Adnan Menderes University
Anabilim Dalı

Ortodonti Anabilim Dalı

Adnan Menderes University

249

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı ortodontik tedavi çeşitlerinin, braketleme yöntemlerinin ve kompozit çeşitlerinin diş yüzeyinde kompozit artığı bırakma ve beyaz lezyon oluşturmaları açısından in vitro incelenmesi

Bu çalışmamızda farklı adeziv tipleri ve adeziv yapıştırma tekniklerinin braket etrafında oluşan artık adeziv alanı ve beyaz lezyon alanı üzerindeki etkisi incelenmektedir. Çalışmamızda ortodontik tedavi sebebiyle çekilmiş, lezyonsuz ve hasarsız 90 adet alt ve üst birinci ve ikinci küçük azı dişi kullanılmıştır. Bu dişler kronları dışarıda kalacak şekilde, üçerli gruplar halinde alçı bloklara gömülmüştür. Her grup 18 dişten oluşmak üzere 5 grup oluşturulmuştur. 1. grupta, direkt teknik ve Transbond XT kullanılarak yapıştırma işlemi yapılmıştır (A grubu). 2. grupta, direkt teknik ve renkli adeziv olan Transbond Plus kullanılarak yapıştırma işlemi yapılmıştır (B grubu). 3. grupta, indirekt teknik ve Transbond XT kullanılarak yapıştırma işlemi yapılmıştır (C grubu). 4. grupta, şeffaf essix plağı uygulanmıştır (D grubu). 5. grup kontrol grubudur ve herhangi bir ortodontik işlem veya aygıt uygulanmamıştır (E grubu). Tüm dişler, ilgili teknikler ve materyaller uygulandıktan sonra 28 gün boyunca pH siklusuna sokulmuş ve karyojenik ortam yaratılmıştır. pH siklusu sonunda braketlenmiş olan grupların braket çevresi SEM cihazı ile görüntülenip artık adeziv alanı miktarları ölçülmüştür. Daha sonra braketler sökülüp diş yüzeyleri temizlenmiştir ve standart bir düzenekte tüm gruplardaki dişlerin fotoğrafları çekilmiştir. Çekilen fotoğraflar üzerinden beyaz lezyon alanı ölçümleri yapılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilip, gruplar arası karşılaştırmalarda One Way ANOVA testi ve değişkenler arası ilişkinin incelenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmamızın sonuçlarına göre, renkli kompozitler kullanıldığında braket çevresinde oluşan taşkın kompozit daha iyi temizlenebilmektedir. Yoğun karyojenik ortamda tedavi çeşidi veya artık materyal fazlalığı fark yaratmaksızın az veya çok mutlaka beyaz lezyonların oluştuğu gözlenmiştir. Beyaz Lezyon oluşumu kontrol ve essix grubunda daha yüksektir. İlaveten, indirekt bonding grubunda taşkın kompozit miktarı arttıkça beyaz lezyon alanı azalmış, aralarında ters yönlü ilişki izlenmiştir.

Diş demineralizasyonuDiş remineralizasyonuDiş renk değişikliği+6
Sıtkı Sarper Temel
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Karma dentisyon döneminde modifiye HAAS ve hafızalı genişletme apareyleri ile yapılan maksiller genişletmenin etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; her ikisi de süt dişlerinden destek alan, hızlı ekspansiyon apareyi modifiye Haas ve yavaş maksiller ekspansiyon apareyi olan Ni-Ti Memory Leaf expander ile karma dişlenme döneminde yapılan üst çene genişletmesinin dental ve iskeletsel etkilerinin karşılaştırılması ve birinin diğerine üstün olup olmadığının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kliniğimizde 2016- 2020 yılları arasında modifiye Haas veya hafızalı genişletme apareyleri ile tedavi edilmiş toplam 38 hastanın tedavi başı ve sonu lateral ve posteroanterior sefalometrik filmleri ile dental modelleri dahil edilmiştir. Kullanılan genişletme apareyine göre hastalar 2 gruba ayrılarak incelenmiştir- Grup 1 (modifiye Haas grubu) 18 ve Grup 2 (Ni-Ti Memory Leaf-Expander grubu) 20 bireyden oluşmuştur. Tedavi başı (T0) ve genişletme tedavisi sonrası aparey sökümünde (T1) alınmış dijital sefalometrik radyografların analizleri Dolphin Imaging yazılımı ile yapılırken dental modellerin 3Shape 3D tarama cihazı ile dijital görüntüleri elde edilerek bu modellerin ölçümleri Blender 2.90 Version Software ile yapılmıştır. Tedavi grupları arasında farkların önemliliği Student's testi ile veya Mann Whitney U testiyle değerlendirilmiştir Bulgular: Gruplar arasında demografik özellikleri bakımından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Lateral sefalometrik analizlerde hem ekspansiyon sonrası meydana gelen değişiklikler hem de meydana gelen değişiklik miktarları açısından, gruplar arası anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Posteroanterior film ölçümlerinde internazal, interjugular ve antegoniyal çentikler arası mesafelerde her iki grupta anlamlı artış izlenmiş, artış miktarları bakımından gruplar arasında bir farka rastlanmamıştır (p>0,05). Model ölçümlerinde ise total alan, anterior alan, orta alan, posterior alan, molar devrilme açısı, üst intermolar, alt intermolar ve ark çevresinde istatistiksel olarak anlamlı artış gözlenmiştir. Grup 1'de anterior alan ve molar devrilme açısında daha fazla artış gözlemlenmiştir (p= 0.010 ve p=0.009). Sonuç: Her iki aparey sistemi ile benzer ve etkili genişletme sağlanmıştır. Yeni hafızalı genişletme apareyi, erken dönem maksiller ekspansiyon hastalarında, hasta/veli kooperasyonu gerektirmemesi nedeniyle kovansiyonel genişletme apareyleri yerine güvenli ve etkili bir alternatif olarak tercih edilebilir.

Alveolar kenar artırılmasıMaksillaOrtodonti+1
Bahar Uluğ
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı ortodontik arayüz aşındırma yöntemlerinin diş yüzeyinde oluşturduğu pürüzlülük ve mineral kaybının ın vitro incelenmesi

Bu çalışmanın amacı farklı arayüz aşındırma yöntemlerinin uygulanması sonrası mine yüzeyindeki pürüzlülük ve mineral kaybının incelenmesidir. Bu çalışmada çürüksüz, hasarsız ve lezyonsuz 90 adet daimi üst ve alt keser diş kullanılmıştır. Bu dişler kronları dışarıda kalacak şekilde alçı bloklara gömülmüştür. Her grup 18 dişten oluşmak üzere 5 grup oluşturulmuştur. Çalışmada arayüz aşındırması için 5 farklı teknik uygulanmıştır. 1. grupta, stripping şeritleri (Swiss Dentacare G5-ProLign) kullanılmıştır (A grubu). 2. grupta, segmental diskler (Komet Dental OS2M 000 140) kullanılmıştır (B grubu). 3. grupta, stripping diskleri (Komet Dental 8934A 900 180) kullanılmıştır (C grubu). 4. grupta, Profin stripping uçları (Dentatus Profin Lamineer IPR LTA-P4/2) kullanılmıştır (D grubu). 5. grupta ise stripping zımparaları (Sunshine Dental DS 25) kullanılmıştır (E grubu). Tüm dişlerde sadece tek bir arayüz aşındırılmıştır. İşlem yapılmayan mine yüzeyleri ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Tüm arayüzeyler yüzey pürüzlülüğü açısından Optik Profilometre ve mineral kaybı açısından SEM/EDX cihazı ile incelenmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda Post-hoc karşılaştırmalı Bonferonni düzeltmeli Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Optik profilometre ölçümlerine göre çalışma grupları ve kontrol grubu arasında yüzey pürüzlülüğü açısından anlamlı bir farklılık olduğu görülmektedir (p<0,05). Kontrol grubuna ait yüzey pürüzlülüğü değerlerinin daha düşük olduğu gözlenmektedir. Yüzey pürüzlülüğü, aşındırma sonrasında anlamlı düzeyde artmaktadır. Optik profilometre incelemesine göre, beş çalışma grubu arasında yüzey pürüzlülüğü açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür (p>0,05). SEM/EDX incelemesine göre, tüm gruplar mineral yoğunluğu açısından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Kontrol grubuna ait mineral yoğunluğu değerlerinin daha yüksek olduğu görülmüştür; ancak bu durum istatistiksel olarak anlamlı değildir. Çalışmamızda elde edilen veriler, kullanılan yöntem farketmeksizin tüm ortodontik arayüz aşındırma yöntemlerinin aşındırılan mine yüzeyini daha pörözlü ve bakteriyel kolonizasyona açık hale getirdiğini, ancak önemli miktarda mineral kaybına sebep olmadığını göstermiştir.

Hilal Arslan
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tek taraflı maksiller kanin gömülülüğünde etiyolojik faktörlerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı maksiller kanin gömülülüğünde etkili olan radyografik faktörlerin tek taraflı gömülülük vakalarına ait konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri kullanılarak sürmüş tarafla karşılaştırmalı değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışma maksillada palatinalde ya da bukkalde tek taraflı gömülü kanin dişi bulunan ve daha önce teşhis amaçlı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri olan 52 bireyin (19 erkek, 33 kadın) KIBT görüntüleri üzerinden yürütülmüştür. KIBT görüntüleri Dolphin Imaging & Management Solutions yazılım programında analiz edilmiştir. Yapılan analizlerde gömülü kanin ile ilişkili değişkenler incelenmiş olup yapılan lineer ve angular ölçümler gömülü ve sürmüş kanin tarafıyla karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Maksiller anterior çapraşıklıkla bukkal konumlu kanin gömülülüğü arasında ilişki bulunurken, palatinal konumlu kanin gömülülüğü arasında herhangi bir ilişki bulunmamıştır. Yapılan ölçümlerde gömülü ve sürmüş kanin tarafları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Gömülü kaninlerin kasp tepelerinin orta hat ve maksiller düzleme olan uzaklığı sürmüş kaninlere göre daha kısayken maksiller okluzal düzleme olan uzaklıkları daha fazla hesaplanmıştır (p˂0.001). Sürmüş kaninlerin kök hacimleri gömülü kaninlere oranla daha küçük bulunmuştur (p˂0.035). Gömülü kanin ile orta hat, lateral keser, santral keser ve birinci premolar arasındaki açı sürmüş taraftan daha geniş olarak ölçülmüştür (p˂0.001). Ayrıca lateral keser hacimleri, lateral kron meziyodistal ve bukkolingual genişlikleri, lateral keser kök ve total uzunlukları açısından gömülü ve sürmüş taraf arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). Bu bulgular göz önünde bulundurulduğunda kanin kasp tepesi ile orta hat, maksiller düzlem ve maksiller okluzal düzlem arasındaki mesafe, kanin-orta hat, lateral keser, santral keser ve birinci premolar açısı, kanin kök hacmi ve lateral keser boyutlarının maksiller kanin gömülülüğünde etkili değişkenler olarak tanımlanabileceği sonucuna varılabilir. Sonuç: Kanin gömülülüğünde erken evrede tespit edilebilen etiyolojik faktörler aydınlatılmış ve kanin gömülülüğünün erken belirleyici parametreleri tanımlanmıştır. Böylece panoramik filmler gibi iki boyutlu radyografiler üzerinden bile erken evrede kanin gömülülüğünün teşhis edilebilmesi mümkün olabilecek ve interseptif tedavi ile erken müdahale veya rutin kontroller ile gözlemleme kararı daha net verilebilecektir.

Diş-gömülüEtyolojiKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+2
Sevgi Koral
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Metal ve farklı tip seramik braketlerin sökümü sonucu mine yüzeyinde oluşan hasarın in vitro incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; sabit ortodontik aygıtların aktif tedavinin bitiminde dişlerden çıkartılması amacıyla uygulanan debonding işleminin mine yüzeyini nasıl etkilediğini belirlemektedir. Araştırmamız 1 tip metal braket ve 4 farklı tip seramik braketin diş yüzeyinden sökümünden sonra mine yüzeyinin in vitro ortamda değerlendirildiği 5 farklı çalışma grubunu içermektedir. 105 adet çekilmiş premolar diş rastgele 5 gruba ayrılmıştır. Bu dişler kronları dışarıda kalacak şekilde, üçerli gruplar halinde akrilik bloklara gömülmüştür. Bütün premolar dişler çalışma öncesi SEM ile 40X büyütme altında görüntülenmiştir. Birinci gruptaki (A grubu) numunelere Master Series metal braket, ikinci gruptaki (B grubu) numunelere monokristalin Inspire Ice seramik braket, üçüncü gruptaki (C grubu) numunelere silanla kaplanmış monokristalin Inspire Ice seramik braket, dördüncü gruptaki (D grubu) numunelere polikristalin Symetri seramik braket, beşinci gruptaki (E grubu) numunelere silanla kaplanmış polikristalin Symetri seramik braket Transbond XT adeziv rezin kullanılarak yapılmıştır. Yapıştırma işlemini takiben örneklere Universal test cihazı ile sıyırma shear bond kuvvetleri (SBS) uygulanmıştır. MPa cinsinden braket kopması için gereken kuvvet değerleri ölçüldükten sonra ARI skorlaması ile artık yapıştırıcı miktarı belirlenmiştir. Diş yüzeyleri 12 bıçaklı tungsten karbit frez ile temizlendikten sonra braket sökümünün mine yüzeyine etkisini belirlemek amacıyla ikinci SEM görüntüsü alınmış ve hem mine çatlağı sayısındaki hem de en uzun çatlağın boyundaki değişim incelenmiştir. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro wilk testi ile incelenmiştir, Grupların arasındaki karşılaştırmalarda One Way ANOVA testi ve değişkenler arası ilişkinin incelenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Tüm gruplar içinde en yüksek SBS değeri E grubunda 20,58 MPa ile tabanına silan uygulanmış Symetri braketlerde bulunmuştur. En düşük SBS değeri, A grubunda 9,46 MPa ile Master Series metal braketlerde bulunmuştur. En yüksek ARI scoru A grubunda görülmüştür. T0-T1 dönemleri arasındaki değişim incelendiğinde "Mine Çatlağı Sayısı" ve "Mine Çatlağı Uzunluğu" değerlerindeki artış A, B, C, gruplarında D ve E grubuna göre anlamlı derecede daha düşük (p<0,05) bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Debonding, Mine çatlağı, Seramik braket

Dental debondingOrtodontiOrtodontik aygıtlar+1
Hasan Gündal
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

İndirekt yapıştırma tekniğinde kullanılan 3 farklı transfer kaşığı ile braket konum doğruluğunun karşılaştırılması

Sabit ortodontik tedavi başarısında braketlerin doğru konumlarında yapıştırılmaları oldukça önemlidir. Braketlerin daha doğru konumda yapışmasını sağlamak için indirekt yapıştırma yöntemi kullanılabilir. İndirekt braketleme klinikte geçen süreyi azaltmasından ve braketlerin daha doğru konuma yapıştırılmasına olanak sağlamasından dolayı klinisyenler tarafından sıklıkla tercih edilmektedir. Bu çalışmanın amacı; indirekt yapıştırma tekniğinde kullanılan mevcut ve pratik transfer kaşıklarının konum doğrulukları açısından karşılaştırılmalarıdır. Bu çalışmada üç farklı transfer kaşığı; şeffaf silikon (polivinilsiloksan/Memosil II), vakumla şekillenen çift fazlı (Erkodent) ve kişiye özel bilgisayar ile tasarlanan transfer kaşığı (E-IDB) braket doğruluğu açısından, üç boyutlu tarayıcılar kullanılarak karşılaştırılmıştır. Braketlemeler model üstünde yapılarak aynı hastanın bir başka modeline aktarılmıştır. Transfer öncesinde yapılan tarama ile transfer sonrasındaki taramalar çakıştırılarak doğrusal ve açısal tutarsızlıklar ölçülmüştür. Her diş grubunda Grup 2 (E-IDB), Grup 1 (vakumla şekillenen) ve 3 (memosil)'den anlamlı derecede daha düşük konumsal sapma ve XY (angulasyon), YZ (tork) düzlemlerinde daha düşük açısal sapma göstermiştir. Grup 3, XZ düzleminde (rotasyon) açısal sapma yönünden anlamlı derecede daha yüksek değerlere sahiptir (p<0,05). Tüm gruplarda, açısal sapmalar konumsal sapmalara göre daha fazla bulunmuştur. Molar tüplerde, braketlere göre daha çok konumsal sapma olduğu bulunmuştur. Güncel yaklaşımların, ekstra maliyetlerine karşın yeterli etkinlikte olup olmadığı tartışılmıştır. Bu çalışma indirekt yapıştırma tekniğini kullanan klinisyenler için transfer kaşığı seçiminde faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: İndirekt yapıştırma tekniği, transfer doğruluğu, transfer kaşığı, 3D tarayıcı, braket konumu

Dental materyallerKonumlandırmaOrtodonti+3
Hilal Gündoğ
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Alt-üst 1. küçük azı, sadece üst 1. küçük azı çekilerek ve çekimsiz, servikal headgear kullandırılarak tedavi edilen angle sınıf II vakaların keser konumu ve profil değişimleri açısından karşılaştırılması

ÖZET Bu çalışmanın amacı; sadece üst birinci küçük azı dişlerini ve alt-üst birinci küçük azı dişlerini çekerek ve de çekim yapılmadan servikal headgear kullanılarak, sabit ortodontik mekaniklerle tedavi edilmiş bireylerde, meydana gelen profil ve keser konumları değişikliklerini tedavi başında ve sonunda alınmış lateral sefalometrik filmler üzerinde biyometrik olarak incelemek ve karşılaştırmaktır. Hem alt, hem de, üst birinci küçük azı dişleri çekilerek tedavi edilen bireylerin tedavi başlangıcındaki kronolojik yaş ortalamaları 13.47 ± 1.63 yıl, ortalama tedavi süreleri 1.8 ± 0.53 yıldır. Bu bireylerin 7'si kız, 6'sı erkektir. Yalnız üst çeneden birinci küçük azı dişleri çekilerek tedavi edilen bireylerin tedavi başlangıcındaki kronolojik yaş ortalamaları 14.12 ± 1.92 yıl, ortalama tedavi süreleri 1.5 ± 0.42 yıldır. Bu bireylerin de 8' i kız, 5' i erkektir.Diş çekimi yapılmaksızın, servikal headgear kullanılarak tedavi edilen bireylerin tedavi başlangıcındaki kronolojik yaş ortalamaları 13.98 ± 1.72 yıl, ortalama tedavi süreleri 1.7 ± 0.48 yıldır. Bu bireylerin 6' sı kız, 7' si erkektir. ' Her üç çalışma grubundaki, tedavi öncesi ve bitimindeki değişikliklerin araştırılması amacıyla Wilcoxon testi uygulanmıştır. Her üç gruptaki olguların birbirleriyle karşılaştırılması içinse, ANOVA varyans analizi ve Duncan testi kullanılmıştır. Sonuçta her üç tedavi grubunda da, gerek dişsel ölçümlerde, gerekse sert ve yumuşak doku profil ölçümlerinde düzelmeler kaydedilmiş, yumuşak dokuların dişleri ve kemik yapıyı değişen oranlarda takip ettiği görülmüştür. Alt üst birinci küçük azıların çekildiği tedavi grubundaki yumuşak doku profil değişimleri, diğer iki gruptan daha belirgin olarak gerçekleşmiştir. Diş çekimi yapılan gruplarda GoGnSN açısında anlamlı bir değişim meydana gelmezken, bu açıdaki artış, servikal headgear grubundaki bireylerde önemli bulunmuştur.Anahtar kelimeler: Sınıf II Bölüm 1 malokluzyon, Çekimli tedavi, Profil Değişimleri

Aktan Zeki Çelik
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Molar distalizasyonunda pendulum apareyi- K loop apareyinin kombine kullanımı ile servikal headgear kullanımı sonucu oluşan dentofasiyal etkilerin karşılaştırılması

