
68
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Sosyal medyada otosansür: Facebook örneği
Herkesçe kabul edildiği gibi İnternet, iletişimin geçmişe göre daha kolay gerçekleşmesine yardımcı olmaktadır. Dünyanın küçüldüğü algısını da beraberinde getiren bu görüş, bu küçük dünya içindeki etkileşimlerin daha hızlı ve etkin biçimde gerçekleşmesine yaramaktadır. Bu açıdan bakıldığında, sosyal medya kavramı da bireylerin etkileşim hızına katkı sağlayan bir olgu olarak dikkat çekmektedir. Ancak iletişimin başatlığına paralel olarak ilerleyen denetim kavramı da, İnternet ve sosyal medyanın gelişimine ayak uydurmayı başarmış; farklı yollarla İnternet'in sunduğu özgürlük alanının sınırlanması yolunda kimi adımlar atmıştır. Sansür kavramının karşılayabileceği sınırlamalar, bariz denebilecek biçimlerde İnternet ve sosyal medyanın yarattığı hareketlenmeler dâhilinde de görünür olmuşlardır. Sansürün doğal bir sonucu olarak görülebilecek otosansür de bireylerin sosyal medyadaki etkileşimleri üzerinde söz sahibi olma potansiyeli nedeniyle günümüz Internet dünyası içinde önemli bir yer teşkil etmeye başlamıştır. Bu çalışma da Facebook örneği üzerinden sosyal medyadaki otosansür eğilimlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, gözetim ve suskunluk sarmalı bağlamında, çevrimiçi anket ve yarı yapılandırılmış görüşme aracılığıyla Facebook kullanıcılarının davranışlarını inceleyerek otosansür davranışlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Gençlerin Facebook kullanımları: Almanya ve Türkiye örneği
Çalışma Federal Almanya ve Türkiye Cumhuriyeti'ndeki 15-24 yaş arası bireylerin sosyal medya uygulamalarından Facebook kullanımlarının belirlenmesi ve karşılaştırılması amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda dünya genelindeki popüler sosyal paylaşım web sitelerinden olan Facebook üzerinden iki ülke arasındaki kullanım pratikleri yapılandırılmış çevrimiçi görüşme yöntemiyle değerlendirilmiş ve karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgular Alman ve Türk gençlerinin Facebook kullanımlarının büyük oranda benzer olduğunu ancak Türk gençlerin sosyal medya olgusuna Alman gençlere kıyasla daha dikkatli bir yaklaşım gösterdiğini ve belli başlı içerikleri paylaşma anlamında çeşitli korkulara ve endişelere sahip olduğunu göstermiştir. Bu anlamda Alman gençlerin Facebook'ta daha özgür bir tavır sergiledikleri, Türk gençlerinin ise çeşitli çekincelerle hareket ettiği gözlenmiştir.
Sosyal medyada kurum kimliği yönetimi: Türkiye'nin en büyük 500 şirketi üzerine bir araştırma
Sosyal medya hem bireyler hem de kurumlar açısından günümüzün en önemli iletişim araçlarından biri haline gelmiştir. İşletmeler, organizasyonlar ve kuruluşlar sosyal medyayı hedef kitleleri ile iletişim kurmada önemli bir araç olarak görmeye başlamıştır. Yapılan araştırmalar, kurumsal sosyal medya kullanımının her sene artmakta olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, sosyal medyada yer almaktan daha önemli olan bu ortamın nasıl kullanıldığıdır. Sosyal medyanın sağladığı avantajlardan faydalanmak ve kurum imajını artırmak amacıyla kurumların kendilerini, diğer bir ifade ile kurumsal kimliklerini sosyal medyada doğru bir şekilde temsil etmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma, kurumların sosyal medyada kimliklerini nasıl yansıttıklarını ve yönettiklerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda, 2013 yılında Fortune tarafından belirlenen Türkiye'nin en büyük 500 şirketi içerisinden alınan örneklemin resmi Facebook hesabı, içerik analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir.
Toplumsal eleştirinin mizahtaki temsili: Uykusuz Mizah Dergisi örneği
Mizah, kendi toplumunda varlık bulan ve toplumunu yansıtan bir olgudur. Yaratıldığı sosyal çevrenin kültürünü, tarihini içinde barındırır ve eleştirel bir yanı bulunur. Mizahla birlikte anılan olgulardan biri de gülmedir. Gülme ile ilgili tartışmalar insanlık tarihi kadar eskidir; çünkü gülme, içinde yıkıcılık ve eleştirellik gibi özellikler barındırmaktadır. Türk toplumunda mizah önemli bir yere sahiptir ve mizah yoluyla iletişim, bütün toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da hayatın önemli bir parçasıdır. Mizahın kollarından biri olarak ifade edilebilecek karikatür ise, çizgi ile mizah yapma sanatı olarak tanımlanmaktadır. Karikatürün önemi, sayfalarca yazı ya da saatlerce konuşmanın anlatamadığı olgu ya da olayları bir çizgi ile okuyucuya aktarabilmesinden ve evrensel bir dil taşıyabilmesinden gelmektedir. Ana malzemesi karikatürler ve mizah yazıları olan mizah dergileri de hem gülmenin, hem mizahın, hem de karikatürün özelliklerini içlerinde barındırdıklarından önem taşımaktadırlar. Bu nedenle bu çalışma çerçevesinde güncel mizah dergilerinden en yüksek tiraja sahip Uykusuz mizah dergisi araştırma kapsamına alınmış, dergilerin gündemi konu alan kapak sayfaları incelenmiştir. Bu inceleme nitel araştırma yöntemleri çerçevesinde, içerik analizi yoluyla bir doküman incelemesi biçiminde yapılmıştır. Buna ek olarak, derginin yazar ve çizerlerinin de konuya ilişkin görüşlerine ulaşmak amaçlanmış, bu veriler eleştirel yaklaşım kapsamında, alanyazında bulunan ifadelerle karşılaştırılmış ve yorumlanmıştır. Sonuç olarak Uykusuz mizah dergisinin, toplumsal eleştirinin bir temsili olarak ifade edilip edilemeyeceği tartışılmıştır.
Hemşirelerin iş doyumu, Bursa Devlet Hastanesi örneği
Bu araştırma; Bursa Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin iş doyum düzeylerini belirlemek ve iş doyum düzeylerinin tanımlayıcı özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Amaç doğrultusunda hazırlanan anket formu; 2012 yılı Aralık ayında Bursa Devlet Hastanesi'nde çalışan ve araştırmaya katılmayı gönüllü kabul eden 138 hemşireye uygulanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 21.0 istatistik paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerin tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde yüzde ve frekans analizlerinden, iş doyum düzeylerinin belirlenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin tanımlayıcı özelliklerine göre iş doyum düzeylerindeki farklılaşmaların incelenmesinde t testi, tek yönlü anova ve tukey testlerinden, iş doyum düzeylerini belirleyen boyutlar arasındaki ilişkilerin incelenmesinde korelasyon analizinden faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda; araştırmaya katılan hemşirelerin, işin kendisi, güvenilirlik, çalışma arkadaşlarıyla ilişkiler boyutuna ilişkin iş doyum düzeylerinin orta düzeyin üzerinde olduğu, ücret, yükselme, çalışma ortamı ve koşullarına ilişkin iş doyum düzeylerinin düşük olduğu ve gelişme olanakları, yönetim biçimi, yöneticilerle ilişkiler ve genel iş doyum düzeylerinin orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada hemşirelerin cinsiyetlerine, medeni durumlarına, görev yaptıkları birimlere, çalışma sürelerine, görev yaptıkları birimdeki çalışma sürelerine ve çocuk sahibi olma durumlarına göre iş doyumlarında istatistiksel açıdan farklılaşmaların olmadığı, yaşlarına, eğitim düzeylerine, mesleğini severek seçme ve severek yapma durumlarına göre ise iş doyum düzeylerinde farklılaşmaların olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hemşirelerin iş doyum düzeylerini belirleyen tüm boyutlar arasında istatistiksel açıdan pozitif yönlü anlamlı ilişkilerin olduğu belirlenmiştir. Görev yeri değişkenine göre hemşirelerin beklenti düzeyleri ücret, çalışma ortamı ve koşulları boyutlarında farklılaşmaktadır. Ayrıca görev yeri değişkenine göre, hemşirelerin beklentilerinin karşılanması gelişme olanakları boyutunda farklılaşma olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İş doyumu, iş memnuniyeti, hemşire,
Sağlık konulu bloglarda alternatif tıpla ilgili içeriklerin sunumu
İnsanlar doğaları gereği, sağlıklı ve uzun yaşamak için olanakları çerçevesindeki tüm yollara başvurmaktadırlar. Bu yollardan biri alternatif tıp diye adlandırılan uygulamalardır. Hızla gelişen bilişim ve iletişim teknolojileri, hastalıklardan korunma ve hastalıkların tedavisine ilişkin bilgi, ürün ve uygulamaların popülerleşmesini sağlamaktadır. Sağlık konusundaki bu ilgi; özellikle internette (bloglar, web siteleri, tartışma forumları, vb.), sağlıkla ilgili bilgilerin sürekli artarak bilgi kirliliği ve karmaşıklık yaratmasına neden olmaktadır. Bu çerçevede; bu araştırma, sağlık konulu bloglarda alternatif tıpla ilgili içeriklerin incelenmesi amacını taşımaktadır. Bu amaçla, dört blog sitesinde yer alan 230 içerik, içerik analizi tekniği kullanılarak incelenmiştir. Araştırma sonuçları genel bilgiler, blogların tasarımı ve içerikleri olmak üzere üç alt başlıkta ortaya koyulmuştur. Genel olarak; araştırmaya dahil edilen blogların uzmanlığa sahip olmayan kişilerce yönetilen, tavsiye amaçlı bloglar olduğu ortaya konulmuştur. Bununla birlikte blogların tasarımı irdelendiğinde, etkileşim açısından olumlu ögeler taşıdığı ve genel olarak kullanıcı dostu olduğu belirlenmiştir. Bloglarda sunulan içerikler ele alındığında ise bloglarda ticari amaç güdülmediği, içeriklerin düzensiz aralıklarla eklendiği, günlük/anlaşılır dil kullanıldığı, çoklu ortam ögelerine yer verildiği, modern tıp konusuna olumsuz yaklaşılmadığı görülmektedir. İçeriklerde en çok işlenen konular; "endokrin, beslenme ve metabolik hastalıklar", "kan ve kan yapıcı organ hastalıklar ve bağışıklık sistemini içeren hastalıklar" ve "sindirim sistemi hastalıkları" iken, yer verilen bilgilerin kaynakları yerli ve yabancı olarak ikiye bölünmüştür. Buna göre yerli kaynak olarak en çok yeni medya (internet gazetesi, bloglar, vb.), yabancı kaynak olarak ise en çok kitaplar ve dergilerin kullanıldığı görülmüştür. Son olarak içeriklerin dörtte üçünde hem önleyici hem de tedavi edici bazı uygulamalara yer verilmiştir. Bitkiler/bitkisel ürünler, ev yapımı ilaçların kullanımının en çok önerilen uygulamalar olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, Türkiye'de alternatif tıp ile ilgili blogların oluşturulmasında çeşitli olumlu ve olumsuz yönlerin varlığı tespit edilmiştir. Araştırma bağlamında bunlarla ilgili olarak sonraki kuramsal ve pratik çalışmalara yönelik öneriler getirilmiştir.
