
8
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Over kanseri tanısında aday gösterilen yeni serum belirteçlerinin panel olarak kullanım etkinliğinin değerlendirilmesi
Tedavideki ilerlemelere rağmen gelişmiş ülkelerde over kanseri jinekolojik kanserler içinde halen en ölümcül olandır. Over kanserlerinin %90?ı epitelyal kökenli tümörlerden oluşmaktadır. Over kanseri erken evrede tanı aldığı durumda 5 yıllık sağkalım %90?ı geçmektedir. Ancak hastalığa ait spesifik semptomlar ve erken tanı imkanı sağlayacak güvenilir bir yöntemin olmaması nedeniyle vakaların çoğu geç evrelerde tanı almaktadır. Erken tanı kadar önemli olan bir diğer konu; adneksiyel kitleli hastalarda benign ve malign over tümörlerinin ayrımının yapılabilmesi, malignite açısından yüksek riskli hastaların over kanseri tedavisinde uzmanlaşmış 3. basamak sağlık kurumlarına sevkinin sağlanmasıdır. Günümüzde epitelyal over kanserinin tespiti ve adneksiyel kitlelerin ayrımında en sık kullanılan yöntemler ultrasonografi ve serum CA125 düzeyinin ölçümüdür. Ancak bu yöntemlerin duyarlılık ve özgüllüğü over kanseri tanısı koymak için sınırlıdır. Bu nedenle çalışmalar merkezler arasında tekrarlanabilirlik ve tutarlılığı sağlayacak, kantitatif ölçümler yoluyla belirlenen, noninvaziv ve göreceli olarak ucuz olan belirteçler üzerine yoğunlaşmıştır. Bunun sonucu olarak da pek çok potansiyel belirteç tanımlanmıştır. Bu çalışmanın amacı HE4, YKL-40, Mezotelin, LyGDI ve CA125?ten oluşan bir belirteç panelinin epitelyal over kanseri tanısında ve benign over tümörlerinden ayrımında kullanılabilirliğini ortaya koymaktır. Her bir belirteç ve değişik belirteç kombinasyonlarının patolojik tanıya göre geçerliliğinin değerlendirilmesi ve CA125 ile karşılaştırılması, menapoz etkeni, histolojik tip, evre ile söz konusu belirteçler arasındaki ilişkinin araştırılması hedeflenmiştir. Çalışmada epitelyal over kanserli 31 hasta, benign over tümörü olan 30 hasta ve 32 sağlıklı kadın yer almıştır. Preoperatif olarak alınan serum örneklerinde HE4, YKL-40, Mezotelin ve LyGDI düzeyleri ELISA ile, CA125 düzeyleri elektrokemiluminesans immunassay ile belirlenmiştir. Her bir belirteç ve değişik belirteç kombinasyonları için lojistik regresyon modelleri tahmin edilerek tanısal performansları değerlendirilmiştir. Benign-malign ve sağlıklı-malign gruplar arasında, tüm belirteçlerin ortanca değerleri anlamlı farklılık göstermiştir. CA125 ve HE4 dışındaki belirteçler sağlıklı-benign gruplar arasında anlamlı farklılık göstermemiştir. LyGDI dışındaki tüm belirteçlerin benign-malign ve sağlıklı-malign ayrımını yapma kapasitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Benign-malign ayrımında CA125, HE4, Mezotelin ve YKL-40?dan oluşan belirteç paneli %95 özgüllük düzeyinde, tüm diğer belirteç ve belirteç kombinasyonlarından yüksek duyarlılık (%93,6) göstermiştir. CA125, HE4, Mezotelin, YKL-40?dan oluşan belirteç paneli benign-malign ayrımında ilk kez denenmiş başarılı bir paneldir ve daha ileri araştırmayı hak etmektedir.
