
30
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Lazer sinter yöntemiyle üretilen tek üyeli ve dört üyeli metal seramik restorasyonlarda marjinal açıklık değerlerinin metal alt yapı ve porselen üst yapı sonrası in vitro olarak karşılaştırılması
İlerleyen teknoloji ve artan estetik beklenti ile birlikte günümüzde tam seramik ve zirkon alt yapılı porselenlerin kullanımı artmıştır. Ancak metal-seramik restorasyonlar; mekanik dayanıklılıklarının yüksek, maliyetlerinin de daha düşük olmaları nedeniyle halen en sık kullanılan restorasyonlardır. Metal-seramik restorasyonların üretiminde geleneksel olarak döküm yöntemi kullanılmasına rağmen ilerleyen teknoloji ile birlikte bilgisayar destekli CAD/CAM restorasyonlar ve direk metal lazer eritme yöntemiyle üretilen restorasyonlarda kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı; direk metal lazer sinterizasyon yöntemiyle iki çeşit metal tozu kullanılarak, iki farklı kalınlıkta üretilen tek üyeli ve dört üyeli restorasyonlarda alt yapı ve porselen üst yapı sonrası oluşan marjinal değişikliklerin in vitro olarak incelenmesidir. Bu amaçla, abutment diş olarak üst birinci premolar ve üst ikinci molar arası olan dört üyeli; üst birinci molar olan tek üyeli modeller üretildi. Çalışmamızda METO ve BEGO marka 2 farklı metal tozu kullanıldı. Lazer sinter yöntemiyle metal alt yapılar 0,4 ve 0,5 mm kalınlıkta olacak şekilde toplamda 80 adet örnek üretildi. Bu parametrelerle toplam 8 grup elde edildi (n=10). Metal alt yapılar elde edildikten sonra silikon replika yöntemi kullanılarak marjinal açıklık değerleri ölçüldü ve bilgisayar ortamına kaydedildi. Daha sonra metal alt yapılar üzerine porselen üst yapı işlemleri uygulandı. Porselen işlemleri biten örneklerden silikon replikalar alınıp marjinal açıklık değerleri kaydedildi. Gruplar arası karşılaştırmalarda Kruskal Wallis testi uygulandı. Gruplar arası fark elde edildiğinde; farklılığı yaratan grup ya da grupların belirlenmesinde Bonferroni düzeltmeli Dunn testinden yararlanıldı. Aynı grupta alt yapı ve üst yapı sonrasında oluşan değişimleri belirlemek için Wilcoxon testi uygulandı. p<0.05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Elde edilen sonuçlara göre tek üyeli restorasyonlarda alt yapı ve üst yapı arasında mezial bölgede BT5 ve MT4 gruplarında marjinal açıklıkta anlamlı azalma görülmüştür. Distal yüzeylerinde BT5 ve MT4 gruplarında anlamlı azalma görülmüştür. Okluzal yüzeylerinde BT4, MT4 ve MT5 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı BT5 grubunda sayısal artış bulunmuştur. Dört üyeli gruplarda ise molar dişlerin mezial yüzeyleri alt yapı ve üst yapı karşılaştırıldığında BD5 ve MD4 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı artış görülmüştür. Molar dişlerin distal yüzeylerinde BD4 grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir azalma BD5 ve MD4 grubunda sayısal bir azalma bulunmuştur. Molar dişlerin okluzal bölgelerinde ise BD5 ve MD4 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bir artış BD4 grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir azalma MD5 grubunda sayısal bir azalma görülmüştür. Dört üyeli grupların premolar dişlerinde mezial bölgede metal alt yapı ve porselen üst yapı arasında tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bir azalma bulunmuştur. Premolar dişlerin distal bölgelerinde alt yapı ve üst yapı arasında MD4 ve MD5 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bir artış BD4, BD5 gruplarında ise sayısal artış bulunmuştur. Premolar dişlerin okluzal yüzeylerine baktığımızda BD4, BD5, MD4 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bir artış MD5 grubunda istatistiksel anlamlı bir azalma görülmüştür
