
40
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Aiolis'te kültler
Bu çalışmanın amacı, eskiçağda Aiolis bölgesinde yaşamış olan toplulukların dinsel yaşamına ilişkin bilgilerin bir araya getirilerek, bu bilgiler temelinde dinin gerek bireysel gerekse toplumsal düzeyde nasıl rol oynadığına ilişkin betimlere ulaşılmasıdır. Çalışmanın mekânsal kapsamını, antik kaynaklarda Aiol göçüyle ilişkilendirilen Aiolis bölgesi oluşturmaktadır. Bölge temelindeki bu sınırlama, aynı zamanda bölge içerisindeki dinsel inançların belirli bir doku gösterip göstermediği sorusunun cevabını aramaya da hizmet eder. Ancak yöneltilen soru, bölgedeki dinsel hayatın coğrafi sınırla karakter kazandığı gibi bir önkabule işaret etmemelidir. Bölgedeki en erken arkeolojik bulgular MÖ 8. yüzyıla tarihlendiğinden, bu tarih ile antik çağın sonu arasında kalan dönem zamansal sınırlarımızı belirler.
Aigai'deki (Aiolis) endüstriyel üretime ait taş donanımlar
Bu çalışma, Aigai (Aiolis) antik kentinde 2004 yılından itibaren yürütülen kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarında ele geçen endüstriyel üretim donanımlarıyla ilgilidir. Taş donanımlar ile sınırlı tutulan konu kapsamında, kentin akropolisini ağırlayan tepe ve eteklerindeki aşağı kent ile kuzeyindeki ovalık alanlarda yer alan buluntular incelenmiştir. Antik Çağ'daki endüstriyel üretim faaliyetlerinin arkeolojik kanıtları olarak değerlendirilen buluntular fotoğraf, çizim ve lokalizasyon bilgileri ile belgelenmiştir. Analojik karşılaştırmalar sayesinde donanımların işlevlerine yönelik tutarlı dayanak noktaları oluşturulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, Aigai'deki kazı çalışmalarından elde edilen veriler aracılığıyla, buluntu grupları içerisindeki diyakronik gelişim süreçleri takip edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda, değerlendirilen donanımların Antik Çağ'daki zeytinyağı, şarap ve un üretiminde kullanıldığı saptanmıştır. Her bir endüstriyel üretim kolunun çeşitli aşamalarına ait donanımlar tespit edilmiştir. Zeytinyağı üretimine ait kırma, pres ve ayrıştırma donanımları tanımlanmıştır. Bunlar arasında trapetum, mola olearia, basit manivela pres, bocurgatlı manivela pres ve vidalı manivela pres gibi üretim donanımları veya yapılanmaları bulunmaktadır. Değerlendirme esnasında, pres yapılanmalarına ait arkeolojik kanıtların şarap üretimiyle de ilişkili olabileceği her zaman göz önünde tutulmuştur. Un üretimiyle ilişkili taş donanımlar arasındaki ezgi taşı, Olynthos değirmeni, rotatif el değirmeni ve Delos değirmeni (parçalı değirmen) gibi farklı dönemleri ve teknolojileri temsil eden birçok örnek, çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Diğer donanım grubu pila ve mortarium olarak tanımlanan farklı tiplerdeki mortarlardan oluşturmaktadır. Son grup ise yüksek ayaklı teknelerden oluşmaktadır. Son iki gruptaki donanımlar çeşitli kullanım alanlarına sahiptir. Bu yüzden, söz konusu donanımları sadece bir fonksiyonla tanımlanmak mümkün değildir.
Aigai (Aiolis) kuzey kapısı
Kent kapıları bir kentin savunma hattının hem en büyük zaafı hem de en vazgeçilmez öğesi olmuştur. Aigai Antik Kenti'nin ana kapılarından biri olan Kuzey Kapısı da tez çalışması kapsamında ele alınarak kent planlamasındaki konumu, mimarisi ve tarihlemesi üzerine incelenmiştir. Bu kapsamda savunma sistemi içerisinde kapıların konumlandırılmaları, tipolojik ve biçimsel farklılıkları, Kuzey Kapısı'nın analojik değerlendirmesi ekseninde benzer kent kapılarının varlığı araştırılmıştır. Tüm veriler sonucunda kapının kullanım evreleri, tarihlemesi ve planlaması ile stilistik özellikleri ortaya çıkarılmıştır.
Antandros yamaç ev mozaik altı sondaj buluntuları
MS Geç 3.yy ile MS Erken 4.yy arasına tarihlenen Antandros Roma Villası'nda, 2004-2006 yıllarında gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları sırasında evin portiko ve apodyteriumunun mozaik tabanları altından malzemeler ele geçmiştir. Evin önceki evrelerine dair fikir sahibi olmak ve kuruluş evresini seramiklerle yeniden değerlendirebilmek adına, elde edilen buluntuların tez kapsamında çalışılmasına karar verilmiştir. Aynı yıllar içerisinde Roma Villası'nın, 15 No'lu Mekan ve fırın olarak kullanılan 14 No'lu Mekan (Erken dönem praefurniumu) içerisinde, evin ikinci kullanım evresine ait olan tabanlar açığa çıkarılmıştır. Evin ikinci kullanım evresinin başlangıcını saptayabilmek adına bu tabanların bir bölümü kaldırılmış ve altından ele geçen malzemeler yine tezin içerisinde değerlendirme altına alınmıştır. Söz konusu dört mekanın taban altından ele geçen 887 adet malzemeden 153 adeti tez kapsamı içerisine dahil edilmiştir. Geri kalanları, istatiksel verilerde kullanılmıştır. Buluntular ilk olarak bezeme ekollerine göre, bezemesiz parçalar ise formlarına göre gruplara ayrılıp değerlendirmeye alınmıştır. Bezeme ekollerine göre ayrılan seramikler içinde bir adet ele geçen Doğu Yunan seramiği, gri seramiklerle beraber en erken buluntu grubunu oluşturmaktadır. Bunun dışında, Kırmızı Figürlü Seramik, Basit Firnisli Seramik, Batı Yamacı Seramiği, Kalıp Yapımı Kaseler de önce bezeme stiline göre gruplandırılmış, sonrasında formlarına göre ayrılarak değerlendirilmiştir. Bezemesi bulunmayan, İnce Cidarlı Seramikler (Thin Walled Ware), pişirme kapları, gri seramikler, servis kapları, amphoralar ve sikkeler söz konusu diğer buluntu gruplarını oluşturur. Portiko ve apodyterium altından ele geçen malzemeler değerlendirildiğinde, en erken örnekler, MÖ Geç 8.yy'a aittir. En geç örnekler ise, Yamaç Ev'in kuruluş evresini destekler nitelikte MS 3.yy'ı göstermektedir. Diğer yandan 14 No'lu Mekan içerisinde, taban altından ele geçen sikke, alandaki ikinci kullanım evresini MS 356-361 yıllarından sonrasına taşımaktadır.
Alexandria (Mısır) kurtarma kazılarında ele geçen Knidos Amphora mühürleri ışığında Alexandria-Knidos ticari ilişkileri
Antik Çağda yapılan ticaretin önemli kanıtları olan amphoralar Hellenistik dönemin önde gelen şarap ve amphora üretici kentleri tarafından mühürlü olarak üretilmiştir. Hellenistik Dönem boyunca sistematik olarak amphora mührü kullanan kentlerden birisi de Knidos'dur. Akdeniz'in ve Karadeniz'in her noktasına şarap ve amphora içerisinde taşınan diğer ürünleri ihraç etmiş olan Knidos'un en önemli dış pazarlarından birisini de Alexandria oluşturmaktadır. CEAlex tarafından kent merkezinde yapılan kurtarma kazılarında ele geçen 225 adet Knidos kökenli amphora kulbu, iki kent arasındaki ticaretin değerlendirilmesi konusunda önemli bir materyal grubu oluşturmaktadır. Yapılan tez çalışması içerisinde bahsedilen mühürler ticari bir bakış açısı ile değerlendirilmiştir.
Alexandria'daki (İskenderiye) buluntular ışığında İ.Ö. 3. yüzyılda Mısır sanatında görülen kültür etkileşimleri
M.Ö. 331 yılında Büyük İskender tarafından kurulan Alexandria, Hellenistik Dönem'in Doğu Akdeniz'deki en önemli liman kentlerinden biri haline gelmiştir. Yeni kurulan kent, aldığı göçler ve gelişmiş ticaret ağları ile başta Mısır ve Yunan olmak üzere farklı birçok kültürün bir araya gelmesini ve yeni bir kültür yapısının oluşmasını sağlamıştır. Kültür başkenti Alexandria'nın kuruluşundan itibaren M.Ö.3.yüzyıl boyunca yoğun bir şekilde yeni bir toplum ve kültür inşa edilmiştir. Bu yapı ise kendisini en çok sanat alanında ifade edebilmiş ve özellikleri sanat eserleri üzerinde gözlemlenebilmiştir. Alexandria'da yapılan kazılar sonucu ele geçen ve M.Ö.3.yüzyıla tarihlenen buluntuların birçoğu Alexandria üretimi olmakla birlikte ithal edilen örnekler de vardır. Bu buluntular; mimari, plastik, seramik, metal, cam ve mozaik eserler olmak üzere ayrı ayrı ele alınmıştır. Mısır ve Yunan tarzının birleşmesiyle oluşan Alexandrialı Stil, toplumun tarihi, siyasi ve sosyo-kültürel yapısı göz önünde bulundurularak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Alexandria, Büyük İskender, Ptolemaios Hanedanlığı, Sanat Eserleri, Kültür Etkileşimi, Alexandrialı Stil.
Aşağı Büyük Menderes vadisinde Myken varlığı
Aşağı Büyük Menderes Vadisi Orta-Geç Tunç Çağı'nda konumu gereği oldukça fazla yerleşime ev sahipliği yapmıştır. Anadolu'nun yerel halklarının yanı sıra Kıta Yunanistan ve Adalardan da göçler alan bir bölgedir. "Aşağı Büyük Menderes Vadisinde Myken Varlığı" isimli tez çalışması ile Geç Tunç Çağı'nın başında Anadolu'ya gelen Mykenler bu bölgeye göç ettiklerinde yarattıkları kültürel farklılıklar incelenmiştir. Thera volkan patlamasının Batı Anadolu'daki etkileri ve MÖ 2. bin bin yılın sonlarındaki siyasi durum göz önüne alınarak Mykenlerin bölgeye gelişi araştırılmıştır. Eldeki çalışma kapsamında Miletos, Çine-Tepecik Höyük, Didyma, Tavşan adası ve Teikhiussa'nın Orta-Geç Tunç Dönemleri incelenmiştir. Myken varlığına işaret edebilecek materyal kültür incelenmiş ve yeniden değerlendirilmiştir.
