
2.228
Arşivlenen Tez
2
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Thomas Lıckona ve karakter eğitimi yaklaşımı
Bu çalışma karakter eğitiminin kavramsal boyutunu bir örnek üzerinden incelemeyi amaçlamıştır. Bu amaç çerçevesinde Amerika merkezli düşünce paradigmasının önemli temsilcilerinden biri olan Thomas Lickona'nın düşüncelerini ve eserlerini merkeze almıştır. Lickona'nın karakter gelişimine ve eğitimine dair görüşleri de kendi çalışmalarından hareketle ortaya konmuştur. Çalışma nitel araştırma desenlerinden, durum analiz ve doküman inceleme yöntemleri kullanılarak oluşturulmuştur. Bu doğrultuda Thomas Lickona'nın eserleri merkezinde yardımcı kaynaklar da ele alınarak doküman incelemesi yapılıp durum analiz yöntemi ile olguların ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmanın sonucunda düşünürün karakter eğitimine dair geliştirdiği görüşler ortaya konmuştur. Özellikle kolektif bakış açısı ile karakter eğitiminde toplumun tüm kesimlerine düşen görevler aktarılmıştır. Bununla birlikte teorik, pratik ve dini yansımasında oluşabilecek sorunlara da yer verilerek eleştirel bakış açısı geliştirilmiştir. Sonuç olarak Lickona'nın karakter eğitimine dair görüşleri bütüncül bir şekilde ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Karakter Eğitimi, Karakter, Okul, Thomas Lickona.
Gençlerin ölüm ve ahiret tasavvurunun din eğitimine göre incelenmesi
Araştırmanın amacı, gençlik dönemindeki bireylerin geçmişte aldıkları din eğitimi ile ölüm ve ölüm sonrası tasavvuru arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik (olgusal) yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu seçilirken, nitel yaklaşım stratejilerinden amaçlı örneklem kriter olarak belirlenmiş ve ölçüt örnekleme yöntemi uygulanmıştır. 26 katılımcı ile mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla elde edilmiştir. Araştırma verilerinden elde edilen bulgular neticesinde ailede ve din eğitimi kurumlarında alınan eğitimin bireylerin ölüm ve ölüm sonrası tasavvurunu etkilediği görülmüştür. Katılımcılar, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ölüm ve ölüm sonrasına dair gerekli bilgilerin verilmediğini ifade etmişlerdir Katılımcıların büyük çoğunluğunun ölüm ve ölüm sonrası hakkında ailede yeterli ve sağlıklı bilgiye ulaşamadıkları tespit edilmiştir. Bu bağlamda, ölüm ve sonrasına dair bir eğitimin uzmanlarca verilmesi gerektiği, sağlıklı bir şekilde elde edilmeyen bilgilerin bireylerin ölüm ve ölüm sonrası hayat tasavvuru açısından olumsuz yönde tesir ettiği ve bu durumun bireyde ölüm olgusuna yönelik kaygıya ve korkuya sebebiyet verdiği sonucuna varılmıştır. Ölüm ve ölüm sonrası tasavvurunun doğru ve sağlıklı bir şekilde oluşması için başta aile kurumuna, örgün ve yaygın eğitim kurumlarına önemli görevler düşmektedir. Gelişim dönemlerine uygun olarak hazırlanmış içeriklerle gerekli eğitimlerin verilmesinin oldukça önem arz ettiği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Din Eğitimi, Gençlik Dönemi, Ölüm Tasavvuru
Geleneksel İslam anlayışı ve modern perspektifler ışığında erken çocuklukta din eğitimi
Erken çocukluk döneminde din ve ahlak eğitiminin çocuklara hangi yöntemler kullanılarak verilmesi gerektiği uzun yıllardır tartışılmaktadır. Bu çalışma İslam tarihinde ve çağdaş dönemde erken çocukluk dönemi din eğitimi yaklaşımlarını teorik ve uygulama yönleri ile incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada literatür taraması yöntemi kullanılmış olup, İslam din eğitimi açısından erken çocukluk döneminde din eğitimi ile modern eğitim sisteminde erken çocukluk döneminde din eğitimi yaklaşımları incelenmiştir. Yapılan karşılaştırmalı analiz sonucunda, İslam dininde erken çocukluk dönemi din eğitimi yaklaşımları ile modern eğitim sistemi yaklaşımları arasında benzerlikler bulunduğu gibi önemli farklılıkların da olduğu görülmüştür. Çocukların öğrenme sürecinde özgür ve bağımsız olmalarına vurgu yapılması, barış ve evrensellik ilkelerinin esas alınması, ahlak olgusu ve ahlaki gelişimin önemine vurgu yapılması ortak yönler olarak görülmektedir. İslam kültüründe erken çocukluk dönemi eğitimi, dini ve ahlaki değerlere dayanırken, modern eğitim sistemleri bilimsel temellere ve psikolojik teorilere odaklanmaktadır. İslam kültüründe eğitimin amacı, çocukların dini ve ahlaki sorumluluklarını öğrenmelerini sağlamak ve manevi gelişimlerini desteklemektir. Bu bağlamda, Kur'an eğitimi ve dini bilgiler ön plandadır. Modern eğitim sistemlerinde ise çocukların bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerine önem verilir. Bu sistemde, yaratıcı düşünme, problem çözme ve iletişim becerilerinin geliştirilmesi hedeflenir. İslam kültüründe toplumsal ve dini normlarla uyumlu bireyler yetiştirme öne çıkarken, modern sistem bireysel özgürlük ve kişisel gelişimi önceliklendirir. İki yaklaşım arasındaki temel farklılıklar, felsefi temeller ve eğitimin öncelikleri üzerinden şekillenmektedir. Anahtar Kelimeler: İslam Din Eğitimi, Erken Çocukluk Dönemi, Modern Din Eğitim Sistemleri
Tehâfütü'l-Felâsife'de haşrin cismâniliği problemi
Bu araştırmanın amacı Ebu Hamid el-Gazzâlî'nin Tehâfütü'-Felâsife eserinde yirminci meselede tartıştığı haşrin cismâniliği (bedenli dirilme) problemini değerlendirmektir. Ebu Hamid el-Gazzâlî, İslam düşüncesinde; eserleriyle, fikirleriyle ve tartışmalarıyla adından en çok söz ettiren filozoflardan biridir. Meşhur eseri Tehâfütü'l- Felâsife' de ise filozofları fikirlerinden dolayı eleştirmiştir. Haşrin cismâniliği konusunda eleştirilerinin odak noktası İbn Sinâ'dır. İbn Sinâ'nın erken dönem eserlerinde geçen fikirlerini eleştirmiş hatta bu fikirlerinden dolayı küfürle itham etmiştir. Eserin metodundan dolayı konu, on sekiz ve on dokuzuncu meselelerle desteklenerek tartışılmıştır. Gereklilik arz ettiğinden bu üç mesele, haşrin cismâniliği tartışmaları etrafında analiz edilecektir. Araştırma, Gazzâlî'nin ismi geçen eseri, İbn Sinâ'nın haşr ile ilgili fikirlerini özetlediği erken dönem eserleri ve konuyla ilgili kaynaklardan istifade edilerek literatür taraması yöntemiyle hazırlanmıştır. Araştırmanın, Gazzâlî'nin eserindeki haşrin cismâniliği problemi ve İbn Sinâ'nın konuyla ilgili görüşleri etrafında şekillenmesi sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Bu sınırlamanın temel sebebi ise haşrin cismâniliği probleminin filozoflar ve Gazzâlî arasındaki tartışmaların önemli bir tanesi olması ve bir yüksek lisans tezinin eserdeki tüm tartışmaları değerlendirmeye elverişli olmamasıdır. Araştırmanın konuyla ilgili her iki zıt görüşü tez ve antitezleriyle birlikte karşılaştırmaya elverişli bir şekilde açıklaması literatüre katkıda bulunacaktır. Çalışma Gazzâlî ve filozoflar arasındaki tartışmaları tarafların yöntemleriyle birlikte okumaya katkı sağlayacaktır.
Devlet bürokrasisinde dine bakış [28 Şubat süreci örneği (1997-2002)]
Tanzimat'tan günümüze devlet bürokrasisinin ve zaman zaman onun güdümüne giren siyaset kurumunun din ile ilişkisi hep var olmuştur. Kurumsal anlamda din, Cumhuriyetin kuruluş sürecinde de yerini almıştır. Bürokratik aktörler toplumu kendi din algılarına göre yönlendirme çabasında olmuşlardır. Geleneksel din algısının dışına çıkan dini grup ve cemaatler çağın dinamiklerine göre takibe alınmış, kontrol edilmeye çalışılmış, işten, görevden veya okuldan uzaklaştırılmışlardır. 28 Şubat sürecinde, askeri vesayetin öncülük ettiği devlet bürokrasisi, siyaset kurumunu da baskı altında tutarak, laikliğin ve rejimin tehlikede olduğu gerekçesiyle kamusal alanda irtica ile mücadele adına başörtüsü ve dini eğitim kurumları gibi dinsel görünümleri ortadan kaldırma, kısıtlama, ötekileştirme, mahrum bırakma icraatlarıyla toplumda büyük gerilimlere yol açmıştır. Bu süreçte seçilmişler, bürokratik vesayetin anti-demokratik baskı ve uygulamalarına direnç gösterememiş, toplumun önemli bir kesimi bazı temel hak ve özgürlüklerden mahrum bırakılmıştır. 28 Şubat postmodern darbesi eğitim, çalışma hayatı, ekonomi, siyaset kurumu gibi alanlarda toplumun her kesimini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışma 28 Şubat sürecinde bürokrasinin din anlayışını, dine bakışını ve topluma etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Hılary W. Putnam'ın anlamsal dışsalcılık teorisi üzerine bir değerlendirme
Hilary W. Putnam'ın geliştirdiği 'Anlamsal Dışsalcılık' adlı anlam teorisi, özgün bir teori olarak dil felsefesi içinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Anlamsal Dışsalcılık, özü itibariyle anlamın zihin durumları tarafından değil, bireyin içinde yaşadığı dilsel topluluk ve fizik (dış) dünya tarafından oluşturulduğunu iddia eder. 'Anlam Teorisi Olası mı? 'adlı makale ile ilk izleri ortaya çıkan Anlamsal Dışsalcılık teorisi, Putnam'ın kurguladığı üç varsayımsal düşünce deneyine ('Su', 'Kayın-Karaağaç' ve 'Alüminyum-Molibden') dayanmaktadır. Bu deneylerin ilkinde İkiz Dünya tasarlayan Putnam, ikizler (Oscarlar) üzerinden anlam teorisini inşa eder. Diğer varsayımsal düşünce deneylerindeki görüşlerini pekiştiren Putnam, daha sonra 'Kavanozdaki Beyin' varsayımsal düşünce deneyini kurgulayarak görüşlerini daha ileriye taşır. Anlamsal Dışsalcılık teorisinin en önemli etkisi, zihinci anlam teorilerinin bir alternatifini oluşturmasıdır. Kökeni Locke'a kadar götürülebilen zihinci anlam teorilerinin, anlamı yalnızca insan zihniyle sınırlayan katı tutumları böylelikle aşılmıştır. Putnam, anlamın oluşum süreçlerini yalnızca zihinle ilişkilendiren bu görüşlere karşı, anlamın oluşumunda yalnızca zihin durumlarının etkili olmadığını, dolayısıyla anlamın bireyin bedeni ile sınırlı kalamayacağını iddia etmiştir. Anlamın oluşum sürecinde bireyin yaşadığı toplumdaki dilsel iş bölümünün etkili olduğunu ileri süren Putnam, bu süreçte etkili olan diğer öge, fizik (dış) dünyanın yani göndergenin önemine dikkat çekmiştir. Kendi ifadesiyle "Anlam göndergeyi belirler, gönderge değişirse anlam değişir". Anlamsal Dışsalcılık teorisinin yapı taşları olan anlam, kaplam, içlem, kavram, gönderge, basmakalıp, dizinsellik, doğal tür sözcükleri, katı belirleyiciler vd. terimlerin tanımları, kapsamları ve işlevleri dolayısıyla oluşturdukları farklılıklar, karşıtlıklar, ara kesitler ve kapsayıcılıklar bu teorinin esasını teşkil eder.
Manevi danışmanlık ve rehberlik tekniği olarak nefs psikoterapisinde infak ve isar deneyimi üzerine nitel bir araştırma
Bu nitel araştırma, manevi danışmanlık ve rehberlikte nefs psikolojisi ekolü ve nefs psikoterapisi tekniğinin teorik ve pratik boyutlarını kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel metodoloji kapsamında nefs psikoterapistleriyle (n=6) yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak açık uçlu sorularla (n=40) toplanan veriler, kategorisel analiz yöntemiyle detaylı bir şekilde incelenmiştir. Teorik çerçevesinde manevi danışmanlık ve rehberliğin yanı sıra nefs psikolojisi ile nefs psikoterapisine ilişkin kavramsal bilgilerin verildiği ve manevi danışmanlık ve rehberlik tekniği olarak nefs psikoterapisinde infak ve isar deneyiminin önemi ve değerinin vurgulandığı araştırmanın nitel uygulama kısmında ise çalışmanın metodolojik bilgilerinin yanı sıra elde edilen nitel bulguların analizleri ve yorumları yer almıştır. Bu nitel araştırmada sonuç olarak; (i) nefs psikolojisinin, bireyin içsel dünyasına odaklanıp Doğu ve Batı arasında adeta bir köprü işlevi görerek dinamik, geleneksel ve bütüncül bir yaklaşım benimsediği; (ii) nefs psikolojisinde yer alan infak ve isar deneyimlerinin, manevi danışmanlık ve rehberlik süreçlerinde destekleyici ve yol gösterici bir rol üstlenip kültürel perspektiften çatı kavramlar oluşturduğu; dolayısıyla, manevi danışmanlık ve rehberlikte nefs psikolojisinde yer alan infak ve isar deneyimlerinin, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli faydalar sağlayabilecek potansiyele sahip olduğu; (iii) hem bireysel hem de teorik düzeyde bireyin manevi ve kültürel kimliğini kapsamlı bir şekilde ele alarak toplumdaki her türlü bireyi kapsayıcı ve herkese hitap edebilen evrensel bir alan olduğu; (iv) nefs psikolojisinin danışanın alan el konumundan veren el konumuna yükselmesinde rüyaların danışana bireysel yaklaşımda bulunduğu; (v) nefs psikoterapisindeki infak ve isar deneyiminin iyileşme sürecini hızlandırmada destekleyici ve tamamlayıcı bir unsur olarak bireylerin terapötik sürecini desteklemede etkili ve değerli bir terapi yöntemi olduğu saptanmıştır. Nefs psikolojisi ve psikoterapisinde yer alan infak ve isar deneyimlerinin manevi danışmanlık ve rehberlikte önemli bir yer tuttuğunu gösteren bu araştırmada, adı geçen ekol ile tekniğin özellikle Türk manevi danışmanlık ve rehberlik araştırma ve uygulamalarında etkin bir şekilde kullanılabileceği önerilmektedir.