Kandan izole edilen candida albicans suşlarında biyofilm oluşumunun, antifungal ajanlarla inhibisyonun ve biyofilm duyarlılığının araştırılması
Son yıllarda artan tıbbi gereç kullanımından dolayı Candida albicans biyofilmine bağlı enfeksiyonların artması ve bu biyofilmlerin antifungal ajanlara yüksek direnç gösterebilmesi nedeni ile yeni tedavi protokollerine ve özellikle riskli hastalarda biyofilm oluşumunu engelleyen profilaktik ilaç rejimlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada sıklıkla hastane enfeksiyonlarına neden olabilen Candida albicans'ın biyofilm oluşturma oranlarını görmek ve özellikle yoğun biyofilm yapan suşlarda antifungal duyarlılık paternlerini planktonik ve sesil hücre karşılaştırmalı olarak incelemek hedeflenmiş, ayrıca bu suşlarda antifungallerin biyofilm oluşumunu önlemedeki etkinliğini araştırmak amaçlanmıştır. Başkent Üniversitesi Ankara, Adana ve İstanbul hastanelerinde yatan hastaların kan kültürlerinden elde edilmiş, germ tüp oluşumu ve Corn Meal Tween 80 besiyerindeki morfolojilerine göre tiplendirilmiş, 162 Candida albicans izolatı çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm suşlarda Modifiye Christensen 96 kuyucuklu plak yöntemi ile biyofilm oluşumu araştırılıp derecelendirilmiştir. Randomize seçilen 30 yoğun biyofilm yapan klinik izolat, C.albicans ATCC 10231 ve C.albicans ATCC 90028 standart suşu, toplam 32 suş ayrıca iğne kapaklı mikroplaklarda biyofilm yapma yetenekleri XTT yöntemi ile araştırılmıştır. Bu suşların kaspofungin, mikafungin, anidulafungin flukonazol,voriconazol, posakonazol, itrakonazol, ve amfoterisin B'nin standart toz formları ile CLSI standartlarına uygun olarak mikrodilüsyon yöntemi (M27-A3) ile antifungal duyarlılıkları çalışmıştır. Sesil formların antifungal duyarlılıkları ise aynı antifungal ajanlara karşı Modifiye Calgary biyofilm yöntemi ile minimum biyofilm inhibisyon konsantrasyon (MBİK) değerleri spektrofotometrik olarak belirlenmiştir. Ayrıca iğne kapaklı mikroplaklarda antifungal ilaçların planktonik hücreleri üzerinde biyofilm oluşumunu inhibe etme etkisi spektrofotometrik olarak ve spot ekimler ile araştırılmıştır. Çalışmamızda Modifiye Christensen yöntemi ile 162 suştan %38'i (n=61) orta düzeyde biyofilm yaparken, %29'unun (n=47) zayıf ve %23'ünün (n=37) ise yüksek düzeyde biyofilm oluşturduğu saptanmıştır. Biyofilm duyarlılık test sonuçlarına göre ekinokandinler en düşük MBİK değerlerine sahip olarak terapötik konsantrasyon aralığında bulunmuştur. Azoller ve amfoterisin B' ye karşı suşların tümü dirençli olarak saptanmıştır. Amfoterisin B'nin en düşük MBİK/ MİK oranı ile sesil hücrelere karşı en etkili olduğu görülse de, MBİK50 ve MBİK 90 değerleri CLSI'ın duyarlılık aralığında bulunmamıştır. Biyofilm oluşumunda inhibisyon etki sonucuna göre itrakonazolün diğer ajanlara göre daha çok suşta inhibisyon (26/32 suş; %81,3) yaptığı saptanmıştır. Sonuç olarak çalışmamızda ekinokandinler biyofilmlere karşı en etkin grup olarak bulunmuştur. İtrakonazol ise biyofilm oluşumu inhibisyonunda en etkili antifungal olarak görülmüştür. Biyofilm antifungal duyarlılık testleri için, gerece bağlı enfeksiyonların tedavi ve profilaksisinde, standardize yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır.
