
10
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
XV. yüzyıl'dan XVIII. yüzyıl'a kadar Osmanlı Devleti'nin Ortodoks politikası
Osmanlı Devleti farklı etnik kökenleri ve farklı inançlara sahip toplulukları bir arada tutabilmiş, bunların huzuru için çeşitli devlet politikaları geliştirmiştir. Osmanlı Devleti'nin oluşturduğu Millet Sistemi ile gayrimüslimler için çağdaş devletlerde dahi bulunmayan bir hoşgörü ortamı yaratmıştır. Osmanlı Devleti İstanbul'un fethiyle İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesi'nin koruyuculuğunu da üstlenmiş, Bizans'ın Roma Kilisesi'ne karşı kışkırttığı ve onlara tepki olarak oluşturduğu Ortodoks mezhebinin de koruyucusu haline gelmiştir. Kendi bünyesindeki milletlere belli ekonomik yükümlülükler karşılığında din, dil, eğitim ve özel hukuk alanlarında özerklik tanımış ve böylece kendi topraklarında birlik ve beraberliği devam ettirebilmiştir. Bu çalışma Osmanlı Devleti'nin klâsik dönemde Ortodoks politikasını çeşitli yönleri ile ele alırken XV. ve XVIII. yüzyıl arasında meydana gelen Ortodoks merkezli pek çok durumu da kapsar niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Ortodoksluk, Reform, Millet Sistemi, Gayrimüslimler.
Hokand Hanlığı'nda Kıpçaklar ve Emir-i Leşker Alimkul
1842 yılında Buharalılar Hokand Hanlığı'nı işgal ederken Kıpçaklar ile Kırgızlar ittifak ederek Buharalıları Hokand Hanlığı sınırlarından kovmaya muvaffak olmuştur ve ülke yönetimine Şirali Han'ı getirmişlerdir. Böylece uzun yıllardır siyasi görevlerden kendi payını alamayan Kırgızlar ile Kıpçaklar tamamen ülke yönetimine el koymuşlardır. Ancak 1852 yılının sonu 1853 yılının başlarında Hüdayar Han'ın öncülüğündeki Sartlar Kıpçaklara ağır bir darbe vererek bu göçebe toplulukları ülke yönetiminden uzaklaştırmıştır. Nitekim Kıpçaklar 1858 yılından itibaren toparlanmaya başlamıştır ve 1863 yılında Emir-i Leşker Alimkul önderliğinde Hokand Hanlığı'nın yönetimine tekrar gelmişlerdir. Emir-i Leşker Alimkul iktidara geldikten sonra kendisinden önce yapılan yanlışlıklara yol vermemek için hanlığın bütün boy ve halklarına eşit davranmaya, düzeni bozulan hanlığı düzene sokmaya ve Rusların işgal girişimini durdurmaya çalışmıştır. Ancak Hokand Hanlığı'nı oluşturan göçebe, yarı göçebe ve yerleşik hayat tarzında yaşayan halklar arasında eskiden süre gelen rekabet ve mücadeleler Emir-i Leşker Alimkul'un planlarını engelleyen en büyük etken olmuştur. Emir-i Leşker Alimkul'un kendisi göçebe halk olan Kıpçaklardandı ve bu yüzden yerleşik hayat tarzındaki halkın tam (Sartların) desteğini alamamıştır. Sartların bir kısmı hatta Rus tehlikesine rağmen Kıpçakları hakimiyetten uzaklaştırmak adına Buhara'ya sığınan Hüdayar Han'ı tekrar Hanlık yönetimine getirmeyi amaçlamıştır. Diğer yandan göçebe toplum arasında da Emir-i Leşker Alimkul'un uyguladığı sert politika yüzünden muhalefete geçenler vardı. Halk arasındaki bu kutuplaşmalardan yararlanan Ruslar art arda Hokand Hanlığı'nın şehir ve kalelerini işgal etmeye devam etmiştir. 1865 yılının mayıs ayında meydana gelen Taşkent muharebesinde kendi halkının desteğini alamayan Emir-i Leşker Alimkul öldürülmüştür ve Taşkent şehri Rusların kontrolüne geçmiştir. Taşkent'in düşmesiyle Hokand Hanlığı Ruslara bağlı vasal devlete dönüşmüştür ve 1876 yılında tamamen yıkılmıştır.
