Adıyaman University
Discipline

Emergency Medicine

Adıyaman University

286

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pnömonisinde hastalık şiddetinin belirlenmesinde serum SST2 seviyelerinin rolü

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada, sST2'nin COVİD-19 hastalarının klinik şiddetini, entübasyon ihtiyacını ve üç aylık mortalitesini öngörmedeki etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. YÖNTEM: Bu prospektif, kontrollü çalışma 01.10.2021-30.04.2022 tarihleri arasında Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniğinde tek merkezli olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya COVİD-19 hastaları ve sağlıklı gönüllülerin oluşturduğu kontrol grubu dahil edilmiştir. Hastaların yaşı, cinsiyeti, hastalık öyküleri, klinik spektrumları (hafif, orta, şiddetli, kritik), PSI skorları, sST2 seviyeleri, acil servis sonlanımları, entübasyon ihtiyaçları ve üç aylık mortalite verileri kayıt altına alınmıştır. BULGULAR: Çalışmaya toplamda 132 COVİD-19 hastası ve kontrol grubunu oluşturan 37 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Ortanca sST2 seviyesi COVİD-19 hasta grubunda 162 ng/ml, kontrol grubunda ise 3,60 ng/ml olarak saptandı ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0,001). Klinik spektrumlarına göre ortanca sST2 değerleri hafif grupta 2,60 ng/ml, orta grupta 119 ng/ml, şiddetli grupta 237 ng/ml ve kritik grupta ise 326 ng/ml olarak saptandı ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,001). sST2 seviyesi eşik değer olarak 157 ng/ml olarak kabul edildiğinde, %74,2 duyarlılık ve %72,7 özgüllük ile şiddetli-kritik kliniğe sahip grubu hafif-orta kliniğe sahip gruptan ayırmaktadır. Takiplerinde entübasyon ihtiyacı olan hasta grubunun ortanca sST2 değeri 280 ng/ml, entübasyon ihtiyacı olmayan hasta grubunun ortanca sST2 değeri ise 61,10 ng/ml olarak saptandı ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,001). Entübasyon ihtiyacını öngörmede sST2 eşik değeri 193,50 ng/ml olarak kabul edildiğinde %83,7 duyarlılık ve %71,9 özgüllük ile tanısal değere sahiptir. Üç aylık mortaliteye sahip olan hasta grubunun ortanca sST2 değeri 272,50 ng/ml olarak, üç aylık mortalitesi olmayan hasta grubunun ortanca sST2 değeri ise 55,90 ng/ml olarak saptandı ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,001). Üç aylık mortaliteyi öngörmede sST2 eşik değeri 193,50 ng/ml olarak kabul edildiğinde %81,8 duyarlılık ve %71,6 özgüllük ile tanısal değere sahiptir. SONUÇ: sST2, COVİD-19 klinik şiddeti, entübasyon ihtiyacı ve mortalitenin öngörülmesinde kullanılabilecek değerli bir biyobelirteçtir.

COVID 19EntübasyonHastalık şiddeti indeksi+3
Fatih Çatal
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise akut ayak bileği burkulması ile başvuran hastalarda sprey formdaki diklofenak dietilamonyumun ağrı üzerine olan etkinliği

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada acil servise ayak bilek burkulması ile başvuran hastalara ilk başvuru anında topikal analjezik uygulanmasının akut ağrı üzerine olan etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Bu çalışma prospektif, kesitsel ve tek kör olarak, 1 Mayıs 2021 - 31 Nisan 2023 tarihleri arasında, T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği'ne akut tek taraflı ayak bilek burkulması nedeni ile başvuran, 18-65 yaş arası toplamda 80 yetişkin hastanın tedavi yaklaşıma göre dört gruba ayrılarak incelenmesi ile gerçekleştirildi. Çalışmaya kapsamında hastalara ilişkin demografik veriler, ağrı düzeyleri, yaralanmanın süresi, başka yaralanma olup olmadığı, ek hastalıkları ve ASA skorları kayıt altına alındı. Ayrıca fizik muayeneye göre ayak bilek burkulması sınıflandırmasında hangi seviyede oldukları ve Ottawa ayak bilek kurallarına göre radyografi ihtiyaçları kayıt altına alındı BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen katılımcıların yaş ortalamaları 31.9±12.3 yıl ve %58.75'i erkekti. Ayak bileği burkulmalarında yalnıca mentol, üç ve altı püskürtme şeklinde diklofenak dietilamonyum+mentol sprey uygulamasının ilk 15 dakkikalık süreçte plasebo grubuna göre ağrıyı istatistiksel olarak anlamlı derecede azalttığı tespit edildi (sırasıyla; p<0.001, p<0.001, p<0.001). Ancak 15 ve 30. dakikalarda yapılan değerlendirmelerde yalnızca mentol uygulaması ile üç püskürtme diklofenak dietilamonyum+mentol sprey uygulaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.202, p=0.828). Buna karşın altı püskürtme diklofenak dietilamonyum+mentol sprey uygulaması hem mentol hem de üç püskürtme şeklinde diklofenak dietilamonyum+mentol sprey uygulamasına göre ağrıyı istatistiksel olarak anlamlı derecede azalttığı tespit edildi (sırasıyla; p=0.003, p=0.003, p<0.001, p=0.001) SONUÇ: Ayak bileği burkulmalarında erken dönem ağrı azaltılmasına yönelik olarak hem mentol hem de diklofenak dietilamonyum+mentol sprey uygulaması etkilidir. En etkin uygulama yöntemi ise diklofenak dietilamonyum+mentol spreyin altı püskürtme şeklinde uygulanmasıdır. Ancak bu sonucun erken dönem etkinliği değerlendiren benzer çalışmalar ile desteklenmesi gerekmektedir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAkut ağrı+7
İlkay Kaya
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hastane öncesi direkt laringoskopi, video laringoskopi ve gum elastik buji ile entübasyon etkinliklerinin karşılaştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada hastane öncesinde kullanılan Endotrakeal Entübasyon (ETE) yöntemlerinden Direkt Laringoskopi (DL), Video Laringoskopi (VL) ve Gum Elastik Buji (GEB) yöntemlerinin; entübasyon ve laringoskopi sürelerini, laringoskopik görüntü derecelerini, başarı oranlarını ve entübasyon kolaylığını hastane öncesi ambulans ortamında karşılaştırmayı ve sağlık çalışanlarının bilgisine sunmayı amaçladık. YÖNTEM: Çalışmamız; randomize, prospektif ve çapraz geçişli bir çalışma olarak planlandı. Çalışma daha önce entübasyon deneyimi olmayan 1. yıl acil tıp teknisyenleri ve paramedikler dahil edilerek yapıldı. Katılımcılara hastane öncesi hareketsiz ambulans (Senaryo 1) ve hareketli ambulans (Senaryo 2) ortamlarında, hava yolu mankeni üzerinde; DL, VL ve GEB olmak üzere üç yöntemle ETE işlemi yaptırıldı. İşlemlere ait veriler kayıt altına alındı, istatistiksel olarak analiz edildi, p<0.05 değerler anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Hem Senaryo 1 hem de Senaryo 2'de üç ETE tipinde rima glottisi görme süreleri (RGGS) karşılaştırıldığında, üç grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,001). Senaryo 1'de ve Senaryo 2'de DL ile VL arasında tüp yerleştirme sürelerinde (TYS) istatistiksel anlamlı fark saptandı (sırasıyla p<0,001, p=0,003). Senaryo 1'de ve Senaryo 2'de DL ile VL arasında entübasyon süresinde (ES) istatistiksel anlamlı fark saptandı (sırasıyla p=0,02, p=0,006). SONUÇ: Çalışmamızda her iki senaryoda da VL yönteminin ETE süresini kısalttığı ve başarıyı arttırdığı saptandı. Görüntü netliği değerlendirildiğinde ise, yine her iki senaryoda da VL yönteminin daha başarılı olduğu tespit edildi. İlk geçiş başarısında en yüksek oranlara VL yöntemi sahipken, GEB yönteminin de DL yöntemine göre daha yüksek oranlara sahip olduğu saptandı. Sonuçlarımız ışığında; VL ve GEB'in hastane öncesi ETE süreçlerinde ideal ve etkin yöntemler olduğunu düşünmekteyiz.

Veli Emre Türkmen
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trombolitik tedavi alan ve mekanik trombektomi uygulanan akut stroke hastalarında kötü fonksiyonel sonlanım ve hastane içi mortaliteyi öngörmede laboratuar parametreleri ile skorlama sistemleri arasındaki ilişki

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma ile; akut stroke tanısı ile değerlendirilen hastalarda kullanılacak validasyonu yapılmış skorlama sistemlerinin hastalarda komplikasyon ve mortaliteyi öngörmede birbirlerine üstünlüğünü ve eşlik eden parametreleri tanımlamayı amaçladık. YÖNTEM: Bu retrospektif çalışmaya 01.07.2022 – 01.07.2023 tarihlerinde Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne kabul edilen ve iskemik inme tanısı ile İnme Yoğun Bakım Ünitesi'ne yatırılan hastalar dahil edilmiştir. Hastalar fonksiyonel sonuç, komplikasyon, mortalite açısından karşılaştırılmış ve SEDAN, ASTRAL, DRAGON skorları ve laboratuvar parametreleri açısından karşılaştırılmıştır. BULGULAR: İnme yoğun bakım ünitesine yatırılan 286 hastanın değerlendirildiği bu çalışmada 203 hasta çalışmaya dahil edilmiş olup bunların 124'üne girişimsel işlem uygulandığı, 79'una medikal takip yapıldığı saptandı. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda tedavi gruplarına göre toplam geçen başvuru süresinde, mRS değerinde, ASTRAL skorunda, hiperlipidemi ve konjestif kalp yetmezliği açısından, serum Glukoz ve pH değerinde, yeniden acil servise başvuruda anlamlı farklılıklar mevcuttu. Komplikasyon gelişimi, hastane içi mortalite ve 90 günlük mortalite açısından her üç skorlama ölçeği de istastiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi. SONUÇ: Validasyonu yapılmış bu skorlamaların uygulanan tedaviden bağımsız olarak komplikasyon ve mortaliteyi öngörmede anlamlı olduğu görülmüştür. Çok merkezli daha geniş örneklem büyüklüğüne sahip çalışmaların literatüre katkı sağlayacağı kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Akut iskemik inme, ASTRAL Skoru, intravenöz trombolitik tedavi, mekanik trombektomi, SEDAN Skoru.

Veysel Yılmaz
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kişisel koruyucu ekipman ile kardiyopulmoner resüsitasyonda göğüs kompresyonu etkinliğinin değerlendirilmesi, manken çalışması

GİRİŞ VE AMAÇ: İyi uygulanmış bir Kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR), spontan vasküler kan akışının geri dönme ihtimalini artıracak ve hastalarda mortaliteyi azaltacaktır. Özellikle pandemi dönemi ile birlikte bulaşıcı hastalıklarda ve kimyasal, biyolojik, nükleer ve radyolojik olaylarda kişisel koruyucu ekipmanlar (KKE) varlığında KPR önem kazanmıştır. KKE ile uzun süreli müdahalelerde KPR kalitesi azalmaktadır. Çalışmamızda KPR'de KKE varlığında kurtarıcıların, mevcut standart uygulama olan 2 dakikalık rotasyonlar yerine her 1 dakikada bir rotasyon yapmaları durumunda daha kaliteli göğüs kompresyonları sağlama durumlarını ve yorgunluk düzeylerini incelemeyi amaçladık. YÖNTEM: Çalışmamız randomize prospektif bir çalışma olarak Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Servisi'nde çalışan daha önce 3'den daha az KPR deneyimi olan ya da hiç KPR deneyimi olmayan Acil Tıp Teknisyeni ve Paramedikler ile planlandı. Katılımcılara Laerdal yetişkin tip KPR eğitim mankeni üzerinde 2 dakikalık ve 1 dakikalık rotasyonlar şeklinde göğüs kompresyonu yaptırıldı. Her uygulayıcının göğüs kompresyon etkinliği ve bölgesel oksijen saturasyonu (rSO2) ölçüldü. Uygulama sonrasında VAS ve BORG skalası ile yorgunluk düzeyleri belirlendi. Çalışmaya ait bulgular kayıt altına alındı, istatistiksel olarak değerlendirildi ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Çalışmamızın ana sonuçlarında Borg yorgunluk skalasına göre 1 dakikalık resüsitasyon ile 2 dakikalık resüsitasyon arasında istatistiksel olarak anlamlı fark mevcut değildi. Katılımcıların %53,6'sı 1 dakikalık resüsitasyonu tercih etmiştir. 1 dakikalık resüsitasyonda 2 dakikalık resüsitasyona kıyasla total kompresyon derinliği ve total başarılı kompresyonda katılımcıların daha başarılı olduğu gözlenmiştir. Gönüllülerin 2 dakikalık resüsitasyonda resüsitasyon öncesi ve sonrasında rSO2 değişimlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark mevcut iken (p=0,041), 1 dakikalık resüsitasyonda resüsitasyon öncesi ve sonrasında rSO2 değişiminde istatistiksel anlamlı fark mevcut değildi. SONUÇ: 1 dakikalık resüsitasyonda 2 dakikalık resüsitasyona kıyasla daha başarılı kompresyon sayısı ve derinliğine ulaşılmakla beraber 1 dakikalık resüsitasyonda uygulayıcılarda daha az yorgunluk bulguları gözlenmiş olup çalışmamızın sonucu olarak KKE varlığında 1 dakikalık resüsitasyonun 2 dakikalık resüsitasyona kıyasla daha etkin olabileceğini düşünmekteyiz. ANAHTAR KELİMLER: göğüs kompresyonu, kardiyopulmoner resüsitasyon, kişisel koruyucu ekipman, yorgunluk skalası

Selinay Kaymakçı
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karın ağrısıyla acil servise başvuran hastalarda ilk başvuru anında odaklanmış yatakbaşı ultrasonografi ile yapılan triyajla klasik triyajın etkinliğinin karşılaştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada, acil servise karın ağrısı şikâyeti ile başvuran hastalarda yapılan klasik triyaj ile klasik triyaja ek olarak yapılan Yatakbaşı Odaklanmış Ultrasonografi (POCUS) uygulamasının tanı, tedavi, acil servis takibi üzerine olan etkisi ve triyaj modelleriyle olan ilişkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. YÖNTEM: Bu randomize, kontrollü, prospektif çalışma travmatik olmayan karın ağrılı 127'si klasik triyaj ve 135'i ise klasik triyaja ek olarak yapılan POCUS şeklinde hastaların iki gruba ayrıldığı toplamda 262 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirildi. Hangi katılımcının hangi gruba dahil edileceğine bilgisayar destekli randomizasyon tablosu kullanılarak 1:1 oranında yapıldı. Klinik süreçlere araştırmacı tarafından hiçbir şekilde müdahalede bulunulmadı. Bu çalışmada klasik triyaja ek olarak yapılan POCUS uygulamasının birincil sonlanımda, klinik süreçlere (görüntüleme istemi, ilk analjezi verilme süresi, konsültasyon istemi, acil servis kalış süresi ve sonlanımı) olan etkisi, ikincil sonlanımda ise triyaj sistemleri üzerine olan etkisi değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizi için IBM SPSS 21.0 yazılımı kullanıldı. BULGULAR: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 30 ve %55,7'si kadındı. Klasik triyaja ek olarak yapılan POCUS uygulaması ESI triyaj sistemindeki kategorizasyonun doğruluğunu artırmaktadır (p<0,001). Aynı zamanda istenen ek görüntüleme sayısını azaltmaktadır (p<0,001). İlk analjezi verilme süresini, konsültasyon istenme süresini ve acil serviste kalış sürelerini de kısalmaktadır (p<0,001). Klasik triyaja ek olarak yapılan POCUS uygulamasının ek görüntüleme raporlarına göre duyarlılığı %87, özgüllüğü %55, pozitif prediktif değeri %81,6 ve negatif prediktif değeri %64,7'dir. SONUÇ: Klasik triyaja ek olarak yapılan POCUS uygulaması yüksek doğruluk oranları ile acil servis işleyişi açısından ek görüntüleme sayısını azaltarak, ilk analjezi verilme süresi, konsültasyon istenme süresi ve acil serviste kalış sürelerini kısaltarak olumlu yönde etki etmektedir. Aynı zamanda ESI triyajındaki kategorizasyon doğruluğunu da artırmaktadır. Ancak bu çalışma sonuçlarının POCUS'un triyaj alanında kullanıldığı ilk çalışma olması nedeniyle ek çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Karın ağrısı, triyaj, POCUS, acil servis

Mehmet Alperen Biçer
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise kafa travması ile başvuran hastaların retrospektif analizi ve ölçülen optik sinir kılıf çapı değerlerinin klinik bulgular ile ilişkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) Tıp Fakültesi Hastane'si acil servisine başvuran kafa travmalı olguların retrospektif olarak değerlendirilmesi ve bilgisayarlı beyin tomografi (BBT) yardımıyla değerlendirilen optik sinir kılıf çapı (OSKÇ) ölçüm sonuçları ile klinik ve radyolojik bulgular arasında ilişki olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma AFSÜ Tıp Fakültesi Hastane'si acil servisine başvuran ve kafa travması tanısı alan 483 hasta ile retrospektif olarak gerçekleştirilmiştir. Hastane otomasyon sistemi ve hasta dosya bilgileri kullanılarak kafa travması tanısı alanm 18 yaş ve üstü hastalardan BBT'si çekilenler belirlenmiş ve çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan hastalar seçilmiştir. 18 yaş altı, orbita ve sfenoid kemik yaralanması BBT ile gösterilen, intrakranial ve intraorbital kitle varlığı saptanan, BBT'sine ulaşılamayan, egzoftalmiye neden olan hipertiroidizm varlığı, optik sinir ve orbitayı etkileyen göz hastalığının varlığı saptananlar çalışmaya alınmamıştır. Başvuruda hastaların demografik ve kafa travmaları ile ilişkili özellikleri, başvuru esnasında çekilen BBT görüntüleri ve özellikleri, Glasgow Koma Skorları (GKS), Rotterdam BT skoru (RBS) belirlenerek elde edilen veriler veri toplama formuna kaydedilmiştir. Hastalar BBT sonuçlarıyla normal BBT'si olanlar ve patolojik BBT'si olanlar (BBT'de fraktür, kanama, ödem ve şift saptanması) olarak ikiye ayrılmıştır. Benzer şekilde nörolojik muayene ile belirlenen GKS değerleri ile hastalar literatüre uyumlu olarak GKS:13-15 ve GKS:3-12 travmatik beyin hasarı olarak iki grupta sınıflandırılmıştır. Hastalar RBS sonuçlarına göre RBS:1-2 ve RBS:3-6 olarak 2 gruba ayrılmıştır. Hasta BBT'leri aksiyel kesitleri değerlendirilmiş, optik sinirin en iyi görüntülenebildiği kesitte optik diskin 3 mm proksimalinden OSKÇ ölçümleri yapılmış ve mm cinsinden kaydedilmiştir. Aynı kesitte ve retinadan retinaya en geniş pozisyonlamada yapılan göz küresi transvers çapı (GTÇ) ölçümleri sonrasında OSKÇ/GTÇ indeks hesaplaması yapılmıştır. Çalışmada elde edilen verilerin istatistiksel analizi için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 23.0 (IBM) programı kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmanın yapıldığı süre içerisinde acil servise yapılan toplam hasta başvuru sayısı 155.961 olup, bunların 3844'ünü (%2,46) travmaya maruz kalan hastalar oluşturmaktaydı. Bu hastalardan 1242'sinde (%0,79) kafa travması mevcuttu. Çalışmaya ise 483 hasta dahil edilmiştir. Değerlendirilen hastaların 309'u (%64) erkek, 174'ü (%36) kadın idi. Hasta grubunun 157'si (% 32.5) 18-29, 258'i (%53,4) 30-64, 68'i (%14,1) 65 ve üzeri yaş aralığındaydı. Etiyolojik değerlendirmede hastaların %52,0'ında araç içi trafik kazası, %12,2'sinde araç dışı trafik kazası, %9,1'inde düz zeminde düşme, %10,1'inde yüksekten düşme, %16,6'sında ise bunların dışındaki nedenlerle kafa travması geçirdikleri anlaşılmıştır. BBT değerlendirmesinde; 51 (%10,5) patolojik, 432 (%89,5) normal BBT tespit edilmiş olup en çok saptanan patoloji 33 hastada görülen fraktür ve 25 hastada saptanan değişik lokalizasyonlardaki kanama idi. Hasta grubunda nörolojik muayene ile belirlenen GKS ortalaması 14,64±1,75 olarak hesaplandı. Cinsiyete göre travma mekanizmalarının kıyaslanmasnda gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Nörolojik muayenelerine göre GKS:13-15 ve GKS:3-12 olarak ikiye ayrılan hasta grubunda RBS, sağ ve sol gözde OSKÇ, sağ ve sol gözde OSKÇ/GTÇ indeks değerleri açısından fark gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.000, p=0.000, p=0.000, p=0.000, p=0.000, sırasıyla). Hastalar BBT'nin patolojik olup olmaması ve mortalitelerine göre iki gruba ayrıldığında GKS, RBS, sağ ve sol gözde OSKÇ, sağ ve sol gözde OSKÇ/GTÇ indeks değerleri açısından fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.000, p=0.000, p=0.000, p=0.000, p=0.000, p=0.000, sırasıyla). BBT'nin patolojik olup olmamasına göre hastalar iki gruba ayrıldığında değerlendirilen yaş grupları arası fark anlamlı değildi (p>0.05). Korelasyon analizi sonuçlarına göre; GKS skoru ile, RBS (r=-0.689; p=0.000), sağ göz OSKÇ (r=-0.182; p=0.000), sol göz OSKÇ (r=-0.244; p=0.000), sağ göz OSKÇ/GTÇ indeks (r=-0.223; p=0.000) ve sol göz OSKÇ/GTÇ indeks (r=-0.280; p=0.000) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönde ilişki saptanmıştır. GKS, RBS, sağ ve sol göz OSKÇ, sağ ve sol göz OSKÇ/GTÇ indeks değerleri RBS:1-2 ile RBS:3-6 grupları arasında karşılaştırıldığında gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.000, p=0.000, p=0.000, p=0.000, p=0.000, sırasıyla). ROC analizi sonuçlarına göre iki taraflı OSKÇ için de, mortalite tanısal değeri istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p<0.05). Sol göz için mortalite açıklama gücü %84,0 iken, sağ göz için ise mortalite açıklama gücü %78,5 olarak bulunmuştur. Sağda OSKÇ için 4,785 eşik değerinde sensitivite %83,3 ve spesifite %57,1 olarak bulunmuştur. Solda OSKÇ için 5,125 eşik değerinde sensitivite %91,7 ve spesifite %68,2 olarak bulunmuştur. SONUÇ: Çalışmamızda kafa travmalı hastalarda intrakranial basınç artışı BBT yardımıyla ölçülen OSKÇ ve OSKÇ/GTÇ indeks yardımı ile gösterilmiştir. GKS ile OSKÇ ve OSKÇ/GTÇ indeks arasındaki negatif ilişki saptanmıştır. İntrakranial kanama, fraktür gibi patolojik BBT varlığında ve mortal hastalarda OSKÇ ve OSKÇ/GTÇ indeks değerleri artmaktadır. BBT patolojileri ile belirlenen RBS ile OSKÇ ve OSKÇ/GTÇ ölçüm sonuçları arasında ilişki bulunmaktadır. Acil Servis'lerde hasta başvurularında çekilen BBT'lerle hesaplanan OSKÇ/GTÇ indeks oranları intrakranial basınç artışını değerlendirmede önemli bilgiler verebilir. Elde edilen sonuçlar OSKÇ ve OSKÇ/GTÇ artışı saptanan hastalarda gerekli tedavi yaklaşımlarının vakit geçirmeden uygulanması gerektiğini düşündürtmüştür. Literatürde az çalışılan ancak çalışmamızda yapılan bazı değerlendirmelerin literatüre katkı sağlayabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kafa travması, intrakranial basınç, optik sinir kılıf çapı, bilgisayarlı beyin tomografisi

