
255
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Doğaltaş madenciliğinde oluşan titreşimin çalışanlar açısından değerlendirilmesi
İstatistikler incelendiğinde, Ülkemiz doğaltaş madenciliğinde fiziksel risk etmenleri kaynaklı meslek hastalıkları ile ilgili yeterli bilinç oluşmadığı görülmektedir. Literatüre bakıldığında özellikle titreşim konusu ile ilgili çalışmaların eksikliği görülmektedir. Doğaltaş madenciliğinde çalışanlar, farklı sürelerde titreşime maruz kalırlar. Titreşime mesleki maruziyet sonucu, çalışanlarda meslek hastalıkları görülmektedir. Bu araştırmada, çalışanların titreşime mesleki maruziyet büyüklükleri ölçülmüştür. Ülkemiz yönetmeliği ve Avrupa Direktifi göz önünde bulundurularak maruziyet eylem ve sınır değerlerine göre değerlendirmeler yapılmıştır. Değerlendirmeler neticesinde çalışanların titreşime mesleki maruziyet sonucunda mesleki hastalıklara yakalanabileceği tespit edilmiştir. Ölçülen titreşim büyüklükleri; trafik lambası sistemi ve maruziyet puanlama sistemine göre değerlendirilerek işverenin alması gereken önlemler tespit edilmiştir. Ayrıca farklı doğaltaş ocaklarından alınan titreşim ölçümlerinin, ocaklardan alınan numunelerin fiziko-mekanik özellikleriyle ilişkisi araştırılmıştır. Ocaklardan alınan numuneler bir dizi deneye tabi tutularak ortaya konan fiziko-mekanik özelliklerinin, titreşim büyüklüğü ile ilişkisini tespit etmek için korelasyon yapılmıştır.
Örnek bir traverten işletmesinde iş sağlığı ve güvenliği açısından ergonomik şartların incelenmesi
Doğaltaş madenciliği, ülkemiz madencilik sektörü alanında önemli bir yer tutmaktadır. Madencilik sektöründe yurtdışı ve yurtiçi ihracat rakamları incelendiğinde, doğaltaş madenciliğinin ilk sıralarda yer aldığı görülmüştür. Doğaltaşlar yapıları ve kullanım alanlarıyla geniş bir alana sahiptir. Buda doğaltaş madenciliğinin önemini arttırmaktadır. Ülkemizde doğaltaş madenciliğinin zengin olması ve sektör içerisinde öneminin büyük olması, doğaltaş madenciliğinde iş sağlığı ve güvenliği kavramının göz ardı edilemeyecek bir konu olmasını gerekli kılmıştır. Doğaltaş madenciliğinde iş sağlığı ve güvenliği açısından ergonomik şartlar incelendiğinde; işin verimliliği, üretimin hızı ve en önemlisi çalışanların sağlıkları açısından önemli rol oynadığı görülmüştür. Bu çalışmada, traverten ocağında, fabrikasında ve ofis çalışanlarında çevresel etkenler olarak işletme ortamının çalışanlara olan zarar verici etkileri araştırılmıştır. Yapılan ölçümler sonucunda, ortamda oluşan çevresel faktörlerin (toz, gürültü, aydınlatma ve termal konfor) belirtilen sınır değerleri aşmaları durumunda, çalışanlara zarar vermeyecek düzeyde olması için önerilerde bulunulmuştur.
Muğla yöresine ait mermerlerin pürüzlü yüzeylerinde serbest yüzey enerjisinin tespiti
Muğla yöresinde metamorfik kökenli kendine has beyaz rengi ve sıkı dokusu ile ticari olarak işletilen "Muğla Beyazı" mermeri; yüzey işlem çalışmaları için önem taşıyan saflık, kristal homojenitesi ve kontrol edilebilir yüzey işlenebilirliğinin sağladığı kolaylıklar ile doğal taşların yüzey enerjileri üzerine pürüzlülüğün etkisi konulu bu çalışmanın öznesi olmuştur. Üniversitemiz laboratuvarında yer alan Toyamer marka pilot ölçekli kalibre ve dört kafadan oluşan silim hattı üzerinde 120 - 220 - 320 - 400 - 600 numaralı abrasivler ile 5 farklı yüzey imal edilmiştir. Muğla Beyazı mermerinin XRD, XRF, ince kesit ile mineralojik ve petrografik analizleri tamamlanmıştır. Üretilen yüzeylerin pürüzlülüklerinin tanımlanması için iki ayrı yelpazede (mikro ve nano) üç boyutlu yüzey taramaları ZYGO New View 7100 optik profilometre ve Park System marka AFM ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen yüzey taramaları Mountains Map yazılımı ile istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve 3 boyutlu pürüzlülük parametreleri belirlenmiştir. Üretilen yüzeylerin mikro ortalama yükseklikleri (Sa) 0,423 - 1,127 mikron nano Sa değerleri ise 0,0806 - 0,173 mikron arasında değişirken pürüzlülük ile artan yüzey alanı oranı (Sdr) mikro % 33,7 - % 40,1 nano % 5,19 - % 18,5 arasında gerçekleşmiştir. Bu birbirine benzemez 5 numune ile damla bırakma yöntemi uygulanarak Attension Theta marka model tensiyometre ile saf su, formamid ve diodametan kullanılarak Van Oss, Good Chaudrey yaklaşımı ile yüzey enerjisindeki değişimler takip edilmiştir. Bu hesaplamalar dâhilinde Young, Wenzel, Cassie - Baxter temas açısı yaklaşımları test edilmiştir. Bu safhada katı yüzey enerjisinin belirlenemediği görülmüş ortaya çıkan tutarsızlığın ancak Cassie - Baxter yaklaşımının modifiye edilmesi ile düzenlenebileceği ortaya konmuştur. Dahası geçmiş çalışmaların öngörmediği su damlacığının altında yer alan hava paketlerinin varlığı hesaben ortaya konmuş ve bu yüzeylerde en az % 26 en çok % 35 miktarında hava paketi olabileceği tespit edilmiştir.
Kimyasal koruyucuların restorasyonda kullanılan yapı taşlarının duraylılığına etkisinin incelenmesi
ÖZET Yüksek Lisans Tezi KİMYASAL KORUYUCULARIN, RESTORASYONDA KULLANILAN DÖĞER TÜFÜNÜN DURAYLILIĞINA ETKİSİNİN İNCELENMESİ Özlem GÜVEN Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Maden Mühendisliği Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Mustafa Yavuz ÇELİK Döğer tüfleri Afyonkarahisar yöresinde Osmanlı dönemlerinden beri yapı taşı olarak kullanılmaktadır. Döğer tüfleri ile inşa edilen ve günümüze kadar gelen tarihi eserler zaman içerisinde atmosfer ve çevresel faktörlerin etkisiyle ayrışmaya başlamış ve zaman zaman restorasyon işlemine tabi tutulmuşlardır. Doğal yapı taşlarında ayrışmanın en önemli nedenlerinden birisi sudur. Su, değişik yollarla doğal yapı taşları içerine girmektedir. Bu yolların en önemlilerinden birisi de kılcal su emme mekanizmasıdır. Kılcal su emme yoluyla doğal yapı taşları içerisine giren su ıslanma-kuruma, donma-çözülme ve tuz kristallenme olaylarına yol açabilir. Bu çalışmada Afyonkarahisar yöresinde üretilen ve yapı taşı olarak kullanılan Döğer tüflerinde bu ayrışma mekanizmalarını incelemek amacıyla 3 aşamalı çalışma yürütülmüştür. Birinci aşamada Döğer tüflerinin malzeme karakterizasyonunu yapmak amacıyla kimyasal, petrografik-mineralojik (polarizan mikroskop, XRD), fiziko-mekanik özellikleri ve gözenek çapı dağılımı belirlenmiştir. İkinci aşamada, kılcal etkiye bağlı su emme, don tesirlerine dayanıklılık ve tuz kristallenmesine direncin tayini (sodyum klorür (NaCl) ve sodyum sülfat dekahidrat (Na2SO410H2O) çözeltisi ile) gibi yaşlandırma deneyleri, ilgili standartlara uygun olarak yapılmıştır. Söz konusu deneyler normal örneklerin yanı sıra yüzey koruyucu kimyasal madde sürülmüş örnekler üzerinde de tekrarlanmıştır. Döğer tüflerinin söz konusu deneylerin yıkıcı hasarlarına karşı kimyasal maddenin koruma etkisi belirlenmiştir. Üçüncü aşamada ise Döğer tüfü numunelerinin ayrışma miktarı ağırlık kaybı, ultrases geçiş hızı değişimi ve tek eksenli basınç dayanımı gibi bazı fiziksel ve mekanik parametrelerde meydana gelen değişimlerle belirlenmiştir. Donma-çözülme deneylerinde yüzey koruyucu uygulanmamış örneklerde %17.18 olan kütle kaybı değeri, yüzey koruyucusu uygulanmış örneklerde ise %5.73 olarak gerçekleşmiştir. Yüzey koruyucusu uygulanmamış örneklerde basınç dayanımı değerleri, %11.44 oranında azalırken, yüzey koruyucusu uygulanmamış örneklerde ise %9.55 oranında azalmıştır. NaCl çözeltisinde tuz kristallenmesi deneyleri sonrasında yüzey koruyucusu uygulanmamış örneklerde basınç dayanımı ortalama %36.75 oranında azalırken, yüzey koruyucusu uygulanmamış örneklerde ise %5.62 oranında azalmıştır. Na2SO4 10H2O çözeltisi ile yapılan deneylerde ise yüzey koruyucusu uygulanmamış örneklerde basınç dayanımı ortalama %72.58 oranında azalırken, yüzey koruyucusu uygulanmış örneklerde ise basınç dayanımı %1.79 oranında artış göstermiştir. Deneysel çalışmalara göre Döğer tüflerinin yüzey koruyucu kimyasal madde ile kaplanması durumunda söz konusu yaşlandırma etkilerine karşı daha dayanıklı olacağı söylenebilir. 2019, xv + 100 sayfa Anahtar Kelimeler: Döğer tüfü, Duraylılık, Yüzey koruyucu kimyasal, Restorasyon, Donma-çözülme, Tuz kristallenmesi, Kılcal su emme
Doğal taş fabrikalarında üretim sürecinin kalite kontrol grafikleri ile değerlendirilmesi
Kalite, bir ürün veya hizmet ile ilgili özelliklerin, belirlenen veya olabilecek ihtiyaçları karşılama derecesi olarak tanımlanır. Bir ürünün kalite düzeyi, o ürün için istenilen özellikler ve bu özellikleri karşılama düzeyidir. İstenen kalitede ürün elde edebilmek için kalite kontrol gereklidir. Kalite kontrol sadece ürünün değil, üretim sürecinin kontrol altında tutulması amacıyla uygulanmaktadır. Süreç kontrolünde, kontrol işlemi üretim boyunca sürdürülerek kalitesiz üretime sebep olabilecek faktörler önceden tespit edip ortadan kaldırılır, dolayısıyla kusurlu nihai ürün oluşmadan süreçte gerekli düzeltmeler yapılır. Böylece, üretim sürecinin kusurlu üretim yapmayacak şekilde güvence altına alınması sağlanır. Mermer ve doğaltaş üretim sürecinde, nihai ürün olarak ürünün satış fiyatını, bir başka ifade ile kalitesini etkileyen en önemli unsurlar, üretilen levha ve plakaların boyutları, renkleri ve desenleri, yapısal kusurları ve yüzey parlaklığıdır. Bu yüzden mermer işleme tesislerinin kalite kontrol ve seleksiyon bölümlerinde kalınlık, en, boy ve parlaklık kontrolleri de yapılmaktadır. Bu çalışmada mermer işleme tesislerinin seleksiyon bölümlerinde kalite analizinde, kalite kontrol grafiklerinin kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla mermer üretiminde önemli olan kalınlık ve parlaklık değerlerindeki değişimler incelenmiş, sonra Shewhart, CUSUM ve EWMA yöntemleri olmak üzere üç farklı yöntemde kontrol grafikleri hazırlanmış ve analiz edilmiştir. Çalışma üç farklı mermer türü üzerinde gerçekleştirilmiş olup her bir tür için 50 şer numune kullanılmış, her bir numunede kalınlık için 6, parlaklık için 9 farklı noktadan veri alınmış, toplam 2250 veri üzerinde çalışılmıştır. En son veriler, TS EN 1469 (2006), TS EN 1468 (2012), TS EN 12058 (2007), TS EN 12057 (2007) ve TS EN 1343 (2013) e göre de değerlendirilmiş ve kontrol grafiklerinden elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Veriler değerlendirildiğinde, Denizli traverten kalınlık değerlerinin X-S grafiklerine göre, X için 31 inin ve S için 18 inin güven aralığı dışında olduğu görülmüştür. CUSUM grafiklerinde 40, EWMA grafiklerinde ise 33 örnek güven aralığı dışındadır. Parlaklık değerlerinde de X için 24, S için 4 örneğin kontrol dışında olduğu gözlenmiştir. CUSUM ve EWMA sonuçları da kontrol dışı 34 ve 30 örnek ile bir birine çok yakındır. Gri emperador çalışmasında kalınlık değerlerinden X-S grafiklerinde güven aralığı dışında kalanlar 5'er adet örnektir. CUSUM grafiğinde 12, EWMA'da 19 adet örnektir. Parlaklık X-S grafikleri için 23 ve 5, CUSUM 20, EWMA 27 adet örnek güven aralığı dışındadır. İtaly grey çalışmasında ise kalınlık değerlerinin kontrol grafikleri sonuçları; X grafiğinde 11, S grafiğinde 9 CUSUM grafiğinde 7, EWMA'da ise 17 adet örnek kontrol dışı olduğu görülmüştür. Parlaklık sonuçları için ise X'de 28, S' de 4, CUSUM 'da 27, EWMA'da 36 adet örnek süreç dışı olduğu görülmüştür. TS EN 1468-1469-12058 e göre ise Denizli traverten örneklerinin 15'i, Gri emprador örneklerinin 2'si ve İtaly grey örneklerinin 3'ü kalınlık standartları dışındadır. TS EN 12057 ye göre de standart dışı örnek miktarları, sırasıyla ayarlı ve ayarsız modüler için, Denizli traverten için 20-31, Gri emprador için %7-23 ve İtaly grey için 6-14 adettir. Sonuç olarak; hem kalınlık hem de parlaklık ölçülerinin değerlendirilmesinde en çok kontrol dışı kalan örneklerin Denizli traverten olduğu görülmüştür. Gri emprador ve İtaly grey örneklerinde ise kontrol dışı verilerin daha çok parlaklık ölçülerinde olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca Denizli traverten için kontrol dışı örneklerinin sayısının kalınlık ve parlaklık arasında doğrusal ilişki olduğu anlaşılmıştır. Bu bilgiler ışığında Denizli traverten örneklerinin çok boşluklu olmasından dolayı hem ebatlama hem de parlatma işlemlerinde problem yaşandığı, diğer örneklerin ise çeşitli mineraller içermesinden dolayı hataların daha çok parlatma aşamasında gerçekleştiği sonucuna varılmıştır.
