Alanya Alaaddin Keykubat University
Faculty

Faculty of Dentistry

Alanya Alaaddin Keykubat University

17

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortodontik braketlerin konvansiyonel ve lazer destekli yüzey pürüzlendirme yöntemleriyle hazırlanan monolitik zirkonya yüzeylerine kendinden primerli tek aşamalı sistem ile bağlanma dayanımının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

Amaç: Glazeli monolitik zirkonya yüzeylerde konvansiyonel ve lazer temelli pürüzlendirme yöntemleri altında Transbond XT ile ek primer uygulanan ve ek primer uygulanmayan kendinden primerli tek aşamalı sistemin (GC Ortho Connect) makaslama bağlanma dayanımlarını (SBS) karşılaştırmak; aynı adeziv stratejilerini mine üzerinde üretici protokolleriyle uygulayarak zirkonya bulgularını karşılaştırmaktır. Yöntem: Glaze kaplı monolitik zirkonyada altı yüzey protokolü [HF (Hidroflorik asit), HF+silan; kumlama/elmas frez+HF+silan, Er,Cr:YSGG (Erbiyum, Krom: İtriyum‑Skandiyum‑Galyum‑Garnet) lazer+silan; kumlama+lazer+silan] üç farklı adeziv protokolüyle test edilerek 18 grup oluşturuldu; karşılaştırma için mine üzerinde üç kontrol grubu hazırlandı. Braketler üretici talimatlarına göre yapıştırıldı, SBS değerleri evrensel test cihazında ölçüldü. Kırılma modu modifiye ARI skorlaması ile, seçilmiş örnekler SEM ile değerlendirildi. İstatistik için tek yönlü ANOVA/Kruskal–Wallis (α=0,05) kullanıldı. Bulgular: Yalnız HF ve yalnız lazer + silan en düşük SBS değerlerini verdi. HF + silan, elmas frez + HF + silan ve kumlama + HF + silan protokollerinin anlamlı biçimde daha yüksek değerlere ulaştığı saptandı. GC Ortho Connect'in primersiz kullanımı, özellikle kumlama/elmas frez + HF + silan protokollerinde Transbond XT'ye denk veya daha yüksek ortalamalar sağladı; ek primer, aynı adeziv için tutarlı bir artış göstermedi. Kumlama + lazer + silan grupları orta-yüksek aralıkta yer alırken yalnız lazer + silan her üç adezivde de düşük kaldı. Mine kontrol grupları tüm zirkonya gruplarından yüksekti. ARI, düşük SBS'de adeziv ağırlıklı; yüksek SBS'de karışık kırılma eğilimi gösterdi. Sonuç: Glazeli monolitik zirkonyada, kimyasal olarak desteklenmiş konvansiyonel protokoller yalnız lazer uygulamasına göre belirgin üstünlük sağlamaktadır. 10‑Metakriloiloksidesil dihidrojen fosfat (10-MDP) içeren GC Ortho Connect'in primersiz kullanımı, uygun yüzey hazırlıklarıyla Transbond XT'ye alternatif bir performans sunmakta; ek primer ilavesi ise ek yarar göstermemektedir. Mekanik ve kimyasal hazırlıkların kombine kullanımı ve MDP temelli kendinden primerli tek aşamalı sistemlerle eşleştirilmesi klinik olarak daha anlamlı bir strateji olarak görünmektedir. Anahtar Kelimeler: kendinden primerli tek aşamalı sistem,monolitik zirkonya, glaze, sbs