Acil servis-hastaneAcil tıpKafa yaralanmaları+6
Gökhan Karamişe
Afyonkarahisar Health Sciences University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2014 – 2017 yılları arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi acil servisine başvuran 0 – 1 yaş arası çocuk travma olgularının incelenmesi

Travma, gençlerde ölüme ve sakatlığa en sık neden olan bir halk sağlığı problemidir. Çocuk yaş grubu yaralanmalarının epidemiyolojik değerlendirilmeleri yapıldığında aslında bu travmaların bir kazadan ziyade önlenebilir hastalık oldukları görülür. Her ne kadar çocukluk çağı yaralanmaları sık görülse ve epidemiyolojisi açıklanmış olsa da, yaş olarak küçük çocuklara ve bebeklere odaklanan çalışmalar nadirdir. Bu çalışmada bebeklerdeki travma paternleri ve bunların yaralanmalarının tanımlanması amaçlandı.Çalışmada Ocak 2014–Aralık 2017 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi (AFSÜ) acil servisine travma nedeniyle başvuran ve 1 yaş altı olan travma olgularından 1269 olgu dahil edilmiştir. Boğulma, elektrik çarpması, yabancı cisim aspirasyonu, zehirlenme vakaları çalışmaya dahil edilmemiştir.Çalışmaya dahil edilen hastaların dosyaları ve hastane otomasyon sistemi üzerinden; yaş, cinsiyet, başvuru zamanı, başvuru saati, başvuru şekli, travma oluş şekli, adli vaka durumu, istismar şüphesi varlığı, GKS skoru, AVPU skoru, başvuru özelliklerinden bilinç kaybı, uykuya eğilim durumu, kusma sayısı, aileye göre anormal hareket varlığı, travma sonrası nöbet öyküsü, avutulamaz ağlama varlığı, fizik muayene bulguları, yaralanan vücut bölgeleri kaydedilmiştir. Yapılan kan tetkikleri, X-ray, BT, USG tetkikleri ve sonuçları, yapılan işlemler, konsültasyon istemleri, hastaneye yatış ve taburculuk durumları incelenerek veri toplama formuna işlenmiştir.Çalışmaya dahil edilen olgulardan olayın ilk 24 saati içinde hastanemize başvuran kafa travması olanlar, PECARN, CATCH, CHALICE kurallarına göre BT çekilmesinin önerilip önerilmediği değerlendirilmiştir. Bt çekilmesi önerilen ve önerilmeyen hastalardan, beyin BT çekilmiş olanlara patoloji bulunup bulunmadığı karşılaştırılmıştır.Çalışmada elde edilen verilerin istatistiksel analizi için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 23.0 (IBM) programı kullanılmıştır.Çalışmaya dahil edilen 1 yaş altı 1269 olgunun %53,3'ü erkek cinsiyet olup, çalışma grubunun yaş ortalaması 7,28 aydı. Yaralanma nedenleri arasında yüksekten düşmeler ilk sırada, aynı seviyeden düşmeler ikinci sırada ve trafik kazaları üçüncü sırada yer almaktaydı. Çalışmada bölgede yüksekten düşme olgularının bu yaş grubunda sık görülmesinin yükseğe kurulan yöresel bebek beşiklerine bağlı olduğu düşünülmüştür. Olguların %10,6'sı çocuk istismarı olarak değerlendirilmiştir. İstismar şüphesi olan olguların yaş ortalaması daha düşük bulunmuştur.Çalışmada başvuru esnasında %10,8 oranıyla kusma en sık gözlenen yakınma olmuştur. Olgularda en fazla yaralanma tipi yüz yaralanması iken (%20,8), en az yaralanma tipi ise batın (%0,3), toraks (%0,6) ve multiple (%0,6) yaralanma olarak bulunmuştur. Olguların başvuru anında %99,7'inin GKS'si 15 olarak kaydedilmiştir. Tanıda kullanılan en sık yöntem BT olmuştur. Olguların 1086'sının (%85,6) kafa travması olduğu saptanmış, kafa travması olan 1086 olgunun 879'una (%80,9) baş boyun BT çekilmiş ve 105'inde (%11,9) pataloji saptanmıştır. Tüm olguların %8,4'üne toraks BT çekilmiş, %0,6'sında patoloji saptanmıştır. Olguların %6,5'ine abdomen pelvis BT çekilmiş, %0,2'sinde patoloji saptanmıştır. Olguların %3,5'ine batın USG çekilmiş, %0,1'inde patoloji saptanmıştır. Olguların %51,5'ine X-ray çekilmiş, 49'unda (%7,5) patoloji saptanmıştır. %28,2 sine kan tetkiki bakılmış, hastaların %70'inde kan tetkik paremetrelerinin beklenen değer aralığında olduğu görülmüştür.Olguların %20,1'i klinik bölümlere konsülte edilmiştir. En çok beyin cerrahi (%10) bölümünden konsültasyon istenmiştir. Olguların %8'nin yatışı yapılmıştır. En çok yatış yapılan bölümün beyin cerrahi (82) (%6,5) olduğu görülmüştür. Yatışı yapılan 102 olgunun 101'i klinikten taburcu olmuştur, 1 olgu tedavisi devam ederken tedaviyi kabul etmeyip klinikten kendi isteğiyle ayrılmıştır.Kafa travması olan 1086 olgunun biri hariç tümünün GKS>13 idi. %80,9'una BT çekilmiştir. BT çekilen olguların %10'unda kafa kemik fraktürü, %1'inde TBH, %0,9'unda kemik fraktürü ile birlikte TBH saptanmıştır. TBH olan olguların hiç birinin entübasyon ve cerrahi müdahale ihtiyacı olmamış ve izlem sonrası taburcu olmuşlardır. Anormal baş boyun BT bulguları olan hastalarda uykuya eğilim ve nöbet geçirme anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. Baş boyun muayenesinde scalpte kesi olması, baş boyunda herhangi bir cilt lezyonu olması (abrazyon, ekimoz, hiperemi) ve nonfrontal hematom BT de patoloji çıkma açısından anlamlı bulunmuştur. İstismar şüphesi olan olgularda baş boyun BT'de patoloji oranı anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. PECARN kuralına 897 (%87,1), CATCH kuralına 888 (%86,2) ve CHALICE kuralına 152 (%14,8) olgunun uyduğu saptanmıştır. BT'de patoloji saptama açısından CATCH kuralının duyarlılığı %51 özgüllüğü %87,9, CHALICE kuralının duyarlılığı %40,1 özgüllüğü 13,4, PECARN kuralının duyarlılığı %10 özgüllüğü %87,9 bulunmuştur.Pediatrik travma hastaları, yetişkin hasta gruplarına oranla kendilerine has anatomik ve fizyolojik farklılıkları sebebiyle travmaya açık haldedirler. Bebek yaralanmalarının nedenleri ve koşulları, ev ve toplum ortamları ve uygulamalarındaki farklılıklar nedeniyle topluma ve yere göre değişebilir. Küçük yaştaki çocukların yaralanmaları sıklıkla ev ortamında meydana geldiğinden ve özellikle önlenebilir olmalarından dolayı önemli bir sağlık sorunudur, ancak önleme girişimlerinin geliştirileceği az sayıda popülasyona dayalı analiz vardır. 1 yaş altı çocuklardaki travmaların değerlendirilmesi konusunda literatürde azsayıda çalışma bulunduğundan, çalışmamızın literatüre katkı sağlayabileceği düşünülmüştür.

Merve Özkan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise gelen çoklu travma hastalarında klinik bulgularla tüm vücut tomografi sonuçlarının karşılaştırılması

Travma tüm dünyada genç yaş ölümlerin önemli nedenlerinden birisidir. Aynı zamanda sebep olduğu sakatlık ve ekonomik kayıplar önemli bir halk sağlığı sorunudur. Travma nedeniyle yaralanan hastaların değerlendirilmesi, tanı ve tedavisi İleri Travma Yaşam Desteği (ATLS) prensiplerine göre yapılır. Travma hastasında zamanlama çok önemlidir ve sistematik bir yaklaşım gerektirir. Son yıllarda bilgisayarlı tomografinin (BT) daha hızlı, detaylı klinik bilgi vermesi ve ulaşılabilir hale gelmesi nedeniyle tüm vücut bilgisayarlı tomografi (TVBT), seçici görüntülemeye kıyasla popülerlik kazanmıştır. Travma hastalarında acil TVBT ile organ ve doku hasarı hızlı ve detaylı şekilde tespit edilip ileri tedavi planlaması hızlıca netleştirilebilir. TVBT'ye karar verilmesi için dünya çapında kabul gören algoritmalar henüz oluşturulamamıştır. Tek başına travma mekanizmasının ve fizik muayenenin, çoklu travmalı hastalarında yaralanmaları tanımlamakta zayıf kaldığını, Yaralanma Ciddiyet Skorlarına göre veya iki veya daha fazla vücut bölgesini içeren ciddi travma varlığında acil hekiminin takdiriyle TVBT taraması yapılması gerektiğini savunan çalışmalar mevcuttur. Çalışmamızın amacı, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine başvuran çoklu travma hastalarının demografik özellikleri, yaralanma mekanizması ve şiddeti, muayene ve laboratuvar bulguları ile çekilen tüm vücut bilgisayarlı tomografi sonuçlarını karşılaştırarak klinik yaralanma şüphesinin doğruluğunu değerlendirmek, tüm vücut tomografi çekimlerinin gerekliliğini ve taburculuk üzerine etkisini retrospektif olarak incelemektir. Çalışmamıza AFSÜ Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne 01.09.2017- 01.09.2018 tarihleri arasında çoklu travma nedeniyle başvuran ve TVBT taraması yapılan tüm yaş grubundan hastalar dahil edildi. Gebe, izole, penetran travmalar, hastane veri sistemi ve hasta dosyasında gerekli bilgilerine ulaşılamayan hastalar ve başka bir sağlık kuruluşunda tomografi çekilip kliniğimize nakil olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Çalışmaya başlamadan önce AFSÜ Klinik Araştırmalar Etik Kurulundan onay alındı. Çalışmaya dahil edilen hastalara ait veriler hastane veri sistemi kullanılarak ve acil servis dosyaları kullanılarak elde edildi. Yaş, cinsiyet, başvuru zamanı, travma oluş şekli ve şiddeti, fizik muayene bulguları, kan tetkiki sonuçları, direkt grafi, FAST, BT bulguları, konsültasyon istemleri, hastaneye yatış ve taburculuk durumları, exitus olma bilgileri incelenerek kaydedildi. Toplanan veriler, SPSS 23 (Statistical Package for the Social Sciences) programına aktarıldı. İstatistiksel değerlendirmede verilerin tanımlayıcı özellikleri yüzde, ortalama ve standart sapma ile elde edildi. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson's Ki kare analizi veya Fisher's exact test/Monte Carlo analizi ile incelendi. Hastaların yatış durumu üzerinde etkili olan parametrelerin belirlenmesinde ise Lojistik regresyon analizi kullanıldı. Çalışmamıza 412'si (%68.6) erkek olmak üzere toplamda 601 hasta alındı. En fazla %47.6 (n=286) oranla 8-44 yaş grubunda hasta olduğu görüldü. Travma etiyolojisinde %81,6(n=490) oranla en sık motorlu taşıt kazaları olduğu belirlendi. Fizik muayene bulgularına bakıldığında baş boyun muayenesinde %56.2 (n=338) kafa travma bulgusunun olmadığı, en sık bulgu olarak % 29,5 (n=177) skalp hematomu olduğu görüldü. Kraniyal BT bulgularında ise %81.4 (n=489) bulgu saptanmadığı; en sık bulgunun %6.8 (n=41) hastada intrakraniyal hemoraji saptandığı görüldü. Vertebra muayene bulgusu ile vertebra BT bulgusu arasında anlamlı bir ilişki tespit edildi. (p<.001) Toraks muayenesinde %75.4 (n=453) travma bulgusu olmadığı, %15,1(n=91) oranında en sık kot kırığı muayene bulgusu olduğu, toraks BT bulgularında ise %74.2 (n=446) bulgu olmadığı; en sık bulgunun %8 (n=48) çoklu kot kırığı olduğu tespit edildi. Batın muayene bulgularına göre %83.9 (n=504) bulgu olmadığı; en sık bulgunun %11 (n=31) defans-rebaund olduğu tespit edildi. Abdomen BT bulgularına göre %90.7 (n=545) bulgu olmadığı, en sık bulgunun %8.5 (n=51) solid organ yaralanması olduğu saptandı. ALT-AST ve Amilaz değerleri normal sınırlar içinde olmayan hastalarda solid organ yaralanması oranı, değerleri normal sınırlarda olan hastalara göre anlamlı olarak daha yüksek olarak bulundu. (p<.001) Pelvik muayenede %96.0 (n=577) bulgu saptanmadığı ve pelvik BT'ye göre %93.2 (n=560) bulgu olmadığı görüldü. Hastaların %42,1'ine (n=253) yatış verildiği, %30.4 (n=77) yoğun bakım ünitesine devredildiği görüldü. Yatış üzerine hemodinamik stabil olmama durumunun, abdomen muayene bulgularının, WBC değerinin, PLT değerinin, AST değerinin, kraniyal BT bulgularının, torakal BT bulgularının ve toraks BT bulgularının etki ettiği tespit edildi. Sonuç olarak, çalışmamızda özellikle GKS, vital parametreler, ALT-AST-Amilaz değerleri, fizik muayene bulguları ile TVBT sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu tespit ettik. TVBT oldukça faydalı bir tanı yöntemi olmasına rağmen fizik muayenenin yerini almaması, acil hekimlerinin travma hastalarını ayrıntılı değerlendirerek elde ettikleri klinik bulgular doğrultusunda TVBT kararı vermesi gerektiğini ve bu sayede de gereksiz tarama sayısının azaltılabileceğini düşünüyoruz.

Acil servis-hastaneAcil tıpRetrospektif çalışmalar+3
Aslı Türkmen Demir
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ekstremite kırıklarının teşhisinde ultrasonografi ve konvansiyonel radyografinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Ekstremite yaralanmaları acil servise başvuruların sık nedenleri arasında yer almaktadır. Bunlara bağlı olarak kemik kırıkları ve yumuşak doku bozuklukları meydana gelebilmektedir. Ekstremite kırıkları belirlemede kullanılan direkt grafi ilk sıra görüntüleme yöntemidir, ancak kırıkların teşhisinde ultrasonografinin kullanımıyla ilgili az da olsa çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmayla ekstremite kırığı teşhisinde USG'nin etkinliğini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz Acil Tıp Kliniği'ne 05.05.2019 - 30.11.2019 tarihleri arasında ekstremite travması ile başvuran, 4 yaş ve üzeri 245 hasta çalışmaya dahil edildi. Ultrasonografi eğitimi almış tek bir acil tıp asistanı tarafından tüm hastaların semptom bölgelerine longitudinal ve transvers düzlemde ultrasonografik görüntüleme yapıldı. Daha sonra hastalara ön-arka, yan ve gerekli ise oblik ekstremite grafileri çekildi. Radyografiler, USG bulguları hakkında herhangi bir bilgisi bulunmayan diğer acil tıp asistanları tarafından yorumlandı. Hastadan sorumlu acil tıp asistanı tarafından yorumlanan direkt grafi altın standart tanı aracı olarak kabul edildi. Araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 23 programında analiz edildi. Bulgular: Araştırmaya yaşları 4 ile 91 arasında değişen, ortalama yaş aralığı 30,76 ± 23,16 olan 143'ü (%58,4) erkek, 102'si (%41,6) kadın olmak üzere toplam 245 hasta dahil edildi. Hastalar yaş gruplarına göre sınıflandırıldığında, 146'sı (%59,6) erişkin grupta ( 18 yaş ve üzeri) yer alırken, 99'u (%40,4) pediatrik grupta (4-18 yaş arası) yer almaktaydı. Başvuruların en sık Mayıs ayında ve çoğunlukla 16:00-23:59 saatleri arasında yapıldığı tespit edildi. Hastalarda travmaya neden olan en sık mekanizma düşme (%52,7) olarak belirlendi. USG'nin ekstremite kırıklarını belirlemedeki duyarlılığı %99,24, seçiciliği %98,25, pozitif öngörülebilirlik değeri %98,48 ve negatif öngörülebilirlik değeri %99,12 olarak bulundu. Çocuklarda üst ekstremitede en sık humerus distal kırıklarına (%34,2) rastlanırken, erişkinlerde en sık radius distal kırıklarına (%36,5) rastlandı. Alt ekstremitede çocuklarda en sık distal fibula kırıkları (%50) gözlenirken, erişkinlerde en sık falanks kırıkları (%29,5) gözlendi. USG sonucuna göre ekleme uzanmadığı tespit edilen 14 kırığın (%12,5), X-Ray görüntüleme sonucuna göre ekleme uzandığı tespit edildi ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p < ,001). USG uygulaması en kısa süren hastada 2, en fazla süren hastada 5 dakika sürdü. X-Ray görüntüleme süresi en kısa süren hastada 5, en fazla süren hastada ise 60 dakika sürdü. Sonuç: Ekstremite travması nedeniyle acil servise başvuran hastalarda yaptığımız bu çalışmada, konvansiyonel radyografi ile karşılaştırıldığında USG'nin kırıkları tanımadaki duyarlılığı ve seçiciliği yüksek bulundu. Acil servislerde kırıkların teşhisinde ultrasonografinin etkin bir tanı aracı olarak kullanılabileceğini, zamandan tasarruf sağlayacağını ve radyasyona duyarlı dokuları olan çocuklar ve hamile kadınlarda gereksiz radyasyon maruziyetini önleyebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Acil servis, ekstremite, ekstremite travması, ekstremite kırıkları, ultrasonografi

