
8
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bilgi, motivasyon, davranış becerileri modeli'ne dayalı verilen eğitimin emzirme başarısına etkisi: Bir varsayımsal model
Bu çalışmanın amacı bilgi, motivasyon, davranış becerilerinin emzirme başarısı üzerine etkisini bir varsayımsal model üzerinde incelemektir. Bu kesitsel araştırma 1 Ocak – 31 Ekim 2018 tarihleri arasında Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nde doğum yapan 229 anne ile yürütülmüştür. Veriler Yapısal Eşitlik Modeli ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 25.92±4.91'dir. Kadınların %22.7'si daha önce emzirme konusunda bilgi aldığını, %19.7'si bu bilgiyi sağlık personelinden edindiğini belirtmiştir. Bilginin davranış becerileri (β=-0.226; p<0,001) ve öz bakım davranışları (β=-0.214; p<0,001) üzerinde negatif bir etkisinin olduğu görülmektedir. Annenin (β=0.42) ve eşinin (β= 0.56) emzirme konusundaki olumlu tutumu, daha yüksek motivasyon ile ilişkili bulunmuştur (p<0,001). Davranış becerilerinin öz bakım davranışları üzerine (β=0.156, p<0.05); öz bakım davranışlarının da sağlık sonuçları (β=0.149, p<0.05) üzerinde olumlu bir etkisi vardır. Ayrıca bilgi ve motivasyon arasında negatif bir ilişki bulunmuştur (r=-0.571; p<0.001). Bilginin davranış becerileri üzerine direk (β=-0.226, p=0.021); öz bakım davranışları üzerine hem doğrudan (β=-0.215, p= 0.019) hem de dolaylı etkisi vardır (β=-0.035, p=0.011). Davranış becerileri, öz bakım davranışlarını doğrudan etkilemektedir (β=0.156, p=0.009). Sağlık sonuçları ise öz bakım davranışlarından doğrudan (β=0.149, p=0.093); davranış becerilerinden (β=0.023, p=0.036) dolaylı olarak etkilenmektedir. Çalışmanın ikinci aşamasında Bilgi, Motivasyon ve Davranış Becerileri (IMB) Modeline dayalı verilecek eğitiminin emzirme başarısına etkisi değerlendirmektir. Tek gruplu öntest-son-test deneysel araştırma tasarımı kullanılan ikinci aşama, 1 Mart – 1 Haziran 2018 tarihleri arasında Afyonkarahisar Devlet Hastanesi Lohusa ve Doğum Cerrahi Servisi'nde doğum yapan 50 emziren anne ile yürütülmüştür. Gruba IMB Modeline dayalı emzirme eğitim programı uygulanmıştır. Bu eğitimlerde laktasyon süreci, anne sütü, emzirmenin önemi, emzirme teknikleri, emzirmenin duygusal boyutu, yararları, emziren anneye desteğin önemi gibi konulara yer verilmiştir. Veriler anket formu yardımıyla görüşme yöntemi ve gözlem yoluyla toplanmıştır. Eğitim öncesinde ve eğitimden dört hafta sonra tekrar veri toplama araçları uygulanarak eğitimin etkisi değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Student t, Mann Whitney U testleri, Eşleştirilmiş t testi ve Willcoxon testi kullanılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 26.7±5.4, ortalama gebelik sayısı 2.42±1.3, ortalama yaşayan çocuk sayısı 2.00±0.88'dir. Grubun sontest ölçümlerinde ölçek puanlarının tümünde anlamlı artış tespit edilmiştir (p<0.05). Bu sonuçlar IMB modeline dayalı eğitimin annelerin emzirme konusundaki bireysel ve sosyal motivasyonunu, davranış becerilerini, öz yönetim davranışlarını ve sağlık sonuçlarını iyileştirerek emzirme başarısına olumlu katkı sağladığını göstermektedir. Bu gerekçelerle emzirme konusunda annelerin bilgi düzeyini yükseltecek, motivasyon kaynaklarını arttıracak ve davranış becerilerini geliştirecek IMB modeline dayalı eğitim programlarının yürütülmesi yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler : Anne sütü,Bilgi-Motivasyon-Davranış Becerileri Modeli,eğitim, emzirme başarısı,emzirme