Fatma Selen Esenlik
Alanya Alaaddin Keykubat University
2026
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş destekli ve kemik destekli hızlı maksiller genişletmenin alveolar kemik miktarı ve periodontal yumuşak dokular üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, diş destekli ve kemik destekli hızlı üst çene genişletme tedavisinde alveolar kemik dokuda ve periodontal yumuşak dokular üzerinde oluşan etkilerin karşılaştırmalı incelenmesidir. Yöntem: Çalışmamıza bir tarafı diş destekli diğer tarafı kemik destekli hızlı üst çene genişletme apareyi uygulanmış 11-16 yaş aralığındaki 24 hasta (11 erkek, 13 kız) dahil edilmiştir. Bu hastaların tedavi öncesinde (T0) ve tedaviden 3 ay sonrasında (T1), plak indeksi, gingival indeks, sondlamada kanama, cep derinliği, keratinize diş eti genişliği, diş eti biyotipi ve KIBT görüntülerinden posterior diş bölgesindeki bukkal alveolar kemik kalınlığı ve yüksekliği değerlendirilmiştir. Grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalar için Bağımlı Gruplarda t-Testi, kategorik değişkenlerde McNemar Testi, ordinal değişkenlerde Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Bulgular: Gingival indeks ve sondlamada kanama değerlerinde diş destekli grupta anlamlı bir artış tespit edilirken, cep derinliği her iki grupta da anlamlı bir artış göstermiştir. Bu artış diş destekli grupta daha belirgindir. Keratinize diş eti genişliği yalnızca kemik destekli grubun 1. molar bölgesinde anlamlı bir azalma gösterirken gruplar arasında herhangi bir anlamlılık saptanmamıştır. Diş eti biyotipi özellikle diş destekli grupta ince biyotipten orta biyotipe doğru 1. premolar ve 1. molar bölgesinde anlamlı bir değişim göstermiştir. Her iki grupta da bukkal alveolar kemik kalınlığı en fazla koronal bölgede azalırken apikale doğru bu anlamlılık kaybolmuştur. Gruplar arasında bukkal alveolar kemik kalınlığı değişimi açısından anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Bukkal alveolar kemik yüksekliği her iki grupta da anlamlı düzeyde azalırken gruplar arasında bir fark tespit edilmemiştir. Sonuç: Her iki tedavi yönteminde de alveolar kemik dokuda anlamlı düzeyde rezorpsiyon görülmüştür. Periodontal yumuşak dokular açısından değerlendirildiğinde ise diş destekli grupta ortaya çıkan etkilerin daha belirgin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: diş-destekli, hızlı üst çene genişletmesi, kemik-destekli, KIBT, periodontal yumuşak doku

Elif Özyürek
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hızlı üst çene genişletmesi sırasında oluşan alveolar kemik rezorpsiyonunun iyileşmesine piezosizyon uygulaması etkisinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, hızlı üst çene genişletmesi (HÜÇG) sırasında oluşan alveolar kemik rezorpsiyonunun iyileşmesine piezosizyon uygulamasının etkisini konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirmek ve piezosizyon uygulanan ve uygulanmayan taraflar arasında karşılaştırma yapmaktır. Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda HÜÇG tedavisi görmüş, aktif çevirme dönemi sonrasında tek taraflı piezosizyon uygulanmış ve tedavi öncesi (T0) ile üç aylık sabit retansiyon dönemi sonrası (T1) alınmış KIBT kayıtları bulunan, 11–15 yaş aralığındaki 20 bireyin (10 kız, 10 erkek) arşiv kayıtları değerlendirilmiştir. İncelenen hastalarda genişletme amacıyla bonded tip akrilik cap splint apareyinin kullanıldığı ve genişletme işleminin tamamlanmasını takiben tek taraflı piezosizyon uygulandığı hasta kayıtlarından belirlenmiştir. KIBT kayıtları OnDemand3D Dental yazılımında analiz edilmiştir. Üst birinci küçük azı, ikinci küçük azı dişlerinin bukkal kökleri ve birinci büyük azı dişlerinin meziobukkal köklerindeki bukkal alveolar kemik kalınlığı ve vertikal alveolar kemik yüksekliği ölçümleri, piezosizyon uygulanan ve piezosizyon uygulanmayan taraflarda T0 ve T1 zamanlarında ölçülmüş ve karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler Shapiro–Wilk ve Kolmogorov-Smirnov testi ile normallik açısından değerlendirilmiş; parametrik veriler eşleştirilmiş ve bağımsız örneklem t-testleri ile analiz edilmiştir. Bulgular: Her iki grupta da HÜÇG sonrası tüm diş bölgelerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde alveolar kemik rezorpsiyonu meydana gelmiştir. Ancak piezosizyon grubunda kontrol grubuna kıyasla bukkal alveolar kemik kalınlığında ve vertikal alveolar kemik yüksekliğinde daha sınırlı düzeyde azalma gözlenmiştir. Bu fark tüm bölgelerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak, piezosizyon uygulamasının HÜÇG sonrası dönemde alveolar kemik dokusunun iyileşmesini destekleyebileceği ve yeniden şekillenme sürecini olumlu yönde etkileyebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: alveolar kemik rezorpsiyonu, hızlı üst çene genişletmesi, piezosizyon