Acil servis-hastaneAcil tıpEkstremiteler+7
Halil Yıldırım
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise el yaralanmasıyla başvuran hastalarda tendon hasarının yatak başı ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: El yaralanmaları acil servise başvuruların sık nedenleri arasında yer almaktadır. Tendon yaralanmalarında tanı genellikle fizik muayene ile konulur. Acil servis şartlarında hem maliyet hem zaman kısıtlılığı nedeniyle manyetik rezonans görüntüleme (MRG) çok nadir kullanılır. Ultrasonografi'nin (USG) mobil olması, maliyetinin düşük olması, acil serviste erişilebilir olması, yüksek netlik ve dinamik değerlendirme sağlaması nedeniyle yaygın bir tanı aracı haline gelmektedir. Bu çalışmada el yaralanması nedeniyle acil servise başvuran hastalarda tendon yaralanması teşhisinde USG'nin etkinliğini değerlendirmeği amaçladık. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz Acil Tıp Kliniği'ne 15.01.2021-15.10.2021 tarihleri arasında el yaralanması ile başvuran 16 yaş ve üzeri 72 hasta çalışmamıza dahil edilmiştir. Ultrasonografi eğitimi almış tek bir acil tıp asistanı tarafından preoperatif olarak longitudinal ve transvers düzlemde görüntüleme yapıldı. Daha sonrasında yaralanmalar tendon kesisi açısından, USG bulguları hakkında herhangi bir bilgisi bulunmayan Ortopedi ve Plastik cerrahi asistanlarına danışıldı ve cerrahi eksplorasyon altın standart yöntem olarak kabul edildi. Hastaların demografik özellikleri, semptom yerleri ve travma mekanizmaları olgu rapor formuna kaydedildi. Araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 26.0 paket programında analiz edildi. Bulgular: Araştırmaya yaşları 16 ile 71 arasında değişen, ortalama yaş aralığı 37,6±14,1 yıl olan 53'ü erkek 19'u kadın hasta olmak üzere 72 hasta dahil edildi. 72 hastada tendon yaralanmasına yönelik 88 bölgede 166 tendon USG ile incelendi. El yaralanmalarında USG'nin sensitivitesi %90,9, spesifitesi %86,4 hesaplandı. Total tendon kesisi için bakıldığında ise USG'nin sensitivitesi %87,0 spesifitesi ise %94,6, parsiyel tendon kesi için USG'nin sensitivitesi %75,9, spesifitesi ise %91,1 olarak hesaplandı. Normal tendon görüntülenmesi için değerlendirildiğinde de USG'nin sensitivitesi %92,8 spesifitesi ise %85,5 saptandı. Sonuç: El yaralanması nedeniyle acil servise başvuran hastalarda yaptığımız bu çalışmada, USG'nin tendon incelemesinde sensitivitesi ve spesifitesi yüksek bulundu. Ultrasonografinin yatak başı ve kolay uygulanabilir olması dinamik görüntü sağlaması ve uygun maliyeti gibi birçok avantajı bulunmaktadır. Acil servislerde tendon yaralanmalarının teşhisinde ultrasonografinin etkin bir tanı aracı olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Acil servis, el yaralanmaları, tendon rüptürü, ultrasonografi

Acil servis-hastaneAcil tıpEl yaralanmaları+4
Emrullah Varkal
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travma hastalarına çekilen abdominal tomografi görüntülerinin acil tıp asistanı tarafından akut travma patolojilerini değerlendirme düzeyi

Giriş ve Amaç: Travmaya bağlı yaralanmalar acil servise başvuruların sık nedenleri arasındadır. Abdominal yaralanma; baş, boyun ve toraks yaralanmalarından sonra gelen travmalara bağlı ölüm nedenleri içerisinde üçüncü sırada yer alır. Travma hastalarında yaralanmanın derecesi ve anatomisini en doğru nonoperatif olarak tanınmasını sağlayan bilgisayarlı tomografi (BT) olmuştur. BT kanama miktarı, intraperitoneal ve ekstraperitoneal yaralanmaları ve solid organ yaralanmalarını güvenli şekilde gösterir. Bu nedenle BT hem tanıda hem de takipte solid organlar için önemli bir tanı aracıdır. Ayrıca BT pelvis ve spinal fraktürleri de göstermekte faydalıdır. Bu kadar önemli bir görüntüleme yönteminin acil tıp asistanı (ATA) tarafından doğru yorumlanıp klinik korele edilmesi hayat kurtarıcıdır. Çalışmamızda travma hastalarına çekilen abdominal BT görüntülerinin ATA tarafından akut travma patolojilerini değerlendirme düzeyini araştırmayı hedefledik. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada 15.12.2020-15.12.2021 tarihleri arasında travma ile başvuran 207 hastanın kontrastlı abdomen BT görüntüleri dahil edilmiştir. Çalışmamıza kontratsız abdominal BT çekilen travma hastaları ve 90 yaş üzerindeki hastalar dahil edilmemiştir. Hastalara ait görüntüleri değerlendirmek için üç yılını doldurmuş, radyoloji rotasyonunu tamamlamış ATA seçildi. ATA tarafından kontrastlı abdomen BT değerlendirilip, radyoloji resmi raporuyla karşılaştırılmıştır. ATA'nın doğru tanı oranı incelendi. Araştırma kapsamında değerlendirilen hastalara/yakınlarına çalışma konusu ile ilgili bilgi verilerek yazılı onam alındı. ATA hastaların abdominal BT görüntüleri için acil serviste mevcut olan PACS (Picture Archiving and Communication Systems) sistemini kullanıldı. Radyoloji raporu Nucleus hastane bilgi yönetim sistemi sisteminden takip edildi. Radyoloji raporu hazırlayan radyoloji doktoru ile ATA birbirinin değerlendirmesinden haberi olmadı. Radyoloji doktorunun raporu altın standart kabul edildi. Ayrıca hastaların yaş, cinsiyet, mevcut şikâyeti, semptomlar, travma sınıflandırması (araç içi trafik kazası, araç dışı trafik kazası, yüksekten düşme, darp, ateşli silah yaralanma, delici kesici alet yaralanması gibi), abdominal yaralanmaya eşlik eden yaralanma bölgeleri, yatış durumları ve mortalite oranları incelendi. Hastaların demografik ve klinik bilgilerinin istatiksel dağılımı hesaplandı. Radyoloji resmi raporu çıkan hastaların raporları ve ATA formları "patoloji var" veya "patoloji yok" şeklinde SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) aktarıldı. ATA'nın ve resmi radyoloji raporunun aynı şekilde "patoloji var" veya "patoloji yok" şeklinde yaptığı değerlendirmeler geçerli ve uyumlu olarak kabul edildi. ATA'nın ve resmi radyoloji raporunun farklı olarak "patoloji var" veya "patoloji yok" demesi ise uyumsuz olarak kabul edildi. Bulgular: Araştırma grubundaki 207 hastanın %79.2'si (n= 164) erkek ve %20.8'i (n= 43) kadındı. Hastaların medyan yaşı 33 yıl (aralık= 1-89) olarak tespit edildi. Çalışmada karaciğer yaralanması, dalak yaralanması, böbrek yaralanması, intraabdominal hemoraji tespiti, retroperitoneal hemoraji tespiti, karın ön ve arka duvarında kas ve fasya yaralanmasının tespiti, vertebra fraktürü, iliak fraktür, iskiadik fraktür, pubik fraktür, sakrum fraktürü ve femur boyun fraktürü değerlendirildi. Çalışmanın sonuçlarında radyoloji doktoru ile ATA arasında abdominal BT yorumlanması açısından istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon tespit edildi. Ancak sürrenal, mide, bağırsak ve pankreas yaralanmalarının değerlendirmelerinde radyoloji doktoru ile ATA arasında abdominal BT yorumlanması açısından korelasyon tespit edilmedi. Tartışma ve Sonuç: Travma nedeniyle acil servise başvuran hastaların abdominal kontrastlı BT görüntülemelerinin ATA tarafından değerlendirilmesinde yüksek sensitivite, spesifite, PPD (pozitif prediktif değer) ve NPD (negatif prediktif değer) değerleri bulundu. Bu yüksek doğruluk değerlerinin ATA'nın hastanın anamnezi, fizik muayenesi ve görüntüleme tetkiklerini bir bütün olarak değerlendirmesine bağlı olduğunu düşünmekteyiz. Acil servislerde ATA'nın kontrastlı BT değerlendirmesiyle ilgili daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Travma, abdominal bilgisayarlı tomografi, acil tıp asistanı, acil servis

AbdomenAcil durumlarAcil servis-hastane+3
Mehmet Soyugüzel
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hastanesi çalışanlarının temel yaşam desteği konusunda tutumlarının ve bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Mesleki çalışma ortamlarından ötürü temel yaşam desteği ihtiyacı olan kişi ile karşılaşma ve bu kişilere temel yaşam desteği uygulama gerekliliği olan sağlık çalışanlarının her zaman özgüvende güncel bilgi ve beceriye sahip olmaları beklenir. Bu çalışmada Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hastanesi çalışanlarının evrensel temel yaşam desteği kılavuzlarında yapılan güncellemeler doğrultusunda, temel yaşam desteği hakkında bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarının araştırılması amaçlanmıştır. Materyal Ve Metot: Çalışmamız Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hastanesinde Kasım 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında yürütülmüş kesitsel bir araştırmadır. Aktif olarak görev yapan hastane çalışanlarına uygulanmıştır. Anket formu, araştırmacılar tarafından güncel kılavuzlara uyularak 3 bölüm halinde hazırlanmış olup toplam 36 soru içermektedir. Sosyodemografik özellik, kişisel eğitim ve yeterlilik durumu soruları, temel yaşam desteği konusundaki izlenecek adımlar ile yaklaşım ve bilgilerini değerlendirmeye yönelik soruları içermektedir. Anket formu 800 katılımcıya yüz yüze görüşme metodu ile yapılmıştır. Veriler total bilgi skoru ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmamıza toplamda 800 kişi katılmıştır. Bunların %53,5 ü (428) kadın, %46,5i (372) erkekti. Meslek gruplarına göre sınıflandırldığında %34,9 u (279) doktor, %32,6 sı (261) hemşire, %32,5 (260) yardımcı sağlık personeli idi. Katılımcıların ortanca total bilgi skoru 100 puan üzerinden 53,48 idi. Genel katılımcılar arasında doktorların total bilgi skoru diğer meslek gruplarına göre anlamlı yüksek bulundu. (p<0,001). Eğitim durumu yüksek lisans olanların total bilhi skoru anlamlı yüksek bulundu. (p<0,001). Genel katılımcılar temel yaşam desteği eğitim durumlarına göre karşılaştırıldığında eğitim alanların total bilgi skoru anlamlı yüksekti (p:0,007). Temel yaşam desteği ihtiyacı olan kişi ile karşılaşanların karşılaşmayanlara oranla total bilgi skoru anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0,001). Temel yaşam desteği uygulama durumu karşılaştırılmış ve uygulayanların total bilgi skoru anlamlı yüksek bulunmuştur ( p<0,001). Sonuçlar: Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hastanesi çalışanlarının temel yaşam desteği hakkında bilgi düzeylerinin literatürde yer alan diğer çalışmalara kıyasla ortalama düzeyde olduklarına ulaşılmıştır. Belirtmek gerekir ki çalışmamız standart olmayan tarafımızca belirlenmiş sorularla ancak bilgi düzeyini ölçmek üzerine kurgulanmıştır, beceriyi ölçmemektedir. Birçok çalışmada göstermiştir ki bilginin kalıcılığı beceriye göre daha uzun sürelidir. Hastanemizde zaten var olan eğitimlerin daha az kişi, daha çok pratik ve daha sık aralıklarla yapılabileceği önerilerimiz arasındadır. Özellikle yoğun bakım ve acil servis gibi arrest hastalarıyla sık karşılaşılan birimlerde temel yaşam desteği sertifikası alınması ve kısa aralıklarla yenilenmsi zorunlu tutulabilir. Bu şekilde özgüveni ve cesareti yerinde güncel kılavuzlarla desteklenmiş bilgi ve beceriye sahip hastane çalışanları ile hastane içi gelişen arrest olaylarda daha yüksek sağkalım ve daha az sekelle iyileşen hasta oranları hedeflenebilir. Anahtar Kelimeler: Bilgi düzeyi, Güncel kılavuz, Kardiyopulmoner resusitasyon, Temel yaşam desteği eğitimi

Nedime Adıgüzel
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran hipertansif hastalarda optik sinir kılıf çapının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Acil servis hastalarının büyük bir kısmının hipertansiyon ile ilgili başvurular olduğu saptanmıştır. Hipertansiyon dünya genelinde her üç yetişkinden birini etkilemekte, morbidite ve mortalite artışına neden olmaktadır. Hipertansiyonun kafa içi basıncı etkilediği bilinmektedir. Kafa içi basınç artışını değerlendirmede kullanılan yöntemlerden biri ultrasonografi (USG) ile optik sinir kılıf çapı (OSKÇ) ölçümüdür. Çalışmamızın amacı acil servise hipertansif kriz ön tanısı ile başvuran erişkin hastalarda USG ile OSKÇ değerlerinin erken tanı, tedavi takip ve yatış gereksinimini göstermedeki başarısını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı, Acil Servisine 05 Şubat 2023 – 05 Şubat 2024 tarihleri arasında hipertansif acil ön tanısı alan (Sistolik kan basıncı (SKB) ≥180 mmHg ve/veya diyastolik kan basıncı (DKB) ≥120 mmHg) ve çalışmaya dahil edilme kriterlerini sağlayan 113 hastadan oluşan vaka grubu ile 40 kişilik kontrol grubu alındı. Tanı ve tedavide gecikmeye neden olmayacak şekilde, çalışmaya alınan hastaların yaş, cinsiyet, ek hastalık, şikâyet, başvuru anındaki ve kontrol tansiyon değerleri, varsa organ hasarları, başvuru anında ve tedavi sonrası hedef kan basıncına ulaştıktan 1 saat sonraki OSKÇ değerleri, sonlanımları kaydedildi. Veriler SPSS® 27.0 for Windows programına aktarılarak istatiksel analiz yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 113 hastanın 63 tanesi (%55,8) kadın cinsiyetindeydi. Hastaların yaş ortalaması 61,05±15,23 olarak saptandı. Çalışmamızda kontrol grubu ile vaka grubunun acil servis başvuru anındaki OSKÇ ölçümlerinin karşılaştırılması istatiksel olarak anlamlı saptandı (p= 0,006). Çalışmamızda nefes darlığı ile başvuru OSKÇ arasında anlamlı istatiksel ilişki saptandı (p=0.009). Hipertansif hasta gruplarında SKB değerleri ile OSKÇ arasında pozitif bir korelasyon vardı (p=0,005). Hedef organ hasarı olan ve olmayan hipertansif hastalarla, başvuru sırasındaki OSKÇ arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p=0,046). Hedef organ hasarı olan grubun OSKÇ daha yüksek tespit edildi. Acil servise başvuran hipertansif hastaların başvuru anında ve tedavi sonrasında ölçülen OSKÇ'leri arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). Hipertansif acil durum tanısı alanların, başvuru OSKÇ'inin hipertansif öncelikli durum tanısı alanlara göre istatiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek olduğu görüldü (p=0,007). Yatış gereksinimi olan ve olmayan hastaların başvuru anındaki OSKÇ karşılaştırıldığında, yatış gereksinimi olan hastaların değerlerinin yüksek olduğu saptandı (p<0,001). Hipertansif acil durum tanısı için başvuru anındaki OSKÇ değerlerinin ROC analizi yapıldığında eşik değerin ≥4,6 olduğu tespit edilidi (eğri altında kalan alan -EAA= 0,686, p=<0,003). Hastaneye yatışı öngörmede başvuru anındaki OSKÇ değerlerinin ROC analizi yapıldığında eşik değerin ≥4,57 olduğu tespit edilidi (EAA= 0,696, p=<0,001). Sonuç: Çalışmamızda, hipertansif kriz ön tanısı ile acil servise başvuran hastalarda noninvazif, yatak başı yapılan USG ile OSKÇ ölçümünün hipertansif ivedi-acil durumunun ayrımı, tedavi takibi ve yatış-taburculuk kararının verilmesinde acil servis hekimleri için pratik bir yöntem olduğunu düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Acil servis, hipertansiyon, hipertansif acil durum, hipertansif ivedi durum, kafa içi basınç artışı, optik sinir kılıf çapı, ultrasonografi

Acil servisHipertansiyonUltrason+1
Hüseyin Aldemir
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste proksimal femur fraktürü tanısı alan hastaların retrospektif analizi ve mortaliteye etki eden faktörlerin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Proksimal femur fraktürleri daha çok düşük enerjili travma ile oluşabilen, sıklıkla ileri yaşta karşılaşılan bir durumdur. Yaşlı nüfusun artmasıyla beraber sıklığı gittikçe artmaktadır ve tüm dünyada önemli mortalite ve morbidite sebeplerinden biridir. Bu çalışmada Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi acil servisine başvuran proksimal femur fraktürü olgularının retrospektif olarak değerlendirilmesi ve hematolojik ve biyokimyasal parametreler ile hastaların erken ve geç dönem mortalitelerinin ilişkili olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 01.01.2018 ve 01.07.2023 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine başvuruda bulunan ve proksimal femur fraktürü tanısı alan 344 hasta ile retrospektif olarak gerçekleştirilmiştir. Hastane otomasyon sistemi ve hasta dosya bilgileri kullanılarak hastaların demografik ve proksimal femur kırığı ile ilişkili özellikleri kaydedilmiştir. Ayrıca hastaların acil servis kabulü sonrasındaki bir yıl içindeki mortalite durumları (ilk 30 gün: erken dönem, 30 gün-1 yıl: geç dönem mortalite) tespit edildi. Kan sonuçlarındaki hemoglobin, lökosit, nötrofil, lenfosit, monosit, platelet, RDW (eritrosit dağılım genişliği), glukoz, potasyum, CRP (C- reaktif protein), albümin ve total protein değerleri belirlenip sonrasında nötrofil/lenfosit (NLR), monosit/lenfosit (MLR), platelet/lenfosit (PLR), CRP/albümin (CAR), glukoz/potasyum oranları hesaplanarak veri toplama formuna kaydedildi. Elde edilen veriler erken dönem ve geç dönemde eksitus olan hastalar ile 1. yıl sonunda yaşayan hastalar arasında karşılaştırılarak parametrelerin mortalite ile ilişkileri değerlendirildi. Veriler SPSS 27 for Windows programına aktarılarak istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan 344 hastanın 205' i (%59,6) kadın, 139'u (%40,4) erkek hastalardan oluşmaktadır. Hastaların yaş ortalaması 81,88±7,76 olarak saptanmıştır. Yaş gruplarına bakıldığında 65-74 yaş arası 25 hasta (%7,3), 75-84 yaş arası 113 hasta (%32,8), 85 yaş ve üstü 206 hasta (%59,9) çalışma grubunu oluşturmaktadır. Kırıkların %53.2 'si sağ ekstremite % 46.8'i sol ekstremitede saptanmış olup ekstrakapsüler kırıklar (n=256, %74,4), intrakapsüler (n=88, %25,6) kırıklara göre daha fazla sayıda bulunmuştur. Hastaların %83,7 sinde yoğun bakım yatış gereksinimi olmadığı, sadece %16,3'ünde yoğun bakım yatış gereksinimi olduğu saptanmıştır. Hastanede yatış süresi medyan değeri 7 (IKA=5-9), yoğun bakım yatış süresi medyan değeri ise 5 (IKA=3-16) olarak bulunmuştur. Çalışmamızda hasta grubunun mortalite durumları incelendiğinde; fraktür sonrası ilk 1 yıl içinde 37 hastanın eksitus olduğu saptanmış, bu hastaların da 24'ünün ilk 30 gün içinde, 13'ünün 30 gün-1 yıl içinde eksitus olduğu görülmüştür. Hastaların 307' si 1 yıl sonunda sağ kalmıştır. Yaş gruplarına göre erken ve geç dönem mortaliteler karşılaştırıldığında yaşlılarda mortalite daha yüksek görülse de istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Kırık tipi ile mortalite arasında ilişki bulunamamıştır. Erken ve geç dönemde eksitus olan ve olmayan hasta grupları arasında başvuru hemoglobin düzeyi karşılaştırıldığında; gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. RDW düzeyi ise sadece erken dönemde eksitus olan ve olmayan hasta grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Mortalite grupları ile NLR, PLR, MLR, ve CAR değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Başvuru esnasında hesaplanan glukoz/potasyum oranları erken dönemde eksitus olan ve olmayan hasta grupları arasında anlamlı farklılık göstermiştir. Sonuç: Çalışma grubunun demografik ve klinik özellikleri literatür ile uyumlu bulunmuştur. Hastaneye başvuru anındaki Hb değeri düşüklüğü ve RDW değeri yüksekliği ile proksimal femur fraktürüne bağlı mortalite riski arasında ilişki olduğu görülmüştür. Benzer şekilde kandaki glukoz ve potasyum değerlerinin birbirine oranındaki yüksekliğin özellikle erken dönemdeki mortalite ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Yaşlı hastalarda anemi etyolojilerinin belirlenerek gerekli müdahalelerin yapılması bununla birlikte hastaneye başvuru esnasındaki glukoz ve potasyum anormalliklerinin düzeltilmesi proksimal femur fraktürü saptanan hastalarda mortalite oranlarının azaltılmasında etkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, Proksimal Femur Fraktürü, Glukoz/Potasyum oranı, Hemoglobin, RDW