Konvansiyonel yöntem ve diyot lazer ile yapılan gingivektomi sonrası yara iyileşmesindeki klinik, biyokimyasal parametrelerin ve epitelizasyon seviyelerinin değerlendirilmesi
Diş eti büyümeleri, akut ya da kronik enflamatuvar değişiklikler sonucunda olan, diş etinde hacimsel artışın klinik olarak gözlemlendiği, sık görülen bir diş eti hastalığıdır. Diş eti büyümelerinin tedavisinde konvansiyonel yöntem dışında lazer ve elektrocerrahi gibi farklı teknikler kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı konvansiyonel yöntem (kontrol grubu) ve diyot lazer (test grubu) ile yapılan gingivektomi sonrası klinik parametreleri, iyileşme sürecindeki epitelizasyon seviyeleri, diş eti oluğu sıvısındaki interlökin-18 (IL-18), trombosit kaynaklı büyüme faktörü-AA (PDGF-AA), insülin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF-1) seviyeleri ve ağrı seviyeleri bakımından karşılaştırmaktır. Split-mouth çalışma şekli oluşturuldu; alt veya üst çene sağ ve sol anterior bölgelerde simetrik kronik enflamatuvar diş eti büyümesi olan, sistemik olarak sağlıklı toplam 21 (11 kadın, 10 erkek) hasta çalışmaya dahil edildi. Operasyon öncesi ve sonrasında 14 ve 21. günlerde hastalardan klinik periodontal parametreler kaydedildi ve diş eti oluğu sıvısı örnekleri toplandı. Operasyon sonrası epitelizasyon seviyelerinin değerlendirmek amacıyla operasyondan hemen sonra, 3, 7, 14 ve 21. günlerde yara bölgesi mira-2-tone ile boyanarak ağız içi fotoğraflar çekildi. Operasyon sonrası ağrı seviyelerini değerlendirmek amacıyla operasyondan sonra aynı gün, 3, 7 ve 14. gün hastalardan VAS ağrı skalasını işaretlemeleri istendi. Test ve kontrol gruplarında plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ), sondalanabilen cep derinliği (SCD), sondalamada kanama (SK) ve klinik ataşman seviyesi (KAS) değerlerine bakıldığında tüm zaman dilimlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Operasyon sonrası epitelizasyon seviyelerini değerlendirmek amacıyla çekilen ağız içi fotoğraflar İmage J programında bilgisayar ortamında analiz edildi. Test ve kontrol grupları arasında epitelizasyon seviyesi değerlerine bakıldığında 3. günde test grubunda epitelize olmayan alanların seviyesi kontrol grubundan daha az gözlense de tüm zaman dilimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. 21. günde tüm hastalarda epitelizasyonun büyük çoğunlukla tamamlandığı gözlendi. Biyokimyasal parametreler açısından tüm zaman dilimlerine bakıldığında IL-18, PDGF-AA ve IGF-1 seviyeleri benzer bulundu ve istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Operasyon sonrası ağrı seviyeleri değerlendirildiğinde test ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Bu bilgiler dahilinde diyot lazer ve konvansiyonel yöntem ile yapılan gingivektomi operasyonlarının birbirleri üzerinde üstünlüğü olmadığı söylenebilir.