Nihan Rana Işık
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hızlı üst çene genişletmesi sırasında oluşan kök rezorpsiyonunun iyileşmesine piezosizyon uygulaması etkisinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, hızlı üst çene genişletmesi (HÜÇG) sırasında oluşan kök rezorpsiyonunun iyileşmesine piezosizyon uygulamasının etkisini konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirmek ve piezosizyon uygulanan ve uygulanmayan taraflar arasında karşılaştırmalı değerlendirmektir. Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda bonded tip akrilik cap splint apareyi ile HÜÇG tedavisi tamamlandıktan sonra rastgele tek taraflı piezosizyon uygulanan 11-15 yaş aralığındaki 20 hastanın (11 kız, 9 erkek) tedavi öncesi (T0) ve 3 aylık retansiyon dönemi sonrası (T1) KIBT kayıtları değerlendirilmiştir. KIBT kayıtları Mimics Medical 20.0 yazılımında (Materialise NV, Leuven, Belgium) analiz edilmiştir. Üst birinci premolar, ikinci premolar ve birinci molar dişlerinin kök rezorpsiyon miktarları, piezosizyon uygulanan ve uygulanmayan taraflar için karşılaştırılmıştır. Grup içi karşılaştırmalarda Bağımlı Örneklem T Testi, gruplar arası karşılaştırmalarda ise Bağımsız örneklem T Testi kullanılmıştır. Bulgular: Birinci ve ikinci premolarlar ile birinci molar dişlerde hem kontrol hem de piezosizyon grubunda T0–T1 arasında istatistiksel olarak anlamlı hacim azalmaları saptanmıştır (p<0,001). Ancak kontrol grubunda hem mutlak değerler hem de yüzdelik oranlar açısından kök hacmi kayıpları piezosizyon grubuna kıyasla belirgin derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç: Bu sonuçlar, piezosizyon uygulamasının HÜÇG sürecinde kök rezorpsiyonunu tamir edici etki gösterebileceğini, tedavi etkinliğini olumsuz etkilemeden kök yüzeyi korunmasına katkı sağlayabileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: hızlı üst çene genişletmesi, kök rezorpsiyonu, piezosizyon.

Tuğçe Esra Güneş
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

DC-TMD eksen 1 kullanılarak temporomandibular eklem düzensizlikleri tanısı konulan hastalarda kas ağrısı ile ilgili laboratuvar bulgularının prevelans ve duruma etkisinin eksen 2 ile değerlendirilmesi

Temporomandibular düzensizlik, temporomandibular eklem ve ilişkili yapıları etkileyen; çiğneme kaslarında ve eklem bölgesinde ağrı, ağız açıklığında kısıtlılık ve eklem sesleri gibi semptomlarla karakterize klinik bir durumdur. Bu çalışmanın amacı temporomandibular düzensizlik etiyolojisinde etkili olan faktörlerden ağrı, stres düzeyi, depresyon düzeyi, anksiyete, parafonksiyon ve fonksiyon kısıtlanması gibi DC/TMD anketinin Axis II kısmında yer alan değerlendirme anketleriyle ve laboratuvar bulgularıyla ilişkisini incelemektir. Bu sayede neden olan faktörleri ortadan kaldırmak amaçlanmaktadır. Değerlendirmeye alınan hastaların tamamı kadın hastalardan oluşmakta ve DC/TMD Axis I anketleri ve muayene formuyla kas ağrısı tanısı almışlardır. Bu bağlamda, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'na 1 Ocak 2023 ile 31 Ağustos 2024 tarihleri arasında TMD şikayetiyle muayene olmak için gelen, ve DC/TMD anketi ile kas ağrısı tanısı almış, kriterlere uygun 100 hasta çalışmamıza dahil edilmiştir. Yapılan çalışmada laboratuvar bulguları ile Axis II değerlendirme anketleri arasında bir ilişki olup olmadığını incelemek için istatistiksel analizler uygulanmıştır. Çenenin fonksiyon kısıtlaması ile progesteron ve parathormon değerleri arasında, östrojen düzeyleri ve anksiyete arasında, D vitamini ve kas ağrısı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır.