Eickhoff SL 300'ün Çayırhan yeraltı kömür işletmeleri E ve H sahalarındaki üretim performanslarının kömür ve yankayacın fiziko-mekanik özellikleri göz önüne alınarak incelenmesi
Bir ülkenin gelişmişlik düzeyini en iyi gösteren parametreler kişi başına düşen enerji üretim ve tüketim miktarlarıdır. Gelişmekte olan ülkeler arasında sayılan Türkiye'de, enerji tüketim miktarları rakibi olan ülkelere göre düşük seviyelerde kalmaktadır. Ülkemizde enerji ihtiyacının büyük çoğunluğu hidroelektrik, linyit kömürüne dayalı termik santraller ve doğalgaz ile sağlanırken, artan ihtiyaca rağmen enerjinin büyük çoğunluğu diğer ülkelerden temin edilmektedir. Bununla beraber büyük linyit rezervlerine sahip olan Türkiye, teknolojideki dışa bağımlılığı da bir hayli fazla olduğu için bu kaynaklarını verimli şekilde kullanamamıştır. Hedefi gelişmekte olan ülkeler statüsünden gelişmiş ülkeler statüsüne çıkmak olan Türkiye, bunu gerçekleştirebilmek için muhakkak kendi öz kaynaklarını en verimli şekilde kullanmasını öğrenmek zorundadır. Bu yüzden ülkemiz dünyada her sektörde olduğu gibi, yer altı kömür madenciliğinde de mekanizasyondaki gelişmelere kayıtsız kalmamalıdır. Günümüzde yer altı kömür madenciliğinde kazıcı makina kullanımı giderek artmaktadır. Mekanize kazı için ilk yatırım maliyetinin yüksek olması nedeniyle ihtiyaca uygun bir kazıcının seçimi büyük önem arz etmektedir. Yanlış kazı makinası seçiminin düşük verimlilik ve büyük zaman kaybına neden olacağı unutulmamalıdır. Uygun kazı makinası seçilebilmesi ve seçildikten sonra kazı makinasının kullanımda değişen kazı şartlarına adapte edilebilmesi için, kazılan kömürün fiziko-mekanik özelliklerinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu yüksek lisans tez çalışmasında Çayırhan kömür havzasında kullanılan kesici-yükleyici makinaların performans analizleri için yapılan laboratuvar çalışmaları, istatistiki analizler ve matematiksel yaklaşımlar ele alınmıştır. Çayırhan kömür havzasında faaliyet gösteren E ve H sektörlerindeki sırasıyla E05 ve H03 kodlu üretim panoları bu çalışmanın araştırma sahaları olarak belirlenmiştir. E05 ve H03 üretim panolarında kazı çalışmalarının yürütüldüğü 220 m uzunluğundaki uzun ayak kazı arınının 44 m uzunluğundaki bölgesinden alınan numuneler ile deneysel ve istatiksel çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler ile kömürün fiziko-mekanik özelliklerinin üretim performansı üzerindeki etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla E05 panosundan alınan numuneler ile 160 adet Schmidt sertlik verisi, 95 adet nokta yükleme (00) verisi, 118 adet nokta yükleme (900) verisi, 80 adet tane boyut analizi (d50) verisi, 8 adet kalori (kcal/kg) verisi ve 8 adet yüzey alanı (m2/kg) verisi elde edilmiştir. Bununla beraber E05 panosundan matematiksel hesaplamalar ile 8 adet net kazı hızı (NKH, m3/h) verisi, 8 adet tambur gömülme miktarı (cm) verisi, 8 adet ayak eğimi (0) verisi, 8 adet pano eğimi (0) verisi, 8 adet makine yürüyüş hızı (m/h) verisi ve 8 adet öğütülebilirlik (%) verisi elde edilmiştir. Ayrıca H03 panosundan alınan numuneler ile 160 adet Schmidt sertlik verisi, 98 adet nokta yükleme (00) verisi, 111 adet nokta yükleme (900) verisi, 80 adet tane boyut analizi (d50) verisi, 8 adet kalori (kcal/kg) verisi ve 8 adet yüzey alanı (m2/kg) verisi elde edilmiştir. Bununla beraber H03 panosundan matematiksel hesaplamalar ile 8 adet net kazı hızı (NKH, m3/h) verisi, 8 adet tambur gömülme miktarı (cm) verisi, 8 adet ayak eğimi (0) verisi, 8 adet pano eğimi (0) verisi, 8 adet makine yürüyüş hızı (m/h) verisi ve 8 adet öğütülebilirlik (%) verisi elde edilmiştir. Sonrasında ise elde edilen bu deneysel ve matematiksel veriler birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Yapılan bu karşılaştırmalar ile farklı kazı şartlarındaki değişen kazı performanslarına açıklama getirilmeye çalışılmıştır.
Kale havzasındaki (Denizli) sedimanter birimlerin mineralojik ve jeokimyasal özelliklerinin incelenmesi
Kale Havzası (Denizli), sığ denizel tortullarla doldurulan KD-GB uzanımlı bir havzadır. Havzanın batısında daha çok Menderes Masifi'ne ait metamorfik temel kayalar bulunurken, havzanın doğu ve güney bölümlerinde Mesozoyik yaşlı kireçtaşlarının yanı sıra, Likya naplarına ait ofiyolitler yer alır. Kale Havzası'nı dolduran Oligosen yaşlı Mortuma Formasyonuna ait tortul istif, sığ-kıyı ortamını yansıtan çakıltaşlarına eşlik eden kaba kırıntılı tortullar ile başlamakta olup, üste doğru kumtaşı-çamurtaşı ve kiltaşlarından oluşan tortullarla devam etmektedir. Tortul istifin üst bölümlerinde yer alan çamurtaşı ve kiltaşları içinde oldukça yaygın olarak yaprak ve kömürleşmiş bitki kalıntılarının yanı sıra, özellikle yol yarmalarında kalınlığı 5-10 cm arasında değişen kömür damarları yer almaktadır. İnceleme alanında TKİ tarafından altı adet kömür araştırma sondajı yapılmıştır. Sondajların derinliği 426 m ile 780 m arasında değişmektedir. İnceleme alanının kuzeyinde yapılan sondajlarda çamurtaşı ve kiltaşları içerisinde farklı seviyelerde 40-45 cm kalınlıkta kömür damarları kesilmiştir. Kömür siyahımsı ve parlak özellikte linyit yapılıdır. Diğer sondajlarda ise kalkerli çamurtaşı ve kiltaşından oluşan seviyelerde kalınlığı 1-3 cm arasında değişen kömür damarları gözlenmiştir. Bu durum, kömür katmanlarının, Oligosen istifi içinde yanal yönde kalınlaşma göstermediklerini ve ince taneli deltayik tortullara derecelendiklerini yansıtır. Sondajlar deneştirildiğinde, inceleme alanının kuzeyinde havzanın daha sığ, enerjisinin daha düşük ve organik madde içeriğinin daha zengin olduğu belirlenmiştir. Havzanın güneye doğru ani olarak derinleşmesi, havza içinde yer alan büyüme fayı ile ilgili olmalıdır. XRD çalışmaları ile dolomit, kalsit, feldispat, kuvars ve kil mineralleri belirlenmiştir. Kil minerallerinden simektit, illit ve kaolinit tespit edilmiştir. Havza da bulunan dolomitlerin çoğunluğunun ideal dolomit olduğu belirlenmiştir. Ağır nadir toprak elementler hafif nadir toprak elementlere göre zenginleşme göstermektedir. Kil ve karbonat örneklerinin benzer bir NTE dağılımı göstermesi aynı kökenden kaynaklandığına işaret etmektedir. Örnekler Th/Co-La/Sc diyagramına göre asidik/feslik köken kayaç bölgesine düşmektedir.
Acıgöl'den potasyum - magnezyum tuzları ve lityum üretim olanaklarının incelenmesi
Türkiye'nin ekonomik öneme sahip göllerinden Acıgöl‟de genel itibari ile Na+, K+ , Ca+2 ,Mg+2 katyonları ve SO4 -2, Clanyonları mevcuttur. Gölde faaliyet gösteren firmalar tarafından göl alanı içinde yapay olarak oluşturulan havuzlarda, doğal ve teknolojik yöntemlerle sodyum sülfat ve sodyum klorür üretimi yapılmaktadır. Acıgöl‟ün yüksek oranda sodyum klorür ve sodyum sülfat tuzları içermesinin yanısıra magnezyum ve potasyum gibi tuzlar ile eser miktarda lityum ihtiva ettiği yapılan analizlerde dikkat çekmiştir. Bu çalışmada; sodyum klorür ve sodyum sülfatın göl suyundan elde edilmesinin ardından göle deşarj edilen tuz üstü solüsyonu içerik bakımından incelenerek Acıgöl'ün ihtiva ettiği potasyum, magnezyum ve lityum tuzlarının üretilebilme olanakları araştırılmıştır. Çalışma sonunda potasyumun 30-31 Bomelik 1 m3 çözelti içerisinde 20-25 kg KCl olduğu ve kainit çift tuzu halinde çöktüğü, magnezyumun ise 33 Bome‟de %5 ile başlayan çökelimi 37 bomede %44 oranına ulaştığı tespit edilmiştir. Solüsyon bomesi 37 bomeden 38,7 bomeye getirildiğinde %40-41 oranında sıvı MgCl2 elde edilmiĢtir. Bu ürünlerin katma değeri yüksek ürüne dönüştürülmesinin mümkün olduğu ancak lityum değerinin 38,8 Bome değerinde 0,588 ppm olarak kalması nedeniyle günümüz koşullarında üretilmesinin ekonomik olmadığı sonucuna varılmıştır.
Aksaray ili magmatik kayaçların çatlatma performansına etki eden mineralojik-petrografik, fiziksel ve mekanik özelliklerin araştırılması
Hidrolik çatlatma uygulamaları petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtların üretim miktarlarını çarpıcı şekilde artırmış ve dünya enerji dengelerinin değişmesini sağlamıştır. Bu teknolojinin kullanım alanlarından biri de jeotermal enerjidir. Kızgın kuru kaya ortamlarında geçirimliliği artırmak ve sıcak su elde etmek için hidrolik çatlatma uygulamaları yakın zamanda denemeye başlanmıştır. Bu çalışmada, Aksaray ili magmatik kayaçlarında yapılacak hidrolik çatlatmaya kayaçların mineralojik, petrografik, fiziksel ve mekanik özelliklerinin etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla, çalışma sahasından 5 farklı granit örneği alınmış, her bir örnek için standart kaya mekaniği deneyleri yapılarak fiziksel ve mekanik özellikleri tespit edilmiş, ayrıca ince kesit incelemeleri yapılarak mineralojik-petrografik özellikleri, kimyasal analizle de kimyasal bileşimleri tespit edilmiştir. Su jeti, yüksek basınçlı suyun dar bir aralıktan çıkmaya zorlanması sonucunda elde edilen yüksek hızlı su demetini ifade etmektedir. Bu çalışmada, su jetinin hidrolik çatlatma uygulamasında standart deneylere ilave bir yöntem olarak kullanılabileceği düşünülmüş ve çatlatma deneyleri su jeti ile gerçekleştirilmiştir. Granit örnekleri yüksek basınçta belli süre saf su jetine maruz bırakılarak suyun kayaçta nüfuz ettiği yayılma genişliği kaydedilmiştir. Daha sonra kayaç özellikleri ile hidrolik çatlatmada oluşan çatlak genişliği arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Böylelikle çatlatma performansında en çok etkisi olan kayaç özellikleri tespit edilmeye çalışılmıştır.