Yasin Bülbüloğlu
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste kardiyopulmoner resusitasyon uygulanan hastaların arteriyel kan gazı parametrelerindeki değişimlerin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Kardiyak arrest tedavisinde, arteriyel kan gazı analizi hastane içi tedavisi sırasında ve aynı zamanda hastane dışı kardiyopulmoner resusitasyon sırasında terapötik yönetime rehberlik edebilir, böylece ileri kardiyak yaşam desteği takip ve tedavisinin bir parçası olarak hizmet eder. Bu çalışmada; kardiyopulmoner resusitasyon başladıktan hemen sonra ve kardiyopulmoner resusitasyon sırasında rutin arteriyel kan gazı parametreleri ve asitbaz bulguları ile spontan dolaşımlı geri dönüş arasındaki ilişkiyi belirlemeyi ve kardiyopulmoner resusitasyon etkinliğini değerlendirmede, arteriyel kan gazı parametrelerinin değişimlerinin, belirleyici rolünü saptamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu 10.10.2023 tarih 2023/430 sayılı onayı alınarak yapılmaya başlanmıştır. 15.10.2023-15.09.2024 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'nde hastane içi ve dışı kardiyopulmoner resusitasyon uygulanan travma dışı 18-90 yaş arasındaki hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Sonlanımı exitus olan hastalarda kardiyopulmoner resüsitasyonun başlangıcı ve devamında alınan kan gazları incelendiğinde; pH, Hgb, COHgb, Ca, laktat, BE ve HCO3 miktarlarındaki değişimlerin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu, spontan dolaşımlı geri dönüş sağlanan hastalarda yapılan değerlendirmede incelen kan gazı parametrelerinden; pH, pCO2, pO2, Hgb, K, Laktat ve HCO3 miktarlarındaki değişimlerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda ek hastalık varlığı, tanıklı kardiyak arrest ve geri döndürülebilir nedene sahip olmama durumları kötü prognoz belirteci olarak saptanmıştır. Kan gazı parametrelerinden azalma gösteren pH, Hgb, Ca ve HCO3 ile artış COHgb, BE ve Laktat seviyeleri; spontan dolaşımın geri dönüşünde kötü prognoz belirteci olarak saptanmıştır. Kan gazı parametrelerinden artış gösteren pH, pO2, Hgb ve HCO3 ile azalma gösteren pCO2, K ve Laktat değerleri ise spontan dolaşımın geri dönüşünde iyi prognoz belirteci olarak saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Arteriyel Kan Gazı, Kardiyak Arrest, Kardiyopulmoner Resusitasyon

Yusuf Burak Aydoğmuş
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise baş dönmesi ile gelen hastalarda periferik ve santral vertigo ayrımında tanısal parametrelerin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Çalışmamızın amacı acil servise baş dönmesi şikâyeti ile başvuran hastalarda yatak başı testler olan HINTS testini, STANDING algoritmasını, ABCD2 skorunu ve TriAGe+ skorunu, rutin hemogram ve biyokimya testlerini kullanarak periferik ve santral vertigonun ayrımını yapabilmektir. Gereç ve Yöntem: Prospektif-gözlemsel-kesitsel olan çalışma, 24.06.2024 - 24.04.2025 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı, Yetişkin Acil Serviste yapıldı. Acil servise baş dönmesi şikâyetiyle başvuran, çalışmaya katılmaya onam veren,18 yaş üzeri hastalar çalışmaya dâhil edildi. Hastaların demografik verileri, geliş şikâyetleri, özgeçmişleri, yatak başı testleri ve skorlamaları, nörolojik muayene bulguları, vital bulguları, laboratuvar bulgularına ait verileri oluşturduğumuz forma kaydedildi. İstatiksel analizde tanımlayıcı istatistiklerin yanısıra grup karşılaştırmalarında Ki kare, t testi ve Mann Whitney U testleri kullanıldı. P<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 101 hastanın 78 tanesi (%77,2) periferik vertigo, 23 tanesi (%22,8) santral vertigo olarak tespit edildi. Hastaların yaş ortalaması 56,87±17,22 olarak tespit edildi. Santral vertigosu olan hastaların yaş ortalaması 69,79±9,89, periferik vertigosu olan hastaların ise 52,84±17,07 olarak bulundu. Santral ve periferik vertigo arasında yaş açısından anlamlı fark saptandı (p<0,001). Hastalarda beyin tümörü (p=0,033), diyabetes mellitus (DM) (p=0,001) ve atriyal fibrilasyon (AF) (p=0,016) öykülerinin olması santral vertigo açısından anlamlı bulundu. SVO öyküsünün olması ise sınırda anlamlı idi (p=0,059). Alkol kullanımı periferik vertigosu olan hastaların %18,2'inde görülürken santral vertigosu olan hastaların %4,2'sinde görüldü (p=0,036). Santral vertigosu olan hastalarda periferik vertigosu olan hastalara göre anlamlı oranda fasiyal asimetri (p=<0,001), denge kaybı (p=<0,001) ve kuvvet kaybı (p=<0,001) mevcuttu. Yatak başı testlerde santral vertigolu hastalarımızda STANDING algoritmasının santral nedenleri gösterdiğini, HIT testinin negatif, skew testinin pozitif olduğunu, vertikal nistagmusun eşlik ettiğini tespit ettik. Rutin laboratuvar tetkiklerinden glikoz (p=0,010), C-Reaktif Protein (CRP) (p=0,002) ve glikoz/K+ oranı (p=0,002) da anlamlı derecede santral vertigo hastalarında daha yüksek saptandı. Albümin ise santral vertigo hastalarında, periferik vertigo hastalarına göre daha düşüktü (p=<0,001). Sonuç: Çalışmamız; ileri yaşın, SVO ve beyin tümörünün, DM, KAH, AF öykülerinin, alkol kullanımının, anormal nörolojik muayene bulgularının, ABCD2 skorunun, TriAGe+ skorunun, HINTS testinin ve STANDING algoritmasının, glikoz düzeyinin, CRP düzeyinin, albümin düzeyinin ve glikoz/K+ oranının santral ve periferik vertigonun ayrımında kullanılabilecek parametreler olduğunu gösterdi. Anahtar kelimeler: Periferik Vertigo, Santral Vertigo, HINTS Testi, ABCD2 Skoru, TriAGe+ Skoru, STANDING algoritması

Tansu Akpınar
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste proksimal femur fraktürlerinin tespitinde yapay zekanın kullanımı

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, proksimal femur fraktürlerinin acil serviste tanınmasında yapay zeka tabanlı bir derin öğrenme modelinin doğruluğunu ve etkinliğini değerlendirmek; bu modelin acil tıp asistanının tanı performansıyla karşılaştırmalı olarak analizini yapmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 15.08.2024-15.08.2025 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisine travma şikayetiyle başvuran 18-100 yaş arası hastaların pelvik ve femur direkt grafi görüntüleri dahil edildi. Toplanan görüntüler 'kırık var' , 'kırık yok' , ve kırık sınıflandırmasına göre gruplara ayrıldı. Bounding box yöntemiyle görüntüler işaretlendi. İşaretleme sonrası Yolov11 algoritması ile model eğitimi yapıldı. Eğitilen bu model , acil tıp asistanı ve altın standard ile kıyaslandı. Bulgular: Toplam 4.000 görüntü taranmış, uygun bulunan 2.000 görüntü ile yapay zekâ modeli eğitilmiştir. Test aşamasında kullanılan 400 görüntü üzerinden, yapay zekâ modeli ile acil tıp asistanının "kırık var/yok" değerlendirmeleri Cohen's Kappa analizi ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen Kappa katsayısı 0,980 olup, bu değer istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p < 0,001). Femur kırığı sınıflandırması açısından yapay zekâ modelinin, acil tıp asistanının değerlendirmelerine göre şaft kırıklarında %100 doğruluk sağladığı; boyun kırıklarında %78, intertrokanterik kırıklarda %88,8 ve subtrokanterik kırıklarda ise %59,6 doğruluk oranına ulaştığı tespit edilmiştir. Sonuç: YOLOv11 tabanlı yapay zekâ modeli, kırık var/yok ayrımında yüksek doğruluk göstermiş ve kırık tiplerinin sınıflandırılmasında da genel olarak başarılı bulunmuştur. Özellikle subtrokanterik kırıklarda duyarlılığın diğer kırık tiplerine göre daha düşük olması, bu alandaki veri eksikliğine bağlanmakta ve çalışmanın literatüre katkı potansiyelini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, yapay zekâ destekli bu tür sistemlerin hızlı karar verilmesi gereken acil servis koşullarında destekleyici bir tanısal araç olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: Yapay Zeka, Acil Servis, Femur, Kırık, YOLOv11

Ekrem Buğra Gökçek
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Göğüs ağrısı yakınmasıyla acil servise başvuran hastalara yapılan hedefe yönelik yatak başı ultrasonun teşhis ve tedavi sürecine etkisi

Giriş-Amaç: Göğüs ağrısı acil servise en sık başvuru nedenlerinden biridir. Bu çalış-manın amacı, acil servise göğüs ağrısı yakınmasıyla başvuran hastaların ilk değerlendi-rilme aşamasında yapılacak olan yatak başı hedefe yönelik ultrasonografinin hastaların tanısal süreçlerine, acil servisteki kalış sürelerine, yatış ve maliyetlere nasıl etki edece-ğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Prospektif, paralel grup çalışması olarak Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi'nde 18 yaşından büyük, son 24 saat içerisinde travma öyküsü olmayan, gebe olmayan, acil anjiyografi ihtiyacı olmayan, kalıcı zihinsel bozukluğu olmayan ve göğüs ağrısı tarifleyen hastalar üzerinde, hastaların 1:1 randomizasyon ile standart tanı stratejisinin uygulandığı (kontrol grubu) ve standart tanı stratejisine ek olarak acil hedefe yönelik yatak başı USG yapılan gruplar olarak ayrılmasıyla yapılmıştır. Acil hedefe yönelik yatak başı USG'nin tanısal sürece, acil servis kalış sürelerine ve ortalama maliyetlere etkisi SPSS 21'de analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 208 hasta 1:1 oranında randomize edilmiş, kontrol grubu (n=104) ve acil hedefe yönelik yatak başı USG grubu (n=104) olarak analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan toplam 208 hastanın yaş ortalaması 50,42 (min:18-max:89) ve %53,8'i erkekti. En sık eşlik eden ek hastalıkları sırasıyla hipertansiyon (%33,5), diyabetes mellitus (%17,8) ve koroner arter hastalığı (%13) ve en sık eşlik eden semptom nefes darlığıydı (%25,4). Göğüs ağrısı yakınmasıyla başvuran hastalara acil hedefe yönelik yatak başı ultrasonografi yapılması ön tanı sayılarında istatistiksel olarak anlamlı değişikliğe sebep olarak ayırıcı tanı yelpazesini küçülterek tanı sürecine olumlu yönde etki etmiştir. (p<0,01) Acil servise başvuran hastalarda en sık düşünülen ön tanılar sırasıyla ST elevasyonu olmayan miyokard infarktüsü ve miyalji olup, başta her iki ön tanı düşünülen hastalarda olmak üzere acil hedefe yönelik yatak başı ultrasonografi yapılması tüm ön tanılara sahip hastalarda acil servis kalış süresini istatistiksel olarak anlamlı oranda azaltmıştır. (p<0,05) Acil hedefe yönelik yatak ultrasonografide patoloji saptanması hastaların hastaneye yatış oranını arttırmıştır. Bunun yanı sıra Acil hedefe yönelik yatak başı ultrasonografi yapılması taburcu edilen hastaların acil serviste kalış süresini istatistiksel olarak anlamlı oranda kısaltmıştır. Çalışmaya katılan tüm hastalara bakıldığında acil hedefe yönelik yatak başı USG yapılan grupta (202,96 dk.) acil servis kalış süresi kontrol grubuna (254,92 dk.) göre istatistiksel olarak anlamlı oranda kısalmıştır. (p<0,05) Ortalama maliyetlerde de azalma saptanmış olmakla beraber aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. (p>0,05) Sonuç: Acil servis hekimleri tarafından yapılan tekrarlanabilir, radyasyon maruziyeti olmayan, pratik bir görüntüleme yöntemi olan acil hedefe yönelik yatak başı ultrasonografi uygulaması hastalarda düşünülen ön tanılarda azalmaya neden olarak tanı sürecine pozitif katkı sağlar, acil servis kalış sürelerini ve maliyetleri azaltır. Bunun yanı sıra acil hedefe yönelik yatak başı ultrasonografide patolojik bulgu saptanması durumunda hastaların hastaneye yatış oranı artar. Fakat acil serviste rutin olarak uygulanmasının yararlı olup olmayacağı konusundan daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimler: acil servis, göğüs ağrısı, acil hedefe yönelik yatak başı ultrasonografi, kalış süresi, maliyet

Acil servis-hastaneAcil tıpGöğüs+4
Necip Gökhan Güner
Sakarya University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Göğüs ağrısı şikayeti ile acil servise başvuran hasta yönetiminde manchester triyaj sistemi ve modifiye heart (HEAR) skorunun etkinliği

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada, göğüs ağrısı şikâyeti ile acil servise başvuran hasta yönetiminde Manchester Triyaj Sistemi'nin (MTS) ve HEAR skorunun etkinliğinin ortaya konması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif, gözlemsel çalışma; Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği'ne 05.10.2019-25.03.2020 tarihleri arasında göğüs ağrısı şikâyeti ile başvuran 288 vaka ile gerçekleştirildi. Çalışma kapsamında elde edilen veriler önceden hazırlanmış hasta değerlendirme formuna kaydedilmek sureti ile üç aşamada toplandı. İstatistiksel analizler için ise IBM SPSS Statistics 22 New York programı kullanıldı ve p<0.05 değerler anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza dâhil edilen 288 hastanın % 54,2'sinin erkek ve yaş ortalamasının ise 54,54±16,79 olduğu saptandı. Hastalardan 79 (% 27,4) tanesine AKS tanısı konulduğu ve 78 (% 27,1) tanesinin ise altı hafta içerisinde MKO geçirdiği tespit edildi. Akut koroner sendrom tanısı koymada MTS'nin kullanışlı olmadığı, buna karşın HEAR skorunun ise kullanışlı olduğu saptandı (sırası ile; p=0,171, p=0,000). Altı hafta içerisinde MKO geçirme olasılığını öngörmede MTS'nin yeterli olmadığı (p=0,206), buna karşın HEAR skorunun 4,5 cut-off değerine göre % 87,2 duyarlılık ve % 64,3 özgüllük ile, 3,5 cut-off değerine göre ise % 97,1 duyarlılık ve % 46,3 özgüllük ile öngördüğü saptandı (p=0,000). Sonuç: Göğüs ağrısı şikâyeti ile acil servise başvuran hastalarda AKS tanısı koymada ve altı hafta içerisinde MKO geçirme olasılığını öngörmede MTS'nin kullanışlı olmadığı, buna karşın HEAR skorunun her ikisi içinde kullanışlı olduğu görülmektedir. Ancak bu sonucu destekleyecek daha geniş serilere ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Akut koroner sendrom, Göğüs ağrısı, HEAR skoru, Manchester Triyaj Sistemi, Major kardiyak olay

Acil servis-hastaneAkut koroner sendromAğrı+4
Ahmet Ayhan Bostancıoğlu
Sakarya University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karın ağrısı yakınmasıyla acil servise başvuran hastalara yapılan hedefe yönelik yatakbaşı ultrasonografinin teşhis ve tedavi sürecine etkisi

Giriş-Amaç: Bu çalışmanın amacı, karın ağrısı yakınmasıyla acil servise başvuran hastalara yapılan acil hedefe yönelik yatakbaşı ultrasonografinin (YBUSG) teşhis ve tedavi sürecine olan etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Prospektif, paralel grup çalışması olarak Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Servisi'nde 18 yaşından büyük, son 24 saat içerisinde karın travması öyküsü, gebeliği, morbid obezitesi ve kalıcı zihinsel bozukluğu olmayan ve karın ağrısı tarifleyen hastalar üzerinde, hastaların 1:1 randomizasyon ile standart tanı stratejisinin uygulandığı (kontrol grubu, n=104) ve standart tanı stratejisine ek olarak acil hedefe yönelik yatak başı USG yapılan (n=103) gruplar olarak ayrılmasıyla yapılmıştır. Acil YBUSG'nin tanısal süreçlere, acil servis kalış sürelerine, yatış ve ortalama maliyetlere etkisi IBM SPSS 21 yazılımı ile analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 50,6 (min: 18-maks: 89) ve % 53,6'sı kadındı. En sık eşlik eden ek hastalığın hipertansiyon (% 13) ve semptomun ise bulantı (% 46,9) olduğu tespit edildi. Acil YBUSG uygulaması sırasında en sık saptanan patolojinin safra kesesinde taş veya çamur (% 22,3) olduğu, ön tanıların azalma yönünde anlamlı şekilde değişikliğe uğradığı ve en fazla değişikliğe uğrayan ön tanının ise akut apandisit olduğu belirlendi. Acil servis kalış sürelerini ise, akut apandisit tanılı hastalarda, kolik veya sürekli karın ağrısı tarifleyen hastalarda, direkt grafi ile birlikte kullanılan hastalarda, ağrının süresi açısından hem akut hem de kronik olanlarda ve sonlanım açısından ise hem taburcu hem de yatış yapılan hastalarda anlamlı şekilde azalttığı tespit edildi (p<0,01). Acil YBUSG uygulamasının maliyetleri hem akut hem de kronik ağrı tarifleyen hastalarda azalttığı, yatış oranlarını ise artırdığı saptandı. Sonuç: Acil YBUSG acil serviste ön tanılar konusunda hekimi yönlendirebilmesi, kalış sürelerini kısatması ve yatış oranları attırması bakımından faydalı bir tetkiktir. Ancak bu veriyi destekleyecek daha geniş serileri içeren ilave çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimler: Acil servis, kalış süresi, karın ağrısı, maliyet, ultrasonografi

Acil servis-hastaneAcil tıpAğrı+6
Yeşim Durgun
Sakarya University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 pnömonisi ve şiddetini belirlemede mr-proadrenomedullin'in rolü

Giriş-Amaç: Bu çalışmada Covid-19 hastalarında MR-proADM'nin tanısal süreçlere katkısı ve hastalığın şiddetini ortaya koymadaki etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Prospektif, paralel grup çalışması olarak Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Servisi'nde 18 yaşından büyük, şiddetli immün yetmezlik durumu, pulmoner apse ve aspirasyon pnömonisi, gebe ya da yeni doğum yapmış, son bir ay içerinde ameliyat öyküsü, travma öyküsü olmayan ve Covid-19 semptomları ile başvuran hastalar üzerinde RT-PCR ve göğüs BT sonuçlarına göre dört grup (Grup-1: RT-PCR negatif, göğüs BT negatif (n=20), Grup-2: RT-PCR pozitif, göğüs BT negatif (n=20), Grup-3 RT-PCR negatif, göğüs BT pozitif (n=20), Grup-4: RT-PCR pozitif, göğüs BT pozitif (n=28)) oluşturularak yapılmıştır. Hastalara ait; demografik veriler, klinik özellikler, vital bulgular, laboratuvar değerleri, görüntüleme yöntemleri, CURB65 Skoru, PSI Skoru ve RT-PCR sonuçları IBM SPSS 21 yazılımı ile analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 53,30 (min:18, max:90) ve % 60,2'si kadındı. Hastaların hastaneye ilk başvuru anındaki şikayetleri değerlendirildiğinde kırgınlığın % 58 oranı ile en sık yakınma olduğu ve en sık eşlik eden komorbiditenin HT (% 38,6) olduğu tespit edildi. RT-PCR sonucu göz önüne alındığında; RT-PCR sonucu pozitif olan grupta negatif olan gruba göre WBC sayısında anlamlı derecede düşüklük görülmesine rağmen diğer laboratuvar değerlerinde anlamlı sonuç görülmedi. Göğüs BT sonuçlarına göre ise; Göğüs BT pozitif olan grupta WBC sayısında anlamlı düşüklük görülürken CRP, Ferritin ve D-Dimer sonuçlarında istatiksel olarak anlamlı yüksekliğin olduğu tespit edildi. RT-PCR pozitifliği ve göğüs BT pozitifliği hastaneye yatış, RT-PCR negatifliği ve göğüs BT negatifliği taburculuk açısından istatiksel olarak anlamlıdır. Mr-proADM değerlerinde RT-PCR ve göğüs BT bulgularında gruplar arasında anlamlı fark görülmedi. Ancak PSI skoruna göre Mr-proADM değerlerinde yüksek riskli grup ve düşük riskli grup arasında anlamlı fark saptandı (p:0,008). Sonuç: Mr-proADM seviyelerinin Covid-19'da tanısal yaklaşım için uygun olmamasına karşın hastalık ciddiyetini değerlendirme açısından acil serviste kullanılabilir. Ancak bu veriyi destekleyecek daha geniş serileri içeren ilave çalışmalara ihtiyaç vardır.