Melek Günel Üstün
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Retreatmentta rezidüel dolgu materyallerinin uzaklaştırılmasında kullanılan farklı irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin bağlanma dayanımına etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, retreatment (RT) sırasında rezidüel kök kanal dolum materyallerini uzaklaştırmak için kullanılan standart iğne irrigasyonu (Sİİ), sonik (EDDY), pasif ultrasonik (PUİ), foton kaynaklı fotoakustik akım (PIPS) ve şok dalgası ile geliştirilmiş emisyon fotoakustik akım (SWEEPS) irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin, kök kanal dolum maddesi ile radiküler dentinin bağlanma dayanımına etkisini karşılaştırmaktır. Yöntem: Bu çalışmada toplamda 80 adet tek kök ve tek kanala sahip insan maksiller kesici dişi kullanıldı. Dişlerin kronları, kök uzunlukları 18 ± 0,1 mm olacak şekilde uzaklaştırıldı. Kök kanalları ProTaper Next (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) eğe sistemi ve endomotor (VDW, Münih, Almanya) kullanılarak X3'e kadar preparasyon yapıldı. Kök kanalları TotalFill BC Sealer HiFlow (FKG Dentaire, La Chaux-de-Fonds, İsviçre) kök kanal dolgu patı ve uygun güta-perka kullanılarak, tek kon tekniği ile dolduruldu. RT işleminde ProTaper Universal Retreatment (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) eğe sistemi ve endomotor (VDW) ile kök kanal dolgusu uzaklaştırıldı. Ek olarak kök kanallarında X4 nolu eğe kullanılarak preparasyon yapıldı. Ardından örnekler final irrigasyon aktivasyon yöntemlerine göre 5 gruba ayrıldı (n=16); Sİİ irrigasyonu, EDDY, PUİ, PIPS ve SWEEPS. Tüm gruplarda aktivasyon işlemi, 1 mL irrigasyon solüsyonunun 30 sn boyunca 3 aktivasyon döngüsü şeklinde uygulanması ile gerçekleştirildi. Aktivasyon işlemlerinin ardından, kök kanalları aynı malzemeler ve teknik ile yeniden dolduruldu. Kök kanal dolgu patının tamamen sertleşmesi amacıyla dişler 37 °C'de 14 gün boyunca bekletildi. Daha sonra köklerden koronal, orta ve apikal bölgeleri temsil etmek üzere 1,5 ± 0,1 mm kalınlığında kesitler alındı. Elde edilen kesitlere evrensel test cihazı (AGS-X, Shimadzu Corp., Kyoto, Japonya) kullanılarak, 1 mm/dk hızda push-out testi uygulandı ve cihazda ölçülen Newton değerleri MPa'ya dönüştürülerek istatistiksel analiz yapıldı. Elde edilen verilerin normalliği Shapiro-Wilk testi ile değerlendirildi ve normalliğin sağlanamaması nedeniyle grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalar için Kruskal-Wallis testi uygulandı. Anlamlı farklılık tespit edilen durumlarda, hangi gruplar veya kesitler arasında fark olduğunu belirlemek için Mann-Whitney U testi uygulandı. Bulgular: Mevcut çalışmada koronal kesitte SWEEPS'te kök kanal dolgu materyalinin radiküler dentine bağlanma dayanımı EDDY, Sİİ ve PUİ'ye kıyasla istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha yüksek bulundu (P<0,05). Koronal kesit için diğer gruplar arasında bağlanma dayanımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Orta ve apikal kesitlerde gruplar arasında kök kanal dolgu materyalinin radiküler dentine bağlanma dayanımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Grup içi yapılan değerlendirmede ise SWEEPS'te koronal kesitte, orta ve apikal kesitlere kıyasla radiküler dentine bağlanma dayanımı istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu (P<0,05). Sİİ, PUİ, EDDY ve PIPS'ta kök kanal dolgu materyalinin radiküler dentine bağlanma dayanımı açısından koronal, orta ve apikal kesitler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Sonuç: Özellikle SWEEPS yönteminin koronal kesitte diğer yöntemlere göre anlamlı düzeyde daha yüksek bağlanma dayanımı sağladığını ortaya koymuştur. Orta ve apikal kesitlerde ise gruplar arasında anlamlı fark gözlenmemiştir. En sık karşılaşılan başarısızlık tipi koheziv kırıklar olup, SWEEPS'te bu başarısızlık tipinin koronal bölgede daha belirgin olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgular, irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin özellikle koronal düzeyde bağlanma dayanımını etkilediğini ve SWEEPS'in bu açıdan avantaj sağlayabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi olmayan retreatment, irrigasyon aktivasyon yöntemleri, push-out bağlanma dayanımı sonik aktivasyon, fotoakustik akımlanma, kalsiyum-silikat içerikli pat