Gönüllülüğün değişen boyutu "Sanal Gönüllülük" ve üniversite gençliğinin sanal gönüllülük farkindalığı
Bu çalışma, gönüllülük faaliyetleri içerisindeki yeri günden güne genişlemekte olan sanal gönüllülüğün, gerek internet ve internet temelli uygulamaları kullanmadaki yoğunluk ve becerileri gerekse gönüllülük alanında varolmaları büyük önem taşıyan gençler tarafından nasıl algılandığını, gönüllülüğün değişen bu yeni boyutuna katılım düzeylerini ve katılım motivasyonlarını ortaya koymaya çalışmaktır. Yapılan bu araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evreni 2016-2017 öğretim yılı güz döneminde Anadolu Üniversitesi'nde öğretim gören üniversite öğrencileri olarak belirlenmiştir. Araştırmada ihtiyaç duyulan verilerin toplanabilmesi maksadıyla "Üniversite Öğrencilerinin Sanal Gönüllülük Algıları ve Sanal Gönüllülük Faaliyetlerine Katılım Anketi" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların; internetin gönüllülük faaliyetlerinin yapılış tarzını değiştirerek gönüllülere yeni fırsat alanları açtığı, sanal gönüllülüğün kişilerin ilgilendikleri alanda gönüllü olabilmesine olanak tanıdığı, gönüllülüğün belli bir zaman ve mekâna bağlı olma zorunluluğunu ortadan kaldırdığı, koşulları gereği gönüllü olamayan kişilere gönüllü olma olanağı sağladığı ve gönüllülerin çalışma programlarını kendi koşullarına uyarlamalarına imkân verdiği düşüncelerine ciddi bir biçimde katıldıkları saptanmıştır. Yapılan sanal gönüllülük faaliyelerinde daha çok sosyal ağlar üzerinden gerçekleştirilebilen, kısa süreli gönüllülükler öne çıkmaktadır. Ayrıca gönüllülük ve sanal gönüllülük algılarına ilişkin ortalama puanlar; cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir fark gösterirken eğitim yılına göre anlamlı bir fark göstermemektedir. Gönüllülük ve sanal gönüllülük algılarına ilişkin ortalama puanların ise gönüllü olma değişkenine göre anlamlı bir fark gösterdiği, bununla birlikte sanal gönüllülükte bulunma sıklığı ile sanal gönüllük algısı ortalama puanları arasında da anlamlı bir fark olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Gönüllülük, Sanal gönüllülük, İnternet, sosyal medya
Yeni medya sanatı olarak glitch ve görsel iletişim yansıması
Bu çalışmanın amacı yeni medya sanatı olarak glitchin görsel iletişim yansımasını araştırmaktır. Yeni medya, 20. yüzyılın sonlarında iletişim ve yayıncılık alanında gerçekleşen ilerlemenin bireylere ve kitlelere ulaşan, her geçen gün yenilenen, değişen ve çeşitlenen araçların tümünü kapsamaktadır. Yeni medya gündelik hayatı, alışkanlıkları değiştirmiş ve sanat alanına da yeni bir açılım getirmiştir. Yeni medya sanatı olarak glitch, yeni medya nesnesini sıradan formundan ve söylevinden sıyıran ve makine insan iletişimi sonucu ortaya çıkan bir türdür. Daha önce bu konuyla ilgili bir çalışma yapılmamış olması nedeniyle, öncelikle yeni medyanın, yeni medya sanatının, glitchin ne olduğu, türleri ve çeşitli eleştirileri ele alınmıştır. Ardından glitchin görsel iletişim üzerine etkisini değerlendirebilmek adına üç aşamada çalışma yürütülmüştür. Birinci aşamada alan uzmanları tarafından belirlenen ölçütleri karşılayan ve glitch konusunda uzman olan tasarımcılardan açık uçlu görüşme formu ile görüşlerini ifade etmeleri istenmiştir; ikinci aşamada ise yine aynı tasarımcı grubunun gönüllü katılımı ile glitchleme temalı bir uygulama gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte katılımcı glitchleri doküman yolu ile elde edilen verileri oluşturmuştur. Elde edilen bu veriler doküman analizi ile yorumlanmıştır. Ayrıca araştırma kapsamında glitchleme yolu ile üretilen tasarımlar, belirli bir süreç içinde toplanmış, tasarımlara ilişkin katılımcılar ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve katılımcıların glitch ve görsel iletişim ile ilgili görüşleri alınmıştır. Araştırmanın üçüncü aşamasında ortaya çıkan glitchler görsel iletişim tasarımı alanındaki uzmanlar tarafından görsel iletişim dili bağlamında değerlendirilmiş ve değerlendirme süreci araştırmacı tarafından yorumlanmıştır. Çalışma sonucuna göre yeni medya sanatı olarak glitch görsel iletişim diline etki etmiş ve var olan görsel iletişimi dönüştürmüştür. Anahtar Kelimeler: Yeni medya, Yeni medya sanatı, Glitch, Görsel iletiĢim
Teksas Tribün Grubu taraftarları ve milliyetçilik ilişkisi üzerine bir inceleme
Bu araştırmanın genel amacı, Teksas Tribün Grubu alt kültürünün bir boyutunu oluşturan Teksas Tribün Grubu taraftarlarının milliyetçilik ile olan ilişkisini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda Tribün Grubu taraftarlarının siyasi tutumları ve milliyetçilik eğilimleri aydınlatılmaya çalışılmıştır. Araştırmada nicel veri toplama yöntemlerinden faydalanılmıştır. Nicel veriler açık ve kapalı uçlu sorular ile milliyetçilik ölçeğinden yararlanılarak Teksas Tribün Grubu taraftarlarından toplanmıştır. Araştırma sonucunda Teksas Tribün Grubu'nun Türkçülük ve İslam merkezli milliyetçilik anlayışlarına sahip olan çoğunluğu genç, bekâr, eğitimli erkeklerden oluşan ve büyük bir kısmı Bursa'da doğmuş ve memleketini Bursa olarak belirten bireylerden oluştuğu belirlenmiştir. Elde edilen verilere göre eğitim durumu, yaş, meslek ve siyasi tutumların milliyetçilik eğilimlerini belirleyici etkenlerden olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Alt Kültür, Milliyetçilik, Teksas Tribün Grubu, Futbol, Taraftar.
Huzurevinde kalan yaşlı bireylerin iletişim ihtiyaçlarının karşılanmasında huzurevi çalışanlarının rolü: Eskişehir'de bir huzurevi örneği
Yaşlanma, gelişme, büyüme ya da eskime; doğada canlı olmanın kaçınılmaz birer sonuçlarıdır. İnsanoğlu varoluşunun ilk zamanlarından beri ölümsüzlüğün peşinde koşmuş, henüz başarılı olamasa da denemeye devam etmiştir. İnsanın ölümsüzlük fikrine sanatta ve bilimde bu denli yer vermesi, sonsuzluk fikrine olan düşkünlüğünün en açık göstergesidir. Halbuki dünya, evrensel bir kanun olan ve her şeyin gerilediğini savunan entropi ile işlemektedir. Yaşlılık da farklı boyutlarıyla birtakım gerilemelerin yaşandığı, insan hayatının kaçınılmaz bir dönemidir. Ancak bireyin hayatına birtakım sınırlıklar getiren bu dönem, sosyal bir varlık olmanın neden olduğu kimi ihtiyaçları da azaltmamaktadır. Bu ihtiyaçların biri de insanoğlunun iletişim ihtiyacıdır. Yaşlanmayla beraber sosyal çevrenin daralması, bireyin iletişim ihtiyacını karşılamasını zorlaştırabilmektedir. Özellikle kurumlarda kalan yaşlı bireylerin iletişimsel faaliyetlerde bulunabileceği kişiler daha sınırlı olmaktadır. Bu nedenle, bu tezde huzurevinde kalan yaşlı bireylerin iletişim ihtiyaçlarının karşılanmasında kurum çalışanlarının rolünü belirleyebilmek için nitel bir çalışma yürütülmüştür. Çalışma kapsamında Eskişehir'de Tepebaşı Belediyesi'ne bağlı bir huzurevinde 12 katılımcıdan oluşan bir çalışma grubu ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen bulgular betimsel analiz yoluyla düzenlenmiş ve yorumlanmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular doğrultusunda; kurumda kalan katılımcıların temel ihtiyaçları karşılanırken, iletişim kurma ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığı ve bu durumun kurum çalışanlarının iletişimsel kabiliyetlerinin eksik olmasından kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Yaşlı, İletişim, Huzurevi
Türkiye'de seçkinlerin dönüşümü: 1960-1980 ve 1980-2000 arası dönemde Türk romanında küçük burjuva aydını (Tutunamayanlar, Bir Düğün Gecesi, Kara Kitap ve Yüz: 1981 romanları çerçevesinde)
Bu araştırmanın temel amacı, Türkiye'nin modernleşme sürecinde kendine has özellikler taşıyan, 1960-1980 ve 1980-2000 arası dönemde, küçük burjuva aydınındaki kültürel değişimi karşılaştırmalı olarak anlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, 1960?1980 ile 1980?2000 yılları arasında yazılan ve küçük burjuva aydınını konu alan ?Tutunamayanlar, Bir Düğün Gecesi, Kara Kitap, Yüz:1981? isimli romanlarda; bu aydınların Doğu Batı, aydın halk, kent taşra ikilikleri, ayrıca iktidara ve zenginliğe bakışlarındaki değişim saptanmaya çalışılmıştır.Nitel araştırma yöntemlerinden ?belge incelemesi?nin özel bir türü olan hermeneutik tekniğin kullanıldığı araştırmada, 20'şer yıllık iki dönemde yazılan dört roman veri kaynağı olarak incelenmiştir.1960?1980 arası dönemde yazılan romanlardaki küçük burjuva aydınının Doğu Batı ikilemine yaklaşımı; bu iki kültür arasındaki fakları anlama ve açıklama çerçevesinde kalmıştır. 1980?2000 arası dönemde ise, bu iki medeniyet dairesinin (Doğu ve Batı medeniyetleri) sentezine yönelik çabalara yönelmişlerdir.1960?1980 arası dönemde yazılan romanlardaki aydın tipler solcudurlar. Onların, siyasal formasyonları gereği halkın içinde ve halkla birlikte olmaları gerekmektedir. Aslında bu ideal zihniyet düzeyinde hep var olmuştur. Ancak Osmanlı Türk geleneğindeki aydın halk yabancılaşması bu dönem aydınlarının da temel çıkmazıdır. 1980?2000 arası dönemde ise; yaşanmakta olan aydın halk ikiliğini aşmaya yönelik düşünce ve çabalar söz konusudur.Ele alınan iki dönemde de taşra; küçük burjuva aydınınca olumsuz çağrışımlarla birlikte anılmıştır. 1960?1980 arasında yazılan romanlarda çizilen küçük burjuva aydınlarında kent taşra ikilemi ve taşraya olan mesafeli duruş, taşrayı hor görme daha belirgindir. Bu durum 1980?2000 arasında yazılan romanlarda betimlenen küçük burjuva aydınları için önem arzetmemektedir; önceki döneme göre daha belirsiz bir vurguya sahiptir.İktidara bakış bağlamında, her iki dönemde de küçük burjuva aydın tipler için iktidarı temsil eden devlettir ve onunla özdeşleşen tipler olumsuz olarak resmedilir. İktidar, mesafe konulması, uzaklaşılması gereken bir problem alanıdır.İncelenen dönemlerde resmedilen küçük burjuva aydın tiplerinin zenginliğe bakışları arasında belirgin bir farklılık söz konusudur. 1960?1980 arası dönemde zenginlik, olumsuz ve uzak durulması gereken bir olgu olarak görülmektedir. Ancak 1980?2000 arası dönemde zenginlik, bu olumsuz imajından sıyrılmış, istenir, peşinde koşulur konuma yükselmiştir.
Sözsüz iletişim işaretleri ve ergenlerde sözsüz işaret bilgisinin analizi
İletişim biçimlerinin en önemlilerinden biri olan sözsüz iletişim, konuşma ya da kelime harici tüm iletişim türlerini kapsar. Birey anne karnından itibaren çevresiyle iletişime geçer ve bunu sözsüz işaretlerle yapar. Sözsüz iletişim işaretlerinin kullanımı hayat boyu devam eder. Sözsüz iletişim işaretlerini okuma ve doğru bir şekilde yayma, sosyal yeterliliğin öncelikli bileşenlerinden biridir. Bu beceri hem yetişme döneminde aile ortamında kazanılabilir, hem de çocukluk ve ergenlikte öğretilebilir. Bu çalışmada, alanda genel bir tarama yapılarak hem eski hem de yeni araştırmalar özetlenmiştir. Araştırma bölümünde ise iki ayrı ilde yaşayan ve birbirinden aile kültürü ve sosyo-ekonomik yapı olarak farklı olan ergenlerin sözsüz iletişim bilgisi ölçülmüştür. Araştırma sonucunda Doğu Anadolu'da yaşayan ergenlerin İstanbul'da yaşayan akranlarına göre daha fazla sözsüz işaret bilgisine sahip oldukları ve ebeveynlerinin eğitim seviyesi ile ergenlerin sözsüz işaret bilgisi arasında ters yönlü bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir.
