bebek Bakımı ile İlgili Obsesif ve Kompulsif Davranışlar Ölçeği (DSDABBOKDÖ) uygulanarak toplanmıştır. Çalışma verilerinin normal dağılım gösterdiği saptanmış, analizler için parametrik testler kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 27,78±5.52'dir. Katılımcıların TGDÖ toplam puan ortalaması 18,06±4,93'dır. Postpartum dönem değerlendirmede annelerin emzirme öz yeterliliği ölçeği toplam puan ortalaması 52,92±6,58, DSDABBOKDÖ toplam puan ortalaması ise 32,66±6,35 olarak saptanmıştır. Katılımcıların TGDÖ toplam puanı ile DSDABBOKDÖ toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki vardır (p<0.05). TGDÖ toplam puanı arttıkça DSDABBOKDÖ toplam puanı da artmaktadır. Tilburg Gebelikte Distres Ölçeği toplam puanı ile Emzirme Öz Yeterliliği Kısa Formu toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki yoktur (p>0.05). Emzirme Öz Yeterliliği Kısa Formu toplam puanı ile DSDABBOKDÖ toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki vardır (p<0.05). Regresyon analizi sonucuna göre TGDÖ Toplam puanında 1 birimlik artış, DSDABBOKDÖ Puanının 0.106 birimlik artışa neden olmaktadır. Bu bulgular doğrultusunda, gebelik sürecinde psikolojik iyi oluşu destekleyici müdahalelere öncelik verilmesi önerilmektedir. Özellikle ebe liderliğinde yürütülen doğum öncesi eğitim programlarında distresi tanıma, baş etme becerilerinin geliştirilmesi ve ruhsal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi önem arz etmektedir. Postpartum dönemde ise bebek bakımına yönelik işlevsel olmayan davranışların fark edilmesi ve gerekli psikolojik destek hizmetlerinin sunulması, anne-bebek bağlanmasını güçlendirebilir. Elde edilen bulgular ışığında, hem gebelik hem de postpartum dönem boyunca bütüncül bir yaklaşım benimsenerek psikososyal değerlendirmelerin rutin sağlık hizmetlerine entegre edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelik; Distres; Doğum sonrası dönem; Emzirme özyeterlilik; Obesesif- kompülsif davranışlar

Zeynep Maraş
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Beşli karma ve pnömokok aşılarının uygulanmasında işlem sırasındaki değişikliğin bebeklerin ağrı algısı üzerine etkisi

Araştırma, bebeklerde 5'li karma ve pnömokok aşısı uygulaması sırasında oluşan ağrıya yönelik tepkilerin, işlem sırasına bağlı olarak değişip değişmediğinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrollü olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemi 21.03.2024-29.08.2024 tarihleri arasında bir Aile Sağlığı Merkezi'nde beşli karma aşısı ve pnömokok aşısı uygulaması için başvuran toplam 146 bebek oluşturmuştur. Araştırmada veriler, Yenidoğan ve Ebeveyn Tanıtıcı Bilgi Formu ve FLACC Ağrı Ölçeği Formu ile toplanmıştır. Yazılı ve sözlü onamları alınan katılımcıların verilerinin analizinde SPSS 27 paket programı kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre 5'li Karma+Pnömokok grubunda bebeklerin ortalama yaşı 2,86±0,99 ay, Pnömokok+5'li Karma grubunda ise 2,93±1,01 ay olduğu ve gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Araştırmacı puanlarına göre işlem öncesi, 1. aşı sırası, 1. aşı sonrası ve 2. aşı sırasında Pnömokok+5'li karma grubundaki bebeklerin ağrı puanlarının daha yüksek olduğu, 2. Aşı sonrasında ise 5'li karma+pnömokok grubunda ağrı puanlarının daha yüksek olduğu; ebe/hemşire puanlarına göre tüm işlemlerde Pnömokok+5'li karma grubunda ağrı puanlarının daha yüksek olduğu, ebeveyn puanlarına göre işlem öncesi, 1. aşı sırası, 1. aşı sonrası ve 2. aşı sonrasında Pnömokok+5'li karma grubundaki bebeklerin ağrı puanlarının daha yüksek olduğu ve 2. aşı sırasında ise 5'li karma+pnömokok grubundaki bebeklerin ağrı puanlarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı algısı, Bebek, Beşli karma aşı, Pnömokok aşı.