Berat Akın Erdem
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı apikal çaplara sahip tek köklü dişlerde farklı kök seviyelerinde uygulanan biyoseramik içerikli kök kanal patının kök kanal dolum kalitesine ve apikal ekstrüzyona etkisi

Amaç: Farklı apikal çaplara sahip tek köklü dişlerde, farklı kök seviyelerinde uygulanan biyoseramik içerikli kök kanal patının kök kanal dolum yüzdesinin ve apikal ekstrüzyon miktarının mikro-bilgisayarlı tomografi (μBT) ile değerlendirilmesidir. Yöntem: Çalışmaya tek kök ve tek kanala sahip 60 adet alt premolar insan dişi dahil edildi. Standardizasyon için kök boyları 14 ± 1 mm olacak şekilde dişlerin kronları uzaklaştırıldı. Dişler apikal çapları 25/.04, 25/.06 ve 30/.04 olacak şekilde rastgele 3 ana gruba ayrıldı (n=20). Daha sonra her ana grup biyoseramik içerikli kök kanal patının uygulanma seviyesine (apikalden 4 ve 7 mm mesafede) göre kendi içinde rastgele 2 alt gruba ayrıldı (n=10). Dişlerin kök kanalları döner eğe ve endomotor kullanılarak şekillendirildi. Dişlerin apeksine, siyanoakrilat ile plastik küreler yerleştirilerek c tipi silikona gömüldü. Örneklerdeki küreler çıkartılarak oluşan boşluğa agar jel yerleştirildi. Kök kanalları biyoseramik içerikli kök kanal patı ve preparasyonlar ile uyumlu güta perka ile tek kon tekniği ile dolduruldu. Biyoseramik içerikli kök kanal patının uygulama ucu, her grupta test edilen kök seviyesine göre stoperi ayarlanarak kanala iletildi. Dişler kök kanal patlarının sertleşmesi için 7 gün boyunca etüvde bekletildi. Daha sonra apikalden ekstrüze olan pat miktarının hacmi ve kök kanal dolum yüzdesi için μBT ile görüntü alındı. Her dişin kök kanal dolumu ve apikalden ekstrüze olan pat hacimsel bir analize tabi tutuldu. Görüntü edinimi ve iki boyutlu projeksiyondan sonra, kesitler NRecon yazılımı, v.1.7.4.2 kullanılarak yeniden oluşturuldu. Kök kanallarının dolum hacmini, boşluk hacmini ve apikalden ekstrüze olan patın hacmini mm3 cinsinden ölçmek için CTAn yazılımı v.1.18.4.0 kullanıldı. Kök kanal dolum yüzdesi; kök kanal dolum hacminin, kök kanal dolum ve boşluk hacminin toplam değerine oranlanmasıyla hesaplandı. Kök kanal dolum yüzdesi verilerinin değerlendirilmesinde, One-Way ANOVA, Post Hoc Tukey ve bağımsız t-testi kullanıldı. Apikal ekstrüzyon verilerinin değerlendirilmesinde Ki-kare testi yapılarak, Bonferroni testi ile doğrulandı. Bulgular: 4 mm kök seviyesinde kök kanal dolum yüzdesi açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. 7 mm kök seviyesinde ise, 25/.06 apikal çapta 25/.04'e göre daha yüksek kök kanal dolum yüzdesi bulundu (P < 0,05). 4 mm kök seviyesinde uygulanan patın apikal ekstrüzyonunda gruplar arası değerlendirmede istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. 7 mm kök seviyesinde ise 30/.04 apikal çapa sahip dişlerde apikal ekstrüzyon miktarı en düşük bulundu (P < 0,05). Sonuç: 7 mm kök seviyesinde uygulanan kök kanal patı, 30/.04 apikal çapa sahip dişlerde yüksek kök kanal dolum yüzdesi ve minimal apikal ekstrüzyon ile en başarılı sonuçları göstermiştir. Kök kanal patının 7 mm kök seviyesinde uygulanması, 4 mm'ye kıyasla daha kontrollü bir dolum sağlayarak ekstrüzyon riskini azaltmıştır. Anahtar Sözcükler: apikal ekstrüzyon, biyoseramik içerikli kök kanal patı, kök kanal dolum yüzdesi, kök kanal tedavisi, mikro-bilgisayarlı tomografi.