ÖZET Bu araştırmanın amacı; Pendulum apareyi-K loop apareyinin kombine kullanımı ile Servikal Headgear" in dentoalveoler etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışma grubu, angle sınıf II kapanış ilişkisi gösteren, transversal yönde iskeletsel veya dental maksiller darlık göstermeyen, dik yön yüz boyutları normal sınırlar içerisinde olan 30 bireyden oluşmuştur. Bunlardan 15 bireye Pendulum-K loop apareyi, diğer 15 bireye ise Servikal Headgear, ortalama 12 ±2.93 hafta süreyle uygulamıştır. Pendulum-K loop grubundaki bireylerin tedavi başında yaş ortalaması 14.97 ± 3.36 yıl, Servikal Headgear grubundaki bireylerin ise 14.22 ± 2.93 yıldır. Pendulum-K loop ve Servikal Headgear grubu GoGn-SN açıları ile araştırma süresi açısından eşleştirildi. Araştırma başlangıcı ve sonunda ortaya çıkan değişiklikleri ölçmek için bireylerden standart koşullar altında lateral sefalometrik, panoramik film ve model fotokopileri elde edildi. Pendulum-K loop ve Servikal Headgear grupları bireylerinden araştırma başlangıcı ve sonunda elde edilen lateral sefalometrik filmler ile model fotokopilerine uygulanan açısal ve boyutsal toplam 25 parametrenin değişimleri ölçülerek, grup içi ve gruplararası farkların önem kontrolü "eşleştirilmiş t testi" ve "student t testi" ile yapıldı. Üst molar distalizasyonu ile uygulama süresince önemli değişim gösteren parametreler arasında "Spearman" korelasyon testi uygulandı. Pendulum-K loop apareyi ile ortalama 12 ± 2.93 haftada, 4.53 ± 1.46 mm üst molar distalizasyonu, Servikal Headgear grubunda ise 2.23 ± 1.68 mm üst molar distalizasyonu elde edildi. Distalizasyon sırasında, Pendulum-K loop grubunda 5.13° ± 4.90° distal devrilme, Servikal Headgear grubunda ise 0.80°± 2.27° meziyal devrilme olduğu izlendi. Üst molar dişlerin intrüzyonunun Pendulum-K loop grubunda 0.90 ± 1.04 mm, Servikal Headgear grubunda ise 0.20 ± 1.48 mm olduğu bulundu. Her iki grupta da bu dişlerin transversal yönde meziyobukkal rotasyon yaptığı, Pendulum-K loop grubunda bu rotasyona bağlı olarak üst molar dişlerin meziyobukkal tüberkülleri arası mesafenin arttığı görülürken, Servikal Headgear grubunda hem meziyobukkal hemdedistopalatinal tüberküller arası mesafede istatistiksel olarak önemli düzeyde artış görülmüştür. Destek dişlerde (üst 1. ve 2. premolar dişler) öne doğru hareket ve meziyal devrilmenin Pendulum-K loop grubunda; üst 1.premolar dişlerde 0.23 ± 1.86mm ve 1.67° ± 3.44°, üst 2. premolar dişlerde ise 0.27 ± 1.62 mm, 2.20° ± 2.51° olduğu görülmüştür. Servikal Headgear grubunda ise üst 1. premolar dişlerde 0.23 ± 1.86 mm ve 1.67° ± 3.44°, üst 2. premolar dişlerde ise distal hareket ve distal devrilme 0.27 ± 1.62 mm, 2.20° ± 2.51° olduğu görülmüştür. İlk grupta 1. ve 2. premolar dişlerde oluşan meziyalizasyon istatistiksel olarak önemsiz iken, Servikal Headgear grubunda oluşan distalizasyon istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Pendulum-K loop grubunda keser dişlerde görülen labial hareket ve devrilmenin istatistiksel olarak önemsiz olması, kombine apareyin üst keser dişlere kadar yansıyan bir ankraj kaybına neden olmadığını düşündürmektedir. Servikal Headgear grubunda görülen 1.07° lik palatoversiyon ve 1.57 mm lik retrüzyon miktarının ise istatistiksel olarak önemli olması, Servikal Headgear* in uyguladığı distalizasyon kuvvetinin üst keser dişlerde dikleşmeye ve retrüzyona yol açtığını göstermektedir. Araştırma süresince değişim gösteren parametreler ile üst molar distalizasyonu arasında, Pendulum-K loop grubunda, üst molar distalizasyon ile üst molar dişlerin meziyobukkal tüberkülleri arası mesafe arasında önemli düzeyde korelasyon görülmüştür. İki parametre arasında ters korelasyon olması, bize üst moların distalize olurken meziyobukkal tüberkülleri arasındaki mesafenin arttığını göstermektedir. Servikal Headgear grubunda ise, headgear ile yapılan molar distalizasyonu ile üst 1. ve 2. premolar dişlerin distalizasyonu arasında önemli düzeyde korelasyon olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Molar distalizasyonu, sınıf II maloklüzyon, hasta uyumu vı

Ahu Güngör Acar
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

İki farklı yöntemle alınmış sefalometrik röntgen filmlerinde iskeletsel sınıf III vakalara ilişkin ölçülen değerlerin karşılaştırılması

ÖZET Bu çalışma, iki farkis metodla elde edilen lateral sefalomeîrik radyografiler üzerinde, dentoiskeietsel yapılarla yumuşak dokuyu da değerlendiren STCA (Yumuşak Doku Sefalomeirik Film Analizi) analiziyle, konvansiyonel iskeletsel sefalometrik analizlerde kullanılan ölçümlerin karşılaştırılması ve iskeletsel bir ölçüm olan Wits ölçümü ile profil fotoğrafları üzerinde ölçülen ve yumuşak dokuyu anteroposterior yönde temsil eden profil açısının sınıf 3 anomalilerin ayırıcı teşhisindeki benzerlik oranının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada 28 bireyden STCA metoduyla ve konvansiyonel metodla röntgen filmleri alınmış ve daha sonra her hastadan STCA metoduyla klinik profil fotoğrafı çekilmiştir. STCA metodunda röntgen filmleri doğal baş pozisyonunda (NHP), dudaklar istirahat halinde ve sentrik ilişki konumunda alınmıştır. Konvansiyonel metotta, röntgen filmleri bireyler Frankfurt Horizontal Düzlem (FH) yer düzlemine paralel olacak şekilde dudaklar kapalı ve dişler sentrik okluzyon pozisyonunda elde edilmiştir. Her iki metodla alınmış röntgen filmleri üzerinde iskeletsel, dentoalveolar ve yumuşak doku ölçümleri Por-Dios programıyla bilgisayarda yapılmıştır. Konvansiyonel ölçümlerle birlikte STCA analizinde kullanılan ölçümler ve ekstra kraniyal referans düzlemi olarak kullanılan Gerçek Vertikal Düzlem (TVL) projeksiyon ölçümleri de kullanılmıştır. İki metod arasındaki ölçüm farklılıkları ve benzerlikleri, istatistiksel olarak student-f testi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca anteroposterior iskeletsel ilişkiyi değerlendirmede kullanılan Wits ölçümü ile klinik profil fotoğrafları üzerinde ölçülen profil açısının da sınıf 3 anomalilerin ayırıcı teşhisinde benzerlik gösterip göstermediği araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda; overjet, overbite miktarları, alt keser-NB doğrusu ilişkisi, TVL projeksiyon ölçümleri ve vertikal yöndeki ölçümler iki grupta istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Yüzün alt 1/3 bölgesini kapsayan yumuşak doku ölçümleri istatistiksel olarak önemli farklılıklar göstermiştir.Dudakların istirahat pozisyonunda olması ve bireylerin sentrik ilişkide konumlandırılmaları, STCA metodunda, vertikal yön yumuşak doku ölçümlerinin konvansiyonel metoda göre daha fazla bulunmasına neden olmuştur. Iskeletsel sınıf 3 anomalilerin ayırıcı teşhisinde kullandığımız Wits ölçümü ile profil fotoğraflarından ölçülen profil açısının teşhiste %71.5 oranında benzerlik gösterdiği bulunmuştur. Bu çalışma sonucunda iki metod arasındaki farklılığın özellikle yumuşak doku ölçümlerinde değişikliklere sebep olduğu görülmüştür. Lateral sefalometrik filmler çekilirken yumuşak dokular değerlendirileceği zaman, lateral sefalometrik filmi elde etme metodu da göz önüne alınmalıdır. Sınıf 3 vakaların teşhis ve tedavi planlamalarında sefalometrik filmler ve profil fotoğrafları birlikte değerlendirilmelidir. Anahtar Sözcükler: Doğal baş pozisyonu, dudak postürü, sefalometri, sentrik ilişki, sınıf 3 anomaliler. Vİ

Çağla Şeşen Erkan
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Konvansiyonel teknik ve bilgisayar ile yapılmış sefalometrik analizlerin güvenilirlik açısından karşılaştırılması

ÖZETÇelik, E., Konvansiyonel Teknik ve Bilgisayar ile Yapılmış SefalometrikAnalizlerin Güvenilirlik Açısından Karşılaştırılması, Başkent Üniversitesi SağlıkBilimleri Enstitüsü Ortodonti Programı Doktora Tezi, 2007. Bu çalışmadaki amaç,farklı araştırmacıların analiz metodlarından parametreler alarak oluşturduğumuzanaliz sisteminde, farklı bilgisayar programları (Jiffy Orthodontic Evaluation (JOE),Vistadent 2.1 AT) ile elde edilen ölçümleri, konvansiyonel çizim tekniği ilekarşılaştırmaktır. Çalışma sonucunda hem teknikler arasında, hem de programlarınbirbirlerine karşı olan güvenilirliğini saptamak hedeflenmiştir. Çalışmamızda, BaşkentÜniversitesi Ortodonti Anabilim Dalı hasta arşivinden seçilmiş toplam yüz yirmi beşadet bireyin, tedavi başı lateral sefalometrik filmleri kullanılmıştır. Tüm sefalometrikkayıtlar aynı pantomogram ile (PM 2002 CC Proline Planmeca Oy SF-00810 HelsinkiFinland) alınmıştır. Tüm sefalometrik analizler aynı araştırmacı tarafından yapılmıştır.Tekniklerden biri konvansiyonel (elle çizim), diğer ikisi ise farklı bilgisayaryazılımlarından (JOE ve Vistadent 2.1 AT) oluşmaktadır. Çalışmada toplam yirmiyediadet açısal ve boyutsal parametre kullanılmıştır.Sonuçlara göre çalışmamızda yirmisekiz adet parametreden yirmibir adetparametrede istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Bu parametreler: BaNAaçısı, SNA açısı, Condylion-A mesafesi, Condylion-Gnathion mesafesi, SNB açısı,Maksillo-mandibular fark, WITT'S ölçümü, ANB açısı, GoGn. SN açısı, Ar.GoGnaçısı, Palatal düzlem-mandibular düzlem açısı, Üst keser-NA açısı, Alt keser-NBmesafesi, İnterinsizal açı, Overbite ölçümü, Overjet ölçümü, IMPA açısı, Oklüzaldüzlem eğimi, Alt dudak-E düzlemi, Üst dudak uzunluğu, A - Nasion perpendikülermesafesidir.Nasolabial açı, ANS-Menton mesafesi, Antero-posterior yüz oranı, Alt keser-NB açısı, Nasion perpendikülar - Pg mesafesi, Gonion - Menton mesafesi, Üst keser-NA mesafesi üç grupta da istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterenparametrelerdir.JOE yazılımı, Vistadent 2.1 AT yazılımına oranla, konvansiyonel tekniğe dahayakın sonuçlar vermiştir. JOE grubunda Nasolabial Açı ölçümünün tekrarlamakatsayısı, en düşük olan parametredir.Anahtar kelimeler: Sefalometri, güvenilirlik, JOE, Vistadentiii

Esat Erkan Çelik
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

İskeletsel sınıf III bireylerde maksiller ekspansiyon ve protraksiyon uygulamasının dentofasiyal yapılara ve temporomandibular ekleme olan etkilerinin incelenmesi

ÖZETKöse, C., İskeletsel Sınıf III Bireylerde Maksiller Ekspansiyon VeProtraksiyon Uygulamasının Dentofasiyal Yapılara Ve TemporomandibularEkleme Olan Etkilerinin İncelenmesi, Başkent Üniversitesi Sağlık BilimleriEnstitüsü Ortodonti Programı Doktora Tezi, 2007. Ortodontik tedavi iletemporomandibular düzensizlik (TMD) arasındaki ilişki literatürde geniş olaraktartışılmıştır. Çene ucundan destek alarak maksillaya kuvvet uygulayan yüzmaskelerinde, bu kuvvetin yaklaşık olarak %75'inin TME bölgesine iletildiğibelirtilmiştir. Bu çalışmadaki amaç, hızlı üst çene genişletmesi/yüz maskesiuygulamasının dento-fasiyal yapılar ve kondil-disk-glenoid fossa üçlüsü üzerindekietkilerinin kontrol grubu ile karşılaştırılmalı olarak incelenmesidir. Bu amaçlaçalışmada, iskeletsel ve dişsel sınıf III düzensizliğe sahip 14 hasta tedavi grubunu,12 hasta ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Çalışmaya pubertal atılım öncesigelişim döneminde olan ve TMD belirti ve bulguları bulunmayan bireyler dahiledilmiştir.Çalışmanın materyali, tedavi-kontrol öncesi ve sonrası alınan, lateral sefalometrikfilmler, el-bilek filmleri, manyetik rezonans görüntüleri (MRG) ve alçı modellerdenoluşmaktadır. Sefalometrik filmler üzerinde, iskeletsel, dentoalveolar ve yumuşakdoku ölçümleri, manyetik rezonans görüntüleri üzerinde kondil-disk konumu şeklive fossa morfolojisi ile ilgili ölçümler yapılmıştır. Alçı modellerde ise kanin ve1.molar dişler arası transvers genişlikler ölçülmüştür.Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde, tedavi grubunda sagittal maksillergelişim stimule edilmiş, mandibular gelişim, büyümenin posteriorayönlendirilmesiyle kontrol altına alınmıştır. Dento-alveolar yapılarda gözlenen, altkeserlerdeki retraksiyon ve overjet'teki artma Sınıf III düzensizliğin çözümüneyönelik olumlu katkıda bulunmuştur. Yumuşak doku ilişkisi, iskeletsel vedentoalveolar değişimlere paralel olumlu gelişim göstermiştir. Disk kondil ilişkisideğerlendirildiğinde, tedavi grubunda disk bir miktar anteriora yer değiştirmişancak kontrol grubu ile karşılaştırıldığında gruplar arasında fark anlamsızbulunmuştur. Tedavi ile kondil-glenoid fossa ilişkisinde bir değişiklikgözlenmemiştir. Çalışma sonunda, tedavi grubunda kondiler açılanmada (kondilbaşı eğimi) azalma olduğu, ancak kontrol grubu ile karşılaştırıldığında gruplararasında önemli bir fark olmadığı saptanmıştır. Fossa morfolojisinde bir değişiklikbulunmamıştır. Diskin bölgesel konumu değerlendirildiğinde tedavi ile Bbölgesindeki disk konumunda artış gözlendiği ancak kontrol grubu ilekarşılaştırıldığında gruplar arasında fark olmadığı bulunmuştur. Uygulamasonunda, disklerin %92,85'inin diskin normal şekli olarak kabul edilen, bikonkavkonfigürasyona sahip olduğu saptanmıştır. Hızlı üst çene genişletmesi/yüzmaskesi uygulamasının kraniyofasiyal yapılarda önemli miktarda düzeltici etkisibulunurken, TMD için predispozan bir etkisinin olmadığı saptanmıştır.Anahtar kelimeler: TME, MRG, üst çene genişletmesi/yüz maskesi, iskeletsel SınıfIII malokluzyon.

Cansuf Köse
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çekimli olgularda zigoma ankrajının kanin retraksiyonuna etkilerinin incelenmesi

ÖZETBu çalışmanın amacı zigoma ankraj sistemiyle birlikte ve zigoma ankraj sistemiolmadan kullanılan PG retraksiyon springinin kanin retraksiyonuna etkilerinikarşılaştırmaktır.Bu amaçla, postpubertal gelişim döneminde, Angle sınıf I veya sınıf IImaloklüzyona sahip, üst birinci premolar dişlerinin çekim endikasyonu vemaksimum veya moderate ankraj gereksinimi olan 30 hasta bu çalışmaya dahiledildi. Hastalar 15 bireyden oluşan iki gruba ayrıldı. Maksimum ankraj olguları (16yıl 8 ay ortalama yaşa sahip, 9 kız, 6 erkek) implant destekli gruba alındı ve kaninretraksiyonu için PG retraksiyon springi kullanılırken posterior ankrajıgüçlendirmek için sağ ve sol zigomatik buttress bölgelerine zigoma ankrajsistemleri yerleştirildi. Moderate ankraj olguları (15 yıl 5 ay ortalama yaşa sahip,10 kız, 5 erkek) kanin retraksiyonu için zigoma ankraj sistemi kullanılmadan PGretraksiyon springi uygulanan ikinci gruba alındı. Kanin retraksiyonu başlangıcındave bitiminde alçı modeller ve lateral sefalometrik filmler alındı ve zigoma ankrajınınkanin retraksiyonuna etkilerini karşılaştırmak için kullanıldı. Sefalometrik ölçümlerve model ölçümleri istatistiksel olarak değerlendirildi.Ankraj güçlendirilmeden PG retraksiyon springi kullanılan grupta daha fazla olmaküzere her iki grupta da anlamlı ankraj kaybı gözlendi. Kanin retraksiyon hızı,kaninlerin sagital ve vertikal hareketlerinde gruplar arasında anlamlı farkgözlenmedi.Anahtar Sözcükler: Kanin retraksiyonu, PG retraksiyon springi, ankraj, zigomaankraj sistemi, mini plak

Alev Çetinşahin
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bukkal segment distalizasyonunda zigoma ankrajı ve ağız dışı ankraj uygulamalarının karşılaştırılması

Bu tez çalışması bukkal segment distalizasyonunda zigoma ankraj sisteminin iskeletsel, dentoalveoler ve yumuşak dokular üzerindeki etkilerinin incelenmesi ve bu etkilerin servikal headgear ankrajıyla karşılaştırılması amacıyla yürütülmüştür. Dişsel Sınıf II posterior ilişki, iskeletsel Sınıf I veya II sagital ilişkiye sahip hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Ayrıca araştırmaya alınmak için düşük açılı veya normal vertikal büyüme paterni, tüm daimi dişlerin varlığı, maksiller dental arkta çapraşıklık ve/veya artmış overjet, mandibuler dental arkta çok az yer darlığı olması veya hiç olmaması, normal veya artmış overbite, tam sürmüş maksiller ikinci molarlar gibi kriterler de aranmıştır. Bu kriterleri sağlayan 30 hasta 2 gruba ayrılmıştır. Distalizasyon başlangıcında ortalama yaşları 14.74 yıl olan 15 hastadan oluşan birinci grupta, zigoma ankraj sistemi ile bukkal segment distalizasyonu yapılmıştır. Zigoma plağından birinci premolar braketinin mezialindeki sıkıştırılabilir ark teli kuvvet çengeline uzanan nikel-titanyum kapalı sarmal yaylar ile, her iki tarafta 450 gram distalizasyon kuvveti uygulanmıştır. Distalizasyon başlangıcında ortalama yaşları 15.26 yıl olan 15 hastadan oluşan ikinci grupta, servikal headgear ile bukkal segment distalizasyonu yapılmıştır. Dış kolu başlangıçta okluzal düzleme paralel olan ve bukkal segmentte özellikle kanin ve birinci premolarlar arasında diastemalar açıldıktan sonra 10-15° yukarı açılandırılan yüz arkı kullanılarak her iki tarafta 450 gram distalizasyon kuvveti uygulanmıştır. Hastalardan headgearlerini günde en az 20 saat kullanmaları istenmiştir. Bütün hastalarda sınıf II bukkal ilişki başarıyla düzeltilip Sınıf I bukkal ilişki sağlanmıştır. Bukkal segment distalizasyonunun ortalama süresi zigoma ankraj grubunda 9.03 ± 0.62 ay, servikal headgear grubunda 9.00 ± 0.76 ay olarak ölçülmüş, gruplar arasında fark bulunmamıştır. Tedavi gruplarında oluşan değişiklikleri belirlemek için lateral sefalometrik filmler üzerinde 43, alçı modeller üzerinde 6 parametre ölçülmüştür. Normal dağılım gösteren ve homojen varyanslı olup tekrarlı ölçüm içeren grup ortalamaları İki Faktörlü Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi ve Bonferroni düzeltmeli t testi ile, yaş ve tedavi süresi parametrelerinin grup ortalamaları ise Student t testi ile karşılaştırılmıştır. Normal dağılıma uymayan veya heterojen varyanslı olan grup ortalamalarının karşılaştırılmasında ise bağımsız gruplar için Mann Whitney U testi, bağımlı gruplar için ise Wilcoxon testi kullanılmıştır. Bukkal segment distalizasyonuna bağlı olarak her iki tedavi grubunda da, `A' noktası geriye gitmiş, mandibula posterior rotasyon yapmış, ön yüz yükseklikleri artmıştır. Her iki grupta da maksiller posterior dişlerde p<0.001 düzeyinde önemli miktarda distalizasyon sağlanmıştır. Bunun yanısıra, zigoma ankraj grubundaki premolarlar dışında, her iki grupta da tüm maksiller posterior dişlerde distale devrilme görülmüştür. Zigoma ankraj grubunda maksiller posterior dişlerde vertikal hareket görülmezken, servikal headgear grubunda premolarlarda ekstrüzyon gözlenmiştir. Her iki grupta da maksiller keserler retrüze olmuş ve overjet azalmıştır. Overbite yalnızca servikal headgear grubunda azalmıştır. Alt ve üst dudaklarda her iki grupta da belirgin retrüzyon saptanmıştır. Bütün maksiller posterior dişlerde distobukkal rotasyona rastlanmış, ancak zigoma ankraj grubunda özellikle premolarlardaki rotasyon daha belirgin bulunmuştur. Zigoma ankraj sistemi ile hiç bir ağız dışı aygıt kullanmadan, servikal headgear ile benzer sonuçlar elde edilebildiği ve Sınıf II ilişkinin düzeltilebildiği gösterilmiştir.