Minivida destekli farklı iki kanın distalizasyon yönteminin etkilerinin üç boyutlu model çakıştırma yöntemi ile karşılaştırılması
Bu split mouth çalışmanın amacı bir tarafta power arm ile diğer tarafta direkt braket kullanılark uygulanan kanin distalizasyonunun mekanizmalarını hız, rotasyon, devrilme ve ankraj kaybı açısından karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya premolar çekimli tedavi ihtiyacı olan 36 birey (ortalama yaş 16.94 ± 3.23) dahil edilmiştir. Mini vida ankraj ünitesi olarak kullanılmış ve bir tarafta direnç merkezine uzatılan power arm üzerinden diğer tarafta direkt braket üzerinden 150 gr distalizasyon kuvveti uygulanmıştır. Randomizasyon tedavi başında kapalı zarflar içine sağ sol yazılıp hastaya seçtirilerek gerçekleştirilmiştir. Hastalardan tedavi başında(T0), birinci ayda(T1), ikinci ayda(T2) ve üçüncü ayda(T3) üç boyutlu ağız içi tarayıcı ile dijital üst çene modelleri elde edilmiştir. Taramalardan önce ark teli çıkarılmış ve kanin dişlerin devrilme miktarının hesaplanabilmesi için vertikal slotlara rehber bükümler yerleştirilmiştir. Her hastanın aylık görüntüleri local best fit yöntemi ile ruga bölgesi üzerinde çakıştırılmıştır. Bu çakıştırmalarda distalizasyon hızı, rotasyon, devrilme ve ankraj kaybı Geomagic Control X yazılımında ölçülmüştür. Direkt retraksiyon tarafından distalizasyon hızı power arm kullanılan tarafa göre daha yüksek bulunmuştur (sırasıyla 2.09 ve 1.57, P = .002). iki teknik arasında rotasyon, devrilme ve ankraj kaybı açısından bir fark görülmemiştir. Distalizasyon hızı ve yaş arasından negatif korelasyon bulunmuştur. Ancak bu korelasyon istatiksel olarak anlamlı değildir. Her iki retraksiyon tekniğinden cinsiyet açısından bir fark bulunmamıştır. Ortodontistler açısından etkinliği ve uygulama kolaylığı, hastalar açısından kullanım kolaylığı düşünüldüğünde direkt retraksiyon tekniği tercih sebebidir.
Dental implant cerrahisinde uygulanan sert doku ogmentasyon materyallerinin farklı uzmanlık alanlarına göre kullanım sıklığının değerlendirilmesi
Alveolar kemiğe uygulanan ogmentasyon işlemleri; greft ve diğer biyomateryallerle rezorbsiyona uğraşmış alveolar kretin genişliğini veya yüksekliğini artırmak ve alveolar kemikte meydana gelen defektlerin tamiri için yapılan prosedürleri kapsar. Meydana gelen rezorpsiyonlar implantların uygun ve doğru pozisyonda konumlandırılmasına engel olmaktadır. Bu nedenden dolayı alveolar kret ogmentasyonu için uygulanan teknikler, uygun protetik rehabilitasyon için ilk şart olmaktadır. Çalışmamızın amacı implant yerleşimi sırasında veya öncesinde ogmentasyon prosedürlerini en sık uygulayan Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi ve Periodontoloji uzmanlarının tercih ettikleri biyomateryallerin kullanım sıklığını değerlendiren bir anket çalışması oluşturmaktır. Çalışmamızda istatiksel analizler sonucunda toplamda 180 uzmanın yer aldığı 16 soruluk bir anket hazırlanmıştır. Anket sonuçlarına göre uzman hekimler sinüs lift işlemlerinde en çok ksenogreft, rezorbe olan membran kullanmaktadır. Yatay ogmentasyon prosedürlerinde sıklıkla kombine greft materyalleri ile rezorbe olmayan membranları; dikey ogmentasyonda yine aynı şekilde kombine greftlerle birlikte rezorbe olmayan membranları tercih etmektedirler. Ağız, diş ve çene cerrahisi uzmanları; Periodontoloji uzmanlarına göre daha sık implant uygulamaktadırlar. Periodontoloji uzmanlarının bariyer membran olarak trombositten zengin fibrin kullanım sıklığı daha fazladır. Periodontoloji uzmanları ayrıca ogmentasyon prosedürlerini daha sık uygulamaktadır.