Antik dönemde Edremit körfezi: Balıkesir ili Edremit, Havran, Burhaniye, Gömeç ilçeleri yüzey araştırması
2013 yılında araştırmaya başlanan alan Mysia'nın batısındadır. Günümüzde, Çanakkale ve Balıkesir İl sınırları içerisinde yer alan körfez antik dönemde Troas, Mysia ve Aiolis bölgelerinin kesişim noktalarında yer almaktadır. Sınırların nerede başladığı ve nerede bittiği antik yazarlardan edinilen bilgilerde bile net değildir. Günümüzde körfezin sınırları, kuzeyde Bababurnu, antik dönem adı ile Lekton olarak anılan burun, güneyde ise Ayvalık İlçesine bağlı adalardan biri olan, Büyük Maden Adası, antik dönem adı ile Hekatomnos Adaları'nın parçası Pyrgos ile sınırlanmaktadır. Edremit Körfezi'nin sınırları içerisinde kalan Edremit, Havran, Burhaniye ve Gömeç İlçeleri'nin arkeolojik değerler bakımından detaylı incelenmesinin yapılacağı doktora tezi çalışmasında, bölgenin büyüklüğü de göz önüne alınarak birtakım sınırlamalara gidilmiştir. Coğrafi alanın genişliği çalışma alanının sınırlandırılmasını gerektirmektedir. Bu sebepten dolayı Altınoluk Mahallesi sınırları içinde kalan Narlı Köyü yüzey araştırmasının başlangıcını, Gömeç İlçesine bağlı Kerem Köy ise bitiş sınırını oluşturmaktadır. Doğuya doğru ise Havran'da bulunan Büyük Çal Tepe ile Küçük Çal Tepe sınır olarak belirlenmiştir. "Antik Dönemde Edremit Körfezi: Balıkesir İli Edremit, Havran, Burhaniye, Gömeç İlçeleri Yüzey Araştırması" başlıklı doktora tezinin hazırlanış amacı; intensif (yoğunlaştırılmış) yüzey araştırması yöntemi ile körfezin teritoryası içinde kalan yerleşim yerlerini tespit etmektir. Böylelikle çalışılan coğrafyada antik dönemden günümüze kadar takip edilen yerleşim davranışları bir bütün olarak algılanabilecektir. Yoğunlaştırılmış yüzey araştırmasında körfez, kuzeyde Narlı Köyü'nden, güneyde yer alan Gömeç İlçe sınırları içerisindeki Kerem Köy'e kadar detaylı incelenmiştir.
Klazomenai Karantina Adası kuzey yamacı kazılarında ele geçen pişmiş toprak figürinler
Klazomenai kent sınırları içinde yer alan, Karantina Adası'nın kuzey yamacında 2011 yılında yürütülen kazı çalışmaları sırasında; büyük bir yapının temel dolgusu içerisinde kaba hamurlu günlük kullanım kapları, siyah firnisli seramikler, batı yamacı seramikleri, ağırşak ve minyatür kandiller ile birlikte toplam 707 adet pişmiş toprak figürin ele geçmiştir. Oldukça geniş bir repertuara sahip olduğu görülen Klazomenai Karantina Adası figürinleri tipolojik olarak onbir gruba ayrılır. Söz konusu tipolojik gruplar arasında en kalabalık grubu Tanagra tipi ayakta duran kadın figürinleri ve giyimli oturan kadın figürinleri oluşturmaktadır. Özellikle üzerinde tanrısal hiçbir belirteç taşımayan oturan kadın figürinlerinin kuzey yamacının üst kısmında yer alan kutsal alanda 2012 ve 2013 yıllarında yürütülen kazı çalışmalarında yoğun olarak el geçmesi, kutsal alandaki ana tanrıça kültüne işaret eden önemli verilerden biridir. Erkek figürinleri, Mitolojik Kimliğe Sahip figürinler, Tiyatral Figürinler, Masklar, Büst, Protom ve Kabartmalar, Hayvan Figürinleri ve Minyatür Altarlar Karantina Adası kuzey yamacı kazılarından ele geçen diğer figürin grupları arasında yer alır. Figürinler ile birlikte açığa çıkarılan 17 adet kalıp ve aynı kalıptan üretildiği tespit edilen figürin grupları; bu figürinlerin kent atölyelerinde üretildiğini işaret eder. Ancak gerek anakarada gerekse Karantina Adasında pişmiş toprak figürin üretimi yapan atölyeler henüz tespit edilememiştir. Kuzey yamacının üzerinde yer alan kutsal alanda yapılan kazı çalışmaları sırasında tespit edilen figürinler ile kuzey yamacından ele geçen figürinlerin aynı karakterde olması bu figürinlerin kutsal alandan getirildiğini işaret eder. Bu anlamda Karantina Adasından ele geçen figürinler kutsal alan malzemesinin toplu halde görülmesi açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Klazomenai, Karantina Adası, Hellenistik Dönem, Pişmiş Toprak Figürin, Kutsal Alan.
Antandros nekropolü Geç Roma yerleşimi
Antandros Nekropolü Geç Roma Yerleşimi adlı çalışmada, bir Troas kenti olan Antandros'un Nekropol alanı üzerine yer alan Geç Roma Yerleşimi'ne ait 10 adet yapı ve bu yapıların içerisinden ve çevresinden ortaya çıkartılan 2001-2011 yıllarına ait buluntular yapılarla birlikte incelenmiştir. Çalışmanın amacı yerleşimde ortaya çıkarılan yapıların işlevlerini anlamak, yerleşimin hangi dönemler arasında kullanıldığını saptamaktır. Bu amaçlar doğrultusunda yapılan çalışmada ele geçen buluntular mekanlarla birlikte değerlendirildiğinde yerleşimin M.S. 325 ile M.S. 541 yılları arasında kullanıldığı anlaşılmıştır. Kullanım dönemleri üç evreye ayrılmıştır. Mekanların içinden ve çevresinden sikkeler, DSA, DSB, DSC (Çandarlı), Foça, Kıbrıs ve Açık Renk Seramikler, amphoralar ve kandiller açığa çıkarılmıştır. Yerleşimde seramik buluntular devam etmesine rağmen M.S. 5. yüzyılın ortalarından itibaren sikkelerin ortadan kalkma nedenleri sorgulandığında takasa dayalı ekonomi ve başarısızlıkla sonuçlanan Kuzey Afrika Seferi karşımıza çıkar. DSA ve DSB seramikleri yerleşimin nekropol alanı olarak kullanıldığı döneme aittir. Yerleşim tabakalarıyla ilişkili olan seramikler DSC (Çandarlı) seramikleriyle birlikte başlayıp arkasından Foça seramikleriyle devam etmektedir. Çandarlı seramikleri ve Foça seramikleri arasında bulunan kronolojik boşluk yerleşimde sikkeler yardımıyla doldurulmuş durumdadır. Yerleşimin tepe noktası ise M.S. Geç 4. yüzyıl - 5. yüzyılın ortalarına denk gelmektedir. Yerleşimin terk edilme nedeni ise M.S. 541'e tarihlenen, Kuzey Afrika Kökenli Justinian Vebası olmalıdır. Nüfusun yaklaşık yarısının kaybedildiği felaketin ardından geriye kalanlar daha güvenli gördükleri sur içi yerleşimlere taşınmışlardır.
Yazılı kaynaklar ve Arkeolojik belgeler ışığında Küçük Asya`da Attis Kültü
Attis, Ana Tanrıça ile birlikte Phrygia'da ve Küçük Asya'nın diğer bölgelerinde, Yunanistan'da ve daha sonrada İmparator Claudius (M.S. 41- 54) döneminden itibaren tüm Roma İmparatorluğu içinde tapım gören önemli bir tanrı esasen bir vegetasyon tanrısıdır. Attis ismi Phrygia, Lydia ve Likya'da tanrı Attis dışında bir şahıs ismi esasen bir erkek ismi olarak karşımıza çıkmaktadır. Lydia'da çeşitli Dynastların, Lykia'da dindar kişilerce muhtemelen belki de rahipler tarafından kullanılan bir isim, Phrygia'da ise bu kullanımlarının dışında Pessinus'da ki Ana Tanrıçanın baş rahibinin bir unvanı olarak kullanılmıştır. Diğer bölgelerde ise Attis ismine sadece bir tanrı olarak rastlanılmıştır. Phryg kökenli olarak anlatılan mythos da Ana Tanrıça çoban Attis"e aşık olur fakat Attis Tanrıça'ya verdiği bağlılık sözünü tutmaz bu davranışı kendi kendini hadım ederek ölmesine neden olur. Attis mythosunda anlatılanların her biri bir güne denk gelecek şekilde her yıl 15-28 Mart günleri arasındaki törenlerle anılmaktadır. Törenlerle ilgili detaylı bilgileri daha çok Phyrg unsurlarını hala özünde barındıran Roma kaynaklarından öğrenebilmekteyiz. Arkeolojik belgeler üzerindeki Attis tasvirlerinin büyük bir kısmı da antik kaynakların bahsettikleri Attis mythosu ile örtüşmektedir. Kısacası Attis mythosunun ana motifleri, çoban kimliği-kendini hadım etmesi-ölmesi-tekrar dirilmesi ve dans etmesi gibi, Yunan ve Roma sanatının önemli konularından bir kısmını oluşturmaktadır.
Eskişehir-Kütahya ve Afyon müzelerinde korunan Herakles heykelleri ışığında Phrygia`da Herakles tipolopjisi
Kültür mirasımızda önemli bir yere sahip olan Phrygia Antik Çağda, günümüz TürkiyeCumhuriyeti sınırları içinde Orta Anadolu Bölgesi'nin büyük bir kısmını kaplayan bölgeninadıdır. Anadolu'da Phryg Kökenli ve Phrygçe konuşan yoğun nüfusun yaşadığı bu bölgeyePhrygia denmiş ve bu ad ?coğrafi bir deyim olarak? en azından M.Ö. 6. yüzyıldan Bizansdöneminin sonuna dek kullanılmıştır.Phrygler Anadolu'ya Troia VIIa'nın yıkılışından sonra, M.Ö. 1190'da Balkanlardangelmişlerdir. Fakat siyasal bir topluluk olmaları M.Ö. 750'den sonraya rastlar. Büyük krallarıMidas döneminde (M.Ö. 735-695/675) bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu'ya hakimolmuşlardır. Bir Trak kavimi olan Bryg'lerin bir kolu olan Phrygialılar, Anadolu halklarıylakaynaşarak büyük bir devlet kurmuşlardır. Geç Hitit gibi önemli bir kültürünün etkisi altındakalmalarına rağmen kendilerine özgü ve Anadolu'lu bir kültür oluşturmuşlar, Hellen gibiönemli bir kültürüde etkilemişlerdir. Phryg halkının verdiği eserlerde oluşan bu kültürünizlerini rahatlıkla görebiliriz. Örneğin bir Helen Kahramanı ve Tanrısı olan Herakles atüstünde betimlenmiştir. Bunun sebebi Traklarda atın önemli bir yere sahip olmasıdır. Ayrıcayine Phrygia kültürüne özgü olarak bir tanrı başka bir tanrı için adak olarak sunulmuştur.Anadolu halkında var olan yöneticilerini tanrılaştırma yada tanrılarla bir tutmageleneği Phryg kültüründe de etkisini göstermiştir. Bu kültürün ip uçlarını, bir Hellenistikhükümdar olan Kommageneli I. Antiochos Ephiphanes'in yaptırdığı anıtlarda görmekteyiz.Bu anıtları, kendisine ve ailesinin farklı üyelerine, tanrılaşmış ataları ve BirleşikPantheon'nunun tanrılarına tapınılması için kurmuştur. I.Antiochus Ephiphanes'in yaptırdığıanıtların en ünlüsü Nemrut Dağında yer alır. Bu anıtın yazıtında Antiochos; ailesi ve ülkenintüm tanrıları için ortak bir ev kurduğundan bahseder. Herakles'de bu tanrılardan biridir.Kommagene ve Phrygia kültürleri arasında kesin kanıtlara dayanarak bir etkileşimden sözedilemez. Fakat Anadolu'da yaşayan halkları etkileyen doğu kültürü aynıdır. Kommagenesanatının yerel özelliklerini taşıyan Herakles heykelleri aynı zamanda, tanrı Herakles'in alınıpyerel külte dahil edildiği Yunan kültürünün sanatsal etkilerini de taşımaktadırlar. Diğerkültürlerden ve kendi öz kültüründen elde ettiği sentezi sanatına yansıtan Phrygia halkı için deaynı durum söz konusudur.Phrygia bölgesinde bulunan Herakles heykelleri, bölgenin yerel heykeltıraşlık ve kültözellikleri dışında döneminin biçim unsurlarını da yansıtırlar. Herakles Farnese, gibi yaygınHerakles tasvirleri ufak farklılıklarla aynen yapılmışlardır.Yaptığımız bu çalışmada; Phrygia kültürü, bu kültürün Anadolu'ya kattıkları vePhrygia bölgesinde ele geçen Herakles heykellerinin incelenmesiyle Herakles'in bölgedekitipolojisinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır.
