
80
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
On-pump yöntemle koroner arter by-pass greft cerrahisi geçiren hastalarda pulmoner rehabilitasyonun solunum fonksiyonlarına ve yaşam kalitesine etkisi
Pulmoner rehabilitasyon cerrahi girişim geçiren hastalarda postoperatif pulmoner komplikasyonların önlenmesi bakımından, preoperatif ve postoperatif tedavinin önemli bir bileşenidir. Bu çalışmada, on-pump yöntemle koroner arter by-pass greft cerrahisi geçiren hastalarda uygulanan pulmoner rehabilitasyon programının, hastaların solunum fonksiyonlarına ve yaşam kalitesine olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak planlanan çalışmaya Ağustos 2016 - Aralık 2017 tarihleri arasında Afyon Özel Park-Hayat Hastanesi'nin, Kalp Damar Cerrahi Kliniği'nde on-pump yöntemle KABG cerrahisi geçiren 50 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan hastalar deney ve kontrol olmak üzere iki gruba ayrılmış; preoperatif ve postoperatif dönemde pulmoner rehabilitasyon uygulanan hastalar deney grubunu, standart bakım alan hastalar ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Deney grubundaki hastalara preoperatif dönemde solunum egzersizleri, insentif spirometre kullanımı, mobilizasyon teknikleri, alt-üst ekstremite egzersizleri hakkında eğitim verilerek uygulama yaptırılmıştır. Postoperatif dönemde de bu egzersizler her gün aşamalı olarak arttırılarak günde bir kez hastalara uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara ise standart hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Çalışma bulguları incelendiğinde; deney grubunun %68'ini, kontrol grubunun ise %56'sını erkek hastalar oluşturmuştur. Hastaların yaş ortalamalarının her iki grupta da >60 yaş ve üzerinde olduğu saptanmıştır. Deney grubunda %64, kontrol grubunda ise %68 oranında bir yandaş hastalık olduğu belirlenmiştir. Beden kitle indeksine göre deney grubunda bulunan hastaların %48'inin, kontrol grubundaki hastaların ise %52'si obezdir. Hastaların SFT değerlerinde FEV1/FEVC değeri dışındaki tüm değerlerde preoperatif değerlere göre postoperatif 4.günde anlamlı bir şekilde azalma meydana gelmiştir (p<0.05). FEV1 ve FEVC değeri için bu azalma deney grubunda kontrol grubuna oranla daha az olmuştur. 6 DYT' de hastaların, preoperatif döneme göre servisteki 4.gün yürüme mesafelerindeki azalmanın deney grubunda (%34.148) kontrol grubuna (%36.682) göre daha az oranda olduğu saptanmıştır. SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin alt boyutlarının puan ortalamaları incelendiğinde fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, emosyonel rol kısıtlılığı, sosyal işlevsellik ve ağrı alt boyutları puan ortalamalarında azalma; mental sağlık, ve genel sağlık algısı alt boyut puan ortalamalarında ise artış gözlendiği saptanmıştır. Çalışma bulgularımız on-pump yöntemle koroner arter by-pass greft cerrahisi geçiren hastalarda solunum fonksiyonları ve yaşam kalitesinin; pulmoner rehabilitasyon uygulanan hastalarda standart hemşirelik bakımı alan hastalara göre daha iyi sonuçlar verdiğini göstermiştir. Bu sonuçlar koroner arter by-pass greft cerrahisi geçiren hastalarda pulmoner rehabilitasyonun preoperatif ve postoperatif dönemde hastanın tedavi sürecinde uygulanabilecek bir destek tedavi yöntemi olduğunu desteklemiştir.
