Altınbaş University
Anabilim Dalı

Uluslararası Ticaret Hukuku Anabilim Dalı

Altınbaş University

6

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

6 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küçükler üzerinde tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk koşulları

Son yıllarda küçüklere yönelik uygulanan tıbbi müdahaleler sıkça tartışılmaktadır. Müdahalenin objesi konumunda olan küçüklerin hukuk ve sosyal hayat nezdinde korunması gerekliliği, konuyu hem hekimler hem de yasal temsilciler açısından önemli bir hale getirmektedir. Sünnet, aşı veya organ nakli gibi müdahalelerin hukuka uygunluğu, kimler tarafından hangi koşul ve amaçla ve kimin rızasıyla uygulanacağına bağlıdır. İlgili hususlara aykırılık, küçüğe uygulanan müdahaleyi hukuka aykırı hale getirecektir. Bu çalışmada küçüklere uygulanacak tıbbi müdahaleler hukuka uygunluk koşulları bakımından irdelenmiştir. Günümüzde tıp biliminin ilerleyişi de göz önüne alındığında, bir tıp hekiminin tıp bilimine bütünüyle hakim olma imkanı bulunmamaktadır. Bu nedenle küçüklere yönelik uygulanan tıbbi müdahalelerde hekimlerin uzmanlık alanlarına göre yetkilendirilmesi gereklidir. Diğer taraftan küçüklerin kendilerine uygulanacak müdahalelerde söz hakkının bulunması gerekmektedir. Özellikle ayırt etme gücüne sahip çocuklar bakımından, müdahale konusunda söz hakkının bulunması küçüğün bir birey olarak sayılmasının bir yansımasıdır. Bu açıdan küçüklerin idrak yeteneklerine göre hekimler tarafından aydınlatılması gerekir. Bu aydınlatmanın küçüğün gelişimine göre ne şekilde ve hangi çerçevede yapılacağının tespit edilmelidir. Küçüklere uygulanan tıbbi müdahaleler onların bir birey olarak gelişimini ve yetişkinlik dönemlerini dahi etkileyecek sonuçlar doğurabilecektir. Tüm bu sebeplerle küçüklere uygulanacak her türlü tıbbi müdahalenin hukuka uygun olması ve temelinde küçüğün üstün yararına yönelik olması gerekmektedir.

Hukuka uygunlukTıbbi müdahaleYaş küçüklüğü+1
Dilara Erdem Çetin
Altınbaş University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kitle iletişim faaliyetlerinde kişilik haklarına saldırı hallerinde başvuru yolları

Kitle iletişim araçları, 2000'li yıllarının başından itibaren gittikçe çeşitlenmeye ve sayıca artmaya başlamıştır. Bu araçların özellikle iletişim kavramına etkileri, hayatımıza hız, pratiklik ve kolaylık olarak yansımıştır. Söz konusu olumlu etkileri sebebiyle toplumun tüm kesimleri tarafından kitle iletişim araçlarının kullanımı benimsenmiş, internetin bireysel kullanıcılara ulaşmasının etkisiyle günlük yaşantıya, sosyal hayata ve iş hayatına etkileri bakımından vazgeçilmez olmuştur. Söz konusu olumlu etkiler ile birlikte, kitle iletişim araçlarının bu kolaylık ve pratikliği aynı zamanda çeşitli suistimallere yol açmaktadır. Yazılı basın, radyo ve televizyon ile başlayan kitle iletişim faaliyetlerine, internetin ve internete bağlı olarak sosyal medyanın eklenmesiyle kişilik haklarına karşı çeşitli ihlaller ortaya çıkmıştır. Bu ihlallere yönelik yapılan hukuki düzenlemeler ise, özellikle son yıllarda görülmeye başlayan bazı yeni ihlal çeşitlerine karşı hem ulusal hem de uluslararası hukuk sistemlerinde yetersiz kalmaya başlamıştır. Bu durumda, kitle iletişim faaliyetleri yolu ile kişilik hakkı ihlale uğrayan kişilerin hangi başvuru yollarını kullanmaları gerektiği hususunda karışıklıklar ve uygulamada sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın hazırlanmasındaki amaç, kitle iletişim faaliyetlerini geçmiş ve güncel örnekleri ile incelemek, bu faaliyetler aracılığıyla yapılabilecek kişilik haklarına saldırıları saptamak ve söz konusu ihlaller karşısında güncel hukuk normları çerçevesinde başvurulabilecek yollar hususunda bilgi vermektir.