Burçak Kaya
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mikrovida implant ankrajı kullanılan çekimli vakalarda anterior segmentin kütlesel (en masse) retraksiyonu ile iki aşamalı retraksiyonunun karşılaştırılmalı olarak incelenmesi

Bu randomize prospektif klinik çalışmanın amacı, mutlak ankraj kontrolünü sağlamak amacıyla mikrovida implant ankrajı kullanılan çekimli vakalarda üst çenede anterior dişlerin kütlesel (en masse) retraksiyonu ile 2 aşamalı keser retraksiyonunun etkilerini incelemektir.Bu amaçla çekim boşluklarının maksimum ankrajla kapatılması gereken 16 hastaya sağ ve sol 1. molarlar ile 2. premolarlar arasına bukkal tarafa 1,2 mm çap ve 8 mm uzunlukta mikrovida implantlar iskeletsel ankraj amacıyla yerleştirilmiştir. Hastalar 8'er bireyden oluşan 2 gruba rastgele dağıtılmıştır. Birinci gruptaki bireylerde (18,5 ortalama yaşa sahip 6 bayan, 2 erkek) anterior segmentin retraksiyonu tek aşamada kütlesel (en masse) olarak gerçekleştirilmiştir. İkinci gruptaki bireylerde (19,7 ortalama yaşa sahip 6 bayan, 2 erkek) önce kanin dişler mikrovidalarla, sonra keser dişler bull-looplu arklarla retrakte edilmiştir. Tüm bireylerden retraksiyon başı (T1) ve retraksiyon sonunda (T2) lateral sefalometrik filmler ve alçı modeller elde edilmiştir. Yapılan ölçümler istatistiksel olarak Bağımlı t-testi, Wilcoxon testi, Student's t-testi ve Mann Whitney U testi ile değerlendirilmiştir.Mikrovida ankrajı kullanılarak kütlesel retraksiyon grubunda ortalama 7,3 ayda, iki aşamalı retraksiyon grubunda ortalama 8,1 ayda hastaların çekim boşlukları ankraj kaybı olmadan başarılı bir şekilde kapatılmıştır. Uygulanan toplam 32 mikrovidanın tamamı (%100) retraksiyon bitimine kadar yerlerinde stabil kalmıştır. Tedavi süresi bakımından gruplar arasında anlamlı fark bulunamamış ancak retraksiyon hızı 1. grupta (0,74 mm/ay), 2. gruba göre (0,57 mm/ay) daha fazla olmuştur. Birinci grupta üst keserlerde 5,25 mm retraksiyon, 3,63° devrilme ve 0,81 mm intrüzyon hareketi görülmüştür. İkinci grupta üst keserlerde 4,63 mm retraksiyon ile 7,13° devrilme hareketi olmuş, intrüzyon hareketi meydana gelmemiştir. Sadece üst keserlerin devrilme hareketindeki farklılık gruplar arasında anlamlıdır (p<0,05). Buna bağlı olarak birinci grupta A noktasının 0,88 mm geriye hareketi meydana gelmiştir (p<0,05). Öte yandan, ikinci grupta mandibuler düzlem açısında 0,88° azalma anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Birinci grupta üst molarlarda anlamlı bir hareket gözlenmemiş, ankraj başarıyla korunmuştur. İkinci grupta üst molarlarda 0,63 mm distale devrilme görülmüş, bu hareket istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Her iki grupta da alt ve üst dudaklarda yaklaşık 2 mm retrüzyon meydana gelmiştir. Model ölçümlerine göre interkanin mesafe 1. grupta 2,38 mm (p<0,001), 2. grupta 2,75 mm azalmış (p<0,01), intermolar mesafe her iki grupta da değişmemiştir.Mikrovida ankrajı kullanılarak üst çenede gerçekleştirilen anterior segmentin kütlesel retraksiyonu daha hızlı diş hareketi sağlamış, elde edilen keser hareketi paralele yakın olmuş, molar ankrajı başarıyla korunmuş ve A noktasının daha fazla geriye hareketi gerçekleşmiştir. Öte yandan iki aşamalı retraksiyon işleminde keserler daha fazla devrilmiş, üst molarlarda distale devrilme görülmüş, alt ön yüz yüksekliğinde azalma meydana gelmiştir.

Dental implantasyonDental implantlarDişler+5
Kaya Gökçe Dinçyürek
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

İskeletsel ankraj ile maksiller protraksiyonun dentofasiyal yapılar üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu prospektif çalışmanın amacı; miniplak ankrajı ile yüz maskesi uygulamasınıniskeletsel ve dentoalveoler yapılar ile yumuşak doku üzerindeki etkilerini,dişlerden ankraj alan konvansiyonel yüz maskesi grubu ve tedavi görmemişSınıf III kontrol grubu ile karşılaştırmalı olarak incelemektir.Bu amaçla, iskeletsel olarak prepubertal ya da pubertal büyüme-gelişimdöneminde bulunan, maksiller retruzyonun eşlik ettiği iskeletsel Sınıf IIIanomaliye sahip, vertikal yönde normal veya azalmış büyüme paterni gösteren,anterior çapraz kapanış ve Angle Sınıf III molar ilişkisi olan, pozitif overbitedeğeri gösteren ve klinik olarak retrüziv nazomaksiller bölgeye sahip 45 bireyçalışmaya dahil edilmiş ve 15'er bireyden oluşan 3 alt gruba ayrılmıştır.Uygulama gruplarındaki 30 bireye yüz maskesi tedavisinden önce hızlı maksillerekspansiyon apareyi simante edilmiş (RME), bir haftalık hızlı maksillerekspansiyondan sonra median palatal suturdaki açılma izlenerek maksillerprotraksiyona başlanmıştır. Birinci gruptaki bireylere (Miniplak+Yüz Maskesi:MP+YM) (10,91 ortalama yaşa sahip, 5 kız, 10 erkek), ankraj amacıyla,apertura piriformisin laterallerine cerrahi olarak yerleştirilen titanyumminiplaklardan, ikinci gruptaki bireylere (Yüz Maskesi:YM) (10,31 ortalamayaşa sahip, 7 kız, 8 erkek) ise ağız içindeki apareyin kancalarından yüz maskesiuygulanmış, üçüncü gruptaki bireyler (10,05 ortalama yaşa sahip, 8 kız, 7erkek) ise tedavi görmeyen kontrol grubunu oluşturmuş ve 7,5 ay boyuncaizlenmişlerdir. Gruplardaki bireylerden maksiller protraksiyon/gözlem başı vesonunda lateral sefalometrik filmler alınmış, Björk'ün yapısal çakıştırma metodukullanılarak ölçümler yapılmış ve istatistiksel olarak Wilcoxon ve Kruskall-Wallistestleri ile değerlendirilmiştir.Maksiller protraksiyon sonucu iskeletsel ankraj kullanılan grupta (MP+YM)maksillanın ileri hareketi 2,53 mm, ağız içi ankraj kullanılan grupta (YM) 1, 83mm bulunmuş ve iki grup arasındaki fark p<0,001 düzeyinde anlamgöstermiştir. YM grubunda, yüz maskesi uygulaması ile maksilla anlamlıderecede anterior rotasyon göstermiş, miniplak ankrajı kullanılan gruptamaksiller rotasyon önemli bulunmamıştır. Mandibulanın posterior rotasyonu veyüz yüksekliklerindeki artış, MP+YM grubunda YM grubuna göre daha azbulunmuştur. Kontrol grubunda ise hem maksilla hem mandibula öne doğrubüyümüştür. Maksiller protraksiyon sonucu YM grubunda üst dişlerde görülenprotruzyon ve mezyalizasyon, MP+YM grubunda engellenmiştir. Her ikiuygulama grubunda da maksillomandibular ilişkiler ve yumuşak doku profiliönemli derecede iyileştirilmiştir. Miniplak ankrajı ile yüz maskesi uygulamasısonucu konvansiyonel yüz maskesi uygulamalarının istenmeyen etkileriazaltılmış veya elimine edilmiş, daha kısa sürede daha etkili maksillerprotraksiyon sağlanmıştır.Anahtar Sözcükler: Sınıf III malokluzyon, maksiller retrüzyon, maksillerprotraksiyon, yüz maskesi, iskeletsel ankraj

Dentofasiyal yapıMaksillaMaloklüzyon+4
Çağla Şar
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ortodontik braketlerin yapıştırılmasında kullanılan farklı adeziv sistemlerin mine dokusu üzerindeki etkilerinin in vitro olarak incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı; 4 adeziv sistemin ve yüzeye uygulanmaşekillerinin, braket altı ve etrafındaki mine yüzeyindeki kalsiyum miktarı vemikrosızıntı üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesidir.Bu çalışma 2 ana bölümden oluşmuştur. İlk bölüm, 90 adet çekilmiş insan küçükazının kantitatif kalsiyum kaybı değerlendirmesini içermektedir. Bu dişleryapıştıralacak braketin çevresindeki mine yüzeyinin adeziv sistemlerdenkorunması ve korunmamasına göre rastgele 2 gruba ayrılmış ve bu iki grup da4'er alt gruba (n=10) ayrılmıştır: Bu gruplarda uygulanan adeziv sistemlersırasıyla; (1) Clearfil Protect Bond (Kuraray Dental, Osaka, Japan) + TransbondXT Light-Cure Adeziv (3M/Unitek, Monrovia, Calif), (2) GC ORTHO Conditioner+ Fuji Ortho LC Kapsül (GC Corporation, Tokyo, Japan), (3) Transbond PlusSelf-Etching Primer (3M/Unitek) + Transbond XT Light-Cure Adeziv, (4) %37fosforik asit (3M/ESPE, St Paul, Minn) + Transbond XT Primer (3M/Unitek) +Transbond XT Light-Cure Adeziv (3M/Unitek) dir. Bunların dışında mineyüzeyine herhangi bir işlemin uygulanmadığı dişlerden kontrol grubu (n=10)oluşturulmuştur. İkinci bölümde ise, 40 adet çekilmiş insan küçük azı yüzeyhazırlığına göre rastgele 2 gruba ve sonra yukarıda belirtilen adeziv sistemlerinkullanıldığı 4 alt guruba (n=5) ayrılmıştır. Kontrol grubu hariç tüm örnekleretermal siklusun ardından pH-siklusu uygulanmıştır. Tüm dişlerden iki kesitalınmıştır. Elementel analiz, örneklerden rastgele seçilen bir kesitte x-ışınıdağılım spektroskopisi (EDS) ile yapılmıştır. Mikrosızıntı değerlendirmesi içinboya penetrasyonu yöntemi kullanılmış, ışık mikroskobu altında her kesittenfotoğraf alınmıştır. Mikrosızıntı bilgisayara aktarılan bu görüntülerde imaj analizprogramı kullanılarak kantitatif olarak değerlendirilmiştir.viYüzey hazırlama şekilleri arasındaki fark Student's t ve Mann Whitney U testiile, adeziv sistemler arasındaki fark Tek Yönlü Varyans Analizi (One-WayANOVA) ve Kruskal Wallis testi sonrası post hoc Tukey veya parametrikolmayan çoklu karşılaştırma testleri ile, grup içi karşılaştırmalar ise Friedmantesti sonrası Wilcoxon İşaret testi ile istatistiksel olarak incelenmiştir.Kontrol ve diğer gruplar arasında kalsiyum miktarı açısından farkbulunmamıştır. Adeziv sistemler arasındaki fark sadece Grup B (yüzeyikorunmayan)'de braket altındaki mine yüzeyinde gözlenmiştir. Bu bölgede selfetchadeziv sistemin kullanıldığı gruplarda (Clearfil Protect Bond ve TransbondPlus Self-Etching Primer), diğer gruplara göre daha fazla kalsiyum miktarıbulunmuştur. İncelenen tüm mine bölgeleri arasında en fazla kalsiyum kaybıbraketin altındaki minede meydana gelmiştir. En az mikrosızıntı miktarı braketinaltında, en fazla ise servikal bölgedeki mine yüzeyinde gözlenmiştir. Yapılan buin vitro çalışmada, braketlerin altındaki mine yüzeyinde demineralizasyonmeydana gelmiş ve demineralizasyonun önlenmesinde mine yüzeyininkorunmasının yararı olmamıştır. Clearfil Protect Bond yüzey korunmadanuygulandığında kalsiyum kaybının azaltılmasında avantaj sağlamıştır. Sabitortodontik tedavi ile mine yüzeyinde oluşabilecek kalsiyum kaybını ve braketaltında meydana gelebilecek mikrosızıntıyı en aza indirmek için bu çalışmadauygulanan adeziv sistemler klinisyen tarafından tercih edilebilir.Anahtar Sözcükler: Beyaz nokta lezyonu, demineralizasyon, mikrosızıntı, xışınıdağılım spektroskopisi (EDS), imaj analiz programı

Aslı Güzey
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Alt keser intrüzyonunda mini implant ankrajı ile intrüzyon utility arkın etkinliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, mini implant ankrajı ile yapılan mandibular keser intrüzyonu ile konvansiyonel intrüzyon mekaniklerinden olan intrüzyon utility arkın dentofasiyal, periapikal ve gingival bölgeye olan etkilerinin karşılaştırılmasıdır.Çalışmamıza post pubertal gelişim döneminde olan, en az 5 mm derin kapanışa ve yeterli üst keser görünümüne sahip, dişeti gülümsemesi olmayan, 26 birey (20 kız, 6 erkek) dahil edilmiştir. Bu bireyler rastgele olarak, her grupta eşit sayıda birey olacak şekilde, 2 gruptan birisine dahil edilmiştir.Birinci gruptaki bireylere (yaş ortalaması 16±1,7 yıl; 10 kız, 3 erkek) mini implant ankrajı kullanılarak mandibular keserlere yerleştirilen segmental bir ark ile 30-40 gr intrüzyon kuvveti uygulanmıştır. İkinci gruptaki bireylere ise (yaş ortalaması 16,3±2,9 yıl; 10 kız, 3 erkek) utility ark ile alt keser intrüzyonu uygulanmıştır. Hastalardan tedavi başı (T0) ve intrüzyon sonunda (T2) lateral sefalometrik radyograflar, bilgisayarlı tomografi (BT) kayıtları ve alçı model; tedavi başı (T0), intrüzyon başı (T1) ve intrüzyon sonunda (T2) ise periapikal radyograflar ve gingival kayıtlar alınmıştır. Grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalarda parametrik ve nonparametrik analiz yöntemleri kullanılarak istatistiksel olarak %95 güven aralığında anlamlı farklar araştırılmıştır.Her iki intrüzyon yönteminin de tedavide başarılı olduğu gözlenirken iki teknik arasında tedavi süresi ve dişsel etkiler yönünden benzer değişiklikler bulunmuştur. Dişin direnç merkezi referans alınarak yapılan değerlendirmede her iki grupta da anlamlı intrüzyon hareketi tespit edilmiştir. İntrüzyon utility arkı, ankraj aldığı molarlarda önemli bir devrilmeye yol açmaktadır ancak implant grubunda posterior diş deşteği bulunmadığından dolayı bu yan etki görülmemiştir. İntrüzyon esnasında her iki yöntemde de benzer miktarlarda keser protrüzyonu gözlenmiştir. Her iki grupta kök rezorpsiyonu görülmüş fakat kök rezorpsiyonu açısından iki grup arasında anlamlı fark gözlenmemiştir. Tomografi ölçümlerinde utility ark grubunda sol ikinci keser dişte kök densitesinde anlamlı azalma tespit edilmiştir. Gingival ölçümlerde de cep derinliği, plak indeksi ve yapışık diş eti genişliğinde gruplar arası benzer miktarlarda artışlar görülmüştür.Sonuç olarak mini implant kullanılarak gerçekleştirilen keser intrüzyonu metodu ile utility ark ile keser intrüzyonunun mandibular molar dişler hariçvdentofasiyal bölgeye, periapikal dokulara ve periodontal dokulara benzer etkileri bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: mandibular keser intrüzyonu, mini implant, utility ark, bilgisayarlı tomografi, kök rezorpsiyonu

Esen Aydoğdu
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ortodontik mikro-implantların primer stabilitesinin in vitro koşullarda incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, ortodontik self-drilling (SD) ve self-tapping (ST) mikroimplantlarınprimer stabilitesini incelemek ve karşılaştırmaktır. Ayrıca, mikroimplantlarınprimer stabilitesini etkileyen faktörler arasındaki korelasyonuaraştırmaktır. SD ve ST implantlar (n=72) bilgisayarlı tomografi ile kortikal kemikkalınlığı ve kemik yoğunluğu (Hounsfield unit) ölçüldükten sonra sığır iliak kemikbloklarına yerleştirilmiştir. İmplantların (n=24) yerleştirme torkları ölçülmüş veeşanlı olarak uygulayıcı tarafından yerleştirmeye karşı olan direnç subjektifolarak skorlanmıştır. İmplantlar yerleştirildikten sonra Periotest ölçümleriyapılmıştır. Her implanttan elde edilen aksiyal kesitlerde histomorfometrikkemik-implant teması (K.İ.T. %) ölçülmüştür. Toplam 48 implantta pull-out vepush-in testleri yapılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğiniincelemek amacıyla %95 güven seviyesinde Kolmogorov-Smirnov testiyapılmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalar Mann-Whitney U, Bağımsız t-test veKi-Kare testleriyle %95 güven seviyesinde yapıldıktan sonra bu faktörlerarasındaki olası korelasyonları araştırmak için Spearman'ın korelasyon analiziyapılmıştır. SD ve ST implantların yerleştirme tork (P=.552) ve subjektif skorları(P=.324) benzer bulunmuştur. Periotest ölçümlerinden sadece Periotest 3ölçümü için gruplararası fark bulunmuştur (P=.013). Gruplararasıkarşılaştırmada maksimum pull-out (P=.166) ve push-in (P=.419) kuvvetlerifarklı bulunmamıştır. SD gruptaki K.İ.T. (%87.60) ST gruptakinden (%80.73)daha yüksek bulunmuştur (P=.046).K.İ.T. ve kortikal kemik kalınlığı arasında SD (r=0.909, P=.00) ve ST (r=0.823,P=.001) gruplarında pozitif korelasyon bulunmuştur. Pull-out değerleri vekortikal kemik kalınlığı (r=0.606, P=.037) ve kortikal kemik yoğunluğu (r=0.748,P=.005) arasında SD grupta pozitif korelasyon belirlenmiş olmasına karşın, STgrupta bu parametreler arasında korelasyon bulunamamıştır. Benzer şekildepush-in değerleri ve kortikal kemik yoğunluğu (r=0.661, P=.00) arasında SDgrupta pozitif korelasyon bulunmuş olmasına karşın, ST grupta push-indeğerleri ve bilgisayarlı tomografi parametreleri arasında korelasyonbulunamamıştır. Yerleştirme tork ve kortikal kemik kalınlığı arasında SD(r=0.544, P=.00) ve ST (r=0.516, P=.001) gruplarında pozitif korelasyon bulunmuştur. Ayrıca, yerleştirme tork ve kortikal kemik yoğunluğu arasında SD(r=0.661, P=.00) ve ST (r=0.568, P=.00) gruplarında anlamlı korelasyonbulunmuştur. Özellikle SD grupta yerleştirme tork ve Periotest değerleriarasında negatif korelasyon bulunmuştur (P<.05). Her iki grupta da subjektifskorlar arasında önemli farklılıklar bulunmuştur (P<.05). Yerleştirme tork ile pullout(r=0.916, P=.00) ve push-in (r=0.58, P=.048) değerleri arasında SD gruptapozitif korelasyon bulunurken, ST grupta bulunamamıştır. K.İ.T. ve yerleştirmetork değerleri arasında SD (r=0.657, P=.02) ve ST (r=0.839, P=.001)gruplarında pozitif korelasyon bulunmuştur. Bu çalışmada kulanılan SD ve STimplantların primer stabilitesi SD implantların çevresindeki kemik kütlesi dahafazla olmasına karşın benzer bulunmuştur. K.İ.T., kortikal kemik kalınlığı veyerleştirme tork değerleri arasında pozitif korelasyon görülürken, tork vePeriotest değerleri arasında negatif korelasyon görülmüştür.