Deneysel tip 1 diabet oluşturulmuş ratlarda mezenşimal kök hücre ile insülin tedavisinin karşılaştırılması
Deneysel Tip 1 Diabet Oluşturulmuş Ratlarda Mezenşimal Kök Hücre Tedavisi ile İnsülin Tedavisinin Karşılaştırılması Beta hücre harabiyetiyle karakterize diyabet dünya çapında mortalite ve morbiditenin en önemli nedenlerinin başında gelmektedir. Günümüzde en yaygın klinik tedavi uygulaması olarak ekzojen kaynaklı insülin replasmanı kullanılmaktadır. Bununla birlikte uzun süreli insülin kullanımının meydana getirdiği komplikasyonlar nedeniyle alternatif tedavi şekilleri araştırılmaktadır. MKH tedavisi bu uygulamalar içinde üzerinde çalışılan yöntemlerden birisidir. Ancak kök hücre uygulaması sonrasında multifaktöriyel olumsuz şartların oluşturduğu hücresel stres nedeniyle meydana gelen hücre kaybı kök hücre tedavisi modellerinin geliştirilmesine yönelik bir araştırma alanının doğmasına neden olmuştur. Çalışmamızda MKH'lerin erkek albino sıçanlarında Streptozotosin ile indüklenen diyabet üzerindeki etkisini, potansiyel terapötik etkisini ve insan hastalıklarında olası uygulamalarını keşfetmeyi amaçladık. Bu araştırmada 24 erkek Wistar albino cinsi rat (250 - 300 gram) kullanıldı. Dört gruba ayrıldı: Grup I (Diyabetik grup), Grup 2 (İnsülin tedavisi alan diyabetik grup), Grup 3 (MKH ile tedavi edilen diyabetik grup) ve Grup 4 (MKH ve İnsülinle tedavi edilen diyabetik grup). Diyabet modeli, STZ'nin (50 mg / kg) intraperitonal enjeksiyonu ile oluşturuldu. MKH, Grup 3 ve Grup 4'te sıçan pankreasına intrapankreatik olarak tek seferde enjekte edildi ve üç hafta sonra bütün deney grupları sakrifiye edildi. Deney süresince tüm deneklerin kan glikoz ve insulin seviyeleri ölçüldü. Sonuç olarak MKH tedavisi istatiksel olarak anlamlı olmamasına karşın Tip 1 diyabet oluşturulan ratlarda dokusal düzeyde önemli rejeneratif yeteneklere sahipti. Fonksiyonel anlamda bu etkinliğinin de olduğu gözlemlendi. Bu sonıuçlar ışığında MKH tedavisinin sağlıklı pankreas morfolojisinin kazanılmasınında ve Tip 1 Diyabet tedavisinde ek bir tedavi uygulaması olarak kullanılabileceği düşünüldü. Tip 1 diyabet vakalarında histopatolojik iyileşme yönünde katkı yapmasına karşın bu etkinin vücut için daha efektif olması için ek bir moleküle ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Çalışmamızın sonuçları bu molekülün erken kısa dönemde insülin olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Mezenkimal Kök Hücreler, Streptozotosin, Diyabetik Rat, İnsülin
Tekrarlayan gebelik kaybı olan çiftlerde polimorfik varyant kabul edilen kromozom değişikliklerinin değerlendirilmesi
Abortus gebeliğin 20. haftasından önce embriyonun, uterustan spontan olarak atılmasıdır. Tekrarlayan gebelik kaybı (TGK) ard arda iki ya da daha fazla gebeliğin abortus ile sonuçlanmasıdır. Genel popülasyonda ilk trimester gebeliklerin yaklaşık %10-15'i spontan abortus ile sonuçlanır. Tekrarlayan gebelik kaybı ise %1-2 sıklıkla meydana gelir. Genel olarak TGK'nın etiyolojisinde %2-5 arasında genetik nedenler bulunmaktadır. İlk trimester TGK'nın %60'ı, 2. Trimester TGK'nın %10-15'i, 3. trimester ölü doğumların %5'inden kromozom anomalilerinin sorumlu olduğu bildirilmiştir. Retrospektif vaka taraması ve sağlıklı kontrol grubu ile yaptığımız çalışmamızda; 2007-2017 yılları arasında, tekrarlayan gebelik kaybı nedeniyle Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalına başvuran bireylerde yapılan sitogenetik analizlerin değerlendirilmesi amaçlandı. İki ya da daha fazla tekrarlayan gebelik kaybı olan 1688 olgu klinik ve sitogenetik verileriyle birlikte değerlendirildi. Vaka grubu ile birlikte bilinen herhangi bir kalıtsal hastalığı olmayan, akraba evliliği yapmamış, sağlıklı çocuk sahibi olabilen, düşük ve/veya ölü doğum öyküsü bulunmayan 40 çiftin de sitogenetik analiz sonuçları değerlendirildi. Vaka grubunda 488 bireyin (%28.9), kontrol grubunda 13 bireyin (%16.2) polimorfik kromozom varyant taşıdığı gözlendi. Sonuçlarımız analiz edildiğinde tekrarlayan gebelik kaybı ile kromozom polimorfizmlerinin assosiasyon gösterdiği belirlenmiştir Tekrarlayan gebelik kaybı olan çiftlere karyotip analizinin yapılması çiftlerin sonraki gebeliklerinin prognozu açısından yol gösterici olacaktır.