Manevi danışmanlık ve rehberlikte nefs psikolojisi ve nefs psikoterapisi: Teorik ve uygulama boyutları üzerine nitel bir araştırma
Bu nitel araştırma, manevi danışmanlık ve rehberlikte nefs psikolojisi ekolü ve nefs psikoterapisi tekniğinin teorik ve pratik boyutlarını kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel metodoloji kapsamında nefs psikoterapistleriyle (n=6) yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak açık uçlu sorularla (n=40) toplanan veriler, kategorisel analiz yöntemiyle detaylı bir şekilde incelenmiştir. Teorik çerçevesinde manevi danışmanlık ve rehberliğin yanı sıra nefs psikolojisi ile nefs psikoterapisine ilişkin kavramsal bilgilerin verildiği araştırmanın nitel uygulama kısmında ise çalışmanın metodolojik bilgilerinin yanı sıra elde edilen nitel bulguların analizleri ve yorumları yer almıştır. Bu nitel araştırmada sonuç olarak; (i) nefs psikolojisinin, kültürel ve dinsel bağlamları dikkate alınarak bütüncül bir yaklaşım benimsediği ve kişisel gelişim ile bireysel potansiyel vurgulanarak bireyin manevi ve kültürel kimliğinin kapsamlı bir şekilde ele alındığı; (ii) nefs psikoterapisinde infak ve îsar, niyet, empati ve pro-sosyal davranışlar gibi olguların yanı sıra rüya analizi ve sembollerin kullanımının önemli bir yer tuttuğu; terapi sürecinde danışana derin bir empati ve kişiye özgü bir yaklaşımla müdahale edilerek, danışanın iyileşme sürecinin etkin bir şekilde desteklendiği; (iii) manevi danışmanlık ve rehberlik ile nefs psikolojisi arasında teori ve pratik bütünlüğü, eğitim ve bilgi alanındaki yetkinlik ve süreç odaklı yaklaşım nedeniyle güçlü bir etkileşim bulunduğu; dolayısıyla bu iki alanın, hem teorik temelleri hem de uygulama becerilerini dikkate alarak, bireylerin manevi ve psikolojik ihtiyaçlarının daha etkin bir şekilde karşılanmasına yardımcı olduğu; (iv) nefs psikolojisinin, manevi danışmanlık ve rehberlik süreçlerinde destekleyici ve yol gösterici bir rol üstlenip kültürel perspektiften çatı kavramlar oluşturduğu; dolayısıyla, manevi danışmanlık ve rehberlikte nefs psikolojisinin hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli faydalar sağlayabilecek potansiyele sahip olduğu; (v) nefs psikoterapisinin manevi danışmanlık ve rehberlik alanına entegrasyonunda, manevi boyutun geliştirilmesi ve pratik uygulamaların standartlarının belirlenmesinin büyük önem taşıdığı saptanmıştır. Nefs psikolojisi ve psikoterapisinin manevi danışmanlık ve rehberlikte önemli bir yer tuttuğunu gösteren bu araştırmada, adı geçen ekol ile tekniğin özellikle Türk manevi danışmanlık ve rehberlik araştırma ve uygulamalarında etkin bir şekilde kullanılabileceği önerilmektedir.
Manevi danışmanlık ve rehberlik tekniği olarak nefs psikoterapisinde kutsal toprak deneyimi üzerine nitel bir araştırma
Bu nitel araştırma, manevi danışmanlık ve rehberlik tekniği olarak nefs psikoterapisinde kutsal toprak deneyiminin teorik ve pratik boyutlarını kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel metodoloji kapsamında nefs psikoterapistleriyle (n=6) yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak açık uçlu sorularla (n=40) toplanan veriler, kategorisel analiz yöntemiyle detaylı bir şekilde incelenmiştir. Teorik çerçevesinde manevi danışmanlık ve rehberliğin yanı sıra nefs psikolojisi, nefs psikoterapisi ile kutsal toprak deneyimine ilişkin kavramsal bilgilerin verildiği araştırmanın nitel uygulama kısmında ise çalışmanın metodolojik bilgilerinin yanı sıra elde edilen nitel bulguların analizleri ve yorumları yer almıştır. Bu nitel araştırmada sonuç olarak; (i) nefs psikolojisinin, insan için en uygun yapılanma ve kainatın kodu olduğu, danışanı ve terapisti kulluk bilincinden ayırmayıp kapsayıcı ve kuşatıcı bir biçimde bütünü içine aldığı; (ii) nefs psikoterapisinde, nefsin yapısını maneviyat üzerinden belirlediği, bireyin tekamül ve varoluşun ferahlığına odaklandığı; dolayısıyla dinamik bir psikoterapi ekolü olarak danışanın iyileşme sürecinin etkin bir şekilde desteklendiği; (iii) nefs psikoterapisinin, manevi danışmanlık ve rehberlik alanında esnek ve uyarlanabilir bir yaklaşım olduğu aynı zamanda evrensel ve kültürler arası uygulanabilirliği; dolayısıyla bu iki alanın, hem teorik temelleri hem de uygulama becerilerini dikkate alarak, bireylerin manevi ve psikolojik ihtiyaçlarının daha etkin bir şekilde karşılanmasına yardımcı olduğu; (iv) nefs psikoterapisinde kutsal toprak deneyiminin terapötik etkilerinin yön değişimi-niyet ve kararlılık, rabıta kurma ve manevi bağlantı, bireyin geri çekilmesi ve içsel dönüşüm yaşadığı; dolayısıyla, nefs psikoterapisinde kutsal toprak deneyimi, bireysel açıdan önemli faydalar sağlayabilecek potansiyele sahip olduğu; (v) nefs psikoterapisinde kutsal toprak deneyiminin manevi danışmanlık ve rehberlik alanına entegrasyonunda, psikoloji ve ilahiyat alanının yeterli düzeyde öğrenilerek uygulamaların standartlarının belirlenmesinin, kutsal toprak deneyimi öncesi-sonrası ölçme ve değerlendirme araçlarının geliştirilerek takip edilmesinin büyük önem taşıdığı saptanmıştır. Nefs psikoterapisinde kutsal toprak deneyimi, manevi danışmanlık ve rehberlikte önemli bir yer tuttuğunu gösteren bu araştırmada, adı geçen ekol ile tekniğin özellikle Türk manevi danışmanlık ve rehberlik araştırma ve uygulamalarında etkin bir şekilde kullanılabileceği önerilmektedir.
Tanrı algısı, dini yönelim biçimleri ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkiler (Lise ve üniversite örneklemi üzerinde karşılaştırmalı bir alan araştırması)
Bu çalışmada lise ve üniversite öğrencilerinin Tanrı algısı, dini yönelim biçimleri ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişki ve etkileşim incelenmiştir. Bu üç değişkenin bazı sosyo-demografik değişkenlerle olan ilişkisi belirlenmiştir. Çalışma kuramsal çerçeve, alan çalışması ve bulguların yorumlanması olmak üzere üç ana bölümden meydana gelmektedir. Kuramsal bölümde dokümantasyon, alan çalışmasında ise anket tekniği uygulanmıştır. Örneklem, 658 lise ve 997 üniversite öğrencisi olmak üzere 1655 öğrenciden oluşmaktadır. Uygulamada "Tanrı Algısı Ölçeği" (TA), "Yeniden Yapılandırılmış Müslüman Dini Yönelim Ölçeği" (MROS-R) ve "Psikolojik İyi Olma Ölçekleri" (PİOÖ/42) kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler korelasyon analizi, etkileşim yapısal eşitlik modeli (YEM) temelinde gerçekleştirilen istatistiki analizle belirlenmiştir. Çalışmada Tanrı algısı, dini yönelim biçimleri ve psikolojik iyi oluş ile bazı sosyo-demografik değişkenler arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Olumlu Tanrı algısı ile içsel, dışsal ve katı kuralcı dini yönelim arasında pozitif; sorgulayıcı dini yönelim arasında negatif ilişki tespit edilmiştir. Tanrı algısı ile psikolojik iyi oluş arasında ve dini yönelim biçimleri ile psikolojik iyi oluş arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. YEM analizinde önerilen sekiz hipotetik modelden sadece üniversite örneklemine ait Tanrı algısı, dışsal dini yönelim, psikolojik iyi oluş modeli bütünüyle geçerli ve anlamlı bulunmuştur. Önerilen diğer yedi modelde Tanrı algısından dini yönelim biçimlerine giden ve anlamlı olan yollar olduğu tespit edilmiştir. Ancak bu yedi modelin bir bütün olarak geçerli ve anlamlı olmadığı görülmüştür. Lise ve üniversite örneklemlerinden elde edilen bulgular karşılaştırılmış ve bazı anlamlı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir.
Felsefi bir problem olarak yalnızlık
'Felsefi bir problem olarak yalnızlık' başlıklı bu çalışmada yalnızlık kavramının felsefi temelleri açıklanmaya çalışılmaktadır. Günümüzde sıklıkla olumsuz şekliyle açığa çıkan yalnızlık kavramının felsefi temellerinin açıklanmasıyla birlikte bu kavramın daha iyi anlaşılması ve aynı zamanda yalnızlığın olumlu boyutlarına dikkat çekilmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda tezin birinci bölümünde öncelikle bu kavramın tanımı üzerinde durulmaktadır. Yalnızlığın pek çok tanımı bulunmaktadır. Bu durum yalnızlığın tek bir tanımından bahsetmeyi zorlaştırmaktadır. Bu yüzden öncelikle yalnızlığın psikoloji ve felsefe alanında yapılmış tanımlarına yer verilmiş daha sonra yalnızlığın bütüncül bir tanımı yapılmaya çalışılmıştır. Yalnızlık çalışmanın amacına uygun biçimde evrensel bir içe dönüş olgusu olarak tanımlanmıştır. Yalnızlığın felsefi temelini açıklamaya elverişli bir tanımı oluşturulduktan sonra birinci bölümde yalnızlık kavramının daha iyi anlaşılabilmesi için mahiyetine ve türlerine ilişkin bilgilere yer verilmektedir. Yalnızlık mahiyeti gereği hem olumlu hem de olumsuz şekilde anlaşılabilecek bir kavramdır. Bu yönüyle çok çeşitli sebeplerden açığa çıkabilmektedir. Açığa çıkma sebeplerine göre de türlere ayrılmaktır. Açığa çıkan yalnızlık türlerinden üçü olan ontolojik epistemolojik ve etik yalnızlık türleri aslen kaynaklarını felsefi bakış açılarından almaları bakımından yalnızlığın felsefi temelli bir kavram olduğunu göstermektedirler. Bu bağlamda ikinci bölümde bu üç tür yalnızlık seçilen belirli düşünürlerin yaklaşımları üzerinden açıklanmaktadır. Sonuç bölümünde ise yalnızlık kavramının modern felsefe açısından ne anlam ifade ettiğine dair kısa bir değerlendirmeye yer verilmektedir.
Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi vizyonunun öğrenci görüşlerine göre gerçekleşme durumu
Bu çalışmada, "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi vizyonunun öğrenci görüşlerine göre gerçekleşme durumu", Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) 2018, 9-12. sınıflar öğretim programının vizyonu üzerinden konu edinmektedir. Buna göre dersin vizyonu; "Dinin hayatı anlamlandırmadaki rolünü fark eden, milli, manevi ve ahlaki değerleri benimseyen, farklılıklarla bir arada yaşama becerisi kazanmış bireyler yetiştirmektir" şeklindedir. Yapılan çalışmanın ana problemi, DKAB dersi vizyonunun öğrenciler açısından gerçekleşme durumu nedir? Sorusunu araştırmak ve bununla birlikte lise öğrencilerinin DKAB dersi vizyonunun gerçekleşme durumunu nasıl tanımladıklarını ve davranışlarına yansımalarını anlamaktır. Buna göre çalışmada DKAB dersi vizyonunun öğrenci görüşlerine göre gerçekleşme durumunun anlaşılması amaçlanmaktadır. Çalışmada, lise öğrencilerinin din öğretimi davranışları kendi değerlendirmeleri çerçevesinde anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu duruma uygun olarak eğitim araştırmalarında sıklıkla başvurulan ve nitel durum araştırması yöntemlerinden olan tek durum çalışması deseni uygulanmıştır. Çalışmada, lise DKAB programını tamamlama kriteri dikkate alınarak ve örneklemin çeşitlenmesi gözetilerek farklı okul türlerinden 12. sınıf öğrencileri ile görüşmeler yapılmıştır. Buna göre; Eskişehir ilinden iki Sosyal Bilimler Lisesi, bir Fen Lisesi, dört Anadolu Lisesi olmak üzere toplamda yedi lisenin öğrencilerinden oluşan otuz katılımcı üzerinde yarı yapılandırılmış nitel görüşme yöntemi uygulanmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda, katılımcıların genel olarak DKAB Öğretim Programı vizyonu beklentileri ile büyük ölçüde uyumlu, bilişsel, duyuşsal ve davranışsal özellikleri gösterdikleri anlaşılmıştır.
Hans Reichenbach'ta bilgi ve mantık
Bu çalışma, Reichenbach'ın bilgi felsefesi, olasılık kuramı ve mantık alanındaki katkıla-rını disiplinler arası bir perspektifle ele almaktadır. Çalışmanın temel amacı, Reichenbach'ın bilimsel bilginin kesinlik iddiasına yönelik eleştirilerini; tümevarım, nedensellik ve kuantum mekaniğinin felsefi sonuçları bağlamında açıklamak ve onun üç değerli mantık önerisinin mantıksal ve epistemik gerekçelerini sistematik biçimde ortaya koymaktır. Çalışma üç ana bölümden oluşur: Reichenbach'ın epistemolojik duruşu ve olasılık te-melli bilgi anlayışı, mantık teorisi bağlamında klasik iki değerli mantığın eleştirisi ve üç değerli mantığın formülasyonu, kuantum mekaniğinin felsefi etkileri ile Türkiye'deki akademik katkı-larının değerlendirilmesi. Her bölümde birincil kaynaklara (Reichenbach'ın eserleri) ve ikincil literatüre dayanan karşılaştırmalı analizler sunulmuştur. Yöntem olarak tarihsel-analitik ince-leme, metin çözümlemesi ve felsefi argümantasyon bir arada kullanılmış; özellikle orijinal metinlerin dilsel nüanslarını korumak için mümkün olduğunca özgün dildeki pasajlara atıf yapılmıştır. Ayrıca Reichenbach'ın 1930-1938 yılları arasında İstanbul üniversitesinde yaptığı ça-lışmalar Türkiye'de modern mantığın ve bilimsel felsefenin gelişiminde önemli bir katkı sağ-lamıştır. Reichenbach'ın Türkiye'deki akademik çalışmalarının mantık ve bilim felsefesine katkıları da tarihsel bağlam içinde ele alınmıştır. Çalışmanın sınırlılıkları açıkça belirtilmiştir: Reichenbach'ın mantıksal çıkarımlarının tamamı tek bir çalışmada eksiksiz ele alınamamış; özellikle Almanca ve İngilizce kaynakların bazılarına erişim kısıtları nedeniyle belirli tartışmalar özet düzeyinde aktarılmıştır. Bu sınırlı-lıklar, ileri araştırmalar için kaynak gösterimleri ve öneriler bölümünde ayrıntılı olarak tartı-şılmıştır. Sonuç olarak tez, Reichenbach'ın olasılık merkezli epistemolojisinin ve üç değerli mantık yaklaşımının, modern bilimsel düşüncenin mantıksal altyapısını yeniden şekillendir-mede belirleyici bir rol oynadığını savunur. Anahtar Kelimeler: Mantık, Hans Reichenbach, Mantıksal Ampirizm, Üç Değerli Man-tık, Bilgi Felsefesi, Bilimsel Felsefe, Olasılık, Kuantum Mekaniği.