Adhesiv flashfree ve konvansiyonel seramik braketlerin kopma dayanımı ve renklenme açısından karşılaştırılması: İnvitro çalışma
Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı, termal yaşlanmanın ve 5 farklı sıvının Flash-Free, APC II ve konvansiyonel seramik braketlerin bağlanma dayanımı (BDD), renk stabilitesi ve slot yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Yöntemler: Toplam 210 insan küçük azı dişi rastgele 3 gruba ayrıldıktan sonra grupların herbiri 7 alt gruba ayrıldı. Grup 1: işlem yapılmadı, grup 2: sadece termal döngü (TD), grup 3: TD+ 72 saat vişne suyuna daldırıldı, grup 4: TD+ 72 saat kahveye daldırıldı, grup 5: TD+ 72 saat kolaya daldırıldı, grup 6: TD+ 24 saat yapay mide asidine daldırıldı, grup 7: TD+ yapay tükürükte 72 saat daldırıldı. Bağlanma dayanımı değerleri üniversal test makinesi kullanılarak belirlendi. Renk stabilitesi, CIE Lab renk sistemine dayalı olarak çalışan bir Vita Easy Shade spektrofotometresi kullanılarak değerlendirildi. Braket slot tabanlarının pürüzlülüğünü ölçmek için bir 3B optik profilometre kullanıldı. ARI indeksi de bir ışık mikroskobu ile belirlendi. Bulgular: Termal yaşlanmanın herhangi bir değişken üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı görüldü. Her üç braket grubunda da kola, kahve, vişne suyu ve mide asidinin tümü, slot yüzeyinin pürüzlülüğünü önemli ölçüde artırdı. Bununla birlikte, bu sıvıların neden olduğu pürüzlülükte istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. En düşük BDD değeri (13.39 + 3.49 Mpa) mide asidi grubunda gözlendi. Ancak bu en düşük BDD değeri klinik olarak kabul edilebilir düzeydeydi. Gastrik asit ve kolanın en büyük renk değişikliğine neden olduğu gözlemlendi. Ayrıca maruz kalma süresi arttıkça renklenmenin arttığı ortaya çıktı. Sonuçlar: Termal yaşlanmanın renk değişiminde ve yüzey pürüzlülüğünde belirgin bir etkisi görülmemiştir. Farklı pH değerindeki sıvılar APC flash free, APC II ve konvansiyonel seramik braketlerde renk değişimine ve yüzey pürüzlülüğünün artmasına neden olmuştur. Üç grup arasında konvansiyonel seramik braketler en yüksek bağlanma dayanımı değerine sahip iken en düşük değer APC Flash-free braketlerde bulunmuştur. Her üç grupta da bağlanma dayanımı değeri, mide asidinde tutulduktan sonra bile klinik olarak kabul edilebilirdi. Anahtar kelimeler: Bağlanma dayanımı, Profilometre, Spektrofotometre
Farklı basamak dizaynının PEEK ve PEKK alt yapı materyalleri kullanıldığında periodontal ligament, diş, kemik ve alt yapı materyallerindeki strese etkisinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi
Amaç: Diş hekimliğinde hastaların artan estetik beklentileri sebebiyle metalsiz restorasyonlar önem kazanmaktadır. Bunun sayesinde polimerlerin kullanımı her geçen gün artmaktadır. Poliarileterketon (PAEK) ailesi mevcut restoratif materyallere alternatif olarak düşünülmektedir. PAEK ailesinin diş hekimliği alanında kullanılan Polietereterketon (PEEK) ile Polieterketonketon (PEKK) olmak üzere 2 farklı türü bulunmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı: farklı basamak tiplerinde metal destekli restorasyonlara alternatif olarak PEEK ve PEKK alt yapı materyallerinin, seramik ve kompozit üst yapı materyalleriyle kullanılmasıyla periodontal ligament, diş, kemik içi, alt yapi ve üst yapı materyallerindeki oluşan strese etkisinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada; dört farklı basamak dizaynı bulunan maksillar 1. molar diş üzerine PEEK, PEKK alt yapı ve porselen, kompozit üst yapı tasarlandı. Hazırlanan restorasyona oblik ve vertikal kuvvetler uygulanarak kortikal