Renal transplant alıcılarında greft fonksiyon belirteci olarak serumda TNF-α, sTNFR I, sTNFR II, IL-18, IL-6, sVCAM-1, sICAM-1, CRP, sistatin C ve kreatinin düzeylerinin karşılaştırılması
Böbrek naklinde, nakil öncesi (NÖ) ve sonrası risk değerlendirmesinde ve nakil sonrası (NS) greft fonksiyonu takibinde ideal belirtecin kullanılması, erken ve uygun tedavi stratejilerinin belirlenmesi açısından önemlidir. Serum kreatinin düzeyinin belirlenmesindeki sınırlayıcı faktörler nedeniyle, böbrek nakli sonrası erken dönemde greft yetmezliği ve rejeksiyon tanısının hızlı konulabilmesi için belirteç arayışı devam etmektedir. Çalışmamızın amacı böbrek nakli alıcılarında, NS greft fonksiyonu takibi ve akut rejeksiyon tanısında serum TNF-?, sTNFR I, sTNFR II, IL-18, IL-6, sVCAM-1, sICAM-1, CRP seviyelerinin kullanılabilirliğini değerlendirmektir. Tez çalışmamıza, canlı vericiden nakil olmuş 50 hasta dahil edildi. Hastaların NÖ ve NS 7. gün, 1. ay, 3. ayda alınan serumlarında TNF-?, sTNFR I, sTNFR II, IL-18, IL-6, sVCAM-1, sICAM- 1, CRP, sistatin C ve kreatinin düzeyleri ölçüldü. Serum kreatinin seviyesi kinetik kolorimetrik yöntem ile, serum sistatin C seviyesi particle- enhanced immunonefelometrik (PENIA) yöntem ile, serum CRP seviyesi immünotürbidimetrik yöntem ile, serum TNF-?, sTNFR I, sTNFR II, IL-18, IL-6, sVCAM-1, sICAM-1 seviyeleri Enzyme-Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemi ile ölçüldü. Hastaların NÖ parametre değerleri ile NS parametre değerleri karşılaştırıldı. Hastalara ait glomerüler filtrasyon hız (GFH) değerleri, böbrek hastalığında diyet modifikasyonu çalışması (MDRD), Cockgrouft-Gault (C&G), Chronic Kidney Disease Epidemiology Collaboration (CKD-EPİ) ve sistatin C bazlı (Cyc-bazlı) formüller kullanılarak hesaplandı. Çalışmaya dahil olan böbrek nakli alıcıları, NS akut rejeksiyon geçirmiş (R+HG, n=6) ve akut rejeksiyon geçirmemiş (R-HG, n=44) olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların NS 7.gün, 1.ay, 3.ay serum kreatinin, sistatin C, TNF-?, sTNFR I, sTNFR II, sVCAM, sICAM seviyeleri, NÖ seviyelerinden anlamlı derecede düşüktü (p=0,001). R+HG?nda NS 7.gün serum kreatinin, sistatin C, sTNFR II, sICAM-1 seviyeleri ile NÖ seviye arasında istatistiksel fark anlamlı değildi, fakat NS 1.ay, 3.ay 115 seviyeleri, NÖ seviyelerinden anlamlı derecede düşüktü (sırasıyla p<0,05 p<0,032). R+HG?da NS 7.gün serum kreatinin ve sistatin C seviyeleri (sırasıyla p=0,006 p=0,009), NS 1.ay serum CRP ve IL-6 seviyeleri (sırasıyla p=0,049 p=0,032), NS 7.gün ve 1.ay serum TNF-? (sırasıyla p=0,012 p=0,049), sTNFR I (sırasıyla p=0,001 p=0,002), sTNFR II (sırasıyla p=0,001 p=0,001) seviyeleri, R-HG?dan anlamlı derecede yüksekti. GFH?nın doğru belirlenmesi için yaptığımız ROC analizinde, NS 3.ay serum kreatinin (sensitivite %77, spesifite %92), sistatin C (sensitivite %66, spesifite %85) ve sTNFR II (sensitivite %86, spesifite %71) seviyelerini anlamlı bulduk. Akut rejeksiyon tanısı için yaptığımız ROC analizinde, NS 7.gün serum kreatinin (sensitivite %95, spesifite %83), sistatin C (sensitivite %84, spesifite %83), TNF-? (sensitivite %80, spesifite 75%), sTNFR I (sensitivite %84, spesifite 91%), sTNFR II (sensitivite 1, spesifite %80), sVCAM (sensitivite %50, spesifite 1) seviyelerini, NS 1.ay TNF-? (sensitivite %88, spesifite %66), sTNFR I (sensitivite %75, spesifite 1), sTNFR II (sensitivite %81, spesifite 1), IL-6 (sensitivite %61, spesifite 1) seviyelerini anlamlı bulduk. Çalışmamızda NS greft fonksiyonu takibinde ve akut rejeksiyon tanısında, serum sTNFR I ve sTNFR II seviyelerinin belirlenmesi, rutinde yaygın kullanılan serum kreatinin ve sistatin C seviyelerine göre iyi alternatif belirteçler gibi gözükmektedir.