Songül Koca
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İstenmeyen gebeliği olan kadınların psikolojik dayanıklılık ve prenatal bağlanma düzeyleri

Bu çalışma, istenmeyen gebelik deneyimi yaşayan kadınların psikolojik dayanıklılık düzeyleri ile prenatal bağlanma düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesini ve her iki değişkeni yordayan sosyodemografik ile obstetrik faktörlerin ortaya konulmasını amaçlamıştır. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tasarımda yürütülmüştür. Çalışma evrenini Adıyaman ilinde gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterde istenmeyen gebelik yaşayan 307 kadın oluşturmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ) ve Prenatal Bağlanma Ölçeği (PBÖ) kullanılarak yüz yüze toplanmıştır. Ölçeklerin iç tutarlılık katsayıları PBÖ için 0,896, YPDÖ için 0,770 olarak saptanmıştır. Analizler SPSS 25.0 programında; tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon, çoklu ve hiyerarşik regresyon yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 27,4±5,1 olup en büyük grup %39,4 ile 25-29 yaş aralığını oluşturmuştur. PBÖ puan ortalaması 56,87±12,25 (27-84) ve YPDÖ puan ortalaması 132,15±24,00 (88-165) olarak belirlenmiştir. Psikolojik dayanıklılık ile prenatal bağlanma arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde fakat anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,283; p<.001). YPDÖ'yü yordayan model toplam varyansın %8,1'ini açıklamış; üniversite ve üzeri eğitim düzeyi (β =0,198; p=.002) ile erkek bebek sahibi olma durumu (β= 0,162; p=.003) psikolojik dayanıklılığı artırıcı yönde etkili bulunmuştur. İstenmeyen gebelik yaşayan kadınlarda psikolojik dayanıklılık arttıkça prenatal bağlanma düzeyi de yükselmiştir. Eğitim düzeyi yüksek ve erkek bebek bekleyen anneler hem dayanıklılık hem de bağlanma açısından avantajlı konumda bulunmuştur. Buna karşılık cinsiyet memnuniyetsizliği ve orta uzunluktaki evlilik süresi bağlanmayı olumsuz etkilemiştir. Bulgular, perinatal bakım hizmetlerinde psikolojik dayanıklılığı güçlendirmeye ve cinsiyet temelli memnuniyetsizliği azaltmaya yönelik danışmanlık müdahalelerinin anne-bebek bağını destekleyeceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: İstenmeyen gebelik; Psikolojik dayanıklılık; Prenatal bağlanma; Ruh sağlığı.

Zeynep Kiraz Öksüz
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Planlanmamış gebeliklerde gebeliğe bağlı anksiyete ile öz-şefkat düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, planlanmamış gebeliklerde gebeliğe bağlı anksiyete ile öz-şefkat düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı araştırma deseniyle yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Adıyaman Üniversitesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi Gebe İzlem Polikliniğine başvuran gebeler oluşturmuştur. Örneklem grubunu ise, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 339 gebe kadın oluşturmuştur. Veriler; Tanımlayıcı Bilgi Formu, Londra Plansız Gebelik Ölçeği, Gebelikle İlişkili Anksiyete Ölçeği-Revizyon-2 ve Öz Anlayış Ölçeği kullanılarak Kasım 2023 – Ocak 2024tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Bulgulara göre katılımcıların %74,3'ünün gebeliğinin planlı, %25,6'sının planlanmamış olduğu saptanmıştır. Katılımcıların gebelikle ilgili anksiyete düzeyleri 31,24±8,02, öz-şefkat düzeyleri ise 79,86±17,82 olarak belirlenmiştir. Gebelikle ilişkili anksiyete ve öz-şefkat düzeyleri meslek, ekonomik durum ve bireysel gebelik algısına göre anlamlı farklılık göstermezken, eşin gebelikle ilgili düşüncelerine göre öz-şefkat düzeylerinde anlamlı farklılık saptanmıştır. Ayrıca, gebeliğe bağlı anksiyete ile öz-şefkat arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuş olup; planlı gebeliklerin öz-şefkati artırdığı ve öz-şefkatin anksiyete üzerinde yordayıcı bir etkisi olduğu belirlenmiştir.