kemik, spongioz kemik, periodontal ligament, dentin, pulpa, alt yapı ve üst yapıdaki maksimum asal stres, minimum asal stres, von mises stres bulgularına bakıldı. Araştırma üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile statik lineer analiz yapılarak gerçekleştirildi. Bulgular: Kortikal kemikteki en yüksek maksimum principle stres değeri vertikal kuvvet uygulandığında (16.1712MPa) grup 13(pekk alt yapı-porselen üst yapı-chamfer basamak) de gözlenmiştir. Kortikal kemikteki en yüksek minimum principle stres değeri oblik kuvvet uygulandığında (-27.3487MPa) grup 2 (peek alt yapı-kompozit üst yapı-shoulder 900 basamak) de gözlenmiştir. Spongioz kemikteki en yüksek maksimum principle stres değeri (1.35926MPa) grup 2 de gözlenmiştir. Spongioz kemikteki en yüksek minimum principle stres değeri vertikal kuvvet uygulandığında (-2.41887MPa) grup 4 (peek alt yapı-porselen üst yapı-shoulder 1350basamak) de gözlenmiştir. Periodontal ligamentteki en yüksek von mises stres değeri vertikal kuvvet uygulandığında (1.547746MPa) grup 13 da gözlenmiştir. Dentindeki en yüksek von mises stres değeri oblik kuvvet uygulandığında (1833.63MPa) grup 13 de gözlenmiştir. Alt yapıdaki en yüksek von mises stres değeri grup da gözlenmiştir. Alt yapıdaki en yüksek von mises stres değeri oblik kuvvet uygulandığında (288.305 MPa) grup 13 de gözlenmiştir. Üst yapıdaki en yüksek von mises stres değeri oblik kuvvet uygulandığında (9587.1 MPa) grup 15(pekk alt yapı-porselen-chamfer basamak) de gözlenmiştir. Sonuç: Üst yapıda meydana gelen stresler değerlendirildiğinde alt yapı farketmeksizin hem kompozit hem porselen üst yapıda shoulder 900 ya da derin chamfer basamak tercih edebiliriz. Anahtar Kelimeler: Sonlu Elemanlar Analizi, Polietereterketon, Polietetketonketon, Basamak Dizaynı
Sabit ortodontik tedavi gören hastalarda farklı fırça tiplerinin ağız hijyenine etkisinin periodontal ve mikrobiyolojik yönden incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, sabit ortodontik tedavi gören hastalarda manuel ve akıllı fırçaların etkinliğini periodontal indeksler ve tükürükteki bakteri içeriği açısından karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya sabit ortodontik tedavi gören 40 hasta (20 kadın, 20 erkek; yaş aralığı 12-18) dahil edilmiştir. Hastalar rastgele 1:1 oranında kapalı zarf tekniği kullanılarak iki gruba ayrılmıştır: Grup 1: Manuel ortodontik fırça (Oral-B Ortho Brush), Grup 2: Akıllı diş fırçası (Oral-B Genius 8900). Tüm katılımcılara aynı diş macunu verilmiştir (Colgate Triple Action). Her katılımcı için fırçalama prosedürü hem sözel olarak hem görsel olarak video izlettirilerek ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Çalışmanın başlangıcında (T0), 6. haftasında (T1) ve 12. haftasında (T2) hem alt hem de üst ark için plak, gingival ve sondlamada kanama indeks skorlamaları kaydedilmiştir. Ayrıca T0, T1 ve T2 zamanlarında toplanan tükürük örneklerinde gerçek zamanlı PCR analizi ile S. mutans, L. casei ve P. gingivalis bakterilerinin sayıları belirlenmiştir. Gruplar arası verileri karşılaştırmak için Mann-Whitney U testi ve Student t testi, her grup için farklı zaman aralıklarındaki verileri karşılaştırmak için tek yönlü ANOVA ve Friedman testleri kullanılmıştır. Bulgular: Grup 1'in T1 ve T2 zaman noktalarındaki plak indeks değerlerinin Grup 2'ye göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Her iki grubun gingival indeks ve sondlamada kanama skorlarının tüm zaman noktalarında benzer olduğu bulunmuştur. Grup 2'de T0 ve T2 zaman noktalarında daha fazla sayıda S. mutans bulunurken, T1'de gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Her üç zaman noktasında gruplar arasında L. casei seviyelerinde anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Grup 2'de T1 ve T2 zaman noktalarında T0'a göre daha az sayıda L. casei tespit edilmiştir. Her iki grubun P. gingivalis seviyelerinin T0 ve T2 zaman noktalarında benzer olduğu bulunmuştur. Sonuç: Akıllı fırçanın manuel fırçaya göre plak temizliğinde daha etkili olduğu bulunmuştur. Gingival indeks skorları plak indeks skorları arasında net bir korelasyon gözlenmemiştir. Tükürükteki bazı bakterilerin sayısı ile fırça tipi arasında net bir ilişki olmadığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Ağız hijyeni; Plak temizliği; Gingivitis; Ortodontik tedavi gören hastalar; Elektrikli diş fırçası
Farklı kalınlıktaki farklı basamak tiplerinin Zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat cam seramik kronların kırılma dayanımı üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı basamak tiplerinin ve kalınlıklarının zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat cam seramik (ZLS) kronların kırılma dayanımı üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Örneklerin elde edileceği 6 mm kuron boyu ve 6°taper açısında, düz oklüzal (anatomik olmayan) yüzeyli prepare edilmiş mandibular 1. molar dişini temsil eden güdükler, standardizasyonun sağlanması amacıyla CAD/CAM freze ünitesinde hazırlandı. Örnekler farklı basamak tipi ve kalınlıkta olmak üzere 8 gruba ayrıldı. Birinci grupta;1 mm 135° shoulder basamak, ikinci grupta;1 mm 90° shoulder basamak, üçüncü grupta;1 mm chamfer basamak, dördüncü grupta;1 mm deep chamfer basamak, beşinci grupta;0,5 mm 135° shoulder basamak, altıncı grupta;0,5 mm 90° shoulder basamak, yedinci grupta;0,5 mm chamfer basamak, sekizinci grupta;0,5 mm deep chamfer basamak şeklinde hazırlandı. Bu hazırlanan güdüklerden silikon kalıp kullanılarak her bir grup için 11 adet olacak şekilde toplam 88 adet epoksi rezinden die model elde edildi. ZLS kronlar rezin siman ile epoksi rezin die üzerine simante edildi. Örnekler 5 °C ile 55 °C arasında 5000 termal siklusa tabi tutuldu ve daha sonra Universal test cihazında 1 mm /dk yükleme hızı ile kırılma direnci testi uygulandı. Kırık örnekler Burke sınıflamasına göre kategorize edildi. Kırılan yüzeyler SEM' de (Tarayıcı Elektron Mikroskobu) incelendi. Veriler Shapiro- Wilk, Oneway Anova testleri kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,002; p<0.05). Çalışmamızda elde edilen verilere göre 1 mm chamfer basamak(1749,88±327,69 N) olarak hazırlanan ZLS kronlarının kırılma dayanım değerlerinin en yüksek olduğu ve 0,5 mm 90° shoulder basamak(1030,91±432,84 N) ile hazırlanan ZLS kronlarının kırılma dayanım değerlerinin en düşük olduğu bulunmuştur. Sonuç: Farklı basamak tiplerinin ve kalınlıklarının ZLS kronların kırılma dayanımını etkilediği, 1 mm chamfer basamak dizaynının ZLS kronların kırılma direncini arttırdığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Chamfer basamak şekli, Shoulder basamak şekli, Kırılma direnci, Zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat(ZLS)