Phryg kaya altarları: Eskişehir - Afyonkarahisar - Kütahya illeri yüzey araştırması ışığında
M.Ö.l.bin yılın ilk yansında Anadolu Demir Çağ Krallıkları içinde önemli bir yere sahiptir. Arkeolojik ve epigrafık belgeler Phryg dininde Anadolu kökenli Ana Tanrıça'nın Phrygler için adeta tek tanrı olarak Matar şeklinde tapınım gördüğünü gözler önüne sermiştir. Bu Tanrıça doğanın ve bereketin temsilcisidir. Kayaya oyulmuş çok sayıdaki kült anıtı Tanrıça Matar'a duyulan derin saygı ve bağlılığın kanıtıdır. Anıtsal kaya fasatları, basamaklı akarlar ve nişler bu anıtların en orijinal ve en gösterişli örneklerini oluşturur. Bizim çalışmamızda basamaklı Phryg kaya aharları ele alınmıştır. Bu aharlar, kayalara oyulmuş üç boyutlu anıtlardır ve kaya basamakları ile tanrıçayı simgeleyen kaya idollerinden oluşurlar. İlk aşamada arkeolojik çalışmalarla saptanmış olan 83 aharın katalogu hazırlanmıştır. Bu katalogda her bir anıtın detaylı tanımı, fotoğrafı, plan ve çizimleri yer almaktadır. İkinci aşamada ele alman Phryg aharlan ile Anadolu ve çevre kültürlerindeki benzer aharlar karşılaştırılmıştır. Son olarak Phryg aharlarının mimari ve işlevsel kimliği irdelenmeye çalışılmıştır.
Phryg kaya altarları (Eskişehir-Afyonkarahisar-Kütahya illeri yüzey araştırması ışığında)
M.Ö.l.bin yılın ilk yansında Anadolu Demir Çağ Krallıkları içinde önemli bir yere sahiptir. Arkeolojik ve epigrafık belgeler Phryg dininde Anadolu kökenli Ana Tanrıça'nın Phrygler için adeta tek tanrı olarak Matar şeklinde tapınım gördüğünü gözler önüne sermiştir. Bu Tanrıça doğanın ve bereketin temsilcisidir. Kayaya oyulmuş çok sayıdaki kült anıtı Tanrıça Matar'a duyulan derin saygı ve bağlılığın kanıtıdır. Anıtsal kaya fasatları, basamaklı akarlar ve nişler bu anıtların en orijinal ve en gösterişli örneklerini oluşturur. Bizim çalışmamızda basamaklı Phryg kaya altarları ele alınmıştır. Bu altarlar, kayalara oyulmuş üç boyutlu anıtlardır ve kaya basamakları ile tanrıçayı simgeleyen kaya idollerinden oluşurlar. İlk aşamada arkeolojik çalışmalarla saptanmış olan 83 altarın kataloğu hazırlanmıştır. Bu katalogda her bir anıtın detaylı tanımı, fotoğrafı, plan ve çizimleri yer almaktadır. İkinci aşamada ele alman Phryg altarları ile Anadolu ve çevre kültürlerindeki benzer altarlar karşılaştırılmıştır. Son olarak Phryg altarlarının mimari ve işlevsel kimliği irdelenmeye çalışılmıştır.
Marmaris Arkeoloji müzesindeki Roma imparatorluk sikkeleri
Antik sikkeler üzerinde gemi tasvirleri
Antikçağ tiyatrosu ve günümüze yansıması
İnsanlık ve tarih incelemeleri her ne kadar detaylı ve bilimsel olarak yürütülse de kültür tarihi içerisinde düşüncelerin ortaya çıkarılmasına sebep olan sosyal etkileri, tam olarak tespit etmemiz mümkün değildir. Aynı şekilde bugün araştırmalar sayesinde tarihçesi hakkında bilgi ve fikir sahibi olduğumuz tiyatro düşüncesinin, ilk olarak hangi topluluklar ya da klanlar tarafından ortaya atıldığını da bilmemiz olası değildir. Objektif kanıtların ve yazılı materyallerin olmadığı bir dönemde ancak varolan arkeolojik belgelerle kendi savımız arasında destek köprüleri oluşturabiliriz.Bu bağlamda tiyatro ne zaman başlar? sorusunun yanıtını en iyi şu şekilde verebiliriz; Tiyatro tarihi; insanla başlar. İlk topluluklar olan klanların düşünüş yapılarındaki en önemli ve belki de tek ortak düşünce öğesi `Din' dir. Araştırmamızdaki en belirgin önermelerden biri de din ve inanış şekillerinin, kültürü ve dolayısıyla kültürün bir sonucu olan ilk teatral değerleri etkileyip biçimlendirdiği yönündedir. Neanderthal Şaman ya da rahiplerin tapınırken yapmış oldukları olası danslardan; antikçağ tiyatrolarındaki koroların Dionysos ve diğer tanrılara seslenişine; Roma'da imparatorluk kültü için kurban kesilip imparator adına oyunlar düzenlenişine dek pek çok noktada bu örnekleri görmemiz mümkündür. Ancak günümüzdeki tiyatro algısı zaman ve yine kültüre bağlı olarak değişmiştir. Sosyal ve politik olayların anlatımı, absürd komedi gibi birbirinden oldukça farklı öğeler, tiyatro sahnelerinde sırasıyla kendilerine yer bulmuşlar ve bu konudaki algıyı antikçağın tiyatro anlayışından uzaklaştırmışlardır. Bugün dünyanın pek çok noktasındaki antikçağ tiyatro yapı kalıntısında düzenlenen; müzik, dans ve benzeri kültür sanat etkinlikleri ise, insanlara antikçağdaki tiyatro algısını anlatmaktan aynı derecede uzaktır?
Apameia Kelainai kentinin tarihi coğrafyası ve sikkeleri
Apameia kenti özellikle Hellenistik ve Roma döneminde oldukça önemli bir konuma yükselmiştir. Batı-Doğu ticaret yollarının önemli kavşak noktalarından birisidir. Roma döneminde Ephesos'tan sonra Roma'nın Asia Eyaleti'nin en önemli kenti ve conventus bölgesi olmuştur. Roma dönemindeki bu önemi bastırdığı sikkeler ile de kendini belli etmektedir. Bu çalışma da bölgede yapılan kazıların yeterli seviyede olmaması nedeniyle şehrin mimari yapısı hakkında çok fazla bilgi bulunamamasına rağmen şehrin bastırdığı sikkelerden ve tarihsel kaynaklardan yola çıkılarak, şehrin tarihi ve coğrafi yapısı, sikkeleri ile beraber ortaya konmaya çalışılmıştır.
Seleukos Krallığı'nda sikke basımı ve Şanlıurfa Müzesi'nden iki define
Bu çalışma kapsamında Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi'nde bulunan biri Seleukos Krallığı'na ait bronz, diğeri Roma Dönemi'nde Seleukos Kralı I. Philippos Philadelphos adına basılan posthumous gümüş tetradrahmi sikkelerinden oluşan iki ayrı define araştırılmıştır. Bu defineler genel anlamıyla dönemin sikke basımcılığının ışığında incelenmiştir. MÖ 323'de III. Aleksandros'un ölümünden sonra Makedonia Krallığı topraklarının yönetimi, ardılları olan komutanlar (Diadokhlar) arasında bölüşülmüştür. Seleukos Krallığı, bu komutanlardan I. Seleukos Nikator tarafından Makedonia İmparatorluğu'nun doğu bölgelerinde kurmuştur (MÖ 312/11). Bu krallık, merkezi Kuzey Suriye olmak üzere MÖ 64'de bir Roma Eyaleti (Provincia Syria) olana kadar bu topraklar üzerinde egemenlik sağlamıştır. Araştırma konusunu, genel olarak MÖ 312/11-64 yılları arasındaki Seleukos Krallığı'nın egemenliği altındaki topraklarda sikke basım faaliyetleri oluşturmaktadır. Özel olarak ise incelenen iki definenin tarihi kontekste değerlendirilmesidir. Anahtar Kelimeler: Hellenistik Dönem, Seleukos Krallığı, Seleukos Sikkeleri, Şanlıurfa Müzesi.
Side Tykhe Tapınağı
Bu tezin konusunu Pamphylia bölgesinde yer alan Side antik kentinde bulunan Tykhe Tapınağı'nın arkeolojik veriler ışığında detaylı incelenmesi oluşturmaktadır. Tez beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm tezin giriş bölümüdür. İkinci bölümde Pamphylia Bölgesi ve Side Kenti'nin coğrafi konumları Side şehri, şehrin tarihçesi ve şehirde yapılan araştırmaların tarihçesinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde Tykhe Tapınağı'nın konumu ve çevresinden bahsedilmiş, tapınak üzerine yapılan ilk araştırmalar anlatılmış ve modern bilimsel araştırmalardan bahsedilmiştir. Ayrıca tapınağın mimarisi detaylı olarak ele alınmış, yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen verilerden yararlanarak tapınağın tarihlendirilmesi yapılmış ve Side Kenti'ndeki Tykhe kültünden bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde ise Yunan ve Roma mimarilerinde dairesel planlı yapıların bilinen örnekleri ele alınmış ve bu örnekler ile Side Tykhe Tapınağı'nın mimari ve işlevsel olarak karşılaştırması yapılmıştır. Beşinci ve son bölüm ise çalışmanın sonuç bölümüdür. Bu bölümde tezin konusu üzerine genel bir değerlendirme yapılmış ve son araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Pamphylia, Side, Tyche Tapınağı, Roma Mimarisi
Patara Tepecik Nekropolü ve Bey Evi'nden ele geçen kırmızı astarlı seramikler: İ.Ö. 2 - İ.S. 4. yy.