Cansu Tanır
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertil kadınlarda öz-şefkat ile infertilite özyeterlik ve stresiyle başa çıkma arasındaki ilişki

Bu araştırma, infertilite tanısı almış kadınlarda öz şefkat düzeyi, infertiliteye bağlı özyeterlik ve stresle başa çıkma becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada infertil kadınların yaşadıkları süreçlerin psikolojik yönleri ele alınmış; bu süreçte bireylerin yaşadıkları zorluklarla başa çıkma düzeyleri değerlendirilmiştir. Nicel araştırma desenine dayalı olarak yürütülen çalışmada, veri toplama aracı olarak Öz şefkat Ölçeği (ÖŞÖ), İnfertilite Özyeterlik Ölçeği (İÖYÖ) ve İnfertilite Stresiyle Başa Çıkma Ölçeği (İSBÇÖ) kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre öz şefkat ile stresle başa çıkma arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuş; öz şefkat düzeyi yüksek olan bireylerin infertilite kaynaklı stresle daha etkili başa çıktıkları saptanmıştır. Buna karşın öz şefkat ile özyeterlik arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Aile desteği infertilite özyeterliği üzerinde anlamlı ve negatif etkiye sahipken, eş desteğinin etkisi anlamlı bulunmamıştır. Ayrıca, geçmişte başarısız tedavi deneyimi olan kadınların stresle başa çıkma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bulgular, öz şefkatin infertilite sürecinde koruyucu bir psikolojik kaynak olarak işlev gördüğünü, buna karşın özyeterlik algısının aile desteği gibi dışsal faktörlerden güçlü biçimde etkilendiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, infertil kadınların psikolojik iyi oluşlarının artırılması için öz-şefkatin güçlendirilmesine ve aile desteğinin etkinleştirilmesine yönelik psikososyal müdahalelerin geliştirilmesi önerilmektedir. Bu çalışmanın infertiliteye ilişkin psikolojik süreçlerin daha iyi anlaşılmasına ve bu alandaki sınırlı literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile desteği; İnfertilite, Öz şefkat, Özyeterlik; Stresle başa çıkma.

Sonay Gür
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde D vitamini eksikliği prevalansı ve D vitamini düzeyini etkileyen faktörlerin belirlenmesi: Yozgat ili örneği

Bu araştırma, gebelerde D vitamini eksikliği prevalansını ve D vitamini düzeyini etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel nitelikte olan araştırma, 09 Nisan 2021- 30 Eylül 2021 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne gebelik tanısı ile başvuran ve doktor tarafından D vitamini tetkiki istenen 350 gebe ile tamamlanmıştır. Çalışmanın verileri "Tanıtım ve Değerlendirme Formu" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin tanımlayıcı özelliklerinin istatistikleri frekans, yüzde değerleri ile sunulmuştur. Veri dağılımının normalliği Kolmogorov Smirnov Testi ve Shapiro Wilk Testi ile belirlenmiştir. Serum D vitamini düzeyleri normal dağılmadığından karşılaştırmalarda bağımsız iki grup ortalamalarında Mann Whitney U Testi, ikiden fazla bağımsız grup ortalamalarında ise Kruskall Wallis H Testi uygulanmıştır. Sürekli değişkenler ortalama, standart sapma, minimum ve maximum, ortanca ve çeyrekler arası dağılım aralığı değerleri olarak ifade edilmiştir. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma bulgularında gebelerin % 37.4'ünde D vitamini eksikliği, % 39.2'sinde D vitamini yetersizliği saptanmıştır ve % 23.4'ü normal serum 25(OH)D düzeyine sahiptir. Gebelerde eğitim durumu, trimester, D vitamini hakkında danışmanlık alma durumu, gebelikte D vitamini kullanma durumu, güneşlenme zamanı ve güneşe maruz kalan vücut bölgesi ile ortalama serum 25(OH)D düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmuştur. Yaş, çalışma durumu, BKİ, gebelik ve doğum sayısı, gebelikte sigara kullanma durumu, tanısı konmuş hastalık varlığı, hergün düzenli olarak güneşe çıkma durumu, açık ortamda günlük güneşlenme süresi, güneş kremi kullanma durumu, ten rengi ve D vitamini diyet kaynaklarının tüketimi ile gebelerin ortalama serum 25(OH)D düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Gebeler arasında D vitamini eksikliği prevalansı yüksektir ve gebelikte D vitamini düzeyini etkileyen değiştirilebilir faktörler bulunmaktadır. Ebelerin D vitamini prevalansı ve D vitamini düzeyini etkileyen faktörler hakkındaki farkındalığı ve bilgisi ve bu bilginin antenatal bakıma entegre edilmesi, D vitamini eksikliğinin önlenmesi ve giderilmesi açısından önemlidir.