Di̇yali̇z hastalarinda occult hepati̇t c'ni̇n araştirilmasi
7. ÖZET DİYALİZ HASTALARINDA OCCULT HEPATİT C'NİN ARAŞTIRILMASI Occult C Hepatit (OCH) karaciğer enzimleri yüksek veya normal olan, serumda anti-HCV ve serumda HCV RNA negatif saptanan hastalarda Periferik Kan Mononükleer Hücrelerde (PKMNH) HCV RNA'nın pozitif bulunması olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada hemodiyaliz hastalarında OCH sıklığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya rutin olarak hemodiyalize giren 18 yaşın üzerindeki kronik böbrek yetmezliği olan 60 hasta alınmıştır. Hastaların demografik verileri, HCV için olası bulaş yolları, hemodiyaliz süresi, karaciğer fonksiyon testleri, hepatit göstergeleri ile serumda ve PKMNH'de HCV RNA araştırılmıştır. Hepatit göstergeleri Enzyme İmmunoassay (EIA) (VITROS) yöntemi ile serum ve PKMNH'de HCV RNA ise Real Time PCR yöntemi (TaqMan 48, Roche) ile araştırılmıştır. PCR testinin ölçüm aralığı 15-1.7x108 IU/mL, hassasiyeti ise 15 IU/mL'dir. Hastaların yaş ortalaması 62.75±12.36 yıl, %60'ı erkek olup ortalama diyaliz süresi 8.41±3.99 (1-19) yıl olarak hesaplanmıştır. Çalşmaya alınan ALT değeri yüksek ya da normal, anti HCV'si negatif olgularda serumlarında ve PKMNH'de PCR yöntemi ile HCV RNA araştırılmış ve occult Hepatit C olgusuna rastlanmamıştır. Hemodiyaliz hastalarında HCV enfeksiyonunun sessiz seyretmesi hastalığın ilerlemesi ve virusun bulaşı açısından önemli bir risk oluşturur. PKMNH'de HCV RNA araştırılması occult enfeksiyonu saptamaya yardımcı olacak noninvaziv bir yöntemdir. Anahtar kelimeler: Diyaliz, Occult HCV , periferik kan mononükleer hücreleri.
Karaciğer iskemi-reperfüzyonun neden olduğu akut böbrek hasarına karşı IL-18BP(İnterleukin-18 binding protein)'in koruyucu etkisi
ÖZET Karaciğer İskemi-reperfüzyonun Neden Olduğu Akut Böbrek Hasarına Karşı IL-18BP(interleukin-18 binding protein)'in Koruyucu Etkisi Karaciğer iskemi/reperfüzyon (IR) hasarı; özellikle major karaciğer rezeksiyonunda, cerrahisinde ve karaciğer transplantasyonlarında, uzun süren portal ven oklüzyonlarında ortaya çıkmaktadır. Karaciğer IR hasarında sadece karaciğer değil kalp, akciğer ve böbrek gibi uzak organlar da hasar görür. Deneysel modellerde karaciğer IR hasarına bağlı böbrek hasarını önleyen çeşitli ajanlar bildirilmiş olmasına karşın, interleukin-18 binding protein (IL-18 BP)'nin koruyucu etkisi araştırılmamıştır. Çalışmamızda 3 grup (n=8)'tan oluşan 24 adet Wistar Albino cinsi erkek rat kullanıldı. Gruplar; 1)Sham 2) IR (1 saat iskemi, 4 saat reperfüzyon) 3) IR + IL-18BP (50 µg/kg) olarak oluşturuldu. IL-18BP intraperitoneal olarak cerrahi işlemden 30 dk önce uygulandı. Histopatolojik olarak Karaciğer ve böbrek dokuları H&E ile boyandı. Biyokimyasal olarak serumda AST, ALT, LDH, creatin ve üre değerleri ölçüldü. Oksidatif stres parametreleri olarak serum ve böbrek dokusunda GSH, MDA, NO, TAS, TOS, OSI düzeyleri ölçüldü. Böbrek dokusunda proinflamatuar sitokinlerden IL-1β, IL-6, TNF-α düzeyleri incelendi. Çalışmamızda