Patara Tepecik Nekropolü'nde 1989-1999 yılları arasındaki kazı çalışmalarında ele geçen kırmızı astarlı seramikler ile Tepecik Bey Evi'nde 2007 yılına kadar bulunan kırmızı astarlı seramikler bu çalışmanın konusunu oluşturur. Nekropol, kentin erken dönem yerleşimine yönelik önemli buluntular veren Tepecik yükseltisinin doğu eteğinde, kuzey-güney doğrultulu olarak konumlanır. Kazı öncesinde yoğun bir dolgu tabakasıyla kaplı alanda, Hellenistik Dönem'den Geç Roma Erken Bizans Dönemi'ne kadar uzanan mimari yapılaşma izlenir. Seramik buluntuları ise, Geometrik Dönem'den başlayarak Bizans Dönemine kadar çeşitlilik göstermektedir. Roma Dönemi'ne oranla daha az sayıda ele geçen erken seramikler arasında kırmızı ve siyah figürün yanı sıra Hellenistik Dönem örnekleri ağırlıktadır. Nekropol gibi Tepecik'te konumlanan Bey Evi, yükseltinin üst kısmındaki düzlükte yer alır. İlk olarak 2004 yılında kazılan sarnıçla kendini gösteren yapının, daha sonraki dönemlerde iki odalı, büyük bir yapı kompleksi olduğu anlaşılmıştır. Kazıcısı tarafından Bey Evi olarak tanımlanan yapı, hem kentin erken dönem yerleşimine ışık tutması, hem de geç dönem atık seramik dolgusunda ele geçen amorf parçalarla, Roma Dönemi yerel seramik üretimine yönelik veriler sunması adına önemlidir.Doktora tezi kapsamında ise, Roma Dönemi kırmızı astarlı seramiklerinin, sigillata olarak adlandırılan astar kalitesi yüksek örnekleri ile bunların yerel taklitleri yer alır. Bu bağlamda ?Geç Roma Kırmızı Astarlı Seramikleri? olarak ayrılan örnekler tez içerisine dahil edilmemiştir. Bu geç dönem örneklerine oranla daha fazla sayıda ele geçen kırmızı astarlı seramikler içerisinde form tespitine imkan vermeyecek derecede kötü korunmuş parçalar yer alır. Form belirlemede karşılaşılan bu zorluk, hamur-astar özellikleri doğrultusunda oluşturulan kırmızı astarlı seramik gruplarının ayırt edilmesinde de yaşanmıştır. Bu bağlamda yayınlarda hamur-astar tanımı yapılan Doğu ve Batı Sigillata gruplarına uymayan bir buluntu grubuyla karşılaşılmıştır. İthal sigillataların yerel taklidi olarak tanımlanan bu grup ?Patara Kırmızı Astarlı Seramikleri? olarak tanımlanmıştır.Böylece hamur-astar özellikleri doğrultusunda Nekropol seramikleri içerisinde, Doğu ve Batı sigillata gruplarının yanı sıra Sagalassos Kırmızı Astarlı Seramiği ile Patara veya yakın bölgede üretildiği düşünülen yerel kırmızı astarlı seramikleri belirlenmiştir. Bu grupların tipolojisinde yayınlanmış çalışmalarda tanınmayan farklı formların bulunması, alt gruplardaki tipoloji zenginliğini göstermesi açısından da önemlidir. Örneğin nekropol seramiklerinin % 38'ini oluşturan DSA'nın hem ana formlarında hem de tekil örnekler başlığında değerlendirilen gruplarında farklı profil özellikleri gösteren parçalar yer alır.Tepecik Nekropolü'ndeki kırmızı astarlı seramiklerin diğer merkezlere göre, daha fazla çeşitlilik göstermesinde, Patara'nın liman kenti olmasının etkisi büyüktür. Bu bağlamda Batı ve Doğu sigillata gruplarının gerek sayısal gerekse tipoloji dağılımı seramik ticaretine yönelik önemli veriler sunar. İstatistiki verilerin ortaya koyduğu üzere, DSA ve DSD'nin diğer gruplara kıyasla ön planda olması Akdeniz ticaretiyle bağlantılı olarak beklenen bir sonuçtur. Diğer yandan İtalya ve DSC sigillatalarını geride bırakan Sagalassos Kırmızı Astarlı Seramikleri'nin varlığı, Lykia ile Pisidia Bölgesi arasındaki seramik ticaretinin kanıtıdır. Bu arada yalnızca İtalya örnekleriyle sınırlı kalan batı sigillatasının sayısal ve tipoloji bakımından azlılığı, bu grubun yüksek maliyeti göz önüne alındığında şaşırtıcı değildir.Tepecik Bey Evi kazılarında ele geçen örneklerle sayısı ve form tipolojisi zenginleşen Patara Kırmızı Astarlı Seramikleri ise, toplam seramiğin % 18'ni oluşturur. Klasik Dönem yapısına atılan seramik çöplüğünde günlük kullanım örnekleriyle birlikte ele geçen bu seramik grubu, buluntu yoğunluğu bakımından DSA örneklerinden sonra gelir ve ikinci sırada yer alır. Kase ve testi formlarının öne çıktığı tipolojide, başta Doğu Sigillataları olmak üzere günlük kullanım seramiklerinin de etkisi görülür.Sonuç olarak bu çalışmayla Tepecik Nekropolü'nde ele geçen Roma Dönemi kırmızı astarlı seramiklerin ithal örneklerinin hamur-astar özelliklerine ait oldukları gruplar belirlenmiştir. Yapılan sınıflandırma sonucunda Doğu sigillata grupları ağırlıklı olmak üzere az sayıda İtalya üretimi örneklerin ithal edildiği görülmüştür. Diğer yandan Pisidia üretimi Sagalassos Kırmızı Astarlı Seramiklerin % 6 oranındaki varlığı, grubun yayılım alanını ortaya koyması adına önemlidir. Son olarak homojen hamur-astar yapısı gösteren ve buluntu yoğunluğu bakımından ikinci sırada yer alan Patara Kırmızı Astarlı Seramikleri, kentte Hellenistik Dönem'den bilinen yerel seramik üretiminin Roma Dönemi'nde de devam ettiğini kanıtlar.
Smyrna agorasında ele geçen Terra sigillata ve geç Roma seramiği
Smyrna Agorasında 2000-2005 yılları arasında yapılan çalışmalarda bulunmuş olan terra sigillata ve geç roma kırmızı astarlı seramikleri çalışma konusu kapsamındadır. Çalışma içerisinde 643 parça değerlendirilmiştir.Terra sigillata seramikleri İÖ. ikinci yüzyılın ortalarından itibaren K.Suriye ve Doğu Akdeniz çevrelerinde üretilmeye başlanmış bir seramik grubudur. Terra sigillataların üretimi İS.3.yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir.Terra Sigilata seramik grubu Doğu ve Batı olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Doğu sigillataları, A, B ve C olarak üç türe ayrılmaktadır. Batı sigillataları ise İtalyan ve Gaul olmak üzere başlıca iki türe ayrılmaktadır. Smyrna'da yapılan çalışmalarda bu türlerin dışında Smyrna üretimi sigillataların da var olduğu görülmüştür.Smyrna kenti terra sigillata buluntuları içerisinde en yoğun grubun DSC (Çandarlı) grubuna ait olduğu görülmektedir. Sigillataların en yoğun tarihlendikleri dönem, İS.2.yüzyıldır.Geç roma kırmızı astarlı seramikleri ilk olarak K.Afrika'da terra sigillata seramiklerine alternatif olarak İS.1.yüzyılda üretilmeye başlamıştır. İS.4.yüzyılın sonlarında Batı Anadolu'da Phokaia kentinde bu grup dahilinde seramikler üretilmeye başlamıştır. Geç roma kırmızı astarlı seramiklerinin İS.7.yüzyılın ilk yarısına kadar üretimleri devam etmiştir.Anahtar kelimeler: Terra sigillata, rulet bandı, çift daldırma, kırmızı astar, konsantrik daire, baskı bezeme.
Payava lahti kabartmaları
HI ÖZET Klasik Dönemin sonuna dek Likya'nın başkenti olan Xanthos'tan 1884 yılında British Museum' a götürülen Pay ava Lahti, iki mezar odalı, ahşap mimari öykünmeli ve kabartmalarla bezeli bir lahittir. Bu çalışma ile; Likya sanatının İÖ. 4. yy. içindeki görkemli yapıtlarından biri olan anıtın bilimsel, monografık değerlendirmesi yapılacaktır. Anıtın kabartmaları aşağıdan yukarıya doğru değerlendirilecektir. Orta blok, güney dar yüzde; ayakta duran iki figür taçlandırma eylemi içindedir. Savaş giysili figürlerden solda duran, taçlanan Pay ava' dır. Kazandığı zaferlerden ötürü onur tacı takılmaktadır. Sağ yanda yer alan yazıt bu savı doğrulamaktadır. Doğu uzun yüzde anlatılan savaş sahnesinde Payava atın üstündedir ve sahnenin merkezine yerleştirilmiştir. Karşısındaki satrap isyanına katılan askerlere galip geleceği anlaşılmakta, arkasından gelen atlı askerleri ikinci planda kalmaktadır. Kuzey dar yüzde, üç figürden oluşan bir taçlandırma anlatılmıştır. Çıplak figür sportif başarısından dolayı taçlanmaktadır. Likya sanatına yabancı olan bu motifin tek benzeri Merehi Lahti kirişindedir. Hellen Panathenaik amphoralarında sıkça görülen motif mezar stellerinde de izlenebilmektedir. Batı yüzde ise audiens sahnesi betimlenmiştir. Pers sanatım Likya da temsil eden ender sahnelerdendir. Satrap Autophradates, arkasında duran erkanı ile Likyalı bir grubu huzuruna kabul etmektedir. Bu grubun önünde duran, giyimi ve yüz fızyonomisiyle diğerlerinden ayrılır. Bu figür Payava olmalıdır. Satrabın huzurunda betimlenerek hem kendisi onurlanmış hemde Satrap Pers egemenliğinin sembolü olarak anıtta yer alır. Kapağın her iki yüzünde birer quadriga sahnesi yer almaktadır. Küçük ayrıntılar dışında çok benzeyen bu quadrigala işlev olarak farklılıklar gösterir. Anıtın doğu yüzü incelendiğinde orta blok ve kiriş üzerinde birer savaş sahnesi anlatılmıştır. Likya kabartma programı çerçevesinde bu yüzün kapağı üzerinde de savaş konusu işlenmiş olmalıdır. Batı yüze bakıldığında ise, orta blok üzerinde audiens, kiriş üzerinde de av sahnesi gibi iki güncel olay anlatılmıştır. Bu bağlamda kapak üzerindeki quadriga da güncel yaşamla ilgili bir sahne içinde kullanılmış olmalıdır. Av ve/veya apobat yarışlarını temsil edebilir. Kapak dar yüzlerde ise, üstte karşılıklı birer sfenks, altta ise karşılıklı oturan erkek ve kadın figürleri yer alır. Sfenksler mezar koruyucu olarak düşünülmeli ve öncüleri İon sanatının vazo resimciliğine koşut giden Klazomenai lahitlerinde aranmalıdır. Karşılıklı oturan kadın-erkekIV figürleri de mezar sahiplerini yani Payava ve karısını temsil etmelidir. Bu betimlemelerin de öncüleri Klazomenai lahitlerinde görülmektedir. Kiriş üzerinde ise doğu yüzde savaş, batı yüzde av sahnesi işlenerek Likya aristokrasisinin ideal reprezentasyonu tamamlanmış olur. Çünkü, Likyalı soylu iyi savaşmalı, av yapabilmeli ve sporcu kimliğinin yanında ideal bir baba olmalıdır. Payava lahti IÖ. 4. yy. içinde yaptırılan en görkemli lahittir. Bu yüzyılda Pers egemenliği ayakta durmaya çalışmaktadır. Lidya satrabı Autophradates asilere karşı koyabilmek ve satraplığını kurtarabilmek için Likyaya gelip kendine yandaş aramış ve kendisi bir Likyalı olan Payava ile işbirliği yapmıştır. Payava asileri püskürterek zafer kazanmış, bunun ödülü olarak satrap bu görkemli lahti ona armağan etmiştir. Sonuçta bu anıtta yüceltilen Payava ile birlikte Pers egemenliği olmuştur. Yapılan biçem kritiği ile bu anıt İÖ. 360-50 yılları arasına tarihlenebilmektete, tarihsel olaylar da bu bulguyu desteklemektedir.
