
34
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Çok fonksiyonlu daldırmalı kaplama cihazı tasarımı ve modifiye yüzeylerin hazırlanması
Bu çalışmada; sol-jel kaplama proseslerinden daldırma kaplama yöntemini uygulamaya yönelik olarak, yerli üretimi olmayan ve yüksek fiyatlı laboratuar cihazlarından biri olan daldırma kaplama cihazı tasarımı, imalatı ve bu cihaz ile farklı katkılı modifiye yüzeylerin kaplaması yapılmıştır. Tasarlanan daldırma kaplama cihazı, daldırma süresi ayarlama, çoklu daldırma yapabilme ve farklı sıcaklık değerlerinde kurutma yapabilmesinin yanında, piyasadaki muadillerinden farklı olarak opsiyonel biçimde UV ışını filtresi kullanımı da sunmaktadır. Bu cihazla yapılan 4 farklı katkı maddesi kullanılarak hazırlanan çözeltilerle yapılan kaplamalara ait SEM görüntülemesi yapılmıştır. Yapılan çalışmalarla farklı katkılı modifiye yüzeylerin kaplanması ve bu kaplamaların yerli tasarım bir cihazla başarıyla yapılması sağlanmıştır.
Deve sütü ve yağının fiziko-kimyasal özellikleri ile süt yağının nano boyuttaki görünümü
Bu araştırmada, deve sütü ve deve sütü yağının bazı fizikokimyasal özellikleri tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, deve sütünün asitlik miktarı, kuru madde, pH değeri, su oranı, protein miktarı, yağ miktarı, yağsız kuru madde miktarı, donma noktası, kırılma indisi sonuçları sırasıyla; 7,5 ºSH, %15,7, 6,68pH, %84,3, %5,84, %3,33, %12,37, 0,543 -mºC, 1,346 nD olarak tespit edilmiştir. Deve sütü yağının, pH tayini, serbest yağ asitliği, peroksit sayısı, iyot sayısı, kırılma indisi, viskozite, sabunlaşma sayısı, sabunlaşmayan madde sayısı, yağ asitleri, sterol kompozisyonu ve mineral madde sonuçları sırasıyla; 5,19 pH, %2,7, 0 meq O2/kg, 31,53 I2 g/100, 1,3626 nD, 16,5 mPa, 174,8 mgKOH/g, 0,34 g/kg, miristik asit %11,27, palmitik asit %31,23 oleik asit %30,74 linoleik asit %2,03, miristoleik asit %2,03 stearik asit %18,75, kolesterol %95,95, kampesterol %0,48, toplam betasitositerol %1,41, delta 7 stigmastenol %0,27, delta 7 avenasterol %0,18, stigmasterol %0,58, brasikasterol %1,13, Na 30,05 ppm, Si 69,33 ppm, P 101,55 ppm, K 22,75 ppm, Zn 1,86 ppm olarak hesaplanmıştır. Yapılan çalışma sonrasında deve sütü yağını liyofilizasyon yöntemi kullanıldıktan sonra kapsülasyon yapılmış olup bu sonuçlar geleceğe yönelik önem arz etmektedir.
Bentonit, zeolit nanopartiküllerinin ve bentonit-zeolit nanokompozitinin melanom hücrelerine etkileri
Bu çalışmada; bentonit nanopartiküllerinin, zeolit minerallerinden zeolit 4A nanopartiküllerinin ve bunların nanokompozitlerinin melanom hücreleri üzerine etkileri incelendi. Çalışmada insan G361 kutanöz melanom hücre hattı kullanıldı. Uygun sayıda pasajlamalar ile çoğaltılan melanom hücrelerine flasklar içerisinde belirlenen farklı konsantrasyon aralıklarında bentonit ve zeolit 4A nanopartikülleri hem ayrı ayrı hem de nanokompozit olarak uygulanarak 24 saat inkübasyondan sonra MTT viabilite testi ile hücre canlılık ölçümleri yapıldı. Bentonit, zeolite 4A nanopartikülleri ve nanokompozitleri için sitotoksik dozlar ve etkin dozlar (IC50) belirlendi. Ayrıca, hücre lizatlarında ELİSA tekniği ile apoptoz analizi yapılarak kaspaz-3 düzeyleri değerlendirildi. Yapılan analizlerde bentonit ve zeolit 4A nanopartikülleri hem ayrı ayrı hem de nanokompozit formda G361 melanom hücrelerinde doza bağımlı sitotoksik etkiler göstermiştir. Bu iki ajan kompozit halindeyken sinerjik etki göstererek birbirlerinin sitotoksik etkisini potansiyelize ederek her ikisi için gerekli etkin dozların azaltılabilmesine imkan sağlamıştır. Ayrıca, sitotoksisiteye rağmen bu ajanların hücrelerde kaspaz-3 düzeylerini değiştirmediği görülmüştür. Bu da bu ajanlarla görülen sitotoksisitenin nekroz gibi apoptozdan farklı yolaklarla oluştuğunu veya apoptoza giderken kaspaz-3 kaskadını kullanmadığını düşündürmektedir. Bunun aydınlatılabilmesi için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Bentonit, zeolit nanopartiküllerinin ve bentonit-zeolit nanokompozitinin retina pigment epitel hücrelerine etkileri
Bu çalışmada; Bentonit nanopartikülleri (BN) ve Zeolit minerallerinden Zeolit 4A (Z4A) nanopartiküllerinin ve bunların nanokompozitlerinin ARPE-19 (İnsan Retina Pigment Epiteli) hücre hatları üzerine etkileri incelendi. Bu etkiye göre retinal hastalıklarda potansiyel bir hedefe yönelik göz içi tedavi ajanı için taşıyıcı sistemler oluşturulması için bu ajanların varsa potansiyel yararını ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Uygun sayıda pasajlamalar ile çoğaltılan ARPE-19 hücrelerine belirlenen farklı konsantrasyon aralıklarında BN ve Z4A'nın hem ayrı ayrı hem de nanokompozit olarak uygulamaları yapılarak 24 saat inkübasyondan sonra MTT testi ile canlılık ölçümleri yapıldı. Nanobentonit, nanozeolit ve kompozitleri için sitotoksik dozlar ve etkin dozlar (IC50) belirlendi. Hücre viabilitesi açısından en yüksek sonuçlar 30 µg/ml BN ile elde edilirken, Z4A ile hücre viabilitesi açısından en yüksek sonuçlar 1 µg/ml ile, Bentonit-zeolitin nanokompozitinin (BZNK'nın) ise B10 µg/ml + ZEO10 µg/ml dozunda hücre viabilitesi açısından en yüksek sonuçlar elde edildi. Ayrıca, bu etkin dozlar ile hücre lizatlarında ELİSA tekniği ile apoptosis analizi yapılarak kaspaz-3 düzeyleri değerlendirildiğinde ise kontrol grubu ile hem BN hemde Z4A grubunda kaspaz-3 aracılı apoptozis açısından faklılık bulunmamıştır. Bu da bu ajanların ARPE-19 hücre kültürleri için belirlenen dozlarda güvenli olduğunu göstermektedir.