IL-18BP'in, karaciğer IR'nin indüklediği akut böbrek hasarında biyokimyasal olarak karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını düzelttiği, histolopatolojik olarak hasarı azalttığı, proenflamatuar sitokinleri azaltarak antienflamatuar, oksidatif stres indeksini azaltarak antioksidan etki gösterdiği bulundu. Sonuç olarak, IL-18BP ile ilk kez yapılan bu modelin değişik IR sürelerinde ileri araştırmalarla desteklenmesi durumunda karaciğer IR'de klinikte meydana gelebilecek komplikasyonlar, hastaların post-operatif hastanede kalma süresi, tedavi maliyeti ve iyileşme süresi azaltılabilecektir. Anahtar kelimeler: Karaciğer iskemi reperfüzyon, IL-18BP,Akut böbrek hasarı
Akut gastroenteritli çocuklarda rotavirus ve adenovirusun sıklığı ve rotavirusun moleküler epidemiyolojisi
Enterik viruslar (özellikle rotavirus, adenovirus ve nörovirus) bakteriyel olmayan akut gastroenteritlerin en sık nedenidir. Bu çalışmanın amacı, 0-6 yaş akut gastroenteriti olan çocuklarda viral etyolojinin sıklığını araştırmak ve rotavirusların baskın genotiplerini belirlemektir. Yaygın ishal virüsleri ile ilgili epidemiyolojik çalışma, Eylül 2012-Kasım 2013 döneminde Afyonkarahisar ilinde gerçekleştirilmiştir. Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Hastalıkları Polikliniği başvuran 6 yaşın altındaki 492 aşılanmamış ve ishali olan çocuklardan alınan dışkı örnekleri çalışma kapsamına alınmıştır. Dışkı örneklerinin tümü bakteriyel etkenlerin varlığını belirlemek amacıyla kültür yöntemleri ile değerlendirilmiş ve herhangi bir bakteriyel üreme gözlenmemiştir. Rotavirus ve adenovirus antijenleri immunokromatografik yöntem (ICT) ile araştırılmıştır (VIKIA Rota-Adeno Kaset Testi, biyo-Merieux, Marcy l'Etoile, Fransa). ICT ile rotavirus pozitif bulunan dışkı örnekleri, reverse transkripsiyon-polimeraz zincir reaksiyonu tabanlı genotipleme Akut gastroenteritli 492 çocukta rotavirus ve adenovirus pozitifliği sırasıyla %20.3 ve %3.3 olarak bulunmuştur. Viral gastroenteritli çocukların %0.6'sında ise rotavirus–adenovirus birlikteliği saptanmıştır. Kış ve ilkbahar aylarında rotavirus antijeni pozitif olguların sayısında artış gözlenmiştir. Rotavirus epizotlarının %73'ü yaşamın ilk iki yılında gözlenmiştir. G ve P genotiplerinin G1, G2, G4, G9 ve P[4], P[8] genotiplerini içeren toplamda altı farklı kombinasyonu bulunmuştur. En yaygın rotavirus genotipleri; G9P[8] (% 48.7) ardından G9P[4] (% 17.5) olarak bulunmuştur. G1P [8] (% 16.2), G2P [8] (% 11.2), G1P [4] (% 3.7), G4P [8] (% 2.5) diğer genotipleri oluşturmuştur. Bölgemizdeki rotavirus genotiplerinin %66'sının G9P[8] ve G9P[4] olduğu gözlenmiştir. Adenovirus pozitifliğinin sıklığı rotavirustan daha düşüktür. Rotavirus enfeksiyonunun yüksek oranlarıyla ile ilgili olarak, gastroenterit önleme programları hakkında bilgilendirmenin yanı sıra yeni rotavirus suşların ortaya çıkması hakkında bilgi sağlamak amacıyla sürekli izlem gereklidir. Bu durum aynı zamanda, rotavirus aşısı yapımında karar verme politikalarına da yardımcı olacaktır.