Bir ilaç taşıyıcı sistemi olarak montmorillonit/manyetit nano-kompozit sentezi ve karakterizasyonu
Yüksek yüzey alanına sahip gözenekli nano-kompozitler sahip oldukları mükemmel özelliklerinden dolayı birçok alanda büyük ilgi görmektedir. Özellikle yapısında manyetit nano-partiküller (MNP) içeren bu ürünler, manyetik hedeflendirilme, yüksek termal ve kimyasal stabilite ve kontrollü salım yapabilme yeteneklerinden dolayı adsorban, katalizör ve kontrollü salım yapabilen taşıyıcı sistemi olarak birçok alanda (kimya, çevre, ilaç, kozmetik vb.) kullanılma potansiyeline sahiptir. Bu çalışmanın ilk aşamasında, Reşadiye/Tokat ve Kalecik/Ankara yöresinden temin edilen ve ağırlıklı olarak montmorillonit (Mt) içeren iki farklı kil cevheri sedimantasyon, santrifüj (falcon gravite separatörü: FGS) ve flotasyon gibi cevher zenginleştirme teknikleri kullanılarak saflaştırıldı. İkinci aşamada ise, tetraetilortosilikat (TEOS) ve setiltrimetilamonyum bromür (CTAB) derişimlerinin bir fonksiyonu olarak mezo gözenekli montmorillonit/manyetit nano-kompozit (Mt-Man NK) üretimleri yapıldı. Mt-Man NK üretiminde başlangıç materyalleri olarak Mt kili (Reşadiye kili) ve kimyasal çöktürme yöntemiyle sentezlenen MNP kullanıldı. Silika kaynağı TEOS, Mt kili ve MNP yüzeylerini amorf silika ile kaplamak için ve katyonik yüzey aktif madde CTAB ise silika kaplı yüzeylerde gözenek oluşturmak için kullanıldı. Optimum şartlarda üretilen Mt-Man NK ürününün yüzeyi ayrıca aminopropiltrietoksisilan (APTES) ile modifiye edilerek ikinci bir nano-kompozit olan Mt-Man-N2 NK üretildi. Üçüncü ve son aşamada ise, bir kanser ilacı etken maddesi olan 5-Fluorourasil (5-Fu)'in üretilen nano-kompozitlere yüklenme (adsorpsiyon) performansı araştırıldı. Yükleme denemelerinde pH, temas süresi ve 5-Fu başlangıç derişiminin 5-Fu yükleme kapasitesine olan etkileri incelendi. 5-Fu yükleme çalışmaları tamamlandıktan sonra, yüklü nano-kompozitlerden 5-Fu salım (desorpsiyon) profilleri ve kinetikleri de ayrıca araştırıldı. İn vitro salım profilleri 37 oC ortam sıcaklığında üç tekrarlı olarak süreye karşı mide ortamı (pH 1.2 fosfat tamponu), barsak ortamı (pH 7.4 fosfat tamponu) ve manyetik alan etkisi olmak üzere üç farklı parametrede incelendi. Elde edilen sonuçlardan bazıları aşağıda verilmiştir. Tane boyutu >5 µm olan gang minerallerinin (feldispat, kalsit, klinoptilolit, opal, kuvars ve mika) hemen hemen tamamı sedimantasyon, flotasyon veya santrifüj (FGS) tekniklerinden herhangi biri kullanılarak tek aşamada ham cevherlerden uzaklaştırılarak saflaştırılmış kil örnekleri elde edildi. Her üç yöntemde de elde edilen zenginleştirme dereceleri hemen hemen aynı iken, zenginleştirme verimi bakımından en yüksek değerler (iki Mt kili için %68.75 ve %81.25) FGS ile elde edildi. Değişen CTAB ve TEOS derişimine bağlı olarak, Mt-Man NK ürünü gözenek boyutunda kısmi ve yüzey alanında ise ciddi derecede değişimler gözlendi. Optimum şartlarda (1.0 g Mt, 1.15 g MNP, 2.5 g CTAB, 4 mL TEOS) hazırlanan Mt-Man NK ürününün ortalama 300 nm tane boyutuna, 340.81 m2/g yüzey alanına, 8.24 nm ortalama gözenek çapına ve 18.74 emu/g mıknatıslanma doygunluğuna sahip olduğu tespit edildi. Maksimum 5-Fu yükleme kapasiteleri optimum şartlarda (24 saat temas süresi, 25 oC sıcaklık, 4000 mg/L 5-Fu başlangıç derişimi, pH: 10) Mt-Man NK için 59.44 mg/g ve Mt-Man-N2 NK için ise 48.38 mg/g olarak belirlendi. İn vitro salım profilleri her iki nano-kompozit formülasyonun da bütün ortam şartlarında yaklaşık 8 saat süren kontrollü salım sergilediğini, Korsmeyer-Peppas ve Hixson kinetikleri ile uyum içerisinde kaldığını gösterdi. Kümülatif 5-Fu salımlarının ise farklı ortam şartlarında %64-71 arasında değiştiği tespit edildi.
Sivas çimento fabrikasında kullanılan hava şoku modellerinin analitik hiyerarşi süreci (AHS) yöntemi ile belirlenmesi
Hava şokları, 1970' li yıllardan günümüze ağır sanayide malzeme yapışma ve akış probleminin yok edilmesi amacıyla kullanılan basınçlı hava tanklarıdır. Bu ekipmanlar, özellikle çimento sektöründe çok yaygın olarak tercih edilmektedir. Çimento fabrikalarının ön-ısıtıcı kulesi ve klinker soğutma ünitelerinde; döner fırınlarda yakıt amaçlı kullanılan yüksek sülfür içeriğine sahip petrokok ve maliyet avantajı sağlayan alternatif yakıt kullanımından dolayı, sıklıkla sarmalar (kesit daralmaları) ve birikintiler gibi malzeme akış problemleri yaşanmaktadır. Yaşanılan bu akış probleminin giderilmesi için Metal Şiş, Pnömatik Şiş, Su Jeti (Water Jet), Cardox ve Hava Şoku gibi çeşitli yöntemlere başvurulmaktadır. Bu çalışmada, malzeme akış probleminin çözülmesi amacıyla belirlenen bölgeler için en uygun hava şoku tipinin tespiti, geleneksel karar verme yöntemleri yerine daha gerçekci ve daha bilimsel kabul edilen Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. ÇKKV yöntemlerinden ise Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) tekniğine başvurulmuştur. Çalışma sonucunda, Ön-ısıtıcı kulesi; intikal bölgesinde "Hurricane" model, gaz kanalında "Hurricane" model, siklonlarında "Typhoon" model ve klinker soğutma ünitesinde ise "Multiport" model hava şoku kullanımı kararına ulaşılmıştır.
Beyaz renkli gerçek mermerlerin CNC makinesinde işlenmesinde kesme genişliğinin yüzey kalitesine etkisinin Taguchi deney tasarımı yöntemi kullanarak araştırılması
Bu çalışmada, 6 adet beyaz renkli gerçek mermerde CNC makinesi ile frezeleme işlemi sonrasında en iyi yüzey pürüzlülüğünü elde etmek için Taguchi deney tasarım yöntemi kullanılarak kesme genişliği, ilerlerme hızı ve kesme derinliği parametrelerinin yüzey pürüzlülüğüne etkileri araştırılmıştır. Belirlenen parametrelerin optimum düzeylerini belirlemek için S/N oranları 'en küçük en iyi' yaklaşımı ile hesaplanmıştır. Varyans analizi (ANOVA), işleme parametreleri ile yüzey pürüzlülüğü arasındaki ilişkiyi doğrulamıştır. Doğaltaşların tane boyutları ile yüzey pürüzlülüğü arasındaki ilişki incelenmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda; Afyon Beyaz mermeri için 1 mm derinlik, 1 mm kesme genişliği ve 2500 mm/dk ilerleme hızında, Bursa Kemalpaşa Beyaz mermer için 2 mm derinlik, 1 mm kesme genişliği, 2500 mm/dk ilerleme hızında, Marmara Beyaz mermer için 1 mm derinlik, 1 mm kesme genişliği, 2500 mm/dk ilerleme hızında, Muğla Beyaz mermer için 1 mm derinlik, 1 mm kesme genişliği, 3000 mm/dk ilerleme hızında, Uşak Beyaz mermer için 1 mm derinlik,1 mm kesme genişliği, 2000 mm/dk ilerleme hızında, Kütahya Beyaz için 1 mm derinlik, 1 mm kesme genişliği, 2000 mm/dk ilerleme hızında en düşük yüzey pürüzlülük değerleri elde edilmiştir. Genel olarak 1mm derinlikte en iyi yüzey pürüzlülüğü elde edilmiştir. Bursa Kemalpaşa Beyaz mermerde ise doku farklılığı bulunması sonucu etkilemiştir. Kesme genişliklerinde ise genişlik arttıkça yüzey pürüzlülüğü de artmıştır. Bu da bize kesme genişliği ve kesme derinliğinin en etkin parametreler olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Doğaltaş, Bilgisayar Kontrollü Makine (CNC), Taguchi Yöntemi, Yüzey Pürüzlülüğü, İşleme Parametreleri
Bigadiç bor açık işletmesinin bilgisayar yardımıyla modellenerek revizyonu
Tez çalışmasında Vulcan ve NETPRO/Mine Madencilik Programları ile bir bor sahasının üç boyutlu modellenerek farklı yöntemlerle; katı modelinin oluşturulması, rezervinin hesaplanması ve yüksek verimlilikle açık ocak üretim planlamasının yapılması hedeflenmiştir. Sahada topoğrafik ölçümler sonucunda elde edilen sayısal veriler modellenerek sahanın 3 boyutlu topoğrafyası oluşturulmuştur. Daha önce sahada yapılmış olan 71 adet sondaj verileri yorumlanarak program veri tabanına aktarılmıştır. Sondaj verilerinden yola çıkılarak farklı iki yöntem ile cevher katı modelleri oluşturulmuştur, bunlardan saha için uygun olan çalışmada kullanılmıştır. Farklı hacim hesaplama yöntemleri karşılaştırılırmış, bor sahası için uygun olan yöntem seçilmiştir. Açık ocak planlamasında sondaj planlamasının önemi vurgulanmıştır. Mevcut açık ocak topoğrafyası ve cevher katı modeli temel alınarak açık ocak parametreleri ile yeni temsili açık ocak projesi oluşturulmuş ve örnek ekipman seçimi yapılmıştır. Bu çalışma ile sahanın rezervi tespit edilmiş olup yapılan temsili proje ile üretilebilecek cevher ve pasa miktarları hesaplanmıştır.
Yeni fonksiyonel metakrilat polimerlerinin elektrokinetik ve yüzey özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, Üniversitemiz Kimya Bölümü polimer kimyası laboratuvarında 2-[(metoksi-1,3-benzatiyazol-2-il)amino]-2oksoetil metakrilat (MBAOM) ve glisidilmetakriklat (GMA) monomerlerinden üç farklı kompozisyonda sentezlenmiş olan MBAOM-GMA kopolimerlerinin su içerisindeki çeşitli elektrokinetik özellikleri (pH'ya bağlı zeta potansiyel değişimi, sıfır yük noktası, farklı değerlikli metal iyonlarının zeta potansiyele etkisi) ile bazı yüzey özellikleri (su ile temas açısı, hidrofobik karakteri ve serbest yüzey enerjisi) incelenmiştir. Deneylerde kullanılan metakrilat kopolimerlerinin kompozisyonları şunlardır: %77 MBAOM - %23 GMA, %45 MBAOM - %55 GMA ve %19 MBAOM - %81 GMA. Deneylerde kullanılan metal tuzları şunlardır: FeCl3, CaCl2 ve KCl. Serbest yüzey enerjisi hesaplamalarında kullanılan test sıvıları su, etilenglikol ve diiodometan'dır. Yüzey enerjisi hesaplamaları üç farklı yöntemle (Zisman, Fowkes ve Van Oss Asit-Baz) gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, (i) Metakrilat kopolimerlerinin kimyasal yapısının gerek elektrokinetik ve gerekse yüzey özellikleri üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğu, (ii) Kopolimerlerin GMA oranının artmasıyla hidrofobik karakteri artmakta ve buna uygun olarak serbest yüzey enerjisi azalmaktadır (iii) kopolimerlerin zeta potansiyeli üzerinde metal iyonu tipinin çok önemli etkisi vardır ve +3 değerlikli Fe+3 iyonları kopolimerlerin negatif olan yüzey yükünü veya zeta potansiyelini pozitife çevirebilmektedir.
Doğaltaş ocaklarının etkinliğinin veri zarflama analizi yöntemi ile araştırılması
Bu çalışmada doğaltaş ocaklarının çalışma etkinliklerinin veri zarflama analizi yöntemi ile belirlenerek, etkin ocakların tespit edilmesi hedeflenmektedir. Veri zarflama analizi uygulaması yapılırken Isparta Sütçüler bölgesindeki gri dolomatik bej ocakları ve Afyonkarahisar Emirdağ bölgesindeki gümüş traverten ocakları olmak üzere iki ayrı bölge oluşturulmuştur. Emirdağ bölgesinde on iki adet Isparta bölgesinde ise on üç adet doğaltaş ocağından veriler toplanmış ve "DEA Fronteir" program da etkinlik analizleri yapılmıştır. Girdi olarak iş makinesi, delme ve kesim makineleri, çalışan sayısı temel alınırken, çıktı olarak ciro ve üretim miktarı dikkate alınmıştır. Bu veriler "DEA Fronteir" adlı program kullanarak ocakların etkinlikleri hesaplanmıştır. Girdi odaklı BCC (Banker Charnes Cooper) ile CCR (Charnes Cooper Rhodes) yöntemi uygulanmıştır. Bu çalışmanın sonucunda etkin ocakların tespiti ile girdi odaklı sonuçların yorumlaması yapılmıştır. En etkin değere bağlı olarak girdi değerlerindeki değişiklikler ile ocaklardaki performans iyileştirmeleri tespit edilmiştir.
Mermer arama ve işletme ruhsatlarında değer tespiti ve teminatlaştırabilirliğinin araştırılması
Bu çalışmada, mermer arama ve işletme ruhsatlarının değer tespitinin sağlıklı şekilde yapılması ve teminat olarak kullanılabilmesi konuları araştırılmıştır Mermer işletmeciliği, arama ve işletme sürecinde yüksek yatırım gerektirmesi sebebiyle birlikte ticari anlamda önemli riskler taşımaktadır. Bankalar, kredi ve destek veren resmi kurumlar tarafından değer tespiti yapılmış, riskleri belirlenmiş ve uluslararası standartlara göre raporlanmış bir ruhsat için maddi kaynak ve kredi alınabileceği öngörülmüştür. Kanunlar tarafından ipotek olarak alınabilen ve haciz koyulabilen hakların, gerekli incelme ve araştırmalar ile, resmi olarak kredi teminatı olarak kullanılması amacıyla yöntemler geliştirilmiştir. Mermer arama ve işletme ruhsatlarının değerinin tespit edilebilmesi için kullanılabilecek değerleme modelleri incelenmiştir. Ruhsatlar için mevcut değerleme modelleri kullanılmasına rağmen eksik kalan riskler hesaplanarak, gerçek değer tespiti yapılabilmesi için değerleme modeli geliştirilmiş olup literatüre kazandırılması amaçlanmıştır. Risk beklenti katsayısı değerleme modeli ile, mermer arama ve işletme ruhsatlarının risklerin hesaplanarak çıkartıldığı gerçek değerinin tespit edilebildiği görülmüştür.