EbelerGebelikPrevalans+2
Tuğçe Şahin Öztürk
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi kaygısı ile anne bebek bağlanması ve postpartum depresyon arasındaki ilişki

Pandemi kaygısı ile anne bebek bağlanması ve postpartum depresyon arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılan araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte dizayn edilmiştir. Araştırma Gaziantep İlinin Şehitkamil İlçesinde bulunan 5 Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) Ocak 2022- Nisan 2022 tarihleri arasında çalışma izinleri ve etik kurul onayı alındıktan sonra yapılmıştır. Örneklem sayısının belirlenmesinde evreni bilinen örneklem hesaplama yöntemi kullanılmıştır ve çalışma 413 anne ile yürütülmüştür. Araştırma verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği, Anne-Bebek Bağlanma Ölçeği ve Koronavirüs Anksiyete Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler araştırmacı tarafından, annelere araştırmanın amacına ve anket formuna yönelik bilgi verildikten sonra, yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma da annelerin %13.6'sının gebelik döneminde COVID-19 geçirdiği, %36.1'inin COVID-19 enfeksiyonuna bağlı olarak karantinada kaldığı, %21.1'inin ailesinde COVID-19 enfeksiyonuna bağlı kayıp yaşandığı ve %46.5'inin COVID-19 aşısı yaptırmadığı belirlenmiştir. Annelerin EDDÖ puan ortalaması 11.85±6.86, ABBÖ puan ortalaması 3.48±3.92 ve KAÖ puan ortalaması 3.77±5.18 olarak bulunmuştur. KAÖ'nin kesim puanı ≥ 5 alındığında annlerin %32'sinin; ≥9 alındığında ise %18.2'sinin koronavirüs anksiyetesine sahip olduğu; EDDÖ kesme noktasına göre (12) annelerin %52.1'inin pospartum depresyon açısından risk altında olduğu tespit edilmiştir. Annelerin eğitim, doğum şekli, gebelik döneminde sağlık problemi ve hayatı etkileyebilecek stres faktörü yaşaması, daha önce postpartum depresyon yaşama durumu, karantinada kalma, ailede COVID-19 enfeksiyonuna bağlı kayıp yaşama ve COVID-19 aşısı yaptırma durumları ile EDDÖ puan ortalamaları arasında; eğitim, çalışma durumu, gebelik sayısı, ailesinde COVID-19 enfeksiyonuna bağlı kayıp yaşama ve COVID-19 aşısı yaptırma durumları ile ABBÖ medyan değerleri arasında; eğitim durumu, gebelik sayısı, aile tipi ve ailesinde COVID-19 enfeksiyonuna bağlı kayıp yaşama durumları ile KAÖ medyan değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmada annelerin KAÖ ile EDDÖ ve ABBÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. Bulgular doğrultusunda bu araştırmada; annelerin az bir kısmının koronavirüs anksiyetesi yaşadığı, pospartum depresyon açısından yarısından fazlasının risk altında olduğu ve maternal bağlanma düzeylerinin iyi olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca annelerin pandemi kaygılarının postpartum depresyon risk oranlarını ve maternal bağlanma problem düzeyini artırdığı belirlenmiştir. İleriye yönelik ortaya çıkabilecek salgın durumlarında annelerin anksiyete, postpartum depresyon ve maternal bağlanma süreçlerine yönelik çalışma sonuçları değerlendirilerek yaşanan aksaklıkların önlenmesi için özellikle sağlık profesyonellerine yönelik uygun politikalar oluşturulmalıdır. Anahtar kelimeler;Pandemi Kaygısı, Maternal Bağlanma, Postpartum Depresyon