Bireysel başvuruHukuki işlemlerHukuki tasarruflar+7
Ahmet Taha Gedikli
Altınbaş University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lojistik sektörü uyuşmazlıkları ve arabuluculuk

Lojistik sektörü, dünyada ve ülkemizde hızla gelişmekte olup, ekonomik sistemin önemli bir parçası haline gelmektedir. Hem içerisinde kapsadığı faaliyetlerin fazla olması hem de doğrudan üretim, pazarlama ve uluslararası ticaret firmaları ile de bağlantılı olması nedeni ile kişiler arası, şirketler arası ya da kişi ve şirketler arası geniş bir ilişki ağına sahiptir. Bu nedenle de uyuşmazlık ve anlaşmazlıklarla her lojistik faaliyette yoğun olarak karşılaşılmaktadır. Lojistik sektöründe yer alan çalışanlar, işverenler, şirketler hem İş Hukuku hem de Ticaret Hukuku açısından zorunlu arabuluculuk sürecine dâhil olmaları nedeni ile arabuluculuk yönteminin uygulanmasında ve gelişmesinde önemli bir yere sahiptirler. Bu nedenle tezin birinci bölümünde lojistik tanımı, kısa bir tarihsel gelişimi ve lojistik faaliyetler anlatılacaktır. Uyuşmazlıkların çözümü için günümüzde yargı mercilerinin yanı sıra alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına da insanlar başvurmaktadır. Ülkemizde uygulanan alternatif çözüm yollarından en yaygını ve tercih edileni de arabuluculuktur. Bu nedenle tezin ikinci bölümünde arabuluculuğun tarihsel gelişimi, dünyada yer alan diğer ülkelerdeki uygulanma şekilleri, arabuluculuk süreci ile dava şartı arabuluculuk ve ihtiyari arabuluculuk konuları anlatılacaktır. Tez kapsamında lojistik sektörü özelinde arabuluculuk uygulamaları inceleneceğinden, tezin üçüncü bölümünde lojistik sektöründe arabuluculuk yönteminin uygulanmasındaki kapsamı hususları anlatılacaktır.

ArabuluculukArabuluculuk eğitimiDeniz taşımacılığı+7
Duygu Ayata
Altınbaş University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirket genel kurulunda gündem ve gündeme bağlılık ilkesi

Anonim şirketlerin genel kurul toplantıları için gündem Türk Ticaret Kanunu'nda sıkı bir düzenlemeye tabi tutulmuş ve yasal ve makul bir çerçevede bazı istisnalar tanınmıştır. Anonim şirketlerde, genel kurul toplantılarında gündeme bağlılık ilkesi pay sahiplerinin haklarının korunması ve anonim şirkette haklar dengesinin sağlanması bakımından önem arz etmektedir. Gündem, anonim şirket genel kurulunda pay sahipleri tarafından görüşülecek konuları gösterir. Gündemin toplantı gününden belirli bir süre öncesinde (TTK'ya göre en az iki hafta önce) pay sahiplerine duyurulması gerekir. Gündemin pay sahiplerine duyurulması bir çağrı ile olur. Çağrı yapılmadan toplantı yapılması ya da yapılan çağrıda gündeme yer verilmemesi ya da gündem konularının tam, açık ve anlaşılır bir şekilde yer almaması, bu çağrı ve gündeme dayanarak yapılan toplantılarda alınan kararların yokluk, butlan veya iptal edilebilirlik şeklindeki geçersizlik yaptırımlarına tabi olması sonucunu doğurabilir. Çağrı yapılmaksızın genel kurul toplantısı yapılması bir istisna oluşturur ve özel koşulların sağlanması halinde geçerli bir toplantı olarak kabulü mümkün olabilir. Gündemin içeriğine ve duyurulmasına ilişkin, çoğunlukla emredici nitelikteki ve sonuçları itibariyle önemli etkileri olan düzenlemelerin amaçları arasında pay sahiplerinin özellikle yönetimsel haklarını etkili bir şekilde kullanabilmeleri ve bu amaca hizmet etmek üzere de bilgi edinme hakkının kullanılması yer almaktadır. Bilgi edinme hakkı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda daha geniş bir düzenleme çerçevesinde, yeni araç ve usulleri de kapsayacak şekilde belirlenmiştir. Böylece TTK'nın sağladığı etkili bilgi edinme araçları ile birlikte gündeme bağlılık ilkesinin de emredici nitelikteki unsurları pay sahibinin yönetimsel hakları bakımından da etkili bir sonuç elde edebilmesine yardımcı olmaktadır. Gündeme bağlılık ilkesi pay sahipliği haklarına destek niteliği ile önem arz etmektedir. Gündeme bağlılık ilkesinin uygulanması ile pay sahibinin bilgi alma, inceleme, söz söyleme ve oy kullanma haklarının tamamı doğrudan ilişkili olmak yanında, bu hakların etkili şekilde kullanılmasının pay sahibinin parasal haklarına dair uygun sonuçlar elde etmesi sahibinin bilgi alma, inceleme ve oy kullanma haklarında elde ettiği imkânlar pay sahibinin kâr payı veya tasfiye fazlası payı gibi parasal haklarıyla ilgili de faydalı sonuçlar elde etmesini sağlayabilecektir. Bu çerçevede gündeme bağlılık ilkesi, emredici bir hukuk kuralı olarak karşımıza çıkmaktadır. Gündeme bağlılık ilkesinin istisnaları da, esas olarak, bireysel veya azlık pay sahiplerinin pay sahipliğinden doğan haklarını kullanabilmeleri ve koruyabilmeleri amaçlarına hizmet eder nitelikte güçlendirici etkiye sahiptir. Gerçekten de ilkenin istisnaları pay sahipliği haklarını zayıflatıcı değil, aksine gündeme bağlılık ilkesinin uygulanmasını kolaylaştıracak ya da pay sahipleri lehine esnek uygulanmasını sağlayacak nitelik arz etmektedir. Çalışmada bu hususlar yeterli ayrıntıda açıklanmaktadır.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerGenel kurul+5
Fatma Altınbaş Yıldırım
Altınbaş University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bireysel İş Hukukunda zorunlu arabuluculuk

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile beraber iş hukuku yargılamasına alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından birisi olan arabuluculuk kurumu dahil olmuş ve bireysel iş hukukunda aynı zamanda zorunlu tutularak usul hukuku anlamında dava şartı haline getirilmiştir. İş hukukunda dava şartı haline getirilen arabuluculuk müessesesi ülkemiz açısından çok yenidir. Daha çok yeni olan bu uygulamanın iş hukuku gibi işçi yararına yorum ilkesinin geçerli olduğu ve kuralın işçinin korunması olduğu bir alanda; arabuluculuğun zorunlu tutulmasının teoride ve pratikte oluşturabileceği sorunlar nedeniyle zorunlu arabuluculuk genel hatlarıyla incelenmiş ve bireysel iş hukuku anlamında etkileri bu çalışmada irdelenmiştir.

ArabuluculukZorunlu arabuluculukİş Hukuku+1
Taha Polat Geçmez
Altınbaş University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konkordatoda rehinli ve finansal kiralamaya konu mal ve alacakların hukuki durumu

Konkordato kurumu hukukumuzda uzun yıllardır yürürlükte olan bir kurum olmasına rağmen, 2003 yılında İcra ve İflas Hukuku'na giren iflasın ertelenmesi kurumu sonrası gözden düşmüş ve adeta ölü bir kurum haline gelmiştir. Ancak iflasın ertelenmesi kurumunun ihtiyaçları karşılayamaması sebebiyle 2018 yılında yapılan kanun değişiklikleri ile iflasın ertelenmesi kurumu yürürlükten kaldırılmış ve konkordato kurumu işlevsel hale getirilmiştir. Bu düzenlemeden sonra konkordato kurumu oldukça rağbet görmüştür. Günümüzde işletmelerin yatırım araçlarını temin etmek için bankalardan kredi kullanarak karşılığında taşınır veya taşınır mallarına rehin vermesi veya yatırım araçlarını finansal kiralama yolu ile temin etmesi son derece yaygınlaşmıştır. Bu sözleşmelerde rehin borçlusunun veya kiracının konkordatoya başvurması durumunda sözleşme ile alacağın ve rehin/finansal kiralama konusu malların hukuksal durumu tezimizin konusunu oluşturmaktadır. Özellikle bu sözleşmeden kaynaklanan alacakların ve sözleşme/rehin konusu malların konkordatoya tabi olup olmadığı, üzerinde durulması gereken önemli sorunların başında gelmektedir. Kanun koyucu konkordato düzenlemesi içerisinde rehin hukuku için birçok maddede düzenleme yapmışsa da finansal kiralama için sadece tek bir maddede düzenleme yapmış ve uygulamayı zamanla oluşacak içtihatlara bırakmıştır. Tezimizde rehinli veya finansal kiralamaya konu malların konkordatodaki durumu doktrindeki görüşler, Yargıtay kararları ve kendi görüşlerimiz çerçevesinde ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Özellikle uygulamada ortaya çıkabilecek sorunlara değinilmiş ve çözüm yolları önerilmiştir. Birinci bölümde konkordatoya ilişkin temel bilgiler kısaca verilmiş, ikinci bölümde rehin hukukuna ilişkin bilgiler ile rehin hakkının konkordatodaki yeri incelenmiş, üçüncü bölümde ise finansal kiralama konusu mal ve alacakların konkordatodaki hukuksal durumu irdelenmiştir.

Finansal kiralamaKanunlar 6361 sayılıKonkordato+7
Onurcan Gökçen
Altınbaş University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00