İslam siyaset felsefesinde neo-selefi akımın eleştirel analizi
İnsanlar hayatlarının en güzel anlarını zihinlerinde dondurarak, o günlerini tekrar yaşamak, mümkünse o güne geri dönmek, bunu da yapamıyorsa o zamanın içindeymiş gibi yaşamak isterler. Hz. Peygamber dönemi ve sonraki üç nesil dönemi için pek çok Müslüman kesim o zamana özlem duymaktadır. Üstelik o zamanı hiç yaşamamış olmalarına rağmen. Günümüzde İslam'ın, sözde "Altın Çağ"ına duyulan hasret duygusu, zamanın ruhu görmezden gelinerek, Taliban, el-Kaide, el-Nusra, eş-Şebab, IŞİD/DAEŞ ve Boko Haram gibi grup/örgüt/cemaatlar tarafından suiistimal edilmektedir. Sonucunda ise İslam'a karşı dünyaya yayılan "İslam korkusu" ortaya çıkmıştır. Bu durumdan ise, enerji arz ve üretim merkezlerinin kontrolünü ele geçiren sömürgeci ülkeler ve çokuluslu şirketler fayda sağlamıştır. Barış ve esenlik anlamına gelen İslam, bilinçli olarak savaş/terör/korku kelimeleriyle kullanılmaktadır. Siyaset felsefesinin de konusu olan ahlak, adalet, eşitlik, özgürlük, tevazu ve hoşgörü ilkelerine sahip olan İslam, bugün Osmanlı Devleti'nin yıkılış döneminde siyasi ve itikadi açıdan son derece etkin olan Vahhabilik öğretisinin temel özelliklerinden tekfirci, ötekileştirici, dışlayıcı ve şiddet yanlısı gibi gösterilmektedir. Bu tez çalışmamızda amaç, tarihte bilinen Selefilik kavramı ile günümüz Selefilik'inin (Neo-Selefilik) aynı anlamda kullanmanın tutarlılık derecesini müzakere etmektir. Bunun öncesinde ise, Selefi zihniyetin ait olduğu toplumun İslam öncesi ve İslam sonrası yaşamını inceleyerek, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada yaşanan sorunların çözümü için konunun kökenine inmek ve kodları anlamak gerekmektedir.
Fârâbî'nin Kur'an kavramlarına yüklediği anlamlar bağlamında ve din tasavvuru,
İslam'ın altın çağında; 9. yüzyılda yaşayan Ebu Nasr Muhammed bin Tarhan bin Uzluğ bin Turhan Al-Farabî et Turkî el Muallimus's-Sani (258/870-339/950) İslam Felsefesinde en sistemli ve kapsamlı felsefî çalışmaları gerçekleştiren kurucu filozof olarak kabul edilmektedir. Fârâbî'nin varoluşa dair düşüncelerinde Aristoteles'in; topluma dair düşüncelerinde Eflatun'un yaklaşımı ağır bassa da o, her iki düşünürün aynı hakikati farklı yöntemlerle ele aldıklarından hareketle Kur'an kavramları ve İslam düşüncesi ile felsefesini şekillendirmiştir. Çalışmamızda Fârâbî'nin düşünce dünyasını anlama üzere öncelikle Fârâbî'nin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verdik. İkinci bölümde felsefe ve din kavramlarının anlam dairesi ortaya konularak, İslam felsefe geleneğinde meselenin nasıl ele alındığına dair tartışmaları müzakere ettik. Felsefe geleneğinde ve Kur'an'da kullanılan bazı kavramların her iki sahadaki anlamlandırmalarını ortaya koymaya çalıştık. Üçüncü bölümde ise Fârâbî'nin sisteminde Felsefe ve Din ilişkisinin mahiyetini analiz ettik. Bu bağlamda Tanrı tasavvurunu, Âlem Tasavvurunu ve Din Tasavvurunu Fârâbî'nin eserlerinde meselenin ele alış şekline göre inceleyerek Felsefe ve Din kurgusunu nasıl netleştirdiğini analiz etmeye çalıştık. Sayfa altı dipnotlarda eserin tercüme edilmiş Türkçe ismiyle birlikte Arapça isimlerini de koymayı uygun bulduk. Biz bu çalışmamızda ağırlıklı olarak Fârâbî'nin el-Medinetü'l Fadıla, es-Siyasetü'l-Medeniyye, Kitâbu'l-Huruf, İhsâu'l-Ulûm ve Tahsilu's-Saade adlı eserlerini merkeze almakla birlikte ulaşabildiğimiz tüm eserlerini incelemeye çalıştık. Felsefesi ile İslam düşünce tarihine yön veren ve İslam felsefesinin çerçeve planını çizen Fârâbî'nin, dînî kavramlara yüklediği anlamlarla teşekkül ettirdiği felsefesini anlamaya çalışacağız.
Lise gençliğinde dini sosyalleşme; Batman il merkezi örneği
Bu çalışma, günümüzün değişen sosyo-kültürel ortamında sosyalleşen ergenlik çağındaki bireylerin dindarlık yöneliminin ve dini sosyalleşme kanallarının etkisinin araştırıldığı bir saha araştırmasıdır. Sosyalleşme sürecinde gençlerin dini inanç, tutum ve davranışları üzerinde yaş, eğitim, ekonomik durum gibi demografik özelliklerin yanı sıra aile, eğitim, toplumsal çevre ve kitle iletişim araçları gibi sosyal faktörlerin de önemli etkisi bulunmaktadır. Bu çalışmada, gençlerin dini toplumsallaşması üzerinde önemli rol oynayan demografik ve sosyal faktörlerin etki düzeyi araştırılmıştır. Buradan hareketle 8 hipotez geliştirilmiş ve saha araştırması sonucu ulaşılan bulgulardan hareketle hipotezler test edilmiştir. Araştırmanın evreni, Batman il merkezinde eğitim gören lise gençlerinden oluşmaktadır. Şubat-Mart 2019 tarihleri arasında, basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilen 731 deneğe Kişisel Bilgi Anketi, Dini Toplumsallaşma Faktörleri Anketi ve Dini Yönelim Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen bulgulardan hareketle örneklem grubunun hem demografik değişkenlere göre farklılaşma olup olmadığı incelenmiş hem de sosyalleşme kanallarının dini tutum ve davranışlar üzerinde etki düzeyi analiz edilerek hipotezler test edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 Windows paket programı kullanılarak istatistiksel analizi, t-testi (Independent- Samples T Tests), Varyans Analizi (Analysis of Variance, ONE-WAY-ANOVA), Tukey HSD (Post Hoc Comparision) testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, örneklem grubunun okul türü, sosyo-kültürel tabaka gibi demografik özellerine göre dini yönelimlerinde farklılaşma olduğu saptanırken yaşın herhangi bir farklılaşmaya yol açmadığı saptanmıştır. Ayrıca, bireylerin dini tutum ve davranışları üzerinde dini sosyalleşme faktörlerinin önemli etkilerinin olduğu tespit edilmiştir.
Bertrand Russell'da inanç ve delil ilişkisi
Biz bu çalışmada, Russell'ın inanç ve delil ilişkisine yönelik görüşlerini inceledik. İnançlarımızın temelinde ne olması gerektiği, hem epistemolojinin hem de Tanrı inancı bağlamında din felsefesinin önemli problemlerinden olagelmiştir. Özellikle Tanrı inancının ve dini inanç sistemlerinin delile ihtiyaç duyup duymadığı ve bu delillendirmeyi ne ölçüde sağladığına yönelik tartışmayı, Russell'ın görüşleri çerçevesinde ele almaya çalıştık. Çalışmanın birinci bölümünde din felsefesinde inanç ve delil ilişkisine yönelik temel yaklaşımları; delilcilik, reform epistemolojisi, imancılık ve eleştirel akılcılık başlıkları altında ele alarak konu hakkında genel bir çerçeve çizmeye çalıştık. Bu bölümde Tanrı inancının temelinde ne olması gerektiğine dair görüşleri ele aldık. İkinci bölümde ise; asıl konumuz olan Russell'ın inanç ve delil ilişkisine yaklaşımını ele aldık. Öncelikle inanç ve delil kavramlarına yer vererek Russell'ın inançlarımızı değerlendirmek için öne sürdüğü kriterlerden bahsettik. Daha sonra Tanrı'nın varlığına dair teizm tarafından ileri sürülen deliller hakkında bilgi vererek bu delillerin Russell'ın kriterlerini ne ölçüde karşılayabildiği meselesini tartıştık. Son olarak Russell'ın agnostisizm düşüncesi hakkında bilgi vererek gerekçelerini açıklamaya çalıştık.
Felsefi metinlerde zaman düşüncesi: Platon, Aristoteles, Augustinus
Zamanın ne'liği problemi yüzyıllardır süregelen ve günümüzde de tartışmalara neden olan bir konudur. Bu nedenle de zamanın ezeliliği, ölçülebilirliği, zihinsel boyutuna dair birçok soru yüzyıllardır cevaplanmaya çalışılmaktadır. Tez çalışmamız içerisinde zamana yöneltilen bu sorulara Platon, Aristoteles ve Augustinus'un görüşleri çerçevesinde cevap bulmaya çalıştık. Tez çalışmamızı üç ana bölümde ele alacağız. İlk bölüm Antikçağ'dan Aristoteles'e kadar uzanmaktadır. Bu bölüm diğer bölümlerin daha iyi anlaşılması için bir altyapı görevi görmektedir. İkinci bölüm ise tezin ana metnini oluşturmaktadır. Bu bölümde üç filozof; Platon, Aristoteles ve Augustinus'un felsefi metinlerinden hareketle zaman düşünceleri ele alınmaktadır. Bu doğrultuda Platon'da Timaios diyaloğu, Aristoteles'te Fizik kitabı ve Augustinus'un İtiraflar adlı eseri temel kaynaklarımızı oluşturacaktır. Tezimizin üçüncü bölümünde ise Platon, Aristoteles ve Augustinus'un temel metinlerinden hareketle zaman düşüncelerini karşılaştırmalı olarak inceleyeceğiz. Böylelikle bu üç filozofun zaman görüşleri bağlamında benzer yönlerini ve farklılıklarını ele almaya çalışacağız.
Mesnevi ve bibliyoterapi
Genel olarak Bibliyoterapi duygusal ve fiziksel problemlerin tedavisinde kitapların veya kitaplarda geçen hikayelerin birey tarafından okunarak; bireyin farkındalık kazanmasını amaçlayan ve diğer terapilere yardımcı bir yöntem olarak tanımlanmaktadır. Yazınsal ve anlam olarak üstün niteliklere sahip kitapların, insan psikolojisi üzerinde iyileştirici ve de kişinin var olan potansiyellerini harekete geçirici özelliklerinin bulunduğu bilinmektedir. Kitaplar, çocuklar ve gençler için yalnızca dil gelişimi ve düşünsel güçlerini geliştirmeyi amaçlamakla kalmayıp, onların kişiliklerini biçimlendirebilmelerini, daha olumlu değerler kazanabilmelerini ve içinde yaşadıkları çevreye uyumlarını kolaylaştırmaya çalışır. Ayrıca, öyküler yoluyla, toplumun ahlak kuralları, değerleri ve yaşam tarzları, genç kuşaklara aktarılabilir. Mevlana Celaleddin Rumi'nin Mesnevi isimli eserinde geçen hikayelerinin evrensel özellik taşıması sebebiyle de bu hikayelerin psikiyatrik hastalık tanısı almış bireyler üzerinde kullanılması amaçlanmıştır. Hikayelerin, problemleri somutlaştırarak kişinin çözüm yollarına ulaşmasında etkili olduğu düşünülmüş ve bu yolla psikoterapinin yanında yardımcı olarak Mesnevide geçen hikayelerin bibliyoterapi yöntemiyle hastaya ulaştırılması sağlanmıştır. Sonraki aşamada hastayla görüşülmüş ve birebir bu hikaye ile ilgili düşünceleri sorulmuştur. Çalışmamda Eskişehir Devlet Hastanesi Psikolojik Danışma Biriminde 2015 ve 2016 yıllarında bizzat yaptığım bireysel görüşmeler ve Psikiyatri Servisinde yatan hastalarla yaptığım bireysel görüşmeler baz alınmıştır. Çalışma sırasında hastaların kimlik bilgileri ve belirgin olabilecek özellikleri çıkartılmıştır. Bu çalışmada Eskişehir'de psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvuran bireyler arasında yapmış olduğum Mesnevi ile Bibliyoterapi uygulamalarını ve sonuçlarını paylaşarak daha çok manevi danışmanlık ve rehberlik alanına katkı sunmayı amaçladım. Psikolojik rahatsızlıkları ile başa çıkamayıp sağlık kuruluşlarına başvuran bireyler ile yapmış olduğum Mesnevide geçen hikayeler ile bibliyoterapi uygulamalarını ve sonuçlarını paylaşarak manevi danışmanlık ve rehberlik alanında kullanılmasına örneklik teşkil etmesi amaçlanılmıştır. Anahtar Kavramlar: mesnevide geçen hikayeler, bibliyoterapi, mevlana, kişilik gelişimi
Anadolu'daki fikri gelişmelerin Cemal Süreya'nın düşüncesine etkileri -Felsefeyi Anadolu'da yeniden yurtlandırmak bağlamında bir inceleme-
Her insan gibi şair ve yazarların da yaşadıkları coğrafyanın siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik değişimlerinden etkilendiklerini görmekteyiz. Bu tez çalışmamızda gayemiz, Felsefeyi Anadolu'da Yeniden Yurtlandırmak Projesi kapsamında Anadolu'daki fikri gelişmelerin ışığında şair Cemal Süreya'da karşımıza çıkan kavramsal yansımalar ve bireysel davranışları mümkün olduğunca temellendirmektir. Cemal Süreya günceli temsil ederken bu güncel olanın arka planına ulaşmak için geçmişe dönmemin gerekliliği vurgulanmıştır, fakat burada anakronizm riski de göz önünde bulundurulmuştur. Cemal Süreya ve şiir konusuna hangi temellendirme ile ulaşabilirimin planlaması yapılmıştır. Bu planlamada öncelikli olarak İslam Felsefesinin kurucu metinlerinden Farabi'nin "İlimlerin Sayımı" adlı eseri çıkış noktamız olmuştur. Buradan hareketle dil ilmi ve beş sanat ele alındıktan sonra şiirî sözlerin de felsefi arka planı olduğundan hareketle Cemal Süreya'da kavramsal yansımalara ve bireysel tutuma dair açıklamalar yapılmıştır. Burada amaç "Felsefeyi Anadolu'da Yeniden Yurtlandırmak Projesi" ne uygun hareket ederek Anadolu'nun sadece topraktan müteşekkil bir mekân olmayıp aslında kökleri Orta Asya'da, Ortadoğu'da, Balkanlarda ve Afrika'da olan ve oralardan beslenen kültürel bir yarımada olduğu ve bu coğrafyada yetişen her şair ve yazarın bu kültür ve uygarlığa katkı sağladığını gözler önüne sermektir.