AnksiyeteBağlanmaCOVID 19+6
Serap Karslı
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Multipar gebelerin gebelikte emzirme ve tandem emzirme konusundaki düşünceleri ve etkileyen faktörler

Çalışma, bir ilçe devlet hastanesinin NST polikliniğine başvuran multipar gebelerin gebelikte emzirme ve tandem emzirmeye yönelik görüşlerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Mart – Mayıs 2022 tarihleri arasında NST polikliniğe başvuran 300 multipar gebe oluşturmuş ve 271 gebe ile çalışma yürütülmüştür. Araştırma verileri araştırmacı tarafından oluşturulan bir anket formu aracılığıyla yüz yüze toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS (Statistical package for the Social Sciences) istatistik 25.0 paket programı kullanılarak iststistiksel analizlerde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Chi-Square, Fisher's Exact Perason, t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin çoğunluğu bebeğin 6 ay sadece anne sütü almasının ve 2 yaşına kadar da emzirmenin sürdürülmesinin gerektiğini belirtmiştir. Gebelerin çok az bir kısmının gebeliklerinde emzirmeye devam ettiği, çoğunluğunun anne sütünün yetersiz olmasından ve bebeğin kendisinin bırakmasından kaynaklı emzirmeye devam etmediği belirlenmiştir. Gebelerin az bir kısmı gebelikte emzirmeye devam edilmesinin gerektiğini ve bu gebelerin %47.3'ü sağlık personelinin (doktor/ebe/hemşire) emzirmeyi bırakması gerektiğini söyleyene kadar emzirmeye devam edeceklerini belirtmişleridir. Bunun yanında gebelerin çoğunluğu gebelikte emzirmenin anneye, gebeliğe ve anne karnındaki bebeğe herhangi bir zararının olmayacağı, az bir kısmının ise gebelikte emzirmenin erken doğum/düşüğe neden olabileceğini ve anne karnındaki bebeğin vitaminsiz kalıp/beslenemeyeceği düşüncesinde oldukları belirlenmiştir. Gebelerin %28.4'nün emzirme döneminde gebe kaldığı ve bu gebelerin yarıdan fazlasının gebe olduğunu anladıktan sonra emzirmeye devam ettiklerini; bu sürenin ortalama 1-13. haftalar arasında olduğu görülmüştür. Gebelerin %40.3'ünün doktor/ebe/hemşireye kaynaklı, %48.0'inin ise yakın çevresi kaynaklı gebelikte emzirmeyi sonlandırdıkları ve gebelikte emzirmeleri hakkında sağlık personelinin %58.4'ünün tepkisinin kararsız olduğu belirlenmiştir. Çalışmada gebelerin %28.8'sinin tandem emzirmeyi bildikleri, tandem emzirmeyi bilenlerin %33.3'ü tandem emzirmeyi doktor/ebe/hemşirelerden öğrendikleri belirlenmiştir. Çalışmaya katılan tüm gebelerin sadece %10'unun; şu anki gebeliklerinde emziren annelerin ise dörtte birinin tandem emzirmeyi düşündükleri ve doğumdan sonra emzirme döneminde tekrar gebe kalmaları durumda ise çoğunluğunun emzirmeye devam etmeyecekleri saptanmıştır. Gebelerin eğitim düzeyleri ile gebelikte emzirme düşüncesi arasında; emzirmeyi düşünme durumu ile aile tipi, gebeliğin planlı olma durumu, gebelik haftası, gebelik sayısı, doğum sayısı ve yaşayan çocuk sayısı arasında; emzirme döneminde gebe kalan annelerin halen emzirmeye devam etme durumları ile tandem emzirmeyi düşünme durumları arasında anlamlı ilişki olduğu (p<0.05) belirlenmiştir. Çalışmanın sonucuna göre; gebelerin çoğunluğunun gebelikte emzirme ve tandem emzirme düşüncelerinin olumsuz olduğu belirlenmiştir. Bu amaçla gebelere, interkonsepsiyonel bakım hizmetleri içinde sağlık profesyonelleri tarafından, gebelikte emzirme ve tandem emzirme hakkında destek ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebelik, Gebelik, Gebelikte Emzirme, Multipar, Tandem Emzirme