Yeraltı madenciliği eğitiminde bazı sanal gerçeklik uygulamaları
Bu çalışmada; maden mühendisliği eğitimi alan öğrencilere klasik öğretimin yanında sanal gerçeklik teknolojilerini de kullanarak, hem öğrenmelerini kolaylaştırmak hem de kavrama hızlarını artırma yolu araştırılmıştır. Öğrencilerin yeteneklerini sanal gerçeklik uygulamaları yoluyla geliştirmek ve konuları görsellik yardımıyla daha iyi kavramalarını sağlamak amaçlanmıştır. Bu tez çalışması kapsamında, madenlerde YTB (Yükle-Taşı-Boşalt) ve vagon nakliyat sistemlerine ek olarak, paletli delik delme makinasının çalışma prensipleri, ortam değişikliklerine göre farklı seçimlerinin nasıl yapıldığı ile ilgili bilgiler sanal gerçeklik ortamında verilmeye çalışılmıştır. Sanal gerçeklik gözlüğü takan kullanıcının sanal bir ortamdaki eğitiminde, anılan nakliyat sistemlerine ve delme makinasına ilişkin önemli detaylarını etkileşimli bilgi kutuları yardımıyla öğrenmeleri hedeflenmiştir. Kullanıcının sanal gerçeklik gözlüğü yardımıyla örnek bir maden sahasında dolaşımı için, sanal bir yeraltı maden ocağına ait galeri, tahkimat, üretim alanı, nakliyat ve üretim sistemlerine ait görsel modellemeleri, Unity3D programında tasarlanmıştır. Bu tez çalışması ile maden mühendisliği öğrencilerinin bir yeraltı ocağına ilişkin bazı temel bilgiler sanal gerçeklik ortamında kazandırılması sağlanmaya çalışılmıştır.
Analitik hiyerarşi prosesi (AHP) ile sedimanter kökenli kireçtaşı doğal taş ocaklarının yatırım bölgelerinin belirlenmesi
Türkiye sedimanter kökenli kireçtaşı doğal taş ocaklarında rezerv miktarı bakımından dünyada önemli bir paya sahiptir. Türkiye'de sedimanter kökenli doğal taş ocağı sayısı yaklaşık olarak 1200'dür. Ülkemizde 120'nin üzerinde renk ve desende doğal taş ocağı belirlenmiştir. Bu çalışmanın ilk aşamasında ülkemizde 8 farklı bölgede (Burdur bölgesi, Isparta bölgesi, Antalya Bölgesi, Bursa Bölgesi, Bilecik Bölgesi, Kastamonu Bölgesi, Konya Bölgesi ve Mersin Bölgesi) yatırım yapılan sedimanter kökenli doğaltaş ocaklarının 2016-2019 yılları arasında üretim, satış ve ocak verimlilikleri analiz edilmiştir. İkinci aşamada Doğal taş sektörüne yatırım yapan yatırımcıların göz önüne aldığı 8 ölçüt belirlenmiştir. Çalışmanın son kısmında yatırımcının 2016-2019 yılları arasında 8 farklı bölge ve 8 ölçütte hangi bölgeye yatırım yapacağı ile ilgili seçim problemi Çok Kriterli Karar Verme Yöntemlerinden Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) ile analiz edilmiştir ve Microsoft Office Excel programında duyarlılık analizi yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda sedimanter kökenli doğaltaş ocakları içerisinde Burdur Bölgesi seçilmiştir.
Mermerlerin basınç altındaki davranışlarının incelenmesi
in ÖZET Metamorfizma geçirmiş kristalize mermer, gerçek mermer örneklerinin (GM1, GM2, GM3) ve metamorfizma geçirmemiş kireçtaşı, mikritik mermer örneklerinin (KÇT1, KÇT2, KÇT3) farklı yüklerde basınç altındaki davranışları strain gauge (deformasyon ölçer) kullanılarak araştırılmıştır. Deneylerde, B 66 ve h=2R ölçülerinde karotlar, tabakalanmaya dik yönde alınmış silindir örnekler ve FLA 10- 1 1, 120 Q, 2.12 gauge faktör özelliklerine sahip dinamik strain gauge kullanılmıştır. Araştırma konusu yükler, örneklerin tek eksenli basınç dayanım değerleri, mermer kesme ve işleme makinalarının mermer blok ve ürünlerine uyguladığı maksimum yük değeri olan 5000 kgf ve örneklerin tek eksenli basınç dayanım değerlerinin % 75' ine karşılık gelen yük değerleridir. Örneklerin tek eksenli basınç dayanım yükü altındaki deformasyon değişimleri düşey ve yatay strain gauge ile izlenmiştir. Çalışmanın esas amacım oluşturan "Zamana Bağlı Deformasyon" deneylerinde, farklı yükler altında ve yedi saat süre ile örneklerde oluşan deformasyon araştırılmıştır. Zamana bağlı deformasyon deneylerinde, sadece düşey yönde strain gauge kullanılmış ve düşey deformasyon ölçülmüştür. Strain gauge ile örneklerden alınan deformasyon değerleri kaydediciye aktarılmış ve burada sayısallaştırılmıştır. Kaydediciden okunan değerlere bağlı olarak her örnek için deformasyon grafiği çizilmiştir. Zamana bağlı deformasyon deneylerinde, 5000 kgf yük altında yapılan II. grup deneylerin deformasyon grafiklerinde az sayıda elastik bölge gözlenmiştir. II. grup ve III. grupta (örneklerin tek eksenli basınç dayanım değerlerinin % 75' ine karşılık gelen yük grubu) yapılan tüm deneylerin deformasyon grafiklerinde I. bölge (geçiş bölgesi) ve II. bölge (kararlı bölge) gözlemlenmiştir. Deney süresi nedeniyle, her iki örnek grubuna ait deformasyon grafiklerinde III. bölge, kırılma bölgesiIV gözlemlenmemiştir. Bununla birlikte, zamana bağlı deformasyon deneylerinin tamamında olağan II. bölge akması devamlılık göstermiştir. Her iki örnek grubunda II. bölgeye, 2 tonf/dk' lık yükleme hızı ile, genellikle ilk 100 dakikada girilmiştir. Zamana bağlı deformasyon deneylerinde, daha büyük yük altında oluşan deformasyonun daha az yük altında oluşan deformasyondan büyük geliştiği, yük ve deformasyonun doğru orantılı olduğu gözlemlenmiştir. Aynı mermere ait örneklerde, daha büyük yük değerine sahip tek eksenli basınç dayanım değerinin % 75' ine karşılık gelen yük altında oluşan deformasyon, 5000 kgf de oluşan deformasyondan daha büyük ölçülmüştür. Zamana bağlı deformasyon deneylerinde, mermer ve yük özelliklerine bağlı olarak yer yer düzenli deformasyon düşüşleri gözlemlenmiş ve bu durum ilgili deformasyon grafiklerinde gösterilmiştir. Düzenli düşüşler içeren deformasyon grafiklerinde, II. bölge' de normal devam eden seviye "dinamik seviye", deformasyon seviyesinin düştüğü ve en alt noktalarının oluşturduğu seviye, "stabil seviye" olarak tanımlanmıştır (az sayıda örnekte, I. bölge' de görülen deformasyon iniş ve çıkışları söz konusu değerlendirmenin dışında tutulmuştur). II. bölge' de, karalı bölgede görülen deformasyon düşüşleri zamanla sonlanmış, dinamik seviye ile stabil seviye bir süre sonra eşit hale gelmiştir. Dinamik ve stabil seviye eş hale geldikten sonra deformasyon hareketi II. bölge' de düzenli bir yol izlemiş, örnek, göreceli olarak kararlı bir akma hali göstermiştir. Zamana bağlı deformasyon deney grafiklerinde, II. bölge' de doğrusal akma gösteren veya nispeten kararlı hareket eden örnekler "duraylı", stabil seviyenin dinamik seviyeye oram "duraylılık oram" olarak tanımlanmıştır. Duraylılık oram 1' e yaklaştıkça mermerin kararlılığı da artmıştır. Duraylılık oranının 1 olması durumunda, deformasyon aşamasında örnek, mümkün olan en kararlı akma hali içerisinde gözlenmiştir. Örneklerin tek eksenli basınç dayarımı değerlerinin % 75' ine karşılık gelen yükler altında (III. grup) belirlenen duraylılık oranlan GM2 dışında 1' dir. III. grupta oluşanakmaların, 5000 kgf yük altında yapılan II. grup deneylerden sonra örneklerde gelişen akmalardan daha kararlı olduğu görülmüştür. Yük arttıkça kararlılık da artmıştır. Örnekler arası duraylılık oranı farkı kristalize mermer örneklerinde (GM1, GM2, GM3) daha azdır. Buna karşılık, kireçtaşı örneklerinde (KÇT1, KÇT2, KÇT3) daha kararlı bir akma gözlemlenmiştir. Strain gauge ile yapılan deformasyon araştırması sonrası örneklerden yatay ve dikey yönde ince kesitler alınmıştır. İnce kesitler, örneklerdeki deformasyon sonrası genel durumu (400 büyültmeli) ve kristalize mermer örneklerinde (GM1, GM2, GM3) kristal boyutta deformasyon hareketlerini (1250 büyültmeli) görmek amacıyla farklı iki ölçekte mikroskopta incelenmiş ve fotoğraflanmıştır. Kireçtaşı örnekleri (KÇT1, KÇT2, KÇT3), sadece genel durumu görmek amacıyla mikroskopta incelenmiş ve fotoğraflanmıştır. înce kesitlerde, aynı koşullar içerisinde, deformasyon ve diğer yükler altında tane boyu çok daha küçük olan kireçtaşı örneklerinde (en büyük tane boyuna sahip KÇT31 ün tane boyu, 57.82 um) oluşan kırık açıklıklarının, kristalize mermer örneklerinde (en küçük tane boyuna sahip GM1' in tane boyu, 616.32 um) oluşan kırık açıklıklarından daha küçük geliştiği görülmüştür. Kristalize mermer örneklerinde de kristal boyu arttıkça kırık açıklığı artmıştır. Söz konusu bulgular, tane boyu arttıkça kırık açıklığının arttığım göstermiştir. Ayrıca, aynı mermere ait örneklerin farklı yükler altında gelişen kırıklarında yük arttıkça kırık açıklığının arttığı gözlemlenmiş, yük artışı ile birlikte kırık oluşumu artmıştır. Zamana bağlı deformasyon deneyleri sonrasında örneklerden alman ince kesitlerin 400 büyültmeli mikroskop araştırmasında, örneklerin genel yapılarında herhangi bir kırık izine rastlanmamıştır. Bu sonuçla, incelen kristalize mermer ve kireçtaşı örneklerinin kesilmesi, işlenmesi ve kullanını süreçlerinde, yüke bağlı olarak mikro yapılarında kullanımlarını etkileyecek herhangi bir deformasyonun gelişmediği görülmüştür.VI İnce kesitlerin mikroskop araştırmasında, örneklerde akma veya tanelerde şekil değişimi gözlemlenmemiştir. Kireçtaşı örneklerinde (KÇT1, KÇT2, KÇT3), fosil ve eski kırıklarına ait kalsit dolgularında da herhangi bir değişim görülmemiştir. Örneklere ait fiziko-mekanik deney sonuçlan ve üç eksenli deney sonrası ince kesit fotoğrafları Ek. 1' de verilmiştir.
Numerical modelling for the recovery of protecting pillars in Soma district
The need for more production has become necessary in recent years as a result of increase in lignite demand in TURKEY. Therefore, it is important to increase productivity in longwall mining method to provide as much utilization as possible from this source. Safety pillars, which have been left for the stability of main drift and shaft, should therefore be recovered after the operational life of the mine. In this research work entitled "Numerical Modelling for the Recovery of Protecting Pillars in Soma District", an underground mine based in Soma-Manisa, belonging to Hüstaş A. Ş. of Turkey was studied. Stability of main drift and shaft safety pillars due to stresses and deformations occurring during the production have been investigated by means of a numerical analysis method, namely LAMODEL, operating by boundary element technique. Stability of shaft due to stresses and deformations has similarly been investigated by using one of the numerical analyses methods known as finite element technique which operates with ANSYS computer software.
Balıkesir - Sındırgı Düvertepe bölgesi Döküştepe mevkii kaolin cevherinin zenginleştirilmesi
Bu çalışma Balıkesir - Sındırgı - Düvertepe Bölgesi Döküştepe Mevkii kaolinlerinin hidrosiklon ile zenginleştirilmesini kapsamaktadır. İlk olarak killer hakkında genel bilgiler verilmiştir. Kil gruplarından, deney kapsamında incelenecek olan kaolin hakkındaki bilgiler aktarılmıştır. Ayrıca Türkiye'de ve Dünya' da kaolin yatakları, yıkama ve zenginleştirme yöntemleri, kullanılan ekipmanlar konusunda yapılan araştırmalardan bahsedilmiş ve örnekler sunulmuştur. Kağıt sektöründe kaolin kullanımı, istenilen nitelikleri anlatıldıktan sonra Döküştepe mevkii kaolin yatakları hakkında bilgiler sunulmuştur. Deneyde kullanılan yöntemlerden; kırma, öğütme, sınıflandırma, mekanik dağıtma ve hidrosiklon ile zenginleştirme yöntemleri anlatıldıktan sonra her deney sonucuna göre, gerekli kısımların kimyasal analizleri yapılarak tablolar düzenlenmiş, ve bu tablolar grafikler ile tamamlanmıştır. Çalışma sonuçlarından elde edilen verilerin ışığı altında yorumlar yapılarak, öneriler ilgililerin dikkatine sunulmuştur. Anahtar sözcükler : Kaolin, Düvertepe, hidrosiklon, zenginleştirme, kağıt.