Bilgisayarlı tomografiOrtodontik aygıtlarProtezler ve implantlar+2
Seçil Çehreli
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Braketleme öncesi ve sonrası kullanılan non-steroidal antienflamatuar analjeziklerin ortodontik diş hareketiyle oluşan ağrı ve enflamatuar mediatörlerin seviyeleri üzerine etkilerinin incelenmesi

Yıllar içerisinde sabit ortodontik tedavi yöntemleri iyileştirilmiş olmasına karşın, tedavi sırasındaki ağrı halen hastaların yüzleşmek zorunda oldukları büyük bir problemdir. Bu çift körlü, randomize, kontrollü klinik çalışmanın amacı braketlerin takılmasından sonra braketleme öncesi ve sonrası asetaminofen ve ibuprofen kullanımının etkilerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve bu ilaçların dişeti oluğu sıvısındaki prostaglandin E2 seviyesi üzerine etkilerinin incelenmesidir. Ayrıca, klinik olarak hissedilen ağrı bulguları ile prostaglandin E2 salınım miktarı arasındaki ilişki araştırılacaktır. Çalışmamıza 48 (33 kız, 15 erkek; yaş ortalaması: 14,5±2,00 yıl) hasta dahil edilmiştir. Hastalar braketleme öncesi ve sonrası ibuprofen, braketleme öncesi ve sonrası asetaminofen ve braketleme öncesi ve sonrası plasebo gruplarına ayrılmıştır. Ağrı düzeyleri braketlemeden önce, braketlemeden sonra, 1. gün, 2. gün, 3. gün ve 7. günde görsel analog skala ile ölçülmüş ve prostaglandin E2 düzeylerine bakılması amacıyla eşzamanlı olarak cep sıvısı örneği alınmıştır. Prostaglandin E2 düzeyleri ELİSA testi ile araştırılmıştır. Elde edilen bulgular Wilcoxon işaret testi ve Kruskal Wallis testi ile değerlendirilmiştir. Çalışma koşullarına uymayan 3 hasta çalışmadan çıkartılmış, toplam 45 hasta değerledirmeye alınmıştır. Plasebo grubundaki ağrı 1. günde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuş, 2. ve 3. günlerde yüksek kalmış, 7. günde başlangıç seviyesine inmiştir (p<0,0011). İbuprofen grubunda ağrı düzeyleri anlamlı değişiklik göstermemiş, asetaminofen grubunda ise braketlemeden sonraki 1. ve 2. günlerde istatistiksel olarak anlamlı değişiklik bulunmuştur. Prostaglandin E2 düzeyleri gruplar içinde zamanla beraber anlamlı bir değişim göstermemiştir (p>0,0011). Gruplar arası karşılaştırmada ağrı düzeyleri ve prostaglandin E2 seviyesi açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,003). Ağrı düzeyleri ile prostaglandin E2 düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki kurulamamıştır (p>0,05).Sabit ortodontik tedavi sırasında görülen ağrı ihmal edilmemesi gereken bir konudur. Bu çalışmada verilen ibuprofen ve asetaminofen dozları ağrıyı azaltmada plasebo ile benzer bulunmuştur. Analjezik kullanımı ortodontik diş hareketi sırasında prostaglandin E2 seviyesini etkilememiştir.

AnaljeziklerAntiinflamatuar ajanlarAsetaminofen+7
Zeynep Tunçer
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Konvansiyonel ve bilgisayarlı yöntemler ile yapılan posteroanterior analizlerin güvenilirliğinin değerlendirilmesi

Konvansiyonel ve Bilgisayarlı Yöntemler İle Yapılan Posteroanterior Analizlerin Güvenilirliğinin DeğerlendirilmesiSefalometrik radyografiler ortodontide kraniyofasiyal kompleksi değerlendirmede, morfoloji ve büyümeyi belirlemede, anomalilerin teşhisinde, tedavi planlamasında, büyüme sonucunu ve tedavi etkilerini değerlendirmede yaygın şekilde kullanılan teşhis aracıdır. Bunlardan lateral sefalogramlar, ön-arka yönde iskeletsel, dental ve yumuşak doku morfolojisi ve ilişkileriyle ilgili bilgiler sağlarken, posteroanterior sefalogramlar ise transversal yönde iskeletsel ve dentoalveoler ilişkiler ile ilgili bilgiler sağlar ve iskeletsel ve dental asimetrilerin teşhisi için kullanılırlar. Bu çalışmanın amacı, posteroanterior radyografilerin bilgisayar programı ve konvansiyonel teknikle değerlendirilerek elde edilen ölçümlerin karşılaştırılması ve teknikler arasındaki güvenilirliği belirlemektir. Çalışmamızda 150 adet bireyden alınan tedavi başı posteroanterior sefalometrik radyografiler kullanılmıştır. Direkt dijital yöntemle elde edilen radyografiler Pordios for Windows (Institute of Orthodontic Computer Science, Denmark) yazılım programı ile değerlendirilmiştir. Dijital radyografilerden kuru baskı lazer yazıcı cihazı kullanılarak elde edilen konvansiyonel radyografiler de elle çizim yöntemiyle değerlendirilmiştir. İki yöntemin karşılaştırılmasında, 25 parametreden 6'sında sınıfiçi korelasyon katsayısı 0.90'nın altında bulunmuştur. Fakat tüm parametreler için güvenilirlik 0.75'den yüksektir. Ölçümlerin ortalamaları karşılaştırıldığında ise 2 parametre (interkanin genişlik, sağ molar bukkal overjet) dışındaki tüm parametrelerdeki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Ölçümler arasındaki farklar klinik olarak ise kabul edilebilirdir. En az güvenilir olan parametre mandibular genişlik ölçümü olarak bulunmuştur.Sonuç olarak bilgisayar destekli sefalometrik analiz yöntemi, posteroanterior radyografilerin değerlendirilmesinde zaman kazancı sağlaması ve güvenilir olması ile konvansiyonel yönteme alternatif olmaktadır.Anahtar Kelimeler: Sefalometri, posteroanterior radyografi, güvenilirlik

GüvenilirlikRadyografi-dentalSefalometri
Sevim Seda Erken
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ortodontik tedavi sırasında diş minesindeki renk değişikliklerinin incelenmesi

Ortodontinin amacı; ortodontik anomalinin meydana gelmesini önlemek, gelişmekte olan bir anomaliyi basit yaklaşımlar ile durdurmak, meydana gelmiş ortodontik anomaliyi tedavi ederek, iyi bir fonksiyon ve estetik elde etmek ve erişilen durumun kalıcılığını sağlamaktır. Günümüzde bireyler sadece sağlıklı ve düzgün sıralanmış dişlerle yetinmeyip, mükemmel bir gülümsemeye de sahip olmak istemektedirler. Ancak ortodontik tedavi süresince mine yüzeyi pürüzlendirmesi, braket sökümü ve mine yüzeylerinin temizliği gibi diş yüzeyine yapılan işlemler, mine yüzeyinde fiziksel ve estetik değişikliklere neden olmaktadır. Bu sebeple, ortodontik tedavi tamamlandığında mine yüzeyini orjinal durumuna geri getirebilmek önemli bir hedeftir. Literatür incelendiğinde sınırlı sayıda in-vitro çalışma ortodontik adezivlerin renklenmesini değerlendirmiş, söküm ve cila sonrası mine yüzeyindeki renklenmeyi incelemiştir. Bu çalışmanın amacı da; üç farklı braket yapıştırma materyali kullanılarak braketleri yapıştırılan dişlerin, iki farklı frez ile yapılan bitim ve cila işlemlerinden sonra, mine yüzeylerinde oluşan renk değişikliklerini in-vitro olarak değerlendirmektir.Bu çalışmada 175 adet üst ve alt birinci ve ikinci küçük azı dişi kullanılmıştır. 25 adet diş kontrol grubu olarak seçildikten sonra, geriye kalan dişler braketlerin yapıştırılacağı sistemin farklılığına göre 50'şer dişten oluşan 3 gruba ayrılmıştır. Daha sonra her deney grubu da braketler söküldükten sonra diş yüzeyinde kalan adezivi temizleme frezinin farklılığına göre kendi içinde 25'er dişten oluşan 2 alt gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu dışındaki dişlere braketler, total-etch adeziv sistem, self-etch adeziv sistem ve rezin-modifiye cam-iyonomer siman kullanılarak yapıştırılmıştır. Kontrol grubundaki dişlerle beraber, braketleri yapıştırılan dişlere 24 saat hızlı yaşlandırma uygulanmıştır. Daha sonra braketler sökülerek diş yüzeylerinde kalan adeziv artıkları, tungsten karbid ve stainbuster frezler ile temizlenmiştir. Deney gruplarındaki dişlere 24 saat tekrar hızlı yaşlandırma uygulanmıştır. Diş renkleri tedavi başında, söküm sonrasında ve 2. yaşlandırma sonrası spektrofotometre ile ölçülmüş, CIE L* a* b* renk sistemine göre değerlendirme yapılmış ve ? E değerleri hesaplanmıştır.Kontrol grubunda ?12 seviyesinde görülen renklenme miktarı klinik eşik değerin (?E=3,7) üzerinde çıkmıştır ve bu renklenme miktarı RMCIS-tungsten karbid frez, RMCIS-stainbuster frez ve self-etch adeziv sistem-stainbuster frez grupları ile benzer bulunmuştur. Tungsten karbid frez alt gruplarındaki dişlerde, ortodontik tedaviyle oluşan renklenme değerleri, klinik eşik değerin üzerinde çıkmıştır. RMCIS grubunda oluşan renklenme miktarı, hem total-etch adeziv sistem hem de self-etch adeziv sistem grubunda oluşan renklenme miktarından daha az bulunmuştur. Bu gruptaki dişlerde, ortodontik tedaviden sonra oluşan renklenme de dahil edildiğinde, total-etch adeziv sistem grubunda oluşan renklenme miktarı, hem self-etch adeziv sistem hem de RMCIS grubunda oluşan renklenme miktarından daha fazla bulunmuştur. Stainbuster frez alt gruplarındaki dişlerden, sadece self-etch adeziv sistem grubunda ortodontik tedaviyle oluşan renklenme değerleri klinik eşik değerin (?E=3,7) üzerinde çıkmıştır. Self-etch adeziv sistem grubunda oluşan renklenme miktarı, hem total-etch adeziv sistem hem de RMCIS grubunda oluşan renklenme miktarından daha fazla bulunmuştur. Bu gruptaki dişlerde, ortodontik tedaviden sonra oluşan renklenme de dahil edildiğinde, RMCIS grubunda oluşan renklenme miktarı, total-etch adeziv sistem grubunda oluşan renklenme miktarından daha fazla bulunmuştur. Sadece ortodontik tedaviden sonra görülen renklenme değerlendirildiğinde ise, RMCIS grubundaki değerler hem total-etch hem de self-etch adeziv sistem grubundaki değerlerden daha fazladır.Sonuç olarak, ortodontik tedavi dişlerde renk değişikliğine neden olmaktadır. Renk değişikliğinde, kullanılan yapıştırıcı sistem ve kompozit temizleme materyali etkilidir. Ortodontik tedaviye bağlı minumum renk değişikliği için total-etch adeziv sistem-stainbuster frez kombinasyonu önerilmektedir.

Dental cementumDental mineDiş renk değişikliği+3
Yasemen Boncuk Tüzgiray
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mandibuler simfize yerleştirilen miniplaklardan sınıf ııı elastik uygulaması ile elde edilen dentofasiyal etkilerin incelenmesi

Bu prospektif çalışmanın amacı; büyüme ve gelişim dönemindeki iskeletsel Sınıf III maloklüzyona sahip hastaların tedavisinde üst çeneye uygulanan akrilik ekspansiyon apareyinden simfizial bölgedeki miniplaklara intermaksiller Sınıf III elastik uygulamasının dentofasiyal yapılar üzerindeki etkilerini tedavi görmemiş Sınıf III kontrol grubu ile karşılaştırmalı olarak incelemektir.Bu amaçla, iskeletsel olarak prepubertal veya pubertal büyüme-gelişim döneminde bulunan, maksiller retrüzyonun eşlik ettiği iskeletsel Sınıf III anomaliye sahip, vertikal yönde normal veya azalmış büyüme paterni gösteren, anterior çapraz kapanış, pozitif overbite değerleri ve retrüziv nazomaksiller bölgeye sahip olan 34 bireye ait materyal çalışmaya dahil edilmiştir. Tedavi grubundaki 17 bireye intermaksiller Sınıf III elastik uygulamasından önce maksiller ekspansiyon apareyi simante edilmiş, bir haftalık hızlı (günde 2 tur) maksiller ekspansiyondan sonra median palatal suturdaki açılma izlenerek maksiller protraksiyona başlanmıştır. Tedavi grubundaki bireylere (11,3±1,5 yıl ortalama kronolojik, 10,6±1,4 yıl ortalama iskeletsel yaşa sahip, 7 kız, 10 erkek) mandibuler simfiz bölgesine sağ ve sol lateral ve kanin dişler arasına cerrahi olarak yerleştirilen miniplaklardan intermaksiller Sınıf III elastik uygulanmıştır. Kontrol grubundaki bireylerin (9,9±1,2 yıl ortalama kronolojik, 9,9±1,4 yıl ortalama iskeletsel yaşa sahip, 9 kız, 8 erkek) materyali ise, Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinden çalışmanın birey seçim kriterlerine uygun olan bireylerin lateral sefalometik radyografları seçilerek oluşturulmuştur. Tedavi grubundaki bireylerden tedavi öncesinde ve sonrasında lateral sefalometrik ve posteroanterior sefalometrik radyograflar ile alçı modeller alınmış, temporomandibuler eklem bozukluğu belirti ve bulguları değerlendirilmiştir. Her iki grupta da lateral sefalometrik radyograflar üzerinde Björk'ün yapısal çakıştırma metodu kullanılarak yapılan ölçümler ve hava yoluna ait ölçümler yapılmıştır. Tedavi grubunda ayrıca posteroanterior sefalometrik radyograflar, alçı modeller ve eklem değerlendirmesine ait ölçümler yapılmıştır. Tüm bu ölçümler istatistiksel olarak Student's t testi ve Bağımlı t testi ile değerlendirilmiştir.Tedavi grubunda protraksiyon sonrasında maksillada 3,82±1,46 mm ileri, mandibulada 4,21±1,58 mm geri hareket gözlenmiştir (p<0,001). Bu değerlerde tedavi ve kontrol grupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Tedavi ile maksillada anlamlı anterior rotasyon (p<0,001), mandibulada anlamlı posterior rotasyon (p<0,001) gözlenmiştir. Tedavi grubunda overjet 6,62±1,08 mm artma, overbite 4,29±2,32 mm azalma gösterirken, kontrol grubunda overjet 0,15±0,52 mm azalmış, overbite 0,62±0,86 mm artmıştır. Tedavi grubunda maksiller ve mandibuler keser dişlerde anlamlı protrüzyon (p<0,001) gözlenirken, kontrol grubunda keser dişlerin inklinasyonlarında anlamlı değişim gözlenmemiştir.Tedavi sonucunda hava yolu boyutlarında anlamlı artış sağlanmıştır. Maksiller genişlikteki anlamlı artışa nazal genişlikteki anlamlı artış eşlik etmiştir.Tedavi grubunda üst çenedeki molar mezializasyonuna bağlı olarak üst arktaki ark boyu sapması miktarında anlamlı azalma gözlenirken, alt keser dişlerdeki protrüzyon sayesinde alt arktaki ark boyu sapması miktarında anlamlı artış gözlenmiştir.Protraksiyon sonrasında tedavi grubundaki bireyler temporomandibuler eklem bozukluğu belirti ve bulguları açısından değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim gözlenmemiştir.