Acil servis-hastaneAcil tıpAdrenomedüllin+6
Sacit Akdeniz
Sakarya University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pulmoner emboli hastalarında klinik, laboratuvar ve görüntüleme bulguları arasındaki ilişkinin erken dönem mortalite ve riskli hasta gruplarını belirlemedeki etkinliği

Giriş-Amaç: APE, vücudun başka yerlerinden kaynaklanan materyal (örn., trombüs, tümör, hava veya yağ) ile pulmoner arterin veya dallarının tıkanması anlamına gelir. APE, kardiyovasküler ölümlerin 3. en sık nedenini oluştururken, cerrahi sonrasında ise hasta ölümlerinin 1. en sık nedenidir. APE'nin tanı süreci, klinik şüphe ile başlar. Klinik olasılığın değerlendirilmesi ve hızlı APE tanısı koymak, tanısal yöntemlerin ve uygun tedavinin başlatılmasını sağlamak için ilk adımı oluşturmaktadır. Bunun için APE şüphesi bulunan hastalarda risk değerlendirmesi için standart yaklaşımda Gestalt Skoru, Wells Skoru veya gözden geçirilmiş Cenevre Skoru gibi yöntemlerle yaygın olarak kullanılmaktadır. İlave olarak; klinik olasılığın değerlendirilmesi, hasta semptomu, belirti ve özgeçmişi, VTE için risk faktörü varlığı, sistolik kan basıncı, 12 kanallı EKG, göğüs röntgeni ve arteriyel kan gazı analizi (ABG) gibi birçok parametreye de başvurulmaktadır. Laboratuvar testleri APE için tanısal değildir, ancak klinik şüpheyi ve APE tanısı konması durumunda prognozu belirleyebilir. Bu çalışmada acil servis günlük pratiği içerisinde tanısal yaklaşımda hekimler tarafından rutin olarak kullanılan klinik, laboratuvar ve görüntüleme bulgularının tanısal yaklaşımdaki yeri ve bunların kendi arasındaki ilişkisinin ortaya konması, bu sayede de APE vakalarındaki erken dönem mortalitenin öngörülebilirliği ve riskli hasta gruplarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışma Sakarya Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulunun 26.09.2019 tarih ve 42 sayılı kararı ve Helsinki Deklarasyonuna uygun olarak Ocak 2017 tarihi ile Ocak 2019 tarihi arasındaki iki yıllık süreyi kapsayan dönemde, T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi (SÜEAH) Acil Tıp Kliniğine başvuran 109 hasta verisi ile gerçekleştirildi. Sonuç: APE şüphesiz bazı hastalarda ölümcül bir durumdur ve acil servise başvurularda hızlı bir şekilde tanı ve tedavi prosedürlerin başlanması gerekmektedir. Özellikle acil servis başvurusunda ölen hasta grubunu belirlemek hekimin elini kuvvetlendirerek hasta takip ve tedavisini farklı noktaya taşıyabilir. Çalışmamızda; APE hastalarının acil servis başvurusunda bakılan vital parametreler, AF öyküsünün olması, yine başvuru esnasında bakılan parametrelerden RDW, Laktat, pH, D-Dimer'in ölen grubu öngörebileceğini göstermiştir. Saptadığımız cut-off değerler de ilk başvuru anında klinisyenlere yol gösterebilir aynı zamanda yapılacak geniş ölçekli çalışmalara da ışık tutabileceğini düşünmekteyiz.

EmboliEmboli ve trombozMortalite+3
Ahmet Öztürk
Sakarya University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste iskemik inme yönetiminde tiyoldisülfid düzeylerinin tanı ve tedavi süreçleri üzerindeki etkisi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada tiyoldisülfid homeostazisinin iskemik inmede erken dönem tanısal yaklaşımda kullanılıp kullanılamayacağı ve tedavi süreçleri üzerine etki edip etmeyeceğinin ortaya konması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Prospektif ve klinik özlellikteki bu çalışma, Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniğinde 1 Ekim 2019 ve 1 Mart 2021 tarihleri arasında toplamda 120 hastayı kapsayacak şekilde gerçekleştirildi. Çalışmaya alınan hastalar kendi aralarında üç gruba ayrılarak incelendi. Grup 1: Acil servise inme semptomları sonrası ilk 4,5 saat içerisinde başvuran hastalar. Grup 2: Acil servise inme semptomları sonrası ilk 4,5 saatten sonra başvuran hastalar.Grup 3: Uyanma inmeleri. Tiyoldisülfid homeostazisine ilişkin parametreler için hastalardan rutin olarak alınan kanlardan artık kalan kanlar kullanıldı. Kan örnekleri -80oC de çalışılacağı güne kadar saklandı. Örneklem kanlarda disülfid, doğal ve total tiyol düzeyleri ölçülecek; disülfid/tiyol oranları hesaplanarak kaydedildi. Tüm veriler SPSS bilgisayar programına kaydedilip analizleri yapıldı ve p değeri <0.05 olanlar anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza dâhil edilen hastaların yaş ortalamalarının 69,87±12,61 ve 60 tanesinin (%50) erkek olduğu saptandı. Hastaların 38'inin inme bulgularının başlama anından itibaren 4,5 saat içerisinde acil servise başvurduğu, 63'ünün 4,5 saatten daha geç başvurduğu ve 19'unun ise uyandıktan sonra yakınları tarafından fark edilerek acile servise getirildiği tespit edildi. Nativ Tiyol, Total Tiyol, Tiyol Disülfid, Disülfid/Nativ Tiyol Yüzdesi, Disülfid/Total Tiyol Yüzdesi ve Nativ Tiyol/Total Tiyol Yüzdesi açısından gruplar arası istatistiksel yönden herhangi bir farkın olmadığı tespit edildi (sırasıyla; p=0,343, p=0,449, p=0,529, p=0,1, p=0,099, p=0,099). Medikal tedavi uygulanan hastalarda Nativ Tiyol ve Nativ Tiyol/Total Tiyol oranının daha yüksek olduğu ve bu yüksekliğin istatistiksel yönden anlamlı olduğu saptandı (sırasıyla; p=0,027, p=0,001). Disülfid/Nativ Tiyol ve Disülfid/Total Tiyol oranlarının ise medikal tedavi uygulanan hastalarda daha düşük olduğu ve bu düşüklüğün istatistiksel yönden anlamlı olduğu tespit edildi (sırasıyla p= 0,001; p=0,001).Sonuç: İskemik inme sebebiyle acil servise başvuran hastalarda, tiyol düzeylerine bakarak inme süresi (uyanma, akut ve gecikmiş) hakkında bir yorum yapılamacağı görülmektedir. Medikal tedavi uygulanan hastalarda Nativ Tiyol ve Nativ Tiyol/Total Tiyol oranının daha yüksek, Disülfid/Nativ Tiyol ve Disülfid/Total Tiyol oranlarının ise daha düşük olduğu saptanmıştır. Bu verinin, mevcut hali ile her ne kadar literatüre ek katkı sağlasa da ilave çalışmalar ile desteklenmesine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: İnme, İskemik inme, İnme zamanı, Tiyol, Tiyol homeostazisi.

Acil servis-hastaneAcil tıpDisülfitler+5
Seyit Yiğit
Sakarya University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut apandisit hastalarında alvarado skoru ve proadrenomedullin düzeyinin tanısal etkinliği

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada acil servise karın ağrısı şikâyeti ile başvuran ve akut apandisit tanısı konulan hastalarda MR-proADM düzeyinin ve Alvarado Skorunun tanısal yaklaşımdaki etkinliğinin ortaya konması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Randomize, kontrollü ve prospektif nitelikteki bu çalışma, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniğine başvuran ve ilk değerlendirmede akut apandisit olduğundan şüphe edilen hastalar arasından çalışmaya katılmaya kabul eden 150 hasta ile gerçekleştirildi. İstatistiksel analizler için ise IBM SPSS Statistics 22 programı kullanıldı ve p<0.05 değerler anlamlı olarak kabul edildi. BULGULAR: Toplamda 150 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 83'ü (% 55,3) erkek, 67'si (% 44,7) kadındı. Hastaların yaş ortalaması 38,07 (14,63) idi. Akut apandisit tanısında MR-proADM düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi. MR-proADM düzeyi için 0,78 cut off değeri alındığında tanısal duyarlılığı % 100, özgüllüğü ise % 50 olarak tespit edildi. Alvarado skoru da akut apandisit tanısı için istatistiksel olarak anlamlı bulundu ve cut off değeri üç alındığında tanısal duyarlılığı % 98,7, özgüllüğü ise % 87,1 olarak tespit edildi. SONUÇ: MR-proADM ve Alvarado Skoru, akut apandisit hastalarında nonspesifik karın ağrısı olan hastalara göre anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. Fakat iki parametre de basit ve komplike akut apandisit ayırımında anlamlı bulunamamıştır. Birlikte kullanımları yüksek duyarlılık ve negative prediktif değerine sahip olmasından dolayı akut apandisit tanısını dışlamada yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Akut Apandisit, Alvarado Skoru, Karın Ağrısı, Mid Regional Pro-Adrenomedullin, Nonspesifik Karın Ağrısı

AdrenomedüllinApandisitKarın ağrısı+1
Sami Olkaç
Sakarya University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuvar belirteçlerin akut kolesistitin şiddetini öngörmedeki başarısı

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada karın ağrısı şikayetiyle acil servise başvuran ve akut kolesistit tanısı konulan hastaların başvuru anındaki istenen inflamatuvar belirteç sonuçlarının akut kolesistit şiddetini öngörmedeki başarısının ortaya konulması amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Retrospektif ve tanımlayıcı nitelikteki bu çalışma, Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği'ne karın ağrısıyla başvuran ve akut kolesistit tanısı konulan 301 hastayla gerçekleştirildi. Hastalara ait veriler kayıt altına alındı. Hastalar Tokyo Kılavuzu 18 (TK 18) şiddet derecelerine (Grade 1: Hafif, Grade 2: Orta ve Grade 3: Şiddetli) göre üç gruba ayrıldı. Veriler istatistiksel olarak analiz edildi ve p<0.05 değerler anlamlı olarak kabul edildi. BULGULAR: Hastaların 157'si (% 52,2) erkek ve yaş ortalamaları ise 58,41±16,51 idi. Grade 1'e göre Grade 2'de lökositin (p<0,001), nötrofilin (p<0,001), lenfositin (p<0,001), RDW'nin (p=0,043) ve monositin (p=0,036); Grade 1'e göre Grade 3'te lökositin (p<0,001), nötrofilin (p<0,001), Nötrofil Lenfosit Oranının (NLO) (p<0,001), Trombosit Lenfosit Oranının (TLO) (p=0,002), INR'nin (p<0,001), CRP'nin (p<0,001) ve glukozun (p=0,014); Grade 2'ye göre Grade 3'te ise nötrofilin (p=0,011), NLO'nın (p<0,003), TLO'nın (p=0,016), INR'nin (p<0,001) ve CRP'in (p=0,006) anlamlı şekilde yüksek olduğu saptandı. Albuminin ise Grade 3'e göre Grade 1 ve Grade 2'de (sırasıyla; p<0,001, p=0,006) artan şiddet derecesi ile ters orantılı olarak anlamlı şekilde düşük olduğu bulundu. SONUÇ: Akut kolesistit şiddet seviyesini öngörmede en değerli parametre nötrofildir. Ancak Grade 1'den Grade 2'ye geçişi öngörmede lenfosit, RDW ve monosit değerlerindeki yükselmeler, Grade 2'den Grade 3'e geçişte ise NLO, TLO, INR ve CRP değerlerindeki yükselmeler kullanılabilir. Albumin düşüşü ise şiddetin Grade 3 olduğunu gösterir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, akut kolesistit, inflamatuvar belirteçler, karın ağrısı, Tokyo Kılavuzu.

Acil servis-hastaneAcil tıpAğrı+5
Zübeyde Albayrak
Sakarya University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kişisel koruyucu ekipman varlığında direkt laringoskopi, videolaringoskopi ve gum elastik buji ile entübasyon etkinliğinin karşılaştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada kişisel koruyucu ekipman (KKE) varlığında ve yokluğunda; 3 farklı endotrakeal entübasyon (ETE) yöntemini çeşitli parametrelerle değerlendirerek, içinde bulunduğumuz COVID-19 pandemi sürecinde en işlevsel ETE yöntemini bularak sağlık çalışanlarının bilgisine sunmayı amaçladık. YÖNTEM: Çalışmamız; prospektif, randomize, çapraz geçişli çalışma olarak planlandı. Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Tıp Ana Bilim Dalında, son sene tıp fakültesi öğrencilerine havayolu mankeni üzerinde KKE varlığında ve yokluğunda olmak üzere iki biçimde, direkt laringoskop (DL), videolaringoskop (VL) ve gum elastik buji (GEB) olmak üzere 3 yöntemle ETE işlemi yaptırıldı. İşlemlere ait veriler kayıt altına alındı, istatistiksel olarak analiz edildi, p<0.05 değerler anlamlı olarak kabul edildi. BULGULAR: KKE varlığında DL ile rima glottisi görme süresi üzerinde anlamlı fark saptandı (p=0,025). VL'de KKE'nin ETT yerleştirme süresinde fark saptandı (p=0,001). KKE varlığında VL ile yapılan ETE süresi üzerinde anlamlı fark saptandı (p<0,001). KKE durumuna göre DL, VL ve GEB' de başarı oranlarında anlamlı fark saptanmadı (p=0,241,p=0,308, p=0,500). SONUÇ: Çalışmamızda KKE varlığında VL ile ETE süresinde anlamlı bir artış olduğu saptandı. Görüntü netliği değerlendirildiğinde KKE olsun ya da olmasın VL avantajlı bulundu. KKE durumuna göre DL, VL ve GEB kullanımına göre başarı oranlarında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Pandemi şartlarında görüntü netliği ve başarı yüzdelerine bakıldığında VL, sağlık çalışanları için ideal yöntem olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: COVID-19, direkt laringoskopi, gum elastik buji, kişisel koruyucu ekipman, videolaringoskopi

COVID 19EntübasyonEntübasyon-intratrakeal+4
Kevser Altaş
Sakarya University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Temel yaşam desteği ve tek kişilik uzamış temel yaşam desteği girişimlerinde uygulayıcı performansının değerlendirilmesi

AHA tarafından yayınlanan 2000 yılı rehberine sadık kalınarak, TYD kavramının yeniden gözden geçirilmesi ve iyi eğitimli personelin, uzamış TYD durumlarındaki performansı, uygulayıcıdaki kardiyovasküler değişiklikler ve uygulanan TYD?nin; gerek ağızdan ağza gaz değişimi, gerekse temel yaşamsal fonksiyonları devam ettirilmeye çalışılan kurban üzerindeki olası olumsuz etkileri incelendi. Bu amaçla kurulan manken düzeneğinde, itfaiyeci, arama kurtarma görevlisi ve acil tıp çalışanı durumunda, fizik yeterliği olan uygulayıcılar, iki kere uzamış TYD uygulaması yaptılar. Her iki çalışmada da uygulayıcıların; kalp hızı, kan basıcı, pulsoksimetre değerleriyle birlikte endtidal solunum gaz değerleri kaydedildi. Yapılan çalışmaya 15 denek alındı. Gönüllü deneklerin 12?si (%80) erkek ve 3?ü (%20) kadındı. Yaş ortalamasının 31?5.05 olduğu saptandı. Yapılan gözlem ve değerlendirmelerde; çalışmaların hiçbir noktasında, deneklerde standart uygulama ritim ve gereklerinden sapma gözlenmedi. Deneklerde kalp hızlarında anlamlı yükselmeler saptandı (p=0.000). Başlangıç ve sürekli ölçülen ETCO2 düzeylerinde de anlamlı değişiklikler tespit edildi (p=0.000). Bazı yayınlarda gösterildiği üzere, uygulayıcıların sağlıklı ve egzersiz sahibi olmaları hâlinde dahi görülen anlamlı yorgunluğa rastlanmadı veya rastlananlar ihmal edilebilecek düzeyde kaldılar. Uzamış TYD uygulaması, uygulayıcı üzerinde önemli bir kardiyovasküler yük getirmektedir. Ek olarak, TYD uygulamasının son geliştirilen rehber eşliğinde uygulanmasıyla, uzamış sürelerde bile temel yaşamı destekleyebileceği çalışma ile gösterilmiştir. Bunun yanı sıra, uygulama kısa veya uzun olsa dahi, 15 kalp baskısından hemen sonra derin nefes almadan uygulanacak ağızdan ağza solunumda, kurbana daha yüksek karbondioksit oranında hava gönderilmiş olacaktır. Takip eden kılavuzlarda TYD uygulamasının uygulayıcılar üzerindeki olası etkilerine hem de uygulayıcının solunum performansına yönelik uyarılara yer verilmelidir.

Alev Banu Culbant
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut miyokard enfarktüslü hastaların başvuru EKG'sinin ve acil servis değerlendirmesinin prognostik önemi

Göğüs ağrısı ile acil servise başvuran bir hastada AKS öncelikle tanınması ya da ekarte edilmesi gereken bir hastalık grubudur. Acil servis hekimleri başta odaklanmış hikâye, yeterli fizik muayene ve EKG olmak üzere AKS tanısına yönelik girişimleri ve hastanın risk değerlendirmesini hızla ve uygun şekilde yapabilmelidir. Çalışmamızda Akdeniz Üniversitesi Acil Servisine 01.01.2003 ile 31.12.2003 tarihleri arasında başvuran ve sonuç tanısı AME olan 236 hastanın demografik verilerini, acil servis hikâye ve muayene bulgularını, EKG değişikliklerini, kardiyak enzim değerlerini ve bunların ilk 3 aylık sağ kalım ile ilişkisini inceledik. 236 hastadan 182?si STYME ve 54?ü STYOME tanıları aldı. Hastalarımızın 184?ünün erkek (%78) ve 52?sinin (%22) kadın olduğu tespit edildi. Hasta grubumuzun yaş ortalamasının 59,8+12,2 (E=57,9+12,1, K=66,5+9,5) olduğu bulundu. Hasta takiplerinde ilk 3 ayda 236 hastadan 30?unun (%12,7) öldüğü saptandı. Erken dönem ölüm ile hastanın yaşı, başvuru anındaki Killip skoru ve kardiyak enzim değerleri ve NSR dışı bir ritim varlığı arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulundu. Göğüs ağrısının başlangıcı ile acil servise başvuru arasında ve dolayısı ile tedavi arasında geçen süre arttıkça sağ kalım oranlarının da azaldığı saptandı. Acil servislerde AME tanısı alan hastaların başvuru anındaki yaşları, fizik muayene bulguları, EKG?de saptanan ritimleri ve kardiyak enzim değerleri hastaların erken dönem mortalitesini öngörmede faydalıdır. Bu hasta grubunda koroner açıklığı sağlamak ve oluşabilecek komplikasyonları engellemek için erken reperfüzyonla beraber uygun tedavinin verilmesi sağ kalım oranlarını artırabilir.