A New approach to borax pentahydrate production
After the USA, Turkey is the largest producer of borates, and is the world's principal source of natural borate minerals. Etibank dominates the mining and processing of boron minerals and boron compounds in Turkey. Etibank' s mining operations are centered upon four borate deposits, Bigadiç, Emet, Kestelek and Kırka. In this work, laboratory and pilot plant tests have been carried out on the run of mine tincal ore (Na2B407. 10 H2O) for direct production of borax pentahydrate (Na2B407. 5 H2O) by a combination of a leaching unit and a decanter centrifuge and these are compared to the process presently employed at Etibank' s borax production plant in Kırka, Eskişehir, Turkey.
Ağır metal içeren atıkların triple süper fosfat (TSP) ile stabilizasyonu
Ağır metal kirliliği, endüstriyel ve madencilik faaliyetlerinin (elektrik santralleri, cevher hazırlama, metalurjik ekstraksiyon, petrokimya vb.) artması nedeniyle küresel sorunlardan biridir. Bu ağır metal kirliliği sorununu çözmek için, ağır metal iyonlarının atıklardan çöktürülmesi amacıyla bu tezde triple süperfosfat (TSP) kapsamlı bir şekide araştırılmıştır. TSP, Toprakta ve suda metal fiksasyonu için güçlü bir araç olan ortofosfat (PO43-) kaynağı olarak etkimek üzere çeşitli fosfat bazlı malzemeler ve gübreler arasından seçilmiştir. Bu çalışmanın amacı, sulu çözeltisi bir sistemdeki metal iyonlarının stabilite koşullarını ve kirlenmiş atıkların kirecin alternatifi olan triple süper fosfat ile muamele edilmesini araştırmaktır. Ca(H2PO4)2H2O kimyasal formülüne sahip TSP veya monokalsiyum fosfat monohidrat, özellikle Türkiye'de tarım alanında gübre olarak yaygın kullanılmaktadır. Bu araştırmada, ilk olarak, TSP çözeltisinde farklı türlerin baskınlık alanlarını ve katı/çözelti dengesini oluşturmak için HSC kimya programı ile stabilite diyagramları (Eh-pH diyagramları) oluşturulmuştur. Daha sonra elde edilen metal fosfatın stabilite alanı diyagramlarından belirlenen koşullarda doğrulanması ve çökeltilen numunelerin XRD analizleri ile doğrulanması için TSP çözeltilerinde saf metaller ve gerçek atıklar ile çöktürme testleri gerçekleştirilmiştir. Deneysel sonuçlar, TSP'nin Cd, Co, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb, Sr ve Zn'nin ağır metallerini sulu çözeltiden ve gerçek atıklardan etkili bir şekilde çöktürdüğünü göstermiştir. TSP prosesinin performansı reaksiyon sürelerinden, metal iyonlarından ve TSP derişimlerinden etkilenmektedir. XRD analizinin sonuçları ayırca çözünmeyen metal fosfatların [Cd3(PO4)2, Co3(PO4)2, Cu2(PO4)OH, Fe3(PO4)2, FePO4.2H2O, Mn3(PO4)2, Pb3(PO4)2, ZnHPO4 and Zn3(PO4)2] çökeltide oluşumunu ortaya koymuş ve TSP'nin ağır metal giderimi üzerine TSP'nin mekanizmasını tanımlamıştır.
İki farklı kömürün otojen siklon ve spiral ile yıkanabilirliğinin araştırılması
Bu çalışmada, Aydın ve Soma bölgesine ait ince boyutlu linyitlerin otojen siklon ve spiral ile zenginleştirilme olanakları araştırılmıştır. Çalışmalarda üç seviye Box-Behnken deney tasarımı ve yüzey yanıt yöntemi ile otojen siklon ve spiralin, tasarım ve işletme parametreleri incelenmiştir. Deneyler sonucunda elde edilen veriler, kömür külü ve miktarını temsil eden ampirik modeller oluşturmak için kullanılmıştır. Modellerin anlamlılık testi varyans analizi (ANOVA) kullanılarak yapılmıştır. Deney sonuçları ve modeller incelendiğinde, otojen siklon ile daha düşük küllü kömür elde edilirken, spiral ile daha yüksek küllü kömür elde edilmiştir. Bununla birlikte spiralin temiz kömür kazanım oranı daha fazladır. Aydın kömürü ile yapılan çalışmalarda yüzde 34,84 küllü bir kömür kullanılmıştır. Deneyler sonucunda elde edilen kömürün kül oranı yüzde 24,21 ile 32,73 arasında değişirken, temiz kömür kazanım oranı yüzde 56,27 ile 82,68 arasında değişmektedir. Soma bölgesine ait kömürlerde ise yüzde 42,21 küllü bir kömür numunesi kullanılmıştır. Elde edilen temiz kömürün kül oranı yüzde 18,89 ile 32,73 arasında iken temiz kömür miktarı yüzde 39,68 ile 73 arasındadır. Otojen siklon ve spiral beraber kullanıldığında ise elde edilen temiz kömürün verimi, cihazların ayrı ayrı kullanılması göre daha fazladır.
Açık işletmelerde üretim planı optimizasyonu
Açık ocak işletmelerinde, madencilik operasyonlarının verimli bir şekilde yürütülmesi ve en yüksek kârın elde edilmesi iyi hazırlanmış bir üretim planıyla mümkündür. Ayrıca doğal kaynakların verimli kullanılması sürdürülebilirlik açısından da önemlidir. Ancak kontrol altına alınması gereken parametreler karmaşık bir probleme sebep olmaktadır. Özellikle metal madenciliğinde, metal fiyatlarındaki dalgalanmalar, jeolojik belirsizlikler ve madencilik faaliyetlerinin uzun yıllar sürmesi sebebiyle dar boğazlar yaşanmaktadır. Açık işletmelerde üretim planı optimizasyonu probleminin çözümü için birçok çalışma gerçekleştirilmiştir. En çok kullanılan yöntemlerden bir tanesi parametrik analiz yöntemidir. Fakat bu yöntem, özellikle uygun blok çıkarılma sıralamasını tespit etmekte yetersizdir. Bu çalışmada, koni çıkarılma sıralaması geliştirilerek, her dönemde eşit miktarda cevher üretiminin sağlanabildiği bir yöntem sunulmaktadır. Mevcut hareketli koni algoritmalarındaki eksiklikler giderilmiş ve parametrik analiz yöntemiyle uzun dönem üretim planlaması sorununa alternatif çözüm üretilmiştir. Yöntem, örnek çalışma olarak altın ve tungsten madenlerinde uygunlanmış ve elde edilen sonuçlar umut verici olarak değerlendirilmektedir.
Sülfürlü cevherlerin flotasyonunda ultrasonik enerjinin flotasyon verimi ve selektivitesine olan etkisinin araştırılması
Flotasyon, sülfürlü cevherlerin zenginleştirilmesinde yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Flotasyonda sellektivite ve verimi artırmak için çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Flotasyon yöntemiyle minerallerin birbirinden ayrılmasında yeni ve etkin yollardan biri ultrasonik enerjinin kullanılmasıdır. Ultrasonik enerji, maden ve metal endüstrisinde genellikle yüzey temizleme işlemlerinde kullanılmaktadır. Bu çalışmada, ultrasonik enerjinin etkisi iki aşamada araştırılmıştır. İlk aşamada; sülfürlü saf cevherler (galen, kalkopirit, sfalerit ve pirit) üzerindeki etkisi, mikro-flotasyon testleri yapılarak araştırılmıştır. Mikro-flotasyon testleri sonucunda; ultrasonik enerji kondisyonlama öncesi ve boyunca uygulandığında tüm mineraller üzerinde canlandırma etkisi gösterdiği tespit edilmiştir. Ancak, ultrasonik enerji kondisyonlama sonrasında uygulandığında kalkopirit, sfalerit ve pirit üzerinde bastırıcı etki yaparken galen üzerinde canlandırıcı etkisi yaptığı tespit edilmiştir. Ultrasonik enerjinin bu özelliğinden yararlanılarak, kondisyonlama sonrasında uygulandığında galen minerali diğer sülfürlü minerallerden yüksek sellektivite ve verimde ayrılabildiği tespit edilmiştir. İkinci aşamada ise ultrasonik destekli bir test düzeneği kurulmuştur. Daha sonra Balıkesir-Balya, Giresun-Şebinkarahisar ve Kütahya-Çatak tesislerinden getirilen numuneler ile ilk aşamada tespit etmiş olduğumuz koşullar doğrultusunda testler yapılmıştır. Yapılmış olan testler sonucunda, ultrasonik enerji kondisyonlama öncesinde ve boyunca uygulandığnda mikro- flotasyon testlerinde olduğu gibi tenörü ve verimi arttırdığı tespit edilmiştir.Ultrasonik enerji kondisyonlama sonrası uygulandığında ise galen diğer sülfür minerallerinden bastırıcı kullanmadan yüksek sellektivite ve verimle ayrılabildiği tespit edilmiştir. Ayrıca, Kütahya-Çatak cevherinde ise kükürt oranı ultrasonik enerji uygulamasıyla azaltılmıştır. Anahtar kelimeler: Flotasyon, hallimond tüpü, Ultrasonik enerji, sülfürlü cevher, sellektivite
Taşkömürlerinden çok düşük küllü temiz kömür üretimi ve kömür artıklarından nadir toprak elementlerinin kazanımının araştırılması
Günümüzde gelişen teknoloji ile birlikte toplumların enerjiye duydukları ihtiyaç artmaktadır. Bu duruma paralel olarak, söz konusu ihtiyacın karşılanması için yerküremizde var olan enerji ham maddelerinin rezervleri de hızla azalmaktadır. Kömür, dünya ticari enerji talebini karşılayan en önemli fosil yakıttır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının günümüz enerji üretimindeki yerinin kısıtlı olduğu düşünüldüğünde, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yerli kömür kaynaklarından temiz enerji üretimi konusu stratejik açıdan büyük önem taşımaktadır. Bu doktora tezi kapsamında birbiriyle ilintili iki farklı konuda araştırmalar gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada Zonguldak taş kömüründen düşük küllü, düşük kükürtlü ve yüksek kalorili temiz kömür üretimi olanakları araştırılmıştır. Saf kömürün kazanılması için flotasyon ve atmosferik liç işlemlerine ek olarak otoklav liçi testleri yapılmış ve bu zenginleştirme metotlarının kombinasyonu ile yüzde 10,62 kül içeren taş kömüründen yüzde 1,04 küllü, yüzde 0,37 kükürt içeren üst ısıl değeri kuru bazda 8390 kcal/kg olan süper temiz kömür konsantresi yüzde 38,26 ağırlık verimi ile elde edilmiştir. Farklı araştırmacılar tarafından yapılan birçok çalışmada kömür yataklarında bulunan kil mineralleri içerisinde nadir toprak elementlerinin varlığı tespit edilmiştir. Stratejik olarak önem taşıyan bu elementlerin kazanımı konusu doktora tezi çalışmasının ikinci bölümünü oluşturmaktadır. Çalışmanın bu bölümünde, sentetik olarak hazırlanmış olan nadir toprak elementi içeren kil minerallerinden bazı nadir toprak elementlerinin kazanımına yönelik olarak da çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Nadir toprak elementlerinin kazanımına yönelik olarak yapılan testlerde dört farklı kil örneği üzerinde çalışılmış ve farklı çözücüler kullanılarak yüzde 80'e ulaşan verimlerde nadir toprak elementleri kazanılmıştır.
Heyelan hareketlerinin DInSAR ve LiDAR yöntemleri ile belirlenmesi ve izlenmesi
Günümüzün en büyük problemlerinden biri de doğal afetlerdir. Düzensiz bir geometriye sahip doğal yamaçların (şev) kayma hareketine heyelan denilmektedir. Yarattığı olumsuz etkilerden dolayı doğal afetler içinde önemli bir yer sahip olan heyelanlar, etkili oldukları bölgede yerleşim yerlerine can ve mal kaybı şeklinde zarar vermektedirler. Bu nedenledir ki bu hareketlerin belirlenmesi ve izlenmesi gerekmektedir. Günümüzde uzaktan algılama biliminin heyelan izlenmesinde kullanılabilirliği önem kazanmıştır. Uzaktan algılama yöntemleri içinde de 3 boyutlu yüksek hassasiyetli veri üretebilen radar uydu görüntüleri (DInSAR) ve lazer tarama tekniklerinin (LiDAR) kullanımı ön plana çıkmaktadır. Çalışmanın amacı, araştırma için seçilen İzmir Fayı'nın 2 yıllık sürede üreteceği depremler ve LiDAR/DInSAR yöntemlerinden elde edilecek verilerden yüzey deformasyonları arasında ilişkinin ortaya konması, belirlenen alanlarda meydana gelen kütle hareketinin boyutunun ve hızının tespit edilmesi ve doğruluğunun araştırılması, bu bölgelerin risk haritalarının çıkarılması ve İzmir Fay zonu boyunca gözlenen heyelanların etki alanındaki Balçova ve Agora yerleşimlerine ait yapı stoku yoğunluğunun ortaya konmasıdır. Sonuç olarak; belirlenen alanlarda heyelan hareketleri belirlenerek, bu hareketleri izlemek mümkün olmuştur.