Dentofasiyal yapıMaksillaMaloklüzyon-angle sınıf III+3
Zahire Şahinoğlu
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Minivida destekli ve konvansiyonel maksiller ekspansiyon uygulamalarının nazomaksiller etkilerinin karşılaştırmalı olarak bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Maksillanın transversal yöndeki darlığı, kraniofasiyal bölgedeki iskeletsel problemlerin en yaygın olanıdır. Özellikle daha geniş ve estetik gülüşler elde etmek için çekimsiz tedaviye yönelinmesiyle beraber maksiller ekspansiyon, ark boyunun genişletilmesi ve mevcut çapraşıklığın hafifletilmesi için oldukça popüler bir tedavi alternatifi haline gelmiştir. Bunun yanı sıra konvansiyonel maksiller ekspansiyon apareyleri çevre dokularda ve dişlerde istenmeyen yan etkiler oluşturmaktadır. İskeletsel ankraj sistemleri bu yan etkilerin en aza indirilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı minivida destekli maksiller ekspansiyon apareyi (MIDME) ve konvansiyonel bonded maksiller ekspansiyon apareyi (KBME) ile yapılan hızlı maksiller genişletmenin kraniyofasiyal yapılardaki etkilerini karşılaştırmalı olarak bilgisayarlı tomografi (BT) ile incelemektir.Bu prospektif randomize klinik çalışmaya posterior çapraz kapanışı olan ve maksiller genişletmeye ihtiyacı olan, büyüme ve gelişim dönemindeki 30 hasta dahil edilmiştir. 1. gruba (12,66±1,89 ortalama yaşa sahip, 11 kız, 4 erkek) MIDME apareyi, 2. gruba (13,29±0,98 ortalama yaşa sahip, 5 kız, 10 erkek) KBME apareyi uygulanmıştır. 1. gruptaki hastalara 1,6 mm çapında ve 8 mm uzunluğunda toplam 4 adet minivida (Tomas, Dentaurum, Germany) sağ ve sol tarafta önde kaninler hizasında, arkada 2. premolar ve 1. molar dişlerin kökleri arasına denk gelecek şekilde, dişlerin uzun akslarına 60-70? açıyla yerleştirilmiştir. 2. gruptaki hastalara KBME apareyi uygulanmıştır. Genişletme öncesi (T0) ve 6 ay sonrasında (T1) fotoğraf, model ve BT görüntüleri alınmıştır. Alınan BT görüntülerinden doğrusal, açısal ve hacimsel ölçümler Dolphin 11,5 programı yardımıyla yapılmıştır. İstatistiksel veriler SPSS 11,5 programına girilmiştir. T1 ve T2 değerleri arasındaki farklar gruplar arası Mann Whitney U testi ile grup içi Wilcoxon Signed Rank testi ile ölçülmüştür.Yapılan çalışmanın sonucunda 1. gruptaki overbite değerindeki azalma 2.gruba göre daha azdır. Ancak bu fark istatistiksel olarak anlamsızdır. Maksiller iskeletsel genişleme 1.grupta anlamlı olarak fazlayken (p<0,001), maksiller dentoalveoler genişleme 2. grupta anlamlı olarak daha fazladır (p<0,01). Kanin ve 1. molar dişler hizasında nazal genişlik ve nazal taban genişliği 1. grupta anlamlı olarak daha fazladır (p<0,01). Molar dişler üzerinde yapılan açısal ölçümlerde 1. ve 2. grup arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Nazal kavite hacmi ve sağ-sol maksiller sinüs hacim ölçümlerinde tedavi sonrası değerler önceki değerlerden fazla olmakla birlikte iki grup arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Periodontal açıdan değerlendirildiğinde 2. gruptaki hastaların tedavi sonunda anlamlı olarak lingual kemik kalınlığı artmış, bukkal kemik kalınlığı ise azalmıştır (p<0,01).Yapılan çalışma sonucunda MIDME apareyi iskeletsel olarak daha fazla maksiller genişletme sağlarken, genişletme esnasında posterior dişlerin daha az devrilmesine yol açmıştır.

Dental arkMaksillaOrtodontik aygıtlar+2
Gizem Altuğ Türkyılmaz
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Rapid ve semirapid maksiller ekspansiyon uygulamasının dentofasiyal ve periodontal etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, akrilik splintli bonded ekspansiyon apareyi ile yapılan yarı hızlı (semirapid) ve hızlı (rapid) maksiller ekspansiyondan sonra meydana gelen iskeletsel, dentoalveolar ve periodontal etkileri, ayrıca tedavi sırasında destek dişlerde meydana gelen kök rezorpsiyonunun şiddetini karşılaştırmaktır. Çalışmamıza büyüme-gelişim döneminde olan, tek veya çift taraflı maksiller darlığa sahip, üst iki premolar diş çekim endikasyonu bulunan Angle sınıf I veya sınıf II malokluzyonda, daimi dişlenmede ve sağlam 1.premolar dişlere sahip, daha önce ortodontik tedavi görmemiş olan 19 birey (8 kız, 11 erkek) dahil edilmiştir. Bu bireyler iki gruba ayrılmıştır. Yarı hızlı üst çene genişletme grubu (SRME) yaşlarının ortalaması 14,05±1,46 yıl olan 10 bireyden (5 kız, 5 erkek), hızlı üst çene genişletmesi grubu (RME) ise yaş ortalamaları 13,96±0,71 yıl olan 9 bireyden (3 kız, 6 erkek) oluşmaktadır. SRME grubunda genişletme tedavisi ortalama 61,7±20,4 gün,RME grubunda 33,4±9,6 gün sürmüştür. SRME prosedürü için vida ilk hafta günde 2 x 1/4 tur ve devamında 2 günde bir 1/4 tur, RME için ise vida günde 2 x 1/4 tur şeklinde çevrilmiştir. Hastalardan tedavi başı (T0), genişletme sonu (T1) ve 3 aylık pekiştirme dönemi sonunda (T2) lateral ve posteroanterior sefalometrik ve üst santral dişlerden paralel teknikle periapikal radyograflaralınmıştır. Kabul eden hastalardan tedavi başı (T0) ve 3 aylık pekiştirme dönemi sonunda (T2) üst çenelerinden düşük dozlu bilgisayarlı tomografi (BT) kayıtları alınmıştır. Ayrıca genişletme tedavisi bitiminde (T1) çekilen dişlerde taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile kök rezorpsiyonu incelemesi yapılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede grup içi değişimler bağımlı t testi ile incelenmiş, gruplar arası değişimlerin karşılaştırılması için ise Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. p<0,05 için sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. vi Ancak, olası tüm çoklu karşılaştırmalarda Tip I hatayı kontrol edebilmek için Bonferroni Düzeltmesi yapılmıştır. Grup içi karşılaştırmalar incelendiğinde; SRME grubunda ANB ve SN-MP açılarında ve ANS-Me değerinde aktif tedavi sonunda istatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlenmiş, SN-MP açısında retansiyon döneminde gözlenen azalma yine istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. U1-SN açısında hem aktif tedavi hem de tüm takip periyodu sonunda gözlenen azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. BT görüntülerinde yapılan ölçümlerde ise posterior nazal kavite genişliği, palatal maksiller genişlik ve palatinal kökler arası mesafede önemli düzeyde artış gözlenmiştir. RME grubunda ise; SNB açısında aktif tedavi sonunda önemli düzeyde azalma, ANB ve SN-MP açılarında ise artış meydana gelmiştir. Retansiyon döneminde SN-MP açısında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma meydana gelmiştir. U1-SN açısında hem aktif tedavi hem de tüm takip periyodu sonunda istatistiksel olarak anlamlı bir azalma bulunmuştur. Her iki grupta da posteroanterior sefalometrik radyograflarda yapılan ölçümlerde nazal kavite genişliği ve total maksiller genişlikte hem aktif tedavi sonunda hem de tüm takip periyodu sonunda istatistiksel olarak anlamlı artış, sağ ve sol molar dişlerde ise anlamlı düzeyde tiping meydana gelmiştir. BT görüntülerinde yapılan ölçümlerde ise iki tedavi protokolü sonucunda posterior nazal kavite genişliği, palatal maksiller genişlik, palatinal kökler arası mesafe ve keser kökleri arası mesafede önemli düzeyde artış gözlenmiş, incelenen molar ve premolar dişlerin hepsinde bukkal kemik kalınlığı azalmış, palatinal kemik kalınlığı artmıştır. Gruplar arası karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı tek fark, PP?U1 ölçümünde bulunmuştur. Her iki grupta da bu ölçümde bir artış olmasına rağmen, RME grubunda daha fazla artış tespit edilmiştir. BT ölçümlerine ait bulgularda ise sol 6 numaralı dişin istobukkal kökü hizasındaki kemik kalınlığında, sağ ve sol 6 numaralı dişlerin bukkal alveolar kret seviyesi ölçümünde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir. Her iki grupta kök ezorpsiyonu görülmüş fakat kök rezorpsiyonu açısından iki grup arasında anlamlı fark gözlenmemiştir. vii Sonuç olarak, her iki protokol ile de genişletmenin başarıyla gerçekleştirilebildiğigörülmüştür. Ancak RME protokolünün daha kısa sürmesi dolayısıyla randevu sayısının ve hekimin hasta başında harcadığı zamanın azalması ve bonded apareyin ağızda kalma süresinin kısalması bu uygulamayı daha tercih edilebilir kılmaktadır. Buna karşın SRME protokolü vertikal yön boyutlarının çok artmış olduğu, ciddi açık kapanış vakalarında tercih edilebilir. Ayrıca kısa dönemde değerlendirilen sonuçlara göre iki grup arasında anlamlı farklar olmasa da, uzun dönem etkileri değerlendiren başka çalışmaların yapılması faydalı olacaktır.Anahtar kelimeler: hızlı üst çene genişletmesi, yarı hızlı üst çene genişletmesi, bilgisayarlı tomografi, kök rezorpsiyonu.

Dentofasiyal yapıKök rezorpsiyonuMaksilla+4
Şefika Ruzin Gönüldaş
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hiperdiverjan bireylerde fasiyal asimetri varlığının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Bu retrospektif çalışmanın amacı; konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanarak iskeletsel asimetrinin tespit edilmesi ve iskeletsel hiperdiverjan ve normodiverjan vakaların simetri açısından karşılaştırılmasıdır. Bu retrospektif çalışmaya, ortodontik tedavi amaçlı başvuran 104 hastanın KIBT görüntüleri dahil edilmiştir. Bu hastalar iki gruba bölünmüştür: Hiperdiverjan grubu, ortalama yaşları 14,23±5,14 olan 52 hastadan (33 kız ve 19 erkek); normodiverjan grubu ise ortalama yaşları 14,98±6,22 olan 52 hastadan (24 kız ve 28 erkek) oluşmuştur. Her iki grup da daha sonra servikal vertebra maturasyonlarına göre pre-peak ve postpeak olmak üzere 26 hastadan oluşan 2 alt gruba ayrılmıştır. Anatomik landmarklar tanımlanmış, koordinat düzlem sistemi kullanılarak her üç kesitte de değerlendirilmiş ve bu landmarklardan elde edilen asimetri indeksi analiz edilmiştir. Kraniyofasiyal asimetriye neden olan sağ ve sol anatomik yapıların ölçümleri ve istatistiksel analizleri yapılmıştır. Hiperdiverjan bireylerde, sağ ve sol ramus uzunlukları arasında daha fazla fark vardır ve ANS ile Me landmarkları daha asimetriktir. (p<0,01) Bu ölçümlerde, her iki diverjan grupta da pre-peak ve post-peak dönemi alt grupları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Landmark asimetri indeks değerleri, diverjan grupları arasında istatistiksel olarak anlamsızdır. Fasiyal asimetri, iskeletsel vertikal paternden etkilenmektedir. Hiperdiverjan bireylerde mandibular asimetri yatkınlığı daha fazladır.

AsimetriFasyaKraniyofasiyal yapı+4
Koray İsmail Doğmuş
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sagittal yöndeki iskeletsel sınıflandırma ile dentoalveoler morfoloji arasındaki ilişkinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yöntemi ile incelenmesi

Bu retrospektif çalışmanın amacı; Sınıf I, II ve III iskeletsel patern ile dentoalveoler morfoloji arasındaki ilişkinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile incelenmesidir. Çalışmaya 60 hasta dahil edilmiş ve hastalar 3 gruba bölünmüştür. Sınıf I grubunda ANB açısı 0–4° olan 20 hasta (18 kız, 2 erkek; ortalama yaş 18,20±3,33); Sınıf II grubunda ANB açısı 4°'den büyük olan 20 hasta (11 kız, 9 erkek; ortalama yaş 18,25±4,92); Sınıf III grubunda ANB açısı 0°'den küçük olan 20 hasta (10 kız, 10 erkek; ortalama yaş 18,90±4,97) bulunmaktadır. KIBT görüntülerinde çenelerin sağ tarafında tüm dişlerin kök uzunluğu, kök genişliği, bukkolingual inklinasyonu, dehisens-fenestrasyon varlığı; interdental bölgelerindeki bukkal ve palatinal/lingual kortikal kemik ve spongioz kemik kalınlığı ölçümleri ve bu ölçümlerin istatistiksel analizleri yapılmıştır. Sınıf I, II ve III grupları arasında kök uzunluğu, kök genişliği, bukkal ve palatinal/lingual kortikal kemik kalınlıkları değerleri açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p˃0,05). Spongioz kemik kalınlıkları Sınıf II grubunda anlamlı derecede yüksektir (p˂0,001). Üst santral ve laterallerin bukkolingual inklinasyonu Sınıf II grubunda diğer gruplara göre anlamlı derecede düşüktür; alt çenede 2. molarlar hariç tüm dişlerin bukkolingual inklinasyonları ise Sınıf III grubunda diğer gruplara göre anlamlı derecede düşüktür (p˂0,001). Dişlerin bukkalinde, Sınıf I grubunda diğer gruplara göre daha fazla dehisens, Sınıf II grubunda ise diğer gruplara göre daha fazla fenestrasyon bulunmuştur. Dişlerin bukkolingual inklinasyonu, dehisens/fenestrasyon varlığı ve spongioz kemik kalınlıkları sagittal yöndeki iskeletsel ilişkiden etkilenmektedir.

Dentoalveolar yapıDiş köküDişler+3
İpek Coşkun
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Emzirme süresi ile parafonksiyonel oral alışkanlıklar, maloklüzyon ve fasiyal morfolojik yapı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı annenin bebeğini emzirme süresi ile bireydeki parafonksiyonel oral alışkanlıklar arasında bir ilişki olup olmadığını; ayrıca anne sütü alma süresi ile bireyde oluşan maloklüzyon, solunum ve profil tipi arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Ayrıca parafonksiyonel alışkanlıklar ve süreleri ile bu maloklüzyonlar arasında ilişki olup olmadığı da değerlendirilecektir. Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti ve Pedodonti Anabilim Dalları ve T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Topraklık Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Ortodonti ve Pedodonti kliniklerine başvuran bireyler arasından yaşları 8 ile 12 arasında olan 678 çocuk (357 kız-321 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma hekimin maloklüzyonu incelediği bir klinik muayeneyi ve ardından çocuğun velisiyle yapılan yüz yüze görüşmeyi içerir. Anne sütü alma süresi ana bağımsız değişkendir. Çalışma sonunda 18 aydan fazla süre anne sütü emen bebeklerde emzik kullanmı ve parafonksiyonel oral alışkanlık görülme oranı anlamlı derecede daha düşük bulunmuştır. (p<0.05) Ayrıca anne sütü alım süresi arttıkça posterior çapraz kapanış insidansının azaldığı tespit edilmiştir.(p<0.05) 4 yıldan uzun süre emzik kullanımı ile posterior çapraz kapanış ve artmış overjet insidansının anlamlı şekilde arttığı bulgusuna varılmıştır. Sonuç olarak elde edilen veriler doğrultusunda yeterli süre anne sütü emmenin gerek emzirme fonksiyonunun kendisinden kaynaklı, gerekse anne sütü emmenin parafonksiyonel oral alışkanlık oluşma ihtimalini azaltıcı etkisinden kaynaklı, bireyde oluşabilecek muhtemel maloklüzyonlara engel olabileceği düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Parafonksiyonel oral alışkanlıklar, Posterior çapraz kapanış, Maloklüzyon, Emzirme süresi

BebeklerDentofasiyal yapıEmzirme+2
Gökhan Torun
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Minivida destekli kütlesel (EN-MESSE) retraksiyon vakalarında piezoinsizyon yönteminin etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu prospektif randomize kontrollü klinik çalışmanın amacı, üst çenede minivida destekli en-masse retraksiyon uygulanan vakalarda piezoinsizyon yönteminin etkinliğini değerlendirmektir. Çalışmaya üst 1. premolar çekim endikasyonu olup en-masse retraksiyon uygulanabilecek 30 birey dahil edilmiş ve rastgele 2 gruba ayrılmıştır. Bütün bireylerde keser ve kaninlerde 0,018x0,025 inç, 2. premolar, 1. ve 2. molarlarda 0.022x0.028 inç slotlu braket ve tüpler kullanılmıştır. Seviyeleme safhası tamamlandıktan sonra sadece Grup I'deki bireylere piezoinsizyonlar yapılmıştır. Her iki grupta üst çenede sağ ve sol 2. premolar ve 1. molarlar arasına minividalar yerleştirilmiş ve lateral-kanin arasındaki tele yerleştirilen, vertikal kancalara NiTi kapalı sarmal yaylar asılarak 0.016x0.022 çelik tel üzerinde en-masse retraksiyon yapılmıştır. Tüm bireylerden lateral sefalometrik filmler, maksillanın anterior bölgesine ait bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri, ağız içi ve dışı fotoğraflar, alçı model ve anterior 3 dişten diş eti oluğu sıvısı (DOS) örnekleri alınmıştır. En-masse retraksiyon vakalarında piezoinsizyon yöntemi istatistiksel olarak anlamlı bir hızlanma sağlayamamıştır. Ortalama reseptör aktivatör nükleer κβ ligand (RANKL) yoğunluğu, miktarı ve DOS hacmi gruplar arasında benzer bulunmuştur. Piezoinsizyonlar dişlerin doğrusal ve açısal değişimleri üzerinde etkili olmamış, iki grupta da keser ve molarlarda meydana gelen hareketler benzer bulunmuştur. Alveoler kemikteki değişimler iki grup arasında benzerdir. Fenestrasyon ve dehisens yüzdelerindeki değişimlerde gruplar arasında fark bulunmamıştır. İnterkanin, interpremolar ve intermolar mesafeler ile kanin ve molar akslarındaki değişimler açısından gruplar arasında fark yoktur. Minividalar 250 gr kuvvete karşı %88,3 oranında başarı göstermiştir.

Diş hareketleriGingivaGingival oluk sıvı+4
Nilüfer İrem Tunçer
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

İndirekt yapıştırma tekniğinde kullanılan yapıştırıcıların bağlanma dayanıklılıklarının in vitro ve in vivo karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, indirekt yapıştırma tekniği için üretilen kimyasal yolla polimerize olan rezin ve ışıkla polimerize olan akışkan rezin kullanılarak yapıştırılan braketlerin bağlanma dayanımlarını in vivo ve in vitro olarak karşılaştırmaktır. Çalışmanın in vitro kısmında, 75 adet premolar diş, üç gruba ayrılmıştır. Bu dişlerin 25 adedi kontrol grubu olmuş ve I.grubu oluşturmuştur. Bu dişlere braketler, ışıkla polimerize olan rezin (Transbond XT, 3M, Unitek) ile direkt yöntemle yapıştırılmıştır. Dişlerin kalan 50 adedi, indirekt bondingi taklit edecek şekilde 5 adet typodont modele fikse edilmiştir. Bu modellerden alçı çalışma modelleri hazırlanmıştır. Çalışma modellerine braketler, ışıkla polimerize olan rezin (Transbond XT, 3M, Unitek) ile yapıştırılmıştır. Sol kadrandaki dişler II. grubu oluşturmuş ve braketler kimyasal yolla polymerize olan indirekt yapıştırma adezivi (Transbond IDB 3M,Unitek) ile yapıştırılmıştır. Sağ kadrandaki dişler ise III. grubu oluşturmuş ve ışıkla polimerize olanakışkan indirekt yapıştırma adezivi (Transbond Supreme LV, 3M, Unitek) ile braketler yapıştırılmıştır. Tüm örnekler, universal test cihazında bağlanma dayanımları yönünden değerlendirilmiştir. Daha sonra tüm örneklerin ARI skorlaması ile artık kompozit miktarları karşılaştırılmıştır. Çalışmanın in vivo kısmına 20 hasta dahil edilmiştir. Hastalardan elde edilen ölçüler üzerine braketler, ışıkla polimerize olan rezin (Transbond XT, 3M,Unitek) ile yapıştırılmıştır. Hastalarda splint-mouth çalışma dizaynı kullanılarak braketleme yapılmış, sağ üst ve sol alt kadranda braketler kimyasal yolla polimerize olan indirekt yapıştırma adezivi (Transbond IDB 3M,Unitek), sol üst ve sağ alt kadranda ise ışıkla polimerize olan indirekt yapıştırma adezivi (Transbond Supreme LV, 3M, Unitek) ile yapıştırılmıştır. Her hastada kadranlar saat yönünde döndürülmüş ve randomizasyon sağlanmıştır. Hastaların braket kopma oranları 12 ay süreyle takip edilmiştir. Elde edilen veriler, tek yönlü varyans analizi, Tukey testi ve Weibull analizi ile değerlendirilmiştir. Ortalama bağlanma dayanımı değerleri, Grup I için 17.6± 6.6 MPa, Grup II için 13.1±4.7MPa ve Grup III için 15.1±5.9 MPa olarak bulunmuştur. Grup I'in değerleri Grup II'den anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (P=0.019, P<0.05). Diğer gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemektedir (P>0.05). İn vivo çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde ise braket kopması yönünden gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (P>0.05). Sonuç: Kimyasal yolla polimerize olan indirekt yapıştırma adezivi (Transbond IDB 3M,Unitek) ve ışıkla polimerize olan indirekt yapıştırma adezivi (Transbond Supreme LV, 3M, Unitek) in vitro şartlarda yeterli bağlanma değerlerine ve in vivo olarak yeterli klinik performansa sahiptir.