Din ve siyaset ilişkisi bağlamında Millî Görüş Hareketi
Millî Görüş Hareketi (MGH)'nin din ve siyaset ilişkisi bağlamında ele alındığı bu araştırmanın temel amacı; MGH'nin ortaya çıkışında, düşünce ve pratiklerinde İslam dininin mensuplarına bir zihniyet kazandırma, onların dünya görüşü ve yaşam tarzını belirleme fonksiyonunun rolünün tespit edilmesidir. Bu çalışmanın konu, zaman ve yer bakımından üç temel sınırlılığı bulunmaktadır. MGH, konu bakımından tüm boyutlarıyla değil din ve siyaset ilişkisi bağlamında sosyolojik bir bakış açısı ile ele alınmıştır. Zaman bakımından ise konu, MGH içerisinde Saadet Partisi (SP) ile Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti) ayrılığının yaşandığı 2001 yılının ikinci yarısı itibari ile sonlandırılarak, ilerleyen dönem bir başka çalışmaya bırakılmıştır. Yer bakımından ise MGH, başta Avrupa olmak üzere birçok ülkede de teşkilatlanması ve faaliyetleri bulunmasına rağmen Türkiye'deki çalışmaları üzerinden bir değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Yorumsamacı (idealist) sosyal bilim paradigmasından hareketle gerçekleştirilen bu araştırmada; araştırmanın benimsediği felsefe bakımından temel araştırma deseni, araştırmanın amacı bakımından tanımlayıcı (descriptive) araştırma deseni, araştırmanın yöntemi bakımından nitel (qualitative) araştırma deseni ve nitel araştırma desenleri içerisinde de nedennasılcı tarihsel araştırma deseni benimsenmiştir. Verilerin toplanmasında kendilerine başvurulan tekniklerin gözlem, yapılandırılmamış mülakât ve yazılı doküman ve belgelerin incelenmesi olduğu bu araştırmada, veri analizi tekniği olarak ise genel itibariyle betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırma sonucunda MGH'nin, dinin mensuplarına kendine özgü bir zihniyet ve dünya görüşü kazandırma fonksiyonun bir neticesi olarak ortaya çıktığı, MGH siyasetini Ehl-i Sünnet İslam siyaset ahlakının belirlediği ve yönlendirdiği ve MGH'nin Osmanlı siyasal tecrübesinden yararlanmış olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar Kavramlar: Din, Siyaset, İslamcılık, Türk Siyasal Hayatı, Necmettin Erbakan, Millî Görüş Hareketi.
Din kültürü ve ahlâk eğitimi dersinin ahlâki kültürün oluşumuna etkisi
Bu araştırmanın amacı genel hatlarıyla Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi derslerinin ahlâki kültürün oluşumuna etkisini incelemektir. Bu nedenle 11-12 yaş düzeyindeki çocuklarda ahlâki kültürün oluşumuna Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi derslerinin etkisi araştırılmıştır. Bu araştırmanın amacına uygun olarak Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi derslerinin öğretim basamaklarından ahlâk basamağı konuları incelenmiştir. Verimli bir çalışmanın temelinde, çalışma yaptığın grubun özellikleri hakkında bilgi sahibi olmak yer alır. Bu nedenle; 11-12 yaş grubunun ahlâki gelişim özellikleri ele alınmıştır. Bu çalışma 2012-2013 öğretim yılı Bahar döneminde Çorum ili, Merkez İlçesinde Mimarsinan Ortaokulu, 23 Nisan Ortaokulu, Yavuz Sultan Selim Ortaokulu 6. ve 7. sınıflar üzerinde gerçekleştirilmiştir. 2012-2013 eğitim-öğretim yılının bahar döneminde 6 ve 7. sınıf 409 öğrenci üzerinde anket uygulaması yapılmıştır. Anketten elde edilen toplam veriler SPSS 18.00 Bilgisayar İşletim Programı yardımıyla verilerin Korelasyon ve Çapraz Tabloları oluşturularak değerlendirilmiştir. DKAB derslerine olan ilgi ve sevgi ile ahlâki davranış geliştirme arasındaki korelasyon pozitif yönlüdür ve ikisi arasında 0,267'lik olumlu bir ilişki vardır. 0.01 alfa değerine göre sonucumuz 0,267 değeri anlamlıdır. DKAB derslerine duyulan sevgi ile ahlâki davranış geliştirme arasında doğru orantı olduğunu görüyoruz. Yani öğrencinin derse ilgisi ne kadar artarsa ahlâki kültür oluşturması da aynı oranda değişim gösterecektir. Bu bulgu çerçevesinde DKAB derslerine duyulan sevginin artmasıyla ahlâki etkileşimimizin artması ve dolayısıyla ahlâki kültürün oluşmasına pozitif etkide bulunması arasında direkt ve anlamlı bir ilişkinin bulunduğunu söylemek mümkündür. Anahtar Kavramlar: Ahlâk, Ahlâk Eğitimi, Ahlâki Kültür, Ahlâki Gelişim.
Değerler eğitimi açısından Kutadgu Bilig
Değerler, bir toplumun temelini oluşturan yapı taşlarıdır. Nesilden nesile çeşitli yollarla aktarılarak toplumların günümüze kadar varlığını devam ettirmelerini ve toplumların sanat, bilim, teknik, sağlık gibi birçok alanda gelişmelerini sağlamışlardır. Bu çalışmada İslami Türk Edebiyatının ilk yazılı eserlerinden birisi olan Kutadgu Bilig Talim Terbiye Kurulu'nun Değerler Eğitimi Yönerges'inde bulunan, öğrenciler açısından önem arz eden değerler bakımından incelenmiş ve bu eserin değerler eğitiminde materyal olarak kullanımı üzerinde durulmuştur. Beyitlerin tespitinde Fikri Silahdaroğlu'nun Günümüz Türkçesi ile Kutadgu Bilig Uyarlaması adlı eseri kullanılmıştır. Eserde yazarın kullandığı değer öğretim yöntem ve tekniklerini belirlemek için ise Reşit Rahmeti Arat'ın Türkçe'ye çevirdiği Kutadgu Bilig adlı eser kullanılmıştır. Amacımız Kutadgu Bilig'in değerler eğitiminde materyal olarak kullanımı ve eserde değer öğretiminde hangi yöntemlerin kullanıldığının ortaya konulmasıdır. İlk olarak "Eğitim" ve "Değer" kavramlarından hareket edilerek araştırmaya giriş yapılmış ve bu kavramlar üzerinden asıl konumuz olan Değerler Eğitimi, Değerler Eğitiminde aile, okul, öğretmen, edebi eserlerin rolü ve Değerlerin işlevleri, sınıflandırılması konusu hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Ardından Kutadgu Bilig'in tarihsel süreci ve eserin sahibi Yusuf Has Hacip hakkında gerekli bilgiler verilerek belirlediğimiz on dokuz değerle ilgili beyitler Kutadgu Bilig'den tespit edilerek analiz edilmiştir. Değerlerin eserden tespitinden sonra yazarın değer öğretiminde kullandığı yöntem ve teknikler tespit edilerek Kutadgu Bilig'in din ve değer öğretiminde materyal olarak kullanımı hakkında örnek ders modelleri üzerinden bilgi verilmiştir.Çalışmamızda betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Tespit edilen beyitler eserden aynısı gibi alınarak tablolar halinde yazılmış ve yorumlanmıştır. Anahtar Kavramlar: Eğitim, Değer, Değerler Eğitimi, Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacip
I. Konstantin'in Hıristiyan teolojisine etkileri
I. Konstantin, Roma'nın devamını sağlamak için kurulan kutsal tetrarşi düzeni ve ardından uzun süren siyasi manevraların sonucunda tek başına imparator olmuştur. Bu süre içerisinde Hıristiyanlığı destekleyerek Roma'nın yeni bir perspektifle tesis edilmesi sürecine Hıristiyanları da dâhil etmesi, pek çok tartışmalı konuyu beraberinde getirmiştir. Konstantin, Milvian Köprüsünde Maxentius ile girdiği mücadele sürecinde, kendisini Hıristiyanlığa yaklaştıracak bir deneyim yaşamıştır. Bu deneyimin ardından yönetim ortağı Licinius ile birlikte Milan Fermanı'nı ilan eden Konstantin, böylece Hıristiyanlar içinde büyük bir değişimi de başlatmıştır. İmparatorun bu değişimi, Hıristiyanlara geniş haklar tanınmasına ve onların tarih sahnesine siyasi, sosyal ve kültürel anlamda etkin bir rol oynamasını sağlamıştır. Hıristiyanlar çalkantılarla dolu bu değişim ve dönüşüm sürecini, dönemin kültürel ve siyasi sorunlarıyla eş zamanlı olarak teolojik ve felsefi tartışmaların ortasında geçirmiştir. Milan Fermanı ve onun sonucu olan Hıristiyanlığın Roma'da hızlı bir şekilde yayılmaya başlaması, birtakım tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Arius'un teslis inancındaki Oğul'un bir başlangıcı olduğu ve Baba'nın mutlak ve eşsiz olduğu yönündeki iddiası, büyük tartışmalara sahne olmuştur. Bu konuda dönemin piskoposlarından Alexander ve ardından gelen Piskopos Athanasius ile girdiği mücadele önemli tartışma ve ayrılıklara sebep olmuş, neticede kilise içinde bölünmeye yol açmıştır. Hıristiyan topluluklar arasındaki İsa'nın tabiatı hakkındaki tartışmaların, imparatorluğun vizyonuna yönelik projeyi sekteye uğrattığını düşünen Konstantin'in nüfuzunu kullanarak konsili toplaması ve konsil sonucunda alınan kararlarda etkin bir rol üstlenmesi, niyetlerine ve Hıristiyanlığa yönelik etkilerine dair pek çok tartışmayı günümüze kadar getirmiştir. Bununla birlikte onun Hıristiyanlığın merkezini Roma'dan Doğu'ya kaydırması, devletin kiliseyi desteklemesi ve kilisenin de bunun karşılığında ona desteğini sunması neticesinde, Hıristiyanlıkta yeni ve farklı türden sayılabilecek güçlü bir din-siyaset ilişkisini ortaya çıkarmıştır. Anahtar Kelimeler: Konstantin, Hıristiyanlık, İznik Konsili, Politik Teoloji.