Bircan Kuloğlu
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

DC/TMD eksen I kullanılarak temporomandibular bozukluk tanısı konulan maloklüzyonlu hastalarda lateral sefalometrik karakteristiklerin prevalans ve duruma etkisinin eksen II ile korelasyonu

Temporomandibular bozukluklar, çiğneme kasları, temporomandibular eklem ve ilişkili dokuları etkileyen yaygın bir rahatsızlıktır. Literatürde TMB'nin kadınlarda daha sık görüldüğü ve hormonal, anatomik, psikososyal faktörlerin etkili olabileceği belirtilmektedir. Bu çalışmada, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne kas ağrısı şikâyetiyle başvuran 102 hasta DC/TMD tanı kriterlerine göre değerlendirildi. Lateral sefalometrik analizlerle ilişkiler incelendi. Cinsiyet ve eğitim düzeyi ile ağrı arasında anlamlı ilişki bulunmazken, meslek ile ağrı arasında anlamlı fark saptandı; özellikle özel sektör çalışanlarında bilateral ağrı daha sık gözlemlendi. Psikososyal değerlendirmede, anksiyete (GAD-7) ile sağ ve sol kas ağrısı arasında anlamlı ilişki tespit edildi . Ağrı durumu ile ağız alışkanlıkları kontrol listesi (OBC) değerleri arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Ancak depresyon (PHQ-9) ve somatizasyon (PHQ-15) ile ağrı arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Sefalometrik analizlerde, ağrı durumuna göre ortanca Occ-GoMe değerleri arasında anlamlı fark olduğu görülse de, çoklu karşılaştırmalarda bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Sonuç olarak, TMB'nin multifaktöriyel bir yapıya sahip olduğu, meslek ve anksiyetenin etkili faktörler arasında yer aldığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte, kas ağrısı ile iskeletsel yapılar arasındaki ilişkiye dair literatür sınırlıdır. Bu nedenle, daha büyük örneklem gruplarıyla yapılacak çalışmaların konuya açıklık getireceği düşünülmektedir.