Fotovoltaik (pv) paneller için fotokatalitik, antibakteriyel ve yansıma önleyici yüzey kaplamaların geliştirilmesi ve karakterizasyonu
Bu araştırmada, PV panel yüzeylerinin çevresel etkilerden kaynaklı (toz, kir ve CO2 vb.) kirlenme nedeniyle çıkış güçlerinde verim kaybı oluşmaktadır. Bu etkiyi azaltmak için geliştirilen kendi kendini temizleyen, foto katalitik, yansıma önleyici ve anti bakteriyel kaplamalar Sol Jel yöntemiyle cam yüzeylere kaplanmış ve yapılan kaplamaların PV panellerinin verimliliği üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Yapılan kaplamaların optik ve foto katalitik özellikleri, sırasıyla temas açısı ölçümü ve SEM mikroskobunda karakterize edilmiştir. PV panel yüzeyindeki artan ışık geçirgenliği ile kaplanmış paneller; kendi kendini temizleme özelliği, yansıma önleyici etki ve anti bakteriyel yüzey oluşumu göstermiştir. Panel yüzeylerine yapılan kaplamalardan; TiO2, SiO2 elementleriyle foto katalitik ve yansıma önleyici etki sağlanmış, B2O3 elementi ile de anti bakteriyel yüzey elde edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen TiO2, SiO2, B2O3 ve TiO2+SiO2+B2O3 kaplı dört adet panel ve kaplanmayan panel karşılaştırılmıştır. PV panellerin dış ortamda konumlanmış ve üretilen ekstra enerjinin ölçülmesi için fotovoltaik sistem düzeneği alınan veriler ile en verimli kaplama tayini yapılmıştır.
Hibrit süperkapasitörler için metal-organik kompozit temelli malzemeler
Hybrid supercapacitors, consisting of battery-like and capacitive electrodes, are considered promising energy storage devices due to their favorable power and density. The style and manufacture of battery-like and capacitive electrodes with high specific capacitances, high performance, and desired toughness are crucial to improving the overall energy storage performance of hybrid supercapacitors. Metal-organic frameworks (MOF) with functional properties, tunable chemical structures can result in preferable energy storage efficiencies of hybrid supercapacitors. Different types of MOF calcinations have been studied in supercapacitor applications In this work, a cobalt-based 2D coordination polymer was prepared under standard solvothermal conditions using Co(NO3)2.6H2O as metal precursor, 1,4-benzenedicarboxylate(BDC) and 1-vinylimidazole (1-VIM) as organic ligants and N,N-dimethylformamide (DMF) and ethanol as solvents. 2D coordination polymer [Co3(BDC)3(1-vim)2] was obtained and chracterized by thermogravimetry/differential thermal analysis (TA), powder X-ray diffraction (PXRD) and Fourier transforms infrared spectroscopy (FTIR). TA results confirmed that [Co3(BDC)3(1-vim)2] decomposes in three main stages and the finally Co3O4 formation was observed. Vibration of vinily, carboxyl and C—H were observed in FTIR results. Powder X-ray data was used to characterise crystal structures formed. Cobalt-based active materials, Co3O4 was obtained by thermal treatments at diffrenet temperratures and chracterized by powder X-ray diffraction. Polyvinylidene fluoride was used as the binder material and and conductive carbon was used to improve the conductivity in making of electrodes for supercapacitors. Electrochemical performance of [Co3(BDC)3(1-vim)2] and Co3O4 were studied by the cyclic voltammetry in a three- electrode system in KOH and Na2SO4 electrolyte. The results are compatible with the literature values.
Dental metalik malzemelerin bitki özütü katkılı biyo uyumlu polimerler ile kaplanması
The present study was designed to applicate the coating of metallic biomaterials used in dentistry with polymer materials containing plant extracts. The electrospray deposition (ESD) technique, which is a low-cost and practical method, was used to form micrometer scale coatings produced with nanoparticles produced by green synthesis, plant extracts, and Polyvinyl Alcohol (PVA). The properties of nanoparticles and polymer composite coating materials produced using Hemp seeds, St. John's Wort, Rosemar,y and Cherry Laurel Leaf extracts were investigated and compared with different concentrations and plant groups. The effects of fabrication technique and initial composition on the morphology, thermal, mechanical, and chemical behavior of nanocomposite coatings are investigated and discussed. Scanning Electron Microscope (SEM) analysis showed that green synthesized nano silvers were produced with an average size of 34 nm, with homogeneous size and distribution. It was revealed that there are different mineral elements from plant extracts in the contents of the initial nanocomposite films and post-coating surfaces produced. Dynamic mechanical analyzes showed that the samples produced with 0.3%(D) and 0.5%(E) nano silver modification were the samples with the highest thermal and mechanical strength after coating. Antibacterial tests revealed that all nano silver-added coatings reduced bacterial growth up to 100 times and the sample with the highest antibacterial effect was the 0.5% nano silver modified E sample. The scratch test applied to determine the coating mechanical properties showed that the hardest samples among the coating surfaces were 0.1%(C), 0.3%(D), and 0.5%(E). In addition, it was determined that the mechanical strength of the coatings increased at least 2 times with the modification of plant extracts to PVA compared to the pure coatings. It was determined that the chemical and mechanical stability of nanosilver-modified C, D , and E samples in water at 37°C were higher than the other samples. Toxicity tests confirmed that the green synthesized nano silvers did not show toxic effects on HaCaT live cells and A549 lung cancer cells, with the use of concentrations at 62 ug/mL and below in coatings. The present study has offered a framework for the exploration of the plant extracts and nano-silver modified polymer nanocomposite coatings coating applications in the health field. The empirical findings in this study provide a new understanding for the antibacterial and biocompatible production of metallic biomaterials using plant extracts. This study will have a wide range of uses for scientific and biomedical communities with its important findings such as low raw material and production cost, easy manufacturability, environmental and human health friendly, low toxic effect, thermal and mechanical strength.
Biyomedikal uygulamalar için kitosan/polivinilalkol/polivinilproliden hidrojellerin sentezi ve karakterizasyonu
This work focuses on the synthesis of a novel biocompatible hydrogel film for biomedical applications, incorporating chitosan, polyvinyl alcohol (PVA), polyvinylpyrrolidone (PVP), and nano-hydroxyapatite (nHA) as a filler. The aim is to investigate the effect of nHA on the polymeric matrix and explore the potential of the hydrogel film in biomedical applications. The hydrogel films were prepared using a solution-casting technique. Solutions of 1.75% chitosan in 1% aqueous acetic acid at 20 C, 1% PVA, and 2% PVP in distilled water at 80°C were mixed together, followed by the addition of varying ratios of nHA. The prepared hydrogel film samples were subjected to various characterizations, including thermogravimetric analyses (TGA), differential scanning calorimetry (DSC), scanning electron microscopy (SEM), antibacterial activity testing, Fourier transform infrared (FTIR) spectroscopy, mechanical testing, swelling analysis, and drug release profiling. The hydrogel film exhibited excellent antibacterial behavior, particularly against Gram-positive bacteria, with the incorporation of nHA enhancing the antibacterial properties. TGA results showed that the weight loss percentage during degradation stages was lower in hydrogel films containing nHA compared to those without. FTIR spectra indicated that the molecular structure of the hydrogel was minimally affected by the incorporation of nHA. The swelling behavior of the hydrogel films was influenced by the quantity of nHA incorporated. The drug release profile demonstrated rapid release and good stability. The addition of nHA to the films increases the force and elongation at break, indicating improved mechanical strength and ductility. However, it decreases Young's modulus, making the films softer or less stiff. The combination of the polymeric hydrogel film with nHA shows promising potential for biomedical applications. Further research is needed to explore its full potential in biomedical fields.