2015-2018 yılları arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesinde tespit edilen konjenital malformasyonların geriye dönük olarak değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi'nde gebelik sırasında ve doğum sonrası dönemde tanı konulan doğumsal anomali tiplerini değerlendirmek ve doğumsal anomalilerle ilişkili etkenleri belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, 1 Ocak 2015 ile 31 Aralık 2018 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda abortusla sona erdirilen ya da doğum yapan ve gebelik sırasında veya doğum sonrası dönemde konjenital anomali tanısı konulan 214 olgu geriye dönük olarak incelendi. Verilerin toplanmasında 32 değişkenden oluşan anket formu kullanıldı. Bu formda, gebelerin sosyodemografik özellikleri, obstetrik özellikleri ve klinik özellikleri hakkında sorular sorularak gerekli veriler elde edildi. Bulgular: En sık tanı konulan konjenital malformasyonlar, sırasıyla konjenital kardiyovasküler anomaliler (%39,3), santral sinir sistemi anomalileri (%33,6), genitoüriner sistem anomalileri (%14,1), iskelet sistemi anomalileri (%9,3) ve yüz anomalileri (%3,7) olarak belirlendi. En sık görülen konjenital kardiyovasküler anomaliler ise atrial septal defekt (%17,8), ventriküler septal defekt (%14), atrioventriküler septal defekt (%5,1) ve Fallot tetralojisi (%2,3) olarak sıralandı. Kardiyovasküler anomalili 84 olgunun 14'ünde (%16,7) Down sendromu teşhis edildi. Down sendromu olgularında en sık görülen konjenital kardiyovasküler anomaliler; atrioventriküler septal defekt (%57,1), ventriküler septal defekt (%28,6) ve Fallot tetralojisi (%14,3) olarak saptandı. Konjenital anomali riskini anlamlı düzeyde arttıran etkenler; ileri anne yaşı, yüksek gebelik sayısı, yüksek abortus sayısı, kırsal kesimde ikamet, düşük eğitim düzeyi, herhangi bir işte çalışmama, anne ve baba kan grupları, folik asit kullanmama, ilaç kullanma, sigara alışkanlığı ve radyasyon maruziyeti olarak tanımlandı. Doğumsal anomali türleri; vücut ağırlığı, boy, vücut kitle indeksi, sosyal güvence, akraba evliliği, annenin kronik hastalığı ve cerrahi özgeçmişi, Rh/Rh uyumsuzluğu, annenin ve babanın ailelerindeki kalıtsal hastalık öyküsü bakımından istatistiksel olarak benzerdi. Konjenital anomali belirlenen gebeliklerde; sezaryenle doğum, preterm doğum ve düşük doğum ağırlığı oranı anlamlı olarak yüksek bulundu. Sonuç: Konjenital anomali riskini en aza indirmek için anne adaylarına akraba evliliğinden kaçınmaları, gebe kalma yaşlarını geciktirmemeleri, sigara içmemeleri, folik asit kullanmaları, gereksiz yere ve doktor kontrolü olmaksızın ilaç almamaları ve radyasyon maruziyetinden kaçınmaları önerilmelidir. Gebeliklerinde konjenital anomali tespit edilen ve gebeliklerine devam etme kararı veren kadınlar; sezaryenle doğum, preterm doğum ve düşük doğum ağırlığı riskinin arttığı konusunda bilgilendirilmelidir. Anahtar Sözcükler: Malformasyon, Konjenital Anomali, Genetik Faktörler, Çevresel Faktörler, Down Sendromu
Dil engeli olan ve olmayan kadınların doğum sonrası doğum memnuniyeti ve taburculuğa hazır oluşluk durumları
Amaç: Dil engeli olan (Türkçe bilmeyen) ve dil engeli olmayan (Türkçe bilen) kadınların doğum sonrası doğum memnuniyeti ve taburculuğa hazır oluşluk durumlarının değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan araştırma bir üniversite hastanesinde doğum yapan 360 kadınla gerçekleştirilmiştir. Veriler "Birey Tanılama Formu", "Doğum Memnuniyeti Ölçeği (DMÖ)" ve "Hastane Taburculuğuna Hazır Oluşluk Ölçeği-Yeni Doğum Yapmış Anne Formu (HTHOÖ)" kullanılarak toplanmıştır. T testi, varyans, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, ki-kare ve korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Dil engeli olanların doğum sayısı olmayanlardan fazladır. Dil engeli olmayanların %47.4'ü sezaryen, olanların ise %46'sı normal doğum yapmıştır. Dil engeli olmayanların %28.9'u doğumhanenin soğuk ve ışıklı olmasından, olanların ise %36.8'i personel iletişiminden rahatsız olmuştur. Dil engeli olmayanların %72.7'si ve olanların tamamı ilk gün taburculuk eğitimi almıştır. Dil engeli olan ve olmayanların DMÖ ve boyutları ile HTHOÖ ve boyutları puanları arasında, yetenek