EbelikEmzirmeGebelik
Ebru Sadıç
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 korkusunun lohusalarda anksiyete ve postpartum depresyon üzerine etkisinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Covid-19 korkusunun lohusalarda anksiyete ve postpartum depresyon üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitselnitelikte olan araştırma Aralık 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında bir kamu hastanesinde hizmet alan, postpartum 2-4 hafta arasında olan 110 lohusa üzerinde çevrimiçi olarak yürütülmüştür. Veriler, kişisel veri toplama formu, Covid-19 korkusu ölçeği, Yaygın Anksiyete Bozukluğu 7 (YAB 7) ve Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği (EDDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde, en az-en çok değerler, yüzde ve sayılar verilmiş, ölçek puanları arasında ilişki Pearson korelasyon analizi ile bakılmıştır. Postpartum depresyon üzerinde etkili faktörlerin belirlenmesi için logistik regresyon analizi yapılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 29.98±5.62'dir. Katılımcı lohusaların gebelik sürecinde %13.60'ına, %69.10 oranında ise gebenin bir yakınına Covid-19 teşhisi konulmuştur. Araştırmaya katılanların %73.60'ının Covid-19 aşısını olduğu belirlenmiştir. Postpartum depresyon yaygınlığı %30.90 olup %18,20'sinin Yaygın Anksiyete Bozukluğu riski olduğu tespit edilmiştir. Covid-19 korkusu ölçek puan ortalaması ise 14,27±6,55 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak YAB 7 ölçek puanın artışı postpartum depresyonu artırdığı ve Covid-19 korkusu ölçek puanınındaki artışın da postpartum depresyonunu artırdığı tespit edilmiştir.

AnksiyeteCOVID 19Depresyon-postpartum+5
Cennet Nur Kızoğlu
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Göbek kordonu klempleme zamanının yenidoğanlarda demir, bilirübin ve fizyolojik paremetreler üzerine etkisi; Randomize kontrollü bir çalışma

Randomize Kontrollü olan araştırmada amaç yenidoğan göbek kordonu klempleme zamanının yenidoğanlarda demir, bilirübin ve fizyolojik parametreler (oksijen satürasyonu, nabız, kord kan gazı, tartı) üzerine etkisini belirlemektir. Araştırmanın evrenini (N=171) 28.02.2022-30.12.2022 tarihleri arasında doğum yapmak amacıyla başvuran kadınlar (37-42 haftalık gestayonda) ve yenidoğan bebekleri oluşturmuştur. Yapılan güç analizine göre örneklemi çalışma kriterlerine uyan toplamda 99 gebe oluşturmuştur. Araştırma grupları; girişim (n=49) ve kontrol grubundan (n=50) oluşmuştur. Gruplara katılımcı atamaları rastgele randomizasyon yöntemi ile bilgisayarda hazırlanan sayı tablosuna göre oluşturulmuştur. Veriler "Tanıtıcı Bilgiler ile Yenidoğan Veri Toplama Formu" kullanılarak hasta başı monitör cihazı, yenidoğan tartı aletleri ile ölçüm yapılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin istatistiksel analizi bilgisayarda (SPSS 22.0 paket programı) frekans-yüzde, ortalama, standart sapma, Ki-Kare, t-testi kullanılarak yapılmıştır. Yenidoğanların kordon klempleme sürelerinin doğumdan sonra 7. gün bakılan demir seviyelerinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Yenidoğanda kordon klempleme zamanına göre demir seviyelerinde anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Geç kordon klemplemenin (GKK) erken kord klemplemeye (EKK) göre doğumdan sonra 7. gün bakılan bilirübin değerlerinde anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). Yenidoğanda GKK'nin 7. gün bilirübin değerlerini artırdığı (p<0,05), kord klempleme sürelerinin doğumdan sonra 24. saatte SpO2, nabız, solunum bulguları üzerinde anlamlı fark yaratmadığı (p>0,05) saptanmıştır. Sonuç olarak, doğumunda göbek kordonu klempleme zamanına göre yenidoğanların demir değerleri, fizyolojik parametreler (Solunum, SPO2, nabız, kan gazı,tartı ) arasında fark yokken, GKK'nin yenidoğanlarda bilirübin değerlerini yükseltebildiği belirlenmiştir. Konunun farklı parametrelerde tekrar çalışılması önerilir.