İn vivo akut nefrotoksisitede böbrek vasküler endotelyal büyüme faktör (VEGF) geni ifadesi ve kafeik asit fenetil ester (CAPE)'nin etkisi
Bu tezde; gentamisin ile deneysel böbrek nefrotoksisitesi oluşturulmuş sıçanların böbrek dokusunda vasküler endotelyal büyüme faktör (VEGF-A) geni ifadesi ve kafeik asit fenetil esterin (CAPE) nefrotoksisitenin önlenmesindeki rolünün araştırılması amacıyla 32 adet Wistar cinsi dişi sıçan kullanıldı. Hayvanlar her grupta 8'er adet sıçan olmak üzere 4 gruba ayrıldı; Kontrol grubu (K; %10'luk dimetil sülfoksit (DMSO) intraperitonal yoldan verildi), Gentamisin grubu (G; 8 gün boyunca intraperitonal yolla 100 mg/kg/gün vücut ağırlığı dozunda gentamisin verildi), CAPE grubu (C; 30 mg/kg/gün vücut ağırlığı dozunda CAPE intraperitonal yolla 10 gün boyunca verildi), CAPE+Gentamisin grubu (C+G; 30 mg/kg/gün vücut ağırlığı dozunda CAPE ve 100 mg/kg/gün vücut ağırlığı dozunda gentamisin intaperitonal olarak beraber uygulandı). Deney sonunda gruplardan alınan böbrek dokularından VEGF-A gen ifadesi ve histopatalojik analizlerin yanısıra, serumdan BUN ve kreatinin analizleri yapıldı. Kontrol grubuna göre gentamisin uygulamasının böbrek VEGF-A gen ifadesini düşürdüğü (p<0,05), CAPE uygulamasının ise VEGF-A gen ifadesinde herhangi bir yükseltici etki yapmadığı gözlendi (p>0,05). Histopatolojik olarak kontrol grubuyla karşılaştırıldığında gentamisin uygulamasının böbrek dokusunda ciddi hasarlanmalara yol açtığı, CAPE uygulamasının ise bu hasarları kısmen iyileştirdiği tespit edildi. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında gentamisin uygulanan hayvanların serum kreatinin ve BUN değerlerinin anlamlı derece yükseldiği (p<0,05), CAPE uygulamasının yükselen serum ve BUN değerlerini düşürmede anlamlı bir etki yapmadığı bulundu (p>0,05). Sonuç olarak gentamisin uygulamasının böbrek VEGF-A gen ifadesini ciddi bir şekilde azalttığı, gentamisin kaynaklı böbrek hasarında VEGF-A'nın bozulan ifadesinin önemli bir rol oynayabileceği, CAPE uygulamasının ise gentamisin kaynaklı toksisitenin önlenmesinde önemli bir etkisi olmadığı kanaatine varıldı.
Ankilozan spondilitli hastalarda preobezitenin yaşam kalitesine etkileri
Amaç; Ankilozan spondilit (AS), kronik, inflamasyonla karakterize spondilartropatilerin prototipi olan bir hastalıktır. Pek çok kronik hastalık gibi AS de hastaların yaşam kalite-lerini etkilemektedir. Vücut Kitle İndeksi (VKİ) toplam vücut yağı ile korelasyon göste-ren ağırlığın, boyun karesine bölünmesiyle (ağırlık (kg) / boy (m²)) bulunur. Bu ölçüm günümüzde en sık kullanılan yöntemdir. Biz bu çalışmayı preobezitenin AS'li hastaların yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla planladık. Yöntem; Çalışmaya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon (FTR) Anabilim Dalı kliniğine başvuran, Modifiye New York Kriterleri'ne göre AS tanısı almış 28 hasta alındı ve kontrol grubu da 30 sağlıklı erişkinden seçildi. Hastalar kontrol grubuyla yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, öğrenim durumu, mesleki durum açısından eşleştirildi. AS hastalarının hastalık aktivitesi Bath AS Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI) ile, fonksiyonel durumu da Bath AS Fonksiyonel İndeksi (BASFI) ile değer-lendirildi. AS hastalarında yaşam kalitesini değerlendirmek için Ankilozan Spondilit Yaşam Kalite Anketi (ASQoL), sağlıklı erişkinlerle AS'li erişkinlerin yaşam kalitesini karşılaştırmak için ise Kısa Form - 36 (SF - 36) kullanıldı. Sonuç; AS'li hastalarda yüksek VKİ'nin yaşam kalitesini etkileyen faktörlerden biridir. Yaşamın hangi alanlarında etkilenme olduğunun tespit edilmesinin, tedavi stratejilerinin belirlenmesi açısından yol gösterici olacağına inanıyoruz. Tartışma; VKİ'nin yüksek olması ve düşük öğrenim durumunun AS hastalarında yaşam kalitesini etkileyen faktörler olduğu tespit edildi. Ayrıca AS'li kadın hastalarda BASDAI değerlerinin daha yüksek olduğunu gözlemledik. AS'li hastalar kontrol grubuyla karşılaştırıldığında yaşam kalitelerinin düşük olduğunu tespit ettik. AS'li hastalarda artmış BASFI skorları ile yüksek VKİ arasında anlamlı bir korelasyon olduğunu gözlemledik. Anahtar kelimeler: Ankilozan Spondilit, vücut kitle indeksi, preobezite, yaşam kalitesi