Bilgi, motivasyon, davranış becerileri modeli'ne dayalı verilen eğitimin emzirme başarısına etkisi: Bir varsayımsal model
Bu çalışmanın amacı bilgi, motivasyon, davranış becerilerinin emzirme başarısı üzerine etkisini bir varsayımsal model üzerinde incelemektir. Bu kesitsel araştırma 1 Ocak – 31 Ekim 2018 tarihleri arasında Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nde doğum yapan 229 anne ile yürütülmüştür. Veriler Yapısal Eşitlik Modeli ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 25.92±4.91'dir. Kadınların %22.7'si daha önce emzirme konusunda bilgi aldığını, %19.7'si bu bilgiyi sağlık personelinden edindiğini belirtmiştir. Bilginin davranış becerileri (β=-0.226; p<0,001) ve öz bakım davranışları (β=-0.214; p<0,001) üzerinde negatif bir etkisinin olduğu görülmektedir. Annenin (β=0.42) ve eşinin (β= 0.56) emzirme konusundaki olumlu tutumu, daha yüksek motivasyon ile ilişkili bulunmuştur (p<0,001). Davranış becerilerinin öz bakım davranışları üzerine (β=0.156, p<0.05); öz bakım davranışlarının da sağlık sonuçları (β=0.149, p<0.05) üzerinde olumlu bir etkisi vardır. Ayrıca bilgi ve motivasyon arasında negatif bir ilişki bulunmuştur (r=-0.571; p<0.001). Bilginin davranış becerileri üzerine direk (β=-0.226, p=0.021); öz bakım davranışları üzerine hem doğrudan (β=-0.215, p= 0.019) hem de dolaylı etkisi vardır (β=-0.035, p=0.011). Davranış becerileri, öz bakım davranışlarını doğrudan etkilemektedir (β=0.156, p=0.009). Sağlık sonuçları ise öz bakım davranışlarından doğrudan (β=0.149, p=0.093); davranış becerilerinden (β=0.023, p=0.036) dolaylı olarak etkilenmektedir. Çalışmanın ikinci aşamasında Bilgi, Motivasyon ve Davranış Becerileri (IMB) Modeline dayalı verilecek eğitiminin emzirme başarısına etkisi değerlendirmektir. Tek gruplu öntest-son-test deneysel araştırma tasarımı kullanılan ikinci aşama, 1 Mart – 1 Haziran 2018 tarihleri arasında Afyonkarahisar Devlet Hastanesi Lohusa ve Doğum Cerrahi Servisi'nde doğum yapan 50 emziren anne ile yürütülmüştür. Gruba IMB Modeline dayalı emzirme eğitim programı uygulanmıştır. Bu eğitimlerde laktasyon süreci, anne sütü, emzirmenin önemi, emzirme teknikleri, emzirmenin duygusal boyutu, yararları, emziren anneye desteğin önemi gibi konulara yer verilmiştir. Veriler anket formu yardımıyla görüşme yöntemi ve gözlem yoluyla toplanmıştır. Eğitim öncesinde ve eğitimden dört hafta sonra tekrar veri toplama araçları uygulanarak eğitimin etkisi değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Student t, Mann Whitney U testleri, Eşleştirilmiş t testi ve Willcoxon testi kullanılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 26.7±5.4, ortalama gebelik sayısı 2.42±1.3, ortalama yaşayan çocuk sayısı 2.00±0.88'dir. Grubun sontest ölçümlerinde ölçek puanlarının tümünde anlamlı artış tespit edilmiştir (p<0.05). Bu sonuçlar IMB modeline dayalı eğitimin annelerin emzirme konusundaki bireysel ve sosyal motivasyonunu, davranış becerilerini, öz yönetim davranışlarını ve sağlık sonuçlarını iyileştirerek emzirme başarısına olumlu katkı sağladığını göstermektedir. Bu gerekçelerle emzirme konusunda annelerin bilgi düzeyini yükseltecek, motivasyon kaynaklarını arttıracak ve davranış becerilerini geliştirecek IMB modeline dayalı eğitim programlarının yürütülmesi yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler : Anne sütü,Bilgi-Motivasyon-Davranış Becerileri Modeli,eğitim, emzirme başarısı,emzirme