Hellenistik ve Erken Roma Dönemleri'nde Patara Terrakottaları
VIII ÖZET Bu çalışmanın konusu, Patara'nın Hellenistik ve Erken Roma Dönemleri'ne tarihlenen terrakottaları oluşturmaktadır. Nekropol buluntusu olan çalışma malzemesinin büyük çoğunluğu 1993-1997 yıllan arasında yürütülmüş olan yeraltı odamezarlarının kazılarından ele geçirilmiştir. Bunlar dışında iki eser lahit içerisinden, bir eser 1954 yılı tepecik kazısından ve bir eser de Tepecik yüzey arattırmalarında ortaya çıkarılmışlardır. Bu alanlardan toplam olarak 57 adet heykelcik ele geçirilmiştir. Bu sayı oldukça sınırlı görünmekle beraber, malzemedeki tipolojik zenginlik çalışmanın gerekliliğim ortaya koyan en önemli gösterge olmuştur. Mevcut buluntu kümesi içinde 34 adet farklı tipte üretilmiş terrakotta heykelcik tespit edilmiş olup, bunların 7 tanesi bugüne kadar Hellenistik Dönem'in söz sahibi terrakotta atölyelerinin hiçbirinde görülmeyen, özgün tipolojiler göstermektedir. Bu durum Patara malzemesinin yeni bir üretim merkezi ile bağlantılı olabileceği olasılığım kuvvetlendirmektedir. Bu olasılık, eserler arasında bulunmuş olan ve olası bir atölyenin yakın çevre içinde aranması gerekliliğinin önemli kanıtları sayılabilecek K 52 nolu patritze ve K 51 nolu matritze örnekleriyle, kabul edilebilir bir gerçek olarak değerlendirmeye alınmıştır. Öte yandan eserler arasında farklı tipolojisi ile dikkati çeken ve yapılan araştırmalar sonunda, bütünüyle Patara'ya özgü yerel bir konu olduğu anlaşılan, "Patara Apollonu'nun K 22 nolu figür ile ortaya çıkışı yeni ve yerel bir atölyenin varlığına işaret eden bir diğer önemli ve destekleyici veri olarak dikkate alınmıştır. Malzeme üzerinde yapılan stilistik incelemelerle eserlerin yoğunluğunun Geç Hellenistik ve Erken Roma Dönemleri içinde üretildiği ortaya çıkartılırken, Erken ve Orta Hellenistik Döneme tarihlenebilen az sayıdaki örnekle Patara terrakottalarının Hellenistik Dönem süresince kesintisiz olarak üretilmiş oldukları da tespit edilmiştir. Çalışma içinde herbiri stil, tipoloji ve ikonografîsiyle tek tek incelenen Patara terrakottaları Batı ve Güney Anadolu, İtalya, Ege Adaları ve Mısır gibi diğer merkezlerdeki koroplast atölyeleriyle kurulmuş olan bağlantıların açığa çıkarılmasında önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bu ticari bağlantılarla, Patara terrakottaları arasına kazanılmış yeni tipler kentin kültürel hayatındaki gelişim ve değişimlerin yansımaları olmuşlardır. Terrakottalar, kültürel hayattaki bu gelişimi bir yandan, kentin dini tarihiyle ilgili olarak izleyebilme fırsatı yaratırlarken, diğer yandan günlük hayat ve yaşayışla bağlantılı, ölü gömme gelenekleri hakkında çeşitli ipuçlarının yakalanmasına yardımcı olmuşlardır. Patara terrakottalarının kentin dini hayatına katkılan kentte bugüne kadar tanınan ya da tanınmayan kültlerle ilgili tasvirlerin ele geçmesi sonucunda olmuştur. Buna göre Patara'da varlığı Herodot döneminden itibaren bilinen ve Lykia kültünde önemli bir yer tutan tanrı Apollon'un kült tasvirinin ilk defa plastik olarak ele geçirilmiş olması, Hellenistik Dönem heykeltraşlık sanatındaIX yeni bir Apollon tipinin varlığının ortaya çıkarılmasını sağlamıştır. Öte yandan Isis ve Harpokrat gibi Mısır kûltleriyle ilişkili figürlerin Patara terrakottaları arasından ele geçirilmesi tarihsel olarak bölge genelinde bilinen Mısır egemenliğinin, salt askeri değil aynı zaman da kültürel varlığının da kanıtlarım ortaya koymuşlardır. Dinsel anlamda bir başka kazanım da "At Üzerinde Süvari" figürleri ile ilgili olup, bunlar Patara ve çevresinde bugüne kadar bilinmeyen bir "kahramanlık kültün"ün varlığına dair ipuçları olarak değerlendirilmişlerdir. Son olarak diğer önemli bir katkı da K 39 nolu "Kaplumbağa Üzerindeki Çocuk" figürü ile sağlanmıştır. Bu figür de, yine daha önce izlerine Patara' da rastlanılmamış Dionysos kültünün habercisi konumundadır. Bugüne kadar soyulmadan açığa çıkartılmış odamezarlarının ışığında terrakottaların, Patara' daki ölü gömme geleneği içinde yoğun bir kullanıma sahip oldukları gözlemlenmektedir. Bu yoğunluk 45 mezar içinde soyulmadan ele geçirilmiş 8 mezarın 5'ini kapsamakta olup, % 62,5 oram ile yoğun sayılabilecek bir terrakotta kullanım geleneğini ortaya koymaktadır. Ancak bu sonucun değişebileceği, Patara nekropol kazılarının bitmemişliği göz önüne alındığında, açık bir şekilde kendini göstermektedir.
Geç Hellenistik - Roma Dönemi Patara takıları
ÖZET Yüksek maddi değerlerinin yanı sıra zevkli ve özenli işçilikleri ile takı türü altın malzemeler, geçmişte olduğu gibi günümüzde de definecilerin ilk hedefi olmuşlardır. Bu durum takıların bilimsel kazılarla ele geçme olasılıklarını en aza indirmiştir. 1993,1995 ve 1997 kazı sezonlarında Patara'da açığa çıkartılmış takıların bilimsel olarak değerlendirilmesi amacıyla bu çalışmaya başlanmıştır. Çalışmada incelenen örnekler yer altı oda mezarlarının malzemesidir. Toplam 45 mezardan 8'i soyulmadan günümüze kadar ulaşmıştır. Mezarlardan üç kazı sezonunda toplam 68 adet takı türü malzeme ele geçmiştir. Bu çalışmada takılar genel olarak ana gruplara ayrılmış daha sonra form özelliklerine göre kendi içinde kümelere bölünerek bir tipoloji oluşturulmuştur. Takıların büyük çoğunluğu genel tipolojiye uymaktadır. Ancak buna rağmen belirli bir kümeye sokulamayan, aynı zamanda literatürde de örnekleri bulunmayan tekil malzemeler de çalışma içerisinde yer almaktadır. Bunun sonucunda takı formlarında yalnızca katı dizaynların uygulanmadığı, ustaya ve kullanıcıya bağlı olan değişikliklerin de yapılabildiği anlaşılmaktadır. Çalışmada bu tür uygulamalar K9 ve K10 gibi örneklerle gösterilebilir. Stilistik incelemeler sonucunda Patara takılan İ.Ö. l.yy ağırlıkta olmak üzere Geç Hellenistik'ten Roma Dönemi'nin içlerine kadar yayılmaktadır. En erken örnekler İ.Ö. 2.yy sonundandır. Standart Roma takı formunda yapılan ve yer altı oda mezarlarından ele geçen yüzük ve küpeler İ.S. l-2.yy arasına tarihlenmektedir. Tarihleme sonucunda aynı mezar içerisinde ele geçen takılar arasında 40-50 yıl zaman farkı olduğu görülmektedir. Bu durumun yalnızca takılar ile sınırlanmaması, terrakotta ve unguentarium tarihlemeleri içinde söz konusu olması mezarların sürekli kullanımı ile açıklanmaktadır. Değerli madenlerin zor elde edilmesi ve ustalık gerektiren gösterişli takı formlarının rağbet görmesi atölyelerin sayısının Roma Dönemi'ne kadar sınırlı kalmasına neden olmuştur. Roma Dönem'inde ise gösterişten uzak sade formların üretilmesi ve ekonomik zenginliğin artması yerel atölyelerin oluşmasını sağlamıştır. Buna bağlı olarak Geç Hellenistik Dönem' e tarihlenen Patara takılarının merkez atölyelerde üretilmiş olduğu düşünülmektedir. Stil, tipoloji ve ikonografi incelemeleri sonucunda Patara malzemelerinin Alexandria, Kıbrıs, Fenike ve Antiocheia örnekleri ile benzerlik gösterdiği anlaşılmaktadır. Akdeniz üretimi olan takı örneklerinin varlığı, kentin özellikle Hellenistik Dönem'de doğal limanı sayesinde ticaret merkezi olması ile açıklanmaktadır. Patara takılan çok çeşitli ikonografiye sahiptirler. Gemme örneklerinde Y4, Y5 ve Y7'de görüldüğü gibi Yunan ve Roma mitolojisinden bilinen komposizyonlar izlenmiştir. Bunun yam sıra Mısır tanrıçası İsis'in betimlendiği Y10 ve Attis tipli Eros figürlü K8 ise,VI Mısır kültü ile ilişkili örneklerdir. Böylece Patara terakottalannda görülen Mısır kültürü etkisi, takılar için de geçerlidir. İncelemeler sonucunda tek olarak ele geçen küpe örneklerinin günlük kullanımdan daha çok mezar armağanı olarak bırakıldıkları anlaşılmıştır. P«t»tı**.'?.».>!<.''" Ml'H.liKJ
Arkaik dönem Kilikya pişmiş toprak figürinleri Kilikya-Kıbrıs ve İonya ilişkileri
Çalışmamın konusunu, çoğunluğu satın alma yoluyla Alanya, Anamur, Silifke ve Mersin Müzelerine kazandırılan, kısmen de Alanya'da özel bir koleksiyonda bulunan pişmiş toprak figürinler oluşturmuştur. Bu eserlerle, Kilikya'nın Arkaik Dönem terrakotta sanatı ilk kez bilim dünyasına tanıtılmaktadır. Figürinlerde, yapıldıkları dönemin terrakotta sanatında uygulanan bütün yapım tekniklerinin kullanıldığı saptanmıştır. Elle şekillendirilmiş figürinleri, tek ve çift kalıpla yapılmışlar izler. Büyük boyda eser üretebilmek için de baş ve ayaklar gövdeden bağımsız kalıplanarak sonradan birleştirilmiştir. Yükseklikleri 50 cm' yi geçen figürlerde ise baş ve ayakların yanısıra gövde de iki parça olarak yapılmış ve birleştirilmiştir. Tamamı giysili olan figürinlerde kırmızının tonları ağırlıklı olmakla birlikte siyah, san, beyaz ve kahverengi boyalar kullanılmıştır. Siyah boya; saç, sakal, bıyık, kaş, gözbebeği, şal kenarları ve ayakkabılarda, diğer renkler ise yalnızca giysilerde uygulanmıştır. Çoğunlukta olan erkek figürinlerinde ya her iki kol ya da sadece sol kol yandadır, sağ kol dirsekten bükülü olarak göğüs üzerinde durmaktadır. Khiton, khitoniskos, ependytes, önlük, şal ve manto olmak üzere altı farklı giysi tespit edilmiştir. Bir çok figürinde, içe giyilen uzun khiton üzerine kenarı bezeli bir şal dolandırılmıştır. Bütün bu giysi türlerinin erken dönemlerden itibaren Mezopotamya, Anadolu ve Suriye'de giyildiği bilinmektedir, da, Eserlerin Samos ve Batı Anadolu'da bulunmuş figürinlerle karşılaştırması, bu giysi türlerinin kısmen Kilikya'dan Akdeniz ticaretiyle 'batı'ya aktarıldığım ortaya koymuştur. Batı Kilikya figürinleri başlık olarak tiara, sivri başlık ve pusu taşır. Bu başlıklar da, diğer giysiler gibi bölgeye hastır. Kadın figürinleri de Kilikya sanatı için oldukça önemli veriler sunar. Erken örneklerin Yeni Hitit sanatında görülen, giysinin karın üzerinde yay çizerek bitmesi örgesi, Batı Kilikya örneklerinde de vardır. Eserler, giysi ve saç düzenlemesiyle Yeni Hitit sanatının devamını oluştururken, Kıbrıs ve Samos gibi önemli merkezlere de aracılık yapmışlardır.VI Yerleşimlerin Samos kolonizasyonu ile oluştuğu düşünülen Batı Kilikya sahillerinde Samos etkisinin olmadığını, Figürinlerin tamamen Yeni Hitit sanatı etkisinde şekillendikleri gerçeği göstermiştir. Bu bağlamda Kilikya'mn Akdeniz ticaretinde önemli bir paya sahip olduğu anlaşılır. Samos Heraion'unda çıkan ve Kıbrıs eserleri olarak yorumlanan figürinlerin büyük bir kısmının Kilikya' dan götürüldüğünü de kullanılan kalıp birlikteliği tanıtlar. Figürinler, İÖ. 8. yüzyılın ikinci yansı ile İÖ. 6. yüzyılın ortalarına tarihlenmiştir. Bunlar arasında K 11, İÖ. 560 yılı dolaylarında etki yönünün artık terse çevrildiğini ve İon sanatının bir çok bölgeye yayıldığım göstermesi açısından önemlidir. Batı Kilikya' da yerel üretimin olduğunu Gözsüzce, Gülnar, Aphrodisias ve Nagidos'tan olan çok sayıda eser gösterir. Gözsüzce eserlerinin buluntu yeri, yerel üretim yapıldığını özellikle belgelemiştir. Toplu olarak ele geçen figürinler, bölgede tapınım gören, isimleri şimdilik saptanamayan bazı tanrı ya da tanrıçaların kutsal alanlarına sunulmuş olmalıdırlar.