Hinduizm'in Bhagavad gita merkezli temel doktrinleri
KISAKOL, Mustafa, Hinduizm'in Bhagavad Gita Merkezli Temel Doktrinleri, (Yüksek Lisans Tezi), Çorum, 2019. Bu çalışma, geçmişte ve günümüzde hem siyasi hem kültürel ilişkilerimiz bulunan Hindistan'ın yaygın dini inancı konumundaki Hinduizm'e ait temel dini öğretileri ve bu öğretilere kaynaklık eden Mahabharata Destanı'nın Bhagavad Gita bölümünü araştırma konusu edinmektedir. Tez bu bağlamda Giriş, iki ana bölüm ve Sonuç olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde öncelikle tezin konusu, amacı, kapsamı ve yöntemi açıklanmıştır. Ayrıca Giriş kısmında Hinduizm'in araştırma konusu yapılmasındaki özel durumlara değinilmiştir. Bu geleneğin temel doktrinlerini incelerken Mahabharata ve Bhagavad Gita'nın araştırmamızda merkeze alınmasındaki birincil nedenler açıklanmıştır. Bu çerçevede Mahabharata ve Bhagavad Gita'nın Hindu geleneğindeki öneminden bahsedilirken, öncelikle onun Hinduizm'e mensup kişiler ve meşhur Hindu düşünürler nezdindeki önemine değinilmiştir. Daha sonra da dünya çapında hem felsefi hem dini hem de edebi alanda isim yapmış kişilerin ilgili metin hakkındaki görüşlerinden örnekler sunulmuştur. Birinci bölümde, Mahabharata destanı tanıtılmış ve olay örgüsünün özeti verilmiştir. Akabinde Bhagavad Gita ve on sekiz bölümü hakkında bilgilendirme yapılmıştır. Ayrıca Hinduizm'in Bhagavad Gita'da tasvir edilen tanrı inancı ve bu tanrıya ulaşabilmenin yolları, yine Bhagavad Gita referans gösterilerek bu bölümde ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise Hinduizm'e göre ruh inancı ve Bhagavad Gita'da bahsi geçen atman-brahman kavramları bireysel ve evrensel yönleriyle açıklanmıştır. Ayrıca avatara, samsara-tenasüh, karma, maya, riyazet ve kast sistemi gibi temel dini öğretiler ayrı başlıklarda inceleme konusu olarak ele alınmıştır. Bu bölümde öncelikle Gita referans alınmış olmakla birlikte, Hinduizm'in diğer dinsel metinlerinden ve bu dini gelenekle ilgili mevcut bilimsel çalışmalardan da yararlanılmıştır. Sonuç bölümünde ise, Bhagavad Gita'nın önemi, Hinduizm'de tanrı anlayışı ve ruh kavramı irdelenmiştir. Ayrıca Hindu inanç sisteminin temel dini öğretileri diyebileceğimiz atman-brahman ilişkisi, avatara, samsara-tenasüh, karma, maya, riyazet ve kast sistemi elde ettiğimiz veriler ışığında ele alınıp değerlendirilmiştir. Anahtar Kavramlar: Bhagavad Gita, Kast Sistemi, Hinduizm, Atman-Brahman Karma, Avatara
Imre Lakatos'a göre bilimde nesnellik sorunu ve nesnellik anlayışı
17. yüzyıldan itibaren yeni bilimsel gelişmelerin ortaya çıkması, bilim felsefesi açısından bilimsel önermelerin metafizik önermelerden nasıl ayırt edileceği sorununu da beraberinde getirmiştir. Bu sorun, 20. yüzyılda bilim olan ile bilim olmayan arasındaki ayrımın nasıl yapılacağı sorunu ile yer değiştirmiştir. Bu dönemde farklı bilimsel anlayışlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Yeni anlayışlardan ilki mantıkçı pozitivizmdir. Viyana Çevresi olarak da bilinen mantıkçı pozitivistler, her türlü metafizik önermenin anlamsız olduğunu ileri sürmektedirler. Onlara göre öncelikle yapılması gereken şey, bilim ile sahte bilimin ne olduğuna dair bir kriter getirmektir. Bu kriter, doğrulanabilirlik ilkesidir. Mantıkçı pozitivistlerin metafiziği yok saymaları, rasyonalistlerin onlara saldırmalarına aynı zamanda kendi iç çelişkileri sebebiyle onların bilim dünyasında etkilerinin azalmasına hatta çökmesine sebep olmuştur. Bir kuramın bilimsel olabilmesi için onun doğrulanabilirliğinin değil yanlışlanabilirliğinin ölçülmesinin gerekli olduğunu savunan Karl Popper'a göre ise bu kuramın bilimsel olabilmesi için onu oluşturan tutarlı önermelerin deneysel ve olgusal alanda yanlışlanabilir bir tekil durumu içermesi gerekmektedir. 1960'larda bu kriterin doğrulama ve yanlışlama ilkesinin etkisinin yitirmesine sebep olan bilim felsefecisinden biri de Paul Feyerabend'dir. O, bilimde tek bir yöntemin olmadığını ve bilimsel ilerlemeyi engellemeyen tek ilkenin Ne olsa gider ilkesi olduğunu savunur. Çağdaş bilim felsefecilerinden biri olan Thomas Kuhn, modern bilim anlayışını eleştirmiş, bilimin birikerek çoğalmadığını ve düz ilerlemediğini, bilimsel devrimler sonucunda ilerlediğini savunmuştur. Kuhn, paradigma kavramını ortaya atarak yeni bilim anlayışını bilim felsefesine kazandırmıştır. Popper ve Kuhn gibi çalışmalarını bilimsel bilgi alanında sürdüren bir diğer kişi de Imre Lakatos'tur. Ona göre bilimsel bilgi için rasyonel bir kriterin olmaması, doğa bilimlerini göreceleştirmiş aynı zamanda gelişmekte olan sosyal bilimler, ahlak ve politika alanlarını da göreceleştirerek tehlikeli sonuçlara sebep olmuştur. Bundan dolayı Lakatos, bilimsel bilginin bilimsel olmayandan ayırt edilmesi için bir kriter getirmenin önemli olduğunu savunur. O, bilim felsefesi için bilim tarihini ve bilim tarihi için de bilim felsefesini iyi bilmek gerektiğini söyler. Lakatos, bilimde kesin doğrulama ve kesin yanlışlamanın olmadığını söyler; aynı zamanda bilimin yanılabileceğini de ifade eder. O, bilimde kesin ve değişmez yöntemlerin olmayacağını savunur. Bu görüşü ile Feyerabend'i etkilemiştir. Bilimin rasyonel bir şekilde ilerlediğini savunan Lakatos; Popper ve Kuhn'a karşı olmakla birlikte daha çok onlar arasında bir sentez arayışında olmuştur. Lakatos, bilimsel gelişmenin rasyonel olarak değerlendirilmesi sorununu, bilimsel kuram dizisindeki ilerletici ve yozlaştırıcı sorun değişikliğine göre ele alır. O, bilimsel ilerlemenin araştırma programlarıyla olacağını ve bir araştırma programının hem ampirik hem de teorik gelişme göstermesiyle bilimin ilerleyeceğini savunur. Anahtar Kavramlar: Bilim Felsefesi, Imre Lakatos, Nesnellik
Yetişkin din eğitimi açısından dini iletişim ve sabır değeri
Çalışmamız yetişkin din eğitiminde başarılı bir sonuç elde edebilmek için tüm problemlere rağmen kaynak konumunda olan yetişkin din eğitimcisinin ve alıcı konumundaki yetişkinlerin arasında meydana gelmesini istediğimiz faydalı bir dini iletişim sürecini ve bu süreçte sabır değerinin yetişkin din eğitimcisine olan katkısını içermektedir. Giriş kısmında konu problem, amaç, önem ve çalışmanın yöntem ve sınırlılıkları açısından ele alınmıştır. Birinci bölümde yetişkin din eğitiminin neliği kavram ve tanımları ile ele alınmış ayrıca yetişkin din eğitiminin alanlarından bahsedilerek yetişkin din eğitimindeki tarihsel süreç anlatılmıştır. Yine bu bölümde yetişkin din eğitimcisinde aranan ve beklenen özellikler işlenmiştir. İkinci bölüm dini iletişim, yetişkin din eğitiminde etkili iletişim ilkeleri ve dini iletişimde sosyo-psikolojik engelleri içermektedir. Üçüncü ve son bölüm de ise yetişkin din eğitiminde sabır değeri, Kur'an-ı Kerim'de ve Hz. Muhammed'in hayatında yer alan sabır örnekleri ele alınarak ve yetişkin din eğitimi kurumlarındaki eğitim sürecinde sabır değerinin yetişkin din eğitimcisine olan katkıları çerçevesinde işlenmiştir. Anahtar Kavramlar: Yetişkin din eğitimi, dini iletişim, yetişkin, yetişkin din eğitimcisi, sabır
Din görevlilerinde meslekî doyum: İzmit örneği
Ülkemizde din hizmetlerini kamusal çerçevede Diyanet İşleri Başkanlığı yürütmektedir. Bu kurum, merkez teşkilatı, taşra teşkilatı, yurtdışı teşkilatı ve medya kanalları vasıtasıyla toplumumuzun ihtiyaç ve gereksinimlerini karşılamaya çalışmaktadır. Genel anlamıyla Diyanet İşleri Başkanlığı'nın temel iki görevi bulunmaktadır. Biri toplumu inanç, ibadet ve ahlak gibi konularda aydınlatmak, ikincisi de din hizmetlerinin ifası yoluyla ibadethaneleri yönetmektir. Başkanlığın faaliyet alanı ve faaliyet yelpazesi oldukça geniş kapsamlı olup, her geçen gün daha da artmaktadır. Bir yandan, başta Kur'an Kursları vasıtasıyla yaygın din eğitimi faaliyetleri yürütülmeye çalışılırken, diğer yandan, cami içi ve dışı din hizmetleri gerçekleştirilmektedir. Bunun yanı sıra, ailede din eğitimi faaliyetlerini desteklemek amacıyla, yetişkin bayanlara yönelik olarak devam ettirilen kurs ve seminerler ile il ve ilçe müftülükleri bünyesinde ailelerin dini konulardaki ihtiyaçlarına cevap vermek üzere Aile ve Dini Rehberlik Büroları da faaliyet göstermektedir. Bu araştırma; ortaya konulacak bilgi ve bulgularla din görevlilerinin meslekî doyumlarını ölçmek, meslekî doyumlarını engelleyen ya da destekleyen etkenleri belirlemek ve topluma daha verimli hale gelmelerine katkı sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan anket ve Mesleki Doyum Ölçeği 2018 yılında Kocaeli ili İzmit ilçesinde vazife yapan din görevlilerinden 124 İmam-Hatip, 23 Müezzin-Kayyım ve 123 Kur' an Kursu Öğreticisine uygulanmıştır. Anket sonuçları, SPSS 18.0 istatistiksel programında analiz edilerek, verilerin değerlendirilmesinde çeşitli teknikler kullanılmıştır. Bunlar, Frekans Analizi, Varyans Analizi (Analysis of Variance, ONE-WAY-ANOVA), t-testi (Independent-Samples T Tests), Post Hoc Multiple Comparisons (Tukey HSD) testleridir. Araştırmada din görevlilerinin mesleki doyumunu etkileyen faktörlere ilişkin elde edilen bulgular çalışmanın uygulama bölümünde tablo ve grafiklerle sunulmuş, sonuç bölümünde genel bir değerlendirme yapılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur. Anahtar Kavramlar: Meslek, Doyum, Diyanet İşleri Başkanlığı, İzmit
Bir cami cemaatinin anatomisi: Kızılay Hacı Osman Mescidi cemaati üzerine bir inceleme
İnsanın dini hayatını değişim ve etkileşim sürecinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu sebeple cami İslam dini açısından bir sosyalleştirme kurumu olarak görülebilir. Camiye devam eden, cami cemaatini meydana getiren fertlerin dini inançlarını, dini ibadetlere olan ilgisini, dini kanaatlerini, dini tutumları ve günlük hayatında diğer toplumsal olaylar karşısında aldığı tutumları ve bunların içinde bulundukları sosyal çevre ile etkileşimi önemlidir. Genel olarak dinle toplumsal bünye arasındaki ilişkiler, toplumsal ve kültürel çevrelerin dini yaşantılarının incelenmesi, toplumsal hayat içindeki dini gerçeğin çeşitli yönleriyle gözler önüne serilmesi Din Sosyolojisinin genel amaçları arasındadır. Buradan hareketle çalışmada Ankara / Çankaya / Kızılay Hacı Osman Mescidi Cemaatinin dini tutum ve davranışları objektif olarak ortaya koymak amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cami, Cemaat, İmam, Kızılay, Hacı Osman
Toplumsal bir hareket olarak isyan ve din
Toplumsal hayatta önemli bir olgu olan din ile toplumsal hareketlerin bir türü olan isyanın karşılıklı etkileşiminin ele alındığı bu araştırmanın temel amacı; din ile isyan arasında ne tür sosyal ilişki olduğunu ortaya koymak, dinin genelde toplumsal hareketlere özelde de isyana ne tür katkılar sağladığını tespit etmektir. Bunun yanında bir isyanın dini isyan olarak sınıflandırılmasının; hangi unsurlara dayalı olduğunun kriterlerini ortaya koyarak Türklerin hakimiyetine girdikten sonra Anadolu'da meydana gelen isyanların türünün belirlenmesinde bir tipoloji oluşturulması amaçlanmıştır. Yapılan teorik çalışmanın iki olay incelemesi ile örneklendirilmesine gidilmiş, ortaya konan teorik bilgilerin pratik uygulamaları da tarihi sosyolojik bakış açısıyla ortaya konulmuştur. Örnek olay incelemesinde gerek meydana geldikleri dönem açısından gerekse günümüze kadar gelen tarihsel süreç içerisinde Türkiye'nin toplumsal, siyasal ve dini hayatında derin izler bırakmış olan, Anadolu'nun inanç coğrafyasını şekillendiren Baba'î İsyanı ve Şeyh Bedreddin İsyanı ele alınmıştır. Böylece bu iki isyan din ve isyan ilişkisi bağlamında sosyolojik bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Araştırmamızda yorumlayıcı sosyal bilim paradigmasından hareket edilerek; araştırmanın benimsediği felsefe temel araştırma deseni, yöntemi nitel araştırma yöntemi olarak belirlenmiştir. Verilerin toplanmasında doküman tarama tekniği kullanılmış olup bu dokümanların incelenmesinde içerik inceleme yöntemi ve analizinde de tarihsel analiz metodu kullanılmıştır. Araştırmamızın sonunda din ile isyan olgularının yakın sosyolojik ilişkilere sahip olduğu, dinin isyanların oluşumunda etkin fonksiyonlar üstlendiği, isyanların da dini toplumsal hayatın biçimlenmesinde önemli rollere sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
Okul öncesi din eğitiminde kavram öğretimi
Bu tez; okul öncesi dönemde çocukların kavramları nasıl algıladıklarını ortaya koymayı ve okul öncesi din eğitiminde kavram öğretim sürecini betimlemeyi hedefleyen nitel bir araştırmadır. Araştırmanın giriş bölümünde; araştırmanın konusu, amacı, önemi ve yöntemine değinilmiştir. Birinci bölümde ise okul öncesi dönemde çocukların bedensel, zihinsel, kişilik ve ahlaki gelişimleri irdelenmiştir. Ayrıca okul öncesi eğitim, okul öncesi din eğitimi ve 4-6 yaş Kur'an kurslarının amacı, önemi, ilkeleri ve özellikleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde kavram kelimesinin tanımı, özellikleri ve çeşitleri incelenmiştir. Bu bağlamda okul öncesi din eğitiminde sıkça karşılaşılan soyut dini kavramların çocuklar tarafından nasıl tasavvur edildikleri anlatılmıştır. Çocukların kavramları nasıl öğrendikleri, kavram öğrenme ve öğretme kuramları, kavram öğretim sürecinin planlanması, içeriğin organize edilmesi ve kavram öğretme sürecinin değerlendirilmesi başlıkları üzerinde durulmuştur. Ayrıca okul öncesi Kur'an kurslarında Dini Bilgiler dersinde bulunan "Saygı", "Allah'ı Seviyorum" ve "Sorumluluk" adlı ünitelerin çocuklara nasıl öğretilebileceğini göstermek amacıyla örnek ders işlenişi ve örnek etkinlikler planlanmıştır. Araştırmanın sonuç bölümünde ise; okul öncesi dönemdeki çocukların kavramları daha kolay anlamalarını ve kullanabilmelerini sağlayacağı düşünülen tavsiyelerde bulunulmuştur. Anahtar Kavramlar: Okul Öncesi Eğitim, Din Eğitimi, Kavram Öğretimi, Dini Kavramlar, Soyut Kavramlar
Çocuklarını imam-hatip ortaokuluna gönderen veliler üzerine betimsel bir araştırma Çorum örneği
Bu araştırmada çocuklarını İmam-Hatip Ortaokuluna gönderen veliler üzerine betimsel bir inceleme yapmak amaçlanmıştır. Günümüz şartlarında bünyesinde 700 binin üzerinde öğrenci barındıran İmam-Hatip Ortaokullarını velilerin tercih etme nedenleri, bu okullardan eklentileri, ailelerin sosyal profili belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmamız nitel bir araştırmadır. Araştırmamızın evreni Çorum ili Merkez ilçesinde dört ayrı mahallede bulunan dört İmam-Hatip Ortaokulunda öğrenim gören 40 öğrencinin velilerinden oluşmaktadır. Araştırmamıza katılan velilerimiz 20 anne ve 20 babadan oluşmaktadır. Araştırma yöntemi olarak yarı yapılandırılmış mülakat(görüşme) tekniği seçilmiştir. Yapılan mülakatlar esnasında velilerimizin kendilerini rahat ifade edebilmeleri için kimlik bilgilerinin alınmayacağı belirtilmiştir. Yapılan mülakatlar sonucunda edinilen veriler başlıklarına göre incelenmiş ve ihtiyaç görülen yerlerde alıntılar yapılarak kullanılmıştır. Araştırmamız beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, araştırmamızın problemi, amacı, önemi, sınırlılıkları ve alanla ilgili yapılmış çalışmalardan oluşmaktadır. İkinci bölüm, yöntem, örneklem, veri toplama teknikleri, verilerin analizi başlıklarından oluşmaktadır. Üçüncü bölüm de araştırmamızın daha iyi anlaşılması için imam-hatip Okullarının tarihsel gelişimi ve günümüze kadar olan öğrenci haraketliliği ele alınmıştır. Dördüncü bölümde araştırma sonucunda elde edilen bulgular ortaya konmuş ve bu bulgular yorumlanmıştır. Beşinci bölümde ise araştırmamızın sonucuna yer verilmiş ve öneriler getirilmiştir. Araştırmamızın sonucunda elde etmiş olduğumuz bulgulara dayanılarak, ebeveynlerin öğrencilerini İmam-Hatip Ortaokuluna, Kur'an-ı Kerim'i öğrenmelerini, ibadetlerine dikkat eden terbiyeli ahlaklı bireyler olmalarını, iyi bir din eğitimi almalarını istedikleri için ve aynı zamanda akademik olarak da başarılı bireyler olmalarını istedikleri için gönderdikleri soncuna varılmıştır. Anahtar Kavramalar: Din, Din Eğitimi, İmam-Hatip Okulları, Tercih.