Travayda duş almanın annenin doğum ve doğum sonrası konforuna etkisi
Konfor günlük hayatı değiştiren rahatlık anlamına gelmektedir. Doğumda kadının memnuniyetini sağlamak büyük ölçüde konforunu sağlamakla ilişkilidir. Nonfarmakolojik yöntemler, annenin doğum memnuniyeti arttırmaktadır. Çalışmamızda nonfarmakolojik yöntemlerden birisi olan duşun doğum konforuna etkisi değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı travayda duş almanın annenin doğum ve doğum sonrası konforuna etkisini araştırmaktır. Çalışmada randomize kontrollü çalışma modeli kullanılmıştır. Bu çalışma Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nde yapılmıştır. Travayda doğum bekleyen ve eylemin aktif fazında bulunan gebeler rastgele 1:1 oranında deney ve kontrol gruplarına (50+50) ayrılmıştır. Veriler anket formu ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Anket ilki doğum öncesinde, ikincisi doğum sonrasında uygulanmak üzere iki kısımdan oluşturulmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde normal dağılan değişenlerde iki bağımsız grup karşılaştırılmasında Student t, normal dağılmayanlar için Mann Whitney U testleri, kategorik değişkenler için ki-kare testi kullanılmıştır. Çalışmamızda grupların sosyodemografik özellikleri (çalışma durumu hariç), jinekolojik öyküleri, gebeliğe ilişkin özellikleri ve Doğum Sonu Konfor Ölçeği'nin sosyokültürel alt boyutu dışında diğer ölçek puanlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p<0,05). Deney grubunda doğum memnuniyeti ve doğum sonu konforu arasında kuvvetli (r= 0,68), doğum memnuniyeti ile bebeğin 5. dk Apgar skoru (r= 0,40) ve kord pH'ı arasında orta kuvvetli (r= 0,40); doğum sonu konforu ve kord pH'ı arasında orta kuvvetli bir ilişki bulunmuştur (r= 0,38). Ayrıca deney grubunda epizyotomi yapılmayan kadınların doğum sonu konfor (p<0.05) ve memnuniyet puanları (p<0,05) anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Deney grubunda ilk yarım saatte bebeğini emziren kadınların doğum sonu konfor ve doğum memnuniyeti puanları anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Çalışmamızın sonuçları duşun doğum memnuniyeti ve doğum sonu konfor üzerine direk bir etkisi olmasa da, doğum sonuçlarını olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Doğum konforu ile ilgili yapılmış çalışma sonuçları; girişimleri "işe yarar", "işe yarayabilir" ve "yetersiz veri" olarak üç kategoride toplamıştır. "İşe yarayabilir" uygulamalardan biri olan hidroterapi yöntemleri, standart bakım ile karşılaştırıldığında ağrıyı azalttığı ve doğum memnuniyetini arttırdığı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Doğum, Doğum memnuniyeti, Doğum konforu, Doğum sonu konfor, Duş alma.