Biyolojik olarak sentezlenen gümüş nanopartiküllerine maruz kalan klebsıella pneumonıae'nın transkriptomik analizi
Silver nanoparticles play an important role in the fields of nanoscience and nanotechnology. Silver nanoparticles are promising in the development of new drugs with antibacterial and antifungal activity, especially in nanomedicine. Various physical, chemical and biological methods can be used for the synthesis of silver nanoparticles. This study was planned for the transcriptomic analysis of Klebsiella pneumoniae exposed to silver nanoparticles synthesized by an Antarctic actinobacterium Arthrobacter sp. H14-L1. The synthesized silver nanoparticles were characterized by visible and ultraviolet light spectroscopy (UV-vis), scanning electron microscopy – energy dispersive X-ray spectroscopy (SEM-EDX), and X-ray crystallography. According to the UV-vis analysis, silver nanoparticles showed maximum absorbance at 419 nm wavelength. The SEM-EDX analysis showed that the silver nanoparticles synthesized by Arthrobacter sp. H14-L1 were spherical in shape and 58-68 nm in size. The X-ray crystallography analysis confirmed that the synthesized silver nanoparticles were in crystalline form. The genome of Arthrobacter sp. H14-L1 used in the synthesis of silver nanoparticles was downloaded from the NCBI GenBank, and its biosynthetic gene clusters and phylogenetic characteristics were analyzed. It was shown that synthesized silver nanoparticles inhibit the growth of Klebsiella pneumoniae. The RNA-Seq analysis was performed to reveal the gene expression differences in K. pneumoniae cells exposed to the silver nanoparticles. Although the gene expression differences in K. pneumoniae exposed to silver nanoparticles synthesized by Arthrobacter sp. H14-L1 were not statistically significant; some differences were observed in the expressions of genes related to carbohydrate metabolism, amino acid biosynthesis and degradation, and stress response in general. The results of this study contribute to the understanding of the molecular mechanisms of the toxicity of silver nanoparticles on bacterial cells.
pH güdümlü nano ilaç taşıyıcı bir sistem olarak nanosponge eldesi, karakterizasyonu in vitro ilaç salınım ve toksisite özelliklerinin araştırılması
Thesis aimed to fabricate and investigate usability of ALD-NS as a pH responsive drug delivery agent. For this aim, functionalized β-CD with aldehyde (CHO) groups were fabricated by oxidation process using varying molar ratios of NaIO4 and characterization results confirmed formation of OX-β-CDs with functional CHO groups. OX-β-CDs was crosslinked with PMDA crosslinker to obtain water soluble, solid ALD-NS with the method developed and DOX.HCl due to the presence of NH2 group was integrated by reflux method, aiming to ensure both pH sensitive Schiff base (C=N) bond and hydrophilic part of the ALD-NS. ALD-NS+DOX was characterized, and results showed this formation, encapsulation, and morphological change with PS (372.7±8.21nm), negative ZP (-12.8±1.54), high EE (85.5%). In vitro release behavior of ALD-NS+DOX was evaluated in three buffer conditions at different pH and observed that drug release at pH 5.2 is higher than at pH 7.4 environment occurring, sustain, prolong drug release profile compared to pure DOX due to easy hydrolysis of Schiff base and crosslinker. Time and dose dependent cytotoxicity and cellular uptake of ALD-NS+DOX were determined on A549 cancer cells. Cell viabilities of drug loaded NC decreased with increasing the concentration but have found higher viabilities and displayed the intensive drug accumulation on the surface or inside of the cell compared to free DOX in the all-equivalent concentration at various time range. Drug release kinetics was best expressed by the Krosmeyyer-Peppas model based on the highest correlation coefficient (R2=0.97), revealing that diffusion coefficient "n" was found 0.622 for PBS and 0.71 for NaAcetate at pH 5.2 specifying drug release occurs due to both dissolution (hydrolysis of Schiff base) and non-Fickian diffusion. As a result, the novel kind of functionalized nanostructure has the potential to be a candidate drug carrier in a low pH environment, especially for drugs containing NH2 side group.
Biylojik sentezlenmiş gümüş nanoparticles'e maruz kalan candida albicans diferansiyel gen ekspresyon analizi
Silver nanoparticles are extensively used in nanotechnology and biomedicine for various purposes due to their intrinsic therapeutic properties. Plants, algae, fungi, and bacteria have been known to produce silver nanoparticles (AgNPs) biologically, and those nanoparticles have various effects on the cells, such as antibacterial, antioxidant, and cytotoxic. There are reports showing that actinobacteria producing many bioactive secondary metabolites could produce silver nanoparticles. In this study, an actinobacterium isolated from Antarctica, Microbacterium sp. H37-C3 was used to produce silver nanoparticles extracellularly, and the cytotoxicity of these biologically synthesized silver nanoparticles on Candida albicans was investigated by a transcriptomic approach. The physical properties of the synthesized silver nanoparticles were characterized by UV–visible spectroscopy (UV–Vis), scanning electron microscopy (SEM) with energy-dispersive X-ray spectroscopy (EDX), and X-ray diffraction (XRD). It was determined that the silver nanoparticles synthesized by Microbacterium sp. H37-C3 showed the maximum absorbance peak at 417 nm. The average particle size of the silver nanoparticles ranges from 15-30 nm, and the synthesized silver nanoparticles are in crystalline structure. Moreover, genome characteristics of strain Microbacterium sp. H37-C3 was also analyzed to reveal secondary metabolite biosynthetic gene clusters and the phylogenetic relationship of the strain by downloading the whole-genome sequence of the strain from the NCBI GenBank database. Differential gene expression analysis between silver nanoparticle-exposed Candida albicans and the control group was conducted to reveal its antimicrobial activity mechanism in gene expression level. Although no statistically significant change in the gene expression levels was observed between the samples, the expression of several genes coding for small nucleolar RNAs as well as the expression of the gene coding for cytochrome c oxidase and a gene responsible for maintenance of telomere length was affected by the AgNP treatment. The results contribute insight into the toxicity mechanisms of silver nanoparticles on eukaryotic cells at the gene expression level.
Al-sı hibrit nanokompozitlerin üretimi ve karakterizasyonu
This thesis uses the Al-Si as a base matrix composite, adding the hybrid nanoparticles of MoS 2 & BN. It aims to fabricate self-lubrication parts, and the manufacturing process utilizes the technology of powder metallurgy is a favored strategy for manufacturing metal matrix nanocomposites (MMNCs). Aluminum alloys are one of the widely applied composites in MMNCs as base alloys from analysis and manufacturing estimation. As an abrasive material, Boron Nitride (BN) has a long service life and sensible wear resistance. The Molybdenum disulfide (MoS 2 ) could be a 2-dimensional semiconductor matter; it has anti-wear properties, reinforces cohesion, and reduces abrasion. Thus, it has a greasing realization that might utilized as a solid lubricator within severe heat and compression conditions. The thermal stability of BN is far more than that of diamond and has more excellent chemical stability than iron components. Therefore, BN is suitable to use for the protection of components, anti-wear, and anti-corrosion. Several experiments have been prepared to achieve optimal conditions for the alloying procedure. The samples were characterized by different methods such as XRD, SEM, EDS, physical examination, microhardness, and tribology. This study used 2, 4, and 6 weight % addition of nanoparticles MoS 2 and h-BN to the base powder alloy of Al-Si. Before tribological characterization, novel, outstanding nanocomposites are produced by mechanical milling, 7-ton pressing, and sintering at 550 °C. It is concluded that the excellent self-lubrication, high hardness, and good surface finishing of produced parts caused the wear rate to decrease whenever the hybrid addition increased to 4 %.
SLA 3b yazıcı ile nanokompozıt üretiminin optimizasyonu
3D printing is a revolutionary technology that has transformed the manufacturing industry. It is a process of creating three-dimensional objects from a CAD model or a digital 3D model using additive manufacturing technology. The surface roughness and hardness test of the parts produced using the 3D printer is one of the most important factors that greatly affect the quality of the product. The major target of this research is to find optimal values of input parameters in 3D SLA printer to minimize the surface roughness and maximize the hardness of the object using methods of experiment design such as Box-Behnken and Taguchi Method which is done with three independent parameters with three levels. The parameters are cure time, printing speed, and the weight ratio of nanoparticle mixed with the standard resin. The purpose of mixing nano clay nanoparticles with resin to improve the mechanical property of a 3D printed object is important to used in many applications. Based on the results of Response Surface Method (RSM), the optimal input parameters to obtain minimum roughness are cure time 3 s, platform speed 50 mm/s and the nanoparticle ratio %1 and the optimal input parameters to obtain maximum hardness are cure time 5 s, platform speed 100 mm/s and the nanoparticle ratio %1. In addition, the grey relation analysis for two response surface is used to find the optimal experiment conditions. It was found that the experiment 2 has the highest value of grey relational grade. The parameters of experiment number 2 is cure time is 5 s, platform speed 100 mm/s, added nanoparticle ratio % 1.