Çizgi filmlerde değer yüklü mesajlarda içerik analizi: Şeker Hoca ve Yusuf'un Dünyası örneği
Genelde televizyonun özelde ise çizgi filmlerin çocuklar üzerindeki etkileri pek çok farklı disiplin tarafından araştırılan önemli araştırma konularından birisidir. Özellikle internetin yaygınlaşmasıyla birlikte gerek youtube gerekse televizyon kanallarının internet siteleri üzerinden çizgi filmlerin hem canlı olarak hem de eski bölümlerinin izlenebiliyor olması görsel yayınların varlığının ve çocuklar üzerindeki etkisinin televizyondan bağımsız olarak ve daha güçlü bir şekilde etkisini göstermesine neden olmaktadır. Bu çalışmamız bir kültür yayıncılığı yapan Diyanet TV kanalında yer alan çizgi filmlerin değerler açısından içerik analizlerinin yapılması açısından önem arz etmektedir. Elde edilen sonuçlar ayrıca Diyanet TV yetkililerine ulaştırılarak yapılan çalışmanın teorik alandan uygulama sahasına aktarılması açısından da önem arz etmektedir. Biz bu çalışmada Diyanet TV kanalında yayınlanan çizgi filmlerin değerler açsından analizini yapacağız Çalışmamız teorik ve uygulama olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Teorik kısımda çalışmamızla ilgili literatür taraması yapılarak kavramsal ve teorik çerçeve oluşturulmaya çalışmıştır. Uygulama kısmında ise nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizini kullandık. Bu amaçla belirlediğimiz çizgi filmlerin ilk on bölümü izlenerek görsel veri analizi yapılmıştır. Bu yöntemi kullanmamızın nedeni araştırmanın doğasına en uygun yöntem olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yöntemle çizgi filmlerin ayrıntılı çözümlemesi ve elde ettiğimiz bulguların kategorileri kolaylıkla yapılabilmektedir. Anahtar Kavramlar: Çizgi Film, Değerler, Çocuk, Gelişim Dönemleri, Ahlak.
Vaazların niteliği ve katılımı etkileyen faktörler (kadınlara yönelik cami vaazları-Ankara-Yenimahalle örneği)
Yaygın din eğitimi faaliyetlerinden olan vaaz, nasihat etmek, öğüt vermek, birinin kalbini yumuşatacak şeyler söylemek manalarına gelmektedir. İnsanları din konusunda aydınlatmayı, iyilik ve güzelliğe teşvik etmeyi, ibadetlerini doğru şekilde yapabilmelerine rehberlik etmeyi ve doğru davranışlara yönlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu gayeye hizmet eden vaazın konusu, planı, hazırlık ve sunum aşaması, vaazın niteliği açısından oldukça önemlidir. Bu çalışma, vaazların niteliği ve kadınların cami vaazlarına ilgisini, kadınların din eğitimlerinin davranış değişikliğine etkilerini ölçmeyi amaçlayan bir yüksek lisans tezidir. Çalışmada öncelikle cami merkezli din eğitiminin önemi, vaizliğin tarihsel süreci, bu süreçte kadınların cami vaazlarına katılımı, günümüzde cemaatin vaazlardan beklentileri, vaizlerin hedef kitlenin ilgi ve ihtiyacına yönelik görüş ve düşünceleri, nitel yöntemle değerlendirilmiştir. Nitel yöntem kapsamında, vaizlerden ve vaazlara katılan bayanlardan, vaazların bireysel ve toplumsal etkileri ile ilgili betimsel tarama yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Yenimahalle müftülüğünde görev yapan 20 vaiz'e 15 açık uçlu soru sorularak, vaazların niteliği ve cemaatin ilgisi vaiz bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Aynı zamanda, Yenimahalle bölgesinde vaazlara katılan 20 bayan cemaate de 15 açık uçlu soru yöneltilmiş, cemaatin vaazlardan beklentileri ve katılımı etkileyen faktörler araştırılmıştır. Yapılan mülakatlar neticesinde, ulaşılan bilgiler, eğitim yöntemleri ve daha önce çalışılmış akademik çalışmalar ışığında analiz edilmiştir. Elde edilen verilerle, vaazların etkisini ve kadınların cami vaazlarına katılımı arttırmak için din eğitimi noktasında ilgi ve ihtiyaçları tespit edilmiştir. Bulgular neticesinde, camilerin fiziki şartlarının kadınların rahat gelebilecekleri şekilde iyileştirilmesi, kadınların vaaz için camiye gelmeleri, cami cemaati içindeki yerlerini tekrar almaları noktasında, müftülük, din görevlileri ve cami cemaatini işbirliği içinde olunması gerektiğine dair, vaizler ve cemaatin çözüm önerileri ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yaygın Din Eğitimi, Cami, Vaaz, Kadın Eğitimi
Aile içi duygusal / psikolojik şiddeti önlemede öfke kontrolü ve dinin rolü
Her gün gerek basından gerekse bizzat şahit olduğumuz aile içi şiddet dozunu öylesine artırdı ki, tüm dünyada devletler yasalarına, özellikle bu konuda dezavantajlı durumda olan kadın ve çocuklara yönelik pozitif ayrımcılık içeren maddeler eklemek durumunda kaldılar. Şiddeti, güçlü olanın kendinden daha zayıf olanlara karşı uyguladığı zorbalık ve sindirme hareketi olarak düşünürsek, ilk aklımıza gelen fiziksel, cinsel, ekonomik şiddet veya çocuklara yönelik istismar olacaktır. Ancak, görevim icabı bana gelen soru ve şikâyetlerden anladığım kadarıyla - bir çoğu bunu bir şiddet unsuru olarak kabullenmese de – kadınlar ve çocuklar için en yaralayıcı, unutma ya da kabullenme konusunda en çok zorlandıkları husus duygusal /psikolojik (manevi) şiddettir. Bu nedenle araştırmamızın konusunu, hakaret etme, küçük düşürme, tehdit etme, aşırı kıskançlık vb. her türlü ruh sağlığını bozucu davranışlar şeklinde tezahür eden duygusal/psikolojik şiddet, bunu önlemeye yönelik öfke kontrolü ve İslam dininin öfke kontrolüyle ilgili tavsiyeleri oluşturmaktadır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar: Saldırganlığı ister doğuştan getirdiğimiz içsel bir dürtü, isterse sonradan dış etkileşimler sonucu elde edilen bir davranış olarak kabul edelim aile içi şiddetin ortaya çıkmasında bireylerin saldırganlık düzeyleri ve öfkelerini ifade etme yöntemleri büyük rol oynamaktadır. Aile içi duygusal/psikolojik şiddet kişilerin kolaylıkla ifade edemediği hatta çoğu zaman farkına bile varmadıkları bir şiddet çeşidi olmasına rağmen sonuçları bakımından en yıpratıcı olanıdır. Öfke kontrolü, saldırganlık düzeyini aşağı çekmede dolayısıyla ortaya çıkabilecek şiddeti önlemede önemli bir rol oynamaktadır. Din algısı ve dinin kişiler üzerinde bir yaptırım mekanizması oluşturduğu düşünülürse İslam Dini'ni doğru anlama ve algılamanın öfke kontrolü dolayısıyla da aile içi şiddeti önlemede ne kadar etkili olduğu ortaya çıkacaktır. Anahtar Kavramlar: Öfke, Öfke kontrolü, Aile İçi şiddet, Din.
İmam hatip ortaokulu öğrencilerinde tanrı tasavvuru
Din psikolojisi insanoğlunun yaşamının dini ve ruhsal yönünü ve bu ruhsal yönün insan davranışları üzerindeki etkilerini, olası neden ve sonuçlarını da göz önünde bulundurarak inceleyen bilimdir. İnsan hayatında din duygusunun oluşum nedenlerinin temelinde Tanrı kavramının önemli bir yeri vardır ve Tanrı tasavvuru konusu da din psikolojisi açısından büyük önem taşır. Piaget'in bilişsel gelişim dönemlerinden somut işlemler dönemi olarak adlandırmış olduğu dönemde çocuk yeterli zihni olgunluğa erişemediği için tasavvurları da daha çok var olan şeyler üzerinden yapmaktadır. Somut işlemler dönemi ile soyut işlemler döneminde bulunan çocuklar arasında Allah tasavvuru konusunda ne gibi farklılıkların olduğu, somut işlemler döneminde bulunan bir çocuğun Allah gibi soyut bir kavramı ne şekilde tasavvur ettiği, tasavvur konusunda gerekli zihni olgunluk dışında dış etmenlerinde etkili olup olmadığı gibi hususlar hep merak edilegelmiştir. Çalışmamızda somut işlemler döneminde bulunan çocukların Allah tasavvurunun nasıl olduğu ve bu tasavvur üzerinde alınan eğitim veya sosyal çevrenin etkilerinin olup olmadığı gibi konular incelenmiştir. Araştırmamızın örneklemini Çorumda bulunan Danişment Gazi İHO, Suheybi Rumi İHO, Yıldırım Beyazıt İHO ve Türkiyem İHO'da okuyan 10-11 ve 13-14 yaş grubunda bulunan 48 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmamızı oluştururken veri toplama amaçlı yarı yapılandırılmış mülakat metodu kullanılmıştır. Araştırmamızda elde ettiğimiz bulgular betimsel çözümleme yöntemiyle yorumlanarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz. 10-11 yaş grubu öğrencilerimiz için genel bir değerlendirme yapacak olursak Allah'ı tasavvur ederken onun bazı sıfatlarını her ne kadar soyut özelliklerle tasavvur etmiş olsalar da öğrencilerin genelinde somut işlemler döneminin bilişsel özelliklerinin etkin olduğu görülmüştür. Kullanmış oldukları ifadelerinden de anlaşıldığı üzere soyut tasavvurlarının altında almış oldukları dini eğitimin ve sosyal çevrelerinden edinmiş oldukları hazır, ezberlenmiş bilgilerin yattığı görülmüştür. Bu dönem çocuklarının Piaget'in bilişsel gelişim kuramının somut işlemler döneminin genel özelliklerini taşıdığı görülmüştür. 13-14 yaş grubunda bulunan öğrencilerimizde ise Allah'ı insan biçiminde tasavvurlarının gitgide zayıfladığı, ancak bu yaş grubundaki çocukların soyut işlemler dönemine giriş yaptıkları söylenememekle birlikte zihinsel olarak bir geçiş dönemi içerisinde oldukları söylenebilir. Çocukların Allah'ı çoğunlukla soyut zaman zaman da somut olarak tasavvurlarının temelinde bu yatmaktadır. 14 yaşından sonra çocuk zihinsel olgunluk düzeyine erişecek ve Yaratıcıyı soyut özelliklerle tasavvur etme kabiliyetini tam olarak kazanacaktır denilebilir. Anahtar Kavramlar: Bilişsel Gelişim, Tanrı, Tasavvur
El-Gazzâlî'nin Müslüman filozofları eleştirisi –Mahmut Kaya bağlamında bir analiz
Bir hakikat arayıcısı olarak karşımıza çıkan büyük İslam âlimi ve düşünürü İmam Gazzâlî (ö. 505 / 1111) filozoflara yönelik oldukça sert bir tepkide bulunmuştur. Gazzâlî geçmişin yalnızca tekrarını yapan bir âlim olmadığı gibi mevcut birikimi tümüyle iptal eden bir düşünür de değildi. İslam fikir hayatında da oldukça derin etkiye sahip, İslamî ilimlerin her çeşidine ait yazmış olduğu eserlerle "Hüccetü'l-İslam" lakabı alan bir âlimin filozoflara yönelik eleştirisinin de etkisi tartışmasız büyük olmuştur. Bu çalışmayla düşünürümüzün filozofları hedefe almasının nedenlerini ve ortaya koyduğu eleştirinin kendi sistemi içerisindeki tutarlılığını felsefe hocamız Mahmut KAYA bağlamında değerlendirmeye çalıştık. Günümüzde de varlığını devam ettiren din-felsefe karşılaştırmaları bize konunun yüzyıllardır insanların ilgisini çekmeye devam ettiğini gösterir. Fikir hayatımızdaki bu münevver köklü tartışma mirasının, günümüz İslam dünyasında gereksinimini hissettiğimiz karşıt fikirlerin müzakeresine olan ihtiyaca bir katkı sunacağı düşünmekteyiz. Anahtar Kavramlar: Gazzâlî, Tehafüt, Tekfir, Batınîlik, İslam Felsefesi
Mecitözü ilçe merkezi ve çevresinde dini ziyaret yerleri
Kutsal olduğuna inanılan ziyaret yerlerinden yararlanmak amacıyla, hatırı sayılır sayıda ziyaretçi bu alanlara yönelmektedir.Başvurulan ziyaret yerleri toplum için önemli işlevlere sahiptir.Belirli yerler; ağaçlar, mezarlar, sular vb. şeyler insanlar tarafından kutsal kabul edilmektedir. Bu yerlerin ziyaret edilmesi din sosyolojisi açısından karşımıza çıkan önemli bir araştırma konusudur.İnsanlar çeşitli maddi ve manevi sebeplerden bu yerleri belli zamanlarda ziyaret ederler.Buralarda çeşitli Uygulamalar yapılır ve dualar edilir. Bu uygulamalarda, İslam öncesi Türk inanç ve kültürünün izleri görülmektedir. Ziyaret fenomeni, İslami motiflerle karışık halk dindarlığının, inanışlarının ve uygulamalarının yansımaları olarak görülmektedir. Ziyaretin sebebi genellikle çaresiz ve ruhi bunalımda olan insanlar için psikolojik tatmin merkezi olmakla birlikte, sahip olunmak istenen çeşitli şeylerin elde edilmesinde burada yatan kişilerin manevi güçlerinden faydalanmak amacıda taşımaktadır. Hastalıklardan muzdarip olanların, maddi zorluk çekenlerin, dileklerine ulaşmak isteyenlerin müracaat yeri bu Mekânlardır. Mecitözü İlçe Merkezi ve Çevresinde Dini Ziyaret Yerleri adlı bu çalışma ziyaret fenomenini açıklayarak, bu bölgedeki ziyaret yerlerini, yöre halkının buralarla ilgili bilgi, düşünce ve uygulamalarını aktarmaktadır. Din sosyolojisinin yöntemleri ile halk inanışlarının önemli bir bölümünü oluşturan ziyaret olgusu ve bu bölgedeki yansımaları incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Din, Ziyaret, Kutsal, Türbe, Mecitözü, Çorum
Amasya şehir merkezindeki dini ziyaret yerleri
Coğrafi konumu ve tarihi yönüyle Amasya; birçok kültürün, milletin yaşam alanı olarak seçtiği, Osmanlı Devleti zamanında da Osmanlı şehzadelerin yetiştirildiği önemli kültürel zenginliklere sahip bir yer olmuştur. Çalışmamız; giriş kısmı, dört bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında; araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi, kapsamı ve sınırlılıklarından bahsediliştir. Ve sonunda tanımlar kısmına yer verilmiştir. Birinci bölümde; kısaca Amasya tarihi ve coğrafi durumu/sosyo-kültürel yapısına yer verilmiştir. İkinci bölümde; dini ziyaret; sosyolojik bir anlama ve dini ziyaret yerleri ve ziyaret ediliş amaçları ele alınıştır. Üçüncü bölümde; Amasya şehir merkezindeki dini ziyaret yerlerine gidilerek yapılan incelemeler, mülakatlar ve bunun neticesindeki nesnel yorumlara yer verilmiştir. Dördüncü bölümde; Amasya şehir merkezindeki dini ziyaret yerleri sosyolojik bir yaklaşım ile değerlendirilmiştir. Sonuç kısmında ise elde edilen bilgilerin sonuç ve değerlendirilmesi yapılmıştır. İncelenen sahanın genişliği de dikkate alınarak, araştırmamız Amasya şehir merkezi ile sınırlı tutulmuştur. Çalışmamız kapsamında yapılan araştırmalar sonucunda birçok türbe, mezar, kuyu, ağaç, taş, toprak vb. dini ziyaret yeri tespit edilmiştir. Bu yerlerden bazıları yoğun bir şekilde ziyaret edilmekte olup çeşitli ritüellerin gerçekleştirildiği yerlerdir bazıları ise günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur. Ziyaret yerlerinin bir kısmında zamanın meşhur Veli, Pir, Şeyh'lerinden olan zatlar metfun bulunmaktadır. Bir kısmında ise Şehzade, Paşa veya devlet büyüklerinden olan kişiler metfun bulunmaktadır. Ziyaret yerleri, tezimizin ana başlığı kapsamında ele alınıp araştırmalarımızda çıkarılan yorumlar objektif bir şekilde aktarılmaya çalışılmıştır.