alt boyutu hariç anlamlı bir fark saptanmamıştır. Dil engeli olmayan kadınların taburculuğa hazır oluşluk ölçeği toplam puan ortalaması 170.89 ±30, dil engeli olan kadınların ise 170.03±26 olarak bulunmuştur. Dil engeli olan kadınların taburculuk alt boyutlarından kişisel durum boyutu puan ortalaması 59.56±13, bilgi boyutu 52.65±15.33, yetenek boyutu 26.43±4, beklenen destek boyutu 32.23±11 bulunmuştur. Dil engeli olan kadınlarda ise bu alt boyutlar sırasıyla 59.65±11, 51.67±13, 25.11±4 ve 33.58±9 olarak bulunmuştur. Dil engeli olmayan kadınların doğum memnuniyeti ölçeği toplam puan ortalaması 81.16±14, dil engerli olan kadınların ise 81.03±12 olarak bulunmuştur. Sonuç: Göçmen kadınların Türk kadınları kadar doğum deneyimlerinden memnun kaldıkları ve hastaneden taburculuğa hazır oldukları bulunmuştur. Bu durum Suriye'li kadınların aldıkları sağlık bakım hizmetini yeterli bulduklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Pospartum Dönem, Memnuniyet, Hastanın Taburcu Olması, Göçmenler, Anne Sağlığı
Kanser şüphesiyle histerektomi operasyonu yapılan kadınların patoloji sonucu bekleme sürecindeki kaygı düzeyleri ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu çalışma kanser şüphesiyle histerektomi olan kadınların patoloji sonucu bekleme sürecindeki kaygı düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel tipte planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte planlanan araştırmanın örneklemini, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Kadın Doğum Kliniğinde Nisan 2019- Nisan 2020 tarihleri arasında histerektomi operasyonu geçirmiş ve sonrasında patoloji sonucunu beklemekte olan 109 kadın oluşturmaktadır. Veriler postoperatif 3. ve 4. günlerde yüz yüze görüşme tekniğiyle Kişisel Bilgi Formu, Durumluk Kaygı Ölçeği ve Kanser Kaygı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular SPSS ile analiz edilerek Bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis ve Spearman korelasyon testi kullanılmış ve sonuçlar p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada hastaların Durumluk Kaygı Ölçeği puanı ortalaması 46.99±9.12, Kanser Kaygı Ölçeği puanı ortalaması 15.10±4.94 olarak saptanmış ve normal kişilere göre kaygı puanları yüksek bulunmuştur. Yeterli sosyal desteği olmayanların olanlara göre durumluk kaygı puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir (p=0.015). Cronbach's alfa değeri Durumluk Kaygı Ölçeği için 0.888, Kanser Kaygı Ölçeği için 0.909 bulunmuş ve yüksek güvenilir olarak yorumlanmıştır. İki ölçek arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Sonuç: Kanser şüphesiyle histerektomi planlanan kadınların histerektomi sonrası durumluk ve kanser kaygı puanlarının yüksek olduğu saptanmıştır. Kadınların yaş, eğitim durumu, geçirilen cerrahinin tipi, ailede kanser olan bireyin varlığı gibi özellikleri ve kaygı düzeyi arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı ancak sosyal desteğin durumluk kaygıyı anlamlı derecede etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Histerektomi, patoloji, kaygı, Kanser Kaygı Ölçeği, hemşirelik
Menopoz dönemindeki kadınların sezgisel yeme ve depresyon düzeyi arasındaki ilişki
Amaç: Araştırma, menopoz dönemindeki kadınların sezgisel yeme ve depresyon düzeyi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Metaryal ve Metot: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipteki araştırma Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini menopoz dönemindeki 382 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Sezgisel Yeme ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Veriler sayı, yüzdelik dağılım, ortalama, minimum ve maksimum değerler, standart sapma, t testi, Tukey Post Hoc, Tamhane's T2 Testi, Levene Testi ile birlikte ANOVA Varyans, Pearson Korelasyon, Lineer ve Lojistik Regresyon analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Kadınların yaş, eğitim ve gelir durumu, menopoza girme süresi, menopozu algılama biçimi ve olumlu algılama nedeni, atlanılan öğün, vücut tipini algılama ve kilosunu değerlendirme durumuna göre BDÖ toplam puanlarının anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0.05). Araştırmada yaş, gelir durumu, menopoza girme süresi, öğün sayısı, üzüntülü/yorgun olma durumunda yeme alışkanlığı, yeme şekli, vücut tipini algılama ve kilosunu değerlendirme durumuna göre SYÖ-2 toplam puanlarının anlamlı farklılık gösterdiği (p<0.05) tespit edilmiştir. Menopoz dönemi kadınların BDÖ toplam puan ortalaması ile SYÖ-2 toplam puan ortalaması arasındaki korelasyon değeri negatif yönde anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Araştırmada menopoz dönemindeki kadınların depresyon düzeyinin artmasının, sezgisel yeme davranışlarını azalttığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Menopoz, Kadın, Sezgisel Yeme, Depresyon Düzeyi
Dismenore sıklığı ve dismenorenin yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Araştırma dismenore sıklığını ve dismenorenin yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve metod: Bu araştırma Adıyaman il merkezindeki 4, 6 ve 7 nolu Aile Sağlığı Merkezinde kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adıyaman il merkezinde yaşayan, 20-34 yaş arası tüm kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise küme örnekleme yöntemiyle seçilen 4, 6 ve 7 nolu Aile Sağlığı Merkezlerinde yaşayan 614 kadın oluşturmuştur. Araştırma verileri Anket Formu, Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form (SF-36) ve Vizuel Analog Skalası (VAS) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, ANOVA ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. İstatistik anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınlarda dismenore prevelensı %76.5 olarak belirlenmiştir. Kadınların %79.3'ünün düzenli adet gördüğü, %73.8'inin adetinin1-6 gün arasında devam ettiği, %45.6'sının adet sırasında ara sıra ağrı yaşadığı ve %36.2'sinin orta şiddette ağrı yaşadığı saptanmıştır. Dismenoresi olan kadınlarda fiziksel alan toplam puan ortalamasının 52.14±13.73 olduğu, zihinsel alan toplam puan ortalamasının ise 58.37±17.03 olduğu belirlenmiştir. Dismenoresi olmayan kadınlarda fiziksel alan toplam puan ortalamasının 61.07±15.21 olduğu, zihinsel alan toplam puan ortalamasının ise 71.41±18.21 olduğu belirlenmiştir. Kadınların adet süresi, dismenore sıklığı, ağrı şiddeti ve ağrının süresi ile fiziksel ve zihinsel yaşam kaliteleri arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Sonuç: Dismenoresi olan kadınların yaşam kalitesi, dismenoresi olmayan kadınlara göre daha düşük bulunmuştur. Daha uzun süre adet görenlerde, daha sık dismenore yaşayan ve daha şiddetli ağrı deneyimleyen kadınlarda yaşam kalitesi azalmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda dismenore, kadınlarda yaşam kalitesini olumsuz etkileyen yaygın bir sağlık problemidir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Dismenore, SF-36, Yaşam kalitesi
Peri ve postmenopoz kadınlarda menopoz semptomları ve vücut kitle indeksi ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmada, peri ve post menopoz dönemindeki kadınların yaşadıkları menopoz semptomları ile semptomların şiddetinin vücut kitle indeksi ve bel kalça oranı ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma İstanbul ilinde bir Aile Sağlığı Merkezinde yapıldı. Çalışmanın örneklemini 45-65 yaş arasında peri (n=50) ve postmenopoz (n=170) döneminde olan toplam 220 kadın oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Vaka Tanılama Formu" "Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği" kullanıldı. Vücut kitle indeksi (VKİ) ve bel kalça oranına (BKO) ait veriler araştırmacı tarafından ölçülerek elde edildi. Veriler