Anadolu'daki Dor Düzenli Tapınaklar
Bu çalısma, Arkaik Dönemden baslayarak Roma mparatorluk Çagının sonuna degin Anadolu cografyasında insa edilmis Dor Düzenine sahip tapınakların tespit edilmesi ve bu yapıların incelenerek degerlendirilmesi sonucunda olusturulmustur. Çalısmada ele alınan konu iki ana baslık altında toplanmıstır. Birinci bölümde, her tapınak kendi içinde, konum, plan-altyapı, oranlar, tarihleyici kriterler ve kültler bazında ele alınıp, önceden yapılmıs çalısmalardan da yararlanılarak ve baska yapılarla benzesen özellikler ön plana çıkarılmak suretiyle bu tapınaklar tanıtılmaya ve tanımlanmaya çalısılmıstır. Çalısmanın ikinci kısmını olusturan ?Karsılastırmalı-Degerlendirme? baslıklı bölümde, konu kapsamındaki bütün tapınakların ortak özellik sergileyen yönleri ve birbirlerinden ayrılan özellikleri, Anadolu dısındaki örnekler de dikkate alınarak incelenmistir. Önceki bölümde tespit edilen veriler, ikinci kısımda yayılım alanları, konum, plan-altyapı, oranlar, kronolojik dizim ve kültler gibi çesitli alt baslıklar altında yorumlanıp, bir takım sonuçlara ulasılmıstır. Elde edilen bu sonuçlar, konunun daha net anlasılması açısından, tablolar ve grafikler yardımı ile istatistiki veriler halinde sunulmustur.
Hacıbayramlar Arkaik Dönem Mimari Terrakottaları
Bu çalışmada, Muğla İli, Yatağan İlçesi, Hacıbayramlar Köyü?nden bulunmuş Arkaik Dönem pişmiş toprak çatı elemanları incelenmiştir. Hacıbayramlar mimari terrakottaları, 1960?lı yılların başında yapılan kaçak kazılarla ortaya çıkarılmış ve bilinmeyen yöntemlerle yurtdışına çıkarılmış, çoğunluğu halen Kopenhag Ny Carlsberg Glyptotek Müzesi ve bir plakası Los Angeles Paul Getty Müzesi?nde korunan, küçük bir kısmı ise; Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Lagina kazı evi deposunda (Şuan Muğla Müzesi'nde) korunan parçalardan oluşur. Hacıbayramlar mimari terrakottaları mimari işlevleri, üzerlerindeki sahneler ve bezemeler yönüyle detaylıca değerlendirilmiştir. Çalışmanın başlangıç bölümünde Anadolu ve Anadolu dışı Arkaik Dönem mimari terrakottaları, buluntu bölgeleri ve merkezler dikkate alınarak, işlevlerine göre alt başlıklar altında kısaca değerlendirilmiş ve genel bilgiler verilmiştir. Çalışmanın ana konusunu oluşturan Hacıbayramlar mimari terrakottalar ise, kullanıldıkları yapılara ve mimari işlevlerine göre gruplandırılmıştır. Üzerlerindeki hayvan betimleri ve bezeklerin stili, işçiliği, yapım tekniği ve ikonografisi, Güney Ionia ve Karia buluntuları başta olmak üzere, Arkaik Dönemin diğer eserlerindeki benzer sahneler ve bezeklerle karşılaştırılmıştır. Daha sonra, üretim süreci ve atölye tespiti, mimari işlevleri ve nasıl bir yapıda kullanıldıklarına dair değerlendirmeler yapılıp, üzerlerindeki sahnelerden hareketle kült bazında incelenmiştir. Çalışmamız, eserlerin detaylı ölçülerini içeren katalog bölümü, benzer örneklerin fotoğraflarıyla zenginleştirilen levhalar, konunun daha rahat anlaşılması için hazırlanan haritalar, tablolar ve çizimlerle desteklenmiştir.
Magnesia ad sipylum: Arkeoloji, topografya ve kent incelemesi
Batı Anadolu kentlerinden biri olan Manisa tarihi miras açısından oldukça zengindir. Gediz Ovası'nın bir bölümü üzerinde kurulu olan Manisa tespit edilmiş birçok höyükle Neolitik Çağa dek inen bir yerleşim sürecine sahiptir.Bugünkü Manisa adını Antik Çağ'da Spil Dağı'nın (Antik Sipylos) kuzey yüzündeki yamaçlardan biri üzerinde kurulmuş olan Magnesia kentinden alır. Antik kaynaklarda Sipylos'daki Magnesia olarak geçen kent bugünkü Manisa'nın hemen güneyinde yer alan Topkale Yamacı ve bu yamacın en yüksek yeri olan Sandıkkale Tepesi üzerinde yer almaktadır.Günümüze kadar herhangi bir kazı yapılmamış olan bu yerleşim yerinde çok fazla görülebilen arkeolojik kalıntı yoktur. Kalıntılar arasında en çok dikkati çeken Geç Bizans Dönemi'ne ait surlar, teras duvarları ve tonozlu oda kalıntılarıdır. Geç Bizans surları iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Antik Çağ'da akropol olan Sandıkkale'yi çeviren kısımdır. İkinci bölüm ise aşağı kenti üç yönden çevreleyen dış kale duvarlarıdır. Kentin en önemli yapı elemanları arasında yer alan tiyatro ve stadiona dair çok önemli veriler elde edilmiştir. Yerleşim yüzeyinde tespit edilen birkaç parça keramik bu alandaki yerleşimin sanıldığı gibi Hellenistik Dönem'de değil Demir Çağı başlarında oluştuğunu göstermektedir. Hem topografik özelikler, hem yüzeyde yer alan arkeolojik kalıntılar hem de müzelere dağılmış az sayıdaki eser, Magnesia Kenti'nin bölgeye hakim önemli bir metropol kenti olduğunu düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler:
Hıdırlık kulesi Antalya'da bir anıt mezar arkeolojisi, rölöve-restitüsyon-restorasyon projeler
Hadrianus Takı'ıyla birlikte, Roma Dönemi Attaleiası'ndan büyük oranda sağlamve özgün olarak günümüze ulaşmış iki yapıdan birisi olan Hıdırlık Kulesi, Antalya merkezKaleiçi, Kılınçarslan Mahallesi'nde konumlanır. ?Hıdırlık Kulesi? adlandırılmasını,Hıdrellez kutlamalarının günümüzde de sürdüğü bir yeşil alan olan anıt civarının ?yeşil,sulak alan? tanımına uyan yapısı, olasılıkla Hıdrellez kutlamaları ile ilintili olarak Türkdevrinde almıştır. Yapı, küçük onarım ve kullanıma bağlı bazı değişikliklere karşın özgünformunu oldukça iyi korumuş, bu güne kadar ciddi bir bilimsel çalışma ve yapısal anlamdaciddi bir onarım görmemiş, kaderine terk edilmiştir.Yapı, kuzeydoğu-güneybatı ve güneydoğu-kuzeybatı aksında yerleştirilmiş; altta17,20x17,30 m. ölçülerinde kareye yakın bir plana sahip kaide bölümü ve kare planlıkaidenin merkezine yerleştirilmiştir, 7,95 m. çapında silindir formundaki üst kattanoluşmaktadır.Kuzeydoğu cephesi ana giriş cephesi olup, hem altta hem de üstte cephe merkezineyerleştirilmiş kapılar vardır. Mezar odasına giriş kapısı on tarzında bir kapı olup, özellikleyapının bu cephesinde görülen yoğun dolgudan dolayı, kapının orijinal yüksekliğigünümüzde tespit edilememektedir. Kapının her iki yanında, 6'şar tane, `'faskes'' olarakadlandırılan kabartmalar yer almaktadır. Güneydoğu cephesinde üç, güneybatı cephesindetespit edilebilen iki ve kuzeybatı cephesinde de bir tane olmak üzere, cephelere yansıyanmazgal açıklıkları göze çarpmaktadır. Ayrıca, kuzeybatı cephesinde, ana kapıdan dahaküçük olup orijinalde üst kata çıkışı sağlayan bir kapı daha yer almaktadır. Cephemerkezine yerleştirilmiş bu kapının da orijinal yüksekliği zemin dolgusundan dolayı tespitedilememektedir.Kaleiçi'ne dönük ana cepheden, ana mezar odasına ulaşımı sağlayan dromosşeklindeki giriş koridoruna girilir. Bu koridorun sonundaki -bu gün mevcut olmayan- birkapıyla ana mezar odasına ulaşılır. Bu mekana açılan üç adet büyük niş bulunmaktadır. Bunişlerden güneybatı cephesindekinin dışa bakan duvarında, yaklaşık 1,90x2,15 m.boyutlarında, modern onarımlarla sonradan kapatılmış büyük bir açıklık gözeçarpmaktadır. Ayrıca, güneybatı ve güneydoğu nişlerde bulunan yükseltilmiş platform,güneybatı niş içinde dağılmış durumdadır. Giriş koridoru ve mezar odası içindeki bütünmekanların üstü, yarım daireye yakın formda tonozla örtülmüştür.Kuzeybatı cephesindeki kapı moloz taşlarla doldurulduğu için, üst kata çıkışgünümüzde ana mekanın güneydoğusundaki niş içinde sonradan açılan açıklık aracılığı ilesağlanmaktadır. Bu açıklık kaide üstüne ulaşılan taş bir merdivene açılmaktadır.Kuzeydoğuya dönük, üstü yarım daire formunda kemerli bir girişin açıldığı dairesel birmerdivenle üst kata ulaşılmaktadır. Üst katın merkezinde zeminden yükseltilmiş veorijinalde mezar sahibinin bir heykelini taşıyan kare formunda bir kaide yer almaktadır.Seyirdim yolu ile kaide arasındaki döşeme oldukça deforme olmuş, yer yer tuğla ilekaplanmış, orijinal döşeme kotu tespit edilememiştir. Seyirdim yolu kenarındaki den-danbloklarının bir kısmı in situ konumundadır: Bu blokların arasındaki korkuluk bloklarınınise büyük bir kısmı -kuzeydeki üç blok dışında- yok olmuştur. Yapının sur sistemine dahiledildiği dönemde, den-dan blokları arası, güneybatı, güney ve güneydoğu yönlerindemoloz taşlarla doldurularak yükseltilmiştir.Hıdırlık Kulesi hakkındaki ilk bilgilerimizi aldığımız ünlü gezgin Evliya Çelebi'nin?Kız Kulesi? olarak adlandırdığı ve savunma sisteminin bir parçası olarak gördüğü yapınınbir mezar yapısı olduğunu 1874 yılında ilk kez W. Hirschfeld ileri sürmüştür.K. G. von Lanckoronski'nin ardından pek çok araştırmacı ve bilim adamıtarafından incelenen yapının, Romalılar'a ait bir mezar yapısı olduğu; benzerlerini Romamezarlarında yada mausoleumlarında bulunduğu, konsüllük makamını simgeleyenfasceslerden dolayı kentin yerlisi bir Roma konsülünün mezarı olabileceği ve yapının .S.1. yada 2. yy. içlerine tarihlenmesi gerektiği kanısına varılmıştır.Hıdırlık Kulesi, gerek formu, gerekse anıtsallığı ile Roma Dönemi'nin gelenekselmausoleum tipini en iyi şekilde yansıtan ve Kent Roma'ya özgü tipi ile Anadolu için tekörnek olan bir anıt mezardır. Çok katlı mezar anıtı tipinin en erken ve en anıtsal örnekleriErken Klasik Dönem'den itibaren Anadolu'da görülmeye başlanmış, en anıtsal örneğiniHalikarnas Mausoleumu ile bulmuştur. Hıdırlık Kulesi, gerek formu gerekse plan şemasıile, Anadolu'da gelenekselleşen mausoleum tipinden uzak olup, benzerlerine büyük ölçüdetalya'daki anıtsal mezar yapılarında rastlanmaktadır.