Lazer ablasyon yöntemi kullanılarak bitki ekstraktlarından metal nanopartiküllerin üretimi
Elettaria cardamomum contains: Glycosides, Alkaloids, Saponines, Tannins, and Volatile oils,in high concentrations in several plant extracts this compound is Soluble in water.hat has been shown to have anticancer activity. However, due to its solubility and bioavailability, necessitating the use of a delivery system to achieve its therapeutic goals. In this study, Elettaria cardamomum loaded on sliver nanoparticles (Car@AgNPs) was prepared by laser ablation synthesis with hot equaes Elettaria cardamomum, silver nanoparticles as reducing and covering agents. The current biosynthesis method was simple and low cost. The formation of Elettaria cardamomum loaded onto silver nanoparticles (Car@AgNPs) was observed after preparation of silvernanoparticles and addition of Elettaria cardamomum (dissolved pale yellow) by changing the color of the prepared solution from yellow to light brown. laser ablation was used to generate Elettaria cardamomum-loaded silver nanoparticles (Car@-AgNPs) identified by UV, FTIR, XRD, TEM, to validate the synthesis of Cae@AgNPs.These tests were used to confirm the mixture of Elettaria cardamomum from silver nanoparticles. Whereas, the absorption spectra of Elettaria cardamomum on sliver nanoparticles showed a curved absorption of 412 nm. FTIR was used to evaluate the molecular and functional groups of Elettaria cardamomum, which were loaded onto silver nanoparticles. XRD and TEM Studies confirmed the presence of Elettaria cardamomum loaded on silver nanotechnology particles, and regular spherical particles were found with an average size of 4-45 nm.The antioxidant activity of Cae@AgNPs was tested against DPPH, and the results revealed thatCar@AgNPs had a strong antioxidant effect and a significant activity of high radical attraction and that this antioxidant activity was based on focus, with the greater the focus whenever efficiency occurred.The antimicrobial activity of AgNPs, Elettaria cardamomum and Car@AgNPs on resistance to Staphylococcus aureus and Escherichia coli has also been studied. The results show an increase in the inhibition of the synthesis of Elettaria cardamomum and AgNPs treated sample, and this activity was more robust in Car@AgNPs. Also, the inhibition difference was observed between Gram-negative and Gram-positive bacteria, which is due to several reasons that were discussed later.The cytotoxic effect of Car@AgNPs on the human breast cancer cell line (MCF-7) was assessed. Cell viability was suppressed in a concentration-dependent manner by Car@AgNPs in MCF-7 cells.
Bi2S3 nano-çubukları dekore edilmiş bentonit nanokompozitin yapısal karakterizasyonu ve fotokatalitik uygulamaları
Bu çalışmada, Bi2S3 nanoçubukların görünür bölge ışınları altındaki fotokatalitik performansını arttırmak için Bi2S3 nanoçubuklarının bentonit üzerine dekore edilmesiyle bentonit-Bi2S3 nanokompozitini hazırladık. Ham bentonit, Bi2S3 nanoçubuk ve bentonit-Bi2S3 nanokompozit numunelerinin yapısal, morfolojik, optik ve elektrokimyasal özellikleri XRD, TEM, SEM-EDX, XPS, UV-DRS, PL, elektrokimyasal empedans spektroskopisi, kronoamperometri, zeta potansiyeli ve BET teknikleriyle incelendi. Bentonit-Bi2S3 nanokompozit ve diğer numunelerin fotokatalitik performansları görünür bölge ışınları altında karşılaştırmalı olarak kristal viyole ve Rodamin B boyalarının fotobozunmasıyla araştırıldı. Elde edilen bentonit-Bi2S3 nanokompozitin kristal viyole ve Rodamin B için fotokatalitik bozunma verimlerinin saf Bi2S3 nanoçubuklara göre daha iyi olduğu belirlenir. Bentonit-Bi2S3 nanokompozit üzerinde boya moleküllerinin fotobozunmasına ait mekanizma önerildi.
Bütünüyle katı-hal kompozit potansiyometrik iyodür seçici elektrot ve potansiyometrik uygulamaları
Bu tez çalışmasında, iyodür iyonu tayini için potansiyometrik bir katı-hal kompozit iyon seçici elektrot (İSE) geliştirildi. Elektrotun yapısında sentezi gerçekleştirilen Cıva(II)-Salisilaldehit tiyosemikarbazon kompleksi (1:1) iyonofor madde olarak kullanıldı. Seçici kompozit tabakanın optimizasyonu için, sentezlenen madde kullanılarak grafit, çok duvarlı karbon nanotüp (MWCNT), plastikleştirici, iyonikleştirici ve ortam sağlayıcılar kullanılarak farklı kompozisyonlarda kompozit iyon seçici elektrotlar hazırlandı ve potansiyometrik performans özellikleri test edildi. En iyi potansiyometrik performans özelliklerini 10 mg civa(II)-salsilaldehit tiyosemikarbazon kompleksi, 26 mg dioktilftalat (DOP) plastikleştiricisi, 5 mg MWCNT, 4 mg metiltrioktilamonyum klorür (MTOA-Cl) ve 65 mg grafit bileşimine sahip elektrotun sergilediği belirlendi. Bu elektrotun doğrusal çalışma aralığı, 1.0×10-5-1.0×10-1 M; eğim değeri -55.2 mV/on katlık konsantrasyon değişimi; tayin sınırı, 9.0 × 10-6 M; pH çalışma aralığı, 4-8 ve cevap zamanı, ≈ 60 s olarak belirlendi. Elektrotun iyodür iyonlarına karşı oldukça tekrarlanabilir, kararlı ve seçici potansiyometrik cevap sergilediği görülmüştür. Elektrotun analitik uygulaması sentetik çözeltilerde iyodür iyonunun titrasyonunda indikatör elektrot olarak kullanımıyla ve guatr hastalığının tedavisinde kullanılan bir ilacın KI içeriğinin standart ekleme yöntemiyle belirlenmesinde kullanımı ile gerçekleştirildi.
CuCoSe2 yapıların sentezi, karakterizasyonu ve elektrokatalitik özelliklerin incelenmesi
Bu tez çalışmasında, iki basamaklı hidrotermal yöntemle CoCuSe2 sentezlenmiş ve karbon pasta elektrot yapımında kullanılmıştır. Ardından elektrot yüzeyi üzerine platin nanoparçacıklarla dekore edilmiştir. CoCuSe2 nano yapıların yapısal analizi PANanalytical Empyrean markalı cihazla X ışını difraktometresi(XRD), morfolojik özellikleri FESEM FEI Quanta 450 markalı cihazla Taramalı elektron mikroskobu (SEM), kimyasal yapısı Thermo Scientific K-Alpha markalı cihazla X ışını fotoelektron spektrometresi (XPS) ve Thermo Nicolet 6700 markalı cihazla Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR), ile karakterize edilmiştir. Elde edilen nanokompozitin elektrokimyasal etkinliği formaldehitin yükseltgenme tepkimesi incelenerek gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, elektrot kompozisyonu, Pt döngü sayısı, Pt derişimi ve destek elektrolit derişimi optimize edilmiştir. Optimum koşullar altında, hazırlanan elektrot, yalın CPE, CoCuSe2/CPE, Pt/CPE ve Pt/CoCuSe2/CPE elektrotlarına göre çok daha yüksek elektrokatalitik aktivite göstermiştir. Bildiğimiz kadarıyla, bu çalışma, formaldehit oksidasyonunda CoCuSe2 ve Pt nanokompozitlerinin kullanımı ile ilgili ilk çalışmadır. Sentezlenen bu katalizör yüzeyi formaldehit oksidasyonuna yönelik katalitik aktiviteyi geliştirdiğinden, bu malzeme yakıt hücresi uygulamalarında ve formaldehitin sulu çözeltilerden giderilmesi için umut verici bir adaydır.