İmplant cerrahisinden önce yapılan farklı bilgilendirme yöntemlerinin tükürük kortizol ve anksiyete düzeylerine olan etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızın amacı, implant cerrahisinden önce yapılan farklı bilgilendirme yöntemlerinin tükürük kortizol ve anksiyete düzeylerine olan etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Her grupta 34 hasta olmak üzere toplamda 68 hasta çalışmaya dahil edildi ve kapalı zarf tekniği kullanılarak hastaların 2 gruba ayrılmaları sağlandı. İlk gruptaki hastalara dental implant cerrahisindeki işlem süreci ve operasyondan sonraki süreç ile ilgili sözlü bilgilendirme yapıldı. İkinci gruptaki hastalara ise implant cerrahisi sürecini gösteren hazırladığımız video izletildi. Hastalara bilgilendirme öncesi ve sonrası MDAS, STAI-S ve STAI-T anketleri uygulandı. Ayrıca hastaların stres düzeylerini karşılaştırabilmek amacıyla başlıca stres biyobelirteci olan kortizolün düzeyine bilgilendirme öncesi ve sonrası olmak üzere 2 kez tükürük örneği toplanarak bakıldı. Stresin ağrı düzeyine etkisini değerlendirmek için VAS kullanıldı. İstatistiksel analizde ise Kolmogorov Smirnov testi, Mann–Whitney U testi, t testi kullanıldı. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler Ki kare/Fisher exact analizi ile, sürekli değişkenler arasındaki ilişkiler ise Spearman korelasyon analizi ile incelendi. Bulgular: Çalışmamızda sözlü bilgilendirme yapılan grup ile video izletilerek bilgilendirme yapılan grup arasında anksiyete düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Sözlü bilgilendirme yapılan grupta internetten video izleyen hastaların oranı (%64.7), video izletilerek bilgilendirme yapılan gruba göre (%26.5) anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0.01). Bilgilendirme sonrası STAI durumluluk puanı ve modifiye dental anksiyete skalasında bilgilendirme öncesi STAI durumluluk puanı ve modifiye dental anksiyete skalasına göre pozitif yönde anlamlı bir korelasyon bulundu. Aynı şekilde bilgilendirme öncesi ve sonrası kortizol düzeyi arasında da pozitif bir korelasyon bulundu. Sonuç: Yapılan farklı bilgilendirme yöntemlerinin birbirleri üzerine üstünlüklerini bulamamıza rağmen uzmanlar tarafından yapılan bilgilendirmenin dental anksiyetenin azaltılmasında etkili olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Dental Anksiyete, Kortizol, İmplant Cerrahisi
Dişeti büyümesi tedavisinde enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin kullanılarak yara iyileşmesindeki etkinliğini değerlendirmek
Amaç: Bu çalışmanın amacı gingivektomi ve gingivoplasti ameliyatı sonrası enjekte edilebilen trombositten zengin fibrin (E-TZF) uygulamasının erken dönem yara iyileşmesine etkisini değerlendirmekti. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü tek kör olarak planlanan çalışmada 46 hastaya gingivektomi ve gingivoplasti ameliyatı uygulandı. Ameliyat sonrası E-TZF uygulanan bölgeler, kontrol bölgeleriyle karşılaştırıldı. 3.,7., 14. ve 21. günde modifiye Manchester skar skalası (MMS) ile Landry,Turnbull ve Howley (LTH) indeksi kullanılarak yara iyileşmesi değerlendirildi. Ağrıyı ölçmek için 7 günlük visual analog skalası (VAS) kullanıldı. Bulgular: Kontrol grubunun 3.,7.,14.,21. günlerde mira-2 tone ile boyanma miktarı test grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Kontrol grubunun 3., 7., 14. ve 21. günde LTH indeksi değerleri test grubundan anlamlı düzeyde düşük, MMS skalası değerleri test grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu.Vaskuler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) değeri başlangıç,2.hafta. ve 3.haftalarda, fibroblast büyüme faktörü-10 (FGF-10) değeri 2. ve 3.haftalarda kontrol grubunda test grubundan anlamlı seviyede yüksek bulundu. Sonuç: Gingivektomi ve gingivoplasti oparasyonları sonrası E-TZF uygulamasının yara iyileşmesi üzerine olumlu etkilerinin olduğu tespit edildi. Bununla birlikte FGF-10 ve VEGF değerlerinin kontrol grubunda daha yüksek çıkması kontrol grubunda yara iyileşmesinin daha yavaş olmasından kaynaklanıyor olabilir. Anahtar kelimeler: E-TZF, gingivektomi, VEGF, FGF-10