Belçika'da yaşayan Türklerin yörecilik anlayışları ve toplumsal iletişim süreçleri: Belçika'daki Emirdağlılar ve Posoflulara ilişkin bir araştırma
Araştırmada temel olarak, Belçika'daki Türklerin ev sahibi ve etnik toplumsal iletişim süreçlerine katılımları ve yörecilik anlayışları ile kimlik algılarının toplumsal iletişim süreçlerine olan yansımaları incelenmiştir. Araştırma karma araştırma olarak desenlenmiş; veri toplanması amacıyla anket formları, görüşmeler, katılımlı gözlem gibi nicel ve nitel yöntemler kullanılmıştır. Alan araştırması dokuz ay süresince Belçika'nın Flaman Bölgesi ve Brüksel Başkent Bölgesinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi 210 Posof kökenli, 214 Emirdağ kökenli olmak üzere anket uygulanan toplam 424 kişi ile görüşme yapılan; 33'ü Emirdağlı, 20'si Posoflu ve 2'si diğer şehirlerden olmak üzere toplam 55 kişiden oluşmuştur. Nicel veriler SPSS programına analiz edilerek Ki-Kare, t-testi ve ANOVA ile çözümlenmiştir.Bulgular, ev sahibi ve etnik toplumsal iletişim süreçlerine katılıma ilişkin olarak Posoflular ve Emirdağlılar arasında anlamlı farklılık olmadığını göstermiştir. Katılımcıların ev sahibi toplumsal iletişim süreçlerine katılımları oldukça sınırlı iken etnik toplumsal iletişim süreçlerine yoğun biçimde katılmaktadırlar. Yörecilik algıları, iletişim süreçlerini etkileyerek şekillendirmektedir. Türk kimliği ile yüksek düzeydeki özdeşleşme, Türk mahallelerinde yaşama, gündelik dilde Türkçenin yoğun kullanımı, hemşehriler ve akrabalardan oluşan sınırlı toplumsal çevre, katılımcıların toplumsal iletişim süreçlerinin belirgin nitelikleridir. Katılımcılar, genel olarak Belçikalıların kendileri hakkında olumsuz düşüncelere sahip olduğuna ve bu durumun ev sahibi toplumsal iletişim süreçlerine katılımı olumsuz etkilediğini düşünmektedirler.Anahtar Kelimeler: Toplumsal İletişim, Yörecilik, Avrupa'daki Türkler, Belçikalı Türkler
Çalışma ortamındaki ilişkilerde mobbing ve Eskişehir Orman Bölge Müdürlüğü'nde bir uygulama örneği
Bu araştırmanın amacı, Eskişehir Orman Bölge Müdürlüğü çalışanlarının mobbing davranışlarına maruz kalma düzeyini belirlemekle birlikte, mobbing davranışına maruz kalma durumunun çeşitli değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğinin tespit edilmesidir. Araştırma, Eskişehir Orman Bölge Müdürlüğü'nde görev yapan 78 çalışana uygulanan anket sonuçlarına dayanmaktadır.Araştırmadaki verilerin istatistiksel analizinde tanımlayıcı istatistiksel metodların yanı sıra bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi ve Lsd testlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular için tablolar oluşturulmuş ve yorumlanmıştır.Araştırmayla elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde Eskişehir Orman Bölge Müdürlüğü çalışanlarının mobbing davranışlarını orta altı düzeyde algıladığı görülmüştür. Ancak çalışanlarda cinsiyet değişkeninin; mobbingin ?kendini gösterme ve iletişim oluşumuna etkisi? ve ?yaşam kalitesi ve mesleki duruma saldırı? boyutları üzerinde, öğrenim durumu değişkeninin; ?sağlığa doğrudan saldırı?, ?yaşam kalitesi ve mesleki duruma saldırı? boyutları üzerindeki etkisi anlamlı bulunmuştur. Çalışanların en çok maruz kaldığı mobbing davranışı, işyerlerinde arkalarından kötü konuşulmasıdır.
Sanal iletişim ortamlarının katılımcı demokrasi süreçlerine etkisi: Web temelli forum, toplumsal paylaşım ağı ve üç boyutlu sanal dünyalarda gerçekleştirilen tartışma etkinlikleri üzerine bir araştırma
Araştırma yurttaşlar arasında gerçekleşen teknoloji-dolayımlı tartışmaların, katılımcı bir etkinlik olarak demokrasipotansiyelinin ne olduğunun saptanmasına odaklanmaktadır. Bu çerçevede Türkiye?nin kamusal işlerini konu alan tartışmalar, Habermas?ın iletişimsel eylem kuramı ile söylem etiği çalışmalarından temellenen akılcı ve etik tartışma ilkeleri ile ortam türlerine göre incelenmiştir. Araştırma kapsamında, Web temelli forum, toplumsal paylaşım ağı ile üç boyutlu sanal ortamlar araştırma alanları olarak benimsenmiştir. Karma paradigmanın kaynaklık ettiği araştırmada; nicel içerik çözümlemesi, eleştirel söylem çözümlemesi, tutum ölçeği ile katılımcı gözlem veri toplama teknikleri olarak işe koşulmuştur. Nicel ve nitel verilerin çözümlenmesi sonucu elde edilen bulgular göstermektedir ki, incelenen forumlarda Türkiye?nin kamusal gündemi, teknoloji dolayımıyla bir arayagelen yurttaşlar tarafından düşünce çeşitliliği çerçevesinde tartışılmaktadır. Kamusal konulara ilginin artması ve yurttaşların sanal ortamlardaki tartışmalara yönelik olumlu tutumu bakımından, bu tartışmaların demokrasiler için potansiyeli bulunmaktadır.Bununla birlikte tartışmalar, akılcı ve etik ilkeleri tam olarak karşılayamamaktadır. Tartışma süreçlerinde, anlaşmaya yönlenmiş eylemler yerine yarışmacı tarzda başarıya yönlenmiş eylemler ağırlıklı olarak gerçekleşmektedir. Ortamlardan birini müzakereciilkelere uygunluk bakımından öne çıkarmak güç olmakla birlikte, Web temeli forum gerekçelendirme ve karşılıklılık, üç boyutlu sanal ortam ise söylemsel eşitlik, karşılıklılık ve saygı ilkelerinin tam olarak yansıdığı forumlar olarak dikkat çekmektedir. Anahtar Sözcükler: Katılımcı demokrasi, sanal iletişim, çevrimiçi müzakere.
Gençlik kültürünün yeniden üretilmesi sürecinde popüler gençlik ve müzik dergilerinin dönemsel perspektiften incelenmesi: Hey ve Blue Jean dergileri örneği
İnsanoğlunun tarih sahnesinde göründüğünden beri gereksinimlerini karşılayan teknolojinin üretim araç ve biçimlerinin gelişmesi ve değişmesi ile birlikte toplumsal yaşamı oluşturan kültürel öğeler de değişmeye başlamıştır. Başka bir açıdan da ekonomiyi içinde barındıran alt yapının değişimine bağlı olarak toplumsal ilişkiler bütününü oluşturan üst yapı da değişerek toplumsal kurumların değişim ve dönüşümü gerçekleşmiştir.Bu değişimler Türkiye'yi de kendi tarihsel sürecinde etkilemiş ve buna paralel olarak oluşturduğu, güncellediği değerler sistemi üzerinden toplumsal kurumlarını oluşturmuştur. 1980 yılı Türkiye için önemli bir dönem olarak görülmüş ve değişimin açıklanmasında bir dönüm noktası olarak kabul edilmiştir. Ekonomik yapılanmanın değişmesi siyasal, toplumsal ve kültürel değerler sistemini de etkilemiştir. Bu süreçte kitle iletişim araçları hem üzerinde anlaşma sağlanan değerleri topluma yayma hem de yeni değerlerin toplum üyeleri tarafından benimsenmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Bu bakış açısından yola çıkarak, bu çalışma Türkiye'de yayınlanan ve dönemleri açısından önemli bir misyona sahip Hey ve Blue Jean gençlik ve müzik dergilerinde ilgili süreçlerin nasıl yansıdığını ortaya çıkarmaktır.Bir durum saptaması olan bu çalışmada içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Veriler 1971 - 1980 yılları arasında yayınlanan 50 adet Hey dergisi ile 2000 ? 2009 yılları arasında yayınlanan 30 adet Blue Jean dergisinden elde edilmiştir. Bu çerçevede araştırmada elde edilen sonuçlar, dergilerin yer aldığı iki dönemde de kendi değerler sistemi içinde kurgulanan ya da yaratılan bir gençlik tipi üzerinden, gençlik alt kültürlerinin oluşturulma sürecinin detaylı betimlemesi üzerinde birleşmiştir. Bu bağlamda Hey dergisi gençliği mekanik dayanışmanın hakim olduğu toplumsal bir yapı içinde yer alırken, Blue Jean dergisi gençliği organik dayanışmanın hakim olduğu toplumsal bir yapı içinde yer almaktadır.
Geleneksel basılı medya ve yeni medya araçlarının üniversite öğrencilerinin demokrasi algılarına etkilerinin katılımcı grup üzerinde değerlendirilmesi
Çalışma 2012 yılında Ocak ayında Eskişehir Anadolu Üniversitesi?nde gerçekleştirilmiştir. 100 erkek ve 100 kadın katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmaya katılanların tamamı üniversite öğrencisidir. Katılımcıların, demokrasi algılarının düzeyi ve demokrasi algılarının yeni medya ve basılı medya araçlarıyla ilişkileri ölçülmüştür.Geliştirilen; demokrasi algısı alt ölçeğini de içeren karma ölçek katılımcılara uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre, Katılımcıların demokrasi algıları büyük oranda batı demokrasinin değerlerine göre demokratik olarak tanımlanabilmektedir. Üniversite öğrencisi katılımcıların iletişim dünyası büyük oranda internet aracılığıyla şekillenmektedir. Yeni medya araçlarının katılımcıların demokrasi algıları üzerinde olumlu etkileri olduğu saptanmıştır Anahtar Kelimeler: Geleneksel Medya, Yeni Medya, Üniversite Öğrenciler, Demokrasi Algısı
Z kuşağının metaverse'e yönelik kullanım niyetlerinin teknoloji kabul ve kullanım birleştirilmiş modeli-2 ile incelenmesi
Gerçek dünyadan farklı dijital bir evreni temsil eden, sanal ekonomilerden eğlenceye kadar pek çok uygulama alanını kapsayan Metaverse sanal ortamları, Web 3.0 dönemi ile birlikte araştırılmaya değer görülen teknolojilerden biri olmuştur. Özellikle son yıllarda kullanım alanlarından fırsatlarına, teknik yönlerinden kavramsal bağlamlarına kadar aktif bir şekilde tartışılmaktadır. Bu çalışmanın amacı ise, Türkiye'de yaşayan Z kuşağının Metaverse sanal ortamlarına yönelik kabul ve kullanım niyetlerini ortaya koymaktır. Nicel araştırma yöntemleri ile tarama modelinde desenlenen bu araştırmada, Teknoloji Kabul ve Kullanım Birleştirilmiş Modeli-2 ölçek soruları ve demografik bilgi formu aracılığıyla 455 kişiden veri toplanmıştır. Toplanan veriler yapısal eşitlik modellemesi, ANOVA ve T-testi yöntemleriyle analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; Türkiye'deki Z kuşağının Metaverse sanal ortamlarına yönelik kabul ve kullanım niyetlerini etkileyen anlamlı faktörler; kullanımların sürekliliği ve benimsenmesini ifade eden alışkanlık ve kullanıcıların söz edilen teknolojiden elde edecekleri faydaya olan inanç düzeylerini gösteren performans beklentisidir. Araştırma modelinde yer alan faktörler ile katılımcıların demografik özellikleriyle ilişkileri incelendiğinde ise anlamlı ve anlamsız farklılıklar olmakla birlikte; yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyine göre anlamlı farklılıklar gösteren yapılar, teknolojinin kullanımına ilişkin algılanan açıklık ve kolaylık seviyesini ortaya koyan çaba beklentisi, kullanıcıların içinde bulundukları çevresel koşulların değerlendirildiği kolaylaştırıcı koşullar ve yine performans beklentisidir.