Ag2S/g-C3N4/TiO2 nanokompozitin sentezi, karakterizasyonu ve fotokatalitik uygulamaları
Bu çalışmada, gümüş sülfür (Ag2S), grafitik karbon nitrür (g-C3N4) ve titanyum dioksit (TiO2) nanoparçacıkları içeren Ag2S/g-C3N4/TiO2 nanokompozit hidrotermal yöntem ile hazırlandı. Hazırlanan Ag2S/g-C3N4/TiO2 nanokompozitinin yüzey morfolojisi, kristal yapısı, elementel bileşimi ve yapısal özellikleri taramalı elektron mikroskobu (SEM), enerji dağılımlı X-ışını spektroskopisi (EDX), X-ışını toz kırınımı (XRD) ve Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR) teknikleri kullanılarak aydınlatıldı. Sentezlenen nanokompozitin fotokatalitik aktivitesi, UVA ışını altında model kirletici olarak Kristal viyole (KV) ve Rodamin B (RhB) boyar maddeleri için başarıyla test edildi. Fotakatalitik çalışmalarda katalizör miktarının KV ve RhB boyar maddeleri ile fotobozunması üzerindeki etkisi araştırıldı. Fotokatalizör olarak Ag2S/g-C3N4/TiO2 nanokompozit varlığında, 5 mgL-1 başlangıç boya konsantrasyonu, 25 mgL-1 katalizör miktarı ve 120 dakikalık UVA ışımasından sonra KV ve RhB'de bozunma verimleri sırasıyla %72 ve % 68 olarak belirlendi. Fotokatalitik bozunma deneylerinde reaktif türlerin katkısını belirlemek ve olası bir mekanizma önerebilmek için radikal süpürücü deneyleri yapıldı. İzopropanol, L-askorbik asit ve etilendiamintetraasetik asit (EDTA) sırasıyla hidroksil radikallerini, süperoksit radikallerini ve fotojenere edilmiş boşlukları süpürmek için kullanıldı. Süpürme deneyleri, KV'nin fotobozunmasında hidroksil radikallerinin (.OH) ve boşlukların (h+) önemli etkiye sahip olduğu, RhB'nin fotobozunmasında ise süperoksit radikallerinin (∙O2-) başlıca rol oynadığını göstermiştir.
Eustigmaeus absens (Acari: stigmaidae) türünden üretilen ve gümüş nanoparçacıkları dekore edilmiş kitinin, karakterizasyonu ve antibakteriyel özellikleri
Bu çalışmada Eustigmaeus absens Doğan (Acari) akar türünden kimyasal yöntemle 3D kitin elde edildi ve elde edilen kitin üzerine gümüş nanoparçacıkları dekore edildi. Elde edilen kitinler seyreltilmiş toplam yansıma-Fourier dönüşümlü infrared spektroskopisi (ATR-FTIR), stereo mikroskop, faz-kontrast donanımlı ışık mikroskobu, taramalı elektron mikroskobu (SEM), enerji dağılımlı X-ışını spektrometresi (EDX) ve geçirimli elektron mikroskobu (TEM) analizleri ile karakterize edildi ve antibakteriyel aktiviteleri değerlendirildi. Elde edilen kitinin yapısında karbon (C), azot (N), oksijen (O) elementlerinin yer aldığı, eser miktarda kalsiyum (Ca) elementinin bulunduğu belirlendi. ATR-FTIR analizi ile α-kitin için karakteristik olan amid-I ve amid-II bantları gözlemlendi. SEM görüntüleri ile kitin yüzeyinin makro gözenekler, mikro gözenekler ve kesik nanoliflerden oluştuğu açığa çıkarıldı. TEM analizi ile gümüş nanoparçacıkların boyutlarının 6-20 nm arasında farklılık gösterdiği belirlendi. Stereo mikroskop ve faz-kontrast donanımlı ışık mikroskobundan alınan görüntüler organizmanın üç boyutlu yapısını bozmadan kitin elde edildiğini gösterdi. Ayrıca gümüş nanoparçacıklı kitinin Escherichia coli ATCC 25922 ve Staphylococcus aureus ATCC 29213bakterilerine karşı antibakteriyel aktivite sergilediği belirlendi
Ömrünü tamamlamış araç lastiklerinden elde edilen karbon siyahının karakterizasyonu ve analitik uygulamaları
Bu tez, ömrünü tamamlamış araç lastiklerinden geri dönüştürülen karbon siyahının kapsamlı bir karakterizasyonunu ve çeşitli analitik uygulamalardaki potansiyelini incelemeyi amaçlamaktadır. İlk olarak, karbon siyahının fiziksel ve kimyasal karakterizasyonu yüzey morfolojisi, partikül boyutu ve termal kararlılığı gibi özellikleri detaylı bir şekilde incelenerek belirlenmiştir. Ardından elde edilen karbon siyahının safsızlıklarından ayrılması için saflaştırma işlemi yapılmıştır. Bu amaçla, aseton ve hegzan ile yıkama işlemi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen ürün kalan yağımsı safsızlıklarından ayrılması için sıcak sodyum hidroksit ile yıkanıp sabunlaştırılarak uzaklaştırıldı. Daha sonra ürün yıkama suyu nötralleşene kadar sıcak su ile yıkanmıştır. Ardından nitrik asit ile muamele edilmiş ve hidrazin ile indirgenerek kullanıma hazır hale getirilmiştir. Boya kirleticilerinin (metilen mavisi) atık sulardan ayrışma sürecinde adsorpsiyon yöntemi esas alınmış ve demir bazlı magnetik nanopartiküllerden en kullanışlı ve yaygın olan manyetit (Fe3O4) kullanılmıştır. Sentezlenen bu nanokompozit sulardan metilen mavisi giderimi için kullanılmış ve başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Bu bilgiler, geri dönüşüm süreçlerini geliştirmek ve endüstriyel uygulamalarda daha etkili bir şekilde kullanımını sağlamak için değerli bir temel oluşturacaktır.
Sol-jel yöntemi ile Zn katkılı SiO2 kaplamanın yüzey özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, Sol-Jel yöntemi ile farklı miktarlarda Zn katkılı SiO2 kaplamanın düzcam ve solar cam yüzey özelliklerine etkisi incelenecektir. Öncelikle Sol-Jel yöntemiyle TEOS, HMDS, Etanol kimyasalları belirli oranlarda 450 rpm'de manyetik karıştırıcıda karıştırılarak kaplama çözeltisi hazırlanmıştır. Bu çözelti 6 eşit parçaya bölünerek katkısız, %0,1 Zn katkılı, %0,2 Zn katkılı, %0,3 Zn katkılı, %0,4 Zn katkılı ve %0,5 Zn katkılı olmak üzere karıştırma işlemine devam edilip 6 farklı kaplama çözeltisi elde edilmiştir. Elde edilen çözeltiler kullanılarak solar cam ve düzcam yüzeylerine 30 cm mesafeden sprey tabancası kullanılarak püskürtme yöntemi ile kaplama işlemi yapılmıştır. Kaplanan camlar 60oC sıcaklıkta ısıl işleme tabii tutulmuş ve sonrasında temas açısı analizi, FT-IR, ışık geçirgenlik analizi, kesit görüntüsü, renk ölçüm analizi, parlaklık ölçüm analizlerine tabii tutulmuşlardır. Elde edilen sonuçlar incelenerek Zn katkısı ile cam tipinin yüzey karakteristiğine etkisi gözlemlenmiştir.