Bebek-yenidoğmuşBebeklerBilirubin+5
Gamze Nur Erçırak
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının konjenital kalp hastalıklarının fiziki muayene bulguları hakkında bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Konjenital kalp hastalıkları (KKH) neonatal ölümlerin %10'unu oluşturmaktadır ve tüm bebek ölümlerinin yaklaşık yarısından sorumludur. Bu çalışmanın amacı, doğumhane birimi, kadın sağlığı-hastalıkları servisi ve yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde çalışan, ebe ve hemşirelerin bu KKH'nin fiziki muayene bulguları hakkında bilgi düzeylerinin belirlenmesidir. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı tipte olan bu araştırmanın evrenini, Tokat il merkezi ve ilçelerindeki hastanelerde doğumhane, kadın doğum servisi ve yenidoğan yoğun bakım birimlerinde aktif çalışmakta olan ebe ve hemşireler oluşturmaktadır (N=158). Örneklem seçimi yapılmamış, gönüllük esası ile 128 kişiye ulaşılmıştır. Çalışmada, literatür taranarak hazırlanan tanıtıcı bilgi formu ve araştırmacılar tarafından uzman görüşü alınarak hazırlanan KKH bilgi testi kullanılmış ve veriler birebir görüşülerek, öz bildirime dayalı olarak toplanmıştır. Bilgi testinde sorular inspeksiyon, oskültasyon, palpasyon ve diğer uygulamalar olarak gruplanmış olup doğru cevaplar 1 puan, yanlış cevaplar 0 puan üzerinden hesaplanarak toplamda 32 puan üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi ve post hoc (Tukey, LSD) analizlerinden faydalanılmıştır. Araştırmada sürekli değişkenler arasındaki ilişki korelasyon analizi ile test edilmiştir Bulgular: Katılımcıların (n=128) yaş ortalaması 34.72±9.37, mesleki tecrübe yıl ortalamaları 12.51±9.93, %49.20'si lisans mezunu, %41.40'ı doğumhane çalışanıdır. Katılımcıların toplam bilgi, inpeksiyon, oskültasyon, palpasyon ve diğer uygulamalar alanlarındaki puanlarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bilgi puanlarında, katılımcıların "öğrenim durumları ve "daha önce KKH belirtilerini tanımlama" özellikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların özellikleri ile bilgi puanları arasında bir ilişki tespit edilmemiştir. Sonuç: Bu çalışmada yenidoğana bakım veren sağlık çalışanlarının KKH fizik muayene bulguları konusunda orta düzeyde bilgi sahibi oldukları belirlenmiştir. Gerekli bilgi ve becerilerin artırılması konusunda hem bireysel hem kurumsal olarak tedbirlerin alınması, eksikliklerin giderilmesi önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Yenidoğan, Konjenital Kalp Hastalıkları, Ebe, Hemşire, Bilgi Düzeyi, Fizik muayene

Hümeyra Çiğit
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

0-6 aylık bebeği olan annelerin emzirmeye yönelik tutumları ve ilişkili faktörler