Özgün işlevi mezar olan ve bu işlevini Geç Antik Dönemin sonuna kadar sürdürenyapı, Hıristiyanlığın tüm antik dünyaya egemen olması ve çok tanrılı dinin yasaklanmasıile en geç .S. 4. yy. sonlarında ve en azından pagan mezarı işlevini yitirmiş olmalıdır.Yapı, zamanı günümüz verileri ile kesin olarak saptanamasa da, olasılıkla 7. yy.'dasavunma sisteminin bir parçası haline getirilmesi ile farklı bir amaca hizmet etmeyebaşlamıştır. Erken Bizans Dönemi ile birlikte işlevi değiştirilerek, önce dinsel bir yapısonra da kentin savunma sisteminin parçası haline getirilmiş ve bu işlevini 19. yy.'a kadarsürdürmüştür. Son olarak da 1950'li yıllarda Antalya Belediyesi'nin malzeme deposuolarak kullanılan, günümüzde de genel kullanıma kapalı olan yapı, BüyükşehirBelediyesi'nin sınırlı sürelerde düzenlediği kültürel ve sanatsal etkinliklerde ziyareteaçılmaktadır.Yeni işlevlerine yönelik eklentiler, bazı kalıcı tahribatları ve mekansal değişiklikleride beraberinde getirmiştir. Bunlar yanında gerek üst katın eklentilerle daha da arttırılanağırlığı, gerekse tektonik hareketler yapı bütünlüğünde gözle görülen kayma, çatlama,ayrılma gibi statik dengeyi rahatsız eden sonuçlar doğurmuştur. Eksik yerlerintamamlanması yönündeki gelişigüzel girişimler ise yapının orijinal dokusunutamamlamaktan ve yapı statiğini desteklemekten uzak kalmıştır.Yapı ilk bakışta tüm özgün özelliklerini koruyor gibi algılansa da, özellikle ikincikullanım evresinin beraberinde getirdiği eklemeler ve değişiklikler ile orijinalde var olanbazı özellikler ortadan kalkmıştır. Söz konusu eklemeler, doğal aşınma ve kayıplaryanında, özellikle 1930'lu yıllardaki sur duvarlarının yıkımına yönelik uygulamalarsırasında büyük ölçüde yapıdan uzaklaştırılmıştır. Bu süreçlerdeki uygulamaların, her ikikattaki özgün donanımların yitirilmesinde etken olmasına karşın; günümüzde izlenemeyenbazı orijinal ayrıntıların rekonstrüksiyonu yapılabilmektedir. Kalan izler de yapının mezarişlevi yanında, değişik dönemlerde savunma kulesi ve kutsal mekan olarak kullanıldığınaişaret etmektedirler.Kulenin 1955 yılındaki tescilinden sonra, ayrıntılı bilimsel araştırmaları ve onarımçalışması yapılmayan ve kaderine terk edilen yapı, bu çalışma kapsamında ayrıntılı olarakele alınmış, bunun yanında rölöve çizimleri, restitüsyon ve restorasyon projeleri bilgisayarortamında hazırlanarak gelecekteki kaçınılmaz düzenlenme ve onarımlara zeminhazırlanmıştır.Rölöve çalışmaları, rölöve çizimleri, malzeme analizleri yanısıra malzeme vestrüktürde oluşan sorunlar analizleri olarak alt başlıklar altında irdelenmiştir. Restitüsyonprojesi, yapıda varolan izlere, yapı ile ilgili yazılı kaynaklar ve görsel belgelere, benzerkütle, fonksiyon ve plan şemasına sahip diğer yapılarla olan tipoloji araştırmalarınadayanarak hazırlanmıştır. Restorasyon (Koruma-Onarım) Projesi hazırlanırken, yapınınkoruma ve kullanım sorunlarını çözmeye yönelik müdahale ilkeleri belirlenmiştir. Yapınınsadece orijinal halini değil, zaman içinde geçirmiş olduğu bütün evreleri korumak vesergilemek amaçlanmıştır. Arkeolojik verilerle doğrulanmayan, herhangi bir belge vebilgiye dayanmayan bölümlerde tamamlamadan kaçınılmış, yapının tamamlanmasıamaçlanmamıştır. Mevcut izlerin sağlamlaştırılması ve yapının yaşamını sağlıklı olaraksürdürmesini sağlayıcı önlemlerin alınması restorasyon projesinde önerilmiştir.
Büyük İskender'in Gandhara ve Pencap seferi ve hellenizasyon
MÖ 356 yılında doğmuş olan İskender'in, 13 yaşından 16 yaşına kadar ünlü filozof Aristoteles'ten eğitim aldığı bilinmektedir. Gençliğinde kralın Doğu'nun zenginliğinden özellikle Hindistan'ın zenginliğinden etkilendiği söylenebilir. Tarih boyunca Hindistan'ın sahip olduğu varlığın (doğal/yer altı ve yer üstü zenginliği) bolluğun her zaman başka ulusların saldırısını teşvik etmiş olduğu görünmektedir. Bunlara Aryanlar, Persler, Gazneli Sultan Mahmut'un saldırıları ve İngiliz sömürgeciliği örnek gösterilebilir. Büyük İskender, Pers hâkimiyetinden özellikle de Batı Anadolu'daki egemenlikleri ve yönetimleri hakkında bilgi sahibidir. İskender, babası bir suikasta uğradığında henüz 20 yaşındayken tahta geçmiştir. Makedonya tahtına geçer geçmez hemen babasından kendisine miras düşünceyle Doğu seferi için hazırlıklara başlamıştır. Amacı, Perslerden intikam almak, Doğu'nun mal varlığını ele geçirerek kendi memleketini zenginleştirmekti. Büyük İskender, MÖ 334 yılında Doğu seferine başlamış ve 11-12 yıl içinde imparatorluğunun sınırlarını Makedonya'dan Hindistan'a kadar genişletmeyi başarmıştır. Bütün Dünya'yı ele geçirmeyi planlarken, ordudaki huzursuzluk nedeniyle Hindistan'ın Hyphasis (Beas) Nehri kıyısından geri dönmek zorunda kalmıştır. Hindistan'dan dönüşü, Babil'deyken MÖ 323 yılının 10 Haziranı'nda muhtemelen zehirlenmenin neden olduğu yüksek ateşten Babil'de (bugünkü Irak) ölmüştür. Başka bir görüşe göre de suikasta uğramış olduğu ileri sürülmektedir. Ölümünün ardından generalleri İmparatorluğu bir bütün olarak yaşatmak yerine parçalara bölerek, kendi hâkimiyetlerindeki satraplıklara ayırarak, yönetmeyi yeğlemişler ve böylelikle Diadokhos'lar dönemi başlamıştır. Diadokhos'larla başlayıp ardıllarıyla Hellenistik Krallıklara evrilen bu süreç Hellenistik krallıklar, birbiri ardına Romalılar tarafından ele geçirilene (MÖ 30 yılına) kadar, hüküm sürmüştür. Ancak, Hindistan Roma egemenliğine hiç girmemiştir. İskender'in ölümünden kısa bir süre sonra, bölgedeki Hellenistik Satraplığın yıkılmasıyla Hindistan'ın ilk bağımsız ve egemen İmparatorluğu olan, Chandragupta Maurya tarafından, Maurya İmparatorluğu kurulmuştur. Büyük İskender'in Doğu Seferi'nin sonucunda Doğu ve Batı kültürlerinin karşılıklı olarak birbirini etkilemesi neticesinde yeni bir kültür olan "Helenizm" ortaya çıkmıştır. Bu tez çalışmasında antik kaynaklar, arkeolojik, nümizmatik ve epigrafik veriler göz önünde bulundurularak Büyük İskender'in Gandhara ve Pencap Seferi ve Helenizasyon süreci mercek altına alınmıştır. Bunu yaparken bu zamana değin İskender'in Gandhara ve Pencap seferi konusunda yayımlanmış modern kaynaklar ışığında bu dönem içerisinde yaşanan siyasal, sosyal ve kültürel gelişmeler birlikte değerlendirilmiştir.
Side Antik Kenti'nde ele geçen bronz kantar ve aksamları
Side Antik Kenti, Doğu Akdeniz'deki konumu ile önemli bir durak noktası olmuş ve uzun yıllar ticaretin merkezinde yer almıştır. Liman kenti olmasıyla ticaret, kentin ana geçim kaynağı olmuştur. Kentte, köle ve av hayvanlarının ticaretinin yanında bölgede üretilen zeytinyağı, buğday, susam gibi ürünlerin de ticareti yapılmıştır. Bölgede üretimi yapılan ürünlerin tartılması/ölçülmesi için kantarlar, önemli bir yer tutmaktadır. Side Antik Kenti'nde yapılan çalışmalarda tespit edilen bronz kantar ve aksamlarının tanımları yapılmış, eserler tipolojik olarak benzer örnekleri ile karşılaştırılarak tarihlendirilmesine çalışılmıştır. Farklı boyutlarda olan eserlerin üzerinde yer alan ölçü sistemleri tespit edilmiş ve Side'de ne gibi ölçü sistemlerinin kullanıldığı anlaşılmaya çalışılmıştır.
Side kentsel ve III. derece arkeolojik sit alanı 779-14, 798-1, 785-19 ve 785-18 parsel kazılarının seramikler ışığında değerlendirilmesi
12. yüzyılın önemli coğrafyacılarından birisi olan el-İdrisî'den başlayarak 1882 yılında bölgeye gelen Lanckoronski'ye kadar birçok coğrafyacı ve seyyahın dikkatini çeken Side, kuşkusuz ki Pamphylia'nın en önemli limanlarından birisidir. Özellikle köle ticareti ile ön plana çıkan kent, territoriumunda üretilen tarım ürünlerinin ve diğer ihraç ürünlerinin Doğu Akdeniz pazarına sunulduğu büyük bir liman kentiydi. Bu noktada kentin planı ve görkemli kamu yapıları, kentin önemini ve büyüklüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra 2014 yılından bu yana, kentte, yarımada üzerinde yer alan parsellerde, Side Koruma Amaçlı Revize İmar Planı doğrultusunda gerçekleştirilen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan yeni bulgular, Side'de antik dönem boyunca sürdürülen imar faaliyetlerinin kapsamını ve yoğunluğunu açığa çıkarmaktadır. Bu kapsamda gerçekleştirilen 779-14, 798-1, 785-19 ve 785-18 Parsel kazılarında elde edilen sonuçlar, Side'nin farklı yüzyıllarda sahip olduğu konut geleneğinin anlaşılabilmesi açısından önemlidir. Birbirlerinden farklı gelenekleri yansıtmalarının yanı sıra söz konusu yapılar, uzun kullanım süreçleri içerisinde aynı anda kullanıldıkları dönemleri de yaşamışlardır. Bu kazılarda elde edilen seramikler ve oluşturdukları kap repertuarı, Doğu Akdeniz ticaretinde önemli bir liman kenti olan Side'nin Kuzey Afrika, Suriye, Filistin, Lübnan, Kıbrıs, Anadolu'nun güney kıyıları (özellikle Lykia ve Kilikia) ve Ege Adaları ile ticari ve kültürel ilişkilerini de yansıtmaktadır. Anahtar Sözcükler: Side, Mimari, Seramik, Stratigrafi, Konut.
Hellenistik Dönem'de Smyrna çevresindeki kaleler
Tez kapsamında, Hellenistik Dönem'de Smyrna çevresindeki kaleler konumları ve görüş alanlarına göre ele alınmıştır. Görüş alanları yerinde yapılan gözlemler ve bilgisayar ortamındaki analizlerle tespit edilmiştir. Kalelerin çevreleriyle ilişkisini anlayabilmek için incelemeye gözetleme yerleri de dahil edilmiştir. Kale, gözetleme yeri, yol ağları ve sınır ilişkileri tartışılmıştır.