Hayran kültürü ekseninde sosyal medya üzerinden şekillenen tüketim ve kimlik inşası süreci
Teknolojik gelişmeler ve sosyal medya platformlarının çeşitlenmesiyle birçok alanda değişim-dönüşüm yaşanmış, kavramlar yeniden tanımlanmıştır. Araştırmalarda bu değişim dikkate alınmaya başlanmıştır. Hayran kültürü, tüketim ve kimlik inşası da bu değişimden etkilenmiştir. Sosyal medya ağlarının oluşturduğu ünlüler hayran kültürüne dahil olmuştur. Bir birey, takipçi sayısı, ürettiği içerik vb. durumlarla sosyal medya ünlüsü haline gelmiştir. Bu kişilere duyulan hayranlık kişinin tüketim davranışı ve kimlik inşası sürecinde de rol oynamaya başlamıştır. Bu araştırmada takipçilerini içerik ve yaşam stiliyle etkilemesi üzere tanımlanan influencerlara duyulan hayranlık, bu hayranlığın tüketim ve kimlik inşası süreçlerindeki rolü incelenmektedir. Popüler kültürle değişen, ihtiyacın ötesinde hazcı bir hal alan tüketim, sosyal medya ve ünlüleriyle teşvik edici olmuştur. Aynı şekilde kimlik postmodern dönemin etkileriyle ve dijitalleşmeyle sabit bir halden değiştirilebilen akışkan bir hale geçmiştir. Influencerlar bireylerin bu kimlik süreçlerinde rol oynayarak ilham ve örnek olmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş, iki aşamalı yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. İlk aşamada influencerlarla, kendilerine duyulan hayranlık, hayranlarına dair düşünceleri, tüketim ve kimlik inşası sürecindeki rolleri üzerine görüşülmüş ve elde edilen verilere içerik analizi uygulanmıştır. İkinci aşamada bu influencerların hayranı olan gönüllü katılımcılarla görüşülmüştür. Görüşmelerde hayranların, influencerlara karşı düşünceleri ve hayranlıkları, tüketim ve kimlik inşa sürecine nasıl bir katılım sağladıkları hakkında elde edilen veriler içerik analiziyle analiz edilmiştir. Hayran kültürü kavramı ekseninde hayranların tüketim davranışına yönlendiği, kimlik inşa sürecinde bu influencerları örnek aldıkları sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de bir alt kültür figürü olarak DJ
Tarım toplumundan endüstri toplumuna geçişle birlikte bir üst yapı kurumu olarak kültürde de farklılaşmalar yaşanmıştır. Bu farklılaşmalar insanların kültür üretim neden ve biçimini, kültür tüketim koşul ve tarzlarını da içermektedir. Endüstri toplumunda kültür de endüstriyel olarak üretilmektedir. Bu durum insanın kültür ve sanat üretme yetisini köreltirken tüketim koşullarını da belirlemektedir. Kültürün içinde değerlendirilebilecek müzik ve eğlence alanları da bu durumun dışında kalmamaktadır. Ev ve iş yeri dışında kalan üçüncü alana sıkıştırılan kültür ve onun altında eğlence ve müzik üretim/tüketimi etkin katılımcılarla gerçekleştirilen bir eylemden katılımcıların üretilmiş kültür ürünlerini satın alma yoluyla edindikleri bir ekonomik faaliyete dönüşmüştür. Ana akım müzik kültürü karşısında; tarz, kendileştirme, kültürel meydan okuma vb. pratiklerle bir müzik alt-karşıt kültürünün yüzyıla yaklaşan bir tarihe sahip olduğu söylenebilir. Bir alt-karşıt kültür ögesi olarak DJ figürünü retrospektif bir bağlamda açıkladıktan sonra Türkiye'de DJ'lik kültürünün alt kültürel bağlamda nasıl tanımlandığının, dönüştüğünün anlaşılması sonraki kültürel dönüşümlerin öngörülmesi açısından da önem taşımaktadır. Bu araştırmanın konusu olan DJ'liğin Türkiye'deki tanımı, algılanan anlamı, toplumsal işlevi ve etkisini açıklamak amacıyla kartopu yöntemi kullanılarak belirlenen on DJ ile yarı yapılandırılmış çevrimiçi görüşme ve bu kişilerin sosyal medya hesaplarında paylaşmaları istenilen çevrimiçi anket yoluyla elde edilen verilerin sırasıyla tematik analiz, anket verilerinin sayısallaştırılması ve SPSS programı kullanılarak yapılan analizlerin ilgili literatür açısından yorumlanması ile gerçekleştirilmiştir.
Çevirimiçi ortamlarda siber zorbalık karşısında verilen tepkilerin incelenmesi
İnternet ve bilgi iletişim teknolojilerinin kullanımının yaygınlaşması iletişim kurma ve sosyalleşme biçimlerini değiştirmiştir. Çevrimiçi ortamlar ve dijital platformların kullanımının artmasıyla birlikte, siber zorbalık toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Siber zorbalık hem ulusal hem de uluslararası bir sorun olarak tanımlanmaktadır. Bu araştırma üniversite öğrencilerinin siber zorbalık karşısında verdiği davranışsal ve duygusal tepkileri değişkenlere göre incelemek amacıyla yapılmıştır. Tarama modeli kullanılarak 2022-2023 Bahar dönemi ve 2023-2024 Güz döneminde eğitim öğretim yılında Eskişehir ilindeki Anadolu Üniversitesi öğrenim gören 497 öğrenci ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak "Siber Zorbalık Karşısında Verilen Tepkiler Ölçeği" kullanılmıştır. Veri analizinde normallik dağılımı dikkate alınarak Man Whitney U testi ve Kruskal Wallis H testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda siber zorbalık karşısında verilen tepkilerin alt boyutları ile cinsiyet ve fakülte değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği fakat yaş ve günlük internet kullanım süresi değişkeninde anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır. Cinsiyet değişkenine göre erkeklerin intikam puanı, kadınların ise önlem, kaçınma ve içselleştirme puanları yüksek olduğu saptanmıştır. Fakülte değişkenine göre Eğitim Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesinin diğer fakültelere göre içselleştirme puanlarının yüksek olduğu saptanmıştır.
Metaverse'ün ütopik ve distopik yönleri: Uzman görüşlerinin tematik bir analizi
İnternet teknolojisinde yaşanan gelişmeler toplumsal yaşamda önemli değişimlere neden olmaktadır. Fiziksel dünyaya bir alternatif olarak sunulan bu sanal evrenin, diğer dijital teknolojilerde olduğu gibi toplumlar için önemli sonuçları olabilecek potansiyelleri ve riskleri barındırdığı düşünülmektedir. Bu tez çalışmasının temel amacı sanal bir evren olan Metaverse'ün toplumsal ilişkilerde nasıl değişim yaratacağına ilişkin öngörüleri betimlemektir. Bu amaç doğrultusunda, Metaverse alanında çalışmalar yapmış ve yapmakta olan sosyal bilimler alanındaki akademisyenler ve bilişim uzmanlarıyla görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerden elde edilen verilere tematik analiz uygulanmış ve uzmanların, Metaverse'ün toplumla ilişkisini hangi temalar ekseninde tartıştığı belirlenmiştir. Tematik analiz sonucunda temel olarak iki ana tema ortaya çıkmıştır: "Dijital bir ortam olarak Metaverse" ve "Metaverse ve toplumsal ilişkiler". "Dijital bir ortam olarak Metaverse" teması dört alt temada sınıflandırılmıştır: "Metaverse'e dair gelecek vizyonları ve olasılıklar", "mahremiyet", "veri güvenliği" ve "dijital eşitsizlik". "Metaverse ve toplumsal ilişkiler" olarak adlandırılan diğer ana temada ise katılımcıların ifadeleri üç alt temada değerlendirilmiştir: "Güç ve kontrol" "Metaverse ve toplumsal değişme" ve "toplumsal eşit(siz)lik ve demokratikleş(eme)me". Son olarak bu iki ana tema ve bunlara bağlı alt temalar literatürdeki tartışmalarla birlikte yorumlanmış, bu teknolojik ortamla toplum etkileşiminin olası sonuçları ortaya konmuştur.
Sudan krizi sırasında üniversite öğrencilerinin sosyal medya kullanımının araştırılması (2019-2024)
The usage of social media increases significantly among people during times of crisis. This study intends to investigate the usage of social media by Sudanese university students during crises. A quantitative descriptive research approach based upon a survey method was utilized to describe the current state of using social media by Sudanese students. The data was collected from 355 Sudanese students applying a non-probability convenience sampling method, and the final sample comprised 318 valid responses. While the quantitative data was analyzed by applying SPSS (Version 21) using descriptive statistical analysis, the replies to the open-ended question were analyzed by NVIVO (Version 12) using the thematic analysis method. The findings unveiled that the students highly used and adopted social media during the crisis, and WhatsApp was the most used social media outlet by students because of the instantaneous communication and rapid dissemination of information. Most of the students (98%) had multiple social media accounts. The findings demonstrated significant differences in students' social media usage based on their genders and ages. The academic and entertainment motivations of the students aged between (17 and 21 years) are higher than other age groups. Also, male students use X (formerly Twitter) and Facebook more than female students. Moreover, the findings found that the students' reasons for SMU can be divided into many categories such as news and information, communication and socializing, entertainment, academic, business and profession, technology, and self-development reasons
Suç önleme stratejisi kapsamında kadın acil destek uygulamasının incelenmesi ve Tekirdağ ili örneği
Türkiye'de temel bir sorun haline gelen kadına şiddet konusuyla alakalı olarak yerli ve milli imkanlarla geliştirilmiş bir yazılım olan KADES uygulaması aile içi şiddet, kadına şiddet ve çocukların korunması kapsamında projelendirilmiş, suçun önlenmesi açısından sadece kadınların kullanımına sunulmuştur. Şiddet mağduru ya da şiddet durumuyla karşı karşıya kalan kullanıcıların uygulama aracılığıyla ihbarda bulunması sonucunda, kişinin korunması maksadıyla kolluk kuvvetleri olaya doğrudan müdahale etmektedir. Bu durumda panik butonu gibi bir güvenceye sahip olan KADES uygulaması, kadınların yardım talebine cevap vermektedir. Bu çalışmada, Tekirdağ ilinde aile içi şiddet mağduru olan 100 kadının KADES uygulaması hakkındaki kullanıcı deneyimi ve programın etkinliği ölçümlenmiştir. Şiddet mağduru olan kullanıcılar ile anket yapılarak elde edilen veriler SPSS (Ki Kare/ Fisher's Exact) ile analiz edilmiştir. Katılımcılarla yapılan çalışma sonucuna göre, kendilerine güven sağlayan uygulamayı başarılı buldukları ve programın iyi olduğu yönünde genel bir tespit yapılmıştır. Uygulamanın bilgilendirme ve eğitim faaliyetleriyle toplumda bilinirliğinin sağlanması, hem aile içi iletişime yardımcı olacak hem de kadına karşı şiddet olaylarının azalmasına katkı sağlayacaktır.
Bir benlik sunumu aracı olarak vloglar: Kadın ev vloggerlarının çevrimiçi benlikleri üzerine bir analiz
Kadınlar vloglar aracılığıyla, cinsiyetçi iş bölümü çerçevesinde kendilerine yüklenen ev içi sorumlulukları yerine getirirken gelir elde etmekte, ücretsiz ev içi emeklerini kullanıcı emeği ve veri üretimi koşulu ile ücretli hale getirmektedirler. Ev vlogları, ev işlerinin geçiciliği karşısında somut çıktılar elde etme imkânının yanında kadınların duygu ve düşüncelerini aktardıkları bir ifade sahası ve takipçi/izleyici topluluklarıyla çok yönlü ve yakınlığa dayalı iletişim bağları kurmanın bir yoludur. Ev işlerinin, aile ilişkilerinin ve bir mekân olarak evin dijital kamusal seyre açılması, görünmez ve mahrem sınırlar içinde kalan pratiklerin görünür hale geldiği bir tür ara-alan yaratmaktadır. Çalışma bu çok katmanlı sahada, kadın ev vloggerlarının çevrimiçi benlik sunumlarını sabit olmayan söylemlerle bir dizi çatışma ve uzlaşı temelinde tekrar tekrar kurmalarına, toplumsal normların kabulü yanında kendini gerçekleştirmeye yönelik talep ve çabalarına, ekonomik ve sosyal beklentilerine, performatif ve sembolik anlamları taşıyan etkenler olarak ev işlerinin, evlerin ve eşyaların vloglardaki görünümüne odaklanmaktadır. Çalışmada ana akım olarak nitelendirilebilecek 14 ev vlog kanalında yer alan içerikler arasından oluşturulan bir izlem havuzuna nitel içerik analizi uygulanmış, aynı zamanda vlogosferi gözlemlenmesinde dijital etnografik yöntemlerden de faydalanılmıştır.