Dental bondingDental stres analiziDental çimentolar+4
Hande Pamukçu
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Cinsiyetler arasındaki çene ucu belirginliğinin profile etkisinin ortodontistler, ağız diş ve çene cerrahları, plastik cerrahlar, ortognatik cerrahi tedavisi görmüş hastalar ve meslek dışı kişiler tarafından değerlendirilmesi

Çalışmanın amacı cinsiyetler arası çene ucu belirginliğinin profil estetiği algısına olan etkisinin, ortodontistler, ağız diş ve çene cerrahları, plastik cerrahlar, ortognatik cerrahi operasyonu geçirmiş bireyler ve meslek dışı bireyler tarafından değerlendirilmesi üzerine yapılmış anket çalışmasıdır. Elektronik ortamda hazırlanan bu çalışmaya, yukarıda belirtilen beş farklı gruptan toplam 732 kişi katılmıştır. İskeletsel sınıf 1 değerler gösteren, dik yön değerleri normal sınırlar içerisinde olan, bir adet kadın ve bir adet erkek profil fotoğrafı photoshop programı yardımı ile modifiye edilerek yumuşak doku değerlerinin idealize edilmesi sağlanmıştır. Ricketts'in E doğrusuna göre ideal değerler gösteren kadın ve erkek profil fotoğraflarında çene ucu bölgesi, anteroposterior yönde ikişer milimetre aralıklarla 10 milimetreye kadar posteriora ve 8 milimetreye kadar da anteriora hareket ettirilmiştir. Katılımcılardan 11 kadın ve 11 erkek profil fotoğrafını ve aynı zamanda kendi profillerini de değerlendirmeleri istenmiştir. Çalışmada çene ucu algısının daha rahat değerlendirilebilmesi için fotoğraflar siyah-beyaz hazırlanmıştır. Veriler, SPSS 20.0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Profil puanlamalarında ise Kruskall-Wallis H testi uygulanmıştır. Profil fotoğraflarının aldıkları puanlar değerlendirildiğinde kadın profillerinde ideal, hafif konveks ve hafif konkav profillerin daha kabul edilebilir olduğu, erkek profillerinde ise ideal profilin ve hafif konkav profillerin daha kabul edilebilir olduğu tespit edilmiştir. Değerlendirilen profil fotoğraflarında kadın katılımcılar, erkek katılımcılara oranla daha yüksek oranda cerrahi ihtiyacı belirtmişlerdir (p<0,05). Her iki cinsiyette de çene ucu önde olan profiller, çene ucu geride olan profillere oranla anlamlı düzeyde daha yüksek oranda ameliyat ile düzeltilme ihtiyacı duyulmuştur.

Ağız anomalileriCerrahi-oralCinsel kimlik+6
Akın Buğra Pişiren
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı yüzey pürüzlendirmeleri yapılmış monolitik zirkonya, feldspatik porselen ve hibrit porselen materyali ile ortodontik metal ataşman arası bağlantı direncinin ve debonding sonrası yüzey özelliklerinin in-vitro incelenmesi

Bu çalışmanın amacı feldspatik porselen, hibrit seramik ve monolitik zirkon yüzeylerine farklı yüzey pürüzlendirme teknikleri uygulanarak yapıştırılan ortodontik ataşmanların bağlanma dirençlerinin değerlendirilmesi ve bu yüzeylerde kabul edilebilir bağlanmayı sağlayacak en uygun yöntemin tespit edilmesidir. Ayrıca debonding yapılan restorasyon yüzeylerinin artık kompozitin temizlenmesi sonrası yüzey özelliklerinin değerlendirilmesi de amaçlanmıştır. Çürüksüz 30 adet insan 2. küçük azı dişi, 56 adet feldspatik porselen, 56 adet monolitik zirkon ve 56 adet hibrit seramik çalışmada kullanılmıştır. Materyaller randomize olarak 4 deney grubuna ayrılmıştır (n=14): 1. Hidroflorik asit ile pürüzlendirme + silan; 2. Al2O3 ile kumlama + silan; 3. SiO2 ile kumlama; 4. Elmas frez ile pürüzlendirme + silan. Diş grubu için yalnızca ortofosforik asit ile pürüzlendirme yapılmıştır. Restorasyonu tamamlanan dişler ve materyaller 37°C'deki distile suda 7 gün bekletildikten sonra 5-55°C aralığında 1000 devir termal siklus uygulaması yapılmıştır. Örnekler, Universal test cihazına sokularak bağlanma dirençleri ölçülmüştür. Butonları sökülen örneklerdeki artık kompozit fiber kompozit frezlerle (stainbuster) temizlenip porselen kiti ile parlatılmıştır. Daha sonra optik profilometre cihazına sokularak 3 boyutlu yüzey pürüzlülük ölçümleri yapılmıştır. Buton kaidelerinde ise SEM'de ARI skorlaması hesaplanmıştır. Veriler istatistiksel olarak Kolmogorov Smirnov, Levene, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleriyle değerlendirilmiştir. Materyallerin birbirleriyle ve diş kontrol grubuyla yapılan kaşılaştırmaları sonucunda en yüksek bağlanma direnci feldspatik porselen grubunun HF asit ile pürüzlendirmesinde elde edilmiştir (p<0.001). HF asit uygulanan materyal gruplarında bağlanma dirençleri diğer alt gruplardan ve kontrol diş grubundan yüksek bulunmuştur (p<0.001). Ortalama pürüzlülük değerleri (Ra) incelendiğinde; en yüksek sonuçlar seramik+Al2O3, enamic+Al2O3 ve elmas frezin bütün materyallerle kombinasyonu için bulunmuştur (p<0.0038).

Dental bondingDental materyallerDental porselen+5
İrem Kurt
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı kalınlıklardakı sabıt Lıngual retaıner tellerının ındırekt ve dırekt yapıştırma teknıklerı ıle uygulandıklarında gıngıval dokularüzerındekı etkılerının ve başarı oranlarının ın vıvo karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, farklı kalınlıklardaki lingual retainerların indirekt ve direkt yapıştırma tekniği ile yapıştırıldığında gingival dokular üzerindeki etkilerini ve başarı oranlarını in vivo karşılaştırmaktır. Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde ortodontik tedavi görmüş ve pekiştirme tedavisine geçen toplamda 100 hasta çalışmamıza dahil olmuştur. Hastalar rastgele 5 gruba ayrılıp, 1. grupta 0,0215 inch multisarmallı retainer teli direkt teknikle, 2.grupta 0,0215 inch multisarmallı retainer teli indirekt teknikle, 3. grupta 0,0175 inch multisarmallı retainer teli direkt teknikle, 4.grupta 0,0175 inch multisarmallı retainer teli indirekt teknikle uygulanmış olup, kontrol grubu olan 5. grupta ise sabit retainer telleri olmadan şeffaf plaklar ile retansiyon sağlanmıştır. İndirekt teknikle retainer telleri yapıştırılan gruplarda retainer telleri bükülerek hazırlandıktan sonra modeller lak ile izole edilmiştir. Sert alçı çalışma modelleri üzerinde retainer telleri en doğru pozisyonda konumlandırıldıktan sonra ışıkla sertleşen Transbond LR (3M) rezini ile yapıştırılmıştır. Daha sonra şeffaf silikon ölçü maddesi ile transfer kaşıkları hazırlanmıştır. Ağız içinde asitleme işlemi için %37'lik ortofosforik asit kullanılıp 30 sn bekleyip yıkandıktan sonra bond sürülmüştür. Transfer kaşığındaki kompozit pedlerin kaidelerine ise ışıkla sertleşen akışkan Transbond Supreme LV adezivi sürülerek retainer teli dişlere yapıştırılmıştır. Direkt teknikle yapıştırılan gruplarda ise retainer telleri en doğru pozisyonda sert alçı model üzerinde bükülmüştür. Asitleme işlemi için %37'lik ortofosforik asit kullanılıp 30 sn bekleyip yıkandıktan sonra bond sürülmüştür. Model üzerinde bükülmüş retainer telli ağız içerisinde alt kanin ile lateral dişler arasına yerleştirilen ligatür telleri aracılığıyla doğru pozisyonda konumlandırılarak Transbond LR (3M) ile yapıştırılmıştır. Tüm gruplarda hastaların retainer teli yapıştırılmadan veya şeffaf plak kullandırılmaya başlamadan hemen önce, 1. haftada, 1. ayda, 3. ayda ve 6. ayda plak indeksi, gingival indeks, sondlama derinliği, sondlamada kanama, dişeti çekilme büyüme miktarı ve retainer tellerindeki başarısızlık oranlarını değerlendirmek amacıyla kapsamlı kontrolleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, Shapiro Wilk, Mann Whitney U, Kruskal Wallis-H, Post-Hoc Çoklu Karşılaştırma Testleri, Ki-Kare, Pearson Ki-Kare analizleri ve Fisher's Exact Testi ile değerlendirilmiştir. Sonuç: Retainer telleriyle pekiştirmenin yapıldığı gruplarda sondlama derinliği, gingival indeks, plak indeksi, dişeti çekilmesi-büyümesi ve sondlamada kanama değerleri bakımından kalınlık durumları ve yapıştırma teknikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Şeffaf plaklarla pekiştirmenin yapıldığı kontrol grubunda gingival indeks ve sondlamada kanama değerlendirmelerinde retainer gruplarına göre daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Pekiştirme tedavisinde retainer teli kullanımının peridontal sağlık açısından olumsuz bir etki oluşturmadığı saptanmıştır. 80 hastalık retainer gruplarında toplamda 10 kişide kopma görülmüştür. Bu 10 kişinin 5'i direkt yapıştırma tekniğinin kullanıdığı gruplarda 5'i ise indirekt yapıştırma tekniğinin kullanıldığı gruplardadır. Kaninlerde kesici dişlere göre daha düşük oranlarda kopma oluşmuştur.

Begüm Gökçe Tiritoğlu
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

İki farklı kapaklı braket sistemi kullanılarak yapılan sabit ortodontik tedavi sırasında hissedilen ağrının karşılaştırılması

Mustafa Dedeoğlu, İki Farklı Kapaklı Braket Sistemi Kullanılarak Yapılan Sabit Ortodontik Tedavi Sırasında Hissedilen Ağrının Karşılaştırılması, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ortodonti Doktora Programı, Doktora Tezi, 2018 Bu çalışmanın amacı, iki farklı kapaklı braket sistemi kullanılarak tedavi edilen hastalarda ilk ark teli uygulanması sonrası hissedilen ağrının çeşitli zaman aralıklarında karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Çalışmamıza randomize olarak seçilmiş 17'şerli iki grupta Angle Sınıf I maloklüzyon ve basit çapraşıklığa sahip 34 hasta dahil edilmiştir. Standart olarak ağızda 2. molar - 2. molar arası sürmüş tüm daimi dişler aynı seans braketlenmiştir. 1. grupta Damon Q, 2. grupta SmartClip SL3 braketler uygulanmıştır. Damon Q grubunda başlangıç ark teli olarak 0.014 inç bakır nitinol, SmartClip grubunda 0.014 inç süper elastik nitinol ark telleri kullanılmıştır. Hastalara başlangıç ark teli bağlandıktan hemen sonra 7 sayfalık bir ağrı ölçüm formu verilmiştir. Bu form, braketlemeden hemen sonraki 2. saat, 6. saat, 2. gün, 3. gün ve 7. günde hastaların çiğneme, ön dişler üzerinde ısırma ve arka dişler üzerinde ısırma sırasında hissettikleri ağrı düzeylerini üzerlerine dikey birer çizgi çizerek işaretlemeleri istenen, her sayfada 100'er mm'lik 3'er adet görsel analog skalası (VAS) içermektedir. Skalanın başlangıcında hissedilen ağrı ''hiç yok'' anlamına gelen 0 değeri, sonunda hissedilebilecek ''en şiddetli'' ağrı anlamına gelen 10 değeri bulunmaktadır. Katılımcılardan 8. günde doldurdukları formları doktoruna geri getirmeleri istenmiştir. Hastalardan toplanan ağrı ölçüm formları üzerinde işaretlenen VAS değerleri cetvel ile manuel olarak ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS Statistics Version 20 paket programıyla analiz edilmiştir. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılım göstermemesi nedeniyle Mann-Whitney U testinden yararlanılmıştır. İkiden çok bağımlı değişkenlerin analizlerinde normal dağılım göstermemeleri nedeniyle Friedman's Two-Way ANOVA kullanılmış, anlamlı farklılıkların çıkması durumunda Çoklu Karşılaştırma Testleri'nden yararlanılarak birbiriyle farklılık gösteren değişkenler tespit edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, SmartClip grubunda 2. ve 6. saatte çiğnemede daha az ağrı hissedildiği tespit edilmiştir. Damon grubunda ağrı 6. saatte, SmartClip grubundaysa 2. günde maksimum seviyeye ulaşmıştır. SmartClip grubu ilk iki günde çiğnemede daha düşük ağrı hissederken, 2. gün ve sonrasında Damon grubuyla benzer ölçüde ağrı skorları bildirmişlerdir. İki braket sistemi arasında ön ve arka dişler üzerinde ısırmada yapılan ölçümlerde herhangi bir zaman diliminde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: pasif kapaklı braketler, sabit ortodontik tedavi, ağrı, Damon, SmartClip

AğrıAğrı ölçümüOrtodonti+3
Mustafa Dedeoğlu
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Konvansiyonel ve CAD-CAM teknik ile hazırlanan sabit retainer tellerinin, gingival dokular üzerindeki etkilerinin ve başarı oranlarının kısa dönem karşılaştırılması

Yasemin Kartal, Konvansiyonel ve CAD-CAM teknik ile hazırlanan sabit retainer tellerinin, gingival dokular üzerindeki etkilerinin ve başarı oranlarının kısa dönem karşılaştırılması, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ortodonti Anabilim Dalı, Doktora Tezi, 2018 Bu çalışmanın amacı, günümüzde en çok kullanılan ve uzun dönemde başarısı ortaya konmuş, 0,0215 inç beş sarmallı paslanmaz çelik telden elde bükülen retainer ile yeni tanıtımı yapılmış, CAD-CAM teknik ile hazırlanan 0,014×0,014 inç kalınlıkta, köşeli nikel-titanyum sabit retainerların gingival dokular üzerindeki etkilerini ve başarı oranlarını kısa dönemde karşılaştırmaktır. Çalışmaya Başkent Üniverisitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti bölümünde ortodontik tedavisi tamamlanmış olan ve retansiyon için alt çene ön bölge 6 dişe (sağ-sol kanin ve keserler) sabit retainer ile pekiştirme tedavisi yapılması planlanan 52 hasta dahil edilmiştir. Hastalar, 26 kişilik 2 gruba ayrılmıştır. 1. gruba dahil 26 bireye, 0.014×0.014 inç nikel-titanyumdan CAD-CAM yöntemiyle hazırlanmış Memotain (CA-Digital, Mettmann, Almanya) retainer teller, alt ön 6 dişin lingual yüzeyine direkt yöntemle uygulanmıştır. 2. gruba dahil 26 bireye, 0,0215 inç beş sarmallı paslanmaz çelikten (GC Orthodontics America Inc, Alsip, ABD) elde bükülen retainer teller, alt ön 6 dişin lingual yüzeyine direkt yöntemle uygulanmıştır. Bu gruba ait tüm apareyler aynı kişi tarafından bükülmüştür. Hastalara teller yapıştırıldıktan sonra, 1. haftada, 1. ayda, 3. ayda ve 6.ayda kontrol randevuları verilmiştir. Kontrol randevularında, tellerin başarısızlık oranları (kopma, kırık, diş hareketi olup olmadığı) ve periodontal ölçümleri kaydedilmiştir. Periodontal değerlendirmede; cep derinliği, gingival indeks, plak indeksi, dişeti büyüme/çekilme miktarı, sondlama kanama ölçümleri yapılmıştır. Çalışmada, 6 ay sonunda, tüm sabit retainerlar için başarı oranı %75 , memotain için başarı oranı %76.9, 0,0215 inç çok sarmallı retainer için başarı oranı %73.1 bulunmuştur. İki grup arasında, hiç bir takip aşamasında, başarı açısından istatistiksel bir fark görülmemiştir. Başarısızlık tipi incelendiğinde, %100 oranda mine-adeziv ayrılmasına bağlı geliştiği tespit edilmiştir. Kopmaların en fazla keser dişlerde olduğu, kanin dişlerin daha az etkilendiği bulunmuştur. Çalışmanın, 1. hafta, 1.ay, 3. ay ve 6. ay kontrollerinde, her iki tip retainerın gingival parametreleri arasında anlamlı farka rastlanmamıştır. İlk 6 ayda, sabit retainerların, hastaların periodontal sağlığına negatif etkileri olmamıştır. Anahtar Kelimeler: Sabit retainer, Periodontal indeks, CAD-CAM, Pekiştirme, Memotain

CAD/CAMDental aygıtlarGingiva+4
Yasemin Kartal
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Mandibuler yetmezliğe bağlı sınıf ıı malokluzyonların aktivatör ve miniplak destekli forsus apareyleri ile tedavileri sonucu oluşan etkilerin karşılaştırılmalı olarak incelenmesi

Bu çalışmada aktivatör apareyi ve miniplak destekli Forsus FRD apareyi kullanılarak yapılan fonksiyonel tedaviler sonucu oluşan değişiklikler karşılaştırılmaktır. Çalışmada miniplak destekli Forsus FRD apareyi grubu prospektif olarak oluşturulmuş, aktivatör apareyi grubu ise retrospektif olarak seçilmiştir. Birinci grubu miniplak destekli Forsus FRD apareyi ile tedavi edilen 18 birey (ortalama yaş 13,52 ± 1,23), ikinci grubu aktivatör apareyi ile tedavi edilen 18 birey (ortalama yaş 11,72 ± 1,36) oluşturmaktadır. Birinci grupta seviyeleme sonrasında, maksiller arkta 0,017x0,025 inç paslanmaz çelik tele geçildiğinde, miniplaklar bilateral olarak simfiz bölgesine yerleştirilmiştir. Forsus FRD apareyi maksiller 1. moların headgear tüpünden miniplağa uygulanmıştır. İkinci grupta keserler başabaş ilişkiye gelecek şekilde mumlu kapanış kayıdı alınmış ve aktivatör apareyi uygulanmıştır. Her iki grupta da Sınıf I molar ilişki sağlanacak şekilde birinci grupta ortalama 10,72 ± 1,71 ay, ikinci grupta ortalama 13,78 ± 5,17 ayfonksiyonel tedavi yapılmıştır. Tedavi etkilerini değerlendirmek için fonksiyonel tedavi öncesi (T1) ve sonunda (T2) lateral sefalometrik filmler alınmıştır. Mann Whitney U ve Wilcoxon testleri istatistiksel değerlendirmede kullanılmıştır. Araştırmamızın sonuçlarına göre, her iki grupta da mandibular büyüme stimüle edilerek efektif mandibular uzunlukta artış sağlanırken, ikinci grupta anlamlı düzeyde daha fazla etki görülmüştür. Birinci grupta maksiller molarların distalizasyonu ve intrüzyonu, maksiller keserlerin ekstrüzyonu ve retrüzyonu gözlenmiştir. İkinci grupta ise maksiller molarlar ve keserlerde anlamlı değişiklik görülmezken, mandibuler keserlerde intrüzyon ve protrüzyon görülmüştür. Elde edilen overjet düzeltimi aktivatör grubunda yarıdan fazla oranda iskeletsel kaynaklı iken, mini plak destekli Forsus FRD grubunda dental düzeltimin daha fazla olduğu görülmüştür. Her iki grupta da overbite ve overjet azalırken, yumuşak doku profilinde iyileşme görülmüştür. Her iki grupta da büyüme gelişim döneminde mandibular retrognati kaynaklı Sınıf II maloklüzyonun tedavisinde iskeletsel, dentoalveoler ve yumuşak doku değişimlerinin kombinasyonu ile düzelme elde edilmiştir.