Bu araştırmada 0-6 aylık bebeği olan annelerin emzirmeye yönelik tutumları ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişkisel tipte yürütülen araştırma, Aralık 2022 - Mayıs 2023 tarihleri arasında iki kamu hastanesinin yenidoğan ve çocuk polikliniklerine başvuran, 0-6 aylık bebeği olan 455 anne ile yüz yüze yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak Tanımlayıcı Bilgiler Formu ve Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği (ETDÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmış olup, bağımsız iki gruplu değişkenlerin karşılaştırılmasında bağımsız gruplar t testi, üç ve üzeri bağımsız grupların karşılaştırılmasında, tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. İki gruplu kategorik değişkenleri karşılaştırmak için ki-kare testi kullanılmıştır. Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği (ETDÖ) toplam puan ortalaması ile bazı nicel değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Kadınların yaş ortalamasının 28.50±4.20 yıl olduğu, çoğunluğunun çalışmadığı (%70.1), üniversite mezunu olduğu (%72.1), primipar olduğu ve iyi obstetrik öyküye sahip olduğu, yarısının (%50.3) sezaryen yaptığı, %25.6'sının 0-1 ay, %34.4'ünün 2-3 ay, %14.6'sının 4-5 ay, %25.4'ünün 6 ay süreyle bebeğini emzirdiği, çoğunluğunun (%87.0) emzirme bilgisine sahip olduğu, emzirme konusunda olumlu etkilendiği (%90.3), olumlu etkileyen kaynağın ilk sırada ebe ve hemşire olduğu, olumsuz etkileyen kaynağın ilk sırada anne-kayınvalide olduğu belirlenmiştir. Emzirmede konusunda sırasıyla en çok eşlerinden (%78.9), ebe-hemşirelerden (%78.7) ve kendi annelerinden (%76) çevre desteği aldıkları, primiparların multiparlara göre emzirme konusunda daha fazla destek aldığı, en sık yaşanan meme problemlerinin sırasıyla meme başı ağrısı (%67.2), meme başı çatlağı (%62.7) ve meme dolgunluğu (%60.9) olduğu saptanmıştır. Kadınların ETDÖ puan ortalaması 110.20±14.20'dir. Annelerin yaşı, evlilik süresi, eş yaşı, ilk evlilik yaşı ve ilk gebelik yaşı ile ETDÖ puan ortalamaları arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Üniversite mezunu olan, vajinal doğum yapan, emzirme konusunda olumsuz etkilenmediğini, çevresinde olumsuz kaynak olmadığını belirten annelerin ETDÖ puanları daha yüksektir (p<0.05). Eşinin emzirmeyi desteklediğini ve bebek bakımına katıldığını bildirenlerin ETDÖ puanlarının daha yüksek olduğu ancak eşinin bebek bakımında istekli olmadığını, sorumluluk almadığını, emzirmeyi desteklemediğini bildirenlerin emzirme tutumu puanlarının daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, annelerin çoğunluğu olumlu emzirme tutumuna sahiptir. Ancak annelerin çoğunluğunun emzirme bilgisi olması ve olumlu tutuma sahip olmasına rağmen emzirme oranları düşüktür. Emzirme konusunda olumsuz etkilenmediğini, çevresinde olumsuz kaynak olmadığını ve eş desteği aldığını bildiren annelerin emzirme tutumları daha pozitiftir. Hastaneden emzirmeden ayrılan ve yenidoğanda sağlık problemi yaşayan anneler ise, daha fazla olumsuz emzirme tutumuna sahiptir. Yenidoğanın sağlıklı gelişimi ve anne bebek etkileşimi için postapartum ilk altı ayda emzirme oranlarının arttırılması gerekmektedir. Doğumun ilk saatlerinden itibaren başarılı emzirmenin sağlanması ve sürdürülmesi, lohusaların olumlu emzirme tutumu sergilemeleri ebe ve hemşirelerin sorumluluğundadır. Anahtar Kelimeler: Anne, Anne sütü, Emzirme, Emzirme Tutumu, Emzirme Desteği

Selin Nur Altun
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00