Alüminyum parçaların bor içeren malzemeler ile kaplanması
Alüminyum ve alaşımları dayanıklı ve ekonomik olmalarından dolayı günümüzde otomotiv, havacılık ve uzay, inşaat, gibi çeşitli alanlarda tercih edilmektedir. Bu metalin birçok alanda tercih edilmesine rağmen bazı dezavantajları da bulunmaktadır. Bunların başında ilk akla gelen korozyon direncinin ve aşınma direncinin düşük olmasıdır. 1946 senesinde ilk olarak bu dezavantaja yönelik çalışmayı iki arkadaş olan Riddel ve Brinnel tarafından gerçekleştirilmiştir. Yaptıkları çalışmada akımsız yöntem kullanarak alüminyum yüzeyine nikel kaplayarak yüzeyde sert, aşınmaya ve korozyona dirençli bir tabaka oluşturdular. Tercih edilen bu yöntemde herhangi bir elektrik kaynağına ihtiyaç gerekmemektedir. Ayrıca bu yöntemin diğer yüzey kaplama yöntemlerine göre en büyük avantajı kaplamanın tüm yüzeyde homojen ve sabit kalınlıkta kaplamalar elde edilebilir olmasıdır. Yapılan bu çalışmada Al. 2024 ve 7075 alaşımlarının yüzeylerine akımsız Ni-B kaplanması hedeflenmektedir. Yapılan literatür çalışmaları sonucunda uygun bir Ni-B banyosu hazırlanmıştır. Kaplama yapılacak olan alüminyum alaşımları banyoya alınmadan önce belirli ön işlemlerden geçirilerek kaplamaya hazır hale getirilmiştir. Kaplama parametresi olarak farklı kaplama süreleri ile çalışılmıştır. 10 dk, 20 dk, 30 dk, 60 dk ve 90 dk' kaplama sürelerine sahip numuneler hazırlanmış ve 4000C'de 2 saat tavlama işlemi gerçekleştirilmiştir. Yapılan kaplama ve tavlama işlemlerinden sonra numuneler SEM, XRD faz analizi, korozyon testi ve sertlik testleri yapılaması üzere analiz laboratuvarına gönderildi. Gelen sonuçlar doğrultusunda kaplamaların yüzeyde başarılı bir şekilde oluştuğu gözlenmiştir. Yapılan XRD testinin sonuçları doğrultusunda elde ettiğimiz Ni-B kaplamadaki fazlar literatürdeki Ni-B kaplamalar neticesinde elde edilen fazlarla uyuştuğu gözlemlenmiştir. Al. 2024 ve 7075 alaşımlarının korozyon dirençlerinin ölçülmesinde GAMRY G750TM kullanılmış ve %3.5 NaCl çözeltisi içerisinde gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlardan her iki alaşımda da yapılan kaplamaların korozyona karşı direnç gösterdiği ve böylelikle istenilen hedefe ulaşıldığı gözlemlenmiştir. Al. 2024 ve 7075 alaşımlarının Vicker sertlik testi ölçümlerinde Shimadzu HMV-G-20 kullanılmıştır. Yapılan analiz 50 gr yük altında 10 sn süreyle her numune için 5 adet ölçüm gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde her iki alaşımda da gerçekleştirilen kaplamaların sertlik değerleri saf numuneye göre fazla olduğu, literatürdeki değerlerle uyuştuğu ve istenen hedefe ulaşıldığı gözlemlenmiştir.
Metronidazolün elektrokimyasal tayini için nanoyapılı iletken polimerlerin kullanımı
Bu çalışmada, birçok enfeksiyon tedavisinde kullanılan metronidazol (MNZ) ilaç aktif maddesinin elektrokimyasal tayini için nanoyapılı iletken polimerlerle modifiye elektrot geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bunun için grafit kalem ucu elektrotları (KUE), elektropolimerizasyon yöntemiyle nanofiber yapılı poli(3,4-etilendioksitiyofen) (PEDOTNF) ve polipirol (PPyNF) ile modifiye edilip aşırı yükseltgenmiştir. Hazırlanan KUE/AYPEDOTNF ve KUE/AYPPyNF elektrotlarının MNZ'ye karşı performansları diferansiyel puls voltametri yöntemiyle incelenmiştir. Ayrıca nanofiber ve nanofiber yapılı olmayan elektrotların MNZ'ye karşı verdiği elektrokimyasal sinyaller belirlenmiştir. Modifiye elektrotların yüzey morfolojisi taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile elektrokimyasal karakterizasyonu ise dönüşümlü voltametri ile belirlenmiştir. KUE/AYPEDOTNF elektrotunun MNZ'ye karşı cevabının 10-200 µM derişim aralığında, KUE/AYPPyNF elektrotunun ise 5-500 µM derişim aralığında doğrusal olduğu tespit edilmiştir. MNZ tayininde, KUE/AYPEDOTNF için gözlenebilme sınırı (LOD) 2,8 µM ve tayin sınırı (LOQ) 9,2 µM olarak hesaplanmıştır. KUE/AYPPyNF için ise LOD değeri 3,8 µM ve LOQ değeri 12,8 µM olarak hesaplanmıştır. Ayrıca bu modifye elektrotların gerçek numunedeki performansı MNZ içeren ilaç tabletlerleri için test edilmiştir. Bu çalışmada, nanofiber yapılı elektrotların KUE ve nanofiber yapılı olmayan elektrotlara göre ve aşırı yükseltgenmiş elektrotların aşırı yükseltgenmemiş elektrotlara göre daha iyi performans gösterdiği bulunmuştur. KUE/AYPEDOTNF, KUE/AYPPyNF'den daha uzun kullanım ömrüne ve daha düşük gözlenebilme sınırına sahip olsa da KUE/AYPPyNF'in tekrarlanabilirliği daha iyidir ve daha geniş bir doğrusal çalışma aralığına sahiptir. Ayrıca KUE/AYPPyNF ile optimum çalışma pH'sı 8,0'dir ve bu nedenle vücut sıvılarının pH değerine yakın ortamlarda çalışma imkanı sunmaktadır. Bu tez çalışmasında, KUE/AYPPyNF'in MNZ'nin elektrokimyasal tayinlerindeki performansının KUE/AYPEDOTNF'e göre daha iyi olduğu belirlenmiştir. Bununla beraber her iki modifiye elektrot MNZ tayinlerinde başarıyla kullanılabilmektedir.
Antibakteriyel hibrit kaplamaların hazırlanması ve karakterizasyonu
Bu çalışmada, polikarbonat (PC) ve polimetil metakrilat (PMMA) yüzeylere nano gümüş, boroksit ve nano TiO2 katkılı silan bağlayıcı madde bazlı hibrit kaplamalar uygulanmıştır. Silan esaslı hibrit kaplama yüzeyleri termal ve UV ile kürlenmiştir. Kaplanan PC ve PMMA yüzeyler temas açısı analizi, FTIR analizi, dijital mikroskop ve antibakteriyel aktivite ile karakterize edilmiştir. Katkısız GLYMO kaplamalar PMMA için 95.89°, PC için 87.84° temas açısı vermiştir. FTIR analizlerinde GLYMO, Ag, Ti, Si ve B için karakteristik pikler elde edilmiştir. Dijital mikroskop görüntülerinde kaplama kalınlığı 3.275-16.116 μm aralığında çıkmıştır. Antibakteriyel testinde e. coli için bakteri üremesini önlemiştir. Staphylococcus aureus için ise en etkili olanlar Ag, Ti ve B sırasını takip etmiştir.