Türk mizah dergilerinde postmodern din olgusunun söylemi ve analizi
Postmodern süreçte tüm kavramlar ve olgular, oturdukları zeminin küresel etkilerle sabitliğini yitirmesi ve kaybolan sınırların etkisi sonucunda ileri derecede dönüşürken toplumların şekillenmesinde büyük öneme sahip olan din olgusu da bu süreçle birlikte, sadece içsel yapısı itibariyle değil, aynı zamanda toplumsal etkisi bakımından da değişim ve dönüşüme uğramıştır. Aydınlanma sürecinde aklın ve bilimin üstünlüğüne dayanan bakış açısıyla toplumdaki nüfuzu geri plana düşen dinin etkisinin tamamen yok olacağını ve toplumların akla dayanan yöntemlerle var olacağını iddia eden seküler düşünürler postmodern dünyada dinlerin yok olmadığını aksine farklılaşarak bireysel ve çoğulcu platformlara çekildiğini ve güçlenerek var olduğunu deneyimlemişlerdir. Zaman zaman akılcı yollarla çözülemez hale dönüşen modern dünyanın krizleriyle baş etmek için bireyler dini kurumsal yapılardan uzaklaşsa dahi kendi inanç sistemlerini evlerinde ve özel alanlarında yaşatmaya devam etmişlerdir. Bir kriz olarak küresel bir salgının (Covid-19) sonucunda modern bireyler, akıl yoluyla üretilmiş çözümlerin yeterli gelmediği bu probleme karşı kendi inanç sistemlerini üretmişlerdir. Yaşanan bu krizin tetiklediği çeşitli toplumsal problemler sonucunda postmodern din olgusu gözlemlenebilir bir hal almıştır. Bu çalışma kapsamında mizah, dinin geleneksel yapısına oldukça ters düşmesine karşılık, tam da bu silikleşen sınırlar üzerine konumlandırılan söylemler üzerinden postmodern zaman dinini anlamak üzere yola çıkılarak mizahın en etkili yollarından biri olan karikatür metinleri üzerine hem içerik hem de söylem analizi yapılacaktır.
Büyük veri ile medyalar arası gündem belirleme analizi: Finlandiya, İsveç ve Türkiye örneği
Bu doktora tezi, geleneksel medya ile sosyal medya arasındaki medyalar arası gündem belirleme dinamiklerini büyük veri analizi yoluyla incelemektedir. Temel araştırma sorusu, aynı ülke içinde ana akım medya organları ile sosyal medya platformları arasında karşılıklı bir gündem belirleme ilişkisi olup olmadığını sorgulamaktadır. Mayıs 2022'de NATO üyeliği tartışmaları sırasında Finlandiya, İsveç ve Türkiye'ye ait üçer ulusal gazetenin çevrim içi haber içerikleri ile aynı ülkelerdeki X (Twitter) gönderileri sistematik biçimde toplanmıştır. Python tabanlı araçlarla işlenen bu veriler içerik analizi, çapraz gecikmeli korelasyon ve Rozelle-Campbell taban hizası yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular, Türkiye'de çift yönlü bir gündem aktarımı olduğunu; İsveç ve Finlandiya'da ise sosyal medyanın zaman zaman geleneksel medyayı etkilediğini göstermektedir. Bu sonuçlar, sosyal medyanın artık yalnızca gündemi yansıtan değil, aktif şekilde gündem şekillendiren bir aktör haline geldiğini ortaya koymaktadır. Araştırma, çoklu ülke karşılaştırmasıyla gündem belirleme kuramını yeniden test ederken, nitel ve nicel yöntemleri bir arada kullanarak iletişim alanına hem kuramsal hem yöntemsel katkı sunmaktadır. Ayrıca, sosyal medya içeriklerinin uluslararası gelişmelerde geleneksel medyayı nasıl etkileyebileceğini göstermesi açısından da önemli çıkarımlar barındırmaktadır. Çalışma, dijital kamusal alanda medya etkileşimlerini anlamaya yönelik yenilikçi bir çerçeve sunmaktadır.
Üniversite öğrencilerinin çevrimiçi paylaşım platformlarına katılım nedenlerinin belirlenmesi
Günümüzde mal ve hizmet sağlayıcılar ile bu ürün veya hizmetlerin alıcıları arasında iletişim, etkileşim ve alışveriş olanağı sağlayan platformlara, uygulamalara her yerde rastlamak mümkün hale gelmiştir. Başta bilgi ve iletişim teknolojilerini daha etkin kullanan gençler olmak üzere son yıllarda, tüm tüketiciler söz konusu çevrimiçi paylaşım platformlarına ilgi göstermeye başlamışlardır. Özellikle gençlerin bu platformları hızlı bir şekilde benimsemesi, platformlara yapılan finansal yatırımların artması, sahip olunan yenilik ve büyüme potansiyeli, konuyu, araştırılması gereken bir hale getirmektedir. Ancak konuyla ilgili yapılacak diğer araştırmalara da temel olacağı düşünülen katılım nedenlerine ilişkin nitel ve nicel çalışmalar yeterli düzeyde değildir. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı, üniversite öğrencilerinin çevrimiçi paylaşım platformlarına katılım nedenlerini belirlemek, söz konusu nedenler ile katılım niyeti arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmaktır. Çalışmadan elde edilecek verilerin daha katılımcı dostu platformların ortaya çıkmasına katkı sağlaması umulmaktadır. Çalışmada öncelikle katılım nedenlerinin ortaya çıkarılmasına yönelik nitel bir araştırma gerçekleştirilmiş, nitel araştırma sonucunda katılım niyetine etki ettiği düşünülen faktörler belirlenmiş ve bu faktörlerden yararlanılarak bir model önerisinde bulunulmuştur. Model ve araştırma hipotezlerinin test edilmesinde Yapısal Eşitlik Modellemesi analizi kullanılmıştır. Analiz sonucunda model ve örneklemin uyumlu olduğu ortaya çıkmış, ileri sürülen hipotezlerin büyük bir kısmı doğrulanmıştır. Maddi fayda, sosyal etkileşim, yorum ve derecelendirmelere duyulan güven ile sürdürülebilirlik algısının katılım niyetini olumlu bir biçimde etkilediği bulunmuştur. Ayrıca katılım niyetini etkileyen faktörlerin cinsiyet, yaş, gelir düzeyi, internet ve sosyal medya kullanımı gibi demografik değişkenler açısından anlamlı bir fark taşıyıp taşımadığı da araştırılmıştır. Anahtar Sözcükler: Çevrimiçi paylaşım platformları, Paylaşım ekonomisi, Katılım niyeti, Motivasyon
Haber medyasında kadın gazetecilerin konumu: Azerbaycan ve Türkiye'de kadın gazeteciler
Medya insanın günlük yaşantısında her geçen gün daha fazla yer almaktadır. 20 ve 21 yüzyılda teknolojik yeniliklerle bu alan neredeyse yaşamımızın tamamını kapladı. Gazeteler, radyo, televizyon, sosyal medya günümüz toplumunda önemli konumdadır. İletişim araçları toplumda sağlıklı bir düzen sağlamaya yardımcı olmaktadır. Günümüz toplumunun düzeninin sağlanmasında ve gelişiminde iletişim araçlarının yanı sıra bu alanda çalışan gazetecilerin de büyük katkıları vardır. Bu çalışmada haber medyasında çalışan kadın gazetecilerin konumu, haber konuları, yöneticilik ve kadın temsillerine etki durumları incelenmektedir. Aynı zamanda da Feminizmde medyanın kadın haklarıyla, kadınlarla ilgili konumunu tartışılmaktadır. Kadın gazetecilerin kültürel, ekonomik, toplumsal özelliklerinin yanında Azerbaycan ve Türkiye kadın gazetecilerinin çalışma kültürü araştırmalarla kıyaslanmıştır. Çalışmada haber medyasında 10 Azerbaycanlı,10 Türk kadın gazeteci ile görüşmeler yapılmış ve görüşmeler yorumlanmıştır. Anahtar sözcükler: Medya, Kadın gazeteciler, Haber, iletişim
Çokuluslu proje ekiplerinde taraflar arası kültürel farklılıklardan kaynaklanan iletişim çatışmaları yönetimi: Kayıp Annem 2 projesi örneği
Küreselleşme ile birlikte işletmelerin çokuluslu hale dönüşme eğilimi, kültürel paylaşım alanlarının artışına neden olurken, farklı yapıdaki ekiplerle bir arada çalışmayı ve bu ekipler içerisindeki kültürel farklılıklarla baş edebilmeyi gerektirmektedir. Farklı kültürlerden gelen bireylerin birbirlerini daha iyi anlayabilmeleri ve ortak bir amaç için çaba gösterebilmeleri için, genel hatları ile birbirlerini tanıyabilmeleri, kültürlerinin verdiği iletişim unsurlarını çözümleyebilmeleri gerekir. Çokuluslu ekiplerde kültürlerarası farklılıklardan kaynaklanan iletişim çatışmalarının yönetimini inceleyen bu araştırmada Kayıp Annem 2 projesi çokuluslu proje film ekibi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bulgular, öncelikle ekibin yapısı hakkında bilgiler sunmuş, bu bilgiler doğrultusunda da incelenen ekibin yaşadığı iletişim çatışmaları hem kültürel farklılıklar hem de dil bariyeri kaynaklı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular da alanyazındaki kültürel boyutlar ve yönetim modelleri ile ilişkilendirilerek çokuluslu ekiplerin etkin ve başarılı çalışmaları için önerilerde bulunulmuştur.
Sayısal göçmenler ve sayısal yerlilerin doğal reklama ilişkin tutumları üzerinde medya türünün ve marka belirginliğinin etkileri
Doğal reklam, yer aldığı platformun diğer içerikleriyle tasarımsal, biçimsel ve etkileşimsel olarak kaynaşmış çevrimiçi bir reklam türüdür. Yayıncı kuruluşlar için bir gelir kaynağı modeli olarak ortaya çıkan doğal reklamlara ilişkin tutumların, medya türlerinin yüklemelerinden ve içeriğin reklam olduğuna ilişkin bazı göstergelerin belirginliğinden etkilendiği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, sayısal göçmenler ve sayısal yerlilerin makale formatında doğal reklama karşı tutumları üzerinde, reklamın yer aldığı medya türünün ve marka belirginlik düzeyinin etkilerini ortaya koymaktır. Deneysel modelde ve 2x2x2 faktöriyel desende bir araştırma gerçekleştirilerek toplam 195 katılımcıdan sayısal yerlilik-göçmenlik ölçeği, anımsama testi ve tutum ölçeğiyle veri toplanmıştır. Veriler bağımsız örneklemler t-testleri, ANOVA ve iki durumlu lojistik regresyon teknikleriyle analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre bağımsız değişkenlerin reklam mesajlarının anımsanması, yayıncı İnternet sitesine karşı tutumlar ve paylaşma eğilimi üzerinde anlamlı bir etkisi yoktur. Ancak medya türünün doğal reklam içeriğine karşı tutumlar ve sponsor beyanının fark edilmesi üzerinde anlamlı bir etkisi vardır. Kaynak güvenirliği bakımından da farklı medya türleri arasında anlamlı farklılık bulunmaktadır. Marka belirginlik düzeyinin içerikte bir markadan söz edildiğinin fark edilmesi ve marka öğelerinin hatırlanması üzerinde anlamlı etkisi vardır. Çalışma ayrıca bireylerin sayısal teknoloji yetkinliğinin değerlendirilmesinde yaşın yanı sıra günlük İnternet kullanım süresi, İnternet kullanım deneyimi ve çevrimiçi etkinliklerinin kapsamının da etkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Kurumsal logonun kurumsal imaj ve kurumsal itibar üzerindeki etkileri: Yurtiçi Kargo örneği
Günümüzde farklı sektörlerde yer alan çok sayıda kurum vardır. Kalabalığın içinde yer edinmek isteyen kurumlar kendilerini ifade eden kurumsal kimlikleri doğrultusunda kurumsal görsel kimliklerini oluştururlar. Kurumsal görsel kimlik unsurları ile hedef kitlelerinin zihinlerinde bir yerlerde yer endirler. Böylece kurum kendi imaj ve itibarının oluşumunu sağlar. Görsel kodların iletişimdeki yerinin önemli olduğu düşünüldüğünde görsel kimlik unsurlarından olan logonun da önemi ortaya çıkmaktadır. Kurumsal logoları aracılığı ile kendilerini görsel kodlarla ifade ederler. Bu şekilde kendilerini hedef kitleye sunarak, tanınmaya ve zihinlerde yer edinmeye çalışırlar. Bu çalışma, kurumların logolarının kurumsal imaj ve kurumsal itibara etkilerini ölçmek amacıyla tasarlanmıştır. Bu amaca ulaşmak için kargo taşımacılık sektöründen Yurtiçi Kargo'ya odaklanılmıştır. Araştırma anket yöntemi vasıtası ile yapılmıştır. Çalışma sonucunda anket cevaplarının yorumlanmasıyla logoyu oluşturan renk, yazı biçimi ve tasarım unsurlarının kurumsal logo ile aralarında pozitif yönlü ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca kurumsal logonun kurumsal imaj ve kurumsal itibar arasında pozitif yönlü ilişki olduğu, kurumsal imaj ve kurumsal itibarın etkileşimli olduğu bulunmuştur.