Dental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibula+3
Habibe Sinem İnce Bingöl
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Mandibular ark distalizasyonunda kullanılan ortodontik minivida ve ramal plak ankrajının dental etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı Sınıf III malokluzyona sahip bireylerde iki farklı geçici ankraj ünitesinden destek alan total mandibular ark distalizasyonu tekniğini sonlu elemanlar yöntemi ile karşılaştırarak mandibular dentisyona etkilerini öngörmektir. Bunun için bilgisayarlı tomografilerden ve 3D Doctors programından yararlanılarak iki farklı mandibular model elde edilmiştir. Bu dişli modellere braketler, ark teli, minivida ve miniplak 3 boyutlu tarayıcılar ile taranıp modellentikten sonra yazarların çalışmalarında uygun gördüğü anatomik bölgelere yerleştirilmiştir. Birinci modelde mandibular arka distalizasyon amaçlı kuvvet Kook ve ark. yaptığı çalışmada olduğu gibi miniplaktan 300gr olacak şekilde ayarlanmış, ikinci modelde ise bu kuvvet Chang ve ark. yaptığı çalışmada belirttiği üzere minividadan 200gr olarak tutulmuştur. Farklı şiddette ve vektörde kuvvetlere maruz kalan mandibular dentisyondaki değişimler x, y ve z akslarında incelenmiştir. Sonuçlara baktığımızda miniplak ve minivida grubunda dişlerin x aksında pozitif yönde hareket ettiklerini, bu hareketin minivida grubunda anterior ve posterior diş gruplarında daha belirgin olduğu görülmektedir. Kuvvet vektörünün en fazla olduğu y aksında miniplak ve minivida grubunda anterior ve posterior dişlerin distal yönde tipping'e uğradıklarını bu devrilmenin miniplak grubunda daha fazla olduğu bulunmuştur. Z aksındaki değişimler yorumlandığında ise her iki mandibular arkın anterior rotasyona uğradığı, miniplak grubunda anterior ve premolar dişlerin ekstrüzyonuna posterior dişlerin intrüzyonunun eşlik ettiği, minivida grubunda ise genel bir intrüzyonun görüldüğü bu intrüzyonun posterior dişlerde anterior dişlere oranla daha az olduğu gözlemlenmiştir.

Diş hareketleriKemik vidalarıMaloklüzyon-angle sınıf III+4
İsmail Arda Alanlı
Baskent University
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

İki farklı kendinden bağlı braket sisteminin seviyelenme safhasındaki etkinliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, anterior çapraşıklığın çözümlenmesinde iki farklı kendinden bağlı braket sisteminin etkilerini değerlendirmek ve intermolar ve interkanin ark genişliğinde meydana gelen artışın ortodontik dijital modeller kullanılarak karşılaştırılmasıdır. Yapılan retrospektif çalışma için 2014-2018 yıllarında Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalında tedavi için kabul edilen 35 hasta seçilmiştir. Grup 1 toplam 17 hastadan oluşmakta ve tedavilerinde Damon Q braketler kullanılmıştır. Grup 2 ise 18 hastadan oluşmakta ve tedavilerinde SmartClip SL3(3M Unitek, Calif, USA) braketler kullanılmıştır. Bütün bireylerde 0.022x0.028 inç slotlu braket ve tüpler kullanılmıştır. Grup 1'de sırasıyla.014 inç,014x.025 inç veya.016x.025 inç Damon CuNiTi ark telleri, grup 2'de ise 014 inç ve.016x.025 inç HANT ark teli takılmıştır. Çalışmadaki hastaların başlangıç (T0), 10.hafta (T1) ve 20.hafta (T2) alçı modelleri daha sonra arşivden çıkarılmış ve kontrol edilerek dijital model elde edilmesi için taranmaya gönderilmiştir. Hasta modelleri Dental Wings 7 serisi cihaz ile taranıp 'STL' uzantılı 3 boyutlu dijital modellerin ölçümleri için Meshlab programı tercih edilmiştir. Her iki grupta görüntüler üzerinde maksiller ve mandibuler interkanin ve intermolar ark genişlikleri ve irregülerite indeksleri ölçülmüştür. Grup 1 ve 2 arasında sırasıyla; başlangıç, 10.hafta ve 20.hafta alt ve üst çenedeki intermolar genişlik, interkanin genişlik ve irregülerite indeks düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Alt çene intermolar genişlik ve interkanin genişlik ölçümlerinde her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır. Her iki grupta üst çene intermolar genişlikte anlamlı bir artış saptanmıştır. Üst çene interkanin genişlik ölçümlerinde Damon Q grubunda anlamlı bir artış görülmezken, SmartClip grubunda ise istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır. Alt ve üst çene irregülerite indeks ölçümlerinde her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptanmıştır. Her iki sistem üreticilerinin birbirine göre iddia ettiği avantajların aslında klinik ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark yaratmadığı ortaya konmuştur.

Diş hekimliğiOrtodontiOrtodontik aygıtlar+3
Tuğçe Yılmaz
Baskent University
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Ortognatik cerrahi sonrası burunda meydana gelen değişikliklerin profil estetiğine etkisi: Sefalometrik analiz ve hasta algısı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Le Fort I osteotomisi uygulanan Sınıf III malokluzyonlu hastalarda burunda meydana gelen sefalometrik değişiklikler ve hasta algısı arasındaki korelasyonunun değerlendirilmesidir. Birey ve Yöntem: Ortognatik cerrahi ile maksiller ilerletme ve/veya gömme uygulanan 85 birey araştırmaya dahil edilmiştir. Hastaların cerrahi öncesi ve tedavi sonu lateral sefalometrik radyografileri Dolphin Imaging yazılımı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizde burunla ilişkili 10 açısal, 5 doğrusal ve 1 oransal olmak üzere 16 parametre değerlendirilmiştir. Ayrıca aynı hasta grubuna estetik değerlendirme formu uygulanarak kendi burunlarını estetik açıdan likert skalası üzerinde değerlendirmeleri istenirken, kendilerine ait olduğunu bilmedikleri profil silüetlerini de puanlamaları istenmiştir. Hastaların estetik algısının değerlendirildiği anket çalışmasından elde edilen değerlerin sefalometrik verilerle aralarında korelasyon olup olmadığı değerlendirilmiştir. Bulgular: Cerrahi sonrası burun ucu inklinasyonu ve rotasyonu, nasofasial açı ve pronazalenin sagittal yöndeki hareketi (Prn-VR) anlamlı derecede artış gösterirken; burun ucu protruzyonu ve projeksiyonu, nasofrontal açı, pronazalenin vertikal yöndeki hareketi (Prn-HR) azalmıştır (p<0,05). Operasyon öncesi ve sonrası arasında nasolabial açı, burun ucu rotasyonu ve Prn-HR maksillanın sadece ileri alındığı ve ileri-yukarı alındığı iki cerrahi grup arasında anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,05). Operasyon sonrası kişinin objektif değerlendirmede kendi burnunu beğeni düzeylerinde anlamlı artış görülmüştür (p<0,05). Ameliyat sonrası kişinin kendi burnunu estetik açıdan beğenme düzeyi ile objektif beğenisi arasında fark bulunamamıştır. Sonuç: Ortognatik cerrahi sonrası hastaların burunlarını estetik beğenilerindeki değişim ile sefalometrik ölçümler arasında orta düzeyde korelasyon bulunmuştur. Maksillanın cerrahi ile sagittal ve vertikal yöndeki hareketleri nazal bölge yumuşak dokularını önemli derecede etkilemektedir. Cerrahi sonrası nazal yumuşak dokulardaki değişiklikler maksillanın hareket tipine göre farklılık gösterir ve bu değişiklikler hastalar tarafından pozitif yönde karşılanmaktadır.

AlgıBurunDental estetik+7
Azize Atakan
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Süt dişlerinden ankraj alan modifiye haas apareyi ile yapılan hızlı üst çene genişletmesinin uzun dönem dental ve iskeletsel etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Süt dişlerinden ankraj alan Modifiye Haas Apareyi ile yapılan hızlı üst çene genişletmesinin (HÜÇG) dental arklar ve iskeletsel yapılar üzerine olan etkisinin kısa ve uzun dönemde değerlendirilmesidir. Birey ve Yöntem: Çalışmamıza Modifiye Haas Apareyi ile HÜÇG yapılmış 24 bireyin kayıtları dahil edilmiştir. Hastaların genişletme öncesi (T0), genişletme apareyi çıkarıldığında (T1) ve 1 yıllık pekiştirme (T2) kayıtları incelenmiştir. Lateral sefalometrik ve panoramik filmler Dolphin Imaging yazılımı ile, dental modeller ise Dental Wings 7 cihazı ile taranıp 3 boyutlu olarak Viewbox 4 programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizlerde 33 sefalometrik, 10 model ve 6 panoramik ölçüm değerlendirilmiştir. Verilerin analizi IBM SPSS Statistics 17.0 paket programında yapılmıştır. Bulgular: Genişletme sonrası A ve ANS noktalarında sagital yönde anlamlı derecede öne hareket gözlenirken (p<0,001), SNA açısında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Hem ANS hem de PNS noktalarının horizontal referans düzlemine olan uzaklığında T0'a göre T1 ve T2'de anlamlı artış bulunmuştur. SNB, SN-GoGn ve GoMe-HRD açılarında anlamlı bir değişim izlenmemiştir. B ve Pog noktalarının benzer şekilde T0'a göre T2 de anlamlı derecede öne doğru hareketi izlenmiştir (B-VRD, p=0,039)(Pog-VRD, p=0,005). Her iki nokta T0'a göre T1 ve T2 de anlamlı derecede aşağı doğru hareket etmiştir (B-HRD, p<0,001) (Pog-HRD, p<0,001). Maksillomandibular ölçümlerde bir değişim izlenmezken anterior üst ve alt yüz yüksekliğinde artış bulunmuştur. Keserlerin hem kafa hem de kendi kaidesiyle yaptığı açıda değişiklik izlenmemiştir. Model ölçümlerinde hem maksilla hem de mandibulada intermolar genişlikte artış bulunmuştur (p<0,001, p=0,013). Takip sürecinde üst intermolar genişlikte nüks izlense de T2 dönemindeki değerler başlangıça göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,001). Genişletme sonrası palatinal yüzeyin her 3 alanında da istatistiksel anlamda belirgin artış izlenmiştir (p<0,001). Ark derinliği ölçümlerinde fark görülmezken, ark çevresinde belirgin artış bulunmuştur (p<0,001). Sağ ve Sol A açılarında takip döneminde artış bulunurken, B ve C açılarında ise takip döneminde azalma görülmüştür. Sonuç: Modifiye Haas ile HÜÇG sonrası hem dental hem de iskeletsel yapılarda anlamlı değişiklikler gözlenmiştir. Genişletmeyle birlikte maksillada hafif öne hareket görülürken, keser açılarında anlamlı değişim izlenmemiştir. Dental arklarda hem transversal boyut ölçümlerinde, hem de alan ölçümlerinde önemli artış gözlemlenmiştir. Genişletmenin kanin ve yan kesici diş eğimlerine direkt bir etkisi bulunamamıştır.

Alveolar kenar artırılmasıAnkrajlarDental aygıtlar+3
Nargız Muradova
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Vibrasyon uygulamalarının ortodontik tedavi etkinliği üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; non-invaziv fiziksel bir yöntem olan vibrasyon uygulamasının ortodontik diş hareketi üzerine etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Klinik olarak mekanik vibrasyon uygulamak amacıyla FDA onaylı sınıf 2 medikal aygıt olan Acceledent Aura (Ortoaccel Technologies, Texas, USA) kullanılmıştır. Çalışmamızda sınıf 2 bölüm 1 malokluzyona sahip veya şiddetli çapraşıklığı bulunan ortodontik tedavi planlaması gereği birinci premolar dişlerin çekimi gereken 10 erkek, 10 kız olmak üzere 20 hasta dahil edilmiştir. Hastalar çalışma ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Kanin distalizasyonundan hemen önce ve boşluk kapatıldıktan sonra 3Shape TRİOS R700 (3Shape Inc., Copenhagen, Denmark) cihazı ile 3 boyutlu dijital modeller elde edilmiştir. Başlangıç ve bitim aşamasında kanin ve molar dişler arasındaki mesafeler ölçülmüşür. Elde edilen bulgular SPSS 23.0 program (İBM SPSS Statistic for Windows, NY, USA) kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Kontrol grubu için alt ve üst kaninlerde aylık diş hareket miktarı 1.06 mm olarak hesaplandı. Çalışma grubunda üst kaninlerin hareket hızı aylık 1.24 mm, alt kaninlerin ise 1.09 mm olarak hesaplandı. Sonuç: Araştırmamızın sonuçlarına göre Acceledent Aura (Orthoaccel Technologies, Texas, USA) uygulanmış grup ile kontrol grubu arasında kanin distalizasyon hızı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.

Diş hareketleriOrtodontiVibrasyon+2
Barış Can Telatar
Akdeniz University
2016
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Sınıf II bölüm 1 maloklüzyonlu hastalarda twinblok ile şeffaf plaklarda mandibular ilerletme apareyinin iskeletsel ve dentoalveolar yapılara etkisinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Sınıf II Bölüm 1 maloklüzyona sahip bireylerde Twinblok apareyi ile şeffaf plaklarda mandibular ilerletme (MA) apareyinin iskeletsel, dentoalveolar ve yumuşak doku üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya büyüme-gelişim döneminde olan Sınıf II Bölüm 1 maloklüzyona sahip bireyler dâhil edilmiştir. Bu bireyler twinblok ve şeffaf plak mandibular ilerletme (MA) gruplarına ayrılmış, tedavi öncesi (T0) ve tedavi sonrası (T1) lateral sefalometrik filmler üzerinde iskeletsel açısal, iskeletsel doğrusal, dental açısal, dental doğrusal ve yumuşak doku ölçümleri yapılmıştır. Ölçümler istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve gruplar arası karşılaştırmalar gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Her iki tedavi yöntemi de Sınıf II Bölüm 1 maloklüzyonların düzeltilmesinde istatistiksel olarak anlamlı değişiklikler sağlamıştır (p<0,05). Twinblok grubunda mandibular sagittal gelişim, SNB (p<0,001) ve Co–Gn (p=0,001) ölçümlerinde elde edilen artışlarla istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş; ayrıca yumuşak doku pogonionunun öne doğru ilerlemesi de anlamlı düzeyde kaydedilmiştir (p<0,001). Şeffaf plak grubunda (MA) ise dentoalveolar değişiklikler daha belirgin olup; L1-MP, U6-OLP, overjet ve overbite ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı azalmalar saptanmıştır (p<0,001). Sonuç: Twinblok apareyi iskeletsel değişikliklerde daha güçlü etkilere sahipken, şeffaf plaklarla mandibular ilerletme apareyi daha kontrollü dentoalveolar değişiklikler ve yüksek hasta konforu sağlamaktadır. Bu nedenle tedavi seçiminde yalnızca klinik parametreler değil, hastanın kooperasyonu, estetik beklentileri ve yaşam tarzı da dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel aparey, Mandibular ilerletme, Sınıf II bölüm 1 maloklüzyon, Şeffaf plak, Twinblok.

Özge Ünlüoğlu
Adnan Menderes University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı dik yön boyutlarına sahip hastalarda sella tursika'nın boyutları ve morfolojisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı; farklı dik yön boyutlarına sahip hastalarda sella tursika'nın lineer boyutları, köprülenme derecesi ve şekil dağılımın lateral sefalometrik radyografiler üzerinde değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya sistemik hastalığı, sendromu, kraniyofasiyal anomalisi veya gelişimsel bozukluğu bulunmayan toplam 150 bireyin (75 kadın, 75 erkek) ortodontik tedavi öncesi lateral sefalometrik radyografileri dahil edilmiştir. Bireylerin 75'i pre-peak, 75'i ise post-peak dönemde yer almaktadır. İskeletsel yaş değerlendirmesi için servikal vertebra maturasyon yöntemi kullanılmıştır. Dik yön gelişimine göre bireyler 3 gruba ayrılmış ve 50 hipodiverjant, 50 normodiverjant, 50 hiperdiverjant birey çalışmada yer almıştır. Sella tursika'nın morfolojik değerlendirmesinde kullanılan lineer parametreler (uzunluk, derinlik, çap), ImageJ yazılımı (ImageJ, National Institutes of Health, USA) aracılığıyla ölçülmüştür. Uzunluk, tuberkulum sella ile dorsum sella'nın tepe noktaları arasındaki anteroposterior mesafe olarak tanımlanmıştır. Çap, tuberkulum sella'dan başlayarak sella tursika'nın posterior iç duvarındaki en uzak noktaya kadar olan anteroposterior uzaklık olarak ölçülmüştür. Derinlik ise tuberkulum sella ile dorsum sella arasına çizilen düzlemden sella tabanının en derin noktasına indirilen dik uzaklık ölçülerek hesaplanmıştır. Sella tursika şekil dağılımı bakımından genişlik/derinlik oranı referans alınarak oval, yuvarlak ve düz olacak şekilde gruplandırılmıştır. Aynı zamanda sella tursika, köprülenme derecesine göre Sınıf I, II, III olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Bulgular: Sella tursika uzunluk değerinin normodiverjant bireylerde diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu (p=0,001), ancak çap ve derinlik açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı saptanmıştır (p>0,05). Cinsiyet değişkenine göre değerlendirme yapıldığında, yalnızca derinlik değerleri kadın bireylerde istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p=0,023). Ayrıca iskeletsel yaş grupları incelendiğinde, kadınlarda postpeak dönemde sella tursika derinliğinin istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı gözlemlenmiştir (p=0,001). Sella tursika'nın şekil dağılımı ve köprülenme derecesi cinsiyet, iskeletsel yaş ve dik yön grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermemiştir (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda sella tursika morfolojisi ve dik yön boyutları arasında yalnızca uzunluk parametresi için anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Farklı popülasyonların genetik özelliklerini de dikkate alan, daha geniş örneklem gruplarıyla ve ileri görüntüleme teknikleri kullanılarak yürütülecek ileri düzey çalışmaların literatüre önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sella tursika, Lateral sefalometrik radyografi, Vertikal büyüme paterni.

Buket Özdemir
Adnan Menderes University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Hızlı üst çene genişletmesi sırasında oluşan kök rezorpsiyonunun iyileşmesine piezosizyon uygulaması etkisinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, hızlı üst çene genişletmesi (HÜÇG) sırasında oluşan kök rezorpsiyonunun iyileşmesine piezosizyon uygulamasının etkisini konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirmek ve piezosizyon uygulanan ve uygulanmayan taraflar arasında karşılaştırmalı değerlendirmektir. Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda bonded tip akrilik cap splint apareyi ile HÜÇG tedavisi tamamlandıktan sonra rastgele tek taraflı piezosizyon uygulanan 11-15 yaş aralığındaki 20 hastanın (11 kız, 9 erkek) tedavi öncesi (T0) ve 3 aylık retansiyon dönemi sonrası (T1) KIBT kayıtları değerlendirilmiştir. KIBT kayıtları Mimics Medical 20.0 yazılımında (Materialise NV, Leuven, Belgium) analiz edilmiştir. Üst birinci premolar, ikinci premolar ve birinci molar dişlerinin kök rezorpsiyon miktarları, piezosizyon uygulanan ve uygulanmayan taraflar için karşılaştırılmıştır. Grup içi karşılaştırmalarda Bağımlı Örneklem T Testi, gruplar arası karşılaştırmalarda ise Bağımsız örneklem T Testi kullanılmıştır. Bulgular: Birinci ve ikinci premolarlar ile birinci molar dişlerde hem kontrol hem de piezosizyon grubunda T0–T1 arasında istatistiksel olarak anlamlı hacim azalmaları saptanmıştır (p<0,001). Ancak kontrol grubunda hem mutlak değerler hem de yüzdelik oranlar açısından kök hacmi kayıpları piezosizyon grubuna kıyasla belirgin derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç: Bu sonuçlar, piezosizyon uygulamasının HÜÇG sürecinde kök rezorpsiyonunu tamir edici etki gösterebileceğini, tedavi etkinliğini olumsuz etkilemeden kök yüzeyi korunmasına katkı sağlayabileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: hızlı üst çene genişletmesi, kök rezorpsiyonu, piezosizyon.