Sert kaya kütlelerinin patlatma ile kazısında unvan yetki ve sorumlulukların incelenmesi
Patlatma işlemleri madencilik faaliyetlerinde rutin bir iş olarak yürütülmektedir. Madencilik çalışmalarının etkili bir şekilde yapılabilmesi iyi bir patlatma tasarımını gerektirmektedir. Öte yandan söz konusu patlatma işlemlerinin gerçekleşmesinden sorumlu teknik elemanın unvanının ne olacağı ile ilgili tam bir netlik bulunmamaktadır. Bu tezin amacı patlatmalı kazı işlemlerinden sorumlu kişilerin unvanları ile ilgili belirsizliklerin giderilmesine yardımcı olmaktır. Bu amaca yönelik olarak öncelikle patlatma tasarımını etkileyen parametreler, patlatmanın çevresel etkileri, patlayıcı maddelerin depolanması, taşınması ve kullanımı ile ilgili literatür bilgisi verilmiştir. Konu ile ilgili bazı tüzükler de irdelenmiştir. Son olarak ise patlatmadan sorumlu kişi veya kişilerin sorumluluk alanlarına değinilmiştir. Patlatma işlemlerini yapan ateşleyici ile patlatma tasarımından sorumlu olan uzman mühendis arasındaki fark ve görevler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda patlatma tasarımından sorumlu olan kişi veya kişilerin kimler olabileceği ile ilgili çıkarımlar yapılmıştır. Ayrıca, patlatma öncesi ve sonrası alınması gereken önlemlere de bu tez kapsamında değinilmiştir.
Yüzey aktif reaktiflerle liç çözeltilerinden cıvanın uzaklaştırılması
Son yıllarda hızla artan dünya altın üretiminde, siyanürleme en yaygın üretim yöntemidir. Ayrıca, dikkate değer oranda da halen amalgamlama yöntemi de kullanılmaktadır. Cıva (Hg), siyanürleme işleminde çözünerek çevresel ve ekonomik açıdan birçok olumsuzluklara neden olmaktadır. Bu sebeple; siyanür çözeltilerinden Hg gideriminde, seçimli, hızlı ve düşük maliyetli ayırma yöntemlerinin araştırılması ve kararlı hale getirilmesi önem kazanmıştır. Bu çalışmada, öncelikle çöktürmede kullanılacak reaktif türü belirlenerek reaktif konsantrasyonu, süre, pH, sıcaklık gibi parametrelerin Hg giderimi üzerine etkisi araştırılmıştır. İşlem sonucunda elde edilen ürünler karakterize edilmiştir. Ayrıca, amalgamlama atığının siyanürleme çözeltisine, işleminin uygulanabilirliği test edilmiştir. Çalışma sonucunda; çöktürücü dozajı, pH ve sıcaklığın çöktürücü türüne bağlı olarak Hg uzaklaştırma veriminde oldukça etkili olduğu belirlenmiştir. Au, gümüş (Ag) ve bakırın (Cu), Hg uzaklaştırma verimini etkilemediği ve ksantat ile herhangi bir çökelek oluşturmadığı tespit edilmiştir. En iyi sonuç, potasyum etil ksantat (KEX) ile elde edilmiş ve Hg konsantrasyonu %99,9 verimle 10000 ppb'den 5 ppb'ye indirilmiştir. Çökelek olarak kararlılığı yüksek metazinober (-HgS)'in oluştuğu belirlenmiştir. Amalgamlama atığının siyanürleme çözeltisinden 8,1x10-5 mol KEX kullanılarak %99 verimle Hg miktarı 9539 ppb'den 101 ppb'ye düşürülebilmiştir. Sonuç olarak siyanürleme çözeltilerinden Hg'nin ksantatlar ile seçimli olarak yüksek verimle uzaklaştırılaştırılmasının mümkün olduğu belirlenmiştir.
Fosil yakıt kaynaklı karbondioksit emisyonlarının çoklu regresyon analiziyle modellenmesi ve tahmini: BRICS ve MINT ülkeleri örneği
Dünya, ülkelerin ekonomik özellikleri ve jeopolitik konumları nedeniyle gün geçtikçe önemli değişiklikler ile karşılaşmaktadır. Dünya'nın en hızlı gelişen/yükselen ekonomileri olarak gösterilen BRICS ve MINT ülkeleri; büyük nüfusa sahip olmaları, güçlü ve etkili yönetimleri, yeraltı zenginlikleri, bölgelerinde yükselen bir aktör olmaları ve küresel pazarlarda yer alma istekleri nedeniyle bu değişimlerden ortaya çıkan bir sonuçtur. Bu tez çalışması kapsamında, BRICS ve MINT ülkelerinin sosyo-ekonomik durumlarına, enerji görünümlerine ve fosil yakıt kaynaklı karbondioksit emisyonlarına yönelik bir istatistiksel analiz gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, BRICS ve MINT ülkelerinin fosil yakıt kaynaklı karbondioksit emisyonları, ilgili ülkelerin bazı sosyo-ekonomik göstergelerine bağlı olarak çoklu regresyon analizi ile modellenmiştir. Geliştirilen/Önerilen modellerin istatistiksel geçerliliği; determinasyon katsayısı, F ve t testleri ile gerçekleşen-tahmin edilen veri setleri gibi çeşitli testlerle doğrulanmıştır. Ayrıca, BRICS ve MINT ülkelerinin fosil yakıt kaynaklı karbondioksit emisyonlarını istatistiksel olarak etkileyen en önemli değişkenler de tespit edilmiştir. Ek olarak, önerilen modeller ile BRICS ve MINT ülkelerinin gelecekteki fosil yakıt kaynaklı karbondioksit emisyonlarının miktarına yönelik tahminler yapılmıştır. İstatistiksel analiz sonuçları, önemli üstünlükleri nedeniyle BRICS ve MINT ülkelerinin yakın bir gelecekte dünya ekonomisine yön verecek bir pozisyona geleceğine yönelik tespitler sunmuştur. Modelleme çalışmalarından elde edilen sonuçlar, geliştirilen modellerin güçlü bir uygulanabilirlik potansiyellerinin olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca; geliştirilen modeller ile gerçekleştirilen öngörme sonuçları, BRICS ve MINT ülkelerinin gelecekteki toplam fosil yakıt kaynaklı CO2 emisyonlarında önemli artışların beklendiğini açıkça göstermiştir.
Yerleşim birimlerine yakın patlatma kaynaklı titreşimlerin insanlar üzerindeki etkisinin araştırılması
Günümüzde, birçok maden ocağı ve patlatma ile yapılan kazı çalışmaları şehir sınırları içerisinde veya yerleşim bölgelerine yakın konumdadır. Patlatma faaliyetleri sonucu oluşan yer sarsıntısı, gürültü vb. olumsuzluklar patlatma yapılan bölgelere yakın yerlerde yaşayan insanlar tarafından hissedilebilir. Böyle bir durumda da, bir takım şikayetler meydana gelebilmektedir. Yerleşim yerlerine yakın bölgelerde gerçekleştirilen patlatmalarda oluşan parçaçık hızları, konuyla ilgili yönetmeliklerde yapılar için izin verilen titreşim sınır değerlerinin altında olsa bile, bu bölgelerde yaşayan insanlar bu titreşim hızlarından rahatsız olabilirler. Patlatmanın neden olduğu titreşim sorunları iyi bilinmesine rağmen, patlatma titreşimlerine karşı insan tepkisinin daha fazla araştırılmaya ve incelenmeye ihtiyacı vardır. Bu çalışmanın ana amacı, patlatma kaynaklı titreşimlerin insanlar üzerindeki etkilerini tespit etmektir. Araştırmada öncelikle, titreşim algı seviyesi ve patlatma titreşimindeki rahatsızlık seviyelerinin ortaya konulması amacıyla ankete dayalı saha çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, iki farklı alanda patlatma operasyonları takip edilmiş, patlatma alanlarında patlama kaynaklı titreşimler kaydedilirken, gönüllü katılımcılar titreşime maruz kalma ve algılama ile ilgili anket çalışmasına katılmıştır. Titreşimi sınıflandırmak ve rahatsızlık seviyesini belirlemek için 4'lü Likert ölçeğine göre sorular hazırlanmıştır. Ayrıca, cinsiyetin rahatsızlık seviyelerini nasıl etkilediği de incelenmiştir. Takip edilen patlatmalardan 228 adet anket elde edilmiş, katılımcıların cevapları bir istatistik yazılımı olan SPSS programı kullanılarak farklı analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, patlama kaynaklı titreşimlerin insan vücudu üzerindeki etkilerini anlamak için laboratuar ortamında simülasyon çalışması yapılmıştır. Bu simülasyon ile psikolojik etkilerin yanı sıra insan vücudu üzerindeki fiziksel etkilerin incelenmesi sağlanmıştır.
Yeraltı metalik maden tasarımı optimizasyonu
Optimization efforts to increase the value of metallic minerals extracted by underground mining methods have been mostly implemented for the past 20 years using both rigorous and heuristic approaches. Yet, the global optimal solution has not been achieved and consequently, this thesis approaches optimization from mine development perspective considering that the orebody reserve is accessed by a decline or ramp. In the algorithm which works for North-South and East-West direction, orebody is divided into small blocks, which contain geological and economic information. Blocks are then examined to determine the position of high mineralization, which depicts the position of a ramp. While applying ramp and drives development cost, drilling and material transportation costs, each block is accessed and aggregated to form stopes that maximize profit per tonne of ore constrained by cutoff grade. Moreover, stopes have a variable dimension with allowable length, width and height to cover the entire parts of the reserve at a given position constrained by permissible dilution. Finally, the algorithm is used in two real metallic ore posits with the help of visualization and quantitative analysis software such as Surpac™ and Excel. The approach produces practical results and with significant confidence, overcomes some of the challenges raised from past literature.
Mangan cevherinin zenginleştirilebilirliğinin araştırılması
Sanayileşen ve gelişen tüm ülkelerin ekonomisini etkileyen en önemli faktörlerin başında madencilik faaliyetleri gelmektedir. Bu faaliyetlerin en temel amacı; sanayi ile ilgili alanların ihtiyaç duyduğu mineralleri bularak yüzeye çıkartmak ve insanların ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bilindiği gibi yerüstünde veya yeraltında bulunan cevherlerden bazıları yüksek tenörlü olabilirken, düşük tenörlü cevherler de mevcuttur. Yüksek tenörlü cevherlerin, karmaşık olmayan yöntemler kullanarak çeşitli endüstri dallarına satılması mümkündür. Bununla birlikte, bazı rezervler bilinen endüstriyel tesis şartlarına uygun olmadığı için ekonomik olarak henüz işletilememektedir. Yakın veya uzak gelecekte eğer yüksek tenörlü olan cevherler azalır veya tükenir ve düşük tenörlü minerallere çeşitli sebepler ile ihtiyaç duyulur ise bu cevherlerin işletilmesi gerekecek ve bu minerallerin zenginleştirilmesi için de zenginleştirme tesislerine ihtiyaç duyulacaktır. Ülkemizde mevcut mangan yataklarında yer alan manganez cevherlerinin Mn içeriği kabul edilebilir sınırlarda olmayıp, doğrudan kullanma olasılığı bulunmamaktadır. Türkiye'de bulunan manganez cevheri, genelde metalurjik manganez cevheri grubunda değerlendirilebilecek, Demirli-mangan (%10-35 Mn) cevherleri olup rezervlerin büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Genel olarak manganez cevherinin en çok kullanıldığı sektör, % 90 - 95'e yaklaşan bir oranla demir - çelik endüstrisidir. Az bir kısmı kimya ve batarya endüstrisinde kullanılmaktadır. Bu çalışmada, manganez cevherlerinden, endüstride kullanılabilecek nitelikte manganez üretimi için konsantre elde etme koşullarının saptanması hedeflenerek manganez cevheri için fiziksel ve kimyasal ayırma yöntemleri araştırılmış ve uygun koşullar tespit edilerek raporlanmıştır.
Yeraltı su dinamiğinin açık ocak duraylılığına etkisinin sayısal modelleme analizleri ile araştırılması
Sanayinin büyümesi ve teknolojinin gelişmesiyle, günümüzde hammaddeye olan ihtiyaç artmıştır. Bu hammadde talebinin karşılanması için cevherin, açık işletmeden en verimli şekilde alınabilmesi gerekmektedir. Dekapaj miktarının az, şev açılarının ise yüksek tutulduğu bir açık işletme basitçe en verimli şartlar altında çalışıyor demektir. Ancak yüksek şev açıları, şev stabilitesi problemlerini de beraberinde getirmektedir. Madenin ekonomik şartlar altında işletilmesi için şev duraylılığı etütleri ve tasarım planlama için toplanan veriler, bu aşamada büyük bir öneme sahiptir. Uygun tasarım ve boyutlandırma için işletme sahasının jeolojik-jeofizik özellikleri tanımlanmalı, süreksizlikleri belirlenmeli ve yeraltı suyu durumu iyi bir şekilde ortaya koyulmalıdır. Bu çalışma kapsamında yeraltı suyu seviyesindeki değişimlerin şev duraylılığına etkileri sayısal modelleme yöntemleri ile zamana bağlı akış çözümlemeleri yapılarak araştırılmıştır.