Kurumsal markaların desteklenmesinde sosyal medyanın rolü: Tanzanya telekomünikasyon şirketleri örneği
This study aimed at exploring the role of social media in promoting organizational brand of the telecommunication organizations. The study employed mixed methods of both qualitative and quantitative research approaches. Three research methods were used in conducting this study; content analysis, interview and online questionnaire survey. The study involved 870 Facebook posts from the four telecommunication organizations in Tanzania which were analyzed qualitatively. Also, 116 respondents were featured in this research whereby 16 respondents participated in the interview and the other 100 participants filled in the online questionnaire survey. The results of the study reveal that, social media play the great role in promoting organizational brand of the telecommunication organizations. Through the posts shared on Facebook, organizations managed to make their organizational brands recognized by and shared information about organizations to their stakeholders. This study shows that, social media offer to organizations alternative way of branding the corporate brand in front of their stakeholders instead of relying on the mainstream media only. Further research is required on the roles of social media in the building of organizational brand from the perspective of the organizations' practitioners. Keywords: Social media, Facebook, Organizational brand, Organizational communication, Telecommunication organizations.
Personelin yöneticilere dair güven düzeyleri ile iletişim doyum düzeylerinin değerlendirilmesi: Dumlupınar Üniversitesi'nde bir uygulama
Bu çalışmada insan ilişkileri açısından önemli olduğu düşünülen iletişim ve güven konuları ele alınmıştır. Özellikle yönetici pozisyonundaki bireylerin vakitlerinin çoğunu geçirdikleri iş yerlerindeki personeli ile kurdukları ilişkilerin sağlıklı yürümesinin hem bireysel hem kurumsal fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Bu sebeple yönetici ile çalışan arasındaki ilişkiler güven ve iletişim perspektifinde araştırılmaya değer görülmüştür. Yapılan çalışmanın temel amacı akademik bir kurumda görev yapmakta olan personelin iletişim doyumu ile güven düzeylerinin incelenmesi ve personelin güven düzeyi ile iletişim doyum düzeyleri arasında ilişkinin varlığının ve yönünün tespitidir. Araştırmanın ilk kısmında personelin iletişim doyum düzeyleri örgütsel algı, iletişim iklimi, örgütsel bütünleşme, medya kalitesi, bireysel geribildirim, yatay iletişim ve üstlerle iletişim boyutlarıyla ele alınmış; iletişim doyum düzeyi en yüksek olan boyutun örgütsel bütünleşme olduğu görülmüştür. Ayrıca personelin en düşük doyum elde ettiği boyut ise bireysel geribildirimdir. Dumlupınar üniversitesi personelinin genel iletişim doyum düzeyine bakıldığında 3,66 puan orta seviye bir doyuma sahip olduğu görülmektedir. Araştırmanın ikinci kısmında yöneticilere duyulan güven düzeyi incelenmiştir. Personelin yöneticilere duyduğu güven düzeyini arttıran en önemli kriterin yöneticinin dürüstlüğü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Uyum sağlama boyutunun ise güven düzeyini en az etkilen boyut olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın son kısmında İletişim doyum düzeyi ile güven düzeyi arasındaki ilişkiye bakılmış ve aralarında pozitif anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Güven, İletişim Doyumu, Yönetici personel ilişkisi
Kurumsal iletişim deneyiminde etkileşimsel adalet söylemi: Tarihsel açıdan değerlendirme
Bu araştırmanın temel konusu; adalet kavramının sosyal yönünü içeren, etkileşimsel adalet söylemdir. Araştırmada; adalet, iletişim ve yönetim kavramlarının teorik yönlerinin tespit edilmesi; bu kavramların tarihsel inşasını ve değişimini farklı dönem düşünürlerinin örneğinde göstererek, sosyal ve kurumsal yapı içerisinde oynadığı rolleri; geçmiş ve günümüz arasında bağlantı kurarak, bu kavramların değerlendirilmesi, kıyaslanması ve ortaya çıkan etkisini ortaya koyarak; kurumsal yaşamın belirleyicisi konumunda olan etkileşimsel adalet kavramına ulaşılması ve teorik analizinin yapılması amaçlanmaktadır. Tarihsel bellekte tüm insanların ortak çabası; yaşamlarını adil, mutlu ve refaha ulaştırma idealine yöneliktir. Bu ortak yaşamda ortaya çıkan her tür adaletsizlik ve iletişimsizlik sorunları, düzeni bozmakta ve insanların davranışlarında değişikliklere neden olduğu gibi, adaletsizlik algısına da yol açmaktadır. Bu bakımdan, adalet ve iletişim olguları, kurumsal yaşamın belirleyicileri olmakla birlikte, bireysel ve kurumsal gücünü de ortaya koymaktadır. Tarihsel deneyimde; tüm kurumların devamlılığını sağlayan ve aynı zamanda etkileyen insan unsurudur. İnsan unsurunun uyguladığı adalet biçimi ve kullandığı iletişim şekli hem insanlar arası ilişkinin kalitesini hem de yönetim biçimini etkilemektedir. Bu nedenle tarihsel deneyimde, yöneticilerin önem vermesi gereken; insan, adalet ve iletişimdir. Zira, adalet, insan ile başlamakta ve kişiler arası etkileşim sürecinde ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte iletişim etiği ile eşitlik algısı prensipleri temelinde insanların eylemlerine yansımaktadır. Bunun için, tarihsel deneyimin ortak vurgusu; insanların içsel doğası/hijyeni, dışsal eylemlerini belirlediği yönündedir. Bu eylemler, kuruma ve insanlara yansımaktadır. Bu nedenle erdemli insanlardan oluşan topluluk meydana getirmek için, öncelikle insanın adil bir birey olarak yetişmesini sağlamak gerekmektedir. Zira, tarihsel bellekte adaletin; kurumsal dengeyi, düzeni, birleşimi ve eşitliği sağlayan bir güç olmasını belirleyen, insandır. Anahtar Kelimeler: Adalet, Yönetim, Kurumsal iletişim, Etkileşimsel adalet, İletişim etiği,
Demografik farklılıkların dijital eşitsizlik üzerindeki etkilerinin dijital antropoloji bağlamında incelenmesi
Dijital eşitsizlik, bireylerin dijital teknolojilere erişim, kullanım ve yarar sağlamasında ortaya çıkan farklılıkları tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu çalışma, demografik farklılıkların dijital eşitsizlik üzerindeki etkilerini ve dijital kültüre dahil olmanın ya da dışında kalmanın ne ifade ettiğini incelenmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, dijital eşitsizlik ve kültür arasındaki ilişki dijital antropolojik bakış açısıyla ele alınmaya çalışılmıştır. Araştırma ardışık karma modelde desenlenmiştir. Araştırmanın evrenini Sakarya ilinde yaşayan 18 yaş üzeri bireyler oluşturmaktadır. Evrenden yansız örnekleme tekniği ile seçilen 504 katılımcıdan anket kullanılarak veri toplanmıştır. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi verebilecek nitelikte olduğu değerlendirilen 8 katılımcıya ise yarı- yapılandırılmış görüşme uygulanmıştır. Anket çalışmasında katılımcıların erişim ve yarar düzeyini ölçmeye yönelik ifadeler yöneltilmiştir. Kullanım boyutu ise Mike Ribble'nın geliştirdiği dijital vatandaşlık alt boyutlarına göre araştırmacı tarafından hazırlanan Likert tekniğine uygun sorularla ele alınmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların dijital teknolojilere erişim düzeyi oldukça yüksektir. Kullanım düzeyinde ise özellikle yaş faktörüne göre kullanım farklılıkları belirlenmiştir. Yarar elde etme düzeyinde eğitim seviyesi yükseldikçe ve yaş azaldıkça doyum düzeyinin arttığı görülmüştür. Yarı- yapılandırılmış görüşmelerde ise dijital kültüre ilişkin bulgular elde edilmiştir. Sonuçlara göre dijital teknolojileri kullanmak bu kültüre dahil olanları aktifleştirmekte, yaşamlarını kolaylaştırmakta ve popüler konulara dahil olmalarını sağlamaktadır. Son olarak katılımcıların yeni medyada yer alan etkinlikleri kendilerinin de yapmak zorunda olduğu bir eylem gibi düşündükleri ve dijital teknoloji kullanmadıklarında haber alma konusunda kendilerini eksik hissettikleri sonucuna varılmıştır.
Teknolojik yeniliklerin yayılması bağlamında üniversite öğretim elemanlarının uzaktan eğitim teknolojilerine yönelik tutumları
Uzaktan eğitim teknolojilerinin, uzunca bir geçmişe bulunmaktadır. Eğitim-öğretim faaliyetlerinde tamamen uzaktan eğitime geçilmesi, Covid-19 pandemisi nedeniyle gerçekleşmiştir. Bu salgın sürecinde Türkiye gibi pek çok ülke yüz yüze eğitim-öğretime ara vermek zorunda kalmıştır. Covid-19 sürecinde uzaktan eğitim teknolojilerinin kullanılması, sağlık açısından daha uygun görülmüş ve eğitim-öğretim uygulamalarının devamlılığı bu şekilde sağlanmıştır. Bu süreç öğrenen ve öğreten açısından yeni bir durum olarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın konusu, "Rogers'ın yeniliklerin yayılması modeli" çerçevesinde Covid-19 sürecinde kullanılan uzaktan eğitim teknolojilerine, öğretim elemanlarının tutumlarının nasıl olduğunu açıklamaktır. Araştırmada öğretim elemanlarının uzaktan eğitim teknolojilerine yönelik modelde yer alan yenilik özelliklerinde; "göreli avantaj, uyumluluk, karmaşıklık, denenebilirlik, gözlemlenebilirlik" ve yenilik düzeylerinde; "yenilikçi, erken benimseyenler, erken çoğunluk, geç kalan çoğunluk, geride kalanlar" gibi faktörler incelenmiştir. Çalışma sonuçları yenilik özelliklerinde, öğretim elemanları uzaktan eğitim teknolojilerini; uyumlu, denenebilir ve anlaşılır bulurken, göreli avantaj ve gözlemlenebilirdik konusunda orta düzeyde bir katılım göstermişlerdir. Yenilik düzeylerinde ise sırasıyla en çok "erken benimseyenler, erken çoğunluk, yenilikçi, geç kalan çoğunluk, geride kalan" olduğu bulunmuştur. Araştırmanın yeniliklerin yayılması alanına katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
Etiyopya Üniversitesi öğrencilerinin kişiler arası ve gruplararası ilişkilerine pozitif iletişimin etkisi: Jigjiga Üniversitesi örneği
This study examined the effects of Positive Communication program on interpersonal and intergroup relationships of Ethiopian university students. A pretest-posttest control group quasi-experimental research approach was used to assess the data received from the participants. This study involved a program piloted and experimented for its potency in boosting positive interpersonal and intergroup relationships among Ethiopian university students. Prior to implementing the program, the Friendship Maintenance scale and General Intergroup Contact Quantity and Contact Quality scale were used to assess the interpersonal and intergroup relationships' levels of the participants (n=97: 49experiemnt & 48control). Then, an eight-session positive communication training program was designed and tested for its effectiveness in enhancing interpersonal and intergroup relationships. In this quasi-experimental study, positive communication was found to be an effective method for enhancing interpersonal and intergroup relationships and minimizing interactional problems among Ethiopian university students. Therefore, it is suggested that the Positive Communication Program could be implemented to facilitate intergroup relations and reduce conflicts, tensions, and misperceptions among outgroup members. Finally, implications and future directions for research are discussed in light of the findings.
İletişim iklimi ve işyeri yalnızlığı ilişkisinde temel psikolojik ihtiyaçların aracılık rolü
Bu araştırmanın amacı, örgüt içerisinde örgüt kültürü başta olmak üzere birçok değişkenle etkileşim halinde olan örgütsel iletişim ikliminin çalışanların işyerinde yaşadığı yalnızlık durumlarıyla olan ilişkisine temel psikolojik ihtiyaçların ne ölçüde ve ne yönde etki ettiğini belirlemektir. Araştırmada, nicel paradigma kapsamında, betimsel araştırma modeli, ilişkisel model ve karşılaştırmalı modeli içeren karma bir yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın uygulaması bir devlet ve bir vakıf üniversitesinde yapılmıştır. Veri toplama sürecinde; Demografik Bilgi Formu, İletişim İklimi Envanteri, Temel Psikolojik İhtiyaçların Tatmini Ölçeği ve İşyeri Yalnızlığı Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma kapsamında toplam 255 öğretim elemanından elde edilen veriler analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda oluşturulan model bir devlet ve bir vakıf üniversitesi için ayrı ayrı olmak üzere ve kıdemli ve kıdemsiz akademisyen örneklemleri için ayrı ayrı olmak üzere test edilmiştir. Buna göre hem devlet hem de vakıf üniversitesinde destekleyici iletişim ikliminin temel ihtiyaç tatminini artırarak duygusal yoksunluğu ve sosyal izolasyonu azalttığı, savunmacı iletişim ikliminin ise hem devlet hem de vakıf üniversitesinde duygusal yoksunluğu ve sosyal izolasyonu artırdığı tespit edilmiştir. Kıdemli akademisyen örnekleminde destekleyici ve savunmacı iletişim iklimi ile duygusal yoksunluk ve sosyal izolasyon arasındaki dolaylı etkinin anlamsız olduğu görülmüştür. Kıdemsiz akademisyen örnekleminde ise destekleyici iletişim ikliminin temel ihtiyaç tatminini artırarak duygusal yoksunluğu ve sosyal izolasyonu azalttığı, savunmacı iletişim ikliminin ise duygusal yoksunluğu ve sosyal izolasyonu artırdığı tespit edilmiştir.
Sağlık iletişiminde kriz yönetimi: Pandemi döneminde özel hastanelerin sosyal medya kullanım pratikleri
Teknolojik gelişmeler ile sosyal medya bireyler ve kurumlar açısından son derece önemli hale gelmiştir. COVID-19 gibi küresel kriz ortamında hem kamu kurumları hem de özel kuruluşlarının iletişim faaliyetleri geleneksel medya yerine sosyal medya araçlarıyla sağlanmıştır. Sosyal medyanın hızlı ve kolay erişilir olması çoğu zaman avantaj kabul edilirken bu tür kriz dönemlerinde panik ortamının da etkisiyle kontrolsüz bilgi paylaşımı olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı kurum ve kuruluşlar, üniversite hastaneleri ile özel sağlık kuruluşları gibi sağlık profesyonellerinin kaynak durumunda bulunduğu sağlık iletişimi süreçleriyle; toplumsal anlamda sağlık hizmetlerinin ilerlemesi, toplumsal farkındalığın oluşması ve bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışma, pandemi döneminde özel hastanelerin sosyal medyayı hangi amaç ve stratejiler için kullandıklarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda, 2020 yılında Capital Dergisi tarafından yapılan araştırmada Türkiye'nin En iyi 500 şirketi arasına giren özel hastanelerin resmi Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarından yaptıkları paylaşımlar içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir.
İnsan kaynakları yönetiminde dijital dönüşüm ve iletişimin stratejik rolü
Teknoloji, küreselleşme, dünya nüfusunun demografisi, ekonomi ve yeni çalışma biçimleri günümüz çalışma hayatında değişikliklere neden olmaktadır. Yönetim ve çalışanlar arasında köprü görevi gören ve çalışan yaşam döngüsüne ilişkin düzenlemelerden sorumlu olan insan kaynakları birimi bu değişikliklerin uygulanmasında ve etkilerinde stratejik bir role sahiptir. Bu araştırmanın temel amacı farklı sektörlerdeki organizasyonlarda çalışan insan kaynakları uzmanlarının görüşlerine dayanarak insan kaynakları yönetiminin temel fonksiyonlarındaki dijital dönüşümü ortaya koymaya çalışmaktır. Bu amaçla; hızlı servis, otomotiv, hazır giyim, lojistik, holding, danışmanlık, eğitim danışmanlığı, teknoloji, enerji, bankacılık, medikal, tekstil, kahve, e-ticaret, yazılım, ambalaj, havayolu, hızlı tüketim, bilgi teknolojileri, cam ambalaj, üretim ve kozmetik gibi farklı çalışma alanlarında insan kaynakları pozisyonlarında görev yapan 30 katılımcı ile görüşme yapılmıştır. Bu görüşmelerden elde edilen veriler; katılımcıların deneyim aktarımında bulunduğu insan kaynakları etkinliklerine katılım ile desteklenmiştir. Bu bağlamda, araştırmada elde edilen veriler katılımcıların ve sektörlerin özellikleri; dijital dönüşüm tanımları, İK fonksiyonlarının uygulamaları; İK uygulamalarında iletişimin rolü temalarında sınıflandırılmış ve yorumlanmıştır. Hem literatür hem de katılımcıların görüşleri bu paradigma değişiminin teknolojik, kavramsal ve İK analitiği bağlamında işin insandan uzaklaşması değil işin insancıllaştırılması için kullanımının önemine dikkat çekmektedir. Ancak organizasyonların bu uygulamaları benimseme biçimleri ve hızları uygulamaların sonuçlarının ve etkilerinin değerlendirilmesi ile ilgili eksikliklerin olabileceği ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla bu uygulamaların paylaşılması, üzerine konuşulması ve etkilerinin araştırılması çalışma yaşamı ve organizasyonların sürdürülebilirliği açısından çok önemlidir.
Sosyotelizm ile dijital tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: Anadolu Üniversitesi örneği
Yüz yüze iletişim sırasında telefona ile meşgul olmak olarak tanımlanan sosyotelizm davranışı akıllı telefonların yaygınlaşması ile ortaya çıkan problemlerden biridir. Farklı sosyal ortamlarda karşılaşılan ve sosyolojik bir boyutu da olan bu davranış çeşitli bağımlılık türleri ile ilişkilidir. Dijital tükenmişlik ise teknolojiye fazla maruz kalma sonucu ortaya çıkan yorgunluk ve bitkinlik hali olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı sosyotelizm davranışının ilişkili olduğu bağımlılık faktörlerini ve dijital tükenmişlik ile olan ilişkisini incelemektir. Nicel veri toplama yöntemi ile desenlenen çalışmada, 1050 öğrenciden veri toplanmış ve veriler Genel Doğrussal Model, regresyon ve MANOVA gibi tekniklerle analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; akıllı telefon bağımlılığı, internet bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, SMS bağımlılığı sosyotelizm davranışı ile ilişkilidir. Oyun bağımlılığının ise sosyotelizm ile arasındaki ilişkili olumsuzdur. Sosyotelizm davranışının ortaya çıkmasına etki eden en önemli faktörün akıllı telefon bağımlılığı olduğu görülmektedir. Sosyotelizm davranışı dijital tükenmişlik ile anlamlı ve olumlu bir ilişkiye sahiptir. Sosyotelizm; dijital tükenmişliğin alt boyutları olan dijital tükenme, dijital yoksunluk ve dijital yıpranma boyutlarının her birinde olumlu bir etkiye sahiptir. Bu değişkenlerin ve araştırma hipotezlerinde yer alan diğer değişkenlerin ilişkileri incelendiğinde değişik düzeylerde anlamlı sonuçlar bulunmuştur.
Kargo firmalarına ilişkin algılanan hizmet kalitesi ve itibarın ölçümlenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, kargo firmalarına ilişkin algılanan hizmet kalitesi ve kurumsal itibar ilişkisini belirlemeye yöneliktir. Genel tarama deseninde yürütülen araştırmanın verileri çevrimiçi anket yoluyla toplanmıştır. Araştırmanın veri toplama aracı; üç bölüm içermektedir. Birinci bölüm, demografik özellikleri belirlemeye yönelik sorulardan, ikinci ve üçüncü bölüm algılanan hizmet kalitesini ve kurumsal itibarı belirlemeye yönelik Likert ölçeklerinden oluşmaktadır. Algılanan hizmet kalitesini ölçmek için SERVQUAL ölçeği, kurumsal itibarı ölçmek için İtibar Katsayısı Ölçeği kullanılmıştır. Hazırlanan veri toplama aracı, pandemi sürecinde kargo hizmeti almış ve almakta olan 2581 bireysel kullanıcıya uygulanmıştır. Araştırma verilerinin analizi SPSS istatistik paket programı ve Amos 23.0 programı aracılığıyla gerçekleşmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, kargo hizmeti alanların algılanan hizmet kalitesi puanları ile kurumsal itibar algıları arasında güçlü bir ilişki vardır. İtibar ve kalite hizmet algısı kargo hizmeti sektöründe birbiriyle ilişkili iki önemli değişkendir. Kullanıcıların cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu ve kargo kullanma sıklıkları da bu değişkenleri algılayışlarını etkilemektedir. Hizmet algısı ve itibar stratejileri için kargo şirketlerinin bu özelliklere ilişkin stratejiler geliştirmesi gerekmektedir.
COVID-19 döneminde bireylerin risk algıları, özyeterlik algıları ve salgına yönelik davranışlarında görsellerin rolü
Kriz durumlarında, özellikle salgın gibi ciddi halk sağlığı sorunlarında, hedef kitleye etkili bir şekilde ulaşmak son derece önemlidir. Bu noktada, görsel kullanımı risk mesajlarının etkili bir şekilde iletilmesine yardımcı olmaktadır. Salgının kontrol altına alınması ve yayılmasının önlenmesi için bireylerin risk algısı, salgına yönelik öz yeterlikleri ve davranışları büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, Covid-19 salgınına yönelik bireylerin maruz kaldıkları görsellerin salgına yönelik algıladıkları risk düzeyi ve öz yeterliklerini nasıl etkilendiğini ve bu etkilerin salgına yönelik davranışlarını nasıl etkileyeceğini ölçmektir. Araştırmanın uygulanması için Biga Belediyesi'nde çalışan 360 personelden ölçek ve anket yardımıyla toplanan veriler analiz edilmiştir. Tarama modelinde gerçekleştirilen araştırmada toplanan veriler, yapısal eşitlik modellemesi, t-testi ve ANOVA teknikleriyle analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; kadın çalışanların görsellere yönelik ilgisi ve algıladıkları risk düzeyi erkek çalışanlara göre anlamlı bir şekilde daha yüksektir. Eğitim seviyesi de görsellere yönelik ilgi ve algılanan risk açısından anlamlı farklılıklar yaratmaktadır. Araştırma modeli sonuçlarına göre araştırma faktörleri birbirlerini olumlu olarak etkilemektedir. Bireylerin görsellere gösterdikleri ilgi algıladıkları risk ve öz yeterlik algılarını artırmaktadır. Salgına yönelik algılamış oldukları risk ve öz yeterlik algıları ise salgına yönelik davranışlarını etkilemektedir.
Müşteri şikâyetlerinin, müşteri teşekkürüne dönüştürülmesi sürecinde iletişimin yönetimine ilişkin model önerisi
Müşterilerin şikâyet ve memnuniyetlerini iletebilecekleri kanalların çoğaldığı, memnuniyetin ve memnuniyetsizliklerin hızlıca yayılabildiği günümüzde, şikayetlerin müşteri teşekkürüne dönüştürülmesi firmaların müşterilerini elde tutmaları için bir fırsat olarak görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, müşteri şikayetlerinin müşteri teşekkürüne dönüştürülme sürecinde iletişimin yönetimine ilişkin bir model ortaya koymaktır. Örnek olay incelemesi metodu ile yürütülen bu çalışma, nitel ve nicel verilerin toplandığı eş zamanlı paralel desende gerçekleştirilmiştir. Müşteri şikâyeti ile başlayıp müşterilerin teşekkürü ile sonuçlanan müşteri talepleri nicel olarak analiz edilmiş, müşteri temsilcisi olarak çalışan bir grup ile ilk odak grup görüşmesi, yönetici olarak çalışan bir grup ile de ikinci odak grup görüşmesi yapılmıştır. Kuruluşun genel müdürü ile derinlemesine görüşme yapılarak nitel veriler toplanmıştır. Şikâyetlerin yönetimi süreci incelenmiş, süreç akışı ve ilgili birimler ortaya çıkarılmıştır. Müşteri temsilcilerinin müşteri ile görüşmelerinde çağrının açılışının, müşteri ile empati kurulmasının, şikâyetin ilgili birimlere aktarılmasının, sorunun takipçisi olunmasının, şikâyet ile ilgilenen birimlerin koordinasyonunun ve çalışanların yetkilendirilmesinin önemi ortaya koyulmuştur. Müşteri temsilcilerinin sıcak ve samimi bir iletişim dili kullanmasının önemli olduğu görülmüştür. In today's world, where the channels for customers to express their complaints and satisfaction have multiplied, and where both contentment and discontent can rapidly disseminate, the transformation of complaints into customer appreciation is seen as an opportunity for companies to retain their customer. The aim of this study is to present a model for managing communication in the process of transforming customer complaints into customer appreciation. This study, conducted through a case study method, employed a concurrent parallel design to collect qualitative and quantitative data. Customer requests, starting with complaints and concluding with expressions of appreciation, were analyzed quantitatively. An initial focus group discussion was conducted with a group of customer representatives, a second focus group discussion was held with a group of managers. In-depth interviews were also conducted with the organization's general manager to gather qualitative data. The process of managing complaints was examined, revealing the flow of the process and the involved units. The importance of elements such as the opening of the call, establishing empathy with the customer, transferring the complaint to relevant departments, tracking the progress of the issue, coordinating involved units, and empowering employees was highlighted in the interactions between customer representatives and customers. It was observed that using a warm and sincere communication style is crucial. The studies conducted within the scope of this thesis were supported by TÜBİTAK within the scope of the 2211/A BİDEB.
Instagram kullanıcılarının gösterişçi tüketim eğilimleri: Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi öğrencileri üzerine bir araştırma
Bu araştırmada, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi'nde kayıtlı öğrencilerin bir sosyal medya platformu olarak Instagram'da gösterişçi tüketim eğilimleri; sosyal kabul ihtiyacı, hedonik tüketim ve marka bilinci değişkenleri açısından incelenmiştir. Nicel araştırma yönteminin ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilen çalışmada, gösterişçi tüketim eğiliminin marka bilinci ve hedonik tüketim üzerindeki etkisinde sosyal kabul ihtiyacının aracı rolünün olup olmadığı test edilmiştir. Öte yandan, gösterişçi tüketim eğiliminin marka bilinci üzerindeki etkisinde hedonik tüketimin bir aracı rolünün olup olmadığı da irdelenmiştir. Ayrıca, öğrencilerin demografik özelliklerinin bu değişkenler üzerinde bir rolünün olup olmadığı mercek altına alınmıştır. Araştırmanın katılımcıları, 2021-2022 öğretim yılında Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi'nde kayıtlı ve araştırma anketine gönüllü olarak katılan öğrencilerdir. 396 öğrencinin verisiyle gerçekleştirilen analizler neticesinde bulgular, öğrencilerin en çok paylaşım memnuniyeti için Instagram'da paylaşım yaptıklarını gösterirken gerçekleştirilen paylaşımlarda sosyal kabul ihtiyacı ile hedonik tüketimin yüksek olduğu dikkat çekmiştir. Bununla birlikte; gösterişçi tüketim eğiliminin sosyal kabul ihtiyacı, hedonik tüketim ve marka bilinci üzerinde bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, sosyal kabul ihtiyacının hedonik tüketim ve marka bilinci üzerinde bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Bulgulara göre; sosyal kabul ihtiyacı, gösterişçi tüketim eğiliminin hedonik tüketim ile marka bilinci üzerindeki etkisinde aracı bir role sahip iken hedonik tüketim ise gösterişçi tüketim eğiliminin marka bilinci üzerindeki etkisinde aracı bir role sahiptir. Araştırmaya ilişkin bulgular tartışılmış ve gelecek araştırmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Instagram, Gösterişçi tüketim, Sosyal kabul ihtiyacı, Marka bilinci, Hedonik tüketim
Türkiye'de sosyal medya fenomeni olgusu
Sosyal medyanın gündelik yaşamın bir parçası olmasıyla, sosyal medya fenomenliği de sık sık karşılaşılan bir kavram olmuştur. Dünyada sayısı milyarları bulan kullanıcıları olan sosyal medya platformlarında tanınan bu kişiler, bireylerin tüketim alışkanlıklarından gündelik etkinliklerini düzenleme biçimlerine kadar birçok alanda karar mekanizmalarını etkileyen, kendilerine hayranlık duyulan, ne yaptıklarıyla yakından ilgilenilen internet ünlülerini temsil etmektedir. Bu araştırmanın amacı, kanaat önderliği çerçevesinde sosyal medya fenomenlerinin özelliklerini takipçiler üzerinden yapılan bir araştırma ile ortaya koyarak, Türkiye'de içerik üreten kişileri kapsayan bir "sosyal medya fenomeni" tanımı yapmaktır. Bu araştırmada karma yöntem tekniklerinden olan açıklayıcı sıralı karma yöntem tasarımı tercih edilmiştir. 2019-2022 yılları arasında verileri toplanan bu araştırmanın katılımcılarını, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi'ndeki 324 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada, nitel verileri elde etmek amacıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış, nicel veriler elde etmek amacıyla anket uygulanmıştır. Araştırmanın nicel verileri IBM SPSS Statistics 24 programı kullanılarak analiz edilmiş, nitel veri sonuçlarına ise tematik analiz yöntemi ile ulaşılmıştır. Sosyal medya fenomenleri takipçiler için tavsiyelerine ilgi duyulan bilgi merkezleridir. Çoğunlukla fenomenler ve takipçiler arasında arkadaşlık ilişkisine benzer bir yakınlık kurulduğu görülmektedir. Fenomenlerin deneyim kaynaklı bilgi birikimi ve toplumsal ilişkileri takipçilerin önemsediği genel özelliklerdir. Her fenomenin içerik ürettiği platforma ve içerik biçimine göre sahip olması gereken özellikler farklıdır. Özellikle alanında bilgili olan, güven veren ve samimi olan fenomenlerin toplumsal sorunların çözümünde rol oynayabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Sosyal medya, Sosyal medya fenomenliği, Kanaat önderliği, Yeni medya, İnternet fenomeni.
Yönetici iletişim yeterliliği ve iletişim kaygısının örgütsel sessizlik ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, yönetici iletişim yeterliliği ve iletişim kaygısının örgütsel sessizlik ile ilişkisinin incelenmesi, var olan durumun ortaya konulması ve yönetici iletişim yeterliliği, iletişim kaygısı ve örgütsel sessizlik arasında ilişki olup olmadığının değerlendirilmesidir. Çalışmanın literatür bölümünde iletişim yeterliliği, iletişim kaygısı ve örgütsel sessizlik kavramları teoriler, sınıflandırmalar, boyutları, etkileri ve taşıdıkları önem gibi konularla ele alınarak açıklanmış ve değerlendirilmiştir. Çalışma nicel bir çalışma olup, var olan durumu uygulanacak bir anket ile ortaya koymaya ve değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik olduğundan ilişkisel tarama çalışmasıdır. Araştırmanın örneklemini Bursa Uludağ Üniversitesi'nde (2021- 2022 eğitim öğretim döneminde) görev yapmakta olan tüm akademik personel ile idari personel oluşturmaktadır. Çalışmada 769 katılımcıdan veri elde edilmiş, elde edilen verilerin analizi YEM (Yapısal Eşitlik Modeli) çerçevesinde AMOS 28 ve SPSS28 programları ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler ile yapılan analizler neticesinde yöneticilerin iletişim yeterliliği ile örgütsel sessizlik arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İletişim kaygısı ile örgütsel sessizlik arasında ise anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Anahtar Sözcükler: İletişim, İletişim yeterliliği, İletişim kaygısı, Örgütsel sessizlik.
İç savaşların barış ile sonuçlanmasında medyanın rolü: Tacikistan örneğinin barış iletişimi açısından incelenmesi
Genel olarak medya alanı, iletişimin gelişmesinde ve önem kazanmasında en çok katkıda bulunan alandır. Medya ve toplumun ilişkilerine bakıldığında, çevredeki her önemli olay insanlara medya kanalıyla ve medyanın istediği şekilde sunulmaktadır. Özellikle, günümüzde dünyanın çeşitli noktalarında iç savaşlar yaşandığı bir dönemde medyanın rolü iyice artmıştır. Ancak bu rol olumlu ya da olumsuz olabilmektedir. İç savaş yaşayan ülkelerin bazılarında, medya, çatışmanın derinleşmesine hizmet ederken, başkalarında medyanın etkisiyle çatışma sonlandırılmıştır. Bu yüzden günümüzdeki çatışmalarda medyayı doğru ve barış yolunda kullanmak için geçmişte yaşanan çatışmalarda medyanın nasıl kullanıldığını bilmek ve bunlardan dersler çıkarmak önemli sayılmaktadır. Çatışma ortamlarında medyayı olumlu kullanmanın temeli "barış iletişimi"dir. Buna karşılık, barış iletişimi yeterince araştırılmış bir konu değildir. Medya ve çatışma ilişkisi konusunda şimdiye kadar yapılan birçok çalışmada medyanın rolü daha çok genel bir şekilde ortaya konulmuştur. Bu araştırmaya konu olarak seçilen Tacikistan iç savaş örneği ise bugüne kadar medyanın oynadığı rol açısından incelenmemiştir; ilk kez bu araştırmada ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Nitel araştırma anlayışına dayanan bu çalışmada, uluslararası deneyimleri gözden geçirdikten sonra, Tacikistan'daki durum, çatışma sürecine yakından tanıklık eden kişilerle yapılan yüz yüze görüşmelerin yanı sıra, dönemin gazetelerindeki haberlerin içerik çözümlemesi tekniğiyle incelenmesi yoluyla aydınlatılmıştır. Sonuçlar göstermektedir ki, Tacikistan iç savaşının ortaya çıkmasında siyasi aktörler, ekonomi zayıflık ve dış ülkelerin etkisi yanında medya da olumsuz bir rol oynamıştır. Tacikistan'ın bağımsız olmasından önceki Sovyetler döneminde medya üzerinde uygulanan politikaların yansımaları, bağımsızlık sonrasında da medya ortamını olumsuz açıdan etkilemiştir. Savaşın başlangıç sürecinde çatışmanın tarafları medyayı birbirini karalamak amacıyla kullanmışlardır. Ancak savaşta çok miktarda insan kaybı olunca ve binlerce kişi mülteci durumuna düştüğünde, hem siyasetçiler hem de medya bu durumun durdurulmasına dönük hareket etmelerine gerek olduğunu anlamışlardır. Nitekim, iç savaşı durdurmaya yönelik siyasal çalışmalara ek olarak, medya da özellikle barışı halk arasında teşvik etme ve tarafları barışmaya davet etme konusunda büyük rol oynamıştır. Genel anlamda hem hükümet yanlısı medya hem muhalefet yanlısı medya barışmak yönünde etkinlik güstermiştir. Özellikle, barış konusunda hükümet yanlısı medyada olumlu çalışmalar yapılmıştır. Bu konuda "Cumhuriyat" ve "Sadoi Mardum" gazeteleri barışla ilgili tüm yayınlarında hükümetin barışçı görüşünü yansıtmışlardır. En bilinen örnek olarak, "Tacikistan Radyosu"nda yayınlanan "Hoki Vatan (Vatan Toprağı)" programı ise barışın teşvik edilmesinde büyük rol oynamıştır. Çalışmanın sonunda barış iletişimi ve iç savaşlara kaynaklık eden çatışmaların çözümü açısından gelecekteki araştırmalar ve uygulamalar için doğurgular tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Barış İletişimi, İç Savaş, Medya, Barış, Çatışma Çözümü.
Kurumsal işletmelerde X,Y kuşak farklılıkları ve örgütsel bağlılığa etkisi
X, Y kuşakları ve örgüt içinde kuşakların birlikte çalışma dinamikleri, son dönemlerde sıkça gündeme gelen bir konudur. Bir kurumsal işletmede birlikte çalışması gereken, ortak hedefler doğrultusunda çalışan birbirinden farklı kuşaklara mensup kişiler farklı beklentiler ile çalışmakta, iş yaşamındaki davranış ve iş yapış biçimleri birbirine göre farklılık göstermektedir. Tüm bu farklılıklar kapsamında işletmenin başarılı sonuçlar elde etmesi ve uzun soluklu bir şekilde rakipleriyle rekabet edebilmesi için kuşakların birlikte çalışabilmesi gerektiği son zamanda tartışılan önemli konulardandır. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de kurumlar kuşaklar arası iletişim konularında çalışmalarını sürdürmektedir. Peki, gerçekten kuşakların beklentileri birbirinden farklı mıdır? Hangi kuşak hangi beklenti altında geleceğini planlamak istemektedir? Hangi kuşak hangi yolla örgütsel bağlılığı sağlamaktadır? Bu ve benzeri sorulara cevap almak için hazırlanan bu çalışmada toplamda 98 kişi ile nicel yöntem ile Likert ölçeği kullanılarak kuşakların örgütten ve birbirlerinden beklentileri araştırılmıştır ve çıkan veriler yorumlanmıştır.