Sami Erkan Ünal
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda yeme davranışı ve ebeveyn besleme tarzı ile ağız sağlığı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklarda yeme davranışları ve ebeveyn besleme tarzları ile ağız sağlığı göstergeleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Yöntem: Bu çalışmaya, 4–9 yaş aralığındaki 250 çocuk ve ebeveynleri dahil edilmiştir. Çocukların ağız ve diş sağlığı DMFT/dmft, gingival indeks ve debris indeksi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çocuklarda Yeme Davranışı Anketi (ÇYDA) ve Ebeveyn Besleme Tarzı Anketi (EBTA) formları ebeveynler tarafından doldurulmuştur. Verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Monte Carlo Düzeltmeli Fisher's Exact testi ve Bonferroni Düzeltmeli Z testi; değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde ise yol analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çocuğun yaşı ile duygusal az yeme puanı arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=-0,126; p=0,047). Çocuk VKİ persentil sınıflaması ile tokluk heveslisi (r=-0,138; p=0,030) ve yavaş yeme (r=-0,185; p=0,003) puanları arasında da istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişkiler mevcuttur. DMFT/dmft, gingival ve debris indeks değerleri ile ÇYDA ve EBTA alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). EBTA alt boyutları ile ÇYDA alt boyutları arasında pozitif ve negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler mevcuttur (p<0,05). Yol analizi sonucuna göre ebeveyn eğitim seviyesi ile çocuğun yaşının ağız sağlığı üzerinde etkili olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç: Bu çalışmada, çocukların ağız sağlığı ile çocukların yeme davranışları ve ebeveyn besleme tarzları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Öte yandan, çocukların yeme davranışlarının ebeveyn besleme tarzlarıyla ilişkili olduğu görülmüştür. Bu bulgu, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının desteklenmesinde ebeveyn tutumlarının önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir.

Gizem Kılıçoğlu
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı siman tipleriyle uygulanan pediatrik kronların stres değerlerinin karşılaştırılması: Sonlu elemanlar analizi

Bu tez çalışmasının amacı, süt dişlerine uygulanan paslanmaz çelik kron (PÇK), pediatrik zirkonya kron (PZK) ve Bioflx kronların, oklüzal ve lateral kuvvetler altında diş dokularında oluşturduğu streslerin sonlu elemanlar analizi (SEA) ile incelenmesidir. Böylece klinik kullanımları sonucunda restoratif materyaller ve dental dokularda ortaya çıkabilecek olası durumların öngörülmesi hedeflenmiştir. Çalışmada, herhangi bir çürük veya defekti bulunmayan sağlıklı diş modeli ile tam kron restorasyonu yapılmış dokuz farklı model oluşturulmuştur. ABAQUS yazılımı kullanılarak, maksimum ısırma kuvvetini ve lateral kuvvetleri taklit etmek amacıyla 330 N'luk kuvvetler 0°, 45° ve 90° açılarla uygulanmıştır. Kullanılan restoratif materyaller PÇK, PZK ve Bioflx kronlar olup; simantasyonda cam ionomer siman (CİS), rezin modifiye cam ionomer siman (RMCİS) ve dual-cure rezin siman tercih edilmiştir. Tüm yapıştırıcı simanlar 100 µm kalınlığında uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, PZKlar'da kron içerisinde daha yüksek, dentin üzerinde ise daha düşük stres değerleri saptanmıştır. Ayrıca, PZK uygulanan modellerde dentine ulaşan stres değerleri sağlıklı diş modelindekinden daha düşük bulunmuştur. Bioflx kronlar, diğer materyallere kıyasla daha fazla deformasyon göstermiştir. CİS, bütün kron tiplerinde dentine daha düşük stres iletimi sağlamış; rezin modifiye cam iyonomer ve dual-cure rezin simana kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Sonuç olarak, çalışmadan elde edilen veriler, farklı kron materyalleri ve siman tiplerinin dentin üzerindeki stres dağılımını anlamlı ölçüde etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, klinik uygulamalarda materyal seçiminin yalnızca estetik veya dayanıklılık açısından değil, aynı zamanda alttaki diş dokusunun korunması yönünden de büyük önem taşıdığını göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, çocuk dişlerinde kullanılacak restoratif materyal seçiminde klinisyenlere yol gösterici olabilecek niteliktedir.

Ceren Gümüş Saka
Alanya Alaaddin Keykubat University
2025
00