Hemodiyaliz hastalarında dindarlık ve öznel iyi oluş
Kronik hastalıklar tıbbi girişimlerin sonuçsuz kaldığı, hastanın öz bakım ve sorumluluk düzeyini yükseltmek ve işlevselliğini artırmak için periyodik takip ve destek bakım gerektiren durumlardır. Kronik hastalıklardan birisi olan kronik böbrek yetmezliği de toplumda önemli yer tutan ciddi bir sağlık sorunudur. Sağlık hizmeti, bakım ve tedavi masrafları yönünden kişileri hızla fakirlik sınırının altına düşürebilmektedir. Bu hastalarda beden imajı değişikliği, yaşam tarzında bozulma, öz-güvende azalma, üzüntü, öfke, çaresizlik, sürekli ağlama, ümitsizlik, endişe, içe kapanma, aile ve iş yaşantısında rol kaybı, bağımlı olma endişesi, sosyal izolasyon ve ölüm korkusu gibi psiko-sosyal problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle öznel iyi oluşun esasını oluşturan daha çok olumlu duygulanım, daha az olumsuz duygulanım ve yaşam doyumu hastalar için oldukça zor görülmektedir. Bu bağlamda söz konusu olumsuzluklarla baş etmede ve hastanın öznel iyi oluşunu artırmada dinin etkili bir arabulucu olarak işlev görebileceği varsayılmıştır. Bir alan araştırması olan bu doktora tezinin genel amacı da betimsel bir yaklaşımla sosyo-psikolojik metotlardan faydalanarak, hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezlikli hastaların dindarlık ve öznel iyi oluş düzeylerini belirlemek ve dindarlık düzeyleri ile öznel iyi oluşları arasındaki ilişkiyi tespit etmeye çalışmaktır. Dinî başa çıkma yaklaşımlarının katılımcıların öznel iyi oluşlarına etkisine ilişkin bulguların psikolojik perspektiften yorumlanması da bu incelemenin amaçları arasındadır. Buna göre, konuyla ilgili yirmi üç hipotez geliştirilmiş ve araştırma sonucu ulaşılan bulgulardan hareketle söz konusu hipotezler test edilmiştir. Araştırmanın örneklemi T.C. Sağlık Bakanlığı, Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Çorum İlçe Diyaliz Ünitelerinde tedavi gören hastalardan tabakalı rastgele örnekleme yöntemiyle belirlenen 205 kişiden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan hastaların % 54,1'i (111 kişi) erkek, % 45,9'u (94 kişi) da kadındır. Veri toplama aracı olarak araştırmanın kıstaslarına göre belirlediğimiz demografik özelliklerin bulunduğu "Kişisel Bilgi Formu", katılımcıların dindarlık ve öznel iyi oluş düzeylerini belirlemeye yönelik 5'li Likert tipi "Dindarlık Envanteri" ve "Öznel İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Ayrıca araştırmaya katılan örneklem dağılımına uygun olarak ölçüt örnekleme yöntemiyle seçilen 20 kişilik grupla görüşmeler yapılmış, yapılan görüşmelerde katılımcılara önceden belirlenen sorular yöneltilerek cevapları kaydedilmiştir. Ses kayıtlarının deşifresinden elde edilen veriler veri setleri halinde tanzim ve tasnif edilmiş, daha sonra da NVivo 9.0 programı yardımıyla temalara ayrılmış ve yorumlanmıştır. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson momentler çarpımı korelâsyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi gibi istatistiksel analiz teknikleri kullanılmıştır. Varyans analizi sonucunda elde edilen F değerinin anlamlı bulunduğu durumlarda farkların kaynağını saptayabilmek amacıyla varyansların homojen olduğu gruplarda Scheffe ve LSD testi, varyansların homojen olmadığı gruplarda da Tamhane's T2 testi kullanılmıştır. Araştırmada hata payı üst sınırı en az 0.05 olarak alınmıştır. Çalışmada nitel ölçüm yoluyla elde edilen bulgular yer yer nicel ölçüm araçlarıyla elde edilen verilerin yorumlanmasında kullanılmıştır. Araştırma sonucunda demografik değişkenler ile dindarlık, demografik değişkenler ile öznel iyi oluş arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık ve ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, her iki yöntemle elde edilen bulgulara göre; katılımcıların dindarlık düzeyi ile öznel iyi oluş düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkinin bulunduğu ve dindarlığın öznel iyi oluştaki varyansın % 31,9'unu açıkladığı saptanmıştır. Bulgular dindarlığın öznel iyi oluşun anlamlı ve önemli bir yordayıcısı olduğunu göstermiştir. Olumlu dinî başa çıkma yöntemlerinin örneklem tarafından sıklıkla kullanıldığı ve dinî motifli olumlu başa çıkma yaklaşımlarının hastanın öznel iyi oluşu üzerinde pozitif yönlü katkısının olduğu da araştırmanın bulguları arasındadır. Anahtar Kavramlar: Hemodiyaliz, Dindarlık, Öznel İyi Oluş, Dinî Başa Çıkma, Mutluluk, Yaşam Doyumu.
Kitâbu'l- Hurûf'dan hareketle Fârâbî'de dil düşünce ve mantık ilişkisi
Bu çalışmada Fârâbî'nin Kitabu'l-Huruf adlı eseri baz alınarak; dil, düşünce ve mantık konuları ve bunların birbirleriyle olan ilişkisi incelenmektedir. Bu çalışma giriş bölümü, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölümde İslam Felsefesinin kurucu metni olarak Fârâbî'nin İlimlerin Sayımı adlı eserin tahlili yapılmıştır. İkinci bölümde Fârâbî'nin Hayatı, Eserleri, İlmi Kişiliği ve İlimleri Tasniflemesi hakkında bilgi verilmiş-tir. Üçüncü bölümde ise Fârâbî'de Dil, Düşünce ve Mantık İlişkisi alt başlıklar halinde; Kavramsal Temellendirme, Fârâbî'de Dil Kavramı, Fârâbî'de Akıl ve Düşünce Kavramı, Fârâbî'de Mantık Kavramı, Mantık İlminin Tarihi, Mantık – Gramer İlişkisi, Fârâbî'nin Felsefe Kurgusunda Dil, Düşünce ve Mantık İlişkisi,Fârâbî'de Dil ve Gelişimi, Fârâbî'de Düşünce ve Gelişimi ve son olarak Fârâbî'de Mantık ve Felsefe İrtibatının Kurgulanışı98 şeklinde incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise bireyin akıl ve ruh sağlığının korunması ve gelişmesi bağlamında, dil, düşünce mantık ilimlerinin ifade ettikleri 1anlama dikkat çe-kilmiştir.
Buhârî'nin el-Edebü'l-Müfred adlı eserindeki aile konulu hadislerin din eğitimi açısından değerlendirilmesi
Aile; toplumun gelişimini ve devamlılığını sağlayan, bir toplumun diğer toplumlar arasındaki statüsünü belirleyen bir kurumdur. Çünkü toplumu meydana getiren her birey, ilk eğitimini ailede alır. Aile, toplumun yapısında belirleyici bir role sahip olduğu gibi toplumda yaşanan değişim ve gelişmeler de aile kurumunun yapısını ve niteliklerini şekillendirmektedir. Özellikle XX. yüzyılda sanayi devrimi ile başlayan ve köyden kente göç ile devam eden toplumsal değişim; aile kurumunu da etkilemiş, yeni aile tipleri ortaya çıkarmıştır. Yaşanan bu değişimle birlikte ailelerin dinî davranış ve eğitim anlayışı da yeniden biçimlenmiştir. Bu araştırma;Buhârî'nin el-Edebü'l-Müfred adlı eserinde geçen aile konulu hadislerin günümüz din eğitimi yöntem ve ilkeleri doğrultusunda incelenmesiyle, günümüz ailesinin din eğitimi anlayışına katkı sağlamayı hedefleyen bir değerlendirmedir.Araştırmada, Hz. Peygamber'in ailede din eğitimi konusunda nasıl rol model olabileceği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma betimleyici bir tez niteliğinde olup araştırmada belgesel tarama modeli kullanılarak içerik çözümlemesi yapılmıştır. Araştırma sonucunda kentleşme, göç, kitle iletişim araçları, sanayileşme ve modernleşme gibi etkenlerin; aile, akrabalık ve komşuluk gibi sosyal kurumların din eğitimi açısından işlevini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bu bağlamda,Hz. Peygamber'in din eğitiminde kullandığı metodların; modern din eğitimi yöntem ve teknikleriyle örtüştüğü, bu konuda ailelere rol model olabileceği tespit edilmiştir. Araştırma, M. Yaşar KANDEMİR tarafından iki cilt olarak tercüme ve şerh edilen el-Edebü'l-Müfred adlı eserle sınırlandırılmıştır. Eserin Tahlil Yayınları'ndan çıkan 2. baskısı kullanılmıştır.
İbnü'l Arabî'nin felsefesinde dinin zahiri ve batını
Bu tezde dinin zahiri ve batını yönü tartışmaları bağlamında İslam düşünce ve felsefesine yeni bir perspektif kazandıran İbnü'l Arabî'nin konumunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle Vahdet-i Vucüd taraftarı İbnü'l Arabî'nin din, peygamber ve veli, Kur'an ve vahiy, batını bilgi, insan ve insan-ı kâmil gibi dini unsurlar hakkındaki düşünceleri onun kendi felsefesi içinde incelenmiştir. 13. yüzyıl düşünürü olmasına rağmen akademik çalışmalarda halâ İbnü'l Arabî (1165-1240) yorumlanmaya çalışılmakta ve bu çalışmalar eleştirel ve destekleyici olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Bu nedenle konuyu ele alınırken, eleştiriler ve eleştirilere verilen cevaplar ve O'nun eserlerine yapılan şerhler karşılaştırılmıştır. Tezin birinci bölümünde İbnü'l Arabî'nin vahdet-i vücud ve Allah kavramları ile Allah, insan ve evren ilişkisi ele alınmıştır. İkinci bölümde batını bilgi, insan-ı kâmil, bilgiye ulaşma imkânı ve peygamber, veli, Kur'an ve kader gibi kavramlar zahir ve batın açısından ele alınmıştır. Çalışmanın sonucunda engin birikime sahip olan sûfi filozof İbnü'l Arabî'nin düşüncelerine kısıtlamalar getirmenin doğru olmayacağı kanısı hâkim oldu. Onun için genelde zahiri bakış açısına uzaktır diyebiliriz. Ancak bazı hususlarda mesela şeriatı takip etmede o bir zahiri dir. Bazı hususlarda ise bir batını olduğunu söylemek yerinde olacaktır. İbnü'l Arabî bilgi konusunda bir batınıdir. İbnü'l Arabî bazı konularda (tenzih ve teşbih hususunda) orta yolu takip eden denge yanlısıdır. Sonuç olarak entelektüel sufi filozof İbnü'l Arabî, zahir-batın tartışmaları içerisinde kimi zaman bir zahiri bazen bir batını bazen orta yol üzere biri olarak karşımıza çıkıyor. Ancak o düşüncelerinde kemale varmaya zahiri ve batını birleştirerek erişmiştir diyebiliriz.