Antik Çağ'da Anadolu'da karyatidler
Bu yüksek lisans tezinin konusunu Antik Çağ'da Anadolu coğrafyasında, çeşitli mimari yapılarda sütun yerine kullanılan Karyatidler oluşturur. Bu tezde, Karyatidler bulundukları kentin yapısı ve tarihi ile birlikte ele alınmış, karyatidlerin yapılış amaçları ve buluntu yerleri ile ilişkileri incelenmiştir. Karyatidlerin stil özellikleri gerek çağdaşları gerekse diğer dönemlerdeki karyatidler ile birlikte tanrıçalar ve diğer heykeller ile de karşılaştırılmıştır. Eserlerin tespiti için, yayınlanmış kaynaklar üzerinden kaynak araştırması yapılmış ve bu sayede Anadolu'da bulunan belli başlı Karyatidler sıralanmıştır. Kaynak araştırmasının yanı sıra, stil kritiği yöntemiyle Karyatidlerin diğer örneklerle olan benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koyularak Anadolu'ya özgü özellikler saptanmıştır.
Burdur Müzesi'nde bulunan Demir Çağ ok uçları
Bu çalışma kapsamında Burdur Müzesi'nde bulunan Demir Çağı'na ait 294 adet ok ucu incelenmiştir. Çalışma kapsamında incelenen ok uçlarının, 32 alt tipten oluşan tipolojisi oluşturulmuştur. Hazırlanan yeni tipoloji sayesinde, ok uçlarının tiplere ayrımı oldukça basitleştirilmiştir. Söz konusu yeni tipoloji, sadece bu tezde çalışılan ok uçlarını değil, yerine göre eklemeler ile tüm Demir Çağ ok uçlarını kapsayacak şekilde oluşturulmuştur. Tiplere ayrılan ok uçlarının, literatürdeki benzerleri ile karşılaştırılması ile ok uçlarının tarihlendirmeleri ve kökenleri hakkında önemli veriler elde edilmiş, böylece Anadolu'nun Demirçağ ok ucu dağılımı hem sayısal hem tipolojik hem de tarihsel açıdan biraz daha aydınlanmıştır. Ayrıca, ok uçlarının daha iyi anlaşılması açısından kısaca yay ve ok uçlarının tarihçesinden bahsedilmiş, tarih öncesi dönemlere ait en eski yay, ok ve ok ucu buluntuları hakkında bilgi verilmiş, Demir Çağı'na kadarki süreçte ve Demir Çağı'nda kullanılan yaylardan ve ok ucu çeşitlerinden bahsedilmiştir.
Side M yapısı
Pamphylia Bölgesindeki Side antik kenti içerisinde yer alan ve literatüre M Yapısı olarak geçen yapı üzerinde yürütülen çalışmalar tezin ana temasını oluşturmaktadır. Söz konusu bu çalışma yapının mimarisi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu bakımdan yapının mimarlık tarihi içerisindeki yeri; plan özellikleri, restitüsyonu, kazılar ve mimari bezemenin sınıflandırılması ile oluşturulan tarihlendirmeye bağlı olarak irdelenmiştir. Çalışmada yapı evreleri ve bu evrelerin mimarideki yansımaları farklı başlıklar altında ele alınmıştır. Çalışmanın ulaştığı önemli sonuçlardan biri yapının bir gymnasium olduğunun tespit edilmiş olmasıdır. Ayrıca söz konusu gymnasiumun güneyinde yer alan başka bir yapı ile de bağlantısı ortaya çıkarılmış, böylece literatürde M Yapısı olarak incelenen yapının aslında bir hamam-gymnasium yapı kompleksi olduğu kesin olarak ortaya konmuştur. Yaklaşık 70 x 90 m ölçülerindeki bir Geç Hadrianus – Erken Antonin yapısı olan gymnasiumun doğu kısa kenarında tercih edilen özel mekânlar yapının ayrıcalıklı alanları olarak öne çıkmaktadır. Bahsi edilen mekânlardan merkezde yer alan ve imparator onurlandırma salonu olarak isimlendirilen kısım iki katlı aediculalı cephe mimarisi ile dikkat çekmektedir. Çalışmada mekânın cephe düzenlemesinin Side'deki Vespasianus Anıtı olarak isimlendirilen yapıdan etkilendiği, kendinden sonra Aspendos'taki tiyatronun sahne binasına ait cephe düzenlemesini etkilediği önerilmektedir. Bu bakımdan aediculalı cephe düzenlemesinin Hadrianus Döneminden Antoninler Dönemine geçişin mimari unsurlarını yansıttığı üzerinde durulmuştur. Plan bakımından incelendiğinde ise tipik bir hamam-gymnasium yapısı olarak ortaya çıkan düzenlemenin Pamphylia Bölgesi ve diğer Roma coğrafyası içerisindeki dağılımı araştırılmıştır. Yapının MS 130 – 150 yılları arasında inşa edildiği ve kullanımının 7. yüzyıl başında son bulduğu çalışma sonucunda elde edilen bir diğer önemli sonuçtur. Yürütülen çalışmalarda yaklaşık 450 yıllık kullanım periyodunu açıklığa kavuşturan 6 evre belgelenmiştir. Yapının ayakta kaldığı süre boyunca geçirdiği onarım ve yeni eklemeler çalışma içerisinde detaylı olarak ele alınmış, bununla birlikte yapının kentin şehirciliği içerisindeki yeri ve önemi ayrıca irdelenmiştir.
Tripolis amphoraları
Tripolis Antik Kenti'nde 2012-2019 yılları arasında sürekli ve sistemli bir şekilde gerçekleştirilen kazı ve yüzey araştırmalarında kent mimarisinin yanı sıra antik dönem insanının günlük yaşamı da şekillenmektedir. Gerçekleştirilen bu çalışmalarda, depolama ve özellikle de ticarette yoğun olarak kullanım görmüş olan amphora buluntuları tez çalışmamızın ana konusunu oluşturmuştur. Bu kapsamda 2012-2019 yılları arasındaki çalışmalarda ele geçen amphora buluntularından toplam 331 eserin çizim, katalog ve analoji çalışmaları yapılarak tez kapsamına dahil edilmiştir. Yapılan analoji araştırmaları sonucunda değerlendirilen parçalar ithal, yerel ve sınıflandırılamayan olmak üzere üç ana başlık altında incelenerek tipoloji oluşturulmuştur. Yapılan bu tipoloji ayrımı kentin diğer üretim bölgeleriyle olan ticari ilişkilerine yönelik önemli bilgiler vermiştir. Ayrıca kent içinde gerçekleştirilen üretim faaliyetleri hakkında da görüş sahibi olmamıza olanak sağlamıştır. Özellikle yerel üretim faaliyetlerinin ön planda olduğu görülen Tripolis, Hierapolis ve Laodikeia kentlerinin yakın ticari ilişki içinde olduğu anlaşılmıştır. Kıyı kentlerine göre İç Batı Anadolu'da Menderes (Meandros) Nehri'nin kenarında bir yamaç kenti olarak konumlanan Tripolis, Lykos Vadisi'nde önemli bir ticari konuma sahiptir. Yerel üretim ürünleri ve amphoralarının yanısıra, bulunan farklı bölge ve yerleşim amphoraları sayesinde deniz aşırı kentlerle de hatırı sayılır derecede önemli bir ticari ilişki içerisinde olduğu anlaşılmıştır. Amphora buluntuları kentte kamusal ve sivil mimari özellikler gösteren yapılardan ele geçmiştir. Özellikle kamu yapılarından olan Kemerli Yapı ve Kutsal Alan, sivil yapılardan olan Mozaikli Konut'ta ele geçen bol miktarda amphora buluntuları dikkat çekicidir. Kentin tarihi süreci ve mimari yapıları göz önüne alındığında genel olarak Tripolis'in MS 4. ve MS 7. yüzyıllar arasında yoğun şekilde üretim ve ticari faaliyetler içerisinde olduğu anlaşılmıştır.
Aigai bouleuterionu
Aigai agorasının kuzeyinde yer alan Aigai bouleuterionu İ.Ö. 150 dolaylarında, Antiphanes tarafından yaptırılmış ve Zeus Bollaios, Hestia Bollaia ve Aigai Halkına adanmıştır. Yapının kuzey duvarının iç yüzünde yer alan nişler içerisine Antiphanes ve aile bireylerinin heykelleri dikilerek onurlandırılmışlardır. 23x14,5 m. ölçülerindeki bina yaklaşık 200 kişi kapasitelidir. Doğu-batı doğrultu bouleuterion, dikdörtgen plan içerisine bir theatronun yerleştirilerek tasarlanmıştır. Bouleuterionun 9 m. yüksekliğindeki ön cephesi iki katlı bir görüntüye sahiptir. İki evreden oluşan bina ilk evrede, arşiv odası olarak kullanılan bir ön oda, yapının ana mekanı olan theatronlu toplantı salonu ve en arkada portikolu bölüm olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. Theatronun kuzey ve güney uzun kenarlarındaki karşılıklı birer kapı ile theatrona giriş sağlanmakta, buna ek olarak güney duvarı batı ucundaki bir diğer kapı ile portikoya geçilmektedir. İ.S. 17 depremi sonucunda büyük tahribata uğrayan binada geniş çaplı onarımlara gidilmiştir. Bouleuterionun ikinci evresi olarak tanımlanan bu dönemde büyük oranda tahrip olan kuzey duvarın dışına destek amaçlı payanda inşa edilmiş ve niş içerisindeki heykeller onarılarak yeni yerlerine konmuştur. Bouleuterionun arşiv odası olan ön bölüm sekiz odaya bölünmüştür. İ.S. 2. yy.daki depremlerde bir kez daha hasar gören binanın portikosundaki tahrip olan iki sütun yenileri ile değiştirilmiştir. İ.S. 268-272'deki Herulii istilasının yarattığı korku ortamı sonucunda kentin terk edilmesi ile birlikte Aigai bouleuterionu da kullanımdan kalkmıştır
Haleplibahçe mozaikleri
Şanlıurfa (Edessa) ilinin merkezindeki Haleplibahçe mevkiinde yapılan kurtarma kazıları sonucunda Amazonlar Villası olarak adlandırılmış bir villa ortaya çıkartılmıştır. Çalışmada, bu villanın odalarının tabanlarını süsleyen mozaikler stilistik ve ikonografik açılardan ele alınarak incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Amazonlar Villası on iki mekan ve iki iç avludan oluşmaktadır. Tüm mekanlarının tabanları mozaik döşemeli bir yapıdır. Mozaiklerin çoğunda tahribat vardır. Korunmuş olan döşemeler çok renkli ve figüratif bezemelere sahiptir. Geometrik desenler sadece merkezinde panel düzenlemesine bulunan mozaiklerin bordürlerinde görülür. Ana sahnelerin zeminini oluşturan tesseralar iç içe geçmiş balık pulu deseninde düzenlenmiştir. Panelli örneklerde zemin düzenlemesine gül goncaları eklenmiştir. Panolardan beşi merkeze yerleştirilmiş panel içerisindeki figür veya figürlerden oluşan tasarıma sahiptir. Panellerden birinde Ktisis kişileştirmesi yer alırken diğerlerinde kaplan, aslan ile bir çoban ve zebra bulunur. Diğer üç panoda Avlanan Amazon kraliçeleri, Akhilleus'un hayatı ve bir av sahnesi tasvir edilmiştir. Amazon mozaiğinin bordüründe akanthus sarmalları arasında avlanan Eroslar ile çeşitli hayvanlar bulunur. Av sahneli salon mozaiğinin bordürünün Nil nehri ikonografisine ait unsurlardan oluştuğu görülür. Mozaikler konu ve üslup olarak 5. – 6. yüzyıla ait, Doğu'da Sarrin, Antiokhia, Apamea örnekleri; Batı'da Ravenna San Vitale mozaikleri ile İstanbul Büyük Saray mozaikleriyle karşılaştırılmaktadır. Amazonlar Villası mozaiklerinde ele alınan konularda Edessa'da Hıristiyanlığın güçlenmiş olduğu bir dönemde paganizme ait unsurların görülmesi büyük önem taşır. Bunun yanında mozaikler I. Iustianus döneminin özelliklerini de yansıtmaktadır.