
80
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin tükenmişlik ve empati düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin tükenmişlik ve empati düzeylerini, bunlar arasındaki ilişkiyi ve öğrencilerin sosyodemografik özelliklerinin bu iki değişken üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki çalışmanın örneklemini Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde 2020-2021 yılında öğrenim gören 416 öğrenciden çalışmamıza katılmayı kabul eden ve formları eksiksiz dolduran 363 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler 'Sosyo-Demografik Bilgi Formu', 'Maslach Tükenmişlik Envanteri - Öğrenci Formu' ve 'Jefferson Doktor Empati Ölçeği Öğrenci Versiyonu' kullanılarak elde edilmiştir. Veriler IBM SPSS 25 programına aktarılmış ve analizler AMOS 23 programında uygulamıştır. İstatistiksel analiz için Shapiro Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Post Hoc Bonferroni testi, Spearman korelasyonundan yararlanılmıştır. Analizler Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencilerinin %17.1-'inin yüksek tükenmişlik ve %20.1'inin yüksek empati düzeylerine sahip olduğunu göstermiştir. Bazı sosyodemografik değişkenlerin, öğrencilerin empati ve tükenmişlik düzeylerini etkilediği belirlenmiştir. Empatinin 'perspektif alma' alt boyutuyla tükenmişliğin 'duygusal tükenme' alt boyutu arasında pozitif yönde, tükenmişliğin 'yetkinlik' alt boyutu arasında ise negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Empatinin 'hastanın yerine kendini koyma' alt boyutuyla, tükenmişlik düzeyi ve tükenmişliğin duygusal tükenme alt boyutu arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (p<0.05) Öğrencilerinin büyük çoğunluğunun tükenmişlik ve empati düzeylerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Geleceğin diş hekimleri olan öğrencilerin empati düzeylerinin yükseltilmesi ve tükenmişlik düzeylerinin azaltılmasına yönelik yeni eğitim modellerinin geliştirilmesinin; ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin kalitesinin artırılmasına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Diş hekimliği fakültesi'ne başvuran hastalarda COVID-19 pandemisinin ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkileri
Dünya genelindeki koronavirüs pandemisi, yaşam alışkanlıkları, ağız bakımı ve diş tedavilerini etkilemektedir. Çalışmada yetişkin bireylerin COVID-19 pandemisi süresince demografik özellikleri, beslenme ve yaşam alışkanlıkları, sistemik hastalıkları, ağız bakımları ve dental sorunları ve çözümleri araştırılmıştır. Yaş aralığı 18-75 olan 303 kişiye demografik bilgiler ve pandemi ile ilgili anket formu dağıtılmıştır. 'Basitleştirilmiş Oral Hijyen İndeksi' kullanılarak ağız bakımları kaydedilmiştir. Bulguların kategorik değişkenlerinin incelenmesinde örneklem boyutunun varsayımının (n>5) karşılandığı durumlarda Pearson Ki-Kare testi, karşılanmadığında ise Fisher's Exact testi yapılmıştır. Analizlerde IBM SPSS Statistics 25 programı kullanılmıştır. Genç, bekar, eğitim seviyesi yüksek ve kadın katılımcılarda ağız bakımı ve sağlığına verilen önemin daha yüksek olduğu, endişe seviyesi ile ağız bakımının arttığı gözlenmiştir. Katılımcıların en sık olarak eğer diğer tüm yollar başarısız olursa diş hekimine gitme yolunu seçtiği gözlenmiştir (p<0,05). Pandemi süreci ağız sağlığı ve bakım alışkanlıklarını etkilemiştir. Bilgilendirmenin bulaşıcı hastalıklarda ağız sağlığının arttırılmasında önemli bir role sahip olduğu düşünülmektedir.
Sıcaklığın akışkan kompozit rezin restoratif materyalin polimerizasyon büzülmesine etkisinin mikro bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı sıcaklıklarda bekletilen yeni geliştirilmiş bir akışkan kompozitte meydana gelen polimerizasyon büzülmesinin son model mikro bilgisayarlı tomografi (micro-CT) kullanılarak in vitro değerlendirilmesi sonucunda hangi sıcaklığın polimerizasyon büzülmesine daha fazla etkiliği olacağının saptanmasıdır. Aynı zamanda akışkan kompozit rezinlerin özellikleri hakkında literatüre bilgi aktarılması, bulguların bundan sonra yapılacak klinik uygulama ve çalışmalara katkı sağlaması amaçlanmıştır. Bu çalışmada kullanılan akışkan kompozit rezin (Clearfıl Majesty Flow, Kuraray Noritake Dental INC, Okuyama JAPAN) örnekler 4 farklı sıcaklıklarda (4°C ,20°C ,37°C ,55°C) değerlendirilmiştir. Akışkan kompozit materyali 4°C ,20°C ,37°C ,55°C lerde 30 dakika bekletildikten sonra 2mm derinlikte standart politetrafloroetilen (PTFE) kalıplar içine yerleştirilen 25şer örnek, ikişer dakika bulundukları sıcaklıklarda karanlık ortamda bekletilmiş ve polimerize edilmeden örnekler micro-CT (Skyscan 1275, Bruker USA) cihazında taranmıştır. Daha sonra örnekler, tarama sırasında oluşan ısı kaybını telafi etmek için tekrar ikişer dakika bulundukları sıcaklıkta karanlıkta bekletilmiş ve 20şer saniye ışık cihazı (BlueLEX GT-1200, Monitex Industrial Co., LTD, TAIWAN) kullanılarak polimerize edilmiştir. Polimerize edilen örnekler tekrar micro-CT'de taranmıştır. Veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Tüm grupların polimerizasyon öncesi ve polimerizasyon sonrası ortalama hacim verileri karşılaştırıldığında 4°C en az polimerizasyon büzülmesi gözlemlenmiştir. Çalışmamızda 4°C en az polimerizasyon büzülmesi gösterirken bunu 20°C ve 37°C takip etmiştir. En fazla poimerizasyon büzülmesi ise 55°C'de gözlenmiştir. Polimerizasyon büzülmesine ilişkin ortalamalar arası farklılıkların araştırılması için yapılan testlerde polimerizasyon büzülmeleri açısından tüm sıcaklık dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p > 0.05).
Ağız gargaralarının diş rengindeki restoratif materyallerin renklenmesi üzerine etkisi
Bu in-vitro çalışmanın amacı, 5 farklı ağız gargarasının 6 farklı diş renginde restoratif materyalin renklenmesi üzerine etkilerini incelemektir. Bu tez çalışmasında 6 farklı diş renginde restoratif materyalden (I-Flow, Tetric N-Ceram, Tetric N-Flow, Clearfil Majesty Esthetic, Dyract XP, Equia Forte) 2 mm kalınlığında ve 6 mm çapında toplam 360 disk şeklinde örnek hazırlandı. Hazırlanan örnekler 20 sn ışık yoğunluğu 1200mW/cm² olan ışık cihazı ile (BlueLEX GT-1200W, Monitex, Taiwan) polimerize edildi. Örneklerin tümü, post polimerizasyon için 24 saat distile su içerisinde bekletildi. Daha sonra örnekler her saklama kabında 10'ar adet disk olucak şekilde ağzı kapalı saklama kaplarına alındı (n=10). Her saklama kabının üzerine restoratif materyalin ve Listerine, Colgate Plax, Sensodyne, Meridol ve Klorhex-Plus gargaralarının isımleri yazıldı. Sınıflandırılan kaplara örneklerin tüm yüzeyi sıvı içinde kalacak şekilde ilgili gargaralar ilave edildi. 1 yıllık gargara kullanımına denk gelecek şekilde, örnekler 5 farklı ağız gargarasında ve distile suda 12 saat bekletildi. Daha sonra tüm örnekler renk ölçümü yapılmadan önce distile su ile yıkandı ve kurutuldu. Renk ölçümleri, tüm örnekler gargaralarda bekletilmeden önce (T0) ve 12 saat süreyle gargaralarda bekletildikten sonra (T1) yapıldı. Renk ölçümü için spektrofotometre cihazı (Vita Easyshade V) kullanıldı renk değerlerinin kompozit ve gargara türüne göre zaman bakımından değişimleri iki yönlü ANOVA ve genelleştirilmiş doğrusal modeller ile incelenmiştir. Çoklu karşılaştırmalar için Bonferroni düzeltmesi kullanılmıştır. Analiz sonuçları ortalama ± standart sapma olarak sunuldu. Önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Yapılan istatistiksel analiz sonuçlarına göre, ağız gargaralarının hepsi çalışmaya dahil edilen restoratif materyallerin renk stabilitesini değiştirmiştir. Tüm restoratif materyaller arasında en yüksek renk değişiminin (ΔE) (Ortalama±SS) görüldüğü materyal-solüsyon eşleşmesi 10,870±0,760 değeri ile Equia Forte HT Fil-Meridolde en az değişim ise 0,200±0,76 değeri ile Tetric N-Flow-Sensodyne' dedir. Ağız gargaraları kullanılırken diş rengindeki restoratif materyallerin renk stabilitesini değiştirebileceği göz ününde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Meridol, Listerine, Klorhex-Plus, Restoratif materyaller, renk
Beyazlatma işlemlerinde kullanılan değişik ışık cihazlarının pulpa odasında neden oldukları sıcaklık artışlarının in vitro incelenmesi
Beş farklı restoratif materyalın su emiliminin distile suda ve yapay tükürükte in vitro incelenmesi
II. sınıf mod restorasyonlarda farklı fiber ağlarının, farklı uygulama tekniklerinin ve kaide materyali olarak akışkan kompozit uygulanmasının mikrosızıntıya etkileri ve fiber ağlarının polimerizasyon büzülmesine etkisinin in-vitro incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, II. sınıf MOD kavitelerde farklı fiber ağlarının, farklı uygulama tekniklerinin ve kaide materyali olarak akışkan kompozit uygulamasının mikrosızıntıya etkileri ile fiber ağlarının polimerizasyon büzülmesine etkisini incelemektir.Bu in-vitro araştırmada, 80 adet yeni çekilmiş gömülü üçüncü büyük azı insan dişleri kullanıldı. Dişlerin üzerindeki yumuşak doku artıkları temizlendi ve dişler timol kristali içeren distile suda 4ºC'de bekletildi. Standart MOD kaviteleri su soğutması eşliğinde hazırlandı. Dişler rastgele 8 gruba ayrıldı (n=10).Grup 1: Filtek Supreme XT (FSK) (kütlesel yerleştirme yöntemi) (kontrol grubu)Grup 2: FST (tabakalı teknik) (kontrol grubu)Grup 3: Filtek Supreme XT Flow (FS Flow) + FSK (kütlesel yerleştirme yöntemi)Grup 4: FS Flow + FST (tabakalı teknik)Grup 5: FS Flow + Ribbond (R) + FSK (kütlesel yerleştirme yöntemi)Grup 6: FS Flow + R + FST (tabakalı teknik)Grup 7: FS Flow + everStick NET (E) + FSK (kütlesel yerleştirme yöntemi)Grup 8: FS Flow + (E) + FST (tabakalı teknik)Dişlere termalsiklus (5ºC-55ºC) uygulandıktan sonra, örneklerin kök uçları bir kompozit rezin ile kapatıldı. İki tabaka tırnak cilası, boya gelecek kenarlara 1.5 mm yaklaşacak şekilde tüm diş yüzeyine uygulandı. Örnekler %0.5'lik bazik fuksin içerisinde 24 saat bekletildi. Daha sonra akan suyun altında boya uzaklaştırıldı. Dişler, meziyo-distal doğrultuda restorasyonun merkezinden geçecek şekilde, elmas separe yardımıyla dikey eksende kesildi. Boya penetrasyon derecesi stereomikroskop kullanılarak 30 kez büyütme altında belirlendi. B'de kompozit kütle ikiye ayrılıp ortasına Ribbond fiber ağ yerleştirildi ve iki kompozit tekrar birleştirildi. Grup C'de ise, kompozitin içine, uygulama yöntemi Grup B'deki gibi olmak üzere, everStcik NET fiber ağ yerleştirildi ve polimerizasyon büzülmesi ölçüldü. Mikrosızıntı ve polimerizasyon büzülmesi için istatistiksel değerlendirme, One-Way Anova ve Tukey HSD testleri ile değerlendirildi (p<0.05).Çalışmanın sonunda, tabakalı yöntemle kompozit uygulanan tüm gruplarda, kütlesel yerleştirmeye göre mikrosızıntının istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptandı. Kaide materyali olarak akışkan kompozit uygulanan tüm gruplarda mikrosızıntının azaldığı gözlendi. Fiber ağların tabakalı yöntemle uygulandığı gruplarda mikrosızıntının istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptandı. Fiber ağlar uygulanan gruplar, istatistiksel olarak anlamlı derecede polimerizasyon büzülmesini azalttı.Anahtar Kelimeler: Nanokompozit, fiber, akışkan kompozit, mikrosızıntı, polimerizasyon büzülmesi
Kompozit onleylerin simantasyonunda kullanılan adezivin polimerizasyon şeklinin ve yerleştirme basıncı tekniklerinin dual-cure rezin simanların dentine mikrotensil bağlanma dayanımları üzerine olan etkisinin in vitro incelenmesi
Bu çalışmada, kompozit onleylerin simantasyonunda kullanılan adezivin polimerizasyon şeklinin ve yerleştirme basıncı tekniklerinin dual-cure rezin simanların dentine mikrotensil bağlanma dayanımları üzerine olan etkisinin in vitro incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmada, çekilmiş sürmüş, çürüksüz, apeksifikasyonu tamamlanmış 32 adet üçüncü büyük azı dişi kullanıldı. Dişlerin oklüzal minesi 180 grit silikon karbit (SiC) zımpara ile kaldırıldı ve orta dentin yüzeyindeki smear tabakası 600 grit zımpara ile standardize edildi. Örnekler, rastgele olarak çalışmada kullanılacak olan adeziv/rezin simana (AdheSE/Variolink II ; Vivadent/Ivoclar ve Clearfil Protect Bond/ Clearfil Esthetic Cement; Kuraray) göre 2 ana gruba (n=16) ayrıldı. Daha sonra bu ana gruplar kullanılan adeziv sistemin polimerizasyon şekline göre (polimerize edilen, polimerize edilmeyen) ve kompozit onleylerin yerleştirilmeleri esnasında uygulanacak olan basınç tekniğine göre (40N/30 sn; 40N/110 sn) 4 alt gruba (n=4) ayrıldı. 3 mm kalınlığında ve 9 mm çapındaki kompozit onleyler (Filtek Z 250; 3M ESPE) 15 cm/H2O basınçlı perfüze dentine adeziv/dual-cure rezin siman kombinasyonları ile simante edildi. 37°C distile su içerisinde 24 saat bekletildikten sonra, bağlanma yüzeyine dik olacak şeklinde önce mesio-distal, daha sonra da vestibülo-lingual yönde kesilerek, 1x1 mm boyutunda dentin-kompozit çubuklar hazırlandı. Çubukların pulpa üzerinde kalan dentin miktarı 2-3 mm arasında olanları seçildi ve universal test cihazına (Instron) bağlı Bencor Multi T Testing Device'a bağlanarak 1mm/dak ile çekme kuvveti uygulandı. Mikrotensil bağlanma dayanımı ölçümlerinin aritmetik ortalama ve standart sapma değerlerine ilişkin elde edilen bulgular Mann-Whitney- U testi ile istatistiksel olarak analiz edildi. Adezivin polimerize edildiği; 40N\30 sn basınç tekniği uygulanan Clearfil Protect Bond/Clearfil Esthetic Cement grubu, adezivin polimerize edilmediği 40N\30 saniye basınç tekniği uygulanan Clearfil Protect Bond/Clearfil Esthetic Cement grubundan istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha yüksek bağlanma değeri gösterdi (p=0,003). Adezivin polimerize edildiği; 40N/110 saniye basınç tekniği uygulanan AdheSe/ Variolink II grubu, adezivin polimerize edilmediği 40N/110 saniye basınç tekniği uygulanan AdheSe/ Variolink II grubundan istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha yüksek bağlanma değeri gösterdi (p=0,03). Adezivin polimerize edilmediği 40N\30 saniye basınç tekniğinin uygulandığı durumda, AdheSe/ Variolink II, Clearfil Protect Bond/Clearfil Esthetic Cement' den istatistiksel olarak daha yüksek bağlanma değeri gösterdi (p=0,005).Çalışmanın sonucunda, kompozit onleylerin simantasyonunda, Clearfil Protect Bond/Clearfil Esthetic Cement kombinasyonu kullanıldığında, adezivin polimerize edilmesi 40N\30 saniye basınç tekniği uygulamasında bağlanma dayanımını arttırırken, AdheSe/Variolink II kombinasyonunda adezivin polimerize edilmesi 40N\110 saniye basınç tekniği uygulaması bağlanma dayanımını arttırmaktadır.
Farklı termosiklus döngüsü ve hızlandırılmış yaşlandırmanın tek basamaklı adeziv sistemlerin dentine bağlanması üzerine olan etkisi
Bu çalışmanın amacı; 4 adet tek basamaklı (all-in-one) self-etchadezivin (Optibond All-In-One, Clearfil Tri-S Bond, One Coat 7.0, XenoV) dentin yüzeylerine uygulanmasının ardından farklı termosiklusdöngüleri ve hızlı yaşlandırma süreçleri sonrasında materyallerindentine bağlanma dayanımının in vitro olarak incelenmesidir.Dişlerin bukkal yüzeyleri; 100, 600, 1200 grit silikon karbidzımpara kağıtlar yardımıyla su yıkaması altında cilalanarak 2mmdentin kalınlığı elde edilmiştir. Her grup için 49' ar örnek olmak üzere 4ana grup oluşturulmuştur. Bonding materyallerinin homojen olarakbelirli bir alana uygulanabilmesi amacıyla 4 mm çapında adeziv teypdentin yüzeylerine yapıştırılmıştır. Çalışmada kullanılan tümmateryaller, üretici firmaların talimatları doğrultusunda dentinyüzeylerine uygulanmıştır. Çapı ve yüksekliği 4 mm olan silindirşeklinde translüsent plastik kalıplar kullanılarak Filtek Z250 (3M ESPE)kompozit rezin tabakalama tekniği ile 2 tabaka halinde yerleştirilerekher tabaka 20 saniye süresince ışıkla polimerize edilmiştir. Kompozitrezin vita skalasında A2' ye denk gelen renk koduna sahiptir.Bonding materyallerinin uygulandığı tüm örneklerde kontrolgrupları 37 C' de 24 saat bekletilmiş ve sonrasında makaslama testiuygulanmıştır. Yapay yaşlandırma deneyleri için 6' şar alt grupoluşturulmuş, ve gruplara farklı termosiklus döngüsü ve hızlıyaşlandırma süreçleri uygulanmıştır. Termosiklus gruplarına 5 C-55C'de 500, 2000 ve 4000 döngü uygulanmıştır. Hızlı yaşlandırmagrupları ise 1, 3 ve 6 haftalık süreçlerde 37 C' de etüv içerisindebekletilmiştir. Daha sonra tüm deney gruplarına makaslama testiuygulanmıştır.IIISonuçların istatistiksel analizi `One way ANOVA' ve post hoc çoklukarşılaştırmalar `TUKEY' testi ile gerçekleştirilmiştir.Çalışmada elde edilen sonuçlara göre; tüm termosiklus ve hızlıyaşlandırma uygulamalarında farkların anlamlılığı göz önüne alındığızaman, sadece Clearfil Tri-S Bond'da anlamlı olarak bağlanmadayanımının azaldığı görülmüştür. 2000 ve 4000 termosiklus döngülerisonucunda, Clearfil Tri-S Bond ve Xeno V'in bağlanma dayanımındaanlamlı derecede azalma görülmüştür. Tüm yaşlandırma deneylerisonucunda sadece 6. hafta hızlı yaşlandırma sonrasında Clearfil Tri-SBond'un Optibond All-In-One'a kıyasla bağlanma dayanımı anlamlıolarak azalmıştır.Anahtar kelimeler: All-in-one sistemler, termosiklus, hızlı yaşlandırma
Geleneksel yöntemle ve lazerle hazırlanan 5. sınıf kavitelerde, kompozit materyallerin uygulanması sonrası görülen mikrosızıntının ve mikrotensil bağlanma dayanımlarının karşılaştırılması ve kavite-restorasyon yüzeylerinin sem ile değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı, geleneksel yöntem ve lazer ile hazırlanan 5. Sınıf kavitelerde kompozit materyallerinin uygulanması sonrası görülen mikrosızıntı ve mikro tensile bağlanma dayanımlarının karşılaştırılması ve kavite-restorasyon yüzeylerinin SEM ile değerlendirilmesidir.Çalışmada 96 adet çürüksüz, herhangi bir restorasyon içermeyen ortodontik amaçlı çekilmiş küçükazı dişleri kullanılmıştır.32 tane küçükazı diş rastgele seçilerek 2 guruba ayrılmıştır. Birinci grupta, her bir dişin bukkal yüzünde Er:YAG lazer ile, lingual/palatinal yüzeylerinde ise aeratör- mikromotor ile, 3mm yüksekliğinde, 4mm eninde ve 2mm derinliğinde 5. sınıf kaviteler hazırlanmıştır. İkinci grupta ise her bir dişin lingual/palatinal yüzünde Er:YAG lazer ile, bukkal yüzeylerinde ise aeratör- mikromotor ile 5. sınıf kaviteler hazırlanmıştır. Sonuç olarak, lazer ile 32 adet , geleneksel yöntemle 32 adet kavite meydana getirilmiştir.Hazırlanan dişlerden her alt grupta 8 kavite (4 bukkal+ 4 lingual) olacak şekilde 4 alt grup oluşturulmuştur.Kaviteler, 4 farklı kompozit materyaliyle (Clearfil Majesty Posterior, Silorane, Amaris ve Filtek Z250) üretici firmaların adeziv sistemleri ile kullanım önerileri doğrultusunda restore edilmiştir.Dişler 24 saat distile suda bekletildikten sonra, 5°-55° C arasında 1000 kez termosiklus uygulanmış, bu işlem sonrasında örnekler %0.5'lik bazik fuksin çözeltisi içerisinde 24 saat bekletilmiştir.Dişler, bukkal ve lingual/palatinalde hazırlanan kaviteleri birbirinden ayırmak için kesit alma cihazı ile mesiyo-distal yönde kesilmiştir. Sonuçta aynı yöntemle açılmış ve aynı materyal uygulanmış yeni 8 alt grup elde edilmiştir.Elde edilen yeni örnekler, bukko-lingual yönde kesildikten sonra, boya penetrasyon derecesi stereomikroskop ile incelenmiştir.Geriye kalan 64 dişin bukkal yüzeylerine , 32 kavite lazerle, 32 kavite ise geleneksel yöntemle olacak şekilde 5. Sınıf kaviteler hazırlanmış ve her grupta 8 kavite olacak şekilde 4'er alt gruba ayrılarak, 4 farklı kompozit materyali ile (Clearfil Majesty Posterior, Silorane, Amaris ve Filtek Z250) üretici firmaların adeziv sistemleri ile kullanım önerileri doğrultusunda restore edilmiştir.Hazırlanan grupların herbirinden bir adet diş SEM ile inceleme yapılabilmesi için ayrılmıştır.Dişler 24 saat distile suda bekletildikten sonra 5-55° `de 1000 kez termosiklus işlemi uygulanmıştır. Dişlere, mikrotensile bağlanma dayanımı değerlendirilmesi için, Universal test makinesiyle çekme deneyi uygulanmıştır.Bağlanma dayanımı sonuçlarının istatistiksel analizi `One Way ANOVA' ve `post hoc çoklu karşılaştırmalar TUKEY' testi ile, mikrosızıntı sonuçları ki-kare testi kullanılarak gerçekleştirilmiştir.Çalışmanın sonucunda, lazer ile hazırlanan, Silorane ve Amaris ile restore edilen gruplardaki bağlanma dayanımı değerleri, lazerle hazırlanan ve Filtek Z250 ile restore edilen gruptan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunurken; geleneksel yöntemlerle hazırlanan, Silorane ve Amaris ile restore edilen gruplardaki bağlanma dayanımı değerleri, geleneksel yöntemle hazırlanan, Clearfil veya Filtek Z250 ile restore edilen gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur.Oklüzalde ve gingivalde meydana gelen mikrosızıntı değerlendimesine bakıldığında, lazer ve geleneksel yöntemle hazırlanan Silorane ile restore edilen kavitelerde beklenenden fazla mikrosızıntı meydana geldiği, Z250 ve Clearfil ile restore edilen gruplarda ise beklenenden daha az mikrosızınztı meydana geldiği gözlenmiştir. Lazer ile hazırlanmış kavitelerde oklüzal ve gingivalde meydana gelen mikrosızıntı sonuçları arasında anlamlı bir fark bulunmazken, geleneksel yöntemle hazırlanan kavitelerde gingivalde meydana gelen sızıntının oklüzaldekine göre istatistiksel olarak anlamlı derece fazla görülmüştür.Kavite-restorasyon yüzeylerinin SEM incelemesinde, bütün gruplarda, lazer ile hazırlanan kavitelerde kalın bir adeziv tabaka izlenirken, geleneksel yöntemle hazırlanan kavitelerde Clerafil Majesty Posterior ve Z250 ile restore edilen kaviteler hariç, daha ince bir adeziv tabaka görülmüştür. SEM incelemelerinde, lazer ile hazırlanan kavitelerde uzun ve sık rezin taglar dikkat çekerken, geleneksel yöntemle hazırlanan kavitelerde, Clearfil Majesty Posterior dışındaki gruplarda seyrek ve kısa rezin taglar oluşmuştur.Anahtar kelimeler: Lazer, 5. Sınıf Kavite, Mikrosızıntı, Mikrotensil Bağlanma Dayanımı
İki farklı güçte uygulanmış Er:YAG laser ile hazırlanan dentin yüzeylerine self-etch veya total-etch olan üç farklı rezin siman ile bağlanan porselen yüzeylerinin in-vitro bağlanma dayanımı
Bu çalışmanın amacı, farklı güçte Er:YAG lazer uygulanmış dentin yüzeylerine porselen blokların 3 farklı rezin siman ile simante edilmesinden sonra makaslama kuvvetlerine bağlanma dayanımının in vitro olarak incelenmesi ve oluşturulan test gruplarının SEM görüntülerinin değerlendirmesidir.45 adet sürmemiş üçüncü büyükazı dişi kullanılmıştır. Tüm periodontal artıklar küret yardımı ile uzaklaştırıldıktan sonra dişlerin kuronları köklerinden ayırıldı ve ortadan ikiye bölünüp 90 adet örnek hazırlanmıştır. Akrilik rezin içerisine gömülen dişlerin bukkal ve lingual yüzeyleri 600 grit silikon karbid zımpara kağıtlar yardımıyla su altında, 4 mm dentin kalınlığı elde edilinceye kadar zımparalanmıştır. Dentin açığa çıkarıldıktan sonra üç gruba Er:YAG lazer ile 30 Hz/70 mJ, üç gruba 30 Hz/160 mJ lazer uygulanmıştır. Kalan 3 gruba ise lazer uygulaması yapılmamış ve her rezin simanın kontrol grupları oluşturulmuştur. Tüm örnekler 4 mm çapında 2 mm yükseklikte Empress II silindir porselen blokları üç farklı rezin siman ile (Kuraray Esthetics [Self-etch], Ivoclar Multilink Automix [Self-etch] ve Ivoclar Variolink II [Total-etch]) üretici firmaların önerileri doğrultusunda dentin disklerine simante etmek amacı ile, her grupta 10 adet örnek olmak üzere, rastgele 9 alt gruba ayrılmıştır. Tüm örneklere 5?-55?C arasında 1000 kez termosiklus döngüsü uygulanmıştır. Universal test cihazına (Instron; USA) bağlanan örneklere, 1mm/dak hız uygulanarak kopma meydana gelene kadar makaslama kuvveti uygulanmış, ve kırılan örneklerin kopma değerleri MPa olarak kayıt edilmiştir. İstatistiksel analiz için Dunn ve çoklu değişken testleri ve Kruskal Wallis testleri uygulanmıştır.Variolink II ve Multilink Automix rezin simanları, Clearfil Esthetic Cement'ten istatistiksel olarak anlamlı fark göstererek daha iyi sonuç vermiştir. Variolink II ve Multilink Automix rezin simanlarının test ve kontrol gruplarında elde edilen bağlanma değerleri klinik olarak kabul edilebilir olarak yorumlanmıştır.Lazer uygulamaları, Variolink II ve Clearfil Esthetic Cement'in test gruplarında kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı fark yaratmazken, Multilink Automix gruplarında bağlanma değerlerini istatistiksel anlamlı fark göstererek düşmüştür. Ancak bu değerler klinik olarak kabul edilebilir bağlanma kuvvetlerinin altına düşmediği gözlemlenmiştir
Farklı adeziv sistemler ile uygulanan çeşitli akışkan kompozit sistemlerinin dentine bağlanma dayanımlarının in vitro değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı , çeşitli akışkan kompozit sistemlerin farklı adeziv sistemler ile birlikte uygulanmasının dentine bağlanma dayanımlarının in vitro olarak değerlendirilmesidir. 50 adet çürüksüz büyük azı di ş leri ikiye bölünerek pa latinal/lingual ve bukkal yüzeyleri ayrılmıştır. Grupların standart olarak olu ş turulabilmesi için di ş lerin 5 lingual ve 5 bukkal yüzeyi kullan ı larak, gruplardaki örnek sayısı 10 olacak ş ekilde ayarlanmıştır. 3 grup sadece adeziv sistemler (A dper Single Bond 2, Clearfil SE Bond, Xeno V) ve ard ı ndan kompozit restorasyon (Filtek Z250) yap ı larak hazırlan ıştır. Di ğ er 6 gruba ise, bu adeziv sistemleri takiben ak ı ş kan kompozit uygulanmış (Filtek Ultimate veya SDR) ard ı ndan da kompozit yapılmıştır, son grup ise kendinden adeziv sistemli ak ı ş kan kompozit (Vertise Flow) ve kompozit restorasyon ile tamamlandı . Çalış mada kullanılan tüm materyaller üretici firmaların kullanım talimatlarına göre hazırlanmıştır. Tüm örnekler 24 saat distile suda bekletilmi ş ve sonrasında makaslama testi uygulanmıştır. Çalışma verileri de ğ erlendirilirken normal dağılım gösteren parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında "Oneway Anova" testi ve "Tukey HSD" testi kullanılmıştır. Anlaml ı l ı k p<0.05 düzeyinde de ğ erlendirildi. Çal ı ş mada elde edilen sonuçlara göre; farkl ı adeziv sistemleri (Adper Single Bond 2, Clearfil SE Bond, Xeno V) ile uygula nan direkt hibrit kompozit uygulamalar ı aras ı nda istatistiksel olarak anlaml ı fark bulunmu ş tur. Tek ş i ş e self-etch adeziv sistem Xeno V'in ba ğ lanma dayan ı m de ğ erleri Clearfil SE Bond ve Adper Single Bond 2 gruplar ı na göre istatistiksel olarak anlaml ı düzeyde dü ş ük (p<0.05) bulunmuştur. Ak ı ş kan kompozit (Filtek Ultimate) uygulamas ı total-etch ve tek basamaklı self-etch adeziv (all-in-one) sisteminin bağlanmasını istatistiksel anlamda dü ş ürürken (p<0.05), iki basamaklı self-etch uygulaması istatistiksel anlamda fark yaratmamıştır (p>0.05). Dentin dokusu yerine geli ş tirilen yeni akışkan kompozit sistemi (Surefil SDR) adeziv iii sistemler aras ı nda istatistiksel anlamda fark göstermemiştir (p>0.05). Çalışmamızda kullanılan yeni bir ürün olan kendinden adeziv sistemli ak ı ş kan kompozitin (Vertise Flow) bağlanmasında, geleneksel ak ı ş kan kompozitli (Filtek Ultimate) ve dentin dokusu yerine geli ş tirilen ak ı ş kan kompozitli restorasyonlar (SDR) ile karşılaştırdığımızda istatistiksel anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0.05). Ancak bu ürün (Vertise Flow) bağlanma değerleri sadece adeziv sistem ile uygulanan kompozit gruplarına (geleneksel yöntem) oranladüşük bulunmuştur (p<0.05).Anahtar kelimeler: Akışkan kompozit, self-etch adeziv sistem, total-etch adeziv sistem.
Farklı materyallerin başlangıç evresindeki mine lezyonlarının yeniden sertleşmesi üzerine etkileri
Bu araştırmanın amacı, başlangıç evresindeki mine lezyonlarına uygulanan değişik materyallerin, demineralizasyon ve remineralizasyon siklusu sonrası yeniden sertleşmedeki etkilerinin in vitro olarak incelenmesidir.Araştırmada, kırık ve çatlak içermeyen 28 adet sığır dişinden 56 adet mine örneği elde edilmiş ve dişler, her grupta 8'er örnek olmak üzere 7 gruba ayrılmıştır. Başlangıç mikrosertlik değerleri ölçülen tüm örneklere, kliniği taklit edecek şekilde sitrik asit uygulanmış ve yüzeylerde, aktif mine erozyonu oluşturulmuştur. Asitleme sonrası, ilk gruba hiçbir materyal uygulanmayarak kontrol grubu oluşturulmuştur. Grup 2'ye rezin bonding materyali olan Clearfil SE Bond, grup 3 ve 4'e sırasıyla fissür örtücü materyalleri olan Fissurit FX ve Helioseal F, grup 5, 6 ve 7'ye Icon-etch ile asitleme süreleri sırasıyla 60, 90 ve 120 sn. olan rezin infiltranı Icon® uygulanmıştır. Tüm gruplar, 1 hafta süreyle demineralizasyon ve remineralizasyon siklusuna tabi tutulmuştur. Örneklere, her gün, 15 saat içerisinde 5 kez 5'er dakika demineralizasyon çözeltisi uygulanmış, kalan 9 saat içerisinde örnekler, sürekli remineralizasyon çözeltisinde bekletilmiştir. Demineralizasyon ve remineralizasyon siklusu sonunda, mine yüzeyleri kesit mikrosertlik testi ile incelenmiştir. Mikrosertlik testi, Vickers ucu bulunan mikrosertlik test cihazıyla yapılmış, her bir kesit üzerinde 20, 30, 50, 70 ve 90 ? m olmak üzere 5 farklı derinlikte izler elde edilmiştir. Her derinlikte 3 ayrı ölçüm yapılmış ve örneklerin mikrosertlik değerleri, bu ölçümlerin ortalaması alınarak hesaplanmıştır.Sonuçların istatistiksel analizleri, ?one way ANOVA? ve post hoc ?Tukey? testi ile gerçekleştirilmiştir.Araştırmanın sonucunda, bütün örneklerin başlangıç mikrosertlik değerleri ortalamalarıyla 20 ? m, 30 ? m, 50 ? m, 70 ? m ve 90 ? m derinliklerdeki mikrosertlik değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. 20 ? m, 30 ? m ve 50 ? m'de, Clearfil SE Bond grubunun mikrosertlik değeri ortalaması, kontrol grubu ile istatistiksel olarak anlamlı fark gösterememiş ve Clearfil SE Bond'un, başlangıç evresindeki mine lezyonlarına uygulandığında yeniden sertleşmede etkin olamadığı görülmüştür. Grupların BMSD (başlangıç mikrosertlik değerleri) ve 90 ? m'deki ortalama mikrosertlik değerleri arasındaki fark, istatistiksel olarak anlamlı bulunmamış, Icon materyali, bu derinlikte yeniden sertleşmede yeterli olamamıştır. Icon-etch'in farklı uygulama süreleriyle oluşturulmuş grupların mikrosertlik değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.
Farklı cila yöntemlerinin nanofil ve mikrohibrit kompozitlerin renkleşmesi üzerine olan etkisinin in vitro olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı cila tekniklerinin (frez;frez+diamond polish;soflex; sof-lex+diamond polish; PoGo; PoGo+diamond polish), nanofil (Clearfil Majesty Esthetic Ultimate) ve mikrohibrit (G-aenial) kompozitlerin renkleşmesi (yapay tükürük ve çay) üzerine olan etkisinin in vitro olarak saptanmasıdır.Çalışmada her bir kompozitten 120 adet olacak şekilde, toplam 360 adet 8 mm çapında ve 2 mm kalınlığında kompozit disk hazırlandı ve her grup üretici firmaların talimatları doğrultusunda polimerize edildi (Optilux 501;Kerr). Hazırlanan bütün kompozit örneklerinin yüzeyi tungsten karbit frez ile standardize edildi. Daha sonra her bir grup kompozit (n=120) çalışmada kullanılan 3 farklı bitim ve cila tekniğine göre (frez; PoGo; sof-lex) rastgele olarak önce 3 gruba ayrıldı (n=40). Her gruptaki örneklerin yarısı (n=20) kullanılan cila tekniği ile bitirildi, diğer yarısına ise (n=20) cila tekniği sonrasında cila pastası (diamond polish;Ultradent) uygulaması yapıldı (frez+diamond polish; sof-lex+diamond polish; PoGo+diamond polish). Bitim ve cila işlemlerinin renkleşmeye etkisinin saptanabilmesi için her bir grup son aşama olarak, renklendirici çözelti olarak çay, çay ve yapay tükürüğün kullanıldığı 2 alt gruba (n=10) ayrıldı. Cila işlemi tamamlanan kompozit örnekler 24 saat 37°C'de yapay tükürükte bekletildi. Daha sonra spektrofotometre (Minolta CM-2600d) ile ilk renk ölçümleri yapıldı. Çay grubundaki örnekler 6 saat çayda,18 saat 37°C de yapay tükürükte bekletildi. Yapay tükürük grubundaki örnekler ise 24 saat 37°C yapay tükürükte bekletildi, her iki grupta da çay ve yapay tükürük çalışma boyunca yenilendi. İlk renk ölçümünü takip eden 2 hafta boyunca aynı renklendirme döngüsü tekrarlandı ve 1. ve 2. haftalarda tüm örneklerde meydana gelen renk değişiklikleri CIE Lab sistemi kullanılarak renk farkı ?E olarak hesaplandı. Sonuçların istatistiksel karşılaştırılmasında paired t-testi, one-way ANOVA ve post hoc Tukey testleri kullanıldı (p<0.05). Çay, nanofil ve mikrohibrit kompozitlerde yapay tükürük ile kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla renkleşmeye neden oldu (p<0.05). Aynı cila tekniklerinin farklı kompozitlerdeki kıyaslamalarında, Clearfil Majesty Esthetic, Ultimate'dan daha az renkleşti (p<0.05). Frez ve sof-lex'de Ultimate ve Gaenial arasında fark saptanmadı (p>0.05). Clearfil Majesty Esthetic ve G-aenial arasında ise sadece frez grubunda fark saptandı. Cila tekniklerinin diamond polish cila pastası ile kombine kullanımı, G-aenial PoGo grubu hariç, bütün gruplarda çay ile oluşan renkleşmeyi azalttı.
Farklı Er:YAG lazer parametreleri ve geleneksel yöntemle hazırlanan 5. sınıf kavitelerin dentin yüzeyleri pürüzlülük değerleri ile adeziv sistem ve kompozit materyali uygulanması sonrası elde edilen mikrotensil bağlanma dayanımı değerlerinin karşılaştırmalı incelenmesi
Bu in vitro çalı?manın amacı; geleneksel yöntem ve farklı Er:YAG parametreleri ile hazırlanan 5. sınıf kavitelere adeziv sistem ve kompozit materyali uygulanarak 2000 döngü termosiklus sonrası görülen mikrotensil bağlanma dayanımı değerlerinin ve yine geleneksel yöntem ile aynı lazer parametreleri uygulanan dentin yüzeylerinin pürüzlülük değerlerinin kar?ıla?tırılmasıdır.Çalı?mada 113 adet apeksifikasyonu tamamlanmı?, ortodontik amaçlı çekilmi?, herhangi bir restorasyon içermeyen çürüksüz daimi insan küçük azı di?i kullanılmı?tır.Rastgele seçilen 45 adet küçük azı di?, bukkal ve lingual/palatinal yüzeylerinin birbirinden ayrılması için kesit alma cihazı ile meziyo-distal yönde kesilmi?tir. Bukkal veya lingual/palatinal yüzeyler sırasıyla 100, 600 ve 1200 grit silikon karbid zımpara kağıtlar yardımıyla su yıkaması altında cilalanarak mine yüzeyinin 2 mm altına inilmi?tir. Örnekler, her grupta 10 adet di? olacak ?ekilde rastgele 9 gruba ayrılmı? ve tüm örneklerin geleneksel yöntem ve lazer uygulaması öncesi ilk pürüzlülük değerleri her di?ten 5 değer alınarak elde edilmi?tir.Örnekler akrilik rezin bloklar içerisine gömüldükten sonra, lazer gruplarına farklı Er:YAG parametreleri, kontrol grubuna ise mikromotor ile çelik rond frez uygulandıktan sonra her di?ten 5 değer olmak üzere pürüzlülük değerleri tekrar ölçülmü?tür.Geriye kalan 68 adet daimi küçük azı di?in bukkal ve lingual/palatinal yüzeylerinin birbirinden ayrılması için di?ler kesitalma cihazı ile meziyo-distal yönde kesilmi?tir. Her grupta 15 örnek olmak üzere di?ler rastgele 9 gruba ayrılmı?tır.Lazer gruplarında Er:YAG lazer ile mine-sement sınırının 1 mm üzerinde, 4 mm boyunda, 4 mm geni?liğinde ve 2 mm derinliğinde 5. sınıf kaviteler hazırlanmı?tır. Kontrol grubunda mine, aeratöre takılan elmas rond frez, dentin ise mikromotora takılan çelik rond frezle kaldırılarak aynı boyutlarda kaviteler elde edilmi?tir.Hazırlanan kavitelere bonding ajanı (Clearfil SE Bond, Kuraray Dental) ve kompozit restoratif materyali (Filtek Z250, 3M ESPE) üretici firmaların kullanım önerileri doğrultusunda uygulanmı?tır.Örneklere 5º-55ºC arasında 2000 termosiklus döngüsü uygulanmı?tır. Di?ler, bağlanma yüzeyine dik olacak ?ekilde önce meziyo-distal, sonrasında vestibülo-palatinal yönde kesilerek 1 mm x 1 mm ölçülerinde dentin-kompozit çubukları elde edilmi?tir.Örneklere, mikrotensil bağlanma dayanımı değerlendirilmesi için Universal test makinesiyle çekme deneyi uygulanmı?tır.Çalı?ma verileri değerlendirilirken, parametrelerin gruplar arası kar?ıla?tırılmalarında `One Way ANOVA' testi, farklılığa neden olan grubun tespitinde `Tukey HSD' testi, parametrelerin grup içi kar?ıla?tırılmalarında ise paired t testi kullanılmı?tır.Çalı?mada elde edilen sonuçlara göre; dentin yüzeylerine lazer uygulanması, pürüzlülük değerlerini kontrol grubuna oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede arttırmaktadır. Mikrotensil bağlanma dayanımı değerlerinde; gerek dü?ük atım süresi ile yüksekgüç, gerekse yüksek atım süresi ile dü?ük güç kullanılmasının aynı sonucu verdiği görülmektedir. Lazer gruplarında yüzey pürüzlülük değerleri arttıkça mikrotensil bağlanma dayanımı değerlerinde dü?ü? elde edilmektedir. Kontrol grubu, istatistiksel olarak anlamlı derecede en yüksek bağlanma dayanımı değerlerini vermektedir.Anahtar Kelimeler: Er:YAG Lazer, 5. Sınıf Kavite, Termosiklus, Yüzey Pürüzlülüğü, Mikrotensil Bağlanma Dayanımı
Çeşitli asidik içeceklerin iki farklı restoratif materyalin mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü üzerine etkilerinin in vitro koşullarda değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı fizikokimyasal özelliklere ve içeriklere sahip, nanodolduruculu kompozit materyali (Kalore; GC) ile yüksek viskoziteli güçlendirilmiş geleneksel cam iyonomer materyalinin (Fuji IX Gp Extra; GC), asit içeren içeceklere maruz kaldığında, gösterdikleri yüzey sertlik ve pürüzlülük değerlerinin in vitro olarak değerlendirilmesidir.Araştırmada nanohibrit kompozit rezin (Kalore; GC) ve cam iyonomer materyali ( Fujı IX GP Extra; GC) kullanılarak 5mm çapında ve 2mm kalınlığında 120 adet disk hazırlandı. Diskleri hazırlamak için paslanmaz çelik kalıplar kullanıldı. Kompozit rezin ve cam iyonomer materyali vita skalasında A2 renk değerinden seçildi. Hazırlanan 120 adet örnek iki ana gruba ayrılarak (60 adet Kalore;GC, 60 adet Fuji IX Gp Extra;GC) ve her grupta 10'ar örnek olmak üzere 6 alt grupa ayrıldı. Disk şeklinde hazırlanan örneklerin her iki yüzeyi 1200 grit silikon karbit zımpara kağıdı ile zımparalandı. Hazırlanan örneklerin bir yüzeyinden başlangıç mikrosertlik ölçümleri, diğer yüzeyinden başlangıç yüzey pürüzlülük ölçümleri yapıldı. Her iki grubun, Grup CK ve Grup KK alt grupları kontrol grubu oluşturularak, çalışma süresince hiçbir asitli içeceğe maruz kalmayacak şekilde distile suda bekletildi. Grup K1 ve Grup C1 kolada, Grup K2 ve Grup C2 su ile seyreltilmiş kolada, Grup K3 ve Grup C3 Nestea Şeftali içeceğinde, Grup K4 ve Grup C4 Nestea Limon içeceğinde, Grup K5 ve Grup C5 portakal suyunda belirli sürelerde bekletildi. Tüm grupların içeceklerde bekletilme süresi; hastaların asitli içecekleri günlük tüketimleri düşünülerek, mevcut restoratif materyallerin 1 sene boyunca günde 2 dk. asitli içeceklere maruz kalması süresine denk gelecek şekilde planlandı. Gruplar, 3 gün boyunca aynı saat itibariyle, günde 4 saat içeceklerde, kalan sürelerde ise distile suda 37 °C etüvde bekletildi. Tüm gruplardaki örneklerin içeceklerde bekletilmesi sonrasında, mikro sertlik ve yüzey pürüzlülük ölçümleri tekrarlandı. Mikrosertlik testi için, Vickers mikrosertlik yöntemi kullanıldı ve her bir örnek üzerinde 5 farklı alandan ölçümler yapıldı. Yüzey pürüzlülük ölçümleri için ise, örnek yüzeyinde 4'er ölçüm yapılarak, Ra değerleri belirlendi.Sonuçların istatistiksel analizleri, `'Oneway Anova'' , `'Tukey HDS `', `'Student t'' ve `'Paired sample t''testleri ile gerçekleştirildi.Araştırmanın sonucunda, kompozit gruplarının, asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası sertlik değerlerinde görülen düşüşün ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı fark bulundu. KK grubunun asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası sertlik değerlerindeki azalma, K3, K4 ve K5 gruplarından anlamlı şekilde düşük bulundu. K3 grubunun sertlik değerlerinde görülen düşüşün ortalama değerleri K1 ve K2 gruplarından anlamlı şekilde yüksek bulundu. Kompozit gruplarının asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası yüzey pürüzlülük değerlerinde görülen artışın ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu.Cam iyonomer gruplarında ise; asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası sertlik değerlerinde görülen düşüşün ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı fark bulundu. C3 ve C4 gruplarının asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası sertlik değerlerindeki azalma, C1, C2, C5 ve CK gruplarından ileri derecede anlamlı şekilde düşük bulundu. Cam iyonomer grupların asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası yüzey pürüzlülük değerlerinde görülen artışın ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı fark bulundu. CK grubunun asitli içecek öncesine göre asitli içecek sonrası yüzey pürüzlülük değerindeki artış, C3, C4 ve C5 gruplarından anlamlı şekilde düşük bulundu.Elde edilen sonuçlara bağlı olarak; asidik içeceğin pH değeri ne olursa olsun, içeceklerin restoratif materyallerin (Kalore; GC, Fujı IX GP Extra; GC) mikro sertlik ve yüzey pürüzlülük değerlerinde değişimlere neden olduğu kaydedildi.Anahtar Kelimeler: nanohibrit kompozit rezin, geleneksel cam iyonomer siman, mikro sertlik, yüzey pürüzlülük, asidik içecekler
Silan bağlanma ajanlarının self adeziv rezin siman- cam fiber post arasındaki mikrotensil bağlanma dayanımı üzerine olan etkisinin in-vitro incelenmesi.
Bu çalışmada farklı cam fiber postlar ve self adeziv rezin simanlar arasındaki mikrotensil bağlanma dayanımının ve bu dayanım üzerine silan yüzey işlemi uygulamasının etkisinin in vitro incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmamızda cam fiber olarak toplam 40 adet FRC Postec Plus(Ivoclar Vivadent, Liechtenstein) ve GC Fiber Post(GC Corporation, Japonya), 1 adet geleneksel rezin siman Variolink II (Ivoclar Vivadent, Liechtenstein), 2 adet SARS olan Speed CEM (Ivoclar Vivadent, Liechtenstein) ve GCEM (GC Corporation, Japonya) ile bu sistemlerin silan ajanları olan Monobond S (Ivoclar Vivadent, Liechtenstein) ile GC Ceramic Primer (GC Corporation, Japonya) kullanıldı. Fiber postlar yüzeylerini temizlemek amacıyla % 38 ortofosforik asitle 30 sn asitlendi, yıkandı ve kurutuldu. Postlar özel hazırlanan deney düzeneğine yerleştirildi. FRC Postec Plus+Monobond S+GCEM, FRC Postec Plus+Monobond S+SpeedCEM, FRC Postec Plus+Monobond S+Variolink II, GC Fiber Post+Ceramic Primer+GCEM, GC Fiber Post+Ceramic Primer+SpeedCEM, GC Fiber Post+Ceramic Primer+Variolink II, FRC Postec Plus+GCEM, FRC Postec Plus+SpeedCEM, GC Fiber Post+GCEM, GC Fiber Post+SpeedCEM gruplarını oluşturmak için örnekler ışıkla polimerize edildi. Polimerizasyonun tamamlanması için 10 dakika bekletildi. 37 C' de %100 nemli ortamda 24 saat bekletildikten sonra silindirik blok şeklindeki örnekler Isomet(Buehler, ABD) ile 1x1 mm genişliğinde kesilerek çubuklar elde edildi. Çubuklar universal test cihazına bağlı Multi T Testing Device' a bağlanarak 0.5 mm/dak hızda çekme kuvveti uygulandı. Kopmanın gerçekleştiği taraftaki bağlanma yüzeyi alanları esas alınarak kopma yüzeyi alanları saptandı ve mikrotensil bağlanma dayanımları MPa cinsinden hesaplandı.İstatiksel analiz için Kruskal Wallis testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Mann Whitney U testi kullanılmış sonuçlar % 95 güven aralığında değerlendirilmiştir (p<0.05).En yüksek bağlanma değeri FRC Postec Plus+Monobond S+GCEM grubunda 20.63±9.03 MPa ile bulunmuştur. FRC Postec Plus+Monobond S+SpeedCEM grubunun mikrotensil bağlanma dayanımı (µTBS) değeri silan yüzey işlemi ile artmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Silan yüzey işlemi uygulamalarının SARS'ların metakrilat organik matrikse sahip cam fiber postlara bağlanma dayanımını arttırdığı tespit edilmiştir.
Sentetik polimer esaslı bir kanal dolgu materyali ile rezin esaslı kanal dolgu patının bazı özelliklerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, 1) %2'lik klorheksidin ve %5.25'lik sodyum hipokloritin Resilon konların yüzey özellikleri üzerindeki etkilerinin atomik kuvvet mikroskobu ile değerlendirilmesi, 2) guta-perka ve Resilonun iki farklı dolgu yöntemi (System B ve Obtura II) kullanarak kanal içi düzensizlikleri doldurma özelliklerinin karşılaştırılması, 3) Epiphany kök kanal dolgu sisteminin dentin tübül penetrasyonu ve duvar adaptasyonunun tarayıcı elektron mikroskobu ile incelenmesi, 4) Epiphany kök kanal dolgu sisteminin üç dolgu yöntemi ile pat dağılımının gözlenmesi ve 5) Epiphany sistemi ile guta-perkanın yapay olarak oluşturulan lateral kanalları doldurma özelliklerinin karşılaştırılmasıdır.1) Resilon konlar 1 ve 5 dakikalık zaman aralıklarında dezenfektan ajanlarda (%5.25'lik sodyum hipoklorit ve %2'lik klorheksidin) bekletildi. Resilon konların yüzey değişikliklerini değerlendirmek için atomik kuvvet mikroskobu kullanıldı. Yüzey değişikliklerinin artış ve azalışlarını ölçmek için ?root mean square? (RMS) parametreleri hesaplandı. Sodyum hipoklorit ve klorheksidin solüsyonlarında 5 dakika bekletilen gruptaki konların diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük RMS değerleri gösterdiği belirlendi (p<0.05). 1 dakika bekletilen Resilon konların yüzeyinde anlamlı bir bozulma görülmedi (p>0.05). Sonuç olarak, dezenfeksiyon için kullanılan sodyum hipoklorit ve klorheksidin solüsyonları Resilon konların RMS değerlerini 5 dakika uygulamada anlamlı derecede düşürdüğü saptandı.2) Çekilmiş iki adet insan üst santral kesici dişi sement-dentin birleşiminden akrilik rezin bloklara gömüldü. Koronal genişlikleri farklı apikal genişlikleri aynı iki adet split diş modeli elde edildi. Kök kanal genişletmesinden sonra, rond frezle dentin duvarlarına 4 adet yapay defekt yapıldı. Her bir split model sıcak vertikal kondensasyon (System B) ve termoplastik enjeksiyon yöntemi (Obtura II) kullanılarak guta-perka ve Resilon ile her grup için 10'ar kez dolduruldu. Örnekler defekt replikasyonu ve boşluk oluşumu yönünden incelendi. Guta-perka ve Resilon arasında boşluk oluşumu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). System B ile Obtura II teknikleri arasında boşluk oluşumu yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Dar kanal geniş kanala göre anlamlı derecede fazla boşluk oluşturduğu belirlendi (p<0.05). Guta-perkanın istatistiksel olarak Resilondan ve aynı şekilde geniş kanallarda dar kanallardan istatistiksel olarak daha iyi kanal içi defekt replikasyonu gösterdiği saptandı (p<0.05). System B ve Obtura II grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.3) Çekilmiş 30 adet tek ve düz köklü insan anterior dişleri toplandı ve kronları sement-dentin birleşiminden su soğutmalı elmas frezle uzaklaştırıldı. Kök kanalları dönen aletlerle genişletildi ve üç gruba ayrıldı. Gruplar lateral kondensasyon, sıcak vertikal kondensasyon (System B) ve termoplastik enjeksiyon yöntemi (Obtura II) kullanılarak guta-perka ve Resilon ile dolduruldu ve vertikal yönde kırıldı. Köklerin orta üçlüsünden Resilon-dentin ara yüzeyinde SEM incelemesi yapıldı ve dijital fotoğraflar alındı. Epiphany kök kanal patının dentin tübül penetrasyonu ve duvar adaptasyonu değerlendirildi. Sıcak vertikal kondensasyon yönteminin diğer gruplara göre daha iyi penetrasyon gösterdiği bulundu.4) Bu çalışma için 30 adet eğri kanallı simüle rezin bloklar kullanıldı. Kanallar dönen aletlerle genişletildi ve üç gruba ayrıldı. Gruplar lateral kondensasyon, sıcak vertikal kondensasyon (System B) ve termoplastik enjeksiyon yöntemi (Obtura II) kullanılarak guta-perka ve Resilon ile dolduruldu. Rezin bloklar, koronalin 5 ve 10 mm, apikalin 3 mm uzağından uzun aksa dik olacak şekilde su soğutmalı elmas kaplı testere ile kesildi. Her bir kesitten stereomikroskopa bağlı dijital kamera ile dijital fotoğraflar alındı. Görüntüler Adobe Photoshop programı ile analiz edildi ve pat ve dolgu alanları hesaplandı. Lateral kondensasyon yöntemi koronal kesitlerde en az dolgu oranı gösterdi (p<0.05). Obtura II yöntemi apikal üçlüde koronal ve orta üçlülere göre daha yüksek pat oranı gösterdi (p<0.05). System B tüm düzeylerde istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Sonuç olarak, sıcak vertikal kondensasyon tekniği hem Resilon hem guta-perka için diğer gruplara nazaran daha homojen bir dolgu oluşturduğu belirlendi.5) Çekilmiş 60 adet düz köklü insan anterior dişleri toplanarak ve kronları sement-dentin birleşiminden su soğutmalı elmas frezle uzaklaştırıldı. Kök kanalları dönen aletlerle genişletildi ve koronal, orta ve apikal üçlülere yapay olarak lateral kanallar açıldı ve rasgele 6 gruba ayrıldı. Bu gruplar şu yöntemlerle dolduruldu; (1) guta-perka-AH Plus ile lateral kondensasyon, (2) guta-perka-AH Plus ile sıcak vertikal kondensasyon, (3) guta-perka-AH Plus ile Obtura II, (4) Resilon ve Epiphany ile lateral kondensasyon, (5) Resilon ve Epiphany ile sıcak vertikal kondensasyon, (6) Resilon ve Epiphany ile Obtura II. Dişler 72 saat %5'lik nitrik asitle demineralize edildi, metil salisilat ile şeffaflaştırıldı ve stereomikroskop ile değerlendirildi. Apikal, orta ve koronal üçlüdeki aksesuar kanallar değerlendirildi. Dolgu materyalinin ve patın lateral kanallara penetrasyon derinliği 5 skor derecesi ile numaralandı. Sıcak vertikal kondensasyon tekniği tüm düzeylerde en iyi penetrasyonu gösterdi (p<0.05). Guta-perka ve Resilon arasında teknikler açısından anlamlı fark bulunmadı. Ancak, apikal üçlüde guta-perka Resilona göre anlamlı derecede iyi penetrasyon gösterdi.Anahtar kelimeler: Resilon, guta-perka, lateral kondensasyon, System B, Obtura II.
Periapikal lezyonlu dişlerde enterococcus faecalis ve candida albicans'ın bulunma sıklığı ve antimikrobiyal duyarlılıklarının test edilmesi
Bu çalışmanın amacı endodontik enfeksiyonlarda kök kanallarında ve tükürükte, E.faecalis ve C.albicans'ın varlığının kültür ve PCR yöntemleri ile araştırılmasıdır.Mikrobiyolojik örnekler enfekte kök kanallı 100 hastanın (birincil enfeksiyon) 117 dişinden ve inatçı periapikal lezyona sahip kanal tedavili (ikincil enfeksiyon) 70 hastanın 114 dişinden elde edildi. Tükürük örnekleri her hastanın dil altı bölgesinden alındı.E.faecalis, 117 nekrotik kanala sahip dişlerin 16 (%14) adedinde ve 114 başarısız kök kanal tedavili dişlerin 10 (%9) adedinde kültür yöntemi ile bulundu. Bu hedeflenen tür PCR yöntemi ile birincil ve ikincil enfeksiyonlu dişlerde sırasıyla 19 (%16) ve 11 (%10) adet bulundu.C.albicans, 117 nekrotik kanala sahip dişlerin 20 (%17) adedinde ve 114 başarısız kanal tedavili dişlerin 10 (%9) adedinde kültür yöntemi ile bulundu. Bu hedeflenen tür PCR yöntemi ile birincil ve ikincil enfeksiyonlu dişlerde sırasıyla 23 (%20) ve 13 (%11) adet bulundu.Tükürük örneklerinde ise E.faecalis birincil enfeksiyonlu dişlere sahip 100 hastanın 7 (%7)'sinde ve ikincil enfeksiyonlu dişlere sahip 70 hastanın 6 (%9)'sında kültür yöntemi ile bulundu. PCR yöntemi ile bu hedeflenen tür sırasıyla 6 (%6) ve 7 (%10) adet bulundu. C.albicans birincil enfeksiyonlu dişlere sahip 100 hastanın 15 (%15)'inde ve ikincil enfeksiyonlu dişlere sahip 70 hastanın 11 (%16)'inde kültür yöntemi ile bulundu. PCR yöntemi ile bu hedeflenen tür sırasıyla 17 (%17) ve 15 (%21) adet bulundu.On sekiz E.faecalis ve 18 C.albicans izolatlarının antimikrobiyal ve antifungal ajanlara (E.faecalis izolatları için penisilin, vankomisin, spiramisin, kolistin ve C.albicans izolatları için amfoterisin B, nistatin, flukanazol ve ketokanozol) karşı duyarlılığı agar dilüsyon yöntemi ile değerlendirildi. Bu izolatların %5 NaOCl, %2,5 NaOCl, %17 EDTA ve %2 Klorheksidin solüsyonlarına antimikrobiyal aktivitesini değerlendirmek için strip difüzyon yöntemi kullanıldı. İzolatların pansuman materyalleri olan Ca(OH)2+Serum fizyolojik, Ca(OH)2+Gliserin ve Ca(OH)2+Klorheksidin'e olan duyarlılığı ise agar difüzyon yöntemi ile değerlendirildi. SF bütün testlerde pozitif kontrol olarak kullanıldı.E.faecalis izolatlarının hepsi penisilin, vankomisin, spiramisin, kolistin'e direnç gösterdi. Irrigasyon solüsyonlarından %2 Klorheksidin E.faecalis'i öldürmede en etkili olan solüsyondur ama %5 NaOCl diğer solüsyonlara göre en geniş inhibisyon zonunu oluşturdu. Pansuman materyali olarak Ca(OH)2+Klorheksidin patı E.faecalis izolatlarını öldürmede Ca(OH)2+Serum Fizyolojik ve Ca(OH)2+Gliserin patlarına göre daha etkilidir.C.albicans izolatların hepsi ketokanozole direnç gösterdi. Solüsyonlardan %5 NaOCl C.albicans'ı öldürmede daha etkilidir ve diğer solüsyonlara göre daha büyük çapta inhibisyon zonu oluşturmuştur. Ca(OH)2+Gliserin patı diğer patlara göre hem C.albicans'ı ödürmede hem de inhibisyon zonu oluşturmada daha üstündür.Tedavi sonrası hastalarda görülen alevlenme reaksiyonları araştırıldı. Nekrotik kanallı 100 hastanın 4 (%4)'ü ve inatçı periapikal lezyona sahip başarısız kanal tedavili dişlere sahip 70 hastanın 6 (%9)'sında 2 gün içinde şiddetli ağrı oluştuğu saptandı.Anahtar kelimeler: Birincil kök kanal enfeksiyonu, İkincil kök kanal enfeksiyonu, E.faecalis, C.albicans, Antimikrobiyal maddeler, İrrigasyon solüsyonları
Endodontide kök kanalı hazırlanmasında kullanılan nikel-titanyum döner hareket ve resiprokasyon hareketi yapan sistemlerin karşılaştırılması
Kök kanallarının şekillendirilmesinde döner hareketin yanında resiprokasyon hareketini kullanan enstrüman sistemleri de bulunmaktadır. Reciproc ve WaveOne sistemler yakın zamanda farklı firmalar tarafından geliştirilerek piyasaya sürülmüş tek-kullanım ve tek-eğe konseptine sahip resiprokasyon sistemleridir. Bu çalışmada, Reciproc ve WaveOne NiTi tek-eğe resiprokasyon sistemleri ile ProTaper NiTi döner sistemin hazır şeffaf akrilik blokların eğimli yapay kanallarını şekillendirme yetenekleri ve güvenilirliklerinin karşılaştırılması ve akrilik blokların eğimliyapay kanallarında döner hareket ve resiprokasyon hereketiyle kullanılan NiTi enstrümanların kullanım sonrası yüzeylerinde meydana gelen topografik değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmamızın ilk bölümünü oluşturan şekillendirme yeteneği deneyinde, 90 adet akrilik blok üç gruba ayrıldıktan sonra yapay kanalların şekillendirme öncesi çalışma boyları tespit edilmiş, kanal eğim açıları ölçülmüş ve blokların meziyodistal, bukkolingual ve apikokoronal yönde işlem öncesi dijital görüntüleri alınmıştır. Oluşturulan üç grup, üç farklı enstrüman sistemiyle etkin çalışma süreleri kaydedilerek şekillendirilmiştir(1. grup ProTaper SX-F2 enstrümanlar, 2. grup Reciproc R25 enstrüman,3. grup WaveOne Primary enstrüman ile). Şekillendirme işleminden sonra,yapay kanalların çalışma boyları ve kanal eğim açıları tekrar ölçülmüş ve blokların meziyodistal, bukkolingual ve apikokoronal yönde işlem sonrasıdijital görüntüleri alınmıştır. İşlem öncesi ve sonrasında alınan görüntüler özel bilgisayar programları kullanılarak çakıştırılmış ve elde edilen görüntüler üzerinde ölçümler yapılmıştır. Meziyodistal yön göz önünde bulundurulduğunda, eğimin iç kısmında ProTaper sistem; eğimin dış 187kısmında ise WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda madde uzaklaştırmıştır. Bukkolingual yön göz önünde bulundurulduğunda, kanalın bukkal ve lingual kısmında WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda madde uzaklaştırmıştır. Meziyodistal yön göz önünde bulundurulduğunda ProTaper sistem; bukkolingual yön göz önünde bulundurulduğunda WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda genişletme yapmıştır. Meziyodistal yönde en az miktarda kanal transportasyonu Reciproc sistem ile; bukkolingual yönde en az miktarda kanal transportasyonu ProTaper sistem ile elde edilmiştir. Şekillendirme süresi bakımından Reciproc ve WaveOne sistemler daha etkin; çalışma boyu değişimi açısından ProTaper ve Reciproc sistemler daha güvenilir; kanal eğim açısı değişimi açısından Reciproc sistem daha güvenilir bulunmuştur. Şekillendirme sırasında hiçbir grupta enstrüman kırığı meydana gelmediğinden, tüm sistemler enstrüman kırığı bakımından güvenilir bulunmuştur.Çalışmamızın ikinci bölümünü oluşturan AFM deneyinde,birer adet yeni PoTaper F2, Reciproc R25 ve WaveOne Primary enstrüman ve eğimli yapay kanala sahip 3 adet hazır şeffaf akrilik blok kullanılmıştır. Her bir enstrüman şekillendirme işleminde kullanılmadan önce AFM cihazına yerleştirilmiş ve dinamik modda uç 3 mm?lik kısımları boyunca 5 farklı nokta ve 2 farkli alan taranmıştır. Her bir enstrüman için şekillendirme işlemi öncesi 3-boyutlu AFM görüntüleri ve RMS ve Ra analiz verileri kaydedilmiştir. Her bir enstrüman yapay kanalların şekillendirilmesinde kullanıldıktan sonra AFM cihazına tekrar yerleştirilmiş ve şekillendirmeden önce taranan nokta ve alanlar taranmıştır. Her bir enstrüman için şekillendirme işlemi sonrası 3-boyutlu AFM görüntüleri ve RMS ve Ra analiz verileri kaydedilmiştir. Şekillendirme işleminden sonra tüm enstrümanlarda incelenen tüm alanlarda RMS ve Ra değerleri değişmiş ve yüzey bozukluğu meydana gelmiştir. İncelenen alanlarda en 188fazla yüzey bozulması WaveOne Primary enstrümanda; en az yüzey bozulması ProTaper F2 enstrümanda meydana gelmiştir. İncelenen yüzey alanının boyutu değiştikçe elde edilen bulgular da değiştiğinden, birden fazla alanın incelenmesinin elde edilen bulgu ve sonuçlar üzerinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Resiprokasyon hareketi, akrilik blok, şekillendirme yeteneği, transportasyon, atomik kuvvet mikroskobu.189
Oval kök kanallı dişlerde farklı mekanik işlemler ve post sistemleri kullanımının kök kanal dentinine bağlanma üzerine etkilerinin incelenmesi
Kök kanal tedavisi görmüş dişlerde yapılan restorasyonlar, diş aşırı harabiyet gösterdiğinde kök kanalından tutuculuk amaçlı post kullanarak destek almayı gerektirir. Kök kanalından tutuculuk amaçlı destek almakta kullanılan postların kök kanalında uzun süre tutuculuğunu devam ettirebilmesi, restorasyonun uzun dönem başarısında önemli bir faktördür. Oval kök kanallı dişlere destek amaçlı post uygulamaları bazı zorluklar yaratabilir. Bu zorlukları aşabilmek için oval kanallarda farklı preparasyon teknikleri ve farklı post materyal ve şekilleri uygulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, oval kök kanallarına sahip aşırı kron harabiyeti gösteren dişlerde kullanılan farklı kök kanal preparasyon teknikleri ve farklı fiber post materyal ve şekillerinin post tutuculuğu üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Bu çalışmada 90 adet oval, tek köklü diş kullanıldı. Çekilmiş dişlerin dış yüzeyleri temizlendikten sonra, kronlar mine sement sınırından uzaklaştırıldı. Örnekler çalışma boyutu (ÇB) belirlenmesinden sonra, 3 gruba ayrılarak sırası ile el, ProTaper ve SAF ile prepare edildi ve devamında guta-perka ile doldurudu. 3 ana gruba ayrılan örneklerin her birine de post preparasyonu yapılıp 3 alt gruba ayrılarak alt gruplara sırası ile geleneksel fiber post, ışık geçiren post (Luminex) ve oval fiber post (Ellipson) bağlayıcı ajan gerektirmeyen rezin siman ile simante edildi. Örnekler uygulamadan 24 saat sonra kesme cihazı kullanılarak kesildi ve push out testi uygulandı. Elde edilen sonuçlarda gruplar tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Post Hoc Tukey HSD testi kullanılarak istatistiksel olarak kullanılarak karşılaştırıldı. Preparasyon teknikleri karşılaştırıldığında, Snowpost, Luminex ve Ellipson gruplarının hepsinde en yüksek bağlanma değerleri SAF ile şekillendirilen örneklerde elde edildi ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmedi. El eğeleri, ProTaper ve SAF ile şekillendirilen her bir post grubunda koronal orta ve apikal üçlüdeki bağlanma dayanımları karşılaştırıldığında, en yüksek bağlanma direnci koronal üçlüde, en düşük bağlanma direnci ise apikalde izlendi. Bütün gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulundu. El eğeleri, ProTaper ve SAF ile şekillendirme yapılan ve farklı post sistemleri kullanılan örneklerde en yüksek bağlanma değerleri Luminex ışık geçiren post sistemi kullanılan örneklerde izlendi. Sonuç olarak, oval enine kesitli dişlerde ışık geçiren post sistemi (Luminex) kullanımının dentine bağlanma direncini artırdığı bulgulanmıştır. Farklı şekillendirme sistemlerinin oval kök kanallarına bağlanma direncini etkilemediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: SAF, oval şekilli kanallar, fiber post, Ellipson post, Luminex post.
Farklı etkenlerin endodontik tedavi görmüş dişlerde stres oluşumu üzerine etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi
Endodontik tedavi sonrası dişler vital dişlerden daha kırılgan hale gelmektedir. Endodontik tedavi sonrası üst küçük azı dişlerinde kırıkların sıklıkla görüldüğü bildirilmiştir. Bu tez çalışmasının amacı; endodontik olarak tedavi görmüş üst 2. küçük azı dişlerinin farklı kompozit restorasyon yapım tekniklerinin, kompozit restorasyon altına farklı kaide materyallerinin kullanılmasının ve farklı yöndeki okluzal kuvvetlerin kalan diş dokularında oluşan stres üzerine etkilerini 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile incelemektir.Çalışmamızda, öncelikle üst 2. küçük azı dişin modeli bilgisayarda özel bir yazılım (Rhinoceros 4.0, USA) kullanılarak elde edildi. Daha sonra elde edilen model üzerinde MOD kavite, endodontik giriş kavitesi ve takiben kök kanal dolgusu modellendi. Ana model üzerinde on beş farklı restorasyon modeli hazırlandı. Kaide materyali olarak rezin modifiye cam iyonomer siman ve akışkan kompozit rezin kullanıldı. Restorasyon olarak ise iki tüberkülün kaplanması, palatinal tüberkülün kaplanması, standart MOD restorasyon, okluzal bölgede fiber ağ kullanımı ve fiber ağ ile birlikte palatinal tüberkülün kaplanmasını temsil eden modeller hazırlandı. Daha sonra, hazırlanan modellere oblik veya vertikal yönden iki farklı okluzal kuvvet uygulanarak diş dokularında oluşan stres 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirildi.Çalışmanın sonucunda, tüm modellerde oblik kuvvetlerin vertikal kuvvetlerden daha fazla stres oluşumuna neden olduğu gözlendi. Tüm modellerde en yüksek stres değerleri akışkan kompozit rezinin kaide olarak kullanıldığı modellerde, en düşük stres değerleri ise kaide materyalinin kullanılmadığı modellerde elde edildi. Endodontik tedavi görmüş üst 2. küçük azı dişlerin restorasyonunda fiber ağ ve tüberkül kaplama gibi ek uygulamaların stres oluşumunu azaltmada etkisinin olmadığı görüldü.
Lazer kullanımının koronal ve kök kanal dentini üzerine uygulanan adezivlerin bağlanma dayanımı üzerine etkilerinin incelenmesi
Er:YAG lazer, diş hekimliğinde frezlerin yerine kullanılmaya çalışılsa da adezivlerin dentine bağlanmasında frez preparasyonları kadar iyi sonuç vermemektedir. Bu çalışmada, Er:YAG lazerle prepare edilmiş dentin yüzeylerine uygulanan 4 farklı adezivin (Scotchbond Multi-Purpose, Adper Single Bond, Clearfil SE ve Clearfil S3) Nd:YAG lazer uygulanarak ısıtılmasıyla, koronal dentine bağlanma dayanımlarında bir farklılık olup olmadığının incelenmesi ve frezle prepare edilmiş yüzeylerdeki bağlanma dayanımlarıyla kıyaslanması amaçlanmıştır. Çalışmada ayrıca post boşluklarına uygulanan adezivlerde aynı işlemin yarar sağlayıp sağlamadığı araştırılmıştır.Araştırmanın birinci bölümünde, koronal dentin, tungsten karbid frez veya Er:YAG lazer ile hazırlandı. Er:YAG lazer grubundaki dişlerin bir kısmına uygulanan adezivler polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer (100 mJ, 10 Hz) uygulanarak ısıtıldı. Grupların bağlanma dayanımı mikrogerilim deneyiyle incelendi. Frez grupları beklendiği gibi Er:YAG lazer gruplarından iyi bulundu. Nd:YAG lazer uygulamasının bütün adezivlerde bağlanma dayanımını arttırdığı, nominal olarak daha düşük değerler elde edilse de frez gruplarıyla aradaki istatistiksel anlamlı farklılığın ortadan kalktığı saptandı.Araştırmanın ikinci bölümünde, kök kanalı prepare edildi ve dolduruldu. Post boşluğu bir post frezi ile hazırlandı. Daha sonra post boşluğuna uygulanan adezivin üzerine polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer uygulandı. Bağlanma dayanımı push-out deneyi ile incelendi. Nd:YAG lazer uygulamasının yine tüm adezivlerde bağlanma dayanımını arttırdığı bulundu.SEM incelemelerinde kök ve koronal dentinde adeziv üzerine polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer uygulamasının adezivin tübül penetrasyon derinliğini arttırdığı gözlendi.Bu çalışmanın sonunda adezivin ısısının arttırılmasının dentine bağlanma dayanımını geliştirdiği bulundu.
Başarısız kök kanal tedavilerinde dezenfeksiyon amacıyla kullanılan üç farklı yöntemin mikrobiyolojik açıdan değerlendirilmesi
Bu çalışma, başarısız kök kanal tedavisi olgularında, geleneksel kimyasal yıkayıcılarla, lazerin ve bunların kombine kullanımının kök kanalındaki mikroorganizmaları yok etmedeki etkinliklerinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı.Genel sağlık durumu iyi, en az 4 yıllık kanal tedavisine sahip, apikal radyolüsensi bulunan, kanal dolgusu apikal daralımdan en fazla 4 mm kısa olan 43 olgu klinik çalışma için seçildi. Kanal içi dezenfeksiyon olarak sodyum hipoklorit + EDTA (Grup 1), Nd:YAG lazer (Grup 2) ve Nd:YAG lazer + sodyum hipoklorit + EDTA (Grup 3) uygulandı. Kanallar 50 numaraya kadar genişletildi. Kanal dolgusu çıkarıldıktan, kanal genişletmesi yapıldıktan, dezenfeksiyon yöntemlerinden biri uygulandıktan ve kanal içi ilaç pansumanı yapıldıktan sonra kanal içinden kağıt konlarla kültür örnekleri alındı (sırasıyla S1, S2, S3, S4). Kanal içinden alınan bu örnekler geleneksel kültür yöntemi ve biyokimyasal ve enzimatik yöntemlerle tiplendirildi ve sayıları belirlendi.Tekrarlayan kanal tedavisi sırasında olguların % 55,8'inde Corynebacterium spp, % 39,5'inde Bacillus spp, % 25,5'inde Enterococcus faecalis, % 25,5'inde Streptococcus mutans ve % 25.5'inde tanımlanamamış oral streptokoklar belirlendi. Üç dezenfeksiyon yönteminde de anlamlı derecede bakteri azalması görüldü (t-testi; p<0.05). sodyum hipoklorit + EDTA uygulamasının (Grup 1) ve Nd:YAG lazer + sodyum hipoklorit + EDTA kombinasyonunun (Grup 3) daha etkili dezenfeksiyon yöntemleri olduğu fakat aradaki farkın istatistiksel olarak anlam taşımadığı belirlendi (Kruskal-Wallis testi; p>0,05). Lazer uygulamasının olasılıkla kök kanalı dentin duvarında yaptığı etkiden dolayı, pansuman maddesi olarak yerleştirilen kalsiyum hidroksitin antibakteriyel etkinliğini bir miktar azalttığı tespit edildi. Yalnızca sodyum hipokloritin uygulanıp ardından kalsiyum hidroksit pansumanın yapıldığı Grup 1'de en yüksek mikroorganizma azalması olduğu fakat diğer gruplarla aradaki farkın istatistiksel açıdan bir farklılık göstermediği belirlendi. (Kruskal-Wallis testi; p>0.05)
Yeni geliştirilen deney materyali ve Mineral Trioksit Agregat'ın biyouyumluluklarının in vivo olarak değerlendirilmesi
Mineral Trioksit Agregat kök ucu dolgusunda, direkt pulpa tedavisinde, perforasyon tamirinde ve diğer endodontik tedavi işlemlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. MTA ve yeni geliştirilen deney materyalinin benzer kimyasal ve fiziksel özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, MTA ve yeni geliştirilen deney materyalinin biyouyumluluklarının değerlendirilmesidir21 Sprague Dawley (SD) cinsi rat, üç deney grubuna ayrıldı. Grup 1 ve Grup 2 sırasıyla ProRoot MTA ve deney materyalini içermektedir. Materyaller steril salin solüsyonu ile karıştırıldı ve polietilen tüplere yerleştirildi. Tüpler hayvanların sırt bölgesine subkutan olarak implante edildi. İmplante edilen tüplerin boş bırakıldığı Grup 3, kontrol grubu olarak ayrıldı. Tüplerin implantasyonunu takiben 7, 14 ve 28. günlerde hayvanlar feda edildi ve implantlar çevre dokularla birlikte çıkartıldı. Örnekler biyouyumluluklarının değerlendirilmesi amacı ile rutin histolojik inceleme için hazırlandıTest materyallerine karşı doku reaksiyonlarında belirgin bir farklılık bulunmadı (Group I and II; p>0.05). Tüm zaman periyotlarında hem ProRoot MTA ve hem de yeni geliştirilen materyal implantlarına karşı birbirine yakın minimal inflamatuar cevap gözlemlendi. Kontrol grubu da benzer sonuçlar gösterdi(p>0.05MTA ve yeni geliştirilen materyal in vivo olarak değerlendirildiğinde karşılaştırılabilir biyouyumluluk gösterdi. Sonuç olarak yeni geliştirilen materyalin, ProRoot MTA'nın araştırılan özellikleri göz önüne alındığında, kullanılabildiği klinik durumlarda uygulanabilme potansiyeli olduğunu ortaya çıkartmıştır. Sonuçlar deney materyalini desteklemekle birlikte, materyalin güvenli klinik kullanımından önce daha fazla çalışmanın yapılması gerekliliği bulunmaktadır.
Distal çürüklü üst birinci büyük azı dişlerinde açılan modifiye giriş kavitesinin ve akışkan kompozit kullanımının kök kanal tedavisi sonrası dişlerin kırılma direnci üzerine etkisi
Çalışmanın amacı distal çürüklü üst birinci büyük azı dişlerinde çapraz sırt korunarak açılan modifiye giriş kavitesinin ve akışkan kompozit kullanımının dişlerin kırılma direncine etkisinin araştırılmasıdırÇalışmada 140 adet çürüksüz üst birinci büyük azı dişi kullanıldı. 20 diş negatif kontrol grubu olarak ayrıldı. Diğer dişler rastgele 2 gruba ayrıldı. Bir grupta disto-oklüzal giriş kavitesi çapraz sırt korunarak diğer grupta ise çapraz sırt kaldırılarak hazırlandı. Dişlerin kök kanalları, K tipi eğe ile 40 numaraya kadar genişletildi. Ana gruplar rastgele üçer alt gruba ayrıldı ve birer tanesi pozitif kontrol olarak ayrıldı. Kontrol grupları hariç tüm dişlerin kök kanalları Ah plus ve gutta-perka ile lateral kondenzasyon tekniği ile dolduruldu ve kaide materyali olarak cam iyonomer siman kullanıldı. Birer alt gruba cam iyonomer siman üzerine 1 mm akışkan kompozit kullanıldı. Kök kanalları doldurulan tüm dişlerin onarımları kompozit ile tamamlandı. 140 diş akrilik bloklar içine gömüldü ve dişlere 1mm/ dak ile ünüversal test cihazında kuvvet uygulandı. Veriler kaydedildi ve istatistiksel analizleri Tukey ve Bonferroni testleri ile yapıldı. Sonlu elemanlar stres analiz yöntemi için bilgisayar ortamında modeller oluşturuldu. Diş yapılarının ve kullanılan malzemelerin değerleri bilgisayara aktarılarak dişlere kuvvet uygulandıİstatistiksel analiz sonucunda çapraz sırtın korunduğu ve akışkan kompozitin kullanıldığı grup, kavite açılan gruplar içerisinde istatistiksel olarak en iyi grup oldu. Sonlu elemanlar analizi bu bulguyu desteklediAkışkan kompozit kullanımı ve çapraz sırtın korunması dişlerin kırılmaya karşı direncini artırmaktadır. Çapraz sırtın korunduğu dişlerde oluşan kırık şekilleri daha kolay onarılabilir.
Farklı ışık kaynakları ile polimerize edilen farklı kompozit rezin restoratif materyallerin monomer değişim derecelerinin mikrosertlik ölçümü ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, iki farklı ışık cihazı ile üç farklı mesafe ve iki farklı ışık uygulama süresi kullanımı ile polimerize edilen iki farklı kompozit rezinin monomer değişim derecelerinin mikrosertlik ölçümü ile değerlendirilmesidir.Çalışmada 120 adet çekilmiş insan alt 3. büyük azı dişi kullanıldı. Dişlere 3 mm derinlikte standart Sınıf I kaviteler açıldı. Kavite duvarlarına kendinden pürüzlendiren bağlayıcı sistem uygulandı. A2 renginde, biri estetik diğeri akıcı, iki farklı kompozit rezin; tek kütle uygulama tekniği ile kavitelere yerleştirildi. Materyallerin polimerizasyon işlemleri, QTH ve LED ışık cihazları ile gerçekleştirildi. Işık cihazları, 20 sn ve 40 sn, iki farklı sürede ve ışık cihazının ucunun dişlerin tüberkül tepesine olan uzaklığı 0 cm, 0.5 cm ve 1 cm olmak üzere 3 farklı mesafede kullanıldı. Hazırlanan örnekler sert doku kesme cihazı yardımıyla bukko lingual yönde ikiye ayrıldı. Elde edilen örneklerin mikrosertlik ölçümleri, mikrosertlik ölçüm cihazı (HMV-II, Shimadzu, Japonya) kullanılarak 0 mm yüzeyden başlanarak 2.5 mm derinliğe kadar, 6 farklı derinlikte her derinlikte 3 ölçüm yapılarak gerçekleştirildi. Elde edilen değerler istatistiksel analizi yapılmak üzere kaydedildi.İstatistiksel analiz tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tamhane testleri ile %95 güven aralığında değerlendirildi.Bu çalışmanın sonucunda, tüm test gruplarında, hibrit kompozit rezin akıcı kompozit rezinden daha yüksek sertlik değerleri gösterdi. Işık uygulama süresinin 20 sn'den 40 sn'ye arttırılması (her iki ışık cihazı için), yüzey sertlik ve monomer değişim derecesi değerlerinde artma sağladı. Işık ucu ile test örneği yüzeyi arasındaki mesafesinin artması, yüzey sertlik ve monomer değişim derecesi değerlerinde azalmaya neden oldu. LED ışık cihazı, QTH ışık cihazlarına oranla daha yüksek yüzey sertlik değerleri ve monomer değişim derecesi gösterdi.
Farklı irrigasyon solüsyonlarının ve yumuşak dokudaki histopatolojik etkilerinin incelenmesi
?FARKLI RR GASYON SOLÜSYONLARININ ANT FUNGALVE YUMUŞAK DOKUDAK H STOPATOLOJ K ETK LER N NNCELENMES ?Dt. Gulnara Alimzhanova-KoyluÖZETKök kanallarının kemomekanik preparasyonundairrigasyon solüsyonlarının büyük önemi vardır. MTAD solüsyonu,endodontik tedaviler için yeni geliştirilmiş antibiyotik-asit-deterjankarışımı bir kök kanal temizleyicisidir. Bu solüsyonun antifungaletkisi yeterince araştırılmamıştır.Bu araştırmada MTAD içindeki maddelerlehazırlanmış bir deneysel solüsyonla, bu deneysel solüsyonafluconazole eklenerek hazırlanmış bir başka solüsyonunmikrobiyolojik ve histopatolojik davranışları NaOCl'li ve tekbaşlarına olarak MTAD ve EDTA'le kıyaslanmıştır.Mikrobiyolojik deneylerde Ãrstavik &Haapasalo'nun geliştirdiği, in vitro model 346 diş üzerindeuygulanmıştır. MTAD, Deneysel Solüsyon I, Deneysel Solüsyon IIve EDTA'nın C. albicans üzerindeki etkileri tek başlarına veNaOCl ile birlikte 1, 5, 30 ve 60 dakikalık uygulamalarlaaraştırılmıştır. C. albicans kolonilerinin tam yok olmasıNaOCl+EDTA'ın 30 dakika veya sadece EDTA'nın 60 dakikauygulamasıyla sağlanmıştır. Bu süreler klinik olarak anlamlıdeğildir. Makul süreler olan 1 ve 5 dakikalık uygulamalarda C.albicans üzerindeki en anlamlı etki, fluconazole ekleyerekhazırladığımız Deneysel Solüsyon II ile elde edilmiştir. MTAD vebu maddenin içerdiği maddelerle tarafımızdan hazırlananDeneysel Solüsyon I ile elde edilen etkiler aşağı yukarı birdiğerinin aynıdır.Deneysel Solüsyon II'nın kullanımdaki solüsyonlargibi kullanılıp kullanılamayacağını araştırmak üzere ratlarlayapılan biyouyumluluk deneylerinde bütün maddelere karşı 48saat içinde benzer bir akut inflamatuar cevabın oluştuğu, 1. ve 4.haftalarda inflamasyonun yerini fibrotik aktivasyonun, yaniiyileşmenin aldığı görülmüştür. Deneysel Solüsyon II'ye karşıoluşan reaksiyonun iyileşmesi için MTAD ve Deneysel Solüsyon I'egöre biraz daha uzun bir süre gerekmiştir.
Investigation of infection and survival mechanisms held by Enterococcus faecalis (strain A197A): with respect to endodontic disease
Investigation of infection and survival mechanisms held by Enterococcus faecalis (strainA197A): with respect to endodontic diseaseGüven KayaoğluThe aim of this thesis was to explain how Enterococcus faecalis becomes adherent to collagen(the major organic component of the dentine) and survives endodontic disinfection withcalcium hydroxide (Ca(OH)2). Three hypotheses were tested: 1) growth under stress increasesbacterial adhesion to collagen, 2) adhesion to collagen protects the bacterium againstCa(OH)2, 3) growth under stress increases bacterial resistance against Ca(OH)2. E.faecalisA197A, a persistent endodontic infection isolate, was used for the experiments. 1) Bacteriawere grown at 37ºC in broth of adjusted pHs varying between 7.1 and 9.5, and also in brothof 7.1, but at 46ºC (an established stressful growth condition). Bacterial suspensions wereadded to collagen-coated wells. Bacteria adhering to the surfaces were stained with crystalviolet and quantified spectrophotometrically. Adherence to collagen was significantly more inpH 8.0 and 8.5 groups (the latter was also found to be a stressful condition) and in 46ºC-grown group than the other groups (p<0.05). 2) Bacteria were grown at 46ºC and pre-treatedwith collagen or PBS. The bacteria were then challenged with Ca(OH)2. Samples were drawnthroughout 24h and cultured. Bacteria adhering to collagen survived the Ca(OH)2 challengebetter than the control groups at 12h (p<0.01). 3) Bacteria were grown at 37ºC or 46ºC, andchallenged with Ca(OH)2. Samples were drawn throughout 24h and cultured. Bacteria grownat 46ºC survived the Ca(OH)2 challenge better than bacteria grown at 37ºC, at 6h, 12h and18h (p<0.01). The hypotheses were thus confirmed. These may be critical mechanisms bywhich E.faecalis predominates in persistent endodontic infections.
Farklı kök kanal aletleri ile hazırlanan kök kanallarında çeşitli dolgu materyallerinin tıkama özelliklerinin koronal ve apikal mikrosızıntı ile değerlendirilmesi
Bu çalısmada, farklı kök kanal enstrümanları ile hazırlanan, farklı açılı güta perka konlar kullanılarak lateral kompaksiyon ve tek kon teknigi ile doldurulan kanallarda koronal ve apikal tıkama etkinlikleri sıvı filtrasyon yöntemi ile degerlendirildi. Çalısmada 168 adet çekilmis üst kesici dislerin kökleri kullanıldı. Dislerin 9 tanesi pozitif, 9 tanesi negatif kontrol grubu olmak üzere 18 dis ayrıldı. Kalan 150 dis üç gruba ayrıldı. Grup 1'de 30 adet dis paslanmaz çelik enstrümanlar kullanılarak genisletildi. Kanallar .02 açılı güta perka konlar kullanılarak lateral kompaksiyon teknigi ile dolduruldu. Grup 2'de 60 adet dis ProFile nikel titanyum enstrümanlar kullanılarak genisletildi ve 30 adet dis .02 açılı güta perka lateral kompaksiyon teknigi ile, 30 adet dis ise .06 açılı güta perka kullanılarak tek kon teknigi ile dolduruldu. Grup 3'te 60 adet dis ProTaper nikel titanyum enstrümanlar kullanılarak genisletildi ve 30 adet dis .02 açılı güta perka lateral kompaksiyon teknigi ile, 30 adet dis ise .06 açılı güta perka kullanılarak tek kon teknigi ile dolduruldu. Tüm dislerin apikal ve koronal sızıntıları sıvı filtrasyon teknigi kullanılarak sızıntı degerleri belirlendi. Elde edilen veriler tek yönlü ANOVA analizi ile karsılastırıldı. Paslanmaz çelik ve nikel titanyum enstrümanlar ile genisletilen ve doldurulan disler arasında apikal mikrosızıntı açısından anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Kök kanal dolgu teknikleri karsılastırıldıgında tek kon teknigi ile doldurulan tüm örnekler ile lateral kompaksiyon teknigi ile doldurulan tüm örneklerin mikrosızıntıları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlemlenmedi (p>0.05). Sonuç olarak tüm gruplar içinde koronal sızıntılar degerlendirildiginde nikel titanyum ProFile ve ProTaper enstrümanlar ile genisletilerek lateral kompaksiyon metodu ile doldurulan gruplar, paslanmaz çelik enstrümanlar ile genisletilerek lateral kompaksiyon teknigi ile doldurulan gruptan belirgin olarak istatistiksel olarak daha az sızıntı gösterdigi belirlendi (p<0.05). Apikal sızıntı degerleri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlemlenmedi (p>0.05).
Enfekte kök kanallarında treponema denticola, porphyromonas gingivalis ve bu bakterilere ait virulans faktörlerinin moleküler mikrobiyolojik teknikler ile incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, enfekte kök kanallarında Treponema denticola, Porphyromonas gingivalis ve bu patojenlerin msp ve prtC genlerinin varlığı ve prevalanslarının Real-time PCR ile belirlenmesidir. Bu iki endodontopatojen ve virulans genleri ile klinik semptomlar arasındaki ilişki de çalışmamızda değerlendirilmiştir. 60 hastadan elde edilen enfekte pulpalar, akut apikal periodontitis, kronik apikal periodontitis ve akut apikal abse olmak üzere üç gruba ayrıldı. DNA ekstraksiyonunun ardından örnekler, T.denticola ve P.gingivalis için özgül primer ve problar kullanılarak Real-time PCR ile incelendi. P.gingivalis DNA'sının pozitif saptandığı örneklerde, kollajenaz geninin belirlenmesi amacıyla prtC'ye özgül bakteriyel primerler ve TaqMan problar kullanılarak Real-time PCR gerçekleştirildi. T.denticola'nın pozitif saptandığı örneklerde, msp geninin belirlenmesi amacıyla konvansiyonel PCR uygulandı. T.denticola, incelenen tüm örneklerin % 44.1'inde, akut apikal periodontitis grubundaki 26 vakanın 12'inde, akut apikal abse grubundaki 7 vakanın birinde, kronik apikal periodontitis grubundaki 27 vakanın 12'inde saptandı. P.gingivalis, incelenen tüm örneklerin %16.7'inde, akut apikal periodontitis grubundaki 26 vakanın 3'ünde, akut apikal abse grubundaki 7 vakanın ikisinde, kronik apikal periodontitis grubundaki 27 vakanın 5'inde saptandı. msp DNA'sı T.denticola'nın pozitif saptandığı 26 adet örneğin 7'inde, prtC DNA'sı P.gingivalis'in pozitif saptandığı 10 örneğin 9'unda saptandı. Bakteriler ve virülans genleri ile üç klinik patolojik durum arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. (p>0.05) Anahtar sözcükler: Kollajenaz, ana yüzey proteini, Porphyromonas gingivalis, Real-time PCR, Treponema denticola
Mineral trioksit agregat (MTA) ve yeni geliştirilen deney materyalinin fiziksel özelliklerinin in vitro olarak karşılaştırılması
dis hekimligine tanıtılan ve kök kanal tedavisi uygulamalarına yeni ufuklar kazandıran MTA benzerinin ülkemiz sartlarında daha uygun kosullarda üretilerek, yaygın sekilde kullanılabilir hale gelmesi için planladık. Bu amaçla beyaz MTA ve deney materyalinin fiziksel özelliklerini in vitro deneyler yardımıyla karsılastırdık. X-ısını kırınım faz analizi ile içerdikleri bilesenleri, günlük pH degisimlerini inceleyerek alkali özelliklerini, alüminyum step wedge kullanarak radyografik özelliklerini karsılastırdık. Toplam 41 disin apikal mikrosızıntılarını sıvı filtrasyon yöntemi ile, özel kalıplarda hazırlanmıs 16 örnegin sertlik degerlerini Vickers sertlik ölçüm cihazı ile degerlendirdik. Yaptıgımız in vitro çalısmalar sonucunda, deney materyalinin beyaz MTA'dan daha az sızıntı gösterdigini bulguladık. Sızdırmazlık, özellikle kök ucu dolgu maddeleri için gerekli olan en önemli özelliklerden biridir. Dokularla uyumlulugun ve antimikrobik özelligin karakteristigi olan alkali pH'yı, deney materyalinde ve beyaz MTA'da benzer bulduk. çerdikleri bilesenlerin x-ısını kırınım faz analizleri ile birbiriyle uyumlu oldugunu belirledik. Bu materyallerden deney materyalinin radyoopasite ve sertlik degerlerinin beyaz MTA'dan daha az oldugunu tespit ettik. Deney materyalinin radyoopasite degeri, beyaz MTA'dan daha az bulunmakla birlikte ISO standartlarını karsılayabilen degerlerdir. Klinik uygulama alanları göz önüne alındıgında, sertlik degeri fonksiyonel bölgeleri içermedigi için önem tasımamaktadır. Beyaz MTA benzeri deney materyali ile yaptıgımız bu çalısmanın sonuçları materyalin ülkemiz sartlarında üretilebilir olması nedeniyle klinik uygulamaları arttırıcı rol oynayabilir. Ancak ilerleyen dönemlerde klinik olarak kullanılabilir hale gelmesi için gelistirdigimiz bu deney materyalinin diger fiziksel ve biyolojik özelliklerinin de arastırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: MTA, radyoopasite, mikrosızıntı,sertlik
Farklı dentin bağlayıcı sistemlerin antimikrobiyal özelliklerinin ve genotoksik potansiyellerinin in vitro değerlendirilmesi
Dentin baglayıcı sistemlerin dentin ve çevre dokularla olan sürekli ve yakın teması ile olusan biyolojik etkilerinden dolayı günümüzde baglayıcı sistemlere olan ilgiyi artırmıstır. Bu çalısmanın amacı, farklı dentin baglayıcı sistemlerin antimikrobiyal özelliklerini ve mutajenik potansiyellerini degerlendirmektir. Bu çalısmada gerçeklestirilen birinci deneyde, Clearfil SE Bond, SL Bond, i-Bond, Clearfil Protect Bond, %2 klorheksidin (pozitif kontrol) ve serum fizyolojigin (negatif kontrol), L.casei (ATCC4646) C.albicans (ATCC10231) ve S.mutans'a (NCTC10449) karsı antimikrobiyal etkileri agar disk difüzyon testi ve seri mikrodilüsyon yöntemi ile tespit edilmistir. kinci deneyde, dentin baglayıcı sistemlerin genotoksik aktiviteleri, farklı elüsyon konsantrasyonunda, insan lenfositlerinde alkalin tek hücre jel elektroforez yöntemi ile incelenmistir. Agar disk difüzyon deneyi ve MK/MBK ölçümü sonucuna göre, Clearfil Protect Bond primer, test edilen her üç bakteriye karsı diger baglayıcı sistemlerden anlamlı derecede, fazla inhibisyon göstermistir Çalısmada test edilen diger sistemlerden, Clearfil SE Bond sadece S.mutans'a karsı zayıf bir inhibisyon gösterirken, SL Bond tüm mikroorganizmalarda inhibisyon olusturmustur. i-Bond ise test edilen her üç mikroorganizma türüne karsı çok düsük inhibisyon etkisi göstermistir. Genotoksisite çalısma sonuçlarına göre, Clearfil Protect Bond primer, kuyruk uzunlugunu 50 ?l ve 100 ?l'de anlamlı derecede arttırmıs, kuyruk momenti ve yogunlugu ise sadece 100 ?l'lik en yüksek konsantrasyonda artıs göstermistir. Kuyruk uzunlugu, yogunlugu ve momenti Clearfil Protect Bond baglayıcıda 100 ?l'lik konsantrasyonda belirgin olarak arttırmıstır. Clearfil SE Bond primer 50 ?l'de, Clearfil SE bond baglayıcı ise 100 ?l'de DNA hasarını artırmıslardır. Fakat SL bond ve i-Bond belirgin bir DNA hasarı olusturmamıstır. Bu çalısmada tasarlanan 2 deneyin sonuçları, test edilen dentin baglayıcı sistemlerden, antimikrobiyal monomer içeren Clearfil Protect Bond primerin, klinikteki etkili uygulama dozlarında, güçlü bakterisid/fungusid etki ve düsük genotoksik potansiyele sahip oldugunu göstermistir. Anahtar kelimeler; dentin baglayıcı sistemler, MDPB, antimikrobiyal aktivite, genotoksisite.
Mandibulanın posterior bölgesine dental implant yerleştirilebilmesi için mandibular kanalın lokalizasyonunu belirlemede üç farklı görüntüleme yönteminin kullanılması
Bu çalışmanın amacı, mandibulanın posterior bölgesine implant yerleştirilmesi öncesi mandibular kanalın yerinin belirlenmesinde panoramik radyografi, geleneksel (enine kesitli) ve bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülerinin etkinliğini araştırmaktır. Bu çalışma için 6 adet kuru, tam dişsiz erişkin insan mandibulası kullanıldı. Her bir mandibula üzerinde 1. premolar dişlerden 3. molar dişler bölgesine kadar 12 kesit bölgesi belirlendi. Kesit bölgelerinden panoramik radyografi, geleneksel ve bilgisayarlı tomografi görüntüleri elde edildi. Panoramik radyograflar üzerinde Mı ve M2 mesafeleri ölçüldü. Mj: Mandibula kret tepesi ve mandibula alt kenarı arası mesafe M2 : Alveoler kret tepesi ile mandibular kanalın üst sının arasındaki mesafe Geleneksel tomografi için OP100 panoramik cihazın lineer tomografi opsiyonu kullanılarak enine kesitli görüntüler elde edildi. BT görüntüleri için 1 mm kalınlıkta elde edilen aksiyel kesitler, DentaScan (General Electric Medical System, UK) yazılımı ile yemden düzenlenerek reformat görüntüler elde edildi. Geleneksel ve bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinde Mı ve M2 mesafelerinin yanısıra şu mesafeler ölçüldü: M3: Mandibula kret tepesinden 5 mm aşağıdaki bukko-lingual genişlik. Mi; Mandibular kanal çevresindeki bukko-lingual genişlik.81- Tüm görüntüler elde edildikten sonra mandibula kemikleri kesit bölgelerinden 1 mm kalınlıkta bir karbon separe ile kesilerek altın standart belirlendi. Görüntüler üzerinden yapılan ölçümler ile gerçek mandibula değerleri karşılaştırıldı. Sonuçta, mandibulanın posterior bölgesindeki preoperatif implant planlamasında en etkin yöntemin BT olduğu görüldü, ancak BT'nin yüksek radyasyon dozu, çoğu dental ofiste bulunmaması gibi dezavantajları vardır. Öte yandan cerrahi öncesi bukko-lingual yönde bilgi edinilmesi açısından geleneksel enine kesitli görüntülerin de yararlı olduğu izlendi. Bu yöntem panoramik radyografi görüntülerinde bulunmayan bukko-lingual yönde bilgi sağlamakta ve BT'ye kıyasla oldukça düşük radyasyon dozu içermektedir. Geleneksel enine kesitli tomografi, bu çalışmada kullanılan panoramik cihazda olduğu gibi, son yıllarda üretilen birçok panoramik cihazda da mevcuttur. Bu da çoğu zaman dişhekimlerine kolay ulaşım için önemli bir avantaj sağlamaktadır. Ancak bu cihazlarla enine kesitli görüntüler elde ederken tomografik projeksiyon açılarını ayarlamada zorluklarla karşılaşılmakta ve dar tomografik açı nedeniyle bulanık görüntüler meydana gelmektedir. Bu dezavantajları minimuma indirebilmek için, hem görüntüleri elde eden personel, hem de görüntüleri yorumlayan hekimler tecrübeli olmalıdır. Böylece daha iyi sonuçlar alınabilir.
Nd: YAG lazerlerin farklı frekans ve güçlerde uygulanmasının insan osteoblast hücreleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Lazerler cerrahi, periodontoloji, ortodonti, endodonti ve konservatif tedavi gibi dişhekimliğinin pek çok dalında yaklaşık 30 yıldır kullanılmaktadır. Nd:YAG lazerler ince fiber optik iletim sistemleriyle kök kanal tedavilerinde konvansiyonel tedavi yöntemlerine ek olarak, kök kanal sterilizasyonu, debrislerin uzaklaştırılması ve smear tabakanın eliminasyonu gibi işlemler için tercih edilmektedir. Bu çalışmanın amacı Nd:YAG lazerlerin farklı frekans ve güçlerde uygulanmasının periapikal bölgede, özellikle alveoler kemik dokuda, hücresel boyutta meydana getirebileceği değişikliklerin hücre kültür yöntemleri kullanılak incelenmesidir. Çalışmada insan osteoblast benzeri devamlı hücre kültürü Saos-2 kullanıldı. Nd:YAG lazer hücre kültürleri üzerine temassız şekilde 20-120 mj, 10-30 Hz ve 0.2-3.6 W ayarlarında 10 saniye süreyle uygulandı. Aynı şekilde Nd:YAG lazerin rehber ışığı olarak kullanılan He-Ne lazer, hücre kültürleri üzerine temassız şekilde 10 saniye süreyle uygulandı. 7, 14 ve 21 günlük inkübasyon döneminden sonra hücresel artış ve canlılık MTT metoduyla, hücresel aktivite ise ALP ve osteokalsin ölçümleriyle değerlendirildi. Ayrıca hücresel mineralizasyonu değerlendirmek için ALP ve kalsiyum boyamaları yapıldı. Çalışmanın bulgularına göre MTT abzorbans ortalamaları karşılaştırıldığında yalnız 20 mj, 10 Hz, 10 saniye ( Grup 1) ve He-Ne lazer (Grup 14) uygulanan gruplar ile kontrol grubu (Grup 15) arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Diğer gruplar arasındaki fark anlamlı bulundu (p<0.05). ALP aktiviteleri karşılaştırıldığında ise 20 mj, 10 Hz, 10 saniye (Grup 1) ve kontrol grubu (Grup 15) arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Diğer gruplar arasındaki fark anlamlı bulundu (p<0.05) MTT abzorbans ortalamaları ve ALP ve osteokalsin ortalama değerlerine göre bir değerlendirme yapıldığında lazerin atım enerjisi ve enerji çıkışının arttırılmasının osteoblast hücre kültürleri üzerinde negatif bir etki oluşturduğu görüldü. Sonuç olarak; eğer atım enerji miktarı ve enerji çıkışı amaçlanan tedavi için yeterliyse en düşük ayarları seçmek doğru yöntem olacaktır.
Devamlı dalga kondensasyon yöntemi ile uygulanan kök kanal dolgu tekniğinde kök yüzeyinde oluşan ısı etkisinin sonlu elemanlar yöntemi ile incelenmesi
-107- ÖZET Bu çalışmanın amacı ısı ile uygulanan bir kök kanal dolgu tekniği olan devamlı ısı ile obturasyon yönteminin diş ve çevre dokularda oluşturacağı termal etkileri sonlu elemanlar yöntemi ile değerlendirmektir. Bu çalışmada devamlı dalga obturasyon tekniği ile kök kanalı doldurulan üst kanin dişte, periodontal ligament ve kemik dokularda oluşan sıcaklık değişimleri sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak incelendi. Bu amaçla önce dişin 3-boyutlu sonlu elemanlar modeli, Wheeler65^ belirttiği kanin diş ölçüleri temel alınarak ve MSC/PATRAN® yazılımı kullanılarak hazırlandı. Dişin kök kanalının System B ısı kaynağı kullanılarak doldurulduğu varsayıldı. Doldurma sürecinde oluşan ısı transferinin analizi MSC/NASTRAN® yazılımı ile yapıldı. Periodontal ligament, mine, dentin, sement, spongioz ve kompakt kemiklerin sıcaklıktan başlangıçta normal vücut sıcaklığı olan 36°C olarak alındı. Kronun yüzeyinden ağız içine doğru serbest ısı taşınımı olduğu kabul edildi. Ağız içi normal oda sıcaklığı olan 22°C olarak alındı. Böylece hastanın ağzı açıkken hekimin işlemini sürdürdüğü durum benzeştirildi. İlk olarak apikal 5 mm'lik bölüme guta perka konulduğu varsayıldı. Guta perka, System B ısı kaynağı ile benzeştirilecek şekilde 200°C ısıtıldı ve 5 saniye soğuması beklendi. Böylece dişte bulunan tüm elemanların ilk sıcaklıkları değişti. İkinci basamakta dişin kök kanalına 4 mm guta perka daha ilave edildi. Üçüncü basamakta vertikal kondensasyon yöntemini benzeştirecek şekilde System B ısı kaynağı 100°C'ye ayarlanarak sıcaklık uygulandı. 5 saniye daha soğutulmaya bırakıldı. Benzer şekildeki uygulamalarla toplam yedi basamakta tüm kök kanalının doldurulduğu kabul edildi. Her basamakta dişte oluşan sıcaklık değişimleri belirlendi.-108- Çalışmanın ikinci safhasında, işlemler en kritik olan birinci adım için System B ısı taşıyıcı sistemin başlangıç sıcaklığı 250°C'ye ayarlı olacak şekilde tekrar edildi. Sonuç olarak, 250°C'de System B ısı cihazının kullanımında periodontal ligament için kritik değer olan 10°C sıcaklık artışına ulaşıldığı saptandı.
Aşırı harabiyet gösteren endodontik tedavili dişlerin farklı materyaller ile restorasyonu
66 ÖZET Aşırı harabiyet gösteren kanal tedavisi görmüş tek köklü dişlerin restorasyonunda maksimum tutuculuk ve direnç sağlayacak post sistemlerinin seçilmesi önemlidir. Son yıllarda estetik gereksinimler göz önüne alınarak metal olmayan seramik ve fiber esaslı post sistemleri kullanıma sunulmuştur. Bu çalışmada aşırı harabiyet gösteren tek köklü dişlerin farklı adeziv sistemler ve dual sertleşen kompozit rezin yapıştırma simanı ile yapıştırılan üç farklı postun kırılma dayanıklılığı açısından incelenmesi amaçlandı. Çalışmamızda yeni çekilmiş tek köklü 63 adet diş kanal preparasyonları tamamlandıktan ve kanallar doldurulduktan sonra rastgele 3 gruba ayrıldı. Birinci gruptaki örneklerde hazırlanan kanal boşluğuna titanyum kanal postu olan Filpost yerleştirildi. İkinci gruptaki örneklerde kanal boşluğunda cam fiber post olan Mirafit White ve üçüncü gruptaki örneklerde ise seramik post olan Cosmopost kullanıldı. Postları yapıştırmak için dual sertleşen Rely X ARC ve farklı 3 bağlayıcı ajan (Single Bond, Clearfil SE Bond, Prompt L Pop) kullanıldı ve kompozit rezinle (Clearfil Photocore) tamamlandı, örneklere 5 ve 55 °C'de 500 kez ısısal değişim testine tabi uygulandı, örnekler 1 mm/dk hızda Llyod marka test cihazında makaslama testine tabi tutuldu. Çalışmanın sonucunda postlar arasındaki farklılıkların bağlayıcı ajanlara göre farklılık oluşturduğu bulundu. Her bağlayıcı grubunda kırılma direnci açısından fiberle güçlendirilmiş post Mirafit White dirençli bulunurken, titanyum post Filpost en az direnç gösterdi.
Ni-Ti enstrümanlarla devamlı ısı ile obturasyon yöntemi (system B) kullanımına uygun hazırlanan kök kanal kavitelerinin değerlendirilmesi
92 ÖZET Bu araştırmada kök kanal tedavisinde kanal dolgusunda kullanılan, System B cihazının kullanımına uygun kök kanal preparasyonu Profile GT, Quantec sistemleri ve paslanmaz çelik el enstrümanları ile farklı eğimlerdeki köklerde yapılarak, preparasyon işlemi sırasında çalışma boyutunda olan farklılıklar, enstrüman deformasyonları ve yapılan preparasyon öncesinde ve sonrasında kullanılan örneklerden alınan bilgisayarlı tomografi görüntülerinin bilgisayar ortamında karşılaştırılması ile köklerde kaldırılan dentin miktarı, kalan dentin miktarı ve kök kanalında oluşan transportasyon miktarları hesaplanarak 3 enstrüman setinin istenilen preparasyonu sağlamadaki yeterliliği ve güvenilirliği belirlendi. Çalışma sonucunda her üç enstrüman seti istenilen ebatlardaki preparasyonu hazırlamada yeterli bulundu. İstenilen ebatlardaki preparasyonda hiçbir örnekte strip perforasyon olgusuna rastlanmadı. Çalışmamızda en çok deformasyon gösteren enstrüman seti olarak paslanmaz çelik el eğesi setleri bulundu. Çalışmamızda en çok çalışma boyutu kaybı el eğesi kullanılan gruplarda belirlendi. Kaldırılan dentin miktarı değerlendirmesinde enstrüman setleri arasında önemli farklar bulunmazken kök kanalının transportasyonu en çok el eğesi grubunda belirlendi, Quantec seti ve Profile GT seti arasında belirgin farklılıklar görülmedi.
Servikal çürüklerin restorasyonunda kullanılan estetik restoratif materyallerin in vitro ve in vivo incelenmesi
-164- ÖZET Servikal restorasyonların koronal kenarı genellikle minede, servikal kenarı ise sement ve dentinde yer almaktadır. V. Sınıf kaviteler adı verilen bu tip kavitelerin restorasyonlarında farklı yapıda adeziv sistem ve estetik dolgu maddeleri kullanılabilir. Bu restoratif sistemlerin, mine ve dentine eşit şekilde iyi bağlantı kurması arzu edilir. Bu çalışmanın amacı, farklı yapıdaki adeziv sistem ve ışıkla sertleşen rezin modifiye cam iyonomer restoratif materyal, poliasit modifiye rezin kompozit, mikrodolduruculu kompozit rezin ve hibrit tip kompozit rezin gibi diş rengindeki dolgu materyallerinin in vivo ve in vitro değerlendirilmesidir. In vitro değerlendirmeler adeziv arayüzey kalınlığının ölçülmesi ve mikrosızıntı esas alınarak yapıldı. Örneklerin adeziv arayüzey kalınlığım belirlemek için SO adet çekilmiş çürüksüz premolar dişin bukkal yüzeyine mine sement bileşiminde V. Sınıf kaviteler (meziodistal genişliği 3 mm, okluzogingival uzunluğu 2mm ve derinliği 2mm) okluzal kenarı minede, gingival kenarı dentin ve sementte olacak şekilde açıldı. Prepare edilen dişler her grupta 10 adet olacak şekilde S gruba ayrıldı. Gruplar aşağıdaki gibidir:-165- Grup 1: Tek aşamada smear tabakasını modifıye eden sistem (Compoglass SCA primer/adheziv sistem) + poliasit modifiye rezin kompozit (Compoglass) Grup 2: Üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Scotchbond Multi Purpose Plus Adheziv Sistem) + microdolduruculu kompozit rezin (Silux Plus) Grup 3: Üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Scotchbond Multi Purpose Plus Adheziv Sistem) + hibrit tip kompozit rezin (Z 100) Grup 4: Florit ile doldurulmuş iki aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Syntac Single-Component Adheziv Sistem) + florit içeren hibrit tip kompozit rezin (Tetric) Grup 5: Florit ile doldurulmuş üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Optibond) + hibrit tip kompozit rezin (XRV Herculite) Restorasyon esnasında bütün materyaller okluzal tabaka önce olacak şekilde iki tabaka halinde yerleştirildi. Her tabaka 40 saniye görünür ışık ile sertleştirildi. Restorasyonlar 12 numaralı karbit frez ile hızlı dönen su soğutmalı el aleti yardımı ile bitirildi ve kalından inceye doğru Sof-Lex diskler kullanılarak parlatıldı. Restorasyonları tamamlanan dişler, yavaş hızla dönen kesme aletiyle bukkolingual yönde kesilmeden önce 37°C su içinde 24 saat saklandı. Adeziv arayüzey kalınlığı yüzey tarama elektron mikroskobu ile 10 farklı ölçüm noktası esas alınarak ölçüldü.-166- Sonuç olarak, adeziv arayüzey kalınlığının tüm test edilen sistemlerde homojen olmadığı gözlendi. Diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, tek aşamalı smear tabakasını modifiye eden sistem en fazla adeziv arayüzey kalınlığı gösterdi (p<0.05). Test edilen diğer sistemler benzer adeziv arayüzey kalınlık ölçümleri gösterdi(p>0.05). Farklı diş renginde restoratif materyallerin mikrosızıntılannı değerlendirmede, 240 adet çekilmiş çürüksüz premolar dişlerin bukkal yüzeylerine V. Sımf kaviteler (meziodistal genişliği 3mm, okluzogingival uzunluğu 2mm ve derinliği 2mm) okluzal kenarı minede, gingival kenan dentin ve sementte olacak şekilde açıldı. 120 kavitenin okluzal kenarlarına ince elmas frez ile bizotaj (45°,0.5mm) yapıldı. Daha sonra 60 bizotajlı ve 60 bizotaj sız kaviteleye restoratif materyal yerleştirilmeden önce görünür ışık ile sertleşen rezin modifiye kaide materyali yerleştirildi. Kaviteler altı farklı restoratif materyal ile bizotajlı, bizotajsız ve kaideli, kaidesiz olacak şekilde restore edildi. Her test grubu için 10 kavite aşağıdaki gibi restore edildi: Grup 1 A: bizotajlı, kaideli + Fuji II LC Grup IB: bizotajlı, kaidesiz + Fuji II LC Grup İC: bizotajsız, kaideli + Fuji II LC Grup İD: bizotajsız, kaidesiz + Fuji II LC?167- Grup 2A: bizotajh, kaideli + Compoglass Grup 2B: bizotajlı, kaidesiz + Compoglass Grup 2C: bizotajsız, kaideli + Compoglass Grup 2D: bizotajsız, kaidesiz + Compoglass Grup 3 A: bizotajlı, kaideli + Silux Plus Grup 3B: bizotajlı, kaidesiz + Silux Plus Grup 3C: bizotajsız, kaideli + Silux Plus Grup 3D: bizotajsız, kaidesiz + Silux Plus Grup 4A bizotajlı, kaideli + Z 100 Grup 4B: bizotajlı, kaidesiz + Z 100 Grup 4C: bizotajsız, kaideli + Z 100 Grup 4D: bizotajsız, kaidesiz + Z 100 Grup 5A: bizotajlı, kaideli + Tetric Grup 5B: bizotajlı, kaidesiz + Tetric Grup 5C: bizotajsız, kaideli + Tetric Grup 5D: bizotajsız, kaidesiz + Tetric Grup 6A: bizotajlı, kaideli + XRV Herculite Grup 6B: bizotajlı, kaidesiz + XRV Herculite Grup 6C: bizotajsız, kaideli + XRV Herculite Grup 6D: bizotajsız, kaidesiz + XRV Herculite Restorasyon esnasında bütün materyaller okluzal tabaka önce olacak şekilde iki tabaka halinde yerleştirildi. Her tabaka 40 saniye görünür ışık ile-168- sertleştirildi. Restorasyonlar 12 numaralı karbit frez ile hızlı dönen su soğutmalı el aleti yardımı ile bitirildi ve kalından inceye doğru Sof-Lex diskler kullanılarak parlatıldı. Restorasyonları tamamlanan dişler, 37°C su içinde 24 saat süre ile bekletildi ve daha sonra restorasyonların kenarlarının 1 mm uzağından başlayarak tüm diş yüzeyleri tırnak cilası ile örtüldü. Dişler, yavaş hızla dönen kesme aletiyle bukkolingual yönde kesilmeden önce, mikrosızmtı değerlendirmesi için % 2'lik metilen mavisi solüsyonunda 24 saat bekletildi. Kavite şekli düşünüldüğünde, tüm test edilen materyaller için bizotaj ve kaide uygulaması mikrosızmtı değerlerini etkilemedi. Buna rağmen, test edilen materyaller karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık bulundu (p<0.05). Rezin modifiye cam iyonomer restoratif materyal, Fuji n LC, en fazla mikrosızmtı değerleri gösterdi. Ancak, okluzal ve gingival kenarlardaki mikrosızmtı değerlerinde bir farklılık gözlenmedi (p>0.01). Bütün kompozit rezin materyaller tipine bağlı olmaksızın en az mikrosızmtı değerleri gösterdi. Ancak, okluzal kenarlarda gingival kenarlardan daha az sızıntı değerleri gözlendi In vivo değerlendirmeler, dişlerin bukkal yüzeyinde aktif çürük lezyonlannın restorasyonunda rezin modifiye cam iyonomer, poliasit modifiye rezin?169- kompozit, mikrodolduruculu kompozit rezin ve hibrit tip kompozit rezin kullanımı üzerine kurulmuştur. Her test grubu için 30 olacak şekilde, 180 servikal lezyon 50 hastada tek bir hekim tararından restore edilmiştir (23 kadın, 27 erkek ve 35-45 yaş arası). Çürüğün uzaklaştırılması sırasında, kavite kenarlarına bizotaj yapılmadı ve kavite preparasyonundan sonra kaide materyali uygulanmadı. Tüm restorasyonlar yerleştirildikten 6 ay, 1 yıl, 2 yıl ve 3 yıl sonra iki deneyimli gözlemci tarafından değerlendirildi. Araştırıcılar, dentin ve mine adeziv materyalleri için Amerika Dişhekimleri Birliği Kilinik Protokol Tüzüğü Kriterlerini esas alarak retansiyon, marjinal bütünlük, marjinal renk değiştirme, renk uyumu, anatomik form, yüzey yapısı, yüzey boyanması, sekonder çürük, dişeti cevabı ve hassasiyet yönünden değerlendirdi. Elde edilen veriler, tüm restorasyonların incelenen kriterleri sağladığını göstermiştir. Ancak, uygun adeziv sistem kullanılan restoratif materyaller, adeziv sistem kullanılmayan Fuji n LC gibi restoratif materyallerden daha iyi sonuç vermiştir. Restorasyonların 3 yıllık klinik kullanımından sonra test edilen restoratif materyallerden 10 'ar adet ölçü ahndı ve replika modeller epoksi rezinden elde edildi. Epoksi replika model kullanılarak materyallerin marjinal bütünlüğü ve yüzey yapısı yüzey tarama elektron mikroskobu altında incelendi. Replika modellerden elde edilen marjinal bütünlük ve yüzey yapısı sonuçlan restorasyonların klinik bulgularıyla uyumluluk göstermiştir.
Çürük aktivitesi yüksek olan bireylerde çeşitli antimikrobiyal ağız çalkalama solüsyonlarının tükrük ve plak biyokimyası ve mikrobiyolojisi üzerine etkinlikleri
Bu çalışmada, Snyder Testi kullanılarak çürük aktivitesi yüksek olan 60 birey tespit edilmiş tir. Bireylerin tükrük ve plak örnekleri alınarak gerek Streptokokların sayı ve dağılımları gerekse tükrük bikarbonat, pH, laktat dehidrojenaz enzim aktiviteleri ile plak pH'ları üzerine kullanılan antimikrobiyal ağız çalkalama solüsyonlarının etkinlikleri çift kör deneyi ile incelenmiştir. Bu solüsyonlar %0.12'lik Klorheksidin ve %0. 03 Sanguinarin-Zn içermektedir. Kontrol grubunda ise %0,9'luk Sodyumklorür içeren Serum fizyolojik kullanılmıştır. Klorheksidin ve Sanguinarin içeren ağız çal kalama solüsyonlarının her ikisininde bakteri plağının diş yüzeyinden uzaklaştırılmasına yardımcı olduğu ve hem tükrük hem de bakteri plağı içindeki mikro organizmaların sayı ve dağılımlarında önemli bir düşüşe neden olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bu iki solüsyon tükrük ve plak pH değerlerinde artmaya neden olurken, tükrük laktat dehid rojenaz enzim aktivitelerinde bir değişme saptanama mıştır (p>0,05). Sanguinarin ve Klorheksidin içeren ağız çal kalama solüsyonu ile Serum fizyolojik kullanılan grubun tükrük bikarbonat değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05).
Dört farklı laminate veneer restorasyon materyalinin bağlanma direncinin değerlendirilmesi
Dişlerde görülen estetik problemler çoğunlukla travma, erken doğum, hamilelik veya bebeklik sırasında geçirilen enfeksiyonlar ve genetik bozukluklar sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu tür vakaların tedavisinde; öncelikle hassasiyet giderici ajanlar, takiben diş renginde restoratif materyaller, ardından laminate veneer restorasyonlar ve son olarak full seramik restorasyonlar tercih edilmektedir. Doğal dişlerde renk, şekil ve gelişim bozukluğu gibi nedenlerle meydana gelen estetik problemlerin tedavisinde en az doku kaybına neden olan yöntemlerin seçilmesi başarı şansını arttıracaktır. Renk değiştirmiş, fraktüre, malforme veya malpoze anterior dişlerin estetik tedavisinde full seramik kronlar yerine, laboratuvar işlemi gerektirmeyen direkt kompozit laminate veneer yöntemi tercih edilmektedir. Laminate veneerler; estetik, biyouyumlu, stabil, tedavi sonuçları tahmin edilebilir ve gingival iritasyon yaratma riski minimal olan restorasyon seçenekleridir. Uygulama kolaylığı ve tedavi süresinin kısa olması gibi avantajlara sahip olan kompozit rezinler, son yıllarda önemli ölçüde ilerleme sağlayan nanofil teknolojisi ve gelişmiş bonding sistemleri sayesinde sıklıkla kullanılmaya başlamıştır. Bu in-vitro çalışma; prepare edilen labial diş yüzeylerine yerleştirilen dört farklı kompozit rezin materyalinin makaslama dayanım kuvvetlerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmek üzere planlanmıştır. Araştırmamız; ortodontik veya periodontal nedenlerle yeni çekilmiş, çürüksüz, restorasyonsuz 60 adet üst santral diş kullanılarak gerçekleştirildi. Kavite preparasyonları tamamlanan dişler rastgele 15'erli dört gruba ayrıldı. Birinci gruba Grandio, ikinci gruba Gradia, üçüncü gruba Amaris ve dördüncü gruba Tetric ceram restoratif materyalleri üretici firmaların önerileri doğrultusunda yerleştirilerek görünür ışık ile polimerize edildi. Instron test cihazına yerleştirilen dişlerdeki restorasyonlar üzerine farklı yükler uygulanarak materyallerin doğal dişten ayrılma değerleri Newton cinsinden kaydedildi. İstatistiksel olarak ANOVA Tek Yönlü Varyans Analizi ve TUKEY HSD testleri kullanılarak değerlendirilen materyaller arasında, kırılma direnci bakımından istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmezken, en yüksek bağlanma dayanımı değerine sahip olan materyal Grandio olarak belirlendi (P<0,05). Anahtar kelimeler: Laminate veneer, kompozit rezin, bağlanma dayanımı.
Geleneksel kavite dezenfektanı ve ozonun, güncel restoratif materyal uygulanmış dişlerde makaslama bağlanma dayanımına etkisi
ÖZET Amacı; Enfekte dentinin mekanik uzaklaştırılması sonrası kavitede ve smear tabakasında kalması muhtemel mikroorganizmaların eliminasyonu amacıyla kullanılan kavite dezenfektanı klorheksidin glukonat ve ozonun, güncel restoratif materyallerde (kompozit, siloran) dentine bağlanma dayanıklılık etkisinin incelenmesidir. Materyal ve metot; Çalışmamızda 90 adet çürüksüz, restorasyonsuz üçüncü molar diş kullanıldı. Dişler dentin yüzeyi yere paralel olacak şekilde 2 cm çapında, 3 cm boyunda silindirik kalıplara kökleri içinde kalacak şekilde soğuk akril yardımıyla yerleştirildi. Orta koronal düz dentin yüzeyleri elde edilinceye kadar aşındırıldı. Örnekler rastgele üç ana gruba (n=30) ayrıldı. Her bir grup daha sonra kendi içinde rastgele üç alt gruba (n=10) ayrıldı. Ana gruplardan birincisine dentin yüzeylerine klorheksidin (Ceraxidin-C), ikincisine ozon (Prozone ) uygulandı, üçüncü grup ise kontrol grubu olarak hazırlandı. Alt gruplardaki örneklerin dentin yüzeylerine çapı 3 mm, yüksekliği 4 mm olan silikon şeffaf kalıplar içerisine üç farklı restoratif dolgu materyali kullanılarak restore edildi (Filtek Silorane, Gradia Direct, Quıxfil). Kontrol gruplarına dezenfeksiyon işlemi uygulanmadan restorasyon tamamlandı. İnstron universal test cihazına yerleştirilen örnekler 1 mm/dak. hızda makaslama kuvveti uygulanarak kırılıncaya kadar kuvvet uygulandı. Elde edilen değerler MPa cinsinden kaydedildi. Kırılan yüzeyler, x40 büyütmede stereo mikroskopta incelenerek kırık tipleri tespit edildi. Bulgular: Çalışmamızın istatistiksel değerlendirilmesinde Veriler Kolmogorov-Smirnov testine göre normal dağılış göstermediğinden tüm grupların karşılaştırılmasında Non-parametrik testlerden Kruskal Wallis varyans analiz yöntemi uygulandı. Grupların kendi aralarında ikişerli karşılaştırmalarında ise çoklu karşılaştırma testlerinden Bonferroni Düzeltmeli Mann-Whitney U testi kullanıldı. Çalışmanın makaslama bağlanma dayanımı incelenmesinde gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0,05). Sonuç: Kavite dezenfeksiyonu amacıyla uygulanan klorheksidinin restoratif materyallerin makaslama bağlanma dayanımını kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak etkilemediğinden restorasyon öncesinde kullanılabileceği sonucuna varıldı. Ozon uygulamasının makaslama bağlanma dayanımı kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düşüş görüldü. Bu nedenle restoratif tedaviler öncesi kavite dezenfeksiyonu amacıyla ozon uygulamasına kuşkuyla yaklaşılmalı ve sebeplerinin araştırılması için ileri in vitro/ in vivo deneysel ve klinik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.. Anahtar Kelimeler: Ozon, klorheksidin, bağlanma dayanımı, kompozit
İki farklı ışık kaynağı ile polimerize edilen beş bulk-fill restoratif materyalin mikrosızıntı açısından değerlendirilmesi
Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı iki farklı ışık kaynağı ile polimerize edilen beş bulk-fill restoratif materyalin mikrosızıntı açısından değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda periodontal ve ortodontik nedenlerle yeni çekilmiş 100 adet çürüksüz ve restorasyonsuz insan molar dişi kullanıldı. Dişler tek tek incelenerek kron kısımlarında çürük, kırık, çatlak veya daha önceden yapılmış bir restorasyon bulunmamasına dikkat edildi. Daha sonra dişler üzerindeki yumuşak eklentiler bir kretuvar yardımıyla uzaklaştırılıp tüm yüzeyler pomza ve politür lastiği ile temizlendi. Çalışma yapılıncaya kadar geçen sürede dişler distile su içerisinde, oda sıcaklığında bekletildi. Bütün dişlerin bukkal yüzeyine hava ve su soğutması altında silindirik elmas frezlerle (Boshphorus, High Technology Dental Burs, Türkiye ) standart Sınıf V kaviteler açıldı. Her kavite mezio–distal genişliği 3 mm, oklüzo-gingival genişliği 2 mm ve derinliği 2 mm olacak şekilde hazırlandı. Kavite sınırları mine-sement sınırının 1mm altına kadar uzatıldı. Daha sonra dişler iki farklı LED ışık kaynağından oluşan rastgele 2 gruba ayrıldı. Ardından bu iki grup da 5 farklı bulk-fill kompozit materyalinden oluşan 5 ayrı alt gruba ayrıldı. Her alt grup 10 adet dişten oluştu. Grup 1-LED ışık kaynağı ile SDR, X-tra fil, Beautifil Bulk, Venus Bulk Fill ve Filtek Bulk Fill restorasyon materyallerinden oluştu. Grup 2-Valo LED ışık kaynağı ile SDR, X-tra fil, Beautifil Bulk, Venus Bulk Fill ve Filtek Bulk Fill materyallerinden oluşan gruplar şeklinde hazırlanarak üretici firmaların talimatları doğrultusunda restorasyonlar tamamlandı. Restorasyonların bitirme ve polisaj işlemleri 24 saat sonra elmas içerikli cila lastikleri (CLEARFIL Twist Dia, Kuraray Europe GmbH, ALMANYA) ile yapıldı. Ardından örnekler 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC arası ısı banyolarında 30 sn bekleme zamanı olmak üzere 1.500 kez termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra tüm dişlerin kök uçları kompozit rezin ile kapatıldı ve örnekler restorasyon sınırlarının 1 mm dışında kalacak şekilde aside dirençli tırnak cilası ile kaplandı. Tüm örnekler % 0.5' lik bazik fuksin boya solüsyonuna daldırılarak 24 saat boyunca bekletildi. Boyadan çıkarılan dişler musluk suyu altında yıkanarak fazla boyanın uzaklaştırılması sağlandı. Sonrasında dişler bukko-lingual/palatinal yönde restorasyonu ortalayacak şekilde su irrigasyonu altında ikiye ayrıldı ve toplamda 100 adet dişten 200 adet örnek elde edildi. Elde edilen kesit yüzeylerindeki oklüzal ve gingival sızıntı değerleri stereooptik mikroskopta (Leica Z16 APO, Almanya) bağımsız bir araştırmacı tarafından x40 büyütmede incelenip skorlar kaydedildi. Ayrıca her gruptan rastgele birer diş seçilerek rezin materyal ile kavite duvarı arasındaki ilişki SEM mikroskobu ile çeşitli büyütmelerde fotoğraflanarak incelendi. Son olarak elde edilen veriler istatistiksel olarak ANOVA ve Student's t testleri ile değerlendirildi. Bulgular: SDR, X-tra fil, Beautifil, Filtek bulk-fill ve Venus bulk-fill' den oluşan kompozitlerin sızıntı açısından istatistiksel olarak karşılaştırılmasında, oklüzal kenarlarlarda hem Optima-10 LED ışık kaynağı hem de Valo LED ışık kaynağı ile polimerizasyon arasında fark bulunmadı (p> 0,05). Kompozitler gingival sızıntı değerleri açısından değerlendirildiğinde ise hem optima LED hem de Valo LED ile polimerize edilen iki grupta da Beautifil, Filtek ve X-tra fil kompozitleri arasında fark bulunmazken SDR ve Venus bulk-fill kompozitleri diğerlerine oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla sızıntı gösterdi (p< 0,05). Optima LED ve Valo LED ışık kaynaklarıkarşılaştırıldığında ise tüm kompozitlerde oklüzal kenarlarda, ışık kaynakları arasında fark bulunmazken gingival kenarlarda Valo LED ile polimerize edilen kompozitler OptimaLED ile polimerize edilenlere göre anlamlı derecede daha az sızıntı gösterdi. Sonuç: Çalışmamızdan elde ettiğimiz verilere bakacak olursakValo LED ile polimerize edilen restorasyonların Optima LED ile polimerize edilen restorasyonlara oranla daha iyi sonuçlar verdiği görülmüştür. Kompozitler arasında ise Beautifil, Filtek ve X-tra fil materyallerinden SDR ve Venus bulk-fill' e göre mikrosızıntı açısından daha iyi sonuçlar elde edilmiştir.