Tuğçe Esra Güneş
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Hızlı üst çene genişletmesi sırasında oluşan alveolar kemik rezorpsiyonunun iyileşmesine piezosizyon uygulaması etkisinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, hızlı üst çene genişletmesi (HÜÇG) sırasında oluşan alveolar kemik rezorpsiyonunun iyileşmesine piezosizyon uygulamasının etkisini konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirmek ve piezosizyon uygulanan ve uygulanmayan taraflar arasında karşılaştırma yapmaktır. Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda HÜÇG tedavisi görmüş, aktif çevirme dönemi sonrasında tek taraflı piezosizyon uygulanmış ve tedavi öncesi (T0) ile üç aylık sabit retansiyon dönemi sonrası (T1) alınmış KIBT kayıtları bulunan, 11–15 yaş aralığındaki 20 bireyin (10 kız, 10 erkek) arşiv kayıtları değerlendirilmiştir. İncelenen hastalarda genişletme amacıyla bonded tip akrilik cap splint apareyinin kullanıldığı ve genişletme işleminin tamamlanmasını takiben tek taraflı piezosizyon uygulandığı hasta kayıtlarından belirlenmiştir. KIBT kayıtları OnDemand3D Dental yazılımında analiz edilmiştir. Üst birinci küçük azı, ikinci küçük azı dişlerinin bukkal kökleri ve birinci büyük azı dişlerinin meziobukkal köklerindeki bukkal alveolar kemik kalınlığı ve vertikal alveolar kemik yüksekliği ölçümleri, piezosizyon uygulanan ve piezosizyon uygulanmayan taraflarda T0 ve T1 zamanlarında ölçülmüş ve karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler Shapiro–Wilk ve Kolmogorov-Smirnov testi ile normallik açısından değerlendirilmiş; parametrik veriler eşleştirilmiş ve bağımsız örneklem t-testleri ile analiz edilmiştir. Bulgular: Her iki grupta da HÜÇG sonrası tüm diş bölgelerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde alveolar kemik rezorpsiyonu meydana gelmiştir. Ancak piezosizyon grubunda kontrol grubuna kıyasla bukkal alveolar kemik kalınlığında ve vertikal alveolar kemik yüksekliğinde daha sınırlı düzeyde azalma gözlenmiştir. Bu fark tüm bölgelerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak, piezosizyon uygulamasının HÜÇG sonrası dönemde alveolar kemik dokusunun iyileşmesini destekleyebileceği ve yeniden şekillenme sürecini olumlu yönde etkileyebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: alveolar kemik rezorpsiyonu, hızlı üst çene genişletmesi, piezosizyon

Nihan Rana Işık
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Diş destekli ve kemik destekli hızlı maksiller genişletmenin alveolar kemik miktarı ve periodontal yumuşak dokular üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, diş destekli ve kemik destekli hızlı üst çene genişletme tedavisinde alveolar kemik dokuda ve periodontal yumuşak dokular üzerinde oluşan etkilerin karşılaştırmalı incelenmesidir. Yöntem: Çalışmamıza bir tarafı diş destekli diğer tarafı kemik destekli hızlı üst çene genişletme apareyi uygulanmış 11-16 yaş aralığındaki 24 hasta (11 erkek, 13 kız) dahil edilmiştir. Bu hastaların tedavi öncesinde (T0) ve tedaviden 3 ay sonrasında (T1), plak indeksi, gingival indeks, sondlamada kanama, cep derinliği, keratinize diş eti genişliği, diş eti biyotipi ve KIBT görüntülerinden posterior diş bölgesindeki bukkal alveolar kemik kalınlığı ve yüksekliği değerlendirilmiştir. Grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalar için Bağımlı Gruplarda t-Testi, kategorik değişkenlerde McNemar Testi, ordinal değişkenlerde Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Bulgular: Gingival indeks ve sondlamada kanama değerlerinde diş destekli grupta anlamlı bir artış tespit edilirken, cep derinliği her iki grupta da anlamlı bir artış göstermiştir. Bu artış diş destekli grupta daha belirgindir. Keratinize diş eti genişliği yalnızca kemik destekli grubun 1. molar bölgesinde anlamlı bir azalma gösterirken gruplar arasında herhangi bir anlamlılık saptanmamıştır. Diş eti biyotipi özellikle diş destekli grupta ince biyotipten orta biyotipe doğru 1. premolar ve 1. molar bölgesinde anlamlı bir değişim göstermiştir. Her iki grupta da bukkal alveolar kemik kalınlığı en fazla koronal bölgede azalırken apikale doğru bu anlamlılık kaybolmuştur. Gruplar arasında bukkal alveolar kemik kalınlığı değişimi açısından anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Bukkal alveolar kemik yüksekliği her iki grupta da anlamlı düzeyde azalırken gruplar arasında bir fark tespit edilmemiştir. Sonuç: Her iki tedavi yönteminde de alveolar kemik dokuda anlamlı düzeyde rezorpsiyon görülmüştür. Periodontal yumuşak dokular açısından değerlendirildiğinde ise diş destekli grupta ortaya çıkan etkilerin daha belirgin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: diş-destekli, hızlı üst çene genişletmesi, kemik-destekli, KIBT, periodontal yumuşak doku

Elif Özyürek
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Ortodontik braketlerin konvansiyonel ve lazer destekli yüzey pürüzlendirme yöntemleriyle hazırlanan monolitik zirkonya yüzeylerine kendinden primerli tek aşamalı sistem ile bağlanma dayanımının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

Amaç: Glazeli monolitik zirkonya yüzeylerde konvansiyonel ve lazer temelli pürüzlendirme yöntemleri altında Transbond XT ile ek primer uygulanan ve ek primer uygulanmayan kendinden primerli tek aşamalı sistemin (GC Ortho Connect) makaslama bağlanma dayanımlarını (SBS) karşılaştırmak; aynı adeziv stratejilerini mine üzerinde üretici protokolleriyle uygulayarak zirkonya bulgularını karşılaştırmaktır. Yöntem: Glaze kaplı monolitik zirkonyada altı yüzey protokolü [HF (Hidroflorik asit), HF+silan; kumlama/elmas frez+HF+silan, Er,Cr:YSGG (Erbiyum, Krom: İtriyum‑Skandiyum‑Galyum‑Garnet) lazer+silan; kumlama+lazer+silan] üç farklı adeziv protokolüyle test edilerek 18 grup oluşturuldu; karşılaştırma için mine üzerinde üç kontrol grubu hazırlandı. Braketler üretici talimatlarına göre yapıştırıldı, SBS değerleri evrensel test cihazında ölçüldü. Kırılma modu modifiye ARI skorlaması ile, seçilmiş örnekler SEM ile değerlendirildi. İstatistik için tek yönlü ANOVA/Kruskal–Wallis (α=0,05) kullanıldı. Bulgular: Yalnız HF ve yalnız lazer + silan en düşük SBS değerlerini verdi. HF + silan, elmas frez + HF + silan ve kumlama + HF + silan protokollerinin anlamlı biçimde daha yüksek değerlere ulaştığı saptandı. GC Ortho Connect'in primersiz kullanımı, özellikle kumlama/elmas frez + HF + silan protokollerinde Transbond XT'ye denk veya daha yüksek ortalamalar sağladı; ek primer, aynı adeziv için tutarlı bir artış göstermedi. Kumlama + lazer + silan grupları orta-yüksek aralıkta yer alırken yalnız lazer + silan her üç adezivde de düşük kaldı. Mine kontrol grupları tüm zirkonya gruplarından yüksekti. ARI, düşük SBS'de adeziv ağırlıklı; yüksek SBS'de karışık kırılma eğilimi gösterdi. Sonuç: Glazeli monolitik zirkonyada, kimyasal olarak desteklenmiş konvansiyonel protokoller yalnız lazer uygulamasına göre belirgin üstünlük sağlamaktadır. 10‑Metakriloiloksidesil dihidrojen fosfat (10-MDP) içeren GC Ortho Connect'in primersiz kullanımı, uygun yüzey hazırlıklarıyla Transbond XT'ye alternatif bir performans sunmakta; ek primer ilavesi ise ek yarar göstermemektedir. Mekanik ve kimyasal hazırlıkların kombine kullanımı ve MDP temelli kendinden primerli tek aşamalı sistemlerle eşleştirilmesi klinik olarak daha anlamlı bir strateji olarak görünmektedir. Anahtar Kelimeler: kendinden primerli tek aşamalı sistem,monolitik zirkonya, glaze, sbs

Fatma Selen Esenlik
Alanya Alaaddin Keykubat University
2026
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Minivida destekli farklı iki kanın distalizasyon yönteminin etkilerinin üç boyutlu model çakıştırma yöntemi ile karşılaştırılması

Bu split mouth çalışmanın amacı bir tarafta power arm ile diğer tarafta direkt braket kullanılark uygulanan kanin distalizasyonunun mekanizmalarını hız, rotasyon, devrilme ve ankraj kaybı açısından karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya premolar çekimli tedavi ihtiyacı olan 36 birey (ortalama yaş 16.94 ± 3.23) dahil edilmiştir. Mini vida ankraj ünitesi olarak kullanılmış ve bir tarafta direnç merkezine uzatılan power arm üzerinden diğer tarafta direkt braket üzerinden 150 gr distalizasyon kuvveti uygulanmıştır. Randomizasyon tedavi başında kapalı zarflar içine sağ sol yazılıp hastaya seçtirilerek gerçekleştirilmiştir. Hastalardan tedavi başında(T0), birinci ayda(T1), ikinci ayda(T2) ve üçüncü ayda(T3) üç boyutlu ağız içi tarayıcı ile dijital üst çene modelleri elde edilmiştir. Taramalardan önce ark teli çıkarılmış ve kanin dişlerin devrilme miktarının hesaplanabilmesi için vertikal slotlara rehber bükümler yerleştirilmiştir. Her hastanın aylık görüntüleri local best fit yöntemi ile ruga bölgesi üzerinde çakıştırılmıştır. Bu çakıştırmalarda distalizasyon hızı, rotasyon, devrilme ve ankraj kaybı Geomagic Control X yazılımında ölçülmüştür. Direkt retraksiyon tarafından distalizasyon hızı power arm kullanılan tarafa göre daha yüksek bulunmuştur (sırasıyla 2.09 ve 1.57, P = .002). iki teknik arasında rotasyon, devrilme ve ankraj kaybı açısından bir fark görülmemiştir. Distalizasyon hızı ve yaş arasından negatif korelasyon bulunmuştur. Ancak bu korelasyon istatiksel olarak anlamlı değildir. Her iki retraksiyon tekniğinden cinsiyet açısından bir fark bulunmamıştır. Ortodontistler açısından etkinliği ve uygulama kolaylığı, hastalar açısından kullanım kolaylığı düşünüldüğünde direkt retraksiyon tekniği tercih sebebidir.

Diş hareketleriDiş hastalıklarıKöpek dişleri+3
Şuayıp Akın
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Adhesiv flashfree ve konvansiyonel seramik braketlerin kopma dayanımı ve renklenme açısından karşılaştırılması: İnvitro çalışma

Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı, termal yaşlanmanın ve 5 farklı sıvının Flash-Free, APC II ve konvansiyonel seramik braketlerin bağlanma dayanımı (BDD), renk stabilitesi ve slot yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Yöntemler: Toplam 210 insan küçük azı dişi rastgele 3 gruba ayrıldıktan sonra grupların herbiri 7 alt gruba ayrıldı. Grup 1: işlem yapılmadı, grup 2: sadece termal döngü (TD), grup 3: TD+ 72 saat vişne suyuna daldırıldı, grup 4: TD+ 72 saat kahveye daldırıldı, grup 5: TD+ 72 saat kolaya daldırıldı, grup 6: TD+ 24 saat yapay mide asidine daldırıldı, grup 7: TD+ yapay tükürükte 72 saat daldırıldı. Bağlanma dayanımı değerleri üniversal test makinesi kullanılarak belirlendi. Renk stabilitesi, CIE Lab renk sistemine dayalı olarak çalışan bir Vita Easy Shade spektrofotometresi kullanılarak değerlendirildi. Braket slot tabanlarının pürüzlülüğünü ölçmek için bir 3B optik profilometre kullanıldı. ARI indeksi de bir ışık mikroskobu ile belirlendi. Bulgular: Termal yaşlanmanın herhangi bir değişken üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı görüldü. Her üç braket grubunda da kola, kahve, vişne suyu ve mide asidinin tümü, slot yüzeyinin pürüzlülüğünü önemli ölçüde artırdı. Bununla birlikte, bu sıvıların neden olduğu pürüzlülükte istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. En düşük BDD değeri (13.39 + 3.49 Mpa) mide asidi grubunda gözlendi. Ancak bu en düşük BDD değeri klinik olarak kabul edilebilir düzeydeydi. Gastrik asit ve kolanın en büyük renk değişikliğine neden olduğu gözlemlendi. Ayrıca maruz kalma süresi arttıkça renklenmenin arttığı ortaya çıktı. Sonuçlar: Termal yaşlanmanın renk değişiminde ve yüzey pürüzlülüğünde belirgin bir etkisi görülmemiştir. Farklı pH değerindeki sıvılar APC flash free, APC II ve konvansiyonel seramik braketlerde renk değişimine ve yüzey pürüzlülüğünün artmasına neden olmuştur. Üç grup arasında konvansiyonel seramik braketler en yüksek bağlanma dayanımı değerine sahip iken en düşük değer APC Flash-free braketlerde bulunmuştur. Her üç grupta da bağlanma dayanımı değeri, mide asidinde tutulduktan sonra bile klinik olarak kabul edilebilirdi. Anahtar kelimeler: Bağlanma dayanımı, Profilometre, Spektrofotometre

Dental porselenDental stres analiziDiş renk değişikliği+5
Şeyda Canbaz Çevik
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Sabit ortodontik tedavi gören hastalarda farklı fırça tiplerinin ağız hijyenine etkisinin periodontal ve mikrobiyolojik yönden incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, sabit ortodontik tedavi gören hastalarda manuel ve akıllı fırçaların etkinliğini periodontal indeksler ve tükürükteki bakteri içeriği açısından karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya sabit ortodontik tedavi gören 40 hasta (20 kadın, 20 erkek; yaş aralığı 12-18) dahil edilmiştir. Hastalar rastgele 1:1 oranında kapalı zarf tekniği kullanılarak iki gruba ayrılmıştır: Grup 1: Manuel ortodontik fırça (Oral-B Ortho Brush), Grup 2: Akıllı diş fırçası (Oral-B Genius 8900). Tüm katılımcılara aynı diş macunu verilmiştir (Colgate Triple Action). Her katılımcı için fırçalama prosedürü hem sözel olarak hem görsel olarak video izlettirilerek ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Çalışmanın başlangıcında (T0), 6. haftasında (T1) ve 12. haftasında (T2) hem alt hem de üst ark için plak, gingival ve sondlamada kanama indeks skorlamaları kaydedilmiştir. Ayrıca T0, T1 ve T2 zamanlarında toplanan tükürük örneklerinde gerçek zamanlı PCR analizi ile S. mutans, L. casei ve P. gingivalis bakterilerinin sayıları belirlenmiştir. Gruplar arası verileri karşılaştırmak için Mann-Whitney U testi ve Student t testi, her grup için farklı zaman aralıklarındaki verileri karşılaştırmak için tek yönlü ANOVA ve Friedman testleri kullanılmıştır. Bulgular: Grup 1'in T1 ve T2 zaman noktalarındaki plak indeks değerlerinin Grup 2'ye göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Her iki grubun gingival indeks ve sondlamada kanama skorlarının tüm zaman noktalarında benzer olduğu bulunmuştur. Grup 2'de T0 ve T2 zaman noktalarında daha fazla sayıda S. mutans bulunurken, T1'de gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Her üç zaman noktasında gruplar arasında L. casei seviyelerinde anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Grup 2'de T1 ve T2 zaman noktalarında T0'a göre daha az sayıda L. casei tespit edilmiştir. Her iki grubun P. gingivalis seviyelerinin T0 ve T2 zaman noktalarında benzer olduğu bulunmuştur. Sonuç: Akıllı fırçanın manuel fırçaya göre plak temizliğinde daha etkili olduğu bulunmuştur. Gingival indeks skorları plak indeks skorları arasında net bir korelasyon gözlenmemiştir. Tükürükteki bazı bakterilerin sayısı ile fırça tipi arasında net bir ilişki olmadığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Ağız hijyeni; Plak temizliği; Gingivitis; Ortodontik tedavi gören hastalar; Elektrikli diş fırçası

Ağız florasıAğız sağlığıDiş hareketleri+5
Tuğba Erden
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Ortodontik tedavi öncesi hasta kooperasyonunun yapay zeka ile tahmini

Amaç: Bu çalışmanın amacı hastanın ortodontik tedavi sırasında göstereceği işbirliğinin tedaviye başlamadan önce yapay zeka ile tahminin mümkün olup olmadığını test etmektir. Yöntem: kliniğimizde sabit ortodontik tedavi gören 230 hasta tedavilerinin 12. Ayında doktorları tarafından doldurulan ortodontik hasta kooperasyonu skalasına göre uyumlu ve uyumsuz olarak iki farklı gruba yerleştirilmiştir. Gruplandırılmış hastaların cephe fotoğrafları, el yazısı örnekleri ve ses kayıtları elde edildi. Toplanan bu veriler çeşitli makine öğrenimi algoritmaları ve yapay sinir ağı modelleri ile analiz edilerek yüz fotoğrafları, el yazısı ve sesin hasta kooperasiyonu ile ilişki ve hastanın kooperesyonunun tedaviye başlamadan önce tahmin edilebilirliği araştırılmıştır. Modellerin performansı ve başarı oranlarının yükseltilmesi için öğrenim aktarımı tekniği kullanılmıştır. Bulgular: Yüz fotoğraflarını değerlendiren modellerden Xception ve DenseNet %66.0 başarı oranıyla en iyi sonuç elde eden modeller olmuştur. El yazı örneklerini değerlendirmek amacıyla kullanılan modellerden InceptionResNet %72.0 ve NasNetMobile %70.0 ile en iyi performansı sergileyen modeller olmuştur. Ses verilerini değerlendirilmesinde ESA modeli ile birlikte Linear discriminant analizi, K'ya en yakın komşu, Destek vektör makinesi, Ekstra ağaç sınıflandırıcı ve Yığma sınıflandırıcı %57.0 başarı oranına ulaşarak en iyi performansı sergileyen algoritmalar olmuştur. Sonuçlar: Yüzün fizyonomi özellikleri, el yazısının özellikleri, sesin tonu ve frekansı kooperasyon tahmini için kullanılabilir. El yazısı; yüz ve sese göre kooperasyon ile ilgili daha çok bilgi taşımaktadır. El yazısı örnekleri, yüz fotoğrafları ve ses kayıtlarının değerlendirilmesinde yapay sinir ağlarıyla elde edilen en yüksek başarı oranı sırasıyla %72.0, %63.0 ve %57.0 olmuştur. Anahtar kelimeler: Evrişimli sinir ağları, Kooperasyon, Yapay zeka

El yazısıMakine öğrenmesiOrtodonti+3
Farhad Salmanpour
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00