Grafen nanotabaka katkılı TİO2 kullanarak boya duyarlı güneş hücresi üretimi
Bu çalışmamızda farklı silan bağlayıcı bileşiklerine nano boyutlu, birkaç tabakalı grafen nanotabaka katkılı Boyar madde içeren TİO2 ince filmler üretilicektir. Çalışmada grafen nanotabaka miktarı, TİO2 nin kaynağı ve silan cinsi gibi parametrelerin etkisi araştırılacaktır. indirgenmiş grafen oksit, FT-IR ve SEM-EDX analizleri ile karakterize edilecektir.Kaplama işleminden sonra güneş pili hücresine dönüştürülerek UV, karanlık ve aydınlıkta akım gerilim ölçümü yapılarak verim tespit edilecektir. Daha sonra SEM ve UV-Visible analizlerine tabi tutulup ve boyarlı ve boyar maddesiz güneş pili numunelerinden elde edilen bulgular karşılaştıracaktır.
Grafen katkılı aramid esaslı kompozit malzemelerin mekanik ve balistik özelliklerinin değerlendirilmesi
Bu araştırmada, aramid esaslı kompozit plakalara farklı miktarlarda grafen ve epoksi reçine karışımı takviye ederek nanokompozit yapıda numuneler elde edilmiştir. Deneysel çalışmada kullanılan grafen nano tabakalara; FTIR, Raman analizleri yapılarak karakteristik pikler elde edilmiştir. Balistik kompozitler için referans olabilecek bir balistik plakanın üretim prosesi ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Grafen nano tabaka takviyeli ve takviyesiz balistik plakalara, balistik test laboratuvarında NIJ-STD-0101.04 standardında atış testleri uygulanmış ve test sonuçlarının kıyaslaması yapılmıştır. Atış testleri sonucunda bir plaka haricinde grafen ve epoksi reçine takviyeli balistik plakalarda başarılı sonuçlar elde edilememiş ve bunun epoksi reçinenin aramid katmanların esneklik ve enerji sönümleme özelliklerine olumsuz tesir etmesinden kaynaklandığı değerlendirilmiştir. Söz konusu balistik nanokompozit numunelerin dijital fotoğrafları çekilerek balistik etki altında oluşan delinme, fiber kopması, delaminasyon gibi enerji yayılım mekanizmaları incelenmiştir. Çekme testleri sonucunda ağırlıkça % 0,5 ve 1 grafen katkılı numunelerin nihai gerilme kuvvetlerinin artarak mekanik özelliklerinde iyileşme olduğu görülmüştür.
Cam fiber katkılı Hematit ve Manyetit içeren polimer nanokompozitlerin hazırlanması ve karakterizasyonu
Bu tez çalışmasında, elektronik devreler, makine ve otomotiv üretiminde yeni tercih edilen cam fiber ait mekanik ve fiziksel özellikleri incelenmiş, farklı miktarlarda demir cevheri takviye edilerek malzemelerin mekanik özellikleri ile karşılaştırılmıştır. Cam fiber katkılı Hematit ve Manyetit içeren polimer numunelerin daha iyi elastik, hafif, yüksek korozyona dayanımı gözlenmiştir. Bu sonuçlar sayesinde inşaat sektörü, bilgisayar ve uydu teknolojilerine dayalı sektörler için cam fiber katkılı Hematit ve Manyetit içeren polimerlerin daha ekonomik olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Polimer, Cam fiber, Hematit, Manyetit, Mekanik ve Fiziksel Özellikler, CTP
Use of boron-containing flame retardants in the rubber industry
Thanks to its geographical location, our country is at the forefront with its boron and reserves. It has approximately 230 kinds of boron compounds. Boron derivatives used in this study; boric acid, sodium tetraborate pentahydrate and sodium tetraborate decahydrate. The flame retardant feature, which is the common feature of these compounds, is discussed. Since the cost of aluminum trihydrate, which is widely used for this purpose, is higher than other flame retardants, a search for alternative raw materials has arisen. In this study, rubbers, flame retardants and conveyor belts made of rubber are included. Conveyor belts are also called conveyor belts. The working principle of conveyor belts is a mechanism used to transfer any material from one end to another. It is economical, efficient and safe. With the use of conveyor belts, the human factor is minimized, allowing the desired material to be transported quickly and safely. Conveyor belts have various usage areas, both underground and above ground. The tapes used underground should be suitable for safety class and flame resistant tapes. In the production phase of the conveyor belt, flame retardants play an important role in this sense. The first step in the conveyor belt formation process is to create a rubber formulation. This formulation is approximately 80% rubber raw material and the remaining 20% contains antioxidants, plasticizers, flame retardants, process facilitators, etc. ATH and boron derivatives added rubber pastes were produced and then turned into a conveyor belt. To these produced bands; Flammability Characteristic (TS EN 12881-1) and Flame Resistance (TS EN ISO 340) and Determination of Adhesion Between Main Elements (TS EN ISO 252) tests were applied and compared with reference to the standards. Keywords: Polymer, Rubber, Mineral, Filler, Flame Retardant
Grafenoksit nanotanecikleri katkılı alümina seramik üretimi ve karakterizasyonu
Bu çalışmada, yüksek saflığa sahip ticari alfa alüminasına %1, 2 ve 3 oranlarında grafen oksit katkılandırılması yapılmıştır. 200 bar basınç altında şekillendirilen numuneler 1300 ˚C' de 4 saat sinterlemeye tabii tutulmuştur. Numuneler su emme, bulk yoğunluk, gözeneklilik ve basma testi ile karakterize edilmiştir ve SEM-EDX analizlerine tabii tutulmuştur. Grafen oksit ilavesi arttıkça su emme ve gözeneklilik değerlerinde azalmalar gözlemlenmiştir. Sinterleme süresi ve sıcaklığın etkisiyle porozitede azalmalar meydana gelmiştir. 3 nokta eğme mukavemet testi için %3 GO-NP katkılı numunelerde 372 MPa olarak gözlemlenmiştir.
Silan ve metal oksitlerle cam yüzeylerin modifiye edilmesi
Bu araştırmada, sol-jel yöntemi kullanılarak mikroskop lam cam malzemelerin yüzeyleri silan ve metal oksit çözeltileri ile kaplanıp yüzey özelliklerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Yapılan çalışmanın önemi, cam malzemelerin geliştirilen yüzeylerin sertliği ve çizilme direncinin artırılması için uygun içeriğe sahip çözeltilerin belirlenmesi ve cam yüzeylere uygulanmasıdır. Çalışmada sol-jel yöntemi kullanılarak çeşitli silan ve metal oksitlerin farklı miktarda karıştırması ile hazırlanan çözeltiler ıslak film aplikatörü yardımıyla cam malzemelerin yüzeylerine kaplanmıştır. Kaplanan yüzeylerin özelliklerini incelemek için ışık geçirgenlik, bulanıklık, temas açı ve kalem sertlik testleri uygulanmıştır. Bulanıklık %0,39 ile %37,3, ışık geçirgenlik %85 ile %91,7, temas açı 45,16° ile 115,44° ve kurşun kalem sertlik 2H ile 6H değerleri arasında sonuçlar bulunmuştur. Bulunan değer aralıklarına göre 4. Grup çözeltisine sahip SR13 ve SR14 numuneleri 6H, SR11 ve SR12 numuneleri ise 5H değerleri ile en sert numune olarak gözlenmiştir.