Ergenlere yönelik din eğitiminde hayatın anlamı (İmam hatip liseleri düzce örneği
Bu araştırmanın amacı genel hatlarıyla ergenlerde hayatın anlamı kavramını açıklayarak, ergenin anlamlı bir hayat sürmesinde din eğitiminin etkisini incelemektir. Bu nedenle çalışmanın amacına uygun olarak ergenlerin özellikleri, din eğitimin ergenlerin hayatı anlamlandırmasındaki etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın verimli olabilmesi için çalışma yapılan grubun özelliklerinin bilinmesi gerekir. Bu nedenle ergenlik döneminin özellikleri ele alınmıştır. Ergenlik sorunları, ergenlik evreleri, ergenlerin hayatına etki eden anne baba tutumları hakkında bilgi verilerek, anlam arayışı ve hayatın anlamı; din eğitimi kavramları incelenmiştir. Araştırmanın problemini, ergenlerin hayatı anlamlandırmasında din eğitiminin etkisinin ne olduğu konusu oluşturmuştur. Bu bağlamda, din eğitiminin ergenlerin hayatı anlamdırmasıyla ilişkisi üzerinde durularak ayrıca dinin ergene kazandırdıkları araştırılmıştır. Araştırmanın amacı ise ergenin anlamlı bir hayat sürmesinde din eğitiminin fonksiyonunu belirlemektir. Araştırmada nitel araştırma tekniği ve tarama modeli kullanılmıştır. Evreni Düzce ili, örneklemi İmam Hatip Lisesi olarak belirlenmiştir. Bu çalışma 2018-2019 öğretim yılı Bahar döneminde Düzce ili, Merkez ilçesinde Ömer Seyfettin Akdoğan Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi, Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi 9. 10. 11. ve 12. Sınıflar üzerinde gerçekleşmiştir. 2018-2019 eğitim-öğretim yılının bahar döneminde 40 öğrenci üzerinde mülakat uygulaması yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar değerlendirilerek tablolaştırılmıştır. Öğrencilerin % 30'u hayatın anlamının din olduğunu söylemiştir. Verilen cevaplarda öğrencilerin % 25' inin hayatlarında model olarak Hz. Muhammed (sav) 'i seçmeleri din eğitiminin ergenler üzerindeki etkisini göstermiştir. Dinin kurallarına uymanın ergenler üzerinde % 77,5 lik bir oranla huzur oluşturduğu gözlemlenmiştir. Sevginin ergenin hayatında büyük bir yerinin olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlardan ergenin hayatı anlamlandırması, model seçimi ve dini hükümleri yaşamasında din eğitiminin etkili olduğunu söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Ergen, Anlam, Hayatın Anlamı, Din Eğitimi, Eğitim
Meşşâî gelenek ve İbn Bâcce'nin nefs anlayışı -insan psikolojisi ile ilgili görüşlerinin "Kitabu'n-Nefs" bağlamında incelenmesi-
İslam felsefesinde nefs kavramı epistemolojik, ontolojik, kozmolojik ve eskatolojik olarak pek çok rol üstlenmiştir. İslam filozoflarının tamamına yakını nefs hakkında ya bir eser kaleme almış ya da eserlerinde konuyla ilgili bir bölüm açıp bu kavramı ayrıntılı bir şekilde müzakere etmişlerdir. Bu nedenle İslam felsefesine dair bir metni analiz etmek için öncelikle filozofların nefs kavramı ve anlam çerçevesini nasıl çizdiklerini kavrayabilmek bizim için hayati bir önem taşır. İbn Bâcce'nin Tedbiru'l-Mütevahhid adlı eserinde ortaya koyduğu yaklaşım biçimleri kişinin yetkinleşme ve kendini ifade etme becerisini ortaya koyması noktasında bizlere önemli ipuçları vermektedir. Bu eserin hazırlayıcısı aslında Kitabu'n-Nefs adlı metindir. Özellikle nefsin ne olduğu, duyum ve düşünce bakımından nasıl bir süreçle meseleleri çözümlediği filozofumuzun düşünce biçimini göstermektedir. Fârâbî ve İbn Sina'nın varlık, bilgi ve değer kavramlarını inceleyerek tüm sistemlerini Tanrı, Akıl ve Nefs çerçevesinde kurmaları, İbn Bâcce gibi daha sonraki filozofların fikirlerine tesir etmiştir. İbn Bâcce de Kitabu'n-Nefs adlı eserini kaleme alarak nefs konusunun önemini ortaya koymuş, nefsin ne olduğu ve bilgi edinme süreçlerini duyusal ve akli anlamda ortaya koymaya çalışmıştır. İbn Bâcce'de insani ve ilahi yönü inşa eden ruh, nefs anlamında da kullanılmaktadır. Nefs, cismin yetkinliği olarak ifade edilir. Kişinin sağlıklı bir ruh dünyasının olması onun vereceği kararlarına etki edeceği gibi beden sağlığını da sağlam temeller üzerine kurmasını sağlayacaktır. İrade ve sorumluluk, insan ruhunun ilahi yönünü sağlamasında ya da en aşağı konuma düşmesinde etkin bir role sahiptir. İnsanın tikelden çıkarak tümelin bilgisine ulaşmak suretiyle yetkinleşmesi kendi elindedir. Bu çaba ilahi olarak da desteklenmekte olup insanın yücelmesine yol açmaktadır. Zihinsel yetkinlik bakımından en yüksek seviyeye çıkan insan bu kazanımını diğer insanlarla paylaşmak suretiyle toplumun da gelişim ve dönüşümüne etki edecektir. Son tahlilde; hem bireyin hem toplumun mutluluğunu hedef alıyor olması çağımızın sorunlarına önemli ölçüde ışık tutacaktır.
İşsizlik, stres ve dini başa çıkma
Bu çalışmanın amacı, işsiz bireylerin işsizlik sürecinde kullandıkları dini başa çıkma tarzları ile algıladıkları stres düzeyleri arasındaki ilişkinin çeşitli demografik değişkenler de göz önüne alınarak incelenmesidir. Bu amaçla, 2019 yılı Ekim ayı içerisinde Çorum Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne iş aramak için başvuruda bulunan bireyler içerisinden seçilen 192 erkek ve 208 kadın olmak üzere toplam 400 kişiden oluşan örneklem grubuna, sözlü onayları alındıktan sonra, sosyo-demografik özellikleri, hissettikleri sosyal dışlanma ve stres durumlarının tespiti için araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, algıladıkları stres düzeylerinin ölçülebilmesi için Algılanan Stres Ölçeği ve dini başa çıkma tarzlarını ve düzeylerini belirlemek için Dini Başa Çıkma Tarzları Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen bulguların istatiksel analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Çalışmada, çeşitli değişkenlerin bireylerin dini başa çıkma düzeyleri ve algılanan stres düzeyleri üzerinde etkisinin olduğu, ayrıca dini başa çıkma tarzları ile algılanan stres düzeyleri arasında anlamlı bir ilişkinin bulunduğu görülmüştür. Ulaşılan sonuçlar bulgular ve yorumlar bölümünde ayrıntılı olarak verilmiştir. Anahtar Kavramlar: Çalışma, işsizlik, stres, başa çıkma, din, dini başa çıkma
Muhyiddin İbnü'l Arabî'de akıl iman ilişkisi
Akıl iman ilişkisi konusunda tarih boyunca bir çatışma olduğu görülmektedir. Farklı din mensubu taraftarları, imanı tereddütsüz kabul edilmesi gereken bir unsur olarak gördüğünden, akıl kavramı yeri imana göre oluşturulmaya çalışılan ya tamamen dışlanan ya da tedbirli yaklaşılan bir kavram olmuştur. Aklın imanla ilişkisi dini epistemolojide bakıldığında ise, imanı önermelerin temellerinin kaynağı ve bu kaynakların doğrulanabilir olup olmadığı soruları gündeme gelmiş ve bu soruların temelini ise; hem iman kavramının farklı şekillerde anlaşılması hem de imanın temeli ve mahiyetiyle ilgili farklı düşüncelerin bulunması oluşturmuştur. İmanın temelinde kimilerine göre akli süreçler bulunurken kimilerine göre ise akli süreçlerle temellendirilemeyen unsurlar bulunmaktadır. Muhyiddin İbnü'l Arabî İslam düşünce tarihinde ortaya koyduğu düşünce sistemiyle çok tartışılmış, doğuda ve batıda hala isminden söz edilen ve hakkında birçok eser yazılan, önemli bir sûfî-filozoftur. İbnü'l Arabî'ye göre akıl, insanı Allah'ın vahdet bilgisine selbi olarak götüren bir araç olmakla birlikte marifet bilgisine yani O'nun Zâti bilgisini idrak etmesinde yetersiz kalır. Aklın idrak alanı gayb âlemi değildir çünkü akıl metafizik âlemin bilgisine ulaşamaz. Akıl sınırlıdır ve aklın üstünde olan bilgi kaynağı ise keşftir. Keşf ise bizi marifetin bilgisine ulaştırır. İnsanın amacı da marifetullaha erişmektir. Marifetullah ise Allah'ın Zâti bilgisine erişmek demektir. Marifetullaha erişmek ise keşf ile olur. Akıl bize Allah'ın varlığını gösterir, keşf ise Allah'ın bilgisine ulaştırır iman ise bize Allah'ın Zatını tanıttırır. Bundan dolayı akıl ve iman birbirini tamamlar ve kuvvetlendirir. Akıl imanın nuruyla aydınlanmalıdır ve imana tabi olmuş akıl gereklidir. İbnü'l Arabî ilmin rütbesinin, imandan daha üstün olduğunu belirterek ilme ulaşmada temel kaynak olan aklın önemini vurgulamış ve akılsız gerçekleşmeyecek olan imanın vurgusunu yapmış böylelikle de akıl ve imanın bütünlüğünü vurgulamıştır. Anahtar Kavramlar: İbnü'l Arabî, Akıl, Keşf, İman
İmam hatip lisesi öğrencilerinin benlik saygısı düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğü' ne bağlı İmam Hatip Liseleri'nde eğitim görmekte olan 12. Sınıf öğrencilerinin benlik saygısı düzeyleri bazı değişkenler açısından analiz edilmiştir. Araştırmanın evrenini 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Millî Eğitim Bakanlığı Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğü' ne bağlı İmam Hatip Liseleri' nde eğitim görmekte olan 12. Sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklemini ise 434 (dört yüz otuz dört) 12. sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Öğrencilerin benlik saygısı düzeylerini belirlemek amacıyla Rosenberg (1965) tarafından oluşturulmuş ve Çuhadaroğlu (1986) tarafından Türkçeye aktarılmış olan Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların değişkenlerinin tespit edilmesi için ayrıca öğrencilerden kişisel bilgi formu doldurmaları talep edilmiştir. Bu bilgi formu öğrencilerin cinsiyet, kardeş sayısı, anne eğitimi, anne iş durumu, anne mesleği, baba eğitimi, baba iş durumu, baba mesleği, ailenin ekonomik durumu, bireylerin fiziki özellikleri, not ortalamaları, sağlık sorunu durumları, ebeveynlerin birliktelik durumu, anne ve baba tutumlarıyla katılımcıların yaşamlarını çoğunlukla geçirdikleri yer değişkenlerini belirlemeyi hedeflemiştir. Kişisel bilgi formundaki değişkenler genellikle kategorik verilerden oluşmaktadır. Araştırma verileri SPSS 26 versiyonu kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın analizlerinden önce elde edilen verilerin dağılımının normal olup olmadığına bakılmıştır. Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) ile elde edilen verilerin normal dağılıma sahip olup olmadığını test etmek için veri normalliğini analiz etme amacıyla faydalanılan üç analiz sırasıyla Skewness-Kurtosis, Kolmogrov-Simirnov ve Histogram grafiği analizleridir. Veri dağılımının non-parametrik olarak saptanması sebebiyle değişkenler ile öğrencilerin benlik saygısı düzeyi arasında ilişkinin olup olmadığını ölçmek amacıyla Mann-Whitney-U ve Kruskal-Wallis Testi uygulanmıştır. Elde edilen bulguların ışığında uygulamalara ve araştırmaya yönelik çeşitli önerilerde bulunulmuştur
Halk inanışlarında dinin etkisi; Çorum ili örneği
Halk inanışları; halk arasında dinî kökenli olan veya olmayan ancak doğru olduğu halkın büyük kısmı tarafından kabul edilen ve bu kabul doğrultusunda uygulamalara dönüşen inanışlardan oluşmaktadır. Tarih boyunca bu inanışlar, insanları etkilemiş ve hayatları üzerinde büyük rol almıştır. Halk inanışları nesilden nesile aktarılan hal, hareket, tavır, davranış biçimlerini durumlu öğrenme ile yaşam biçimimizdeki düşünce yapımızın büyük bölümünü oluşturmaktadır. Halk inanışları genel olarak çok eski dönemlerden beri var olmakta ve hale devam etmektedir. Bu inanışların dini bakımdan etkisinin değerlendirilmesinin yapılması din-insan ilişkilerinin tarihsel gelişimini ve bu inanışları daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Çorum yöresinde Hititlerden, Eski Türklerden ve İslamiyet'in kabulunden sonra da oluşan gelenek, görenek, kültür ve inançlarının yansımalarının etkileri şu anki yaşayan insanlar üzerinde olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, Çorum halkı tarafından benimsenip özümsenen halk inanışlarının ve uygulamaları bu çalışmada tespit edilmiş, bu inanışlara ve uygulamalara dini etkinin değerlendirilmesiyle Türklerin İslamiyet'e geçişinden sonra çoğu inanış ve uygulamaları Çorum halkının etkin bir şekilde yaşadığı görülmektedir.
Aile kurumuna katkısı açısından din eğitiminin rolü
Araştırmamızın amacı din eğitiminin, aile kurumuna katkısını incelemektir. Araştırma Çorum İlinde yapılmıştır. Bu bölgede yaşayan 20 evli birey araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında öncelikle aile kurumu ve din eğitimi üzerine kavramsal çerçeve verilmiştir. Aynı zamanda ailede gözetilmesi gereken ahlaki ve manevi unsurların önemi üzerinde durulmuştur. Konuyla ilgili literatür taraması yapılmış ve bu kapsamda YÖK tez merkezinde konuyla ilgili yapılmış çalışmalar araştırılmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde ise araştırmanın örneklem gurubu için saptanan katılımcılara yüz yüze görüşme formu uygulanarak 10 açık uçlu soru sorulmuştur. Yapılan mülakatlar neticesinde ulaşılan bilgiler, eğitim yöntemleri ve daha önce çalışılmış akademik çalışmalar ışığında analiz edilmiştir. Yapılan analizde ayrıca Aile Araştırma Kurumu'nun istatistiklerine yer verilmiştir. Araştırmamız giriş kısmından sonra üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın problemi, amacı, yöntemi, modeli, evren ve örneklemi, sınırlılıkları, verilerin toplanması, analiz ve değerlendirilmesi ile ilgili bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde araştırmamızın konusu ile ilgili kavramlar din eğitimi kapsamında tanımlanarak açıklanmıştır. Ayrıca ailede din eğitimi kavramı ve aile eğitiminin temel prensipleri çalışmalarımıza ışık tutması noktasında alt başlıklar halinde açıklanmıştır. İkinci bölümde ailede gözetilmesi gereken ahlaki ve manevi unsurlar açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise, toplanan veriler tablolar yardımıyla aktarılmış, yapılan anket sonuçları ve değerlendirmeler literatürdeki diğer araştırmalarla karşılaştırılmıştır. Sonuç ve öneriler kısmında ise, değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur. Aile kurumuna katkısı açısından din eğitiminin rolünün araştırıldığı bu çalışmada ulaşılan bulgularda bu görüşü destekler niteliktedir. Öyle ki araştırmaya katılan katılımcıların büyük çoğunluğu din eğitiminin aile kurumu için önemli olduğunu ifade etmişlerdir. Katılımcıların çoğunluğunun çocuklarına din eğitimi vermesi, evlerinde dini bilgi veren kitapların okunması aynı zamanda eşlerin birbirleri ile ve çocuklarıyla yaşanan sorunlarda dini öğretilerin referans alınması ulaşılan sonuçlar arasındadır. Anahtar Kavramlar: Aile, Din, Din Eğitimi ve Aile Kurumu