Mikrodalga enerji ve konvansiyonel ısıl işlemlerinin ince taneli, düşük tenörlü Bigadiç kolemanit ve üleksit cevherleri üzerindeki etkilerinin araştırılması
Bu tez kapsamında, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Bigadiç Bor İşletme Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Konsantratör ünitelerinden elde edilen ince taneli (-3 mm), düşük tenörlü kolemanit ve üleksit cevherlerine çeşitli ısıl işlem yöntemlerinin uygulanması ile zenginleştirilmesi hedeflenmektedir. An itibarı ile yıkanmış -3 mm kolemanit ve üleksit cevherlerinin İşletmenin açık stok sahalarındaki büyüklüğü 1,5 milyon ton üzerine çıkmıştır. Bu cevherlerin bir kısmı, yüksek tenörlü cevherlere kırma safhalarında paçal olarak karıştırılmaktadır. Ancak yüksek bir oranda depolanmakta ve atıl olarak tutulmaktadır. Deneyler kapsamında kullanılacak malzemenin fiziksel ve kimyasal karakterizasyonunun yapılabilmesi için -3 mm stok sahasında bulunan Kolemanit ve Üleksit cevherlerinden 50'şer kg numune alınmış ve yapılan kimyasal analizlerinde sırasıyla yüzde 22,87 ve yüzde 27,99 Bor Oksit tenöre sahip olduğu tespit edilmiştir. Numunelerin sırasıyla elek analizi, mineralojik analizi ve TGA analizleri yapılarak deneylerde kullanılacak örnekler karakterize edilmiştir. Elde edilen numune İşletmenin merkez laboratuvarında kurutularak çapraz oluklu bölücü ile 125'er gramlık temsili numunelere ayrılmış ve planlanan deneyler için poşetlenmiştir. Bu aşamadan sonra söz konusu numunelere yüksek tenör ve verimle tekrar kazanılıp değerlendirilebilmesi için konvansiyonel ve mikrodalga ısıl işlem uygulanmıştır. Konvansiyonel ısıl işlem için 450 °C - 600 °C sıcaklık aralığı kullanılmış ve mikrodalga ısıl işlem deneylerinde ise 600-800 watt enerji aralığı kullanılmıştır. Daha sonra ısıl işlem uygulanan numuneler elekten elenerek, elek üstünün artık ve elek altının konsantre olarak alınması hedeflenmiştir.
Açık maden ocaklarının planlanması amacı ile insansız hava araçlarının kullanımı ve üç boyutlu madencilik yazılımlarına entegrasyonu
Günümüzde ulaşılan batarya, kamera ve mikro işlemci teknolojisi ile gelişimini hızlandıran insansız hava araçları (İHA) bir çok alanda başarılı sonuçlar vermeye başlamıştır. Maliyetleri, kullanım kolaylıkları, sonuç verme süreleri ve konumlandırma hassasiyetleri ele alındığında madencilik sektörü içinde yeni bir alternatif olmuştur. Özelliklede fotogrametri yazılımlarının İHA' ların gelişim hızına ayak uydurmasıyla, geleneksel metotlarla uzun zaman alan çalışmalar, İHA' lar kullanılarak toplanan verilerin profesyonel fotogrametri yazılımında işlenmesi ve üç boyutlu madencilik yazılımına (3BMY) entegrasyonu sağlanarak çok daha kısa sürede, hassas ve doğru sonuçlar vermektedir. Bu kapsamda gerçekleştirilen çalışmada İzmir, Aydın, Muğla ve Antalya illerinde yapılan saha çalışmalarında İHA, profesyonel fotogrametri yazılımı ve 3BMY kullanılarak açık ocak, pasa ve rehabilitasyon sahalarına ait 3B modeller, yüzey alanları, hacimler, vektör ve indeks haritaları, kabarma faktörü tespiti gibi hesaplamalar hassas ve doğru şekilde gerçekleştirilmiştir. Ayrıca İHA' lar ile alınan görseller fotogrametrik yazılımlar yardımıyla işlenmiş ve 3BMY' lere sorunsuz şekilde entegrasyonu sağlanmıştır.
Uzaktan görüntüleme yöntemleri ile elde edilen sayısal yüzey modellerinin mermer madenciliğinde kullanımı
Teknolojinin gelişmesine bağlı olarak artan mekanizasyon, üretim miktarlarının artmasına neden olmak ile birlikte, sınırlı kaynaklar olan doğal taşların verimli şekilde üretilmesini gerektirmektedir. Bu nedenle sahalarda; ocak işletme verimi, yıllık üretim miktarı, yıllık üretilen pasa miktarı gibi parametrelerin sürekli olarak takibi gerekmektedir. Belirtilen bu amaçlar için, insansız hava araçları (İHA) ile gerçekleştirilen sistematik uçuşlar sonucunda elde edilen görüntüler, profesyonel fotogrametrik yazılımlar kullanılarak işlenebilmekte ve oluşturulan sayısal yüzey modelleri (SYM) ile hızlı, hassas ve güvenilir bir biçimde değerlendirilebilmektedir. İHA' lar, ulaşılması zor olan yerlerin görüntülenmesinde hızlı ve güvenli bir çözüm oluşturduğundan, açık maden işletmelerinde iş güvenliği açısından da büyük bir avantaj sağlamaktadır. Bu amaç kapsamında, günümüzde sayıları hızla artan işletmeler ile giderek artan üretim miktarı ve doğaya uyumlu çalışma biçimi, artıkların değerlendirilmesi ve sıfır artık hedefleri kapsamında işletmelerde kullanılan sistemlerin, günümüz şartlarına uygun, hızlı, güvenilir ve pratik kullanımını gerektirmektedir. Bu amaçla; sahalardaki üretimin, pasa miktarının ve planları ile en önemlisi ocak verimlerinin net olarak ortaya konulabilmesi için, örnek bir mermer ocağı ele alınarak İHA' lar ve bunlara entegre olarak çalışan yazılım ve sistemlerin kullanımı sağlanmıştır. Çalışma sonucunda on beş aylık bir izleme öncesinde ve sonrasında elde edilen veriler kullanılarak, ele alınan ocağa ait üretim ve pasa miktarları belirlenirken, ocak verimi de yüzde sekiz virgül yetmiş dört olarak hesaplanmıştır.
Açık işletme kömür madenciliğinde fay denetimli basamak şevi duraysızlıklarında üretim planı dizaynı-Eynez örneği
Bu yüksek lisans tezinde, Soma bölgesi Eynez havzasında bulunan bir açık işletme kömür ocağında yapılan sondajlara bağlı olarak, saha içerisindeki toplam 12 adet fay dikkate alınarak, fay denetimli basamak şevi duraysızlıklarında üretim planı dizaynı yapılmıştır. Dizayna etki eden faktörler göz önüne alındığında, fayların konumları, doğrultuları, eğimleri ve eğim yönleri dikkate alınarak Eynez Açık Ocağı kazı faaliyetlerini kapsayacak şekilde sahanın mühendislik jeolojisi özellikleriyle rezerv miktarları bulunmuştur. Ayrıca, her fay hattı arasında kalan bölgeye ait ayrı ayrı üretilebilir rezervler de hesaplanarak, üretilen kömür rezervlerini karşılaştırma imkanı bulunmuştur. Rezerv hesaplamaları, en küçük kareler, poligon üçgenleme, ters mesafe ve kriging yöntemleri kullanılarak yapılmıştır ve bulunan sonuçlar birbirleriyle göreceli olarak değerlendirilmiş ve sonuçlar karşılaştırılmıştır.
Metalik açık ocak madenlerinde üretim planı optimizasyonu
Madenler, milyonlarca yılda oluşan, tüketildiğinde yenilenemeyen kaynaklardır. Bu nedenle; ülkenin ihtiyaçları göz önüne alınarak, kaynak kaybına yol açmadan, çevreyle barışık, akılcı, ekonomik kurallara göre ve işçi sağlığı-iş güvenliği esasları çerçevesinde, kamu yararı öncelikli olacak şekilde etkin bir planlama ile üretilmelidirler (TMMOB, 2019). Etkin bir planlama ise; değişen maliyet ve ürün değerine en hızlı şekilde uyum sağlayarak, rezervden elde edilebilecek net bugünkü değeri en yüksek üretimi sağlamalıdır. Bu çalışmada bir açık ocağın ocak ömrü boyunca maksimum kâr ile üretim yapmasını sağlayacak üretim planı bilgisayar programı yardımıyla araştırılmıştır. Sahada yapılan sondajlardan elde edilen verilerle veri tabanı oluşturulmuştur. Jeoistatistiksel analizler (istatistik ve variogram analizleri) ile tenör-tonaj hesaplamaları yapılmış ve kriging yöntemi ile cevherin yataktaki dağılımı tespit edilmiştir. Kazı ve zenginleştirme aşamaları için öngörülen maliyetler belirlenmiştir. Cevher satış fiyatı değiştirilerek iç içe ocaklar serisi oluşturulmuş, oluşan ocak sınırlarındaki değişimler incelenerek cevher üretim sırası belirlenmiştir.
Kompozit bir diskteki ısıl gerilmeler üzerinde farklı sıcaklık yüklerinin etkisi
Bu çalışmanın amacı, termoplastik kompozit bir disk içindeki ısıl gerilmelerin elastik-plastik olarak elde edilmesidir. Termoplastik disk çelik tellerle takviye edilmiştir. Modelleme ve çözüm işlemleri ANSYS programı kullanılarak yapılmıştır. Isıl yük olarak, çeşitli üniform sıcaklıklar uygulanmıştır. Çözüm iki aşamada tamamlanmıştır. İlk olarak, elastik çözüm yöntemi ile ısıl elastik gerilmeler elde edilmiştir. İkinci olarak, elastik-plastik çözüm yöntemi kullanılarak ısıl plastik gerilmeler hesaplanmıştır. Ayrıca, süperpozisyon yöntemi kullanılarak ısıl artık gerilmeler bulunmuştur. Radyal ve teğetsel doğrultular için tüm ısıl gerilmeler elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, uygulanan üniform sıcaklık yüklerinden dolayı kompozit disk içerisinde ısıl gerilmeler meydana gelmiştir. Çünkü kompozit disk, radyal ve teğetsel doğrultularda farklı ısıl genleşme katsayılarına sahiptir. Açık bir şekilde anlaşılıyor ki termoplastik diske etki eden üniform sıcaklığın değerindeki artış, hem ısıl gerilmelerin hem de artık gerilmelerin dağılımını ve değerlerini etkilemektedir.
Mermer işleme tesislerindeki atıkların Ç.K.K. (Çöktürülmüş Kalsiyum Karbonat) üretiminde kullanılabilirliğinin araştırılması
Bu çalışmada, artık mermer tozundan çöktürülmüş kalsiyum karbonat üretimi araştırılmıştır. Bu amaç için; önce mermer işleme tesisinden alınmış artık mermer tozu kalsine edilmiş, daha sonra su ile çözündürülerek kalsiyum hidroksit üretilmiş ve en sonunda da karbondioksit gazı ile reaksiyona sokularak kalsiyum karbonat çöktürülmüştür. Deneysel çalışmalarda, kalsinasyon sıcaklığı, çözeltinin molaritesi ve kalsiyum oksidin çözünme süresi, NaOH katalizörünün çöktürme süresine etkisi gibi parametreler incelenmiştir. Çalışmalar sonunda üretilmiş kalsiyum karbonat ürününün; tane boyut analizi, beyazlık, XRF, XRD ve SEM analizleri yapılmıştır. Deneysel çalışmalar sonucunda; kalsinasyon sıcaklığının 950oC, çözelti katı-sıvı oranı %5,61, ortam sıcaklığının 25oC, çözündürme süresinin 5 dakika, otoklav basıncının 0,5 bar ve çöktürme süresinin 5 dakika olduğu tespit edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre ise; ürün tane boyutunun d50=2,27 m olduğu, ürün fazının CaCO3 olduğu, rombohedrik kristal sistemde ve %97,75 CaCO3 saflığında üretildiği görülmüştür. Ç.K.K. ürününün beyazlık değeri 91,28 ve parlaklık değeri 98,20 olup, bu değerler standart beyazlık ve parlaklık değerlerinden yüksektir. Ayrıca NaOH katalizörünün çöktürme süresini etkilemediği ancak kristal yapının büyümesine olumlu katkı yaptığı gözlenmiştir.
Aksaray civarındaki taş ocaklarında ELMERI® İSG gözlem yöntemi uygulamaları
Bu çalışmada Aksaray civarındaki altı adet taş ocağında iş sağlığı ve güvenliği (İSG) açısından ortaya çıkabilecek tehlikelerin belirlenmesi ve alınması gereken önlemlerin tespit edilmesi amacıyla proaktif bir yöntem olan ELMERİ® İSG gözlem yöntemi uygulanmıştır. İmalat sektörü için kullanılan mevcut formun üzerinde çeşitli değişiklikler ve düzenlemeler yaparak taş ocaklarındaki gözlem alanlarını ve faaliyetleri kapsayacak şekilde yeni bir gözlem formu oluşturulmuştur. Her bir ocak için belirli aralıklarla ziyaretler gerçekleştirilmiş, bu ziyaretler esnasında hazırlanmış olan formları kullanarak her bir ocak için üçer gözlem yapılmıştır. İSG yönünden ocaklarda tespit edilen eksiklikler firma yetkililerine gösterilmiş ve alınması gereken tedbirler işletmelere bildirilerek riskin en aza indirilmesi hedeflenmiştir. Bu çalışmalar neticesinde ocakların İSG yönünden içerisinde bulunduğu genel durum ortaya konmuştur. Çalışmanın sonunda elde edilen ELMERİ® gözlem puanlarının ocaklara ait çeşitli işletme parametreleri ile karşılaştırılması yapılmış ve bunlar arasındaki muhtemel ilişkiler araştırılmıştır. İşletme büyüklüğünü gösteren çalışan sayısı, günlük üretim miktarı ve iş makinesi sayısı ile ELMERİ® puanları arasında yüksek düzeyde anlamlı pozitif ilişkiler bulunmuştur. Şehir merkezine uzaklık ve faaliyet yılı değişkenleri ile ELMERİ® puanları arasında ise düşük düzeyde ilişkilere rastlanmıştır.