Bor mineral katkılı polimerik malzemelerin fiziksel ve mekanik özelliklerinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında, bor mineralleri katkılı polimer kompozitlerin mekanik ve fiziksel özellikleri incelenmiştir. Matriks malzeme olarak polyester reçine kullanılmış olup takviye elemanı olarak da 100 μm boyutunda kolemanit, üleksit ve tinkal olmak üzere bor mineralleri kullanılmıştır. Ağırlıkça farklı miktarlarda (0-5-10-15-20 gr) kolemanit, üleksit ve tinkal mineralleri, polyester reçine ile karıştırılarak kalıplara dökülmüştür ve oda sıcaklığında 1 gün bekletildikten sonra kalıptan çıkarılmıştır. Sonrasında numunelere fiziksel ve mekanik testler yapılıp sonuçları incelenmiştir
Nano boyutlu grafen oksit katkılı polimer kompozitlerin üretimi ve karakterizasyonu
Grafen karbon esaslı 2boyutlu malzemeler sınıfında bulunan ve mekanik, termal ve elektriksel özellikleri bakımından üstün özellikler gösterebilen bir malzemedir. Sp2 bağ yapısına sahip olan bu malzeme, günümüzde bilinen en yüksek dayanıma sahip malzemedir. Aynı zamanda spesifik yüzey alanı diğer malzemelere oranla yüksektir ve uygulama alanları oldukça geniştir. Ancak grafen, kısıtlı kullanıma sahip olduğundan polimer nano kompozit üretimi esaslı araştırmalar tercih sebebidir. Bu çalışmada, Hummers modifiye yöntemi kullanılarak grafit pullarından grafen oksit(GO) üretilmiştir. Üretilen grafen oksit ve indirgenmiş grafen oksidin (rGO) % 0,5 ve 1 oranlarında polyester ve silikona katkılandırma yapılmıştır.Numuneler çekme, basma testiyle ayırıcı özellikleri ortaya konmuştur. XRD, SEM analizleri yapılmıştır.
Ayçiçek yağının rafinasyon aşamalarında meydana gelen fizikokimyasal değişimleri ve nanoboyutdaki safsızlıkların tespit edilmesi
ÖZET Yüksek Lisans Tezi AYÇİÇEK YAĞININ RAFİNASYON AŞAMALARINDA MEYDANA GELEN FİZİKOKİMYASAL DEĞİŞİMLERİ ve NANOBOYUTTAKİ SAFSIZLIKLARIN TESPİT EDİLMESİ Tuğba KARAYİĞİT Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Nanobilim ve Nanoteknoloji Anabilim Dalı Danışman:Dr. Öğr. Üyesi Erman DUMAN Bu çalışmada, Türkiye'de işlenen ayçiçeği tohumlarından elde edilen ayçiçek yağının rafinasyon aşamalarındaki ham yağ, nötralizasyon, ağartma, vinterizasyon ve deodorizasyon basamaklarının her birinin fizikokimyasal özellikleri ve nanoboyutta safsızlıklarının tespiti için, serbest yağ asitleri değeri, peroksit değeri, refraktif indeks değeri, viskozite, renk tayini, sabunlaşma ve sabunlaşmayan madde analizi, sterol analizi, yağ asitleri kompozisyonu, mineral madde analizi ve SEM analizleri yapılmıştır. Asitlik, peroksit sayısı, refraktif indeks, viskozite, renk, sabun sayısı, sabunlaşma ve sabunlaşmayan madde sayısı, sterol, yağ asitleri kompozisyonu, mineral madde ve SEM analizi değerleri ölçülmüştür. Rafinasyon aşaması tamamlanınca deodorizasyon aşaması sonrası serbest asitlik, peroksit, refraktif indeks, viskozite değerleri tespit edilmiştir ve serbest asitlik değeri 0,05 mgKOH/g, peroksit sayısı 8,40 meqO2/kg, refraktif indeks tayini 1,48 nD, viskozite değeri 61,80 mPa, sabun sayısı 0, sabunlaşma sayısı 204,74 m/m ve sabunlaşmayan madde tayini %0,79 g/kg olarak hesaplanmıştır. Yağ asitleri kompozisyonuna bakıldığında, rafinasyonun son aşamasında toplam doymuş yağ asitleri %10,01, tekli doymamış yağ asitleri %25,12 ve çoklu doymamış yağ asitleri ise %64,88 oranında olduğu tespit edilmiştir. Mineral madde analizinde Li, Na, Mg, Al, Si, P, K, Ca, V, Cr, Mn, Fe, Co, Ni, Cu, Ga, As, Se,Ru, Pd, Ag, Cd, In, Sn, Sb, Ba, Pt, Pb tespit edilen mineraller olup bunlardan Mg, Si, P, Mn, Cu, Ga ve Ag rafinasyonun tüm aşamalarında tespit edilmiştir. 2018, xi + 78 sayfa Anahtar Kelimeler: Heliantus Annuus, Ayçiçek Yağı, Bitkisel Yemeklik Yağ, Rafinasyon, Nanoteknoloji, SEM Analizi.
Ayçiçek yağının rafinasyon aşamalarında meydana gelen fizikokimyasal değişimleri ve nanoboyutdaki safsızlıkların tespit edilmesi
ÖZET Yüksek Lisans Tezi AYÇİÇEK YAĞININ RAFİNASYON AŞAMALARINDA MEYDANA GELEN FİZİKOKİMYASAL DEĞİŞİMLERİ ve NANOBOYUTTAKİ SAFSIZLIKLARIN TESPİT EDİLMESİ Tuğba KARAYİĞİT Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Nanobilim ve Nanoteknoloji Anabilim Dalı Danışman:Dr. Öğr. Üyesi Erman DUMAN Bu çalışmada, Türkiye'de işlenen ayçiçeği tohumlarından elde edilen ayçiçek yağının rafinasyon aşamalarındaki ham yağ, nötralizasyon, ağartma, vinterizasyon ve deodorizasyon basamaklarının her birinin fizikokimyasal özellikleri ve nanoboyutta safsızlıklarının tespiti için, serbest yağ asitleri değeri, peroksit değeri, refraktif indeks değeri, viskozite, renk tayini, sabunlaşma ve sabunlaşmayan madde analizi, sterol analizi, yağ asitleri kompozisyonu, mineral madde analizi ve SEM analizleri yapılmıştır. Asitlik, peroksit sayısı, refraktif indeks, viskozite, renk, sabun sayısı, sabunlaşma ve sabunlaşmayan madde sayısı, sterol, yağ asitleri kompozisyonu, mineral madde ve SEM analizi değerleri ölçülmüştür. Rafinasyon aşaması tamamlanınca deodorizasyon aşaması sonrası serbest asitlik, peroksit, refraktif indeks, viskozite değerleri tespit edilmiştir ve serbest asitlik değeri 0,05 mgKOH/g, peroksit sayısı 8,40 meqO2/kg, refraktif indeks tayini 1,48 nD, viskozite değeri 61,80 mPa, sabun sayısı 0, sabunlaşma sayısı 204,74 m/m ve sabunlaşmayan madde tayini %0,79 g/kg olarak hesaplanmıştır. Yağ asitleri kompozisyonuna bakıldığında, rafinasyonun son aşamasında toplam doymuş yağ asitleri %10,01, tekli doymamış yağ asitleri %25,12 ve çoklu doymamış yağ asitleri ise %64,88 oranında olduğu tespit edilmiştir. Mineral madde analizinde Li, Na, Mg, Al, Si, P, K, Ca, V, Cr, Mn, Fe, Co, Ni, Cu, Ga, As, Se,Ru, Pd, Ag, Cd, In, Sn, Sb, Ba, Pt, Pb tespit edilen mineraller olup bunlardan Mg, Si, P, Mn, Cu, Ga ve Ag rafinasyonun tüm aşamalarında tespit edilmiştir. 2018, xi + 78 sayfa Anahtar Kelimeler: Heliantus Annuus, Ayçiçek Yağı, Bitkisel Yemeklik Yağ, Rafinasyon, Nanoteknoloji, SEM Analizi.