Humbaracıbaşılık Kâtibi Mustafa Efendi'nin Rûzmerre-Mecmûʻası (1143-1180/1730-1767) inceleme-çeviriyazı
Bu çalışma İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Osmanlı Araştırmaları Bölümü, Şevket Rado Yazma Eserler Kitaplığı'nda bulunan ŞR 207/3 numaralı, müellifinin Ser-Humbaracıyân Kâtibi Mustafa Efendi olduğu yazma eserin inceleme ve çeviriyazısıdır. Yazma eseri rûzmerre ile devamındaki çeşitli notlardan olmak üzere iki kısımda değerlendirmek ve tümü bir mecmûa olarak isimlendirmek mümkündür. Gün tarihli bilgiler, rûzmerre olarak tarif ettiğimiz bölüm, 11 Muharrem 1143 (27 Temmuz 1730) ile 24 Zi'l-kaʻde 1180 (23 Nisan 1767) tarihleri arasındaki tarihleri ihtivâ etmekde ve İstanbul merkezli tarihî ve sosyal olaylar sıralanmaktadır (vr. 31b-44a). İkinci kısım (vr. 44b-62a) bir usûl takip edilmeyerek kaleme alınan, fevâid türünden bilgilerin daha çok olduğu türlü notları ihtivâ etmektedir. Özellikle buradaki notlardan, müellifin kimliği ve biyografisiyle ilgili bilgiler elde edilmiştir. Şahsî işleriyle ilgili notlar, fevâid mecmûalarında sıkca rastlanan mücerreb reçeteler, yine söz konusu varaklardadır. Bu yönleriyle Ser-humbaracıyân Kâtibi Mustafa Efendi'nin mecmûası, XVIII. yüzyılda Sultan I. Mahmud (1730-1754), III. Osman (1754-1757) ve III. Mustafa (1757-1767, saltanatının ilk on yılı) devirleriyle ilgili nâdir bilgileri, içeriden bir bakışla askerî cepheden gelişmeleri haber vermektedir. Söz konusu tarihler için, Rûzmerre tam bir kaynak eserdir ve ilk kez araştırma konusu olmaktadır. İçerdiği özel notlar îtibâriyle de dikkat çekmektedir.
Osmanli-Fransiz ilişkilerine dair bir mecmua: Bibliotheque nationale de France, fonds Turcs 130
Bu tezde François Savary de Breves döneminde hazırlanan ve orijinal nüshası Bibliothèque Nationale'de Turc 130 numara ile kayıtlı mecmua ele alınmıştır. Söz konusu eserin mahiyetine ve transkripsiyonuna geçilmeden önce, 16. yüzyıl Avrupası siyasi konjonktürü üzerinde durulmuş ve yüzyılın ilk çeyreğinde Sultan Süleyman ile François arasındaki münasebetler değerlendirilmiştir. Bunlara ek olarak kapitülasyonları da içine alan bir dizi ekonomik ve siyasi işbirliği etrafında genişleyen Osmanlı-Fransa ittifakı incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde François Savary de Breves'in kişisel hikâyesine ilişkin bilgiler derlenmiştir. Ardından mecmuanın değerlendirilmesi ve özellikle 16. yüzyıl Osmanlı-Fransa ilişkileri açısından kıymeti ele alınmıştır. Sonrasında eserin muhteviyatı hakkında önemli başlıklar oluşturularak eser çeşitli açılardan tahlil edilmiştir. Ayrıca eserde yer alan ve fazlasıyla mühim olan 1569, 1581 ve 1597 yıllarına ait ahidnameler araştırmaya konu olmuştur. Tezin ikinci ve son bölümünde ise mecmuanın transkripsiyonu ve özeti yer almaktadır.