Cem Ertan
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travma dışı akut pankreatit olgularında prognostik kriterlerin sonuç üzerine etkisi

Akut pankreatit acil servise karın ağrısı yakınması ile başvuran hastalar içindeki insidansı düşük olmasına rağmen yüksek oranda mortaliteye neden olduğu için önemlidir. Mortaliteyi erken dönemde ön görebilmek tedavi yaklaşımını değiştirebileceği için çok sayıda kriter geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, acil servisten istenen herhangi bir tetkik ile akut pankreatit tanısı veya ön tanısı alan ve hastaneye yatırıldıktan sonra kesin tanısı pankreatit olarak belirlenen hastalarda tanıyı ve prognozu öngörmek için kullanılan amilaz değerleri, Ranson ve Balthazar kriterleri ile ultrasonografi sonuçlarını karşılaştırmaktır. Bu geriye dönük kesitsel çalışmada 01/09/2001 ile 31/05/2005 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi?ne başvuran travma dışı akut pankreatit tanısı veya ön tanısı alarak tetkik ve tedavi edilen 15 yaş üzerindeki tüm yetişkinler incelenmiştir. Hastaların dosya bilgileri taranmış, amilaz değerleri, ultrasonografi sonuçları, Ranson skoru, ve eğer bilgisayarlı batın tomografisi çekildi ise Balthazar skoru hesaplanarak değerlendirilmiştir. Hastaların demografik özellikleri ve acil servis ve yattığı servisteki sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Çalışma süresinde acil servise başvuran ve acil servis veya yatırıldığı servisteki sonuç tanısı akut pankreatit olan 116 hasta incelenmiştir. Hastaların %58.6?sı erkek idi. Biliver pankreatit kadınlarda %83 oranında iken, erkeklerde bu oran %44.1 olarak bulundu. Erkek hastalarda alkole bağlı pankreatit %38 oranında idi. Ultrasonografinin akut pankreatitteki sensitivitesi %25.6 olarak tespit edildi. Toplam iki hastanın yattığı serviste eksitus olduğu belirlendi. Acil serviste yapılan tetkikler sonucu belirlenen Ranson kriteri ile hastaların yattığı yerdeki sonuçları karşılaştırıldığında 3 ve daha yüksek Ranson değerinin mortaliteyi belirlemede, tomografi çekilen 38 hasta için hesaplanan Balthazar skoru karşılaştırıldığında 4 ve daha yüksek skorun mortaliteyi ön görmede istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü Acil serviste akut pankreatitin şiddetini ve mortalitesini belirlemek için Ranson ve Balthazar kriterleri kullanılabilir. Ancak hasta acil serviste iken başta tomografi olmak üzere istenecek görüntüleme yöntemleri için bedel-etkin endikasyonların belirlenmesi gereklidir.

Ebru Karaca
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut koroner sendrom tanısında yüksek duyarlılıklı CRP, d-dimer ve IL-6'nın duyarlılık ve seçiciliği

AKS göğüs ağrısının hayatı tehdit eden nedenlerinden birisidir. Bu yüzden hızla tanınıp tedavi edilmesi gerekir. AKS tanısı için kullanılan geleneksel yöntemler ve biyokimyasal belirteçler bazı hastalarda yeterli olmamaktadır. Bu hastaları tanımak için kanda inflamatuar belirteçler bakılabilir. Bu çalışmanın amacı tipik göğüs ağrısı nedeni ile acil servise başvuran hastalarda, CRP, IL-6, D-dimerin duyarlılık ve seçiciliğini belirlemektir. İkincil amaç ise bu belirteçlerin ilk 1 aylık dönemdeki istenmeyen kardiyak olayları öngörmedeki değerliliğini saptamaktır. Çalışma dönemi boyunca Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine travma dışı göğüs ağrısı ile başvuran hastalardan tipik göğüs ağrısı tarifleyenler çalışmaya alındı. Toplam 132 hasta değerlendirildi. Hastaların 94ü erkek, 38?i kadındı. Hastaların yaş ortalaması 60.92±10.78 olarak saptandı. Sonuç tanılarına bakıldığında, 55 hastanın AME 37si STYME, 18i STYOME, 60 hastanın kararsız anjina pektoris, 15 hastanın kararlı anjina pektoris, 2 hastanın nonkardiyak göğüs ağrısı tanısı tanısı aldığı tesbit edildi.. Başvuru anındaki kan D-dimer, CRP ve IL-6 değerlerinin hesaplanan pozitif prediktif değerlerinin yüksek olduğu bulundu. Değerlerin her ikisinin birden yüksek olduğu hasta grubunda AKS için pozitif prediktif değer daha yüksekti. Yapılan çalışmaya alınan hastaların 6sının hastanede yattığı dönemde ve ilk birkaç gün içinde öldüğü saptandı. İlk 1 ay içerisinde 15 hastada (12sinde tekrarlayan AME, 2sinde ani ölüm ve 1inde inme) istenmeyen kardiyovasküler olay geliştiği tespit edildi. Başvuru anında ölçülen IL6, D-dimer ve CRP düzeyleri ile komplikasyon gelişimi arasında bir ilişki olmadığı saptandı. Sonuç olarak, CRP, IL-6 ve D-dimer kan değerlerinin hem AKS hastalarında hem de kararlı anjina hastalarında yükseldiği ve iki grup arasında istatistiksel anlamlı bir farklılık olmadığı saptandı. Ancak bu inflamatuar belirteçlerin pozitif prediktif değerlerinin hem tek hem de birlikte kullanıldığında troponin değerlerinden bağımsız olarak yüksek olması tanıda yardımcı olarak kullanılabilir. Yapılan çalışmada bu kardiyak belirteçlerin AKS hastalarında, prognozu ve istenmeyen kardiyak olay gelişimini tahmin etmede değerli olmadıkları saptandı.

Özlem Erken Yiğit
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut koroner sendromların tanısında lökosit ve mutlak nötrofil sayısının yeri

Lökosit ve alt grupları AKSlerin patofizyolojisinde aktif olarak rol alırlar. Lökosit sayısının AKSli hastalarda istenmeyen kardiyak olayları tahmin etmedeki etkinliği kanıtlanmasına rağmen, acil serviste AKS tanısı koymadaki değerlilikleri henüz net değildir. Bu çalışma acil serviste AKS tanısını koymada lökosit ve mutlak nötrofil sayısının etkinliğini saptamak amacıyla planlandı. 01.01.2005-15.03.2005 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine tipik göğüs ağrısı ile başvuran hastalar çalışmaya alındı. Hastaların tümünden tam kan sayımı istendi ve 6 saatlik EKG ile kardiyak enzim takibi yapıldı. Bir ay sonunda çalışmaya alınan hastaların hepsi arandı ve istenmeyen kardiyak olay sorgulandı. Çalışmaya toplam 125 hasta alındı. Hastaların 16sı (%12,8) kararlı anjina pektoris, 66sı (%52,8) KAP, 11i (%8,8) STYOMİ ve 32si (%25,6) STYMİdi. Hasta grupları arasında demografik özellikler açısından fark saptanmadı. Kararlı anjina pektoris, KAP ve AMİli hastalar arasında lökosit ve mutlak nötrofil sayıları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,000, p=0,000, sırasıyla). Yapılan çoklu karşılaştırmada farkın AMİ grubundan kaynaklandığı saptandı. Kararlı anjina pektorisli hastalar dışlandıktan sonra AKSli hastalar arasında troponin düzeyi yüksek olan ve olmayan hastalar lokosit sayılarına göre karşılaştırıldıklarında, lokosit sayısı (p=0,023), mutlak nötrofil (p=0,001) ve mutlak lenfosit sayıları (p=0,000) açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. Acil servise başvuru anında ilk ölçülen kan troponin düzeyi normal olan AMİ hastalarını erken dönemde saptamada lökosit (p=0,000) ve mutlak nötrofil sayılarının (p=0,008) istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Sonuç olarak lökosit ve mutlak nötrofil sayısı AMİli hastalarda kararlı anjina pektoris ve KAPli hastalara göre anlamlı biçimde yüksektir. Özellikle acil serviste ilk troponini normal olan AMİ?li hastaların tanınmasında lökosit ve mutlak nötrofil sayıları kullanılabilir

Yeşim Erçetin
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsis mortalitesi için oksidatif stres, inflamatuar belirteçler ve prognostik beslenme indeksinin (tiyol-disülfit, iskemi modifiye albümin ) tahmin değeri

Giriş: Bu tez çalışmasında sepsis mortalitesi için oksidatif stres belirteçleri (tiyol disülfit, iskemi modifiye albümin),inflamatuar belirteçler ve prognostik beslenme indeksinin tahmin değeri incelenmiştir. Sepsis, ciddi bir enfeksiyon sonucu oluşan sistemik inflamatuar yanıt sendromudur. Bu sendrom sonucunda yüksek ölüm oranları gözlenmektedir. Oksidatif stres ise hücresel hasara neden olan serbest radikallerin birikimiyle ilişkilidir. Tiyol disülfid ve iskemi modifiye albümin gibi oksidatif stres biyobelirteçleri, hastaların oksidatif stres seviyelerini yansıtabilmektedir. Ayrıca inflamatuar belirteçler de sepsis sürecindeki inflamasyonun şiddetini yansıtabilmektedir. Prognostik beslenme indeksi ise hastanın beslenme durumunu ve genel sağlığını yansıtan bir ölçüttür. Amaç: Bu çalışmada, belirtilen biyobelirteçlerin ve prognostik beslenme indeksinin sepsis hastalarının mortalite riskini öngörebilme yeteneğinin saptanması amaçlanmaktadır. Çalışmanın örneklemini Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne sepsis nedeni ile başvuran hastalar oluşturmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada nitel metot kullanılıştır. Öncelikle sepsis -3 kriterleri ile sepsis tanısı konulan hastaların tiyol-difülfit, iskemi modifiye albumin değerlerlerine, hemogram ve biyokmiyasal inflamatuar belirteçlerine bakılmıştır. Ardından beslenme durumunu gösteren prognostik beslenme indeksi hesaplanmış ve elde edilen sonuçlar SPSS programı yardımı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışma kapsamında incelenen 74 vakanın yaş ortalaması 77,20±11,05'dir. Hastaların %89,04'ünün (n=65) yatışı yapılmış, %8,22'si (n=6) taburcu edilmiş, %2,74 ise (n=2) sevk edilmiştir. Çalışmada hastaların QSOFA ortanca değeri 2, SOFA ortanca değeri 6, APACHE 2 skor ortalaması 23,65±5,75, PNİ ortanca değeri 35,1 olarak belirlenmiştir. Çalışmaya katılan hastaların laboratuvar değerleri istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. IMA Abs ortancası 0,62 AU, TTL ortalaması 356,8±131,94 µmol/L, NTL ortancası 272 µmol/L, disülfit ortancası 36 µmol/L, SS/SH ortancası 11,185, disülfit/TTL ortalaması 0,10±0,04, NTL/TTL ortalaması 0,80±0,08 olarak hesaplanmıştır. Hastaların %39,19'unun (n=29) bir ay içinde, %51,35'i (n=38) iki ay içinde ex olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Elde edilen bulgular, sepsis hastalarının yönetiminde, klinik karar verme süreçlerini desteklemede ve sepsis hastalarının sağkalımını tahmin etmede potansiyel bir değere sahiptir. Çalışmanın tezi, biyobelirteçlerin ve prognostik beslenme indeksinin, sepsis hastalarının mortalite riskini öngörebilme de oldukça işlevsel olduğudur.

BeslenmeBiyobelirteçlerMortalite+6
Ömer Savaş
Bolu Abant Izzet Baysal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kafa travması oluşturulan ratlarda esculetinin posttravmatik nöronal hasarda anti-enflamatuar anti-oksidan etkisinin araştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Kafa travması ve sonrasında gelişen travmatik beyin hasarı dünyada ve ülkemizde ölüm ve sakatlıklara neden olan önemli bir problemdir. Kafa travması sonrası travmatik sekonder beyin hasarına yönelik tedavi seçenekleri sınırlıdır. Bu çalışmada bir kumarin türevi olan eskuletinin kafa travması sonrası nöroprotektif etkisini ve sekonder travmatik beyin hasarına neden olan oksidatif stres ile aşırı inflamatuvar cevaba olan etkisini görmeyi amaçladık. MATERYAL VE METOD: Eskuletinin travmatik sekonder beyin hasarındaki etkisini göstermek amacıyla 48 adet erkek wistar albino rat ile kafa travması oluşturularak deney yapılmıştır. 48 adet rat 8 gruba ayrılmıştır. Sakrifikasyon sonrası elde edilen sağ hemisfer beyin dokusu örneklerinden immünhistokimyasal boyama yapılıp ve histopatolojik değişiklikler incelenmiş. Ratların sol hemisferler beyin dokuları homojenize edilerek ELİSA yöntemi ile Nrf-2, HO-1, Tnf-alfa değerleri incelenmiştir. BULGULAR: Yapılan histopatolojik incelemede kafa travması oluşturulan ve eskuletin tedavisi verilen ratlarda nöronal dejenerasyonun az sağlıklı nöronların özellikle de 100mg/kg verilen grupta daha fazla olduğu görülmüştür.(p 0,01) Kafa travması oluşturulan ve eskuletin tedavisi verilmeyen grupta nöronal dejenerasyon fazla sağlıklı nöron sayısının diğer gruplara göre daha az olduğu görülmüştür. (p 0,01) Kafa travması oluşturulmayan ve eskuletin verilen gruplarla kontrol grubu ile anlamlı fark gözlenmemiştir. (p 0,05) ELİSA yöntemi ile değerlendirilen gruplar Nrf-2, HO-1, Tnf-alfa sonuçları ile karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı fark görülemedi. SONUÇ: Çalışmamızda kafa travması oluşturulan ratlarda eskuletinin nöroprotektif etkisinin olduğu bu nöroprotektif etkisinin kullandığımız eskuletin dozuna bağlı olduğunu bulduk. Eskuletinin travmatik sekonder beyin hasarındaki nöroprotektif etkisinin kullandığımız oksidatif stres belirteçleri ve onların olduğu koruyucu mekanizmalar üzerinden olmadığını bulduk.

Acil tıp servisleriAntiinflamatuar ajanlarAntioksidanlar+7
Mehmet Çorumlu
Bolu Abant Izzet Baysal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise bilinç bozukluğu ile başvuran 65 yaş üzeri non-travmatik hastaların değerlendirilmesi ve maliyet analizi

Yaşlı hastalar diğer yaş gruplarına göre acil servise daha sık başvuruyor ve acil servis başvurularının önemli bir kısmını oluşturuyor. Yaşlanma ile birlikte meydana gelen organ ve sistem kapasitelerinde azalma, çeşitli stres faktörlerine karşı uyumu zorlaştırıyor; kronik hastalıklara ve komplikasyonlarına yatkınlığı arttırıyor. Bu ise artmış tetkik ve konsultasyon ihtiyacını, artmış mortalite ve morbiditeyi, uzamış acil serviste kalış sürelerini, artmış acil servis hasta maliyetlerini beraberinde getiriyor. Çalışmamızda acil servise bilinç bozukluğu ile başvuran 65 yaş üzeri hastalarda bilinç bozukluğuna yol açan etyolojik faktörlerin tanınması aşamasında acil serviste yapılan tetkik ve incelemelerin değerlendirilmesi ve maliyet analizinin yapılması planlanmıştır. Maliyet analizinin bilinç bozukluğu sebeplerine göre sınıflandırılması ve hasta sonlanımı ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tek merkezli retrospektif bir çalışmadır. Çalışmamıza 453 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, komorbiditeleri, gks skorları, laboratuvar parametreleri, bilinç bozukluğunun etyolojik faktörleri kaydedildi. Hasta gruplarının acil servis sonlanımları, acil serviste kalış süreleri, acil servis maliyet tutarları incelendi. Hastaların %69,09'unun 65-84 yaş aralığında olduğu, %55,63'ünün kadın olduğu görüldü. Hipertansiyon ve diyabet en sık karşılaşılan iki komorbiditeydi. %58,41'inin hafif bilinç bozukluğu vardı. %58,98'inde bilinç bozukluğu sistemik bir nedene bağlı gelişmişti. Hastalarımız en sık (%66, n=299) yoğun bakım yatışıyla sonlandı. Hastaların en sık (%38,85, n=177) 4-8 saat acil serviste kaldığı görüldü. Hastaların %91,81'inde santral görüntülemeye başvurulmuştu. Hastalar en sık (%57,84, n=262) orta maliyet tutarındaydı. Sistemik bir nedenle bilinç bozukluğu gelişen hastaların santral bir nedenle bilinç bozukluğu gelişen hastalara göre acil serviste daha uzun süre kaldığı görüldü. Hasta sonlanımlarının ve santral görüntüleme tetkiklerinin hastaların acil servis maliyet tutarları üzerinde etkili olduğu görüldü. 65 yaş üzeri bilinç bozukluğu ile başvuran non-travmatik hastaların yüksek yoğun bakım yatış oranlarına, uzamış acil serviste kalış sürelerine, artmış acil servis hasta maliyet tutarlarına sahip olduğu görüldü. Hastanelerde acil servis hekimleri ve idari birimlerin iş birliği içinde hareket ederek, acil servise başvuran geriatrik hasta popülasyonu ile ilgili kararlar alınması, hastaların hayati tetkik ve girişimlerden sonra acil servislerden hastanedeki uygun servis ve yoğun bakım ünitesi yataklarına nakledilmeleri konusunda planlamalar yapılmasının hasta ve yakınlarının mağduriyetinde ve acil servis çalışanlarının iş yükünde azalmaya yol açacağını düşünmekteyiz.

Acil servis-hastaneAcil tıpBilinç bozuklukları+3
Abdullah Korkmaz
Bolu Abant Izzet Baysal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste mekanik göğüs kompresyon cihazı eşliğinde kardiyopulmoner resüsitasyon uygulanan hastalarda pasif bacak elevasyonu manevrasının prognoza etkisi

Amaç: Bu çalışmada hastanemiz acil servisine kardiyopulmoner arrest (KPA) olarak getirilen veya acil servis takibinde KPA gelişen hastalara Mekanik Göğüs Kompresyon Cihazı (MGKC) eşliğinde hastaların her iki bacağı eleve edilerek Kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) uygulanmasının sağkalım ve prognoza etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız prospektif gözlemsel bir çalışmadır. Çalışmamıza 15/02/2022-15/08/2022 tarihleri arasında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne travma dışı nedenlerle kardiyak arrest olarak getirilen veya acil serviste takibi sırasında travma dışı nedenlerden kardiyak arrest gelişen hastalar dahil edilmiştir. Hastalara MGKC eşliğinde ve bacaklar eleve edilerek KPR uygulandı. Spontan Dolaşımın Geri Döndürülmesi (SDGD) sağlanan hastaların arrest yeri-etyolojisi, KPR süresi, kan gazı incelenerek sağkalım ve prognoza etkileri karşılaştırlmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde SPSS™ (Statistical Package for the Social Sciences) 28.0 versiyon programı kullanıldı. Bulgular: Çalışma 84 hasta üzerinden değerlendirildi. Hastaların yaş ortalaması 74,44±13,53 iken, kadın ve erkek sayısı eşit 42 idi. Hastaların %32,14 'ünde hastane dışı kardiyak arrest (HDKA) gelişirken, %67,86'sında hastane içi kardiyak arrest (HİKA) gelişti. Arrest etyolojisinde hastaların %42,86'sında kardiyak nedenler, %57,14'ünde kardiyak dışı nedenler saptandı. KPR süresi <10dk olan hastaların KPR süresi >30dk olan hastalara göre 1 aylık sağkalımı anlamlı düzeyde yüksekti (p:0,000). HİKA vakalarında SDGD oranı istatistiksel anlamlı düzeyde daha yüksekti (p=0,002). HDKA vakalarının sağkalım süresi 24 saatten kısa olması HİKA vakalarına kıyasla istatistiksel anlamlı düzeyde yüksekti (p=0,029). Kardiyak nedenli arrestlerde 1 aylık sağkalım istatistiksel anlamlı düzeyde yüksekti (p=0,009). Sonuç: Çalışmada MGKC ve bacak elevasyonu birlikte uygulandığında KPR etkinliğini arttırdığı buna bağlı olarak SDGD ve prognozu olumlu yönde etkilediğini bulduk.