SPSS 20 versiyonunda analiz edildi. Bulgular: Kadınlarda yaş ortalaması perimenopoz grubunda 47,28±2,29, postmenopoz grubunda 54,40±5,14' dü ve her iki grupta kadınların eğitimi genelde ilkokul düzeyindeydi. Postmenopozdaki kadınların yarıdan fazlasının (%52,3) obez olduğu, perimenopozdakilerin ise çoğunluğunun (%44,0) şişman olup obeziteye aday oldukları görüldü. Her iki gruptaki kadınların tamama yakınında BKO 0,72 ↑ olarak belirlendi. Genel olarak postmenopoz dönemindeki kadınların menopoz şikayetlerini perimenopozdaki kadınlara göre daha fazla yaşadığı saptandı (p< 0,001) ve en fazla yaşanan semptom sıcak basmasıydı (p< 0,001). Obez olan kadınların genel menopoz şikayetlerini ve özellikle somatik şikayetleri daha fazla yaşadıkları (p<0,05- p< 0,001) belirlendi. BKO açısından ise özellikle BKO 0,72 altında olan kadınların genitoüriner şikayetleri biraz daha fazla yaşadıkları saptandı (p< 0,05). Sonuç: Postmenopoz dönemindeki kadınların tüm şikayetleri perimenopoz dönemindeki kadınlardan daha fazla yaşadıkları ve obezitenin menopoz şikayetlerini arttırdığı sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Menopoz, perimenopoz, postmenopoz, menopoz semptomları, obezite
Babaların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile baba bebek bağlanması arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırma babaların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile baba bebek bağlanması arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişkisel desende yürütülen bu araştırmanın evrenini, Ordu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniği'ne bebeği ile birlikte başvuran babalar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 01.06.2022-31.03.2023 tarihleri arasında polikliniğe başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 150 baba oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ)", "Baba Bebek Bağlanması Ölçeği (BBBÖ)" kullanılarak yüz yüze anket yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SAS 9.4 paket programı kullanılmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar arası t-testi, varyans analizi (F testi), Pearson korelasyon analizi ve çok değişkenli adımsal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan babaların TCRTÖ toplam puan ortalamaları yüksek (135.71±26.74) yüksek, BBBÖ toplam puan ortalamaları (65.37±9.95) ise ortalamanın üzerinde bulunmuştur. TCRTÖ ve BBBÖ toplam puan ortalaması ile babaların eğitim durumu, yaşadığı yer, meslek, gelir durumu, sosyal güvence durumu, aile tipi, eş/anne ile ilişki durumu, eşin/annenin eğitim durumu, eşin/annenin mesleği, çocuk sayısı, gebeliğin planlı olma durumu, eş/anne ile gebelik kontrollerine katılma, bebeğin cinsiyetinden memnun olma, bebeğin yaş aralığı (ay), bebek bakımına yönelik danışmanlık alma, bebek bakımına katılma, bebekle günlük geçirilen süre arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Babaların BBBÖ toplam puan ortalaması ile TCRTÖ toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve güçlü bir ilişki bulunmuştur (r=0.71841, p<0.0001). Çok değişkenli adımsal regresyon analizi sonuçlarına göre; BBBÖ toplam puanındaki varyasyonu açıklamada en fazla kısmi öneme sahip olan bağımsız değişken, %51.61'lik kısmi R² ile TCRTÖ toplam puanı değişkenidir. Sonuç: Araştırmada babaların toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eşitlikçi tutuma sahip oldukları, baba bebek bağlanması düzeylerinin ise ortalamanın üzerinde olduğu saptanmıştır. Babaların toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eşitlikçi tutumları arttıkça baba bebek bağlanması düzeylerinin de arrtığı belirlenmiştir. Sonuçlara göre baba bebek bağlanmasını desteklemeye yönelik ve babaların toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eşitlikçi tutumlarını arttıracak hemşirelik girişimlerinin planlanması önerilmektedir.