İnfertil kadınların sağlıklı yaşam davranışları üzerine obezitenin etkisinin değerlendirilmesi
Obezite ile infertilite arasında güçlü bir ilişki olduğu ve obezitenin doğurganlığı olumsuz olarak etkilediği bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı, obezitenin infertil kadınların sağlıklı yaşam davranışları üzerine etkisini değerlendirmektir. Gözleme dayalı ve tanımlayıcı olarak planlanan araştırma, 1 Ocak ve 1 Kasım 2018 tarihleri arasında infertilite polikliniğine başvuran ve yaşı 18 ile 40 yıl arasında değişen 317 kadın üzerinde yürütülmüştür. Araştırma verileri, karşılıklı görüşme yöntemi ile, anket formu kullanılarak toplanmıştır. Anket formu; hastaların sosyo-demografik özelliklerini, vücut kitle indekslerini (VKİ), laboratuar bulgularını ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ) testlerini içermektedir. İstatistiksel analizler, Sosyal Bilimler için İstatistiksel Paket 25.0 programı ile yapılmış olup anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak dikkate alınmıştır. Çalışmaya katılan hastalarda, VKİ gruplandırmasına göre zayıf (17.7±0.6 kg/m2), normal (22.2±1.7 kg/m2), kilolu (27.3±1.4 kg/m2) ve obez (33.4±3.4 kg/m2) olgularda infertilite süresinin anlamlı olarak uzadığı bulunmuştur. Öte yandan, VKİ değerlerine göre SYBDÖ skorlarında anlamlı bir fark saptanmazken VKİ ile folikül uyarıcı hormon (FSH) ve prolaktin arasında da negatif ve anlamlı bir korelasyon saptanmıştır. Obezite, doğurganlığı olumsuz yönde etkilediği için infertilite tedavisine başvuran kadınlarda VKİ değerleri göz önüne alınmalı, gerekli durumlarda hemşire ve diyetisyen işbirliğinde çalışılmalı; dolayısıyla, tedavi etkinliğinin arttırılması sağlanmalıdır.
Assessing the awareness and level of conciousness about cervical cancer, cervicovaginal smear and hpv: A survey
As in all types of diseases, improving technology and alternative threatment methods affect screening programs, diagnoses and treatment processes in cancer patients. While building the awareness level; either media and/or social relations with relatives or pers make up the perception about the diseases. The human nature can understand everything better by means of disintegration. Due to this, consciousness, cognition and awareness are of importance. These terms are somehow related and strongly correlated to each other. Cervical cancer is the second most common gynecological cancer. The women need to develop their awareness and increase their consciousness level about HPV and cervical cancer so that they would allow HPV vaccines to be administered to them. Based on this hypothesis, I have conducted this thesis to investigate the awaraness of Turkish women living in Afyonkarahisar about HPV and ccaervical cancer. The study cohort included 200 patients who were admitted to the out-patient clinics of the study hospitals. It had been observed that these patients were not aware of HPV and cervical cancer as much as they should be. Moreover, it had been determined that awareness about HPV and cervical cancer was significantly higher in women who graduated from university, had a profession, resided at town centers and used internet. These data indicate that screening programs for cervical cancer in Turkey should target the women who have primary education level, reside in villages, and do not use internet. It should be provided that these women should have easy access to screening and education programs desgined for cervical cancer.
Gebelik döneminde kullanılan sertralin fluoksetin ve escitalopram'ın nöral sistem gelişim üzerine olan etkilerinin karşılaştırılması
Gebelik dönemi, hormonal ve psikososyal yaşam tarzı değişikliklerinin olduğu bir dönemdir. Bu nedenle gebelik döneminde anksiyete. depresyon, obsesif kompulsif bozukluk gibi hastalıklar başlayabildiği gibi; psikotrop ilaç kullanımındaki aşırı kısıtlılıklardan dolayı da mevcut ciddi psikiyatrik bozukluklar sıklıkla görülebilmektedir. Gebeliklerin büyük bir bölümünün plansız olduğu düşünüldüğünde bu problemlerin aşılması hem gebe yönünden hem de fetüs yönünden bazı sorunlara neden olmaktadır. Neredeyse tüm prenatal dönemdeki antidepresan kullanımı fetüste anomali riski taşımaktadır. Biz de yaptığımız tez çalışmamızda fluoxetin, escitalopram ve sertralinin nöral sistem üzerine olan teratojenik etkileri değerlendirildik. Gebelik tayini yapılan ratların gebelik döneminin ilk gününden itibaren ilaçlar gavaj yoluyla verildi ve 16. Günde fetüsler anne karnınan alındı. Histolojik takip yapılan fetüsler immünohistokimyasal boyama yapılarak nöral sistem üzerindeki nNOS ve p73 ekspresyonları belirlenip, immünopozitif hücreler sayılarak oranlandı ve sonuçlar istatiksel olarak analiz edildi. Aynı zamanda fetüsün boy uzunluğu ve korteks kalınlığına bakılarak gelişim bakımından değerlendirildi. Sonuç olarak; fetüslerin boyları ve korteks kalınlığı açısından değerlendirildiğinde her üç ilaç verilen grubun kontrol grubuna göre azalma olduğu gözlendi. nNOS ve p73 ekspresyonları değerlendiridiğinde en belirgin etkiyi sertralin ilacı verilen grupta görüldü. Kontrol grubuna göre fluoxetin ve escitalopram verilen ilaç gruplarında da azalma olduğu gözlendi. Fluoxetin ilacı verilen grubun embriyotoksik bakımından diğerlerine göre daha az olması bu ilacın gebelik döneminde kullanımının tercih edilebilir olduğunu düşünmekteyiz.
Metisilin dirençli staphylococcus aureus (MRSA)'larda daptomisin ve linezolid direncinin retrospektif olarak değerlendirilmesi
Hastane kökenli ve de toplum kökenli en önemli infeksiyon etkenlerinden biri de bilinmektedir ki Staphylococcus aureus bakterisidir. Ciddi infeksiyonlara neden olan bu bakteri, deri ve yumuşak doku infeksiyonlarına, bakteriyemiye, solunum sistemi infeksiyonlarına, üriner infeksiyonlara neden olmaktadır. MRSA infeksiyonlarında uzun yıllar vankomisin antibiyotiği başarılı bir şekilde kullanılmıştır. 1996 senesinde ise ilk defa vankomisine orta duyarlılık gözlenmiştir. Bir yıl sonra da Japonya'da ilk vankomisin dirençli S.aureus'un heterojen izolatı tanıtılmıştır. MRSA suşları bilinmektedir ki bütün β-laktam grubu antibiyotiklere dirençlidir. Aminoglikozid, tetrasiklin, linkozamid, kinolon gibi antibiyotiklere de direnç gösterirler. Son yıllarda glikopeptidlere de direnç geliştiği görülmektedir. Dolayısıyla daptomisin, linezolid, tigesiklin gibi antibiyotiklerin de tedavide kullanımı başlamıştır. Görülmektedir ki S.aureus bakterisi kazanmış olduğu dirençler ile yeni yeni birçok antibiyotik arayışına götürmektedir. Biz de bu çalışmamızda, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 2012/2015 yılları arasında görülen MRSA suşlarının daptomisin ve linezolid antibiyotiklerine olan direnç durumlarını retrospektif olarak değerlendirilmesini amaçladık. Geçmişe yönelik olarak çalıştığımız bu bakteri suşlarından MRSA olarak tanımlananların, hangi klinik ve yoğun bakımdan, hangi klinik materyalden, hangi cinsiyetteki hastalardan izole edildikleri ve daptomisin ve linezolid antibiyotiklerine olan direnci incelendi. Toplamda 618 hasta çalışılmıştır. Bu 618 hastadan 130 tanesinde MRSA gözlemlenmiştir. Bu MRSA suşları 26 klinik ve yoğun bakımdan gelen numunelerdendir. Diğer 488 hastadan alınan numuneler ise çeşitli stafilokok türleridir. Buna göre MRSA'nın diğer etkenlere göre görülme durumu % 21,035 olarak hesaplanmıştır. Bu numunelerden MRSA durumları ise; 2 apse, 3 balgam, 2 burun, 1 diyabetik ayak, 1 doku, 9 idrar, 53 kan, 1 kulak, 26 trakeal aspirat ve 32 yara şeklindedir. MRSA görülen 130 hastadan 83 tanesi erkek, 47 tanesi kadın hastadır. Buna göre %63,84 erkek, %36,15 kadın hasta profili görülmüştür. 130 hastada görülen MRSA üzerinde yapılan çalışmada 4 tanesinde Linezolid dirençliyken 126 tanesinde duyarlı görülmüştür. 77 tanesinde daptomisin dirençliyken 53 tanesinde duyarlı görülmüştür. Daptomisin duyarlı olan 53 hastada aynı zamanda linezolid de duyarlıdır. Linezolid dirençli olan 4 hastada ise aynı zamanda daptomisin de dirençli görülmüştür. Daptomisin ve Linezolid antibiyotiklerinin her ikisine de dirençli olan 4 hastaya ait numunelerden 1 tanesi yara, 3 tanesi de kan numunesidir.
Gram negatif basillerde indüklenebilir beta laktamaz (ıbl) aktivitesinin ve antibiyotiklere direnç profilinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmada; kliniklerde yatan hastalardan izole edilen Gram negatif basillerin indüklenebilir beta-laktamaz aktivitelerini belirlemek ve antibiyotik direnç profilini ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi' nin farklı kliniklerinde tedavi olan hastalara ait idrar, kan, balgam, beyin omurilik sıvısı (BOS), yara yeri ve abse lavajından alınan kültür örnekleri steril şartlarda hastadan alınıp, laboratuvar şartlarında çalışma gününe kadar -80 °C'de muhafaza edilen izolatlar sıvı buyyon besi yerinde 37°C etüvde 48 saat enkübe edilerek canlandırıldı. Canlandırılan bakteriler Gram boyama yöntemi uygulandı. Gram negatif görünümündeki örnekler kanlı agar, çikolata agar, EMB agar ve saboroud dekstroz agar besiyerlerine ekimleri yapılan bakteriler, 37°C etüvde 16-24 saat enkübe edildi. EMB agar besiyerinde üreyen bakteriler çalışmaya dahil edildi. EMB agar besiyerinde üreyen suşların, VITEK-2 tam otomatize cihazı ileri biyokimyasal testlerini 4-6 saatte yaparak identifikasyon sağlandı.Aynı cihaz 16-24 saat içerisinde çalışmaya dâhil edilen P. aeruginosa, E.cloacae complex, P. mirabilis, S.marcescens, M.morganii, S.liquefaciens group ve P.rettgeri türü basillerin antibiyotik duyarlılık sonuçlarını otomatik olarak vermiştir. İndüklenebilir Beta-laktamaz araştırması için ise Müeller-Hinton agara ayrı ayrı ekimleri yapılmıştır. İndükleyici ajan olarak imipenem (10 μg) kullanılmış ve disklerin aralarındaki uzaklık 20 mm olacak şekilde besiyerinin yüzeyine yerleştirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen 104 izolatın 92 tanesinde indüklenebilir beta-laktamaz aktivitesi tespit edilmiştir. Beta-laktamaz aktivitesi en fazla olan bakteri türü P.aeruginosa, en azbeta-laktamaz aktivitesi olan ise S.marcescens olarak tespit edilmiştir. P.aeruginosa türü bakteri en çok PIP/Tazo'ya, S.marcescens türü bakteri kolistin' e, P.mirabilis türü bakteri ampisilin, sefrazidim, seftriakson, sefuroksim ve sefuroksim-aksetil' e, E.cloacae complex türü bakteri ampisilin, sefoksitin ve amoxicillin' e, diğer türler de ampisilin, kolistin, amoxicillin, sefuroksim ve sefuroksim-aksetil' e direnç göstermiştir. P.aeruginosa türü bakteri en çok cerrahi kliniklerde, S.marcescens ve P.mirabilis türü bakteriler dâhili kliniklerde, E.cloacae complex türü bakteri pediatri kliniğinde yatan hastalardan izole edilmiştir.