Acil servis-hastaneAcil tıpKardiyopulmoner reanimasyon+1
Mahmut Akgün
Bolu Abant Izzet Baysal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bolu İli 112 acil yardım ambulanslarının kardiyopulmoner arrest olgularında yaklaşım ve müdahalelerinin spontan dolaşımın geri dönüşü üzerindeki etkisi

Amaç: Bu çalışmada, Bolu ilinde 112 acil yardım ambulanslarındaki (112AYA) sağlık personellerinin kardiyopulmoner arrest (KPA) vakalarında; vakanın demografik özelliklerinin, ambulans reaksiyon sürelerinin ve tıbbi müdahalelerin, spontan dolaşımın geri dönüşü (SDGD) üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 01.08.2019-01.02.2020 tarihleri arasında meydana gelen, 112AYA'ındaki sağlık personellerinin KPA tanısı koyduğu ve kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) uyguladığı, 18 yaş ve üzeri hastalar retrospektif olarak incelenmiştir. 112 acil sağlık otomasyon ve hastanelerin otomasyon sistemlerinden elde edilen bilgilerle; 112AYA'ında görevli sağlık personelleri tarafından uygulanan tıbbi müdahalelerin, 112AYA'larının reaksiyon sürelerinin, hastaların klinik ve demografik özelliklerinin SDGD üzerindeki etkisi karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızdaki 231 hastadan; 84'ü kadın, 147'si erkekti. Hastaların yaş ortalaması 70.69±17.59'du. Kentsel bölgede %56.3, kırsal bölgede %43.7 oranında KPA meydana geldi. Çalışmamızda SDGD'nün sağlanma oranı %28.1 olarak saptandı. 112AYA'larının KPA vakalarına ulaşım süresi ortalama 6.96 dakikaydı. 112AYA'nın vakaya ulaşım süresi; SDGD sağlanan hastalarda istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha kısaydı (p=0.001). Defibrilasyonun, SDGD sağlanma durumuyla istatiksel olarak anlamlı ilişkisi saptandı (p<0.001). İleri hava yolu uygulanan hastalarda SDGD oranı daha yüksek olduğu saptandı (p<0.001). Sonuç: Çalışmamızda, KPA vakalarında 112AYA'larının olay yerine ulaşım süresinin kısalığının; erken KPR ve defibrilasyon oranını arttırdığını ve SDGD sağlanmasını olumlu yönde etkilediğini bulduk.

112 Acil Çağrı MerkeziAcil tıpAmbulanslar+2
Ahmet Aydınlı
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hastane öncesi acil tıp hizmetlerinde insansız hava araçlarıyla (İHA) transportu sağlanan otomatik eksternal defibrilatörlerin kurtarıcı grupları arasında kullanım düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırma hastane öncesi alanda gelişen kardiyak arrest olgularında halktan yetişkin tüm eğitim seviyesindeki gönüllülerin, simülasyon mankenine telefon aracılığı (T-KPR) ile temel yaşam desteği (TYD) uygulayabilme, İnsansız Hava Aracı (İHA) ile transportu sağlanan Otomatik Eksternal Defibrilatörü (OED) İHA'dan teslim alma ve uygulama düzeyini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Bolu Highway Outlet® AVM ziyaretçileri oluşturmuştur. 18 yaş üstü her eğitim düzeyindeki gönüllüler örneklem olarak alınmıştır. Çalışmamız TYD uygulayıcısı ve İHA karşılayıcısı olarak ikişerli gruplar şeklinde yapılmıştır. Gönüllülerimiz şahsi telefonları aracılığıyla araştırmacımızı aramıştır. Araştırmacımız gönüllülerimize eğitim simülasyon mankenine T-KPR yöntemiyle TYD uygulatmıştır. Ayrıca AVM girişine iniş yapan İHA'dan OED'yi teslim alma ve uygulama düzeyleri incelenmiştir. Gönüllülerin reaksiyonları ve süreleri video kayıtları üzerinden değerlendirilmiştir. Veri analizleri, IBM SPSS v.21 kullanılarak yapılmıştır. Araştırmamızda TYD uygulamasında egzersiz seviyesinde sertifika sahibi olanların iyi seviyede olduğu, sertifika sahibi olmayanların ise hem zayıf hem de iyi seviyede oldukları görülmüştür. Sağlık çalışanlarının ise beklendiği üzere tamamına yakını iyi düzeyde egzersiz seviyesine sahip oldukları görülmüştür. (p<0,05) İlk yardım sertifikasına sahip olan ve olmayan bireylerin çoğunluğunun; sağlık personellerinin ise tamamının ABC kontrolünü yaptıkları görülmüştür. Göğüs basısı başlama süresi sertifika sahibi olmayanlarda çoğunlukla 120 saniyenin üzerinde; sertifika sahibi olanlarda ise çoğunlukla 81-120 (sn) aralığında olmuştur. (p<0,05) Grupların tamamında göğüs basısı duraklama süresi çoğunlukla düşük çıkmıştır. Benzer şekilde yanlış el pozisyonu ile yapılan göğüs basıları sayısı tüm gruplarda düşük çıkmıştır. (p<0,05) Sonuç olarak; hastane dışı kardiyak arrestlerde T-KPR efektif uygulandığında farklı eğitim düzeyindeki kurtarıcıların TYD uygulayabildikleri, İHA'lar tarafından transferi sağlanmış OED'leri kolaylıkla teslim alabildikleri ve başarılı bir şekilde simülasyon mankenine uygulayabildikleri görülmüştür.

Acil tıpDefibrilatörlerDefibrilatörler-implante edilebilir+5
Yusuf Okcu
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda oluşturulan deneysel travmatik kardiyak hasarda Quercetin'in etkisinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada travmatik kardiyak hasara maruz bırakılan sıçanlara quercetin verilmesi suretiyle kardiyak etkilerinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 52 adet yetişkin (4 aylık) dişi sıçan (250 –300 g vücut ağırlığı; Wistar Albino türü sıçan, Bolu, TR) kullanıldı. Sıçanlar Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Deney Hayvanları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nden temin edildi ve çalışma süresince uygun koşullarda bakımları yapıldı. Denekler 17-21 °C sıcaklık ve %50-55 nemli odalarda 12 saat aydınlık, 12 saat karanlıkta barındırıldı. Herhangi bir yem ve su kısıtlaması yapılmaksızın beslenmeleri sağlandı. Standart pelet sıçan yemi verildi ve normal musluk suyu ile beslenmeleri sağlandı. Kontrol grubunda 7, diğer gruplarda 9 adet olmak üzere toplamda 52 adet sıçan kullanılması planlandı. Quercetin gruplarında 0.5, 12 ve 24. saatlerde 10 mg, 20 mg ve 40 mg dozlarında üç ayrı gruba enjekte edildi. Gruplar 72. saatte intrakardiyak 5 ml kan alınması suretiyle sakrifiye edildi. Travma modelinde ketamin+ksilazin (90/10 mg/kg) anestezisi uygulandı. Bulgular: Çalışma sonucunda glutatyon peroksidaz (GPx), malondialdehit (MDA), interlökin-1(IL-1), interlökin-33(IL-33) düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi. İkili karşılaştırma analizlerine göre, hasar uygulanan grup ile quercetin verilen gruplar kıyaslandığında GPx ve MDA için istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. IL-1 ve IL-33 için ise klinik açıdan anlamlı değersel farklılık saptandı. Histopatolojik olarak hasar grubu ile quercetin uygulanan gruplar arasında artan dozlarda kardiyak koruyucu etki gösteren, istatistiksel açıdan anlamlı sonuç tespit edildi. SOD ve sST2 düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç: Oksidatif stres markerı olan MDA ile histopatoloji sonuçları bereber değerlendirildiğinde, quercetinin artan dozlarda kardiyak koruyucu etki gösterdiği tespit edildi. Mevcut bütün verilerimiz beraber değerlendirildiğinde, quercetinin kardiyak koruyucu etki gösterdiği tespit edildi. Her ne kadar daha geniş çaplı ve ileri araştırmalara ihtiyaç olsa da travmatik kardiyak hasarın tedavi sürecinde önemli bir ajan olarak yerini alabileceği ortaya çıkmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Travmatik kardiyak hasar, quercetin, antioksidan, malondialdehit, sıçan

Muhammed Enes Taysı
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste kontrastlı bilgisayarlı tomografi çekilen hastalarda kontrast ilişkili akut böbrek hasarı gelişim sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi

Giriş: Bu tez çalışmasında acil serviste kontrastlı bilgisayarlı tomografi çekilen hastalarda kontrast ilişkili akut böbrek hasarı gelişim sıklığı ve risk faktörleri incelenmiştir. Kontrast maddeler tanı ve tedaviye yardımcı olduğundan kullanımı artmıştır. Bununla birlikte kontrast ilişkili akut böbrek hasarı dahil olmak üzere bir dizi yan etkiye yol açmaktadır. Kontrast ilişkili akut böbrek hasarı uzamış hastane yatış süreleri ve kronik böbrek hastalığı riskinde artışla ilişkilidir. Amaç: Bu çalışmada kontrast ilişkili akut böbrek hasarı gelişim sıklığını, kontrast ilişkili akut böbrek hasarının risk faktörlerini ve bu risk faktörlerinin kontrast ilişkili akut böbrek hasarını ön görmedeki etkinliği araştırmayı amaçladık. Çalışmanın örneklemini Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'nde kontrastlı bilgisayarlı tomografi çekilen hastalar oluşturmaktadır. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz Acil Servisine, 25.10.2023-25.05.2024 tarihleri arasında başvuran, 18 yaş üstü ve bilinen kronik böbrek yetmezliği olmayan İntravenöz kontrast madde verilerek bilgisayarlı tomografi çekilen hastalar, prospektif olarak çalışmaya alındı. Bu hastalar yaş, cinsiyet, ek hastalık, AF, işlem öncesi tansiyon-HGB değerleri, taburcu-servis yatış-yoğun bakım yatışı yapılan ve uygulanan kontrast madde miktarı açısından tarandı. Kontrast ilişkili akut böbrek hasarı, kontrast madde uygulanmasından sonraki 2-5 gün içinde serum kreatinin düzeyinde başlangıca göre 0,5 mg/dL (44 μmol/L) veya %25'lik bir artış olması olarak tanımlanmıştır. Bulgular: Bu çalışmaya toplam 125 hasta dahil edildi. Çalışmaya alınan hastaların 17'sinde (%13,6) Kİ-ABH geliştiği belirlendi. Kİ-ABH gelişen ve gelişmeyen hastalar tansiyon ölçümleri açısından incelendiğinde işlem öncesi hipotansiyon varlığının artmış risk ile ilişkili olduğu gözlendi. AF'si olan hastalarda Kİ-ABH gelişimi oranı %30 bulunmuştur ve AF'nin artmış Kİ-ABH riski ile ilişkili olduğu saptandı. Hastaların sonlanım durumu (taburcu-servis yatış-YBÜ yatış) ve Kİ-ABH gelişimi arasında anlamlı ilişki bulundu. Yoğun bakım ünitesine yatışı yapılan hastaların Kİ-ABH açısından daha riskli olduğu saptandı. Sonuç: İşlem öncesi hipotansif olan, EKG' sinde ritim atrial fibrilasyon olan ve yoğun bakım ünitesine yatışı yapılan hastalarda Kİ-ABH riski yüksektir. ANAHTAR KELİMELER: Acil Servis, Kontrastlı Bilgisayarlı Tomografi, Kontrast İlişkili Akut Böbrek Hasarı.

Ebu Sefa Cömert
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste Stemi ve Nstemi tanısı alan hastalarda oklüzyon (OMI) ve non-oklüzyon miyokart enfarktüsü (NOMI) paradigmalarının retrospektif olarak karşılaştırılması

Amaç: Acil serviste akut miyokart enfarktüsü tanısı alan, total veya totale yakın oklüde koroner arter lezyonuna sahip hastaların tanısı ve tedavisinde OMI/NOMI paradigmasını araştırdık. Gereç ve Yöntemler: Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'ne 01.12.2021 ve 31.10.2023 tarihleri arasında başvuran STEMI ve NSTEMI tanısı alan, koroner anjiyografi işlemi yapılan, verilerine eksiksiz ulaşılan hastalar çalışmaya dahil edildi. STEMI (+) ve STEMI(-) tanısı alan hastalarda retrospektif OMI tanısı daha önceki çalışmalara göre KAG'de doğrulanmış TIMI 0-2 akıma sahip koroner arterde akut suçlu bir lezyon, >%70'den fazla koroner oklüzyon ve aşırı artmış hscTn-I varlığında konuldu. NOMI tanısı OMI tanısını karşılamayan hastalar olarak sınıflandırıldı. Bulgular: Çalışmamıza 1052 hasta dahil edildi. STEMI/NSTEMI paradigması AKO'su mevcut hastaların %51,4'ünü (n=430) tespit edemedi bir başka deyişle OMI tanılı hastaların %51,4'ü STEMI kriterlerini karşılamadı. Çalışmamızda STEMI(+)OMI grubu <2 saat içinde koroner anjiyografiye alınma ihtimali (%72,6) en yüksek grup , STEMI(-)OMI grubu ise >2 saat'ten sonra koroner anjiyografiye alınma ihtimali en yüksek (%63,6) gruptu (p<0,001). STEMI(+) grubu hastların 2 saatten önce KAG'ye alınma oranı anlamlı derecede yüksek bulunmuştır (%81,5)(p<0,001). STEMI(-) grubu hastaların ise, 2 saatten sonra KAG'ye alınma oranı anlamlı derecede yüksek bulunmuştur(%88,4)(p<0,001). Sonuç: OMI/NOMI paradigması STEMI/NSTEMI paradigmasına kıyasla akut koroner oklüzyonu daha iyi tespit etmektedir. Çalışmamız OMI/NOMI paradigmasının akut koroner sendrom tanısı alan hastalarda tedavi ve klinik sonuçları daha iyi yerlere taşıyabileceğini göstermektedir.

Mustafa Safa Korkmaz
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Modifiye oesıl (cane: cardiac history, age, neurological examination, ECG): acil serviste senkop nedeniyle başvuran hastaların değerlendirilmesinde yeni bir skorlama sistemi olabilir mi?'

Amaç: Senkop, ani başlangıçlı, kısa süreli bilinç kaybı olan bir klinik durum olup, acil servise başvuruların önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, Modifiye OESIL (CANE: Cardiac History, Age, Neurological Examination, ECG) skorlama sisteminin senkop nedeniyle başvuran hastalarda risk sınıflandırması yaparak 1 aylık mortaliteyi öngörme etkinliğini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu gözlemsel prospektif çalışma, 01.01.2024 - 01.07.2024 tarihleri arasında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'ne senkop şikayetiyle başvuran hastalar üzerinde gerçekleştirildi. Hastalar OESIL ve Modifiye OESIL skorlama sistemlerine göre risk sınıflarına ayrıldı ve 1 aylık mortalite oranları ile hastane yatışları takip edilerek kaydedildi. Bulgular: Çalışmamızda, katılımcılarımızın %60,6'sı prodromal dönem geçirmedi ve 1 aylık takip sonrası ölümle sonuçlanan hastaların %50 anormal nörolojik bulgusu olduğu saptanmıştır. Modifiye OESIL skoru, taburcu olan hastaların %68,8'inin düşük risk grubunda olduğu ve servis ve yoğun bakım yatışı sağlanan hastaların %70'inin ise yüksek risk grubunda olduğu bulunmuştur. Modifiye OESIL skorlama sistemine göre yüksek riskli olarak gruplandırılan hastaların hastaneye yatışı öngörmede OESIL skorlama sistemine göre daha başarılı olduğu bulunmuştur. Çalışmamızda OESIL skorlama sistemine puanının, hastanın klinik yüksek riskli olarak gruplandırılan hastalarda, Modifiye OESIL skorlama sistemine göre ölümle sonuçlanma oranı belirgin düzeyde yüksek bulunmuştur. Sonuç: Her ne kadar her iki skorlama sistemi sınırlı performans göstermiş olsa da, OESIL skoru, mortal seyreden hastaları daha doğru şekilde tanımlayarak, Modifiye OESIL skoru ise yüksek riskli hastalarda hastaneye yatışı ihtiyacının değerlendirmesinde daha başarılı bulunarak klinik karar süreçlerinde yardımcı olabilir. Daha geniş örneklemli çalışmalarla bu bulguların doğrulanması gerekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Senkop, OESIL, Skorlama Sistemi, Mortalite

Oğuzhan Kestellioğlu
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servisten yoğun bakıma yatırılan hastalarda kontrast nefropatisi gelişme riski ve prediktif faktörlerin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada acil servisten yoğun bakıma yatırılan hastalarda kontrast nefropatisi gelişme sıklığını ve risk faktörleri belirlemeyi amaçladık. Acil servisten yoğun bakım ünitesine yatırılan ve hastane başvurusunda veya yatışı sırasında kontrastlı veya kontrastsız görüntüleme tetkiki yapılan tüm hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışma, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi ve Yoğun Bakım Ünitesi'nde Ocak 2021 – Haziran 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilen retrospektif, gözlemsel ve tek merkezli bir kohort çalışmasıdır. Acil servisten yoğun bakım ünitesine yatırılan ve hastane başvurusunda veya yatışı sırasında kontrastlı veya kontrastsız görüntüleme tetkiki yapılan tüm hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Bu hastalar kontrast madde alımı, akut böbrek hasarı ve çeşitli parametreler açısından tarandı. Akut böbrek hasarı hasta yatışından sonra 48-72 saat içinde serum kreatinin düzeyin 0,3 mg/dL veya üstü artış olması olarak tanımlandı. İstatistiksel analiz Jamovi kullanılarak yapıldı ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Bu çalışmaya, acil servisten yoğun bakım ünitesine yatırılan toplam 626 erişkin hasta dahil edilmiştir. Katılımcıların 419'u (%66,9) kontrast maddeye maruz kalmamış, 207'si (%33,1) ise kontrast madde uygulanmış hastalardan oluşmaktadır. ABH gelişimi, kontrast verilen grupta %23,2, verilmeyen grupta ise %21,2 olarak gözlenmiştir. Kontrast madde ile ABH arasında anlamlı ilişki gözlenmedi. İnotrop kullanımı, ventilator kullanımı, sepsis, mortalite ve ABH arasında anlamlı ilişki gözlendi. Sonuç: Kontrast madde kullanımının ABH gelişimi ile doğrudan ilişkili olmadığı, ancak yoğun bakım koşullarında eşlik eden klinik durumların (inotrop ihtiyacı, ventilatör desteği, sepsis vb.) ABH riskini anlamlı şekilde artırdığı gösterilmiştir.

Sinan Özel
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

112 acil sağlık hizmetleri ile acil servise getirilen hastalarda qSOFA skorunun hastane öncesi değerlendirilmesi ve tanısal doğruluğu

Amaç: Bu çalışmada, 112 Acil Sağlık Hizmetleri tarafından acil servise getirilen hastalarda hastane öncesi qSOFA skorunun sepsis tanısı ile ilişkisini ve sepsisi öngörmedeki tanısal doğruluğunu değerlendirmek amaçlanmıştır. Ayrıca qSOFA skorunun hastaların klinik seyri ve erken dönem prognostik göstergeleri ile ilişkisi incelenmiştir. Gereç ve Yöntemler: Bu retrospektif, gözlemsel ve tek merkezli kohort çalışması, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'nde 01.01.2022–31.12.2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, 112 ekipleri tarafından acil servise getirilen ve hastane öncesi vital bulguları tam olarak kaydedilen toplam 1077 erişkin hasta dahil edilmiştir. Sepsis tanısı Sepsis-3 kriterlerine göre SOFA skoruna dayalı olarak değerlendirilmiştir. Hastane öncesi qSOFA skoru ile sepsis tanısı arasındaki ilişki incelenmiş; ayrıca qSOFA'nın tanısal doğruluğu duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif prediktif değerler, olasılık oranları ve ROC analizi kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 1077 hastanın 896'sında (%83,19) sepsis, 181'inde (%16,81) sepsis dışı klinik tablo saptanmıştır. Hastane öncesi qSOFA ≥2 skorunun sepsisi öngörmede duyarlılığı %34,38, özgüllüğü %90,61, pozitif prediktif değeri %94,77, negatif prediktif değeri %21,81 olarak bulunmuştur. LR+ değeri 3,66 ve LR– değeri 0,72 olarak saptanmıştır. Lojistik regresyon analizinde qSOFA ≥2 skoru sepsis ile anlamlı derecede ilişkili bulunmuş olup OR=5,05 (95% GA: 3,01–8,48) olarak hesaplanmıştır. ROC analizinde hastane öncesi qSOFA için AUC 0,625; laktat için AUC 0,658; qSOFA ve laktatın birlikte değerlendirildiği kombine model için AUC 0,714 olarak saptanmıştır. Kombine modelin tek başına qSOFA'ya göre daha yüksek ayırt edici güce sahip olduğu görülmüştür. Sonuç: Hastane öncesi qSOFA skoru, sepsis olasılığı yüksek hastaların belirlenmesinde yüksek özgüllük gösterirken duyarlılığı düşük bulunmuştur. Bununla birlikte qSOFA ≥2 skoru sepsis ile anlamlı şekilde ilişkili olup erken dönemde kötü klinik seyir riskini göstermede değerli bir belirteçtir. Laktat ile kullanıldığında ayırt edici gücün arttığı görülmüş olup, hastane öncesi triyajda qSOFA'nın destekleyici biyobelirteçlerle birlikte değerlendirilmesinin klinik faydayı artırabileceği düşünülmektedir.

