Ankara Hacı Bayram Veli University
Anabilim Dalı

Özel Hukuk Anabilim Dalı

Ankara Hacı Bayram Veli University

1.271

Arşivlenen Tez

1

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kredi kartı sözleşmeleri

Kredi kartı sözleşmeleri, kart çıkaran kuruluş; kart hamili ve üye işyeri taraflarının akdettikleri ikili sözleşmeleri içermektedir. Türk Hukuku mevzuatında kredi kartı sözleşmelerine ilişkin düzenlemeler 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu, bu kanunu takriben oluşturulan Banka ve Kredi Kartları Kanunu Hakkında Yönetmelik ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da yer almaktadır. Kredi kartı üyelik sözleşmesi, kredi kartı çıkaran kuruluş ile kart hamili arasında akdedilen; sürekli, rızai, kendine özgü yapısı bulunan, çerçeve niteliğini haiz ve tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Sözleşme uyarınca kart çıkaran kuruluş kart hamiline nakit para kullanmaksızın mal veya hizmet alımı sunmakta, bunun karşılığında kart hamili ise kredi kartı kullanımı ile yaptığı harcamaların bedelini kredi kartı çıkaran kuruluşa ödemektedir. 6502 sayılı Kanun'da yapılan düzenleme uyarınca kredi kartı üyelik sözleşmesi, ilgili Kanun'da sayılan şartları içerdiği takdirde tüketici kredisi niteliğini kazanmaktadır. Bu hallerde sözleşme tarafları TKHK' nun ilgili maddelerince doğan haklardan yararlanabilmektedir. Sözleşmenin şekli ve genel işlem şartları 5464 sayılı BKKK, BKKY ve tüketici kredisi niteliğini haiz ise 6502 sayılı TKHK'nun ilgili maddelerinde düzenlenmiştir. Üye işyeri sözleşmesi, kart çıkaran kuruluş ile üye işyeri arasında kurulan; tam iki tarafa borç yükleyen, rızai, sürekli, çerçeve niteliğinde tam üçüncü kişi yararına kurulan sözleşmeleri ifade etmektedir. Sözleşme hukuki niteliği bakımından ifa amacıyla edim adına akdedilen sözleşmeler arasında yer alır. Üye işyeri sözleşmesinde üye işyeri kredi kart hamiline nakit para kullanmaksızın mal ve hizmet sunmakta, kart çıkaran kuruluş ise kart hamilinin yaptığı bu harcama bedellerini üye işyerine ödemektedir. Kredi kartı hamili ile üye işyeri arasında kurulan sözleşmeler kredi kartı sisteminin bir parçası olmakla beraber; sözleşme unsurları, şekli ve hukuki niteliği değişiklik arz eden çeşitli sözleşmeleri kapsamaktadır. Bu sözleşmeler üye işyeri ve kart hamili arasında kurulan kredi kartının ödeme aracı olarak kabul edildiği tam iki tarafa borç yükleyen ve para borcu içeren herhangi bir sözleşme olabilir. Anahtar Kelimeler: Kredi Kartı, Kredi Kartı Sözleşmeleri, Kredi Kartı Üyelik Sözleşmesi, Üye İşyeri Sözleşmesi, Tüketici Kredisi

Borçlar hukukuKredi kartlarıSözleşmeler+2
Ayyüce Sarıca
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meslek edinilmiş geçici iş ilişkisi

Geçici iş ilişkisinin bir türü olan özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi hukukumuza 20 Mayıs 2016 tarihli 6715 sayılı kanunla getirilen değişiklikle 4857 sayılı İş Kanunun 7. Maddesiyle girmiştir. Geçici iş ilişkisinin bu hali esnek çalışma modellerinden biridir. Esnek çalışma ile birlikte istihdamın artırılması, iş gücü maliyetlerinin düşürülerek genç ve yaşlılarda da istihdama katılımın sağlanması amaçlanmıştır. Özel istihdam büroları vasıtasıyla geçici iş ilişkisinde üç taraf vardır. Özel istihdam bürosu, geçici işveren ve geçici işçidir. Özel istihdam bürosu ile işçi arasında bir iş sözleşmesi vardır. Ancak Özel istihdam bürosu işçiyi geçici işveren işyerine fiili olarak çalışması için göndermektedir. Bu çalışmamızda kısaca geçici iş ilişkisinin her iki türüne değinilmiş olup özel istihdam büroları vasıtasıyla geçici iş ilişkisinin benzer ilişkilerle mukayesesi, aynı konuda uluslararası alanda düzenlemeler, bu ilişkinin tesis edilip edilemeyeceği haller, tarafların hak ve yükümlülükleri, bu ilişkiyi sona erdiren haller ile toplu iş sözleşmesi yönünden hakları üzerinde durulmuştur.

Geçici işGeçici iş ilişkileriGeçici işçiler+3
Ali Kayaalp
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milletlerarası Ticaret Odası 2021 tahkim kuralları uyarınca gerçekleştirilen tahkim yargılaması

Küreselleşmiş dünyamızda ülkelerin birbirleriyle daha çok etkileşime geçiyor olması, söz konusu ülkelere mensup kişilerin birbirleri ile daha fazla hukuki ilişki kurmasına sebep olmuştur. Bu durum ortaya çıkan uyuşmazlıkların sayısını arttırmıştır. Özellikle farklı ülkelere mensup aktörler arasında oluşan uyuşmazlıkların, milletlerarası bir ilişki oluşturdukları için, hangi kurallara tabi olduğu ve ne şekilde çözümleneceği önemli bir husus haline gelmektedir. Milletlerarası bir ilişkide hiç kimse, karşı tarafın ülkesinin devlet yargısına başvurmak istemeyecektir. Hal böyle olunca, milletlerarası aktörler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü genellikle, devlet yargısından ziyade alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ile gerçekleştirilmektedir. Bu alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden en yaygın başvurulan bir tanesi tahkim yargılamasıdır. Tahkim yargılaması içerisinde tarafların uygulanacak bütün kuralları kendi serbest iradeleri ile belirledikleri ad-hoc tahkim çeşidinin yanı sıra, uyuşmazlıkların belirli bir tahkim kurumunun belirlediği kurallar çerçevesinde çözüme götürüldüğü kurumsal tahkim çeşitleri de yer almaktadır. İşte bu kurumsal tahkim çeşitlerinden en yaygın başvurulan Milletlerarası Ticaret Odası'nın Tahkim Kuralları çerçevesinde yürütülen MTO Tahkimidir. Milletlerarası Ticaret Odası'nın kurumsal tarihçesi ve milletlerarası ticaret konusundaki uzmanlığı, MTO Tahkiminin tercih edilmesinin en önemli sebepleri arasındadır. Bu kapsamda MTO Tahkimi bağımsız, tarafsız ve alanında uzman hakemler tarafından yürütülen, tarafların yargılama süreci ile ilgili son derece geniş söz hakkına sahip olduğu ve devlet yargısına kıyasla daha esnek olan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Hal böyle olunca, MTO Tahkimi, tarafsızlığa duyulan şüpheyi, bilgisizliği ya da öngörülemezliği ortadan kaldıracak pek çok düzenleme içermektedir. MTO Tahkim Kuralları uygulanacak hukuk kuralları, hakem sayısı ve seçimi, sunulacak delillerin sayısı ve kapsamı ve yapılacak duruşmalar gibi pek çok konuyu tarafların serbest iradesine bırakmakla birlikte, tarafların anılan konular hakkında anlaşamaması halinde taraflara yol gösterecek ve yargılamanın yürütülmesini sağlayacak düzenlemeler içermektedir. Buna ilave olarak MTO, bazı hususları tarafların serbest iradesine bırakmamış ve kendi belirlemiş olduğu MTO Tahkim Kuralları uyarınca işlem yapılmasını zorunlu kılmıştır. Uyuşmazlık miktarının belirli bir miktarın altında olduğu hallerde seri tahkim hükümlerinin uygulanması, verilen kararın MTO Tahkim Divanı tarafından incelenmesi ya da nihai kararın verilmesi için oluşturulan süre sınırlaması bu hususlara örnek olarak gösterilebilir. Bu kapsamda MTO, MTO Tahkimine başvuran taraflar arasında bulunan uyuşmazlığın en hızlı ve sağlıklı biçimde çözüme kavuşturulmasını hedeflemektedir. Gerek MTO'nun uzmanlığı, gerekse her sene binlerce uyuşmazlığı çözüme kavuşturmanın getirdiği tecrübe, MTO Tahkimini milletlerarası ticaret konusunda en güvenilir alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biri yapmaktadır.

Alternatif uyuşmazlıkMilletlerarası Tahkim KanunuTahkim+2
Mustafa Kaan Ceyhan
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) nezdinde yürütülen tahkim süreci

Özellikle son 30 yılda yaşanan teknolojik gelişmeler ve bunun başta ticaret alanındaki tesiri olmak üzere uluslararası iletişimin ve toplumlararası etkileşimi daha öne hiç olmadığı kadar artırmış ve uluslararası nitelik taşıyan uyuşmazlıkları da beraberinde getirmiştir. Her alanda etkisini oldukça fazla gösteren globalleşme, günümüz dünyasında uluslararası nitelikte olan uyuşmazlıkları da doğurmuştur. Ulusal mahkemeler, yargı yetkisi ülke sınırları dahilinde kalması sebebiyle sınır aşırı uyuşmazlıkları çözmekte etkisiz kalmaktadır. Ayrıca tarafların, hızlı, ucuz ve ticari sırlarını, mali tablolarını açık etmeden aralarındaki uyuşmazlığı giderecek bir yargılamaya ihtiyaç gittikçe artmıştır. Fikri Mülkiyet Hakları, günümüzde ülkesi sınırları içinde kalmamakta ve sahibine uluslararası alanda koruma sağlanması gerekmektedir. WIPO, Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren uzman kuruluşlardan birisi olarak 1967 yılında Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Kuruluş Anlaşması ile kurulmuş ve WIPO Ulusal Büro bünyesinde WIPO Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi 1994 yılından itibaren uluslararası fikri mülkiyet uyuşmazlıkları başta olmak üzere alternatif çözüm yolları ile hizmet vermektedir. Tezimizde öncelikle birinci bölümde fikri mülkiyet hakları ve türleri ile uluslararası tahkim yolunun özelliklerine değinilecektir. Bunun devamında aynı bölümde, WIPO'nun amacı, tarihçesi, yapısı, işleyişi ve organları inceleme konusu edilecektir. İkinci bölümde ise WIPO Tahkim ve Arabuluculuk Merkezince yürütülen tahkim yolu başından sonuna ele alınacak ve incelenecektir. Üçüncü ve son bölümde ise tahkim yargılamasının sona ermesi, gizlilik ile ücret ve masraflar ele alınacaktır. Ayrıca diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına kısaca değinilecektir. Bu şekilde WIPO'nun tahkim yargılaması ana başlığımız etrafında hizmet verdiği diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ile ve hızlandırılmış tahkim yolu ile karşılaştırılması yapılarak avantajları ve fikri mülkiyet alanındaki uyuşmazlıkları gidermede uluslararası mekanizmadaki etkililiğine değinilecektir. Bu sayede bu alanda çalışan ve özellikle Türkiye'de bulunan kişiler için bir örnek ve bu alanda detaylı araştırma yapmak isteyen çalışmacılar için yol gösterici olarak kullanılmasına uygun olacaktır.

Dünya Fikri Mülkiyet ÖrgütüFikri ve sınai mülkiyet haklarıTahkim
Tolgahan Tanrıöven
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk iş hukukunda çalışma koşullarında değişiklik ve değişiklik feshi

İş sözleşmeleri, İş Kanunu md.8'de düzenlendiği üzere, bir tarafın işçinin bağımlı olarak iş görmeyi, diğer taraf işverenin de ücret ödemeyi üstlenmesiyle oluşan sözleşmelerdir. İş sözleşmeleri kendine özgü niteliği itibariyle işçi üzerinde bağımlılık ve sadakat ilişkisi oluştururken, işverene de yönetim hakkı tanımaktadır. İş kanunumuzun amacı işçi-işveren ilişkisinin sınırlarını çizmek, bu iki taraf arasındaki hak ve sorumlulukları düzenlemektir. Ancak, bu düzenlemeyi yaparken sırf işçi işveren taraflarını göz önünde bulundurulmamalıdır, ayrıca ekonomik ve toplumsal olayların iş sözleşmesine etkileri de bu kapsam içinde tutulmalıdır. İş sözleşmesi kurulduktan sonra ortaya çıkabilecek ekonomik, toplumsal veya işletmesel koşulların değişmesi durumlarında değişen koşullar sonucunda, tarafların menfaatleri gözetilerek, değişiklik yapılması mümkündür. İş hayatının kaçınılmaz olan değişiklikleri ve bunun iş ilişkisinde yarattığı sorunları gören Kanun Koyucu, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22. maddesi ile mevzuatımıza çok önemli bir yenilik kazandırmıştır. Bu maddeye göre işçi ve işveren tarafının oluşturduğu iş ilişkisinde yapılmak istenen değişiklikler bir usule bağlanmıştır. Bu düzenlemenin yürürlüğü ile artık işverenler iş ilişkisinin tabi olduğu çalışma koşullarını tek taraflı olarak istedikleri gibi değiştirmeyecek ve Kanun'un 22. maddesinde düzenlenen şartlara göre değişiklik yapmak zorunda kalacaklardır. Tezimizin amacı, çalışma koşulları kavramını açıklayarak, çalışma koşullarındaki esaslı değişiklikleri ve işverenin yönetim hakkının sınırlarını belirlemek, değişiklik feshi kavramını incelemektir.

FesihSözleşmenin değişen şartlara uydurulması şartıTürk iş hukuku+4
Fatma Nur Demircioğlu
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında kişilik haklarının korunması

İnsan sosyal bir varlık olması nedeniyle gerek fiziksel gerek duygusal varlığını sürdürebilmesi için diğer insanlara ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç insanları topluluk halinde yaşamaya yönlendirmiştir. Sürekli etkileşim içinde olan insanlar, topluluktaki diğer insanlarla ilişkilerinin özelliklerine göre paylaşım içinde olurlar. "Diğer" insanları merak etme ve onlar hakkındaki bilgileri öğrenme isteği insan var olduğundan beri var olan bir duygudur. Bu merak sonucunda yapılan paylaşımlarla bilgiler değiş tokuş edilir. Bilgilerin çoğu bir insanla ilişkilendirilebilen bilgilerdir. Bir başka deyişle, bu bilgileri elde eden kişi bilginin ait olduğu kişiyi tespit edebilmektedir. Günümüzde belirli ya da belirlenebilen bir kişi ile aralarında ilişki kurulabilen bu bilgiler "kişisel veri" olarak adlandırılmaktadır. Özellikle bilişim teknolojilerinin gelişmesiyle internetin daha çok kullanıcıya ulaşması, kullanım alanı ve amacının genişlemesi ve değişmesi ile insanlar arasındaki bilgi paylaşımı farklı ve karmaşık boyutlara ulaşmıştır. İnsanlar önceleri kendi aralarında konuştukları, sadece birkaç kişi arasında yayılabilen bilginin yayılma hızını, yöntemini ve bilginin ulaştığı kişileri kontrol edemez hale gelmiştir. Bu durum sadece insanlar arasındaki ilişkiler bağlamında değil, insan ve kurumlar hatta devlet arasındaki ilişkide de ortaya çıkmıştır. Devletlerin çeşitli nedenlerle kişilerin bilgilerini toplamaya başlaması, bilgilerin korunması ve yayılma hızının kontrol edilememesi kaygısını oluşturmuştur. Bu durum kişisel verilerin korunması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Kişisel verilerin korunması, verinin korunması değil, veri ile ilişkilendirilebilen insanın kişiliğinin korunmasıdır. Kişisel verilerin korunması kişinin verisi üzerindeki hakimiyetini geri kazanmasını ve verisinin geleceğini belirleyebilmesini sağlayarak bireysel özerkliğin korunmasına hizmet eder. Bu kapsamda kişilik değerleri ve kişisel verilerin korunması arasında yakın bir ilişki vardır. Kişisel verilerin korunması kişiliğin korunmasının bir parçasını oluşturmaktadır. Kişisel verilerin uygun olmayan şekilde kullanılması kişilik haklarına hukuk dışı müdahaledir. Genel hükümler kapsamında korunan kişilik hakkı ve değerlerine, teknolojik gelişmelerle birlikte yapılan müdahalenin çeşitlenmesi ve çoğalması nedeniyle teknolojik gelişmelerle uyumlu, güncel ve daha etkin bir koruma sağlanabilmesi adına özel bir kanuna ihtiyaç duyulmuştur. Çalışmamızda kişilik hakkı ve kişisel veriler arasındaki ilişki incelenmiş, kişiliğin ve kişisel verilerin Türk Hukuku'nda Anayasa, Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hükümleri kapsamında korunması konusu ele alınmıştır. Daha sonra kişilik hakkının korunmasının bir parçasını oluşturan kişisel verilerin korunması hakkının etkin bir şekilde sağlanabilmesi adına kabul edilen özel kanun olan 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamındaki koruma ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun kişiliğin korunmasında alternatif bir yol olmadığı, günümüz koşullarına uyum sağlayabilen özel hükümler içeren, özel hayatın gizliliği konusunu öne çıkaran, etkin bir koruma sağlaması nedeniyle genel hükümleri desteklediği ve bu bağlamda genel hükümlerle tesis edilen korumaya ek koruma sağladığı görüşü desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kişisel Veri, Kişilik Hakkı, Kişilik Değerleri, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Açık Rıza

Açık rızaKişilik hakkıKişisel Verilerin Korunması Kanunu+2
Begüm Becer
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Markanın tescili

Sınai mülkiyet hakkı içerisinde yer alan marka, işletmelerin mal ve/veya hizmetlerini birbirinden ayırt etmeye yarayan işaret olarak tanımlanmaktadır. Bu kapsamda marka, bir fikir ürünü olup gayri maddi mallar üzerinde kurulabilmektedir. Markanın işlevsel konumunun mahiyeti, korunması hususunu da aynı derecede önemli kılmaktadır. Markanın hukuken korunması, tescil ile mümkündür. Bu kapsamda ülkemizde tescil işlemi, ilgili işaretin ayırt edici ve sicilde gösterilebilir olmasına bağlıdır. İki kriteri de sağlayan her işaret, tescil edilebilmektedir. Her ne kadar markanın geniş bir korumadan yararlanması tescile bağlanmış ise de, marka sahiplerinin tescil zorunluluğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla marka sahipleri, markalarını sicile tescil ettirmeksizin de kullanabilme imkânına sahiptir. Böyle bir durumda marka, Sınai Mülkiyet Kanunu çerçevesinde değil, Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabet hükümleri kapsamında korunmaktadır. Yani tescil edilmeyen markalar tamamen korunmasız bırakılmamakta, sadece koruma kapsamı daha dar olmaktadır. Markaların korunması, ülkesellik ilkesi doğrultusunda sadece tescilin gerçekleştirildiği ülke çapında olmaktadır. Bu ilke doğrultusunda, bir markanın Türkiye'de korunması, TÜRKPATENT nezdinde tescil edilmesine bağlıdır. Rüçhan hakkı ise, bu ilkenin bir istisnasını oluşturmaktadır. Buna göre, Paris Sözleşmesine üye ülkelerden birinde tescil edilen veya tescil için başvurusu yapılan bir marka, altı ay süreyle birliğe üye diğer ülkelerde de tescilde öncelik hakkına sahip olmaktadır. Ticaretin uluslararası alana yayılması, korumanın ülkesel çerçevede sınırlandırılması, marka ile ilgili uluslararası düzenlemelerin yapılması zorunluluğunu doğurmuştur. Bu kapsamda Paris Sözleşmesi, TRIPS, TLT, Nice Anlaