Adıyaman University
Discipline

Economics

Adıyaman University

1,928

Archived Theses

9

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Çay tarımının yapısı ışığında üretici sorunları ve çözüm yolları üzerine bir araştırma

Köksal Kasapoğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1993
00
Master'sOpen AccessTR

İktisadi birleşmeler açısından EFTA ve Türkiye ile ilişkileri

İktisadi birleşme, son 10 yıl içinde hem sanayileşmiş hem de az gelişmiş ülkeler arasında popüler hale gelmiştir. Serbest Ticaret Bölgesi, Gümrük Birliği, Ortak Pazar ve iktisadi Birlik gibi çeşitli iktisadi birleşmeleri tasarlamak mümkündür. Uluslararası ticareti hem değiştirip hem de serbestleştirdikleri için bu tip ekonomik birleşmeler analitik olarak ilginç ve karmaşıktırlar. Ekonomik birleşmenin iki yüzlü özelliğinden ötürü tüm dünyadaki üyelerinin menfaatlerini ( refahını) ya geliştirir yada daha da kötüye götürebilir. Genel olarak ekonomik birleşmenin normal şartlar altında üyelerinin ekonomileri üzerinde hayli etkili ve katkılı olduğu kabul edilmektedir. Aslında bir ekonomik birleşmenin olumlu etkisi ticaretin oluşumuna ve işleyişine bağlıdır. Münferit olarak ülkelerin tecrübeleri göstermektedir ki, ekonomik birleşmenin etkisi zaman içinde ve ülkeden ülkeye çeşitlilikler göstermemekte, ama her bir ülke ekonomisinde farklı sonuçlara yol açabilmektedir. Ayrıca ekonomik bütünleşme, statik ve dinamik etkiler açısından üyeler arasında önemli ve olumlu kazanç fırsatları da oluşturmaktadır. Ekonomik birleşmeye dahil gelişmiş ülkelerin çıkar ve ekonomik menfaatleri, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerinkinden farklı da olabilir. Bugüne kadar ileri ülkelerin ekonomik birleşmelerden daha fazla ekonomik menfaatler kazandıkları genellikle kabul edilmiştir. Bu araştırmada, çeşitli iktisadi birleşme tipleri gösterilmiş ve bunların üye ülkeler ekonomileri üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Ayrıca EFTA olarak bilinen Avrupa Serbest Ticaret Birliği de sosyal ve ekonomik karakterler itibariyle analiz edilmiştir. Sonuçta, EFTA ülkelerinin uluslararası ticaret hacmindeki önemi vurgulanmış ve ayrıca Türkiye'nin de, EFTA ülkeleri için potansiyel bir pazar olabileceği kanaatine varılmıştır. Bundan ötürü, eğer rasyonel kararlar alınabilirse, serbest ticaret anlaşmasının her iki taraf için de önemli ekonomik yararlar sağlayabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Ekonomik bütünleşmeTürkiyeUluslararası ticaret
Orhan Şenses
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1994
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye`de orman ve ormancılık faaliyetlerini özelleştirme imkanları üzerine bir çalışma

ÖZET Özelleştirme, genelde özelleştirilecek kurumun hisselerinin en az % 50'sinin özel hissedarlara satışını sağlayacak şekilde oluşturulması anlamında kullanılmaktadır. Bununla birlikte, ormancılıktaki temel düşünce, piyasa güçlerinin rolünü artırarak ormancılık sektöründe verimliliği daha iyi seviyeye ulaştırmaktır. Özellikle, ormancılık sektörüne giriş serbestisi ve kolaylığı sağlamak, rekabeti teşvik etmek ve ortak yatırımlara izin vermek suretiyle, daha bir çok önlemin buna katkısı olabilir. Bu çalışmanın amacı; ülkemiz ormancılığının sorunlarının önemli nedeni olan devlet orman mülkiyeti ve işletmeciliğinin özel orman mülkiyeti ve işletmeciliğine tedricen geçişini sağlayarak orman alanlarının ve orman varlığının artırılması, orman köylüsünün refahının yükseltilmesi ve ülke kalkınmasına katkısının artırılabilmesi için gerekli düzenlemeleri yaparak günümüzde geçerliliği kanıtlanan serbest piyasa ekonomisi ilkeleri doğrultusunda faaliyetlerinin yürütülmesini sağlamaktır. Bu araştırma kapsamında düşünülen ormancılıktaki özelleştirmenin pek çok boyutu vardır ve özelleştirme uygulamaları bu boyutlar çerçevesinde düşünülmelidir. Ormanların özelleştirilmesinin daha sağlıklı sonuçlar vermesi isteniyorsa, tüm ormanların özelleştirilmesine geçilmeden önce aşağıda adı geçen uygulamaların öncelik sırasına göre yapılması gerekecektir. Buna göre; -Özelleştirmeye ORÜS'ten başlanmalıdır, -Ormancılık çalışmalarının özel sektöre yaptırılması yaygınlaştırılmalıdır, -Mülkiyeti devlete ait bir kısım boş araziler devredilmelidir, -Fidanlıklar, makina parkları vb. birimler özelleştirilmelidir, -Bazı bölgelerde özellikle Trakya, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu'da var olan baltalıklar yöre halkına devredilmelidir, -Sosyal baskının çok yoğun olduğu bölgelerde mülkiyet devri gerçekleştirilmeli ve köy mülki hudutları içerisinde kalan ormanların köy halkına devri sağlanmalıdır. Yukarıda belirtilen özelleştirme uygulamalarının sonuçlarının olumlu olması verimli ormanların da özelleştirilmesini gündeme getirecektir. Çünkü bugün ülkemizde ormanları işletebilecek nitelik ve nicelikte özel sektör kuruluşu da mevcut değildir. VIII

OrmancılıkOrmanlarÖzelleştirme
Devlet Toksoy
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1994
00
Master'sOpen AccessTR

İşletmelerde bilgi teknolojisi "Trabzon Akçay Kimya Sanayi bilgi teknolojisi uygulaması?

ÖZET Günümüz toplumlarında özellikle sosyal, politik ve ekonomik organizasyonların gittikçe karmaşıklaşması, bunların yönetilmesi ve denetlenmesi için daha fazla veriye ve bu verilereden değişik kriterlere göre oluşturulacak bilgiye ihtiyaç duyulmasına yol açmıştır. Çağdaş organizasyonlarda ihtiyaç duyulan veri ve bilgi, hacimsel olarak gün geçtikçe büyümekte ve halihazırda bu büyümenin bir üst sınırı yok gibi görünmektedir. Bu derece büyük bir hacime ulaşan elde edilebilir veri ve bilgi öğelerinin tümünü anlamak, yorumlamak, hatırlamak zaman ve kapasite açısından imkansızdır. Ancak, bu veri ve bilgiler sistematize edilerek iş dünyasında etkin ve verimli bir biçimde kullanılabilirler. İş dünyasının veri ve bilgiye olan ihtiyacı; geçmişi hatırlayabilmek, bugünü izleyebilmek ve yarını planlayabilmek içindir. Bu amaçla veri ve bilginin iş dünyasının ihtiyaçlarını cevaplayacak şekilde modellenmesi, saklanması, işlenmesi, değişik ortamlara aktarılarak görüntülenmesi ve değişik mesafelerdeki ihtiyaç duyulan başka birimlere iletilmesi gereklidir. Bu çalışmanın birinci bölümünde bilgi teknolojisi içersinde büyük bir öneme sahip olan veri ve bilgi kavramları açıklanmış, veri ve bilgiyle ilgili olarak; veri toplama sistem ve teknolojileri, çıktı teknolojileri, saklama sistem ve teknolojileri, yazılım teknolojileri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde veri ve bilgilerin iletim ve dağıtımını sağlayan, bilgi teknolojisi içinde gittikçe önem kazanan iletişim sistem ve teknolojileri incelenerek bilgisayar iletişim ağları ayrınıtılı olarak açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise, Konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla bilgi teknolojisi sistemleriyle ilgili bir uygulama yapılmıştır. Uygulamada, işletmenin kullandığı veri toplama sistemi, çıktı teknolojisi, bilgisayar donanımı ve iletişim sistem ve teknolojisi bütün ayrıntılarıyla incelenmişitir. Genel değerlendirme, sonuç ve öneriler dördüncü bölümde yer almaktadır. IV

Bilgi teknolojisiBilgisayar kullanımıTrabzon Akçay Kimya Sanayi+2
Yaşar Sarı
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1995
00
DoctorateOpen AccessTR

Kayıt dışı ekonominin bazı makroekonomik değişkenler ve Crowding Out üzerindeki etkileri

Vergi kaçırma güdüsü ile vergi idaresinin bilgi alanı dışına çıkarılan tüm ekonomik faaliyetleri kapsayan kayıtdışı ekonomi, siyasi rejimleri, ekonomik sistemleri ve gelişmişlik düzeyleri ne olursa olsun hemen hemen her ülkenin az ya da çok bir sorunudur. 1958 yılında akademik literatüre yerleştirilen, dünyanın çeşitli ülkelerinde araştırmalara konu olan ve Türkiye'nin gündemine de 1990 'lı yıllarda giren kayıtdışı ekonomi bu çalışmanın birinci bölümünde kuramsal bir yaklaşıma tabi tutulduktan sonra ülke ve ekonomik sistem analizleri yapılmıştır. İkinci bölümde makro-ekonomik değişkenlerin kayıtdışı ekonomi karşısındaki durumları dikkatlere sunulmuş, Türkiye'de kamu sektörünün özel sektörü dışlaması önce teorik, sonra Türkiye verileri ile üçüncü bölümde analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın son bölümünde genel değerlendirme yapılarak ortaya çıkan ve/veya çıkabilecek problemler için öneriler, önlemler ve bazı stratejiler ön plana çıkarılmıştır. Bu çalışmada varılan sonuçlar şöyle özetlenebilir: Makro-ekonomik değişkenleri ve modelleri kullanarak istikrarlı iktisat politiklarmı uygulamaya koymak sağlıklı verilerle mümkün olur. Kayıtdışı ekonominin dikkatlere alınmadığı model eksik olup, ulaşılmak istenen hedeflerden sapmalar olacaktır. Bu yüzden kayıtdışı ekonominin kayıtlara alınması önemlidir. Türkiye'de kamunun izlediği ekonomik politikalar Crowding Out'a neden olmaktadır. Yüksek faizli iç borçlanma politikası, özel sektör yatırımlarını etkileyip rant ekonomisi oluşturacaktır. Oysa ki kayıtdışı ekonominin kayda alınarak vergilendirilmesi bütçe açıklarını önemli ölçüde azaltarak iç borçlanmanın neden olduğu Crowding Out'u daraltacaktır. VIII

Crowding outKayıt dışı ekonomiMakroekonomik değişkenler
Adem Kalça
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vergi sisteminde toplama esası

Bu çalışmanın amacı, Türk Gelir Vergisinde toplama esası ve bu esas kapsamında aile reisi beyanı ve zararların mahsubuna ilişkin ilkeler ve usullerin ortaya konulmasına yöneliktir. Çalışma, bu amaç doğrultusunda Uç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde, Gelir Vergisinin Türk vergi sistemi içindeki yeri ve konu mu belirlendikten sonra Gelir Vergisinde mükellefiyet şekilleri ele alınmıştır. İkinci bölümde geliri oluşturan kazanç ve iratlar belirlenmiş ve bu kazanç ve iratların vergilendirilme esasları incelenmiştir. Üçüncü bölümde, gelir vergisinin tarh ve tahsili kapsamında yıllık beyan name, gelirin toplanması, toplama esasının dayandığı ilkeler.toplama yapılan ve yapılmayan hallerle ihtiyari toplama, ülkemizde toplama esası uygulaması, aile reisi beyanı, zararların mahsubu gibi kavramlar ve konular birbirinin ayrılmaz birer parçası olarak düşünülerek birlikte ele alınmaya ve açıklanmaya çalışılmıştır. Genel değerlendirme, sonuç ve önerilerde ise ülkemizde mevcut uygulama çerçevesinde toplama esası ve bu esasın teorik temeli olan üniter gelir vergisi sisteminden ne kadar uzaklaştığı ve bu günkü durumu ile ilgili değerlendirmeler ve ulaşılan sonuçlar ifade edilmiştir. Yine bu bölümde, Türk Gelir Vergisinde toplama esasının alanının oldukça daraltılmış olduğu ve bu haliyle sedüler gelir vergisi sistemine doğru bir gelişmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

Gelir vergisiTürk vergi sistemiVergi toplama
Sadettin Gültekin
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de para ikamesi

Milli paranın; mübadele aracı, tasarruf aracı ve hesap birimi olma fonksiyonlarım başka paralar karşısında yavaş yavaş yitirmesine para ikamesi denilmektedir. Para ikamesi teorisine göre, para ikamesine yol açan iki önemli neden vardır. Bunlar: (1) Enflasyon beklentisi ve/veya (2) Devalüasyon beklentisidir. Ekonomik birimler yapmış oldukları tasarrufların enflasyon karşısında değer kaybetmesini önlemek ve kur farklarından yararlanarak spekülatif kazanç elde etmek amacıyla yabana para talebinde bulunmaktadırlar. Yabancı para talebi, milli paranın asli fonksiyonlarım devralacak büyüklüğe eriştiğinde ise para ikamesi olgusuyla karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada, enflasyon ve devalüasyon beklentilerinin Türkiye'deki para ikamesi sürecine etkide bulunup bulunmadığı araştırılmıştır. Enflasyon ve devalüasyon beklentilerinin "rasyonel" ve "adaptif' süreç içerisinde oluştuğu varsayılarak yapılan kısa dönem analizlerinde, yabancı para talebinin enflasyon beklentisi esnekliği negatif ve l'den küçük bulunmuştur. Yabana para talebi ile devalüasyon beklentisi arasında ise anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Uzun dönem ilişkilerinin tesbiti amacıyla koentegrasyon analizi kullanılmıştır. Yabana para talebinin enflasyon beklentisi uzun dönem esnekliği, kısa dönemde olduğu gibi, negatif işaretli ve l'den küçük olarak bulunmuştur. Yabana para talebinin devalüasyon beklentisi uzun dönem esnekliği ise, bu iki serinin farklı seviyelerde durağan olması nedeniyle hesaplanamamıştır. Yabana para talebinin enflasyon beklentisi, uzun ve kısa dönem esnekliklerinin negatif işaretli bulunmasında, para talebi denkleminde bağımlı değişken olarak reel yabana para talebinin kullanılması önemli rol oynamıştır. vn

DevalüasyonEkonometrik analizEnflasyon+1
Yakup Küçükkale
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Avrupa Birliği'nde uygulanan tarım politikaları: Uyum ve farklılıklar

Dünya üzerinde insanların yaşamaya başladığı zamandan itibaren tarım ve tarım faaliyetleri kaçınılmaz olmuştur. Çünkü tarımın en önemli fonksiyonlarından biri; insanların öncelikle gıda, ardından giyim ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Ülke ekonomisinin kalkınması ve sanayi sektörüne girdi transferinin sağlanması konusunda tarım sektörünün payı büyüktür. Ancak, tarım kesimi sahip olduğu yapısal özellikler nedeniyle desteklenmeye ihtiyaç duymuştur. Bu çalışmanın temel amacı; öncelikle Türkiye'de uygulanan tarım politikasının ve ülke tarımının belirgin özelliklerinin ele alınarak, ardından büyük bir ekonomik birlik olan AB'nin benimsediği tarım politikalarının özelliklerinin sentezlenmesiyle, Türkiye'nin AB'ne uyum şartlarının ortaya konulmasıdır. Bu amaçla; öncelikle bu çalışmanın birinci ve ikinci bölümünde sırasıyla, Türkiye'nin tarihi süreç içerisinde tarım sektörünün yapısı ve uygulanmaya konulan tarım politikalarının temel hedefleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise, Türkiye'de uygulanan tarımsal destekleme politikalarının yapısı incelenmiştir. Ardından dördüncü bölümde AB'nin Ortak Tarım Politikası'nın belirgin özellikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Daha sonra beşinci bölümde Türkiye ile AB arasında var olan tarımsal yapı ve politika farklılıkları ele alınarak ; Türkiye'nin, AB'nin tarım politikalarına uyumunun nasıl mümkün olacağına ulaşılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak; tarım sektörünün ülke kalkınması için vazgeçilmez olduğunu, fakat yapısal özellikleri nedeniyle desteklenmeye ihtiyaç duyacağını söylemek mümkündür. Ancak, belirlenen tarım politikaları ülkenin ekonomik ve sosyal yapısına uygun olmalıdır. Ayrıca tarım politikalarının, gerektiğinde tarım kesiminde reform yapabilecek değişken bir yapıya sahip olması gerekmektedir. Dünya' da büyük ekonomik oluşumların yaşandığı bir dönemde Türkiye'nin AB'nin Ortak Tarım Politikası'na uyumunun sağlanması gerekir. Bu durum bir avantaj haline getirilmeli ve ülke ekonomisini iyileştirici bir unsur olarak kullanılmalıdır. vnı

Avrupa BirliğiAvrupa BirliğiTarım politikaları+3
Derya Yıldız
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Turizmin Türk ekonomisindeki yeri ve Türkiye'ye olan turizm talebi tahmini

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, turizm, dünya ekonomisinde en hızlı gelişen ve genişleyen sektörlerden biri haline gelmiştir. Turizm, çoğu zaman diğer bir çok endüstri gibi bölgesel veya ulusal kalkınma için bir araç olarak kullanıldı. Turizm sektörü, yaygın biçimde gelir, iş ve vergi gelirlerinin yaratılmasında, ödemeler dengesi problemlerinin hafifletilmesinde, bölgesel ve ulusal ekonomik gelişmelere katkıda bulunmada rol oynayan önemli bir faktör olarak tanınır. Özellikle 1980'li yıllarda Türkiye, dünyadaki bütün turistler için popüler bir turist çekim merkezi haline geldi. Turizm Türkiye için önemli bir döviz kaynağı oldu. Özellikle 1980'li yıllarda, Türkiye'nin uluslararası turizmden elde ettiği gelirler, diğer geleneksel turizm ihracatçısı ülkelerin gelirlerinden daha hızlı arttı. 1980'lerden sonra Türkiye ekonomisinde turizm, gelir yaratılmasında, yeni istihdam olanaklarının yaratılmasında ve ödemeler dengesi problemlerinin giderilmesinde önemli bir rol oynadı. Turizm, artık Türkiye'nin ekonomik kalkınma stratejisinde anahtar sektör olarak kabul edilebilir.. Turizm talebi ve turistik yerlerin seçimi, gelir, enflasyon oranları, döviz kurları ve önemli politik değişmeler gibi beklenmedik olayları kapsayan çok sayıdaki faktörde meydana gelen dalgalanmalardan etkilenebilir. Etkili turizm politikalarının formülasyonu için turizm talep esnekliklerinin güvenilir tahminleri gerekir. Bu çalışmada 1970-1994 yılları arasında 11 ülkeden Türkiye'ye olan turizm talebi tahmin edildi. Sonuçlara göre; Türkiye'ye olan turizm talebini kişi başına düşen gelir, döviz kurları, tüketici fiyatları endeksi, yatak sayısı ve beklenmedik olaylar (savaş, politik değişiklikler) etkilemektedir.

Ekonometrik analizEkonomik etkiTurizm
Mustafa Sarkım
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de seçim ve ekonomi (1950-1993)

02. Özet Demokratik toplumlarda, siyasi otoritenin seçimi kazanmak ve ekonomi politikalarını kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmesine seçim ekonomisi denilmektedir. "Siyasi Konjonktürel Dalgalanmalar" teorisine göre, seçim ekonomisine yol açan iki önemli neden vardır. Bunlar (1) siyasi iktidarın tekrar seçimi kazanıp, ikidarının ömrünü mümkün olduğu kadar uzatabilmek çabasıdır. (2) Seçmenlerin istek ve beklentilerini kısa dönemde karşılamak amacıyla partizanca davranmalarıdır. Bu nedenle ekonomik politikalar siyasi yapı tarafından kolayca etkilen mekte, siyasi ve ekonomik dalgalanmalar oluşmaktadır. Bu çalışmada, seçim ekonomisi politikalarının Türkiye ekonomisi üzerinde etkilerinin bulunup bulunmadığı araştırılmıştır. Seçimlerden önce enflasyon ve işsizlik oranlarının düşük, büyüme hızının yüksek tutulduğu bununla birlikte kamu harcamalarının ve para arzının siyasi iktidar tarafından artırıldığı ve kamu gelirlerinin düşürüldüğü belirlenmiştir. Seçimlerden sonra, seçim ekonomisinde uzun dönemli etkilerinin bir sonucu olarak, kamu harcamaları azalırken, enflasyon oranının ve kamu gelirlerinin artmaya başladığı görülmüştür. Ayrıca siyasi otoritenin özellikle bazı tarımsal ürünlerde destekleme politikalarını uyguladığı da belirlenmiştir. VII

Seçim ekonomisiSiyasi partiler
Mehmet Durkaya
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgesel gelişmede kalkınma ajanslarının rolü, etkileri ve Türkiye uygulaması

Bölgesel gelişme planlanan bölgelerde ve sektörlerde nitel ve nicel yapısal değişmeler sonucu bu bölgelerde ekonomik gelişmenin sağlanmasını hedeflemektedir. Bölgesel gelişmenin gerçekleştirilmesi için çeşitli araç ve kurumlardan yararlanılması gerekmektedir. Türkiye'de bölgesel gelişmede kullanılan araçlar etkinliğini kanıtlamıştır. Uluslararası bir karşılaştırma yapıldığında, Türkiye'de ekonomik gelişmede en önemli eksikliğin kurumsal yapıda olduğu bilinmektedir. Türkiye'de kurumsal yapının oluşturulmasında yapılacak olan ilk adımlardan biri yerel kurumların oluşturulmasıdır. Uluslararası gözlemler yerel ve bölgesel kurumların kalkınma yolunda önemli görevleri olduğunu göstermektedir. i3u kapsamda incelenen Kalkınma Ajansları, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, kalkınmanın istenilen doğrultuda yönlendirilmesinde etkili olmuşlardır. Bu çalışmada; bölgesel gelişmede Kalkınma Ajanslarının rolü, etkileri ve Türkiye uygulaması incelenmiştir. Türkiye'de kullanılan teşvikler ve kamu yatırımları gibi araçların özellikle az gelişmiş bölgelerde uygun bir yatırım ortamı yaratmaya yetmediği bilinmektedir. Diğer ülkelerin deneyimleri ışığında, uygun yatırım ortamı yaratılmasında kullanılabilecek diğer araçların belirlenmesi ve bu araçları kullanılabilecek bir kurum tipi olarak Ekonomik Kalkınma Ajanslarına gerek vardır. GAP İdaresi Türkiye'de ilk kez bir Bölgesel Kalkınma İdaresi olarak kurulmuştur. GAP bölgesi Türkiye'de bir EKA kurulması için düşünülebilecek en uygun bölgedir. Bölge için bir planın ve sorumlu bir teşkilatın varlığı EKA'nın kurulmasını kolaylaştırmaktadır. VII

Bölgesel kalkınmaEkonomik kalkınma ajanslarıSosyoekonomik gelişmeler+1
Feriha Birben
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Karadeniz bölgesinde çay tarımının yapısı, başlıca ürünlerle mukayesesi ve dış ticareti

Türkiye'de çay işletmeciliği ilk defa 1947 yılında başlatılmış, yurtiçi çay talebi 1963 yılından itibaren tümüyle yerli üretimle karşılanmıştır. 1984 yılına kadar Devlet Tekelinde yürütülen çay işletmeciliğinde, bu yıldan sonra kamunun yanında özel sektöründe faaliyetine izin verilmesiyle kısa sürede üretim kapasitesinde büyük artışlar olmuştur. Gerek çaylık alanların kontrolsuz artışı, gerekse özel sektörün plansız, programsız ve hazırlıksız çay üretimine başlaması neticesi; hem ihtiyaç fazlası yaş çay ürünü alınmış, hem aşın çay stoklan oluşmuş, hem de sektörde atıl kapasite doğmasına neden olunarak kaynak israfına yol açılmıştır. İç piyasada üretim ve satıştaki payı azalan Çaykur; stok fazlası çayları, ancak zararına ve düşük fiyattan kısıtlı miktarlarda ihraç edebilmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesinde üreticileri çay tarımına bağımlılıktan kurtaracak, diğer tarım ürünlerinin üretimi uzun yıllar ihmal edilmiş, diğer yandan bölgede sanayi ve ticaret geliştirici yatırımlar da yeterince teşvik edilmemiştir. Çay üretimindeki fazlalıklar; yetersiz taban fiyat ve gecikmeli ödeme yönünden üreticileri; atıl kapasite, yüksek maliyet ve rekabet nedeniyle Çaykur ve özel sektörün karlılığını olumsuz yönde etkilemiştir. Bir başka ifadeyle ihtiyaçtan fazla üretilen malın değeri azalmıştır. 1993 yılında çıkarılan kararname ile çaylıkların her yıl 1/5'inin budama zorunluluğu getirilmiş, ürün kaybı bedeli üreticiye tazminat olarak ödenmiş, böylece arz fazlası çay önlenerek kaliteli hammadde alınmak istenmiştir. Bu uygulama hem üretici hem de işletmeci kesimlerce benimsenmiş ve faydalı bulunmuştur. Çay sektöründe üreticilerin; taban fiyat, ödeme, hasat, taşıma, satma, gübreleme ve örgütsel ilişkiler gibi sorunları halen devam etmektedir. VIIÇaykur'un stok fazlası çaylarını satmak ve finansman ihtiyacını karşılamak için; 1996 yılında Beyaz Rusya ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasında yapılmış olan anlaşma kapsamında ucuz fiyattan ihraç etmeyi taahhüt ettiği 41 bin tonluk takas çay ihracat sözleşmesi gereği Türk çayı 22 devletin pazarına girmiştir. Bu ülke piyasalarında kalıcı bir Türk çayı pazarının muhafaza edilebilmesi ve sektördeki arz fazlası stok çayın eritilebilmesi için Çaykur bundan sonra her yıl 15-20 bin ton kaliteli çayı uygun fiyattan ihraç etme şansını iyi kullanması gerekmektedir. Bölge insanını çaya bağımlı olmaktan kurtarmak için; toprağın yapısı, verim ve elde edilen ürünün pazar değerine göre diğer tarımsal ürünlerin üretimi de ihmal edilmemeli ve teşvik edilmelidir. Özellikle kivi yetiştiriciliğine arazi yapısının gösterdiği uyum, elde edilen verim ve parasal gelir dikkate alınarak kivi yetiştiriciliği daha da önemsenerek geliştirilmelidir. Tarımsal alanların kısıtlılığı karşısında; bölge insanının geliri ve yaşam düzeyini daha ileri seviyelere ulaştırabilmek için; ticari ve turizm yatırımlarının devletçe teşvik edilmesi faydalı olacaktır. Çay üreticilerinin çeşitli sorunları ve örgütsel problemleri çözülerek, gerekli yasal ve kurumsal düzenlemeler yapılmalıdır. Bölgede çay üretimiyle beraber diğer tarımsal ve ticari faaliyetler; ekonominin ve bölgenin sosyo ekonomik yapısı dikkate alınarak ekonominin gereklerine uygun olarak yapıldığı taktirde, bundan hem bölge insanı, hem bölge ekonomisi, hem de ülke ekonomisi kazançlı çıkacaktır. VIII

Doğu Karadeniz bölgesiTarım ürünleriTüketim+7
Köksal Kasapoğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

TRACECA Projesi'nin Türkiye'ye etkisi ve orta gelir tuzağından çıkışta önemi

AB projesi olan Avrupa-Kafkasya-Asya Ulaştırma Koridoru (Transport Corridor Europe Caucasus Asia-TRACECA) Projesi ile bölge ülkeleri güvenli ve hızlı güzergâhlar belirlemiş, bir dizi yatırım projesi ve teknik yardım programları oluşturmuş, denize kıyısı olmayan Orta Asya ülkelerinde demiryolu ulaştırması öne çıkmıştır. TRACECA Projesi aracılığıyla, projeye üye ülkelerde ulaştırma altyapısının gelişmesinden hareketle bölgesel kalkınmanın başlaması öngörülmektedir. Ulaştırma altyapısının gelişmesi, taşıma maliyetlerini aşağı çekerek ticareti ve uzmanlaşmayı teşvik edecektir. Böylece iktisadi aktivitenin mekana yayılmasını sağlayarak bölgesel gelişmişlik farklılıklarını azaltacaktır. TRACECA ile birlikte kısa dönemde ortaya çıkacak değişim ve gelişim; üretimi, istihdamı, girdi ve çıktı miktarlarını olumlu olarak etkilerken süreç içinde piyasa işleyişinden kaynaklı dinamik büyüme etkisi ile de pek çok iktisadi süreci kendiliğinden harekete geçirerek ve verimliliği artırarak, Türkiye'nin Orta Gelir Tuzağı'ndan çıkışında yardımcı olacaktır. Bu çalışmada, TRACECA Projesi'nin Türkiye'ye etkisi ve Orta Gelir Tuzağı'ndan çıkıştaki öneminin ortaya koyulması amaçlanmıştır.

Avrupa BirliğiAvrupa Kafkasya Asya Ulaştırma KoridoruDemir yolu taşımacılığı+7
Saner Çelik
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Afrika, Karayip, Pasifik ülkeleri ve Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki ekonomik ortaklık anlaşmalarının Afrika ülkelerinin kalkınması üzerindeki teknolojik ve ticari etkileri

Bu çalışmanın amacı, AKP devletler grubundaki Afrika ülkesi üyelerin ekonomik gelişmesi hakkında Afrika, Karayip ve Pasifik ülkeleri devletler grubu (AKP) ile Avrupa Birliği (AB-27) arasında Ekonomik Ortaklık Anlaşması'nın (EOA) teknolojik ve ekonomik etkilerini teorik, tanımlayıcı ve ekonometrik olarak analiz etmektir. Bu çalışmanın başlıca katkısı, imtiyazlı ticaret anlaşması çerçevesinde gelişmiş ve gelişmemiş ülke grupları arasındaki ilişki bağlamında karşılıklı ticaret ve teknolojiyi değerlendirmede kendine özgülüğüne dayanmasıdır. Ticaret, ekonomik büyüme ve gelişme konusunda teorik ihtilafın ötesinde bu çalışma Gruplaştırılmış Panel Dinamik Olağan En Küçük Kare (PDEKK) yöntemi kullanılarak beraber entegre edilmiş panel tekniklerine dayalı ampirik araştırmanını yanı sıra açıklayıcı analizi de aydınlatmaktadır. Bir yandan politik kurumların karşılıklı ticaret, teknoloji ve kalitesinden, diğer yandan kişi başına reel büyüme (GSYİH (GDPPC)) yerli üründen değişkenler hakkında toplam faktörler üretkenliğini (TFÜ) geriye çekmekteyiz. Dolayısıyla, bulgularımız farklı gelişim seviyelerindeki devletler arasında karşılıklı ticaretin uzun vadede teknolojik gelişim ve ekonomik gelişimi desteklediğine dair teorik teklifleri desteklemektedir. Bununla birlikte, fark ettim ki AKP'nin Afrika ülkeleri üyelerindeki politik kurumların kalitesi ve uluslararası ticaret değişkenleri arasında önemli etkileşimler vardır. Önceki etkiler göstermektedir ki ülkelerin uluslararası açılma etkisini yakalamak için uluslararası ticaret kapsamında ekonomik kurumların iyi işlemesine imkan sağlayan kendi politik kurumlarının kalitelerini iyileştirmeleri gerekmektedir.

Afrika ülkeleriAfro-KarayipAsya Pasifik bölgesi+7
Emmanuel Nızıgıyımana
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Şeker Sanayi'nin gelecek vizyonu bağlamında portföy A grubu fabrikaları (Ağrı, Erciş, Kars, Muş, Erzurum Şeker Fabrikaları) grubunun etkinlik ve verimlilik analizleri ve özelleştirme kapsamında tartışılması

Türkiye Şeker Sanayi Türkiye ekonomisi için etkisi güçlü ve ekonominin gelişmesi adına itici bir kuvvete sahip bir sektördür. Kuruluşu ilk olarak özel teşebbüs yoluyla Uşak'lı Molla Ömer Oğlu Nuri Şeker tarafından başlatılan Türkiye'de ki şeker sanayinin rekabet edilebilirliğini yükseltmek için politika yapıcılarının belli başlı düzenlemeleri ile Şeker Sanayi etkinlik ve verimlilik bağlamında düzeltilmeye çalışılmıştır. Bu politikalardan biri olan Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.'nin özelleştirilme kapsamına alınması nedeniyle, bölgemiz ekonomisine olan etkilerini Veri Zarflama Analizi ile (2009-2015 yılları arasında) incelenen çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde kısaca araştırmaya konu olan performans kavramı, verimlilik ve etkinlik gibi kavramlara yer verilmişken, ikinci bölümde şeker sanayinin günümüze kadar süregelen tarihçesine genel bir bakış açısıyla değinilirken, üçüncü bölümde kullanacağımız metadoloji ve ardından etkinlik ve verimlilik analizine dördüncü bölümde yer verilmiştir. Etkinlik ve verimlilik analizleri sonucu etkinsiz çalışan fabrikalarımız; 2009 yılında Erciş Şeker Fabrikası, 2010 yılında Kars Şeker Fabrikası, 2011 yılında yine Kars Şeker Fabrikası, 2012 yılında Erciş ve Muş Şeker Fabrikaları, 2013 yılında Erciş ve Kars Şeker Fabrikaları olarak belirlenirken, neden etkinsiz olduğu ile alakalı yorumlara yer verilmiştir. Beşinci bölümde ise araştırmaya konu olan beş fabrikanın araştırma sonuçlarının genel bir değerlendirilmesi ve fabrikaların etkin çalışması için gerekli önerilere yer verilerek, bölge ekonomisi adına fabrikalarımızın özelleştirilme kapsamında nasıl bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Özelleştirme, Analiz, T.Ş.F.A.Ş, Etkinlik

EtkinlikTürkiye Şeker FabrikalarıVerimlilik+4
Ahmet Akyol
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kırsal kalkınmada seracılığın ve jeotermal kaynakların rolü: Ağrı ili Diyadin ilçesi örneği

Bu çalışmada Ağrı İli Diyadin İlçesi'nde önemli bir turizm ve ekonomi kaynağı olan jeotermal kaynakların etkileri üzerinde durulacaktır. Yine Türkiye'deki diğer örnekler de göz önünde bulundurularak jeotermal kaynakların seracılıkta kullanımı, bunun ilçenin ve ilin kırsal kalkınması bağlamında etkileri ele alınacaktır. Bilindiği üzere kırsal kalkınma son yıllarda ülkemizde beş yıllık kalkınma planlarında üzerinde önemle durulan iktisadi unsurlardan biri. Kırsal kalkınmada temel amaç yerel ekonomileri canlandırma ve potansiyellerini açığa çıkarmaktır. Bu amaçla ülkemizde başta Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olmak üzere, Kalkınma Bakanlığı, Bölgesel Kalkınma Ajansları, TKDK(Tarımsal Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu) vb birçok kurum kırsal kalkınma temelli çalışmalar yürütmektedir. Çalışmada Türkiye'deki örnekleri de göz önüne almakla birlikte daha yerel düzeyde bir perspektif sunulacaktır. Ağrı İli Diyadin İlçesi ana örneklem olacaktır. Bununla birlikte daha önce buna benzer yapılan akademik çalışmalar incelenerek çalışmaya referans alınmıştır. Tez çalışması esnasında bu alanda yapılmış akademik çalışmalar (kitap, makale, tez) birincil kaynakları teşkil edecektir. Bu kapsamda veri tabanları ve Yükseköğretim Ulusal Tez Merkezi dikkatle incelenerek literatür taraması yapılacaktır. Yine Diyadin'de hâlihazırda faaliyette bulunan Diyadin Tarım A.Ş. ve Diyadin Jeotermal A.Ş. firmalarının verilerinden istatistiklerinden faydalanılacaktır. Daha önce Diyadin özelinde jeotermal kaynaklar turizm ve mühendislik disiplinleri açısından akademik çalışmalara konu olduysa da, konunun iktisadi ve ticari boyutu henüz incelenmemiştir. Özellikle son birkaç yıldır özel sektör tarafından kurulan seralarda termal sularla ısıtma neticesinde, zorlu iklim şartlarına rağmen domates üretimi yapılması ve ürünlerin iç pazarda önemli bir yer edinmesi dikkate değer iktisadi çıktılardır. İlerleyen yıllarda diğer tarım ürünlerinde de benzer sonuçların alınması planlanmakta ve bu kapsamda daha büyük girişimler düşünülmektedir. İlçede bu sektörde istihdam da yine bu sayede gelişmekte ve lokal iktisadi sonuçlar doğurmaktadır. Jeotermal suların sadece tarımda değil, enerji üretiminde, konut ısısında ve diğer alanlarda da etkin bir şekilde kullanılması mümkün. Biz bu çalışmayla mevcut durum ile kırsal kalkınmadaki potansiyelini irdeleyeceğiz. Anahtar Kelimeler: Kırsal Kalkınma, Seracılık, Ağrı, Diyadin, Jeotermal Enerji.

Ağrı-DiyadinEkonomik gelişmelerEkonomik kalkınma+4
Yeliz Akboğa
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Gürbulak Sınır Kapısının Ağrı ili üzerindeki sosyo-ekonomik etkileri

Sınır ticareti, komşu iki ülke arasında özel anlaşmalara göre yapılan ve her iki ülkenin de sınıra yakın bölgelerini kapsamına alan bir ticaret türüdür. Sınır ticareti ile bölge ekonomisine canlılık getirilmesi, bölge insanının refah seviyesinin yükseltilmesi, mal kaçakçılığının azaltılması ve istihdamın artırılması ve göçün önlenmesi amaçlanmaktadır. Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusunda bulunan diğer sınır illerinde olduğu gibi, iklim, yer şekilleri, toprak gibi doğal unsurlar ile ulaşım gibi beşeri açıdan olumsuz unsurlara sahip olması nedeniyle kişi başına düşen gelir açısından ülke ortalamasının altında bulunan Ağrı ili için alternatif gelir kaynaklarının oluşturulması için sınır ticareti oldukça önemlidir. Ağrı ilinde Gürbulak Sınır Kapısı ve Sarısu Sınır Ticaret Merkezinden gerçekleştirilen sınır ticaretinden beklenen faydaların sağlanabilmesi için sınır ticareti kapsamındaki ürün yelpazesinin geliştirilmesi ve kota miktarlarının arttırılması sağlanmalı ayrıca ticari faaliyet sırasında karşılaşılan fiziki altyapı ve ulaşım sorunlarının çözülmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı İli, Sınır Ticareti, Gürbulak Sınır Kapısı.

AğrıAğrı-Doğubeyazıt-GürbulakSosyoekonomik etki+2
Güven Karhan
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği Serbest Ticaret Anlaşması ve Türkiye üzerine etkileri

2008 yılında küresel boyutlara ulaşan ekonomik krizden derinden etkilenen Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği, Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde yürütülen müzakerelerde bekledikleri sonucu alamayınca yeni bir arayış içine girerek Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı'nı oluşturmuştur. ABD ve AB oluşturdukları Serbest Ticaret Anlaşması ile krizin etkilerini üzerlerinden atmayı amaçlarken, Batının entegrasyonunu sağlayarak Çin'i dengelemeyi hedeflemektedirler. Küresel ekonominin yaklaşık olarak yarısını oluşturan tarafların dahil olduğu bu Serbest Ticaret Anlaşmasının tüm dünyada belirleyici ana entegrasyonlardan olacağı öngörülmektedir. Bu çalışmada anlaşmaya taraf ülkelerin güncel ekonomik durumları ile Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı'nın öncesiyle sonrasında meydana gelecek değişmeler irdelenecektir. Ayrıca anlaşmanın Türkiye'ye etkileri, taraf olunmasının katkıları ya da imzalanılmaması halinde oluşabilecek zararlar incelenerek Türkiye'nin anlaşmaya dahil olabilmesi için alternatifler analiz edilecektir. Anahtar Kelimeler: Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA), Yeni Nesil Serbest Ticaret Anlaşmaları, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO)

Amerika Birleşik DevletleriAnlaşmalarAvrupa Birliği+5
İlgi Baysan
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ile Türki devletler arasındaki ticaretin geliştirilmesinin önemi

Bu tezin amacı, Türkiye ile Türki Devletler arasındaki ticari-ekonomik iş birliği kapsamlı şekilde değerlendirilmesi, ekonomide yaşanan mevcut sorunların genel hatlarıyla tespit edilmesi, geleceğe yönelik olarak ticaretin karşılıklı olarak geliştirilmesi için yapılabilecekler ve bu hususların Türkiye' ye stratejik katkılarını araştırmaktır. 1990' larda bağımsızlıklarını ilan eden Türki devletlerle Türkiye ilk 20 yıl içerisinde az da olsa etkileşim içinde bulunmuştur. 2000'lerden sonra ise bu ülkelere yönelik çalışmaların olumlu neticeler meydana getirdiği gözlenmiştir. Türkiye, Türki devletlerle ekonomik ilişkileri istenilen düzeyde geliştirememiş, bu devletlerle kurulan ilişkiler açısından başta Rusya, Çin ve ABD Türkiye'ye oranla daha aktif rol oynamışlardır. Türkiye ile Türki devletler arasındaki ekonomik ve stratejik iş birliği bölgede yatırım amaçlayan Türk girişimcilerin çabaları ile sınırlı kalmamalıdır. Türkiye, bu devletlerle ilişkilerinde yaklaşık 25 yıllık süreçte elde ettiği tecrübeyi değerlendirerek bölgeye yönelik kapsamlı bir jeoekonomik strateji geliştirmelidir.

TicaretTicari ilişkilerTürk Cumhuriyetleri+5
Gözde Düzenli
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgesel kalkınma politikaları ve Ağrı ilinin iktisadi analizi

16. yüzyılda merkantilizm ile başlayıp neoliberal anlayışa kadar uzanan küresel ekonomi paradigması büyük dönüşümler ve kırılmalar geçirmiştir. Özellikle sanayi devrimi sonrasıdünya ticaretinin genişlemesi ülkelerin geleneksel iktisadi faaliyetler dışında piyasaya yönelik üretim ile tanışmalarına yol açtı. Sanayileşme ile ekonomik faaliyetlerin belirli alanlarda yığılmaya başlaması, diğer bölgeleri dezavantajlı komuna getirmiştir. Bu hususta son yıllarda bölgesel kalkınma, yerel ekonomi ve yeni ekonomik coğrafya yaklaşımları ülkeler açısından büyük önem teşkil etmektedir. Bu çalışmada bölgesel farklılıkları gidermek amacıyla politikaların teoride ve pratikteki yaklaşımları ele alınmıştır. Kaynak dağılımından yeterli pay alamayan, çeşitli sebeplerle sermaye birikimi bakımından dezavantajlı duruma düşmüş bölgeler, zamanla ulusal kalkınma açısından engel oluşturmuş ve sosyo-ekonomik sorunlara yol açmıştır. Bölgelerin kalkınma dinamiklerini harekete geçirerek ve rekabetçi yapısını arttırarak sürdürülebilir ekonomik büyüme hedeflenmektedir. Ayrıca çalışmada dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan Avrupa Birliği entegrasyonu ve rekabetçi yapısını arttırmaya yönelik bölgesel ekonomi politikaları incelenmiş olup üyelik sürecinde olan Türkiye'nin, bölgesel farklılıkları gidermeye yönelik üyelik süreci öncesi ve sonrasında uyguladığı politikalar tarihsel açıdan analiz edilmiştir.

Avrupa BirliğiAğrıBölgesel kalkınma+4
Uğur Okur
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Havayolu taşımacılığının gelişimi ve Türkiye ekonomisinde ki yeri

Ülkemizde yıllar içerisinde havayolu ile taşınan yolcu sayısının hızla artması beraberinde bu sektörden kar elde etme olanaklarını getirmiş ve büyük bir havayolu ekonomisi oluşmaya başlamıştır. Havayolu taşımacılığı ülkemiziz GSYİH'sını, tarım, sanayi, ticaret ve turizm sektörünü yakından ilgilendirmektedir. Özellikle havayolu ve turizm arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır.

Ekonomik etkiHava taşımacılığıHava yolu taşımacılığı+7
Mehmet Tosun
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir ekonomik büyüme ve nitelikli emek: PISA sınavları üzerine bir değerlendirme

İktisadın üzerinde durduğu en önemli konulardan birisi olan uzun dönemde sürdürülebilir ekonomik büyüme ve eğitim arasındaki ilişki, iktisadi büyüme literatüründe son yıllarda yoğun olarak incelenen konular arasında gelmektedir. Eğitimin/beşerî sermayenin sürdürülebilir ekonomik büyüme üzerindeki etkilerinin incelendiği teorik ve uygulamalı çalışmalar ve gözlemler, PISA sınavı gibi ülkelerin eğitim sistemlerinin kalitesini/niteliğini ölçen uluslararası test sınavlarında başarılı puanlar alan ülkelerin aynı zamanda başarılı ekonomik performansa sahip olduklarını göstermektedir. Yapılan araştırmaların ortaya koyduğu bir başka husus ise, PISA sınavlarında başarılı olan ülkelerin eğitim sistemlerinin, özellikle, öğretmen adaylarının seçimi ve öğretmenlerin eğitimi, öğretmenler arasında işbirlikçi ve paylaşımcı çalışma ortamlarının sağlanması, öğretmen ücretlerinin ülkelerin ortalama ücretinin üstünde olması gibi ortak bazı özelliklere sahip olduklarını göstermektedir.

BüyümeEkonomi politikalarıEkonomik büyüme+7
Özge Durman
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversitelerin il ekonomilerine gelir ve istihdam açısından katkılarının incelenmesi: Bitlis ili Eren Üniversitesi örneği

Yükseköğretim kurumları kuruldukları şehrin dolayısıyla ülkenin kalkınmasına birçok yönden katkı sağlar. Yükseköğretim kurumları topluma, toplumun refah düzeyinin artmasına katkı sağladığı gibi öncelikle bulunduğu ilin dolaylı olarak da ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan kalkınmasına katkıda bulunur. Eğitim-öğretim kurumları içerisinde illerin ve ülkenin ekonomisine katkıları en çok olan üniversiteler olmuştur. Bu çalışmanın temel amacı, Bitlis Eren Üniversitesinin il ekonomisine gelir ve istihdam açısından etkilerini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde eğitimin tanımı, eğitimin açık işlevleri olan toplumsal, ekonomik, bireysel, siyasal ve felsefi işlevleri ile Türkiye'de yükseköğretimin tarihi hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Bitlis Eren Üniversitesinin tarihi, akademik, idari birimleri, sosyal tesisleri, bölümleri, öğrenci sayıları hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca online olarak yapılan anket çalışmasının analizi de bu bölümde yapılmıştır. Üçüncü bölümde anket sonuçlarının analiz sonuçları üzerinden, üniversite öğrencilerinin harcamalarının dolaylı ve doğrudan ilin gelir ve istihdamına katkıları incelenmiştir. Son bölüm yani dördüncü bölümde ise literatür taraması, beşinci bölümde ise sonuç ve değerlendirme kısmı bulunmaktadır. Çalışma sonucunda Bitlis Eren Üniversitesinin Bitlis iline 671 kişilik doğrudan istihdam ve 191 kişi de dolaylı istihdam olmak üzere toplamda 862 kişilik bir istihdam katkısı olmuştur. 18.938,496 TL doğrudan gelir katkısı ve 112.872,976 TL dolaylı gelir sağladığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Yükseköğretim, Gelir ve İstihdam, Kalkınma, Üniversite.

BitlisBitlis Eren ÜniversitesiEkonomi+6
Serdar Gücüm
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmenliğin ve mülteciliğin sosyo-ekonomik etkileri

Bu çalışmada göç olgusu ve göçün tarihsel süreçte geçirmiş olduğu evrim incelenerek günümüze kadar ulaşan toplumların göç kavramından etkilenme biçimleri ve bu konuda diğer bilimlerin bakış açıları ele alınmıştır. Türkiye'nin göç hareketleri açısından transit bir ülke olması, uluslararası göçün ve Avrupa odaklı geçişlerde insani yaşam şartlarının kendi ülkelerine göre daha iyi olmasından dolayı ülkemizin tercih edilmesinde önemli faktörlerin başında gelmektedir. Türkiye, yoğun muhacir kitlelerinin hedef ülkesi olmuştur. Muhacir kitlelerinin Türkiye'ye girişinin çoğu zaman isteklerinin dışında istek harici olduğu belirtilmiştir. Göç kararı alan bireylerin yaş ve cinsiyet bileşimi ile iktisattaki rollerinin önemi üzerinde durulmuş ve bu olgular belirleyici olarak kabul edilmiştir. Gelen göçmenlerin toplumsal-iktisadi etkilerinin araştırması bu etmenlerle belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Uluslararası Göç, Dış ve İç Göç, Sosyo-Ekonomik Etki Düzensiz Göç,

GöçmenlerMültecilerSosyoekonomi+2
Mehmet Babacan
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ar-ge yatırımlarının ekonomik büyüme üzerindeki etkileri: Türkiye örneği (1990-2016)

Çalışmada, Türkiye ekonomisinde Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) yatırımlarının ekonomik büyüme üzerindeki uzun dönemli etkilerinin yönünü ve büyüklüğünü tespiti amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada Türkiye'de 1990-2016 yıllarını kapsayan dönemde Ar-Ge yatırım miktarları ve fiziki ve beşerî sermaye birikimi kontrol değişkenleri ile zaman serisi analizi metodolojisi kullanılarak ekonometrik model tahmin edilmektedir. Dört aşamada gerçekleştirilen model tahmini neticesinde elde edilen sonuçlar, Ar-Ge yatırımlarının Türkiye ekonomisinin ekonomik büyüme performansı üzerinde inceleme dönemi itibariyle pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca Ar-Ge yatırımları ile ekonomik büyüme arasında tek yönlü bir nedensellik ilişkisinin olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Büyüme, Ar-Ge Yatırımları, Zaman Serisi Analizi.

Araştırma-geliştirmeAraştırma-geliştirme harcamalarıBüyüme+4
Ceylan Çetin
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Merkez Bankası bağımsızlığının fiyat istikrarı üzerindeki etkileri: Türkiye örneği (1980-2018)

Dünyada 1970'li yıllarda meydana gelen petrol krizleri sonrasında oluşan enflasyonist ortam, fiyat istikrarının sağlanmasında merkez bankalarının bağımsızlık kazanması düşüncesini ortaya çıkarmakta ve dünya genelinde merkez bankalarının bağımsızlık kazanması yönündeki adımların atılmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda, dünyada merkez bankalarının bağımsızlık yönündeki gelişimlerine paralel olarak Türkiye ekonomisinde enflasyonun oluşturduğu belirsizliği önleyebilmek, fiyat istikrarını sağlayabilmek için merkez bankasının bağımsızlık kazanmasını sağlayacak bir takım düzenlemeler getirilmektedir. Bu noktadan hareketle çalışmada, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bağımsızlığının fiyat istikrarı üzerindeki etkileri 1980-2018 dönemi için zaman serisi analizi kapsamında çeyrek dönemlik verilerle incelenmektedir. Çalışmada sonucunda teorik literatüre ve ampirik literatüre uyumlu olarak Türkiye ekonomisinde TCBM'nin bağımsızlığının fiyat istikrarı üzerinde önemli ölçüde etkili olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bu sonuçlar, Türkiye ekonomisinde fiyat istikrarının sağlanıp sürdürülebilmesi adına politika yapıcıları tarafından, TCMB'nin bağımsızlık düzeyinin arttırılmasına ve/veya mevcut düzeyinin korunmasına yönelik yasal düzenlemelerin yapılmasının gerekli olduğuna işaret etmektedir

EkonomiEkonomik etkiEkonomik istikrar+2
Şuayb Potur
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ekonomik gelişme sürecinde tarımın katkısı: Türkiye örneği

Tarım sektörü gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için stratejik bir sektör olarak değerlendirilmektedir. Tarım sektörünün stratejik bir sektör olarak değerlendirilmesinin arka planında, tarım sektörünün ülkelerin iktisadi gelişmelerine başlıca beş temel alanda katkıda bulunduğu düşüncesi yer almaktadır. Johnston ve Mellor (1961) tarafından ortaya konulan bu düşünceye göre tarım sektörü, toplumun beslenmesine olan katkı, ihracat yoluyla sağlanan döviz gelirleri, sanayi için işgücü, sanayi sektörü için tasarruf ve sermaye ve son olarak sanayi sektörünün üretimi için pazar katkılarıyla ülke ekonomilerinin iktisadi gelişmelerine katkı sağlamaktadır. Bu kapsamda tezde, tarım sektörünün Türkiye ekonomisine katkılarının Johnston ve Mellor (1961) tarafından çizilen çerçeve içerisinde ortaya konulması amaçlanmaktadır. Kuruluşundan günümüze kadar geçen süre içerisinde, Türkiye'nin geçirdiği yapısal dönüşüm neticesinde tarım sektörünün gayri safi yurtiçi hasıla ve istihdam içerisindeki payının azaldığı görülmektedir. Tarım sektörünün sanayi ve hizmetler sektörüne oranla nispi öneminin azalmasına karşın çalışmada tarımın, ülkenin artan nüfusu için gıda temini, tarımsal ürünlerin ihracatıyla elde edilen döviz gelirleri, tarım kesiminden sanayi kesimine işgücü transferi, tarıma dayalı olan sanayi kollarının gelişimi boyutlarıyla ülke ekonomisinin gelişimine olumlu katkılarının devam ettiği değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: İktisadi Kalkınma, Tarım Sektörü, Türkiye

Ekonomik etkiEkonomik gelişmelerEkonomik kalkınma+2
Said Aktaş
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye enerji bölgeleri statüsünün Suriye ekonomisine etkisi

Sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın sağlanması için gerekli olan en önemli girdilerden birisi enerjidir. Ülkelerin nüfus yapısı, enerji kaynaklarından elde ettiği olanakları ya da olanaksızlıkları, mevcut konumunun sağladığı fırsatlar ya da yarattığı sorunlar, siyasi, ticari ve ekonomik ilişkileri, dünya enerji piyasalarındaki finansal, kurumsal ve yapısal gelişmeleri gibi diğer faktörler, enerji kaynaklarının çeşitlendirmelerini zorunlu kılmıştır. Bu da doğal gaz ve petrolün enerji güvenliğinin dolayısıyla da ülke güvenliklerinin önemini artırmaktadır. Bu çalışmada, bölgesel gelişmeler ışığı altında, Suriye devletinin şuan egemenliğini kuramamış olduğu, topraklarının doğusunda kalan petrol ve doğal gaz enerji bölgelerinin ülke ekonomisi açısından önemi incelenmektedir. Ayrıca bu bölgelerin Suriye devleti açısından gerekliliğinin ne oranda olduğu saptanmış ve uzun vadeli olarak ülkenin bu bölgelerden ayrı tutulmasının, devletin çıkarlarını ne oranda etkilediği incelenmektedir.

Ekonomi politikalarıEkonomik etkiEnerji+2
Fatma Karslı
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ekonomik performans değerlendirmesi açısından makro ve mikro iktisadi göstergeler

Ekonomik göstergeler bir ülke ekonomisinin gidişatı, kalkınma seviyesi ve gelişmişliği hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Bir ülkedeki ekonomik istikrarın ve toplumun refah seviyesinin saptanması açısından bu göstergeler ciddi önem arz etmektedir. Fakat ülkelerde gelişmişlik açısından önem arz eden makro ve mikro göstergelerin her zaman istikrarlı bir seyir izlemesi mümkün olmamaktadır. Karşılaşılan negatif sapmalar da insanların yaşam standartlarında düşüş meydana getirmekte ve refahın azalmasına neden olmaktadır. Bu tezde ülkelerin gelişmişliğini veya geri kalmışlığını izleme şansını elde edebildiğimiz göstergeler ele alınmıştır. Bu bağlamda birinci bölümde makroekonomik göstergeler ele alınmıştır. Tezin ikinci bölümünde uluslararası düzeyde ve Türkiye yerelinde önem arz eden belli başlı değişkenler, üçüncü bölümde; reel sektöre dair mikro değişkenler incelenmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise Türkiye'de veriler üzerinden göstergelerin analizi yapılmıştır.

EkonomiEkonomik büyümeEkonomik göstergeler+4
Seda Dursun
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Blokzincir teknolojisi ve kripto paraların finansal piyasalar üzerine etkileri

İnsanoğlu hayatını kolaylaştırabilmek ve değişen dünyanın en güncel haline uyum sağlamak için birçok şeyde olduğu gibi para kavramında da çeşitli değişikliklere gitmiştir. Teknolojinin gelişimine paralel olarak para yerine kullanılan araçlarda değişikliğe uğramıştır. Son yıllarda blokzincir teknolojisi üzerine inşa edilen kripto paralar birçok ülkenin, finansal kurumların dikkatini çekmiş ve kullanım alanı oldukça artmıştır. Bu çalışmada blokzincir teknolojisinin altyapısı, finans sektöründeki ve diğer sosyal hayattaki kullanım alanları, avantajları, dezavantajları üzerinde durulmuştur. Ayrıca kripto paraların merkez bankaları, finans piyasaları üzerindeki öngörülen etkileri incelenmiştir. Yapılan literatür çalışmasında blokzincir teknolojisinin henüz çok yeni olduğu ve birçok alanda hayatı kolaylaştırıcı potansiyeli bünyesinde barındırdığı tespit edilmiştir. Ayrıca yasal düzenlemelerin eksikliği, çok volatil bir piyasa olması sebebiyle aşırı riskli olduğu, ilerleyen zamanlarda kullanımının daha da artacağı fakat ülkelerin merkez bankasının yerini almasının zor olduğu düşünülmektedir.

BitcoinBlockchainFinans+3
Yaşar Yılmaz
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal Güvenlik Kurumu'nun yapısı ve kayıt dışı istihdam

Kayıt dışı ekonomi, yasal çerçevede oluşturulan kurallara uyulmadan yapılan ekonomik faaliyetler manasına gelmektedir. Kayıt dışı ekonominin önde gelen unsuru kayıt dışı istihdamdır. Ülkelerin ekonomik yapısına göre değişkenlik gösteren kayıt dışı istihdam daha çok; vergi yükü, nüfus artışı, işsizlik gibi ekonomik ve idarenin uyguladığı politikalar sebebiyle yaşam alanı bulmaktadır. İş verenlerin aylık pirim hizmetlerini eksik bildirmesi ya da hiç bildirmemesi yollarıyla oluşan bu kayıt dışı istihdamı engellemek için ülkemizde mücadele veren Sosyal Güvenlik Kurumudur. Kayıt dışı istihdam sorununun önüne geçmek için yasal ve idari önlemler alınmakta, kayıtlı istihdama teşvikler yapılmakta, özellikle 4447, 4857, 5084, 5510 ve 5921 sayılı kanunlarla Sosyal Güvenlik Kurumu'nun aktif ve pasif sigortalılara sağladığı kısa ve uzun vadeli sigorta kollarıyla bunu sağlamaya çalışmaktadır. Çalışmada Dünya'da ve Türkiye'de sosyal güvenliğin hangi aşamalarla başladığı ve günümüze kadar geçen süreçte nasıl revize edildiği ortaya konulmuştur. Kayıt dışı istihdamın özellikle 2006'dan sonraki durumu, sebepleri ve sonuçları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik Kurumu, Kayıt Dışı İstihdam, İstihdam Teşvikleri, Sosyal Sigortalar Kurumu, BAĞ-KUR.

Kayıt dışı ekonomiKayıt dışı istihdamKurumsal yapı+5
Hakan Deniz
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bilgi ve iletişim teknolojilerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri: Türkiye örneği

Sürdürülebilir ekonomik büyüme ülkelerin en temel iktisadi hedefleri arasında sayılmaktadır. Bilgi ekonomisi, toplumların yeryüzünde yaşamaya başladıkları andan itibaren, istek ve ihtiyaçlarını karşılamak için geçirmiş oldukları gelişim ve değişimin son safhasını oluşturmaktadır. Bu kapsamda bilgi ekonomisinin önemli bir bileşeni olarak bilinen Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT), günümüzde ekonomik büyümenin önemli bir belirleyicisi olarak kabul edilmektedir. Söz konusu teknolojilerin kullanımı ülkelerde, verimlilik oranlarında artışa ve maliyet oranlarında da düşüşe yol açmakta ve sonuç olarak pozitif dışsallık yaratarak verimlilik oranındaki artış yoluyla ekonomik büyümeyi hızlandırmaktadır. Bu noktadan hareketle çalışmada, son yıllarda önemi giderek artan BİT konu edilmekte ve BİT ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin ampirik açıdan incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla çalışmada, Türkiye'de BİT ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki, zaman serisi metodolojisi kullanılarak ekonometrik açıdan incelenmektedir. Çalışmada, Türkiye'de BİT'in ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini incelemek üzere Cobb Douglas toplam üretim fonksiyonuna dayalı olarak tanımlanan ekonometrik modeller, zaman serisi analizi kapsamında ve 1990-2020 dönemi için analiz edilmektedir. Analiz sonucunda Türkiye'de, inceleme döneminde BİT'in ekonomik büyümeyi pozitif ve istatistiki açıdan anlamlı bir şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen söz konusu ampirik bulgular, BİT kullanımının arttırılmasını sağlamak amacıyla devlet tarafından gerekli alt yapı yatırımlarının gerçekleştirilmesi ve özel kesiminde söz konusu alanda yatırım yapması konusunda teşvik edilmesinin Türkiye'de sürdürülebilir bir ekonomik büyüme performansının sağlanabilmesi için oldukça gerekli olduğu sonucunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Bilgi ve İletişim Teknolojileri, Ekonomik Büyüme, Türkiye

Bilgi ve iletişim teknolojileriEkonomik büyümeEkonomik etki+1
Berivan Kaya
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Jeotermal enerjinin Ağrı ili ekonomisi için önemi: Diyadin ilçesi SWOT analizi

Petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarında dışa bağımlılığımız ülke ekonomisine olumsuz yüklerin başında gelmektedir. Bu yükün azaltılması ancak yerli kaynakların daha fazla kullanılmasıyla enerji üretilmesine bağlıdır. Son yıllarda enerji üretim kaynaklarının çeşitlendirilmesi yaklaşımı, öz kaynak jeotermal kaynaklarımıza olan ilgiyi ve yatırımları artırmıştır. Jeotermal kaynaklar kullanılarak elektrik üretiminin yanı sıra ısınma, sağlık ve termal turizm gibi uygulamalar, tarımsal kullanımlar yaygınlaşmakta ve ekonomiye önemli ölçüde katkı sağlamaktadır. Gelişen ve günümüz enerji teknolojileri arasında yer alan jeotermal enerji kaynakları, elektrik enerjisi üretimi, ısıtma sistemleri ve tarımsal uygulamalar gibi birçok alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Jeotermal kaynakların yenilenebilir enerji teknolojileri arasında yer alması, çevre dostu olması ve ekonomik olarak kullanılması, özellikle Doğu Anadolu bölgelerindeki zorlu koşullarda tarım ve seracılık faaliyetlerinde etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamaktadır. Çalışmada, Ağrı ili Diyadin İlçesi örneklemiyle Türkiye'deki yenilenebilir kaynaklardan jeotermalin SWOT analizi yapılmış, jeotermalin enerji sektörü açısından güçlü - zayıf yönleri ortaya konulmuş, olası fırsat - tehditler analiz edilmiş ve kazanımlar incelenmiş ve olası kayıplar tartışmaya açılmıştır. Analiz için geniş bir literatür çalışması yapılmış, konu ile ilgili sivil toplum kuruluşları, üreticiler, kamu ve özel sektör temsilcilerinin görüşleri irdelenmiş ve TÜİK, T.C. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, MTA, TMMBO, ETKB, MAPEG, MEB, TUİK verilerinden yararlanılmıştır. Çalışmanın amacı, jeotermalin genelde Türkiye, özelde Ağrı İli Diyadin İlçesi için önemini ortaya koymak, Ağrı İli Diyadin İlçesi için taşıdığı risk ve kazanımlara işaret etmek ve konuya tüm paydaşların dikkatini çekerek gerekli çalışmaların yapılmasına katkı sağlamaktır.

AğrıAğrı-DiyadinEkonomik etki+4
Remziye Solmaz Aslan
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 salgını ve ekonomik etkileri

2019 yılının son ayı olan Aralık ayında ilk önce Çin Halk Cumhuriyeti'nde ortaya çıkan ve büyük bir hızla tüm dünyaya yayılan Covid-19 virüsü, insan sağlığıyla birlikte tüm ekonomik faaliyetleri derinden etkilemiştir. Bu süreçte sağlık sektörüne olan talep artarken, gıda sektörüne ilişkin talep normal seyrederken diğer mal ve hizmetlere olan talep genelde düşme eğilimine girmiştir. Covid-19 pandemisinin başlangıcında tüm dünyada talep şoku arkasından arz şoku yaşanmıştır. Bu yönüyle Covid-19 salgını sosyal, siyasal ve ekonomik olumsuz etkilerinden ötürü kriz olarak nitelendirilmiştir. Covid-19 pandemisi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri de farklı şekillerde etkilemiştir. Gelişmekte olan ülkeler sınıfında gruplandırılan Türkiye ekonomisi ve ekonominin göstergesi niteliğindeki makroekonomik göstergelerin farklı şekillerde etkilenmesi beklenmektedir. Bu çalışmanın amacı Covid-19 pandemisinin neden olduğu krizin Türkiye ekonomisine etkilerini makroekonomik göstergeler üzerinden incelemektir. Bu amaçla 10 adet makroekonomik göstergenin 2017-2021 dönemindeki aylık verileri alınarak trend analizi tekniği kullanılarak pandemi öncesi ve pandemi sürecindeki seyirleri analiz edilmiştir. Bu ekonomik göstergeler gayrisafi yurtiçi hasıla (büyüme), tüketici fiyat endeksi, döviz kurları, kredi ve mevduat faiz oranları, istihdam ve işsizlik oranları, sanayi üretim endeksi, kredi hacmi, dış borçlar, bütçe geliri ve harcamaları ile bütçe açığı ve ithalat-ihracat ve dış ticaret açığıdır. Çalışmanın sonucunda pandemi sürecinde büyümenin yavaşladığı, enflasyonun yükseldiği, döviz kurlarının arttığı, mevduat faiz oranlarının ve kredi faiz oranlarının yükseldiği, işsizliğin arttığı, sanayi üretim endeksinin düştüğü, kredi hacminin artmayı sürdürdüğü ancak hızının yavaşladığı, bütçe açıklarının arttığı ve dış ticaret açığının genişlemeye devam ettiği tespit edilmiştir. Covid-19 pandemisinin bu etkileri özellikle 2020 yılının Mart, Nisan ve Haziran aylarında net bir şekilde gözlenmektedir.

COVID 19EkonomiEkonomi politikaları+2
Ayşenur Turan
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık ekonomisinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi

Sağlık alanında yapılan çalışmaların geçmişi 1978 yılına kadar uzanmaktadır. Uluslararası Sağlık Örgütlerinin toplanarak sağlık sorunlarına ortak çözüm arayışları için 1978 yılında Kazakistan'da Almaata bildirisi ile başlamıştır. Sağlıkta hizmet standartlarını yükseltmek amacıyla 1948 yılında Dünya Sağlık Örgütü' nün kurulmuştur. Yaşadığımız yüz yıl insan ömrünün uzaması, tüm dünyada ve ülkemizde kronik hastalıkların en önemli mortalite ve morbidite nedeni olması nedeniyle sağlık alanında da yeni yaklaşımların geliştirilmesini gerektirmektedir. Sağlık alanında ki bu çalışmalar için tüm Ülkelerin standartlarına göre Sağlık harcamalarına Ülke bütçesinden pay ayrılması gerekmektedir. Ülkelerin ayırmış oldukları bütçeleri ile sağlık alanındaki harcamaların sağlıklı yaşam standartlarını yükselteceği ve nüfusun ortalama yaş ömrünün uzayacağı günümüze kadar yapılmış araştırmalar sonucunda kanıtlanmış doğru ve kesin bilgilerdir. Bu tezde yapılan araştırmalar ve elde edilen sonuçlar ile bugüne kadar oluşturulmuş örgütler ve kurumların yapmış olduğu istatistiki verilerden yararlanılarak sağlık harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi araştırılmaktadır. Dünyada ilaç sektörünün payının ekonomik göstergeler de her geçen gün daha fazla arttığı düşünüldüğünde, gelişmekte olan Ülkelerin ithalat payını azaltmak için Ar-GE teşvikleri ile bu sektöre yapacakları yatırımların biyobenzer ilaç üretimine katkıda bulunacağı ve Ülke ekonomisini kalkındıracağı kaçınılmaz bir gerçektir. Sağlıkla ilgili ekonomik kavram ve göstergelerin incelendiği ilk üç bölümden sonra dördüncü bölümde Türkiye'nin gelişmekte olan ülkeler arasında olduğu düşünüldüğünde yapılan harcamaların ilaç sektörüne ayrılan payının araştırılarak geleceğe dair beklentilere yönelik çıkarımların yapıldığı ampirik bir çalışmadır.

Ekonomik büyümeEkonomik etkiGelişmekte olan ülkeler+3
Emine Karaca
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yatırım gelişme yolu yaklaşımı: Türkiye üzerine bir değerlendirme (1980-2020)

Küreselleşme sürecine bağlı olarak yabancı sermaye hareketliliğinin dünyada gittikçe artan bir öneme sahip olduğu görülmektedir. Dünya üzerinde gerçekleşmekte olan sermaye hareketlerinin büyük bir kısmını ise sermaye yatırımları oluşturmaktadır. Ülkelerin ekonomik faaliyetlerinde meydana gelen artışa bağlı olarak özellikle 1980 ve 1990'lı yıllarda yabancı sermaye yatırımlarının attığı görülmektedir. Bu yüzden doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını açıklayan teorilere ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını açıklamaya çalışan çeşitli teorilerin ortaya çıktığı görülmektedir. Fakat geliştirilen bu teorilerin hepsinin statik yaklaşımlar olduğu görülmektedir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını açıklayan tek dinamik yaklaşım Yatırım Gelişme Yolu Yaklaşımıdır. Yatırım Gelişme Yolu Yaklaşımı çok uluslu şirketlerin aldığı yatırım kararlarını ülkedeki ekonomik büyüme seviyeleri ile ilişkilendirip, söz konusu faaliyetlerin aşamalarını açıklamaktadır. Bir ülkenin ekonomik büyümesinin artmasına bağlı olarak Yatırım Gelişme Yolunda ilerleyebilmekte ve doğrudan yabancı sermaye yatırım girişlerini arttırdığı görülmektedir. Bu çalışmada Türkiye'nin 1980- 2020 dönemine ait net doğrudan yatırım pozisyonundaki gelişimine ilişkin eğilimleri grafik analiz yöntemi, regresyon yöntemi ve endeks yöntemi kullanılarak Yatırım Gelişme Yolu Yaklaşımı çerçevesinde incelenmektedir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Türkiye'nin Yatırım Gelişme Yolunun üçüncü aşamasında yer alan bir ülke konumunda bulunduğu ifade edilebilmektedir.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıTürkiyeYabancı sermaye yatırımları+1
Sinem Sağlam
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dünya'da ve Türkiye'de COVID-19'un ekonomik ve sektörel etkileri üzerine bir araştırma

İnsanlar geçmişten günümüze kadar her dönemde farklı salgın hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Yaşanan salgın hastalıkların bazıları sadece çıktığı bölgeyi etkilerken bazıları da dünya genelinde etkili olmuştur. İçinde bulunduğumuz dönemde de COVID-19 pandemisi ortaya çıkmış ve bütün ülkeleri etkilenmiştir. Milyonlarca insanın ölümüne sebep olan COVID-19'un hızlı bir şekilde yayılması ülkeler tarafından tedbir ve önlem almalarına neden olmuştur. Bu durum ayrıca ekonomik düzende bozulmalar meydana getirmiştir. Virüsün ne zaman son bulacağına dair olan belirsizliklerinde sürekli yayılması ülkelerde yatırım, tüketim ve ticaret alanında belirsizlikler oluşturmuştur. Bu belirsizlikler karşısında eş zamanlı talep ve arz şokları yaşanmış ve küresel ekonomide yaşanan şoklardan dolayı durağanlaşmıştır. Salgın sürecinde hükümetler tarafından uygulanan ekonomik politika ve tedbirlerin doğrudan etkileri olmuştur. Bu çalışmada insanoğlunun geçmişten bu yana karşılaştıkları salgın hastalıkların neler olduğu ve ekonomik etkilerine, COVID-19'un Türkiye'de ve dünyadaki ekonomik ve sektörel etkilerine değinilmiştir. Ayrıca salgın sürecinde oluşan politika ve tedbirlere yer verilmiştir. Çalışmanın amacı yaşanılan pandemi sürecinde ekonomi üzerinde yarattığı etkileri ve alınan tedbir ve önlemleri araştırmaktır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, Salgın Hastalıklar, COVID-19'un Ekonomik Etkisi, Türkiye, COVID-19'un Küresel Etkileri

Ekonomi
Zübeyde Aksoy Öretmen
Agri Ibrahim Cecen University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Büyüme ve teknolojinin istihdam üzerine etkisi Türkiye örneği

Bu çalışmada büyüme ve teknolojinin istihdam üzerine etkisi incelenmiştir. Büyüme verileri için GSMH(GDP), teknoloji verileri için AR- GE harcamaları, istihdam verileri için ise istihdam oranları kullanılmıştır. Daha sonra istihdam, eğitim seviyelerine göre gruplandırılmış ve üç model elde edilmiştir. Teknoloji insanlık tarihinde var olduğundan beri, insan hayatına etkileri gözle görülür ölçüde büyüktür. Geçmişten günümüze doğru teknolojik gelişmeler tüm birimleri etkilerken etkinliğini de arttırmıştır. Özellikle sanayi devriminden sonra üretimde makine kullanılması, istihdam alanına farklı boyut kazandırmıştır. Doğrudan üretime etki eden teknolojik yenilikler ve makineleşme, işsizliğe neden olduğu gibi yeni istihdam kolları da oluşturmuştur. Teknolojinin istihdam yaratıcı etkisinin istihdam daraltıcı etkisinden büyük olması için beşeri sermayenin güçlendirilmesi gerekir. Yeniliğin oluşturduğu istihdam kolları için, eğitimler arttırılmalıdır. Diğer taraftan büyüme ekonomi literatüründe yeni bir kavramdır. Türkiye ekonomisine baktığımızda günümüze doğru büyümenin olduğu söylenebilir. Büyüme artarken işsizlik oranlarının da arttığı gözlemlenmiştir. Türkiye için okun yasasının geçerli olduğu söylenebilir. Çalışmanın amacı Türkiye'de teknoloji, büyüme ve istihdam kavramlarını analiz etmek ve teknoloji ve büyümenin istihdam üzerindeki etkisini incelemektir. Öncelikle istihdamın bağımlı değişken, AR-GE ve büyümenin bağımsız değişken olduğu model incelenmiştir. Daha sonra lise altı istihdam (LA), lise ve meslek lisesi istihdam (LM), yüksek öğretimli istihdam (YO)'ın bağımlı değişken olduğu 3 model daha kurulmuştur. Bu bağlamda, ARDL Sınır Testi, Yapısal Kırılmalı Birim Kök Testi, KPSS Test İstatistiği, Tado Yamamoto Nedensellik Testi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma modelinde bağımlı değişken istihdam, bağımsız değişkenler ise büyüme ve AR-GE olarak seçilmiştir. Çalışmada 2000-2020 dönemine ilişkin verilerden yararlanılmıştır. Araştırmanın verileri TUİK ve Dünya Bankası'ndan elde edilmiştir. Çalışma sonucunda istihdamın bağımlı değişken olduğu modelde, 2004 ve 2014 yıllarında kırılmalar yaşanmıştır. Değişkenler arasında uzun dönemde bir ilişki yoktur. Ayrıca istihdamdan AR- GE'ye ve istihdamdan büyümeye tek yönlü nedensellik vardır. İstihdamın heterojenleştirildiği ilave 3 model için, uzun dönem ilişkileri; LA için uzun dönemde değişkenler arası eşbütünleşik ilişki varken LM ve YO istihdamın bağımlı değişken olduğu modelde uzun dönemde ilişki kurulamamıştır. Ek olarak LM'den büyümeye, YO'dan AR-GE' ye tek yönlü nedensellik bulunmuşken LM ve AR-GE arasında çift yönlü ilişki bulunmuştur.

Araştırma-geliştirmeBüyümeEkonomik büyüme+3
Semiha Şahin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yenilenebilir doğal kaynaklar, dışsallıklar ve uluslararası ticaret arasındaki ilişkinin açık erişim denge modeliyle analizi

Bu çalışmada yenilenebilir kaynak stoğu üzerinde yer alan iki farklı negatif dışsallığın ayrı ayrı ve eş anlı olarak var olduğu ekonomilerdeki kararlılık analizi ve dış ticaret politikalarının refah, çevre stoğu ve yerel fiyatlar üzerindeki etkileri incelenmektedir. İlgili negatif dışsallıklar, mülkiyet haklarının eksik tanımlandığı ve açık kaynak erişimi kaynaklı "aşırı yenilenebilir kaynak kullanımı" ve düzgün regülasyona tabi olmayan üretim sektörünün yarattığı "kirlilik" olarak adlandırılmaktadır. İlk bölümde, kapalı ekonomi durumunda durağan durum dengesinin kararlılık analizi cebirsel olarak yapılmaktadır. Dışsallıkların birbirinden bağımsız ve eş anlı var olduğu üç farklı durum için, durağan durum denge noktaları bulunmakta ve bu denge noktalarının kararlı olup olmadığı matematiksel olarak kanıtlanmaktadır. İkinci bölümde, iki ülkeli dış ticaret modeli analiz edilmektedir. Kirlilik parametrelerinin aldığı değer bakımından ülkeler farklılaşmaktadır; fakat bu parametreler düşük değerler aldığı için üretim sektörünün göreceli olarak daha düzgün bir şekilde regülasyona tabi tutulduğu varsayılmaktadır. Bu farklılaşma ticaretin yönünü belirlemektedir. Kaynak stoğunu girdi faktörü olarak kullanan ürünü ihraç eden ülke dış ticaret sonucu kayıp yaşarken, kaynak stoğunu kirleten ürünü ihraç eden ülke ise dış ticaret sonucunda kazanç sağlamaktadır. İki farklı negatif dışsallığın bulunduğu durumda, yalnızca tek bir dışsallığı düzgün bir şekilde regülasyon tabi tutmak, ilgili ülke dış ticarete açıldığı zaman refah kaybı yaşamasına neden olmaktadır. Eş anlı olarak dışsallıkların düzenlenmesi ve içselleştirilmesi gerekmektedir. Pareto iyileşme açısından ithalat gümrük vergisinin, ihracat gümrük vergisine üstün geldiği sonucu modelin sonuçlarından bir diğeri olarak tespit edilmiştir.

Açık erişimAçık kaynaklarDenge modeli+6
Gökhan Güven
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Çin Halk Cumhuriyeti'nin hegemon güç olma ihtimali üzerine ekonomi-politik bir inceleme: 1978-2020 dönemi

Çalışmamızda ikincil veri kaynaklarından elde edilen ekonomik ve sosyolojik, nicel ne nitel verilerin değerlendirilmesi ile, ekonomi-politik teoriler ışığında günümüz hegemonik güç ilişkileri incelenmiştir. Hegemonik güç olarak ortaya çıkması muhtemel bir ülke olan Çin Halk Cumhuriyeti'nin günümüz hegemonu olarak nitelendirilen Amerika Birleşik Devletleri'nin yerini alma ihtimali incelenmiştir. Küresel ticaretin gelişmesi ile karşılıklı bağımlılığın artması, 1978 sonrası reform planı ile küresel kapitalist ekonomi yapısına katılan ÇHC'nin ekonomik ve politik performansı analiz edilmiştir. ÇHC, küresel bir güç iddiasında olmadığını her uluslararası platformda iddia etse dahi ulaşmaya çalıştığı güç ağı kendisinin küresel veya günümüz itibariyle bölgesel, sonrasında küresel planları olduğunu göstermektedir. Fakat küresel hegemonik güç olmanın şartlarını sağlaması, çalışmamızın bulguları ışığında henüz mümkün değildir. ÇHC'nin ülke sınırları içerisinde saydığı otonom bölgeler üzerinde tam hakimiyeti dahi söz konusu değildir. Küresel para birimi üzerinde istediği düzeyde kontrol gücüne sahip değildir. Emek zenginliği ile oluşturduğu sermayesini koruması gün geçtikçe zorlaşmaktadır. Ülke nüfusu yaşlanmaktadır. ÇHC'nin küresel etkili ülkelerden biri olabilmesinin ilk adımı, doların hakimiyetini ortadan kaldırmak ve uzlaşmanın sağlanacağı güçlü ülkelerle yeni bir para biriminin oluşturulmasıdır. Oluşturulan para birimi ile ABD'nin küresel hakimiyetini zayıflatmayı istemektedir. Küresel ticaret ağını yönetme/yönlendirme amacıyla geliştirdiği en önemli proje Kuşak ve Yol Girişimidir. KYG ile ÇHC, başta Afrika ülkelerinde ürettiği ürünler olmak üzere küresel ihracat ağına devamlı ve istikrarlı bir yapı kazandırmak istemektedir. Çalışmamızda analizler sonrası şu sonuç ortaya çıkmıştır: ÇHC'nin hegemon güç olmaya en yakın ülkelerden biridir fakat aşması gereken engeller, yakın zamanda ABD'nin yerini alabilecek güçte değildir. ÇHC, mevcut neo-liberal düzenin en önemli oyuncularından bir tanesidir, fakat kuralları belirleyen konumda değildir.

Eyüp Ensar Çakmak
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) harcamalarının ihracat, ithalat ve iktisadi büyüme üzerindeki etkilerinin analizi (1990-2019 dönemi)

Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) çalışmaları bir ülkenin 21.yüzyılda reel üretimin ve sürdürülebilir refah artışında başarı için en önemli unsurlardan biridir. Çalışmanın temel amacı, Türkiye'de Ar-Ge faaliyetlerinin ihracat, ithalat ve iktisadi büyüme üzerindeki etkilerinin analiz edilmesidir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ekonomik büyüme ve kalkınma teorileri, Ar-Ge ve inovasyon ile ekonomik büyüme ve kalkınma arasındaki ilişkiler, ikinci bölümde dünyada ve Türkiye'de Ar-Ge literatürü, üçüncü bölümde Türkiye'nin 1990 – 2019 arasındaki dönemine ait, Ar-Ge harcamaları, GSYİH, ihracat miktarı, ithalat miktarı, patent başvuru sayısı ve Ar-Ge personel sayısı olmak üzere altı değişkenin verileri kullanılmış, bu verilerle Türkiye'nin Ar-Ge harcamalarının ihracat, ithalat ve ekonomik büyüme üzerindeki etkileri Vektör Otoregresyon (VAR) ve Vektör Hata Düzeltme (VHD) modelleriyle analiz edilmiştir. Ampirik analiz neticesinde; Ar-Ge harcamalarında %1 artışın GSYİH'yı %0,59 azalttığı, ihracat miktarında %1 artışın GSYİH'yı %5,53 artırdığı, ithalatta %1 artışın GSYİH'yı %3,59 azalttığı, patent başvuru sayısında %1 artışın GSYİH'yı %1,88 artırdığı tespit edilmiştir. Granger Nedensellik Analizi sonucunda; %5 anlamlılık düzeyinde, ihracat tutarı (LOGİHRAC) değişkeni ile Ar Ge harcamaları, GSYİH, ithalat tutarı ve Ar-Ge personel sayısı arasında nedensellik ilişkisi olduğu, ayrıca patent başvuru sayısı ile GSYİH ve ihracat tutarı arasında da nedensellik bulunduğu, diğer değişkenler arasında ise Granger testi açısından nedensellik olmadığı tespit edilmiştir. Diğer bir deyişle, ihracat miktarı (LOGİHRAC), Ar-Ge harcamalarının, GSYİH'nin, ithalat tutarının ve Ar-Ge personel sayısının Granger nedenidir. Ayrıca GSYİH patent başvuru sayısının, patent başvuru sayısı da ihracat tutarının Granger nedenidir.

Muzaffer Çabukoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

A comparative economic growth analysis: Developing and developed -countries

This study delves into a comparative analysis of economic growth patterns between developing and developed countries. Leveraging up-to-date panel data spans the period from 1990 to 2020, the research scrutinizes key indicators such as per capita GDP (Real GDP), gross capital formation, labor force, export, resource rent, life expectancy, and net FDI (Foreign Direct Investment (FDI). Sector-wise performance is meticulously examined to determine the specialization index, offering insights into the homogeneity among countries with similar endogenous characteristics. The findings reveal that none of the countries exhibit specialization in any economic sector. The study extends its focus to developing (lower-middle-income and upper-middle-income) and developed (higher-income) countries, providing a nuanced understanding of developmental indicators. Through an econometric analysis of panel data, the research validates hypotheses related to the impact of various factors on economic growth in both developing and developed nations. Descriptive statistics, multicollinearity, cross-sectional dependence tests, and unit root tests contribute to a robust empirical foundation. The study's policy implications highlight the need for tailored strategies to strengthen specific developmental indicators, emphasizing the pivotal role of education and human knowledge in driving economic growth. Overall, the research aims to enrich the discourse on global economic dynamics, offering recommendations for informed policy decisions and future research directions.

Sheıkh Abdul Kader
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hisse senedi piyasalarını etkileyen makroekonomik değişkenler: Panel veri analizi

Bu çalışma, makroekonomik değişkenlerin hisse senedi piyasaları üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Panel veri analizi yöntemi kullanılarak farklı makroekonomik göstergelerin (örneğin, faiz oranları, enflasyon, büyüme oranları, döviz kurları) hisse senedi fiyatları üzerindeki etkisi analiz edilmekte ve ülkeler veya sektörler arasındaki farklılıklar değerlendirilmektedir

Hisse senedi getirileriMakroekonomik değişkenlerNominal faiz oranı+1
Anıta Dınmohammadı Anbaran
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ekonomik entegrasyon teorileri çerçevesinde Şanghay İşbirliği Örgütü ve Türkiye ilişkileri

Bu çalışmanın amacı ekonomik entegrasyon teorileri ve Türkiye'nin AB'ne alternatif birlik arayışlarının değerlendirilmesi bağlamında Şanghay İşbirliği Örgütü'nün incelenmesidir. Araştırma alternatif olarak Şanghay İşbirliği Örgütü'nün doğru bir tercih olup olmadığının ortaya konulması için yapılmıştır. Araştırmanın problemi Şanghay İşbirliği Örgütü AB'ne bir alternatif olur mu? Sorusunun cevabına ulaşabilmektir. Çalışmanın birinci bölümünde ekonomik entegrasyon ve teorileri açıklanmıştır. İkinci bölümünde ekonomik entegrasyon örneklerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümünde ŞİÖ dünden bugüne açıklanmıştır. Dördüncü bölümde ŞİÖ Türkiye ilişkileri incelenmiştir. Çalışmanın beşinci bölümünde ekonomik veriler kullanılarak ŞİÖ-Türkiye ve AB-Türkiye benzerlik analizi hiyerarşik kümeleme yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda iç ekonomik verilere kullanılarak yapılan analiz sonucunda Türkiye ŞİÖ üyelerinden, Rusya, Çin, Kazakistan, İran ve Sri Lanka ile aynı kümede yer almıştır. AB üyelerinden ise Birleşik Krallık, Fransa, İspanya, İtalya, Finlandiya ve Yunanistan ile aynı kümede yer almıştır. Dış ticaret verileri ile yapılan analiz sonucunda Türkiye. ŞİÖ üyelerinden Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Özbekistan, Sri Lanka ve Hindistan ile aynı kümede yer almıştır. AB üyelerinden ise Romanya, Portekiz, Finlandiya, İsveç, Avusturya, Polonya, Danimarka ve İspanya ile aynı kümede yer almıştır. Elde edilen veriler sonucunda Şanghay İşbirliği Örgütü'ne üyelikte bir engelin olmadığı kurucu ülkelerle aynı kümede yer aldığı tespit edilmiştir. Aynı şekilde Avrupa Birliği ülkeleri ile yapılan analizde de Türkiye'nin üye ülkelerle benzer özelliklere sahip olduğu görülmüştür. Analizler neticesinde Türkiye'nin üyeler ile benzer ekonomiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Bu da Türkiye'nin iki birliğe de ekonomik bağlamda üyelik açısından bir engelinin olmadığını ortaya koymaktadır.

Avrupa BirliğiEkonomik bütünleşmeKümeleme analizi+2
Gülden Şensoy
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Parasal aktarım mekanizmasının etknliği: Türkiye örneği

24 Ocak 1980 kararlarıyla Türkiye geleneksel bankacılık ve finans politikasını terk ederek Avrupa ve Dünya bankacılık ve finans kurumlarıyla uyumlu ve rekabet edebilirlik güvenini Özal ile kazanmıştır. TCMB daha aktif ve artan sorumluluğuyla ön plana çıkmıştır. TCMB'nin görevi fiyat istikrarı ve bankacılık sektörüne destek olmak ve hükümetin maliye politikalarıyla uyum sağlamak görevi ön plana çıkmıştır. Tezin amacı para politikasının en etkin araçları olan faiz oranı, döviz kuru, para arzının yanında beklentiler ve varlık fiyatlarının sanayi ve GSMH'nin düzeyi ve bölüşümüne etkileri incelenmiştir. Faiz oranlarının değişmesiyle sanayi, hizmetler ve tarım sektörünün paylarının nasıl değiştiği grafiklerle gösterilmiştir. Parasal aktarım mekanizmasıyla ilgili Türkiye ve Dünya literatürü incelenerek varılan sonuçlar aktarılmıştır. Ekonometrik analizlerle elde edilen sonuçların beklentilere niçin uyum sağladığı veya sağlamadığı gösterilmiştir. Ele alınan dönemde paranın(M) çıktı düzeyi, gelir ve enflasyon arasında aynı yönlü bir ilişkinin varlığı görülmüştür. Teoriyle uyuşmayan para artışı ile döviz arasındaki aynı yönlü ilişkidir. Para artışı ile dövizin değeri ters işaretli olması gerekirken, bu işaret pozitiftir. Döviz, değişkenindeki bu değişmeyi, gayri resmi yollardan Türkiye'ye yabancı para girişi ve konjonktürel değişmelerle açıklanabilir. SVAR analizi ile bu faiz oranı, döviz kuru, sanayi üretimi, milli gelir, para arzı ve enflasyon değişkenlerinin kalıntı değerlerinin etkisinden bağımsız modelleme şeklinde tahmin yapılmıştır. Bu tahmin sonuçlarına göre bir dizi değişken arasında anlamlı ilişki ortaya çıkmıştır. SVAR analizinde etki tepki fonksiyonlarına gidilmiş ve gerekli yorumlar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: para politikası, VARs ve VECM, etki - tepki fonksiyonları, hata düzeltim modeli, granger nedensellik testi, koentegre vektörler

EkonomiEkonomi politikalarıPara politikaları+3
Hüseyin Sever
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Finansal krizlerin öngörülebilirliği: G20 ülkeleri

Literatürde kriz dönemlerini inceleyen ve krizin öncü göstergelerini tahmin etmeye çalışan çalışmalara bakıldığında ülkelerin kümülatif olarak incelendiği görülmektedir. Oysa ülkelerin içsel dinamiklerinin değişkenlik gösterdiğini, ülkelerin ekonomik, sosyal ve kültürel pek çok farklılıklara sahip olduğunu düşünerek ülkeleri KLR yöntemi ile ayrı ayrı değerlendirmek gerektiği düşünülmüştür. Bu düşünceden yola çıkarak tezimizde Kaminsky vd. (1998) tarafından literatüre kazandırılan ve Edison (2003) tarafından geliştirilen finansal baskı endeksi kullanılarak 19 ülkenin kriz tarihleri tespit edilmiştir. Daha sonra tespit edilen kriz tarihlerinde belirlenen 24 aylık kriz penceresinde sinyal yaklaşımı kullanılarak krizin öncü göstergeleri tespit edilmiştir. Literatürde yer alan çalışmalarda kullanılan ekonomik göstergelerden yararlanılarak tespit edilen ortalama (Bazı ülkelerde ±1 değişken) 14 değişken incelenerek ülkelerin öncü göstergeleri tespit edilmiştir. Ülkeler gelişmişlik düzeyleri, sosyo-ekonomik durumu, ekonomik ilişkileri ve ekonomi tarihi göz önüne alındığında bazı gruplara ayrılmaktadır. Çalışmamızda ayrıca bu bilgi göz önünde bulundurularak ülkeleri BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin), G7 ülkeleri (Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere, ABD), G8 ülkeleri (Avusturalya, Arjantin, Endonezya, Meksika, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye) ve G20 ülkeleri kapsamında kümülatif olarak değerlendirilip tespit edilen kriz dönemlerinde başarılı ve başarısız kriz tahmincileri belirlenmiştir. Ülkelerin ayrı ayrı ele alınması ve kümülatif olarak değerlendirilmesi durumunda tespit edilen öncü göstergelerin farklılık göstermesi her ülkenin kriz tahmincilerinin ülkenin içsel dinamiklerine göre değiştiği sonucunu vermektedir. Ülkelerin gruplandırılması bu ülke gruplarına yönelik ortak öncü göstergelerin belirlenerek kümülatif bir sinyalleme sistemi geliştirilmesi imkanı sunulmuştur. Ayrıca göstergelerin kriz ayından ortalama kaç ay önce ilk sinyalini verdiği gösterilerek politika uygulamalarında iç ve dış gecikmenin neden olacağı negatif durumların giderilmesine katkı sağlanacaktır.

Ekonomi politikalarıEkonomik krizFinansal kriz+4
Hilal Alpdoğan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgesel kalkınmada kalkınma ajanslarının rolü: Marka örneği

Endüstri devrimiyle başlayan makineleşme süreci, dünya üzerinde belirli bölgelerde yoğunlaşmaya ve o bölgelerin diğer bölgelere kıyasla daha fazla gelişmesine sebep olmuştur. 1900'lerin başında ciddi boyutlara ulaşan farklılıklar, günümüzde de ülkelerin büyüme ve kalkınmasını yavaşlatan bir sorun haline gelmiştir.1933 yılında Amerika'da kurulan TennesseValleyAuthority (TVA) bölgelerarasında meydana gelen farklılıkları azaltmak için yapılan ilk çalışma olmuştur. Daha sonralarda İkinci Dünya Savaşı'nın olumsuz etkilerini yok etmek için yeniden yapılanma faaliyetleri sonucu Avrupa'nın birçok bölgesinde politika üreten oluşumlar ortaya çıkmıştır. Bilhassa 1950'li yıllarda kendini göstermeye başlayan küresel rekabetçi ekonomiler, yerel ölçekte iş birliğini gerekli kılan bazı oluşumları hemen hemen zorunlu hale getirmiştir. Bölgesel Kalkınma Ajansları da bu oluşumlar içerisinde bölgelerarası farklılıkları azaltmada dikkat çekici bir formül olmuştur. Türkiye'de bölgesel kalkınma ajansları, 2000'li yıllarında başında AB'ye üyelik sürecinin hızlanmasıyla eşanlı bir ivme kazanmıştır. Konu kapsamında hazırlanan çalışma, Türkiye'de Bölgesel Kalkınma Ajanslarının ulusal kalkınma planları çerçevesinde belirlediği stratejilere dayanılarak yapılan planların, bölge üzerindeki etkisini inceleme amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, Türkiye'de bölgesel kalkınma ajanslarının gelişimi ve uygulanması hakkında bilgiler verilerek 26 ajanstan biri olan, Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA)'nın yapısı ve faaliyetleri değerlendirilmiş, bölge kalkınması olan etkileri incelenmiştir. Ajansın 2010 ve 2016 yılları arasında yapmış olduğu Proje Destekleme faaliyetlerinin bölge kalkınması üzerine etkisi; İthalat, İhracat ve Gayri Safi Yurt İçi Hasıla gibi göstergeler ışığında Granger Nedensellik Testi ve En Küçük Kareler Yöntemi analiz edilmiştir. Yapılan değerlendirmeler neticesinde, ajansın bölgesel kalkınma üzerine olumlu etkileri ekonometrik analizlerle desteklenmiştir. Kısa dönemde bölge içerisinde ortaya çıkan olumlu tablo, ajansın bölge gelişiminde kilit bir rol oynadığını göstermektedir. Uzun dönemde sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesi için itici bir güç olacağı düşünülmektedir.

Bölgesel kalkınmaEkonomik kalkınma ajanslarıKalkınma+1
Bahadır Han Elseven
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberal paradigmanın Türkiye tarım politikalarına etkisi

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Merkez ülkeleri tarafından uygulamaya konulan, 1980 sonrasında ise ekonomik alanda etkisi derinleşen küreselleşme, bilhassa azgelişmiş/gelişmekte olan ülkelerin ekonomi politikalarını baskılayarak, bu ülkeleri giderek dışa bağımlı hale getirmiştir. Tarım politikaları da ekonomi politikalarının bir parçası olarak bu dönüşümden azami derecede etkilenmektedir. 1980 sonrasında iktisadi kuralsızlaştırma / serbestleştirme mottosu çerçevesinde gelişen sürecin baş aktörlerinin, Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası (WB) gibi uluslararası kuruluşlar ile birlikte tarladan pazara kadar üretimin her aşamasını ele geçiren Çok-uluslu şirketlerin olduğu görülmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken ve çalışmanın çıkış noktasını oluşturan husus, gelişmiş ülkelerin kendi üreticilerini korurken, azgelişmiş ülkelerden dış ticaret korumalarını ve üretici destek mekanizmalarını kaldırmasını talep etmesidir. Bu görev ise gelişmiş ülkeler adına 'yapısal uyum politikalarını' kullanarak IMF ve Dünya Bankası tarafından yerine getirilmektedir. Türkiye, 1970'lerin sonlarında yaşadığı ödemeler dengesi krizlerini aşamayınca 24 Ocak Kararları ile bu sürecin içine girmiştir. IMF'nin belirlediği 'istikrar programı' çerçevesinde Dünya Bankasından kullanılan 'yapısal uyum' kredileri ile makroekonomik dengeler sağlanmaya çalışılmıştır. Bu zamana dek nispeten kapalı ve sıkı bir kalkınma stratejisi benimseyen Türkiye, bu tarihten itibaren dışa açık, piyasa ekonomisi temelinde şekillenen bir kalkınma stratejisi benimsemiştir. Kendi ihracat portföyünün en önemli kalemi olan tarım ürünlerinden vazgeçme süreci de böylece başlamıştır. Zamanla tarım ürünlerindeki dış ticaret korumalarının ve çiftçinin tarımsal destek mekanizmalarının kaldırılması tarımsal üretimde aşınmaya/bitmeye, tarım sektöründe ise bir çöküşe sebep olmuştur. Günümüz gelişmiş ülkelerinin aynı zamanda en büyük tarım ihracatçısı ülkeleri olduğunun vurgulandığı çalışmada,Türkiye'nin de hem kronik cari açık sorunu olan hem de sanayileşme hedefinde bir ülke olarak, kaynaklarını daha efektif kullanabilmesi için tarım sektörünü ihmal etmemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Ekonomi politikalarıEkonomik kalkınmaKüreselleşme+3
Mehmet Ali Bacaksız
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Enerji şoklarının Türkiye'de makroekonomik değişkenler üzerindeki etkileri: Yeni Keynesyen dinamik stokastik genel denge modeli uygulaması

Bu çalışmada Türkiye ekonomisi için 2007:1-2016:4 çeyrek dönemleri arasında enerji ile ilişkili şokların makroekonomik etkileri geliştirilmiş olan Yeni Keynesyen Dinamik Stokastik Genel Denge (DSGD) modeli yoluyla analiz edilmiştir. Bu bağlamda, geliştirilen DSGD modelinde 4 önemli şokun etkileri incelenmiştir. Bu şoklar ise dünya reel enerji fiyatı şoku, yurtiçi reel enerji fiyatı şoku, enerji ihracatı şoku ve verimlilik şokudur. Bu şokların neticesinde elde edilen etki-tepki fonksiyonlarına dayanarak tespit edilmiş birçok sonuçtan öne çıkanları şunlardır: Hem dünya reel enerji fiyatlarında hem yurtiçi reel enerji fiyatlarında meydana gelen bir şok ekonomide üretim, tüketim, istihdam gibi değişkenler üzerinde aynı yönlü ve olumsuz etkilere sahiptir. Ancak, yurtiçi reel enerji fiyatındaki şokun etkileri daha uzun dönemli ve kümülatif olarak daha yüksek çıkmıştır. Bu durumun ise döviz kuru kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla kurun istikrar altına alınmasının daraltıcı etkileri önleme bakımından önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Para politikasının ise enerji şoklarının daraltıcı etkisini daha da artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Pozitif bir verimlilik şoku ise genel anlamda olumlu etkilere sahiptir.Fakat üretimde emek ve enerji girdileri arasında tamamlayıcılık ilişkisinin yüksekliğinden dolayı verimlilik artışı sonucu üretimde enerji gereksiniminin azalışı ayrıca istihdam azalışına neden olmaktadır. Bu istihdam azalışının önüne geçebilmek için beşeri sermaye odaklı bir büyüme stratejisinin gerekli olduğu öngörülmektedir. Pozitif bir enerji ihracatı şokunun ise temel makroekonomik değişkenler üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemlerde enerji ihracatında yaşanacak artışın ekonomiye olumlu katkıları olacağı düşünülmektedir.

Dinamik stokastik genel denge modeliEnerjiEnerji şokları+6
Ahmet Gökçe Akpolat
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Enerji ihracatı ve ekonomik büyüme ilişkisi (Azerbaycan özelinde bir analiz)

Yapmış olduğumuz çalışmada Azerbaycandaki enerji ihracatı ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkileri araştırılmıştır. Bu amaçla GSYH ile elektrik ihracatı, petrol ihracatı ve doğal gaz ihracatı değerleri kullanılarak pearson korelasyon katsayı testi, ADF birimin kök testi, philips peron birim kök testi, DF-GLS birim kök testleri, JJ eş-bütünleşme testi, Granger nedensellik analizi ve CUSUM testi uygulamaları yapılmıştır. Değerler Azerbaycan Devlet Statiska sitesinden alınmıştır. Alınan değerlere göre test sonuçlarında GSYH ile petrol ihracatı ve doğal gaz ihracatı değişkenleri arasında nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Ancak GSYH ve elektrik ihracatı arasında olan nedensellik ilişkisi bulunamamıştır. Teoride GSYH ile elektrik ihracatı arasında bulunan nedensellik ilişkisi olsa da bu çalışmada istatiksel olarak nedensellik ilişkisi bulunamamıştır. Pearson korelasyon analiz sonuçlarında GSYH ile elektrik ihracatı arasında negatif bir ilişki gözlemlenirken, petrol ihracatı ve doğal gaz ihracatı arasında pozitif bir ilişki gözlemlenmiştir. Ampirik çalışmanın sonuçları ışığında Azerbaycan ekonomisi için enerji ihracatının teşvik edilmesi önerilmektedir. Sadece enerji ihracatının sağlanmasından ziyade aynı zamanda bu enerji ihracatını sürekli kılacak enerji tedarikinin güvenliği de önemlidir. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Enerji, Enerji Politikları, Petrol, Doğalgaz

AzerbaycanBüyümeDoğal gaz+6
Sardar Huseynlı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00