Ayşenur Özçelik
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastalardaki hematolojik ve biyokimyasal belirteçlerin tanısal yaklaşımdaki yeri

GİRİŞ VE AMAÇ: AKS'lar, STEMI, NSTEMI ve USAP'ı içeren, mevcut aterosklerotik plağın destabilizasyonuna bağlı myokardiyal kan akışının azalması ile karakterize ölümcül bir hastalıktır. Gelişmiş ülkelerde sıklığı son yıllarda azalış göstersede tüm dünyada ölümlerin başta gelen nedenlerindendir. Yapılan çalışmalarda aterosklerotik proçesin başlaması ve devamında inflamasyonun önemli bir rol oynadığı belirlenmiştir. AKS'ların tanısı ve sınıflamasında, EKG bulguları ve biyokimyasal belirteçler ile beraber klinik özelliklerin kapsamlı şekilde incelenmesi esastır. Yapmış olduğumuz bu çalışmada, çeşitli biyokimyasal belirteçlerle beraber son yıllarda farklı hastalıklarda tanısal ve/veya prognostik açıdan sıkça araştırılan çeşitli inflamatuar belirleyicilerin tanısal rolünü değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma, T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Acil Servisinde 01.06.2016-30.09.2016 tarihleri arasında göğüs ağrısı şikayeti ile başvurup AKS tanısı alan toplam 257 hasta üzerinde retrospektif olarak dosya kayıtlarının incelenmesi ile gerçekleştirildi. Başvuru sırasındaki ilk laboratuvar verileri (Üre, Kreatinin, AST, ALT, WBC, Nötrofil, Lenfosit, Trombosit, Hemoglobin, Hematokrit, MPV, RDW, Nötrofil\Lenfosit oranı, Platelet\Lenfosit oranı, Platelet\Nötrofil oranı, Troponin ve CK-MB parametreleri) analiz edildi. BULGULAR: Hasta grubunda 121 STEMI, 69 NSTEMI, 67 USAP olmak üzere 257 hasta, kontrol grubunda ise acil servise göğüs ağrısı ile başvuran ancak atipik göğüs ağrısı tanısı ile taburcu edilen 70 hasta incelendi. Hastaların 191' erkek, 66'sı kadındır. Hastaların yaş ortalaması 59,5'tir. Hasta grubunda incelenen tüm biyokimyasal belirteçlerin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlendi. İncelenen inlamatuar belirteçlerden WBC, nörofil, NLR ve PLR değerlerinin hasta grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, lenfosit ve PNR değerlerinin ise anlamlı şekilde düşük olduğu belirlendi. WBC, nötrofil, NLR, ve PLR düzeylerindeki yükseliş STEMI hastalarında daha belirgindir. PNR değerindeki düşüş ve RDW değerindeki yükseliş NSTEMI hastalarında daha belirgindir. Lenfosit, trombosit ve P-MPVR değerlerindeki düşüş ise USAP hastalarında daha belirgindir. Ayrıca STEMI hastalarında kan trombosit değerinin USAP hastalarına göre yüksek olduğu belirlendi. SONUÇ: AKS hastalarında başvuru esnasında saptanan kan WBC, nötrofil, RDW, NLR ve PLR değerleri anlamlı şekilde yükselmekte, lenfosit ve PNR değerleri ise anlamlı şekilde düşmektedir. ANAHTAR KELİMELER: akut myokard infarktüsü, nötrofil lenfosit oranı, platelet lenfosit oranı, hs-troponin, st yükselmeli myokard infarktüsü, st yükselmesiz myokard infarktüsü, unstabil anjina

Acil servis-hastaneBiyobelirteçlerBiyokimya+7
Ümit Fikret Onur
Sakarya University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servisimize başvuran inme vakalarının epidemiyolojik özelliklerinin ve maliyetinin araştırılması

Çalışmamızda inme vakalarının epidemiyolojik özelliklerini araştırdık ve bir inme vakasının hastaneye olan maliyetini inceledik. Maliyet üzerine etkili olan faktörleri araştırdık. Çalışma, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Acil Tıp Ana Bilim Dalında 15/11/2016-15/11/2017 tarihleri arasında hemorajik ve iskemik akut inme tanısı almış olguların retrospektif incelenmesiyle yapıldı. Tüm olguların yaşı, cinsiyeti, mesleki özellikleri, yaşadığı bölgesi, eğitim durumu, özgeçmişi, acil servise başvuru süresi, başvuru şikayeti, başvurudaki fizik muayene bulgusu, beyin bilgisayarlı tomografi bulgusu, diffüzyon manyetik rezonans görüntüleme bulgusu, tanı aldığı inme tipi, hastaneye yatırıldığı ünite tipi, tedavi şekli, yatış süresi, hastalığının nasıl sonlandığı ve hastanın acil servise gelişinden taburcu oluncaya kadarki hastaneye olan maliyet verileri incelendi. Hastaların yaş ortalaması 74,01 ± 12,87 yıl olup %53,8'i kadındı. Yaş ve cinsiyet arasında ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). Hastalar, %46 oranla en sık il merkezinde yaşıyordu ve hastaların %31,8'i ev hanımıydı. Çalışmamızda %74,7 oranda iskemik tipte inme saptandı. Hemorajik olguların, iskemik olgulara göre maliyeti anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0,05). Hastaların ortalama yatış süresi 15,28 ± 17,39 gündü ve %70,3'ü yoğun bakım ünitesinde izlendi. Yoğun bakım yatışının maliyeti, serviste izlenen gruba göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Olguların %20,9'u ölümle sonlandı ve maliyet açısından taburcu edilen grupla arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). Regresyon analizlerinde maliyeti etkileyen bağımsız risk faktörünün hastanın yattığı ünite tipi olduğu bulundu. Sonuç olarak; İnme maliyetini artıran faktörler inme tipi, olgunun bilinç bozukluğu ile gelmiş olması, yatış yapılan ünite ve tedavi tipi olmuştur. Maliyeti azaltmak adına, servis bakım kalitesi artırılarak daha fazla servis yatışına yönelmek doğru olabilir. Anahtar Kelimeler: İnme, maliyet, trombolitik terapi. Anahtar Kelimeler: İnme, maliyet, trombolitik terapi.

Acil servis-hastaneAcil tıpEpidemiyoloji+5
Serhat İldeş
Bolu Abant Izzet Baysal University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Göğüs ağrısı nedeni ile acil servise başvuran hastalarda ağrı skalalarının erken tanısal yaklaşımdaki yeri

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada; göğüs ağrısı ile gelen hastaların, ağrı skalaları ile değerlendirilmelerinin sağlanması ve ağrı skalalarının erken tanıda yer alıp alamayacaklarının rutin tanısal yaklaşımlar ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma; Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği'ne 01.06.2017-31.07.2017 tarihleri arasında göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran 337 vaka ile yapılmıştır. Hastaların göğüs ağrısı anamnezi alınıp, vital bulgular, laboratuvar verileri, EKG bulguları, son tanı ve sonuca ait veriler ve Fasiyal ve Numerik Ağrı Skalası'nı da içeren bilgiler hasta değerlendirme formuna kayıt edildi. Bulgular:188 hasta AKS (68 STEMI, 75 NSTEMI ve 45 USAP) ve 149 hasta nonkardiyak göğüs ağrısı son tanısını aldığı gözlendi. Olguların; ağrı karakteri açısından en fazla (181, %53,7) baskı şeklinde olduğu, en fazla sol göğüs derin yerleşimli(141, %41,8) olduğu saptandı. Fasiyal Ağrı Skalası açısından 6 (%1,8) hastada hiç ağrı olmadığı, 17 (%5) hastada ise 9-10 limitinde olduğu; Numerik Ağrı Skalası açısından 1 (%0,3) hastada hiç ağrı olmadığı, 167 (%49,7) hastada ise 7-10 limitinde olduğu belirlendi. Baskı tarzında ağrı hissedenlerde, numerik ağrı skalasının anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlendi (p=0,005). Son tanılara göre; STEMI hastalarındaki numerik ağrı skalasının, nonkardiyak hastalara, NSTEMI ve USAP hastalarına göre anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlendi (p<0,001, p=0.013, p<0,001); ancak diğer gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Numerik ağrı skalasının; yaş, ağrı süresi (dk), WBC ve NEU değişkenleri ile arasında pozitif yönlü ve düşük derecede anlamlı bir ilişki var iken; ağrı başlama zamanı, ağrı atak sayısı ve eGFR ile arasında negatif yönlü ve düşük derecede anlamlı bir ilişkinin olduğu saptandı. Baskı tarzında göğüs ağrısı olanlarda fasiyal ağrı skalası anlamlı şekilde yüksek tespit edildi (P<0,001). STEMI saptanan hastalardaki fasiyal ağrı skalasının diğer hasta gruplarına göre anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlenmiştir (P<0,001 p=0,008, p<0,001); ancak diğer son tanılara göre gruplar arasında anlamlı bir fark yoktur (p›0.05). Fasiyal ağrı skalasının; yaş, ağrı süresi (dk), ateş, WBC, MPV, NEU, NLR, ÜRE, Kreatinin ve hsTnl değişkenleri ile arasında pozitif yönlü ve düşük derecede anlamlı bir ilişki var iken; eGFR değişkeni ile arasında negatif yönlü ve düşük derecede anlamlı bir ilişki vardı (P=0,001).Sonuç: Nümerik ve Fasiyal Ağrı Skalalası özellikle STEMI'lü hastaları diğer göğüs ağrılarından ayırt etmekte kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Göğüs Ağrısı, Akut Koroner Sendrom, Numerik Ağrı Skalası, Fasiyal Ağrı Skalası

Acil servis-hastaneAcil tıpGöğüs ağrısı+3
Mustafa Ercan Günel
Sakarya University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste pulmoner emboli tanısı alan hastaların anamnez,laboratuvar ve görüntüleme yöntemlerinin analizi

Giriş-Amaç: Pulmoner Emboli mortalitesi yüksek bir hastalıktır ve mortaliteye etki eden faktörlerden birisi de embolinin yerleşim yeridir. Bu çalışmada acil servisteki tanı aşamasında pulmoner embolinin santral mi periferik mi olduğunu tespit etmede anamnez, laboratuvar ve görüntüleme yöntemlerinin etkinliğinin analiz edilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çalışma 01.01.2015-31.12.2016 tarihleri arasında Pulmoner Emboli tanısı alan hastaların, santral ve periferik dal tutulumu olmak üzere iki gruba ayrıldıktan sonra anamnez, laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri açısından karşılaştırılması ile gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen toplam 103 hastanın yaş ortancası 62,5 (min:44-max:77) ve % 64'ü kadın idi. En en sık görülen şikâyetin nefes darlığı(% 59,2) ve en fazla karşılaşılan risk faktörünin ise (% 12,6) operasyon öyküsü olduğu saptandı. Gruplar arasında D-dimer, PH, PCO2, PO2, hemoglobin, RDW, PLR, NLR, üre, kreatinin, potasyum, INR, CRP değerleri ve hesaplanan Wells Skorları bakımından anlamlı bir fark saptanmazken (p>0,05), laktat (p=0,003), hs-Troponin (p=0,003), sodyum (p=0,036) ve klor (p=0,018) değerlerinin santral dal tutulumu olan grupta anlamlı seviyede yüksek olduğu tespit edildi (p<0,05). ROC analizi ile santral dal tutulumu olan grupta optimal laktat kesme değeri 2,45 ve optimal klor kesme değeri ise 106,5 bulundu (sırası ile sensitiviteleri % 60, % 16 ve spesifiteleri % 75, % 95). Kısa dönem mortalite açısından ise, santral dal tutulumunda mortaliteninfazla olduğu ancak bu durumun istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0,05). Sonuç: Pulmoner Emboli tanısal yaklaşımında sodyum, klor, hs-Troponin ve laktat değerlerinde yükseklik saptanması durumunda santral dal tutulumu akla gelmelidir. Ancak bu sonucu destekleyecek ilave çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Acil, Pulmoner Emboli, Tanı, Periferik, Santral.

Acil servis-hastaneAcil tıpAnamnez alma+5
Fatma Duran Memiş
Sakarya University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sol ventrikül diyastolik parametlerinin akut koroner sendrom tiplerini ve ciddiyetini öngörme değeri

AMAÇ Kalp damar sistemi ile ilgili hastalıklar gelişmiş ülkelerde önde gelen ölüm nedenlerindendir. Koroner arter hastalığı da kardiovasküler hastalıklar arasında en yaygın görülen olup yüksek oranda mortalite ve morbidite ile ilişkilidir. Yapılan bazı araştırmalarda koroner arter hastalığı 75 yaş altında görülmeye başlanmakta olup ilk kalp krizi yaşı erkeklerde 65.8 iken kadınlarda 70.4 bulunmuştur. Akut iskemide ilk olarak bozulan ekokardiyografik parametre diyastolik fonksiyon olup sistolik disfonksiyon daha sonra oluşmaktadır. Ekokardiyografide kendini segmenter duvar hareket bozukluğu olarak göstermektedir. Diyastolik fonksiyonlar standart tanısal kriterlere göre normal, bozulmuş relaksasyon, psödonormal ve restriktif patern olmak üzere 4 grupta sınıflandırılmıştır. Çalışmamızda, sol ventrikül diyastolik parametrelerinin, akut koroner sendrom ciddiyetini ve tiplerini öngörmesini değerlendirmeyi amaçladık. MATERYAL METOD Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde Nisan 2016 – Ocak 2017 tarihleri arasında yerel etik kurul izni ile çalışmaya başlandı. Çalışmaya prospektif olarak hastanemize göğüs ağrısı ile başvuran 60 hasta aldık. Göğüs ağrısı ile başvuran hastaların biyokimya ve kardiyak enzimleri alındı. 12 kanallı EKG çekildi. Kardiyolog tarafından ekokardiyografi ile bakılarak diyastolik fonksiyon evrelemesi yapıldı. Tanısı konulan hastalar ile yapılan ekokardiyografi sonuçları istatistiksel olarak karşılaştırıldı. BULGULAR Çalışmaya alınan hastaların yapılan ekokardiyografisi sonucu 25 hasta normal fonksiyon , 21 hasta uzamış gevşeme evresinde, 7 şer hastada psödonormal ve restriktif paternde diyastolik disfonksiyon olarak evrelenmiştir. Bu hastaların 35 tanesi erkek 25 tanesi kadın hastaydı. Yaş ortalaması 59.9 ( ±13.4 ) idi Hastaların aldıkları tanıya göre 26 hastamız nonspesifik göğüs ağrısı tanısı almıştır. 27 hasta NSTEMİ diğer 7 hastamız ise STEMI tanısı almıştır. Hastalarımızın ekokardiyografik sonuçları ile aldıkları tanılar arasında bir korelasyon kurulamamıştır. SONUÇ Diyastolik parametreler akut koroner sendromların tanı, prognoz ve mortalitesini göstermede bir çok kullanım alanı olmasına rağmen bizim çalışmamızda gruplar arası bir fark bulunamamıştır. Bunun en muhtemel sebebi bazı gruplardaki hasta sayımızın yetersizliği olarak görülmektedir. Anahtar kelimeler : akut koroner sendrom , diyastolik fonksiyon, ekokardiyografi

Anjina pektorisDiastolEkokardiyografi+3
Mustafa Enes Demirel
Bolu Abant Izzet Baysal University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine 2019-2022 yılları arasında hastane dışı, non travmatik kardiyak arrest vakalarının sonlanımı

Giriş: Tüm dünyada ve ülkemizde kardiyak arrest vakalarında binlerce insan etkili ve başarılı KPR uygulamaları ile yeniden hayata dönmektedir. Bu bize KPR uygulamalarının geliştirilmesi için harcanan çabanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Ülkemizde şimdiye kadar kardiyak arrest vakalarında sağ kalımı ortaya koyan çalışmaların az olması sebebiyle ve hastanemizde kardiyak arrest vakalarında sağ kalım oranını tespit etmek, geçmiş yıllarda bu konuyla ilgili hastanemizde yapılmış olan çalışmayla güncel durumumuzu kıyaslamak amacıyla bu çalışmayı yapmış bulunmaktayız. Metod: Çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'ne 01.01.2019-01.06.2022 tarihleri arasında acil servise getirilen kardiyopulmoner arrest (KPA) vakalarının demografik özellikleri, başvuru şekilleri, yapılan kardiyopulmoner resüsitasyonun özellikleri ve vakaların sonlanımı retropesktif olarak incelendi. Hastane içi arrest olan, travmatik arrest olan,18 yaş altında olan ve dosyasına ulaşılamayan hastalar çalışmadan dışlandı. Bulgular: 1 Ocak 2019 ile 1 Haziran 2022 tarihleri arasında DEÜH acil servisine başvuran 347.728 hastadan hastane dışı non travmatik kardiyopulmoner arrest olduğu belirlenen 480'i çalışmaya dahil edildi. Hastaların 287 (%59,8)' si erkek, 193'ü (%40,2) kadın ve yaş ortalaması 69.9 ± 14.9 (aralık: 19-102), yaş ortancası 72 (IQR: 60-81) idi. 30 günde ölen 431 hastanın yaş ortalaması (71.1±14.8), yaşayan 49 hastanın yaş ortalamasından (59.4±12.08) istatiksel anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p: < 0.001). Hastalara uygulanan CPR süresinin ortalaması 17,3±13,5 dakika (aralık:0-84) idi. 30. günde ölmüş olan 431 hastaya uygulanan CPR süresinin ortalaması (18.5±13.4), yaşayan 49 hastaya uygulanan CPR süresinden (6.35±8.3) istatiksel anlamlı olarak daha uzun idi (p: < 0.001). Kardiyak nedenlerle arrest olan hastaların 30 günlük sağkalımları kardiyak dışı nedenlerle arrest olanlara göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla χ2= 69.900, p < 0,001 ve χ2= 41.966 ve p < 0,001) ve modifiye rankin skoru 0 olan hasta oranı %64,3 'tü. Geliş ritmi VT/VF olanların 30 günlük sağkalımları diğer ritimlere göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla p < 0.001 ve p < 0.001) ve Modifiye rankin skoru 3'ün altında olanların oranı %72 idi. Hastaların 24 saatlik sonlanımına baktığımızda 377 (%78,5) hasta exitus iken 103 (%21,5) hasta yaşıyor saptandı. Hastaların 30 günlük sonlanımında 431 (%89,8) hasta exitus iken 49 (%10,2) hasta yaşıyor saptandı. Sonuç: Kardiyak nedenlerle arrest olan hastaların 30 günlük sağkalımları kardiyak dışı nedenlerle arrest olanlara göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek ve nörolojik sonlanımları daha iyiydi. Geliş ritmi VT/VF olanların 30 günlük sağkalımları diğer ritimlere göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek ve nörolojik sonlanımları daha iyiydi. Yaptığımız çalışma ile acil servisimize gelen nontravmatik kardiyak arrestlerin 24 saatlik sağkalım oranı %21,5 ve 30 günlük sağkalım oranı %10,2 bulunmuştur. 30 günlük sağkalım oranı hastanemiz acil servisinde 12 yıl önce yapılmış olan çalışmaya göre belirgin olarak artmıştı.

Kalp durması
Bahar Elif Güldali
Dokuz Eylül University
2023
00