Tuz Gölü havzasında doğal gaz depolama amaçlı yer altı açıklıklarının oluşturulmasında kayaç özelliklerinin çözünme hızına etkisinin incelenmesi
Dünyada enerji talebini karşılamak için mevcut enerji kaynaklarının verimli bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Enerji talebindeki ani artışları veya enerji arzındaki ani azalışları dengelemek adına kaynakların depolanması önem arz etmektedir. Ülkemizde yoğun şekilde kullandığımız ve büyük ölçüde dışa bağımlı olduğumuz doğal gazın depolanması amacıyla çeşitli çalışmalar yürütülmektedir. Bu çalışmada, ilk olarak Tuz Gölü Havzasında yapımı devam eden yeraltı doğal gaz depoları için açılan sondaj kuyularından alınan tuz karotlarına ait bazı fiziksel ve mekanik özelliklerin çözünme hızları ile ilişkileri değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerde, en iyi alt kümeler regresyonu ile çoklu regresyon kullanılmıştır. Daha sonra istatistiksel çalışmalarla, çözünme hızı ile kayacın tek eksenli basma ve çekme dayanımları, poisson oranı, malzeme kohezyonu ve deneysel düşey çözünme hızı arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışmanın sonunda çözünme hızının bu parametrelerle tahmin edilebileceği bir regresyon denklemi oluşturulmuştur. Oluşturulan bu denklemin istatistiksel anlamda geçerli ve anlamlı olduğu yapılan çalışmalarda tespit edilmiştir. Bu denklem kullanılarak, tuz domları içerisinde aynı şartlarda açılacak depolarda oluşacak çözünme hızları kayaç özelliklerinden yüksek güvenilirlikte tahmin edilebilecektir. Tuz domları içerisinde açılacak yeraltı depolarının tasarımında da bu tahmin edilen çözünme hızları kullanılabilecektir.
Delme-patlatma verimi ve kayaçların fiziksel-mekanik özelliklerinin hidrolik kırıcı performansına etkisi
Bu çalışmada, Niğde ilinde faaliyet gösteren yedi farklı taş ocağı için delme-patlatma performansları analiz edilmiştir. Delme-patlatma performansları görüntü işleme yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Delme-patlatma veriminin değerlendirilmesindeki amaç patlatma sonrası hidrolik kırıcının çalışma süresine etkisinin belirlenmesidir. Her bir patlatma için hidrolik kırıcının toplam çalışma süresi ve kırma hızı belirlenmiştir. Patlatma sonrası elde edilen malzeme miktarına bağlı olarak delme-patlatma birim maliyet miktarı ve hidrolik kırıcı birim maliyet miktarı belirlenmiştir. Belirlenen bu değerlere bağlı olarak delme-patlatma yöntemi ile hidrolik kırıcıyla yapılan kazı yöntemleri karşılaştırılmıştır. Tüm taş ocaklarında aynı özelliklere sahip hidrolik kırıcı kullanılmıştır. Bu kapsamda, kayaçların fiziksel-mekanik özelliklerinin hidrolik kırıcı performansına olan etkileri araştırılmıştır. Basit regresyon yöntemi kullanılarak kayaçların tek eksenli basınç dayanımı, dolaylı çekme dayanımı, Schmidt sertlik, nokta yük indeksi, kuru yoğunluk ve görünür porozite değerleri ile hidrolik kırıcı anlık kırma miktarı arasında yeni eşitlikler elde edilmiştir. Buna göre, bahsi geçen kaya malzemesinin mekanik ve fiziksel özellikleri ile hidrolik kırıcı performansı arasında anlamlı doğrusal ilişkiler elde edilmiştir.
Burdur Karaçal Mermer Ocağındaki iş güvenliği uygulaması ve risk değerlendirmesi
İş sağlığı güvenliği ve risk analizi, sanayileşme sonrası işyerlerinde oluşan iş kazaları ile mesleki hastalıklardan kaynaklanan madden ve manen kayba uğramalar neticesinde doğmuş önemi her geçen gün artan bir çalışma sahası haline gelmiştir. Bu gün teknolojinin gelişmesi ile beraber üretim esaslı araç gereç çeşitliliğinde ve miktarlarında önemli artışlar meydana gelmiştir, diğer yandan bu durum güvenlik ve sağlığı etkileyen önemli problemlerin meydana gelmesine sebep olmuştur.Bu çalışmanın gerçekleştirildiği Antalya Mermer San. Tic. Ltd. Şti.'ne bağlı Burdur-Karaçal Mermer Ocak İşletmesi 2013 yılının eylül ayında üretime başlamıştır. Yıllık ortalama 40000 ton üretim yapmaktadır. Yapılan üretimin % 90 blok mermer olarak ihraç edilmektedir. Kalan % 10'luk kısım fabrikada mamul ürün olarak alınmakta ve ihraç edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Karaçal Mermer Ocağı'ndaki tehlike unsurlarını tanımlamak, tehlikenin ya da unsurlarının olmadığını araştırmak, tehlikeler bulunuyorsa, bunlardan kimlerin ve nasıl etkilenebileceklerinin tespit edilerek gerekli önlemlerin alınmasının sağlanmasıdır. Bu çalışmaya göre 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde çıkartılan Risk Değerlendirme Yönetmenliği maddelerinin referans olarak kabul ettiği risk değerlendirme metotlarından Fine Kinney ve L tipi matris risk değerlendirme metotları karşılaştırılmış ve en uygun risk değerlendirme metodu belirlenmiştir.
Ankara ilinde bitümlü sıcak karışım kaplamalı yollarda kullanılan agregaların uygunluklarının belirlenmesi ve çok kriterli karar verme yöntemleri ile sınıflandırılması
Özellikle büyük şehirlerde,şehir içi yol yapım çalışmaları çok fazla gerçekleşmektedir. Yapımı gerçekleştirilen yollarda kullanılan agregaların kaliteleri arttıkça, yol kullanım süresi de artmaktadır. Bu nedenle yol yapımında kullanılan agregaların ve bitümlü sıcak karışımların(BSK) önemi çok büyüktür. Bu malzemelerin doğru seçimi direkt olarak yol kullanım ömrünü etkilemektedir. Bu nedenle agrega ve bitümlü sıcak karışımların gerekli standartlara uygunluğunun yanında, kalite sınıflamasının da yapılmasını gerekli kılmaktadır. Asfalt üretim ve yol yapım maliyetlerini azaltmanın en temel yollarından birisi de agrega temin edilecek ocakların doğru seçilmesiyle olmaktadır. Bu tez çalışmasında, Ankara İlinde yol yapımı için gerekli olan agrega standartlarına en uygun taş ocağı bölgesinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bitümlü sıcak karışım üretimi için kullanılan agregaların temin edilebileceği taş ocakları uygunluk açısından sınıflandırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Ankara şehir merkezinin yol yapım çalışmalarına agrega temin eden altı farklı kırmataş tesisinden agregalar alınmıştır ve agrega numuneleri üzerlerinde; su emme, birim ağırlık, Los Angeles, elek analizi ve donma-çözülme deneyleri gerçekleştirimiştir. Ayrıca, bitümlü sıcak karışımın özelliğini belirlemek için, sıcak karışım deneyleri olarak, Marshall stabilite ve akma deneyleri gerçekleştirilmiştir. Deneyler sonucunda elde edilen veriler yorumlanarak, standartlara göre en uygun agregalar belirlenmiş ve ocak sahasında üretilen agregaların fiziksel özellikleri belirlenerek, bitümle yoğrulduğunda oluşacak asfalt betonunun kullanılabilirliğinin tespitine yönelik analizler gerçekleştirilmiştir. Altı farklı ocaktan temin edilen numuneler arasında bir puanlama sistemi belirlenmiş yol agregaları arasında bir karşılaştırma sistemi oluşturulmuştur. Böylece, Ankara ili şehir merkezinin yol çalışmalarında kullanılan agregaların yol yapım kalitesi açısından bir sınıflandırılması yapılmıştır. Yapılan sınıflandırma neticesinde, yapılması planlanan yollarda aranılan özelliklere göre bir seçim kriteri kolaylıkla yapılabilecektir. Bu tez çalışması seçim kriteri yöntemi, bitimlü sıcak karışıma agrega seçimi konusunda farklı çalışmalarada ışık tutacaktır.Ayrıca en uygun agreganın belirlenmesi sayesinde, yeni yapılacak veya bakım onarımı yapılacak yolların uzun ömürlü olması, bakım onarım masraflarının azaltılmasını sağlanabilecektir.
Nevşehir bölgesi bims fabrikalarında elmeri İSG gözlem yöntemi uygulamaları
Bu araştırmada Nevşehir bölgesindeki beş ayrı bims üretim fabrikasında iş sağlığı ve güvenliğine (İSG) yönelik ortaya çıkabilecek risk faktörlerinin belirlenmesi ve alınması gereken tedbirlerin tespiti amaçlı ELMERİ® İSG gözlem yöntemi kullanılmıştır. Orijinalinde imalat sektöründe kullanılan mevcut form, bims üretim fabrikalarına uyarlanarak bir takım ifade değişiklikleri faaliyet alanları ve faaliyetler göz önüne alınarak yeni bir gözlem formu oluşturulmuştur. Her bir işletmeye periyodik sıklıklarla gözlem amaçlı ziyaretler yapılmıştır. Bu ziyaretler esnasında hazırlanmış olan formlar kullanılmıştır ve her bir işletme ikişer kez ziyaret edilmiştir. İSG açısından işletmelerde belirlenen eksiklikler firma yetkililerine aktarılmıştır. Alınması gereken önlemler işletme yetkililerine bildirilerek risk faktörlerinin aza indirgenmesi amaçlanmıştır. Bu uygulamaların sonucunda bims fabrikaları İSG açısından bünyesinde bulundurduğu genel durumlar hakkında veriler ortaya koymuştur. Araştırma sonuçlarına göre; elde edilmiş olan ELMERİ® gözlem puanlarının fabrikalara ait farklı işletme değişkenleri ile karşılaştırılmıştır. Bu değişkenlerin arasındaki muhtemel ilişkiler incelenmiştir. İşletmelerin kapasitesini ifade eden çalışan işçi sayısı ve günlük üretim miktarı ile ELMERİ® puanları arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Faaliyet yılı değişkeni ile ELMERİ® puanları arasında ise doğrusal bir ilişkiye rastlanmamıştır.
Effect of inorganic salt on flotation of lignite
In this study, the flotation of low-quality lignite coal in the presence of NaCl, MgCl2 and CaCl2 inorganic salts with/without the use of kerosene and MIBC as flotation chemicals was investigated. In addition, the zeta potential and contact angle measurements were performed. The lignite sample exhibited a negative surface charge over a broad pH range and had no isoelectric point (iep). It was also determined that the magnitude of negative charge of lignite significantly decreased above 10-2 M concentration of the salts and the flotation of lignite without flotation reagents also weakly took place at salt concentrations higher than the same value. The contact angles measured on the lignite surfaces increased with increasing salt concentration. The lignite sample have a hydrophilic character, and therefore very difficult to float. Consequently, the flotation of lignite with collector and frother was not achieved to the desired extent, even using high reagent concentrations. In the absence of flotation chemicals, high concentrations of these salts also provided low flotation performances. However, the flotation of lignite could be achieved with kerosene and MIBC in the presence of inorganic salts. The flotation experiments of lignite containing ash of 25.02% showed that a concentrate with an ash content of 19% was obtained with a combustible recovery of 51.2% at 10-1 M MgCl2 and 8 g/dm3 kerosene concentrations. In addition, it was determined that MgCl2 and CaCl2 salts were more effective on the lignite flotation than NaCl salt.
Mermer fabrikalarında blok kesimleri sırasında oluşan kayıpların incelenmesi
Doğaltaş sektöründeki madencilik çalışmaları, doğaltaş ocaklarında ve doğaltaş kesme fabrikalarında, tesislerinde, yapılan çalışmalar olarak iki farklı gruba ayrılabilir. Ülkemizde üretimi yapılan en önemli doğaltaşlar mermer, traverten ve andezit türleridir. Doğaltaşların ocak üretimi sırasında oluşan kayıpların yanı sıra, ocaktan kesme fabrikasına getirilen doğaltaş bloklarından kesim yapılması sırasında da kayıplar oluşmaktadır. Bu çalışmada Elazığ ili merkez ilçesine yakın bir doğaltaş kesme fabrikasında, doğaltaş bloklarının kesimi sırasında oluşan kayıplar izlenmiştir. Benzer boyutlara sahip aynı tür doğaltaş bloklarından elde edilen satışa hazır plakaların toplam yüzey alanları hesaplandığında, farklı plaka alanları ortaya çıkabildiğine göre, bu farklılaşmanın nedenleri kesim işlemleri izlenerek bu çalışmada örneklenmiştir. Doğaltaş, mermer bloklarını kesmekte kullanılan testere disklerinin veya katrak makinesi lamalarının, doğaltaşları keserken oluşturduğu mikronize mil (şılam) miktarı, siparişlerin boyut farklılıkları, plaka kalınlık farklılıkları, mermer blokları içindeki mikro süreksizlikler, bozukluklar, işçilik hataları, doğaltaş cinsinin getirdiği mekanik ve diğer özellik farklılıkları, doğaltaş kesme makinelerinin farklı özellikleri, doğaltaş bloklarının kesim işlemleri sırasında oluşan kayıpların ana nedenlerini oluşturmaktadır. Bu faktörlerin genel değerlendirmesi, doğaltaş kesme fabrikalarında oluşan kesimle ilgili kayıpların daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Böylece, doğaltaş kesme işlemleri daha bilinçli planlanarak ülkemiz ekonomisine katkı sağlanabilecektir. Kesim sırasında oluşan kayıpların, önlenebilir nitelikte olanlarının belirlenmesi, doğal kayaç içeriğine bağlı olarak ortaya çıkan kayıplar için uygulanan ve uygulanabilecek ek yöntemler bu çalışmada ele alınmıştır.