Farklı solüsyonlara daldırılan geleneksel kompozitler ile CAD/CAM kompozit blokların renk değişimlerinin değerlendirilmesi
1.1. Türkçe Özet Amaç: Bu çalışmanın amacı uzun dönemli olarak renklendirici solüsyonların CAD/CAM bloklara, geleneksel kompozitlere ve seramik blok materyale olan etkilerinin in vitro ortamda incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Örnek olarak birer adet lityum disilikat cam seramik (IPS E-max), rezin nanoseramik blok (Lava ultimate), hibrit seramik (Vita Enamic), 3 adet de geleneksel anterior kompozit (3M Filtek ultimate, Clearfil Majesty Esthetic, G-aenial anterior) kullanılmıştır. Örnekler 1,2 mm kalınlığında ve 7 x 7 mm'lik kareler halinde hazırlanmıştır. 4 farklı solüsyon (siyah çay, kahve, distile su ve kırmızı şarap) içerisinde bekletilmiştir (n:10). Başlangıç LAB değerleri dijital spektrofotometre ile ölçülmüştür. Numuneler renklendirici solüsyonlara batırılmış ve bir inkübatörde 37 °C ve 120 gün süreyle bekletilmiştir. Sonrasında renk değişiminin tekrar değerlendirilmesi yapılmış ve başlangıçtaki kaydedilen değer ile arasındaki fark hesaplanmıştır. Kruskal Wallis-H testi, Shapiro Wilk's', Post-Hoc çoklu Karşılaştırma testi gruplar arasındaki farkı tanımlamak için kullanılmıştır. Bulgular: Materyaller karşılaştırıldığında 120. gün itibariyle distile su (p>0,05) haricindeki tüm solüsyonlarda renk değişimleri anlamlı sonuçlar vermiştir (p<0,05). Renklendirici solüsyonlar arasında en yüksek renklenme değeri kırmızı şaraba aittir. En fazla renklenen materyal ise kırmızı şarap solüsyonu içerisindeki G-aenial anterior kompozittir. Vita Enamic rezin içerikli bloklar arasında Lava ultimate blok'a göre daha az renklenme göstermiştir. Clearfil majesty esthetic ise geleneksel kompozitler arasında renklenmeye karşı daha dirençli bir görüntü sergilemiştir. Sonuç: Farklı çalışmalar benzer şekilde bu çalışma sonuçlarına göre de rezin içerikli bloklar seramik bloklar kadar renklenme direnci gösterememiştir. Fakat alternatif olarak Clearfil Majesty Esthetic, Vita Enamic ile birlikte IPS E-max'ın yerine kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Renklenme, Kompozitler, CAD/CAM bloklar, Seramik blok, Renk
Farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin, CAD/CAM blokların tamir kompozitlerine bağlanma direnci üzerine etkisinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı; 3 farklı CAD/CAM bloğun (2 farklı rezin içerikli ve 1 tane seramik içerikli) kompozit rezin ile tamiri öncesinde yapılan yüzey işlemlerinin, makaslama bağlanma direnci üzerine etkilerini değerlendirmek, frez ile pürüzlendirme işleminin diğer yüzey işlemlerine olan katkısını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, IPS e-max CAD, Vita Enamic ve Lava Ultimate blokların her birinden 63 adet olmak üzere toplamda 189 adet 2 mm kalınlığında örnekler hazırlandı. Test materyalleri yüzey işlem tekniğine göre dokuz alt gruba (kontrol, kumlama, Cojet, HF asit, fosforik asit, frez+ kumlama, frez+ Cojet, frez+ HF asit, frez+ fosforik asit) ayrıldı. Termal siklus işlemi uygulandıktan sonra, tüm örnek yüzeylerine silan+ bond+ kompozit rezin uygulandı. Sonrasında, örnekler makaslama bağlanma direnç testine tabi tutuldu. Kırık tipleri, stereomikroskop ve SEM kullanılarak değerlendirildi. Veriler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve post-hoc testler ile analiz edildi. Bulgular: Bağlanma direnci açısından, kullanılan blok tipi ve yüzey işlemleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). Tüm gruplar arasında en yüksek bağlanma değeri Vita Enamic HF asit, en düşük değer Lava Ultimate kontrol grubunda gözlenmiştir. Frez uygulanmasının, bağlanma direncine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmamaktadır (p>0,05). Seramik çeşitleri arasında bağlanma direnci bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). En yüksek değerler Vita Enamic grubunda, en düşük değerler IPS e-max seramik çeşidinde görülmüştür. Sonuç: CAD/ CAM blokların kompozit rezin ile tamiri öncesi yapılan yüzey işlemleri bağlanma direncini arttırmaktadır. Frez uygulaması bağlanma direncini artırdı ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Anahtar Sözcükler: CAD/ CAM, kompozit rezin, tamir, yüzey işlemi, bağlanma direnci
Evaluation of bond strength in different CAD/CAM laminate veneer restorations with ceramic and resin content
Aim: In recent years, computerized milling-based CAD/CAM restorations have become popular. Zirconia has been used in esthetic cases often. Because of its brittleness new materials are developed like hybrid ceramic and resin nano ceramic. The aim of this study examine and evaluate bond strenght of eight different CAD/CAM restoration materials was restored with the help of an optical reader by milling the blocks in an advanced lathing machine by means of information recorded in the computer memory by measurements taken directly from the preparation teeth (Cerec in Dental Office). Material and Method: In this study, 80 freshly extracted, non-decayed, non-restorated and no cracks maxillar central teeth has been used. Teeth before use, stored in 10% neutral formalin and distilled water solutions until cavity preparation is made, polishing was made to clean soft tissue on all teeth and to remove the storage solution using micromotor mounted tires with pumice brush. Chamfer style standard cavities was prepared 0,5mm on labial surfaces of all teeth, 0,2mm on mesial and distal contact points, 0,3mm in gingival step. 80 anterior teeth which are prepared cavities, has been divided into nine groups that a different CAD/CAM blocks to be used in each group and each group was restored in accordance recommended procedures by the manufacturer. After cementation of restorations, all samples has been subjected to 1000 cycles in the thermal cycle device which remained open the crowns of the teeth has been embedded vertically into acrylic blocks and subjected to shear forces in the Instron tester, tearing resistance value was determined in Newton. Results were evaluated at statistical significance level of p<0,05. Results and Conclusion: A statistically significant difference was observed between the ANOVA One-Way Variance Analysis and TUKEY HSD tests in terms of fracture resistance (P<0,05). The material with the highest bond strength average was determined as Lava Ultimate. Keywords: CAD/CAM, laminate veneer, ceramic block, resin block, bond strength
Dört farklı tek aşamalı self etch adezivin biyouyumluluklarının hayvan deneyi yöntemiyle değerlendirilmesi
Amaç: Diş hekimliğinde kullanılan materyallerin başarısı, biyolojik güvenilirlikleriyle yakın ilişkilidir. Son yıllarda, restoratif diş tedavisinde oldukça sık kullanılan self-etch adezivlerin biyouyumlulukları konusundaki endişeler artmıştır. Bu çalışmanın amacı; dört farklı tek aşamalı self-etch adeziv materyalin (Prime&bond one select, Optibond All-in-one, Clearfil universal bond, Single bond universal) biyouyumluluklarının hayvan deneyi yöntemiyle karşılaştırılması ve histopatolojik olarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Deney materyalleri 10mm uzunluğunda, 2mm çapındaki poliüretan tüplere doldurularak polimerize edildi. Her adeziv için, 21 adet tüp kullanıldı. Tüpler, 21 adet yetişkin erkek albino ratın sırt bölgesinde dört farklı insizyonla oluşturulan subkutan ceplere yerleştirildi. Ratlar; 7, 30 ve 60. günlerde incelenmek üzere rastgele üç gruba ayrıldı. Bu süreler sonunda, tüp ve onu çevreleyen 2cm2'lik doku birlikte kesilerek çıkarıldı. Alınan kesitler, preparat haline getirildi ve Hematoksilen&Eosin ile boyandı. Oluşan inflamasyonun şiddeti, iltihabi hücre sayısı ve fibröz kapsül kalınlığı histopatolojik olarak ışık mikroskobuyla değerlendirildi. Bulgular: 7. gün örneklerinde, akut inflamasyona bağlı lezyonlara, ödeme ve PMNL infiltrasyonuna rastlandı. 30. gün örneklerinde, tüm materyallere karşı inflamasyonun azaldığı ve fibrokollajen dokuda artış olduğu gözlendi. 60. gün örneklerinde, inflamasyon şiddetinin daha da azaldığı, rejenerasyon ve reperasyon süreçlerine bağlı granülasyon ve fibröz doku artışı izlendi. 60. gün inflamatuar hücre sayısının 7. güne oranla anlamlı derecede düştüğü belirlendi. Fibröz doku formasyonu değerlendirildiğinde ise, 7. gün skorunun, 60. gün skoruna oranla anlamlı derecede düşük olduğu belirlendi. Sonuç: Tüm materyallerin başlangıçta sergiledikleri iltihabi reaksiyonun şiddeti, artık monomer salınımı ve cerrahi travma etkisiyle açıklanabilir. Anahtar Kelimeler: Self-etch adeziv, biyouyumluluk, hayvan deneyi.
Yeni nesil self-etchıng adeziv sistemlerin rezin kompozit restorasyonlarında mikrosızıntılarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yeni nesil beş self-etching adeziv sistemin sınıf V restorasyonlarda mikrosızıntı miktarlarını in vitro koşullarda karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada ortodontik veya periodontal sebeplerle çekilmiş 100 adet çürüksüz insan molar dişi kullanıldı. Çekim sonrasında dişler üzerindeki yumuşak dokular ve artıklar bir kretuar uzaklaştırıldı, pomza ve fırça yardımıyla parlatıldı. Çalışmada kullanılacakları güne kadar dişler distile suda, oda sıcaklığında bekletildi. Dişlerin bukkal yüzeylerinde, mine sement birleşiminin (servikal) 1 mm altında sonlanacak şekilde silindirik elmas frezler (Diatech, Swiss Dental Instruments, Heerbrugg, Switzerland) yardımıyla mezio-distal genişliği 3 mm, okluzo-gingival genişliği 2 mm ve derinliği 1.5 mm olan standardize sınıf V kaviteler hazırlandı ve mine kenarları 0.5-1 mm genişliğinde olacak şekilde elmas rond frezlerle (Diatech, Swiss Dental Instruments, Heerbrugg, Switzerland) bizote edildi. Dişler her grupta 20'şer adet olacak şekilde rastgele beş gruba ayrıldı. 1.grup: Clearfil S3 Bond (Kuraray Medical Inc., Japonya), 2.grup: Xeno V (Dentsply DeTrey, Konstanz, Almanya), 3.grup: G Bond (GC, America), 4.grup: Optibond All In One (Kerr Corporation, Orange, CA), 5.grup: iBond (Heraeus Kulzer, Almanya) uygulandıktan sonra hazırlanan kavitelere üretici firmaların tavsiyeleri doğrultusunda kompozit rezinler yerleştirildi ve LED (Light Emitting Diode-Elipar Freelight, 3M ESPE, Germany) cihazı ile polimerize edildi. Bitirme ve cila işlemlerinden sonra dişler önce 24 s 37 oC de etüvde (Nüve Incubator EN 120, Ankara, Türkiye) distile su içerisinde bekletildi. 24 saat sonra restorasyonların parlatılma işlemi su altında elmas bitirme frezleri (Diatech Dental AG, Heerbrugg, Switzerland) ile yapıldı ve alüminyum oksit kaplı diskler (Sof-Lex, 3M ESPE, St. Paul, MN, USA) yardımıyla tamamlandı. Ardından dişler 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC de termal siklus cihazında (NOVA, Konya, Türkiye) 10.000 kez termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra dolguların 1mm çevresi hariç dişler tamamen 2 kat aside dirençli tırnak cilası ile kaplandı ve ardından 24 s 37 oC de (Nüve Incubator EN 120, Ankara, Türkiye) % 0.5'lik metilen mavisinde bekletildi. Bu süre sonunda boyadan çıkartılan örneklerden isomet 1000 cihazında (Isomet 1000 Precision Saw, BUEHLER, USA) alınan kesitler stereomikroskop (Olympus SZ 40, SZ-PT, Japan) altında x15 büyütmede incelenerek fotoğrafları alındı. Gingival ve okluzal mikrosızıntı dereceleri standart bir skala ile 0-4 arasında skorlandı. Ayrıca, her gruptan rastgele birer örnek seçildi ve rezin-diş sert dokusu ara yüzeyi SEM ( JSM-5600 JEOL SEM, Jeol Co., Tokyo, Japan) altında farklı büyütmelerde incelenip fotoğraflandı. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak Kruskal-Wallis ve Mann Whitney U testleri ile değerlendirildi.Bulgular: Gruplar arasındaki okluzal ve gingival mikrosızıntı farkları istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05)(p=0.043, p=0.005). Clearfil S3 Bond ve Optibond All In One gruplarında okluzal mikrosızıntı değerlerinin diğer üç gruptan oldukça düşük olduğu gözlendi. iBond grubunda mikrosızıntı değerlerinin en yüksek olduğu tespit edilirken Xeno V ve G Bond grupları arasında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı gözlenmiştir (p>0.05). iBond grubunda gingival kenarda mikrosızıntı değerlerinin en yüksek olduğu tespit edilirken diğer gruplar arasında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05).Sonuç: Çalışmamızda termal siklus ile ağız ortamı taklit edilmeye çalışıldı. Hazırlanan sınıf V kavitelerde self-etching adezivlerin okluzal ve gingival mikrosızıntı skorlarının bir grup haricinde başarılı olduğu saptanmıştır.
Kök kanallarında kullanılan farklı kanal aletlerinin ve irrigasyon solüsyonlarının smear tabakası üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı üç farklı kök kanalı şekillendirme aleti ve üç farklı irrigasyon solüsyonunun kök kanalının apikal, orta ve koronal bölgesinde smear tabakası üzerine etkisinin incelenmesidir.Kök kanalı şekillendirme aleti olarak el aleti (Hedström eğe), döner alet olarak Protaper ve Mtwo eğe sistemleri kullanılmıştır. İrrigasyon solüsyonu olarak ise % 2,5 NaOCl, % 17 EDTA +%2,5 NaOCl ve % 2,5 NaOCl+BioPure MTAD kullanılmıştır.Çalışmamızda 72 adet üst kesici diş rastgele 9 gruba ayrılmıştır. Grup 1, 2 ve 3 Hedström eğe ile grup 4, 5 ve 6 Protaper eğe sistemi ile Grup 7, 8 ve 9 ise Mtwo eğe sistemi ile şekillendirilmiştir. Tüm gruplarda her eğe değişiminden sonra % 2,5'luk NaOCl kullanılmıştır. Grup 1, 4 ve 7 kontrol grubu olarak belirlenmiş olup, final yıkamada % 2,5 NaOCl kullanılmıştır. Grup 2, 5 ve 8 için final yıkamada % 17 EDTA+% 2,5 NaOCl ve Grup 3, 6 ve 9 için final yıkamada % 2,5 NaOCl+ BioPure MTAD kullanılmıştır.Tüm bu işlemler tamamladıktan sonra dişler, bukko-lingual yönde oluklar açılarak ikiye ayrılmış ve kökün apikalden 2, 6 ve 10 mm seviyelerinde Taramalı Elektron Mikroskobu ile incelenmiştir. Apikal bölgedeki en etkili kombinasyonun Mtwo/MTAD, orta bölgede en etkili kombinasyonun El aleti/EDTA ve Mtwo/EDTA, koronalde ise en etkili kombinasyonun Mtwo/EDTA olduğu bulunmuştur.Sonuç olarak kullanılan aletlerin ve irrigasyon solüsyonlarının kök kanal tedavisinin başarısında oldukça önemli olduğu tespit edilmiştir.
Evaluation of the efficiency of different irrigation systems used in root canal treathment on smear layer
Aim: The aim of this study is to investigate the effect of three different irrigation technics on smear layer occured during root canal preparation of maxillary incisors that has endodontic treatment indications.Materials and Method: Freshly extracted 60 maxillary incisors because of periodontal problems were used in this study. In preferring teeth such criterias as; nearly similar root lengths, no inclination of roorts and the same pulpal width were used. Debridement on roots were removed with a cretuar after extraction. Root surfaces were cleaned with brushes. Teeth were protected at room temperature in distilled water until usage day in study. Teeth were sectioned vertically to long axis 2 mm over enamel cement junction. Teeth were randomly divided into three groups of each 20. Coronal access of teeth were extended by the help of Gates Glidden to No V. Root canal preparation was started by using endodontic device and Protaper rotary instruments. Firstly root canal lengths were measured by K type root canal insturment and working lengths were determined as 1 mm shorter than foramen apicale. Extending operation was first started with SX among rotary instruments and then continued respectively as S1,S2,F1,F2 and resulted with F3. Different irrigation technics were used for each group. In group 1 irrigation was done with ultrasonic device. Irrigation was done at a regulated frequency for endodontic operation and by using specially prepared E4 and E11 instruments. First tank was filled with 5.25% NaOCl and second tank was filled with 17% EDTA as irrigation solution. When between each instrument changes 5.25% NaOCl was used, distilled water was used for final irrigation. In second group irrigation was done with classical method. After using SX instrument, irrigation was done by 27-gauge plastic syringe with 5.25% NaOCl. Irrigation was repeated after every instrument and finally was done with distilled water. In third group irrigation was done by Endo-Vac device. After every rotary instrument irrigation was done by MDT (master delivery tip) and macro canula with 5.25% NaOCl. And then was done by micro canula with 17%EDTA and 5.25 NaOCl. Distilled water was used for final irrigation. After irrigations root canals were dried with paper points. After preparation teeth were bucco-lingually and longitudinally sectioned by opening thin tunnels (hollows) burs by aerator device. Coronal, middle and apical parts of roots were analyzed under SEM . Obtained data was assessed with one way Kruskal-Wallis variance analysis (p<0.05).Results: Among Group 1 (Ultrasonic), Group 2 (Classic) and Group 3 (Endo-Vac) in terms of capacity of cleaning root surfaces statistically a significance was determined. That means presence of smear layer in three groups and in terms of whether dentine tubules are open and not; on coronal, middle and apical regions af root surface variability was determined.Conclusion: When capacity of cleaning of root canal surfaces of teeth were investigated; in coronal region irrigation by ultrasonic system, in middle region irrigation by classical syringe method and in apical region irrigation by Endo-Vac device determined successful.Key Words: Ultrasonic irrigation, Endo-Vac, Smear layer, NaOCl, EDTA, SEM