Türk musiki tarihinin kaynağı olarak güfte mecmuaları
'Güfte Mecmuası', makam, usûl, beste türü, bestekâr ismi gibi atıflardan birini yahut birkaçını kullanarak, içeriğindeki şiirlerin bestelendiğini gösteren deliller taşıyan, derleyicisinin melodisini hafızasında sakladığı eserleri, yeri geldiği zaman ona başvurarak okumasını temin eden defterlerdir. Müziğin yazılmadığı, eserlerin sadece bir hocaya gidip 'diz dövmek' suretiyle öğrenildiği ve eserlerin hafızada saklandığı bir dünyada, güfte mecmuaları çok önemliydi. Bu mecmualar çoğu zaman, sahibine eserin güftesini hatırlatması bakımından gerekliydi. 15. yüzyıldan itibaren musiki yaşantısında yoğun biçimde kullanıldığını tesbit ettiğimiz güfte mecmualarının yüzlercesi, bugün musiki tarihinin kaynaklarından biri olarak elimizdedir. Bu yönüyle pek ele alınmamış olan güfte mecmuaları, tarih ilminin disiplini çerçevesinde ve bu tezde anlatılan metotlar doğrultusunda incelendiğinde Türk musiki tarihinin yazımına katkı sunabilecektir. Bu çalışmada, güfte mecmualarının tertib edilme sebepleri ve icra pratiğindeki fonksiyonları tesbit edilmiş, fasıl, şarkı, tesbih, ilâhî, âyîn-i şerîf, Mi'râciye, Mevlid-i şerîf gibi türlere ayrılan branşlarının tarihsel gelişim süreçleri üzerinde durulmuş ve ele alınan güfte mecmualarının bir tarih kaynağı olarak nasıl değerlendirilebileceği, örnekleriyle ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Musikisi, musiki yazmaları, güfte mecmuaları, tarih kaynakları, makam, müzik, fasıl
Mühimme-i Mektûme Defteri Nr. 1 (1203-1207/1788-1793) (inceleme-çeviriyazı)
1 numaralı Mühimme-i Mektûme Defteri, evâil-i Rebiülahir 1203 (30 Aralık 1788) ile evâsıt-ı Muharrem 1208 (18 Ağustos 1793) tarihleri arasında, Divân-ı Hümayun'da alınmış olan kararların nüshalarını içermektedir. Gizli olarak kalması kararlaştırılmış hükümler olmaları bakımından, mektûm ve mahfî ibârelerini diğer Mühimme Defterleri'ne göre daha fazla içeren bir hükümler serisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yönü itibâriyle 1 numaralı Mühimme-i Mektûme Defteri, Mühimme Defterleri'nden farklı olmakla birlikte, Osmanlı Tarihi'nin bahsi geçen kısmına ışık tutacak birincil kaynak olma özelliğini korumaktadır .
17. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde Ehl-i Hiref-i Hâssa teşkilatı birimleri ve yapısal özellikleri
Zamanın sanat akımlarına öncülük eden ehl-i hiref-i hâssa teşkilatı, geniş sınırlarına rağmen Osmanlı'nın Sanatı'nı bütünlük içinde tutmuş ve onun gelişimini sağlamıştır. Osmanlı Devleti bünyesinde kurulup, sanata öncülük eden bu teşkilat kitap sanatlarından, kuyumculuk, dokuma, ahşap ve maden sanatlarına kadar birçok alanda günümüze kadar ulaşan eşsiz ürünler ortaya koymuşlardır. Neredeyse dört asır kadar devam etmiş olan ehl-i hiref-i hâssa teşkilatının 17. yüzyıldaki idari yapılanması, işleyişi, çalışma mekânları, aldıkları ücretler ve bu teşkilata bağlı olan sanat dalları çalışmanın ana konusunu oluşturmuştur. Bu yüzyılda ehl-i hiref-i hâssa teşkilatı için ana kaynak olan 185 kadar maaş defteri incelenmiş olup bunun neticesinde 17. yüzyılın ehl-i hiref-i hâssa teşkilatı için bir dönüm noktası olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje No: 21329. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Ehl-i Hiref, Saray, Sanat, 17. Yüzyıl, Usta, Esnaf, Mücellid.
Teşrîfât Defteri (BA,MAD, nr. 1332) inceleme-çeviriyazı
Teşrîfâtçı Mehmed Efendi tarafından tutulan bu teşrîfât ve yevmî mesârıf defteri transkribe edilmiş, harcama kayıtlarının ve olayların değerlendirilmesi yapılmıştır. IV. Murâd'ın saltanatı dönemidir ve H. 1046-1048/M. 1636-1637 yıllarını ihtivâ etmektedir. Defterde, Bayram Paşa'nın sadâreti, Şark seferi için yapılan hazırlıklar, hazırlıklar sırasında yapılan harcamalar, bayram günleri el öpenlerin listeleri, tâyîn ve tevcîhât sırasında hilʻat giydirilenler, elçi kabûlleri, pâdişâha getirilen hediyeler, Acem Şâhı elçisi, Yedikule'de mahbûs Erdel Bey-zâdesi ve Kırım hânının çeşitli masraf kayıtları, Emirgûne-zâde diye bilinen Yusuf Paşa'nın içecek masrafları, pâdişâha yapılan harcamalar, saray için yapılan harcamalar, Dîvân ve arzın olup olmadığı bilgisi, önemli günlerdeki hava durumu ve sâir bilgiler kısaca kaydedilmiştir.
Mühimme Defterleri'nde Bolu Sancağı ve Bolu'da eşkıyalık ( H961-993, M 1553-1585)
Osmanlı Devleti XVI. yüzyıldan itibaren Avusturya ve İran seferleri sonucu oluşan ekonomik sıkıntılar, ticaret yollarının önemini kaybetmesi, nüfus artışının yarattığı sosyal hayattaki olumsuzluklar ve eğitim alanındaki bozulmalar yüzünden çağının gerisinde kalmaya başlamıştır. Osmanlı toprak düzeninin temeli olan tımar sistemi, Celâli ayaklanmaları ile ağır vergiler yüzünden bozulmuştur. Devlet, bozulmaya başlayan kurumlarını düzeltecek köklü reformlar yapamamıştır.Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durumla ilgili olarak Mühimme Defterleri'ndeki kayıtlar, XVI. yüzyılda Bolu yöresindeki olayları aydınlatıcı ipuçları vermektedir. Bu dönemde özellikle Bolu sancağında giderek artan asayiş ve eşkıyalık olayları dikkat çekmektedir. Bu tür olaylar diğer Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi Bolu sancağında da sosyo ekonomik hayatı olumsuz etkilemiş ve halk arasında huzursuzluğa sebep olmuştur. Bolu'daki eşkıyalık hareketleri, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu genel durum hakkında fikir vermesi bakımından önemlidir. Devlet, stratejik bir konumda olan Bolu sancağında yaşanan eşkıyalık olaylarına karşı çeşitli önlemler almaya çalışmış, fakat çoğu zaman başarılı olamamıştır. Bu durum devlet otoritesinin zayıflamasına yol açmıştır.Bu çalışma 1553-1585 yılları arasında kayıtları içeren Mühimme Defterleri'nde Bolu ile ilgili 302 hükmün katolog taraması ve özetleriyle birlikte, bu hükümlerin eşkıyalıkla ilgili olanlarının 35 adetinin taranskripsiyonlu metnini ve değerlendirilmesini içermektedir.Anahtar Kelimeler: Bolu, Mühimme Defterleri, Eşkıyalık
XVIII. yüzyıl Osmanlı-Rus ilişkileri
Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki ilişkiler XVIII. Yüzyılın başından itibaren yoğunluk kazanarak devam etmiştir. Çalışmamızın amacı, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında XVIII. Yüzyıl boyunca yaşanan başta siyasi olmak üzere askeri, ekonomik ve kültürel ilişkileri ele almaktır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde XVIII. Yüzyıl öncesi, Osmanlı-Rus ilişkilerine değinilmiştir. Buna ilaveten XVIII. Yüzyıl başlarında Avrupa devletlerinin genel durumları hakkında bilgi verilmiştir. Bölümün sonunda ise XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti ve Rusya arasındaki ekonomik ilişkilere değinilmiştir. Ayrıca, bu dönemde yoğunluk kazanan Osmanlı-Rus ilişkilerinin yanı sıra hem Osmanlı Devleti'nin hem de Rusya'nın toplumsal, mali, askeri ve kültürel alanlarda yaptıkları yenilikler de değerlendirilmiştir. İkinci bölümde, III. Mustafa'nın tahta çıkmasıyla yaşanan siyasi olaylar ele alınmış, daha sonra tahta çıkan padişahlar döneminde yaşanan Osmanlı-Rus ilişkilerine yer verilmiştir. XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nin Rusya ile olan diplomatik ilişkileri bu bölümde açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise XVIII. Yüzyılda yazılmış Rusya Sefaretnamelerinde verilen bilgiler değerlendirilmiştir. Bu konudaki en kapsamlı bilgiyi Şehdi Osman Efendi'nin Sefaretnamesi içermektedir. Sefaretnamenin bu yönü diğerlerinden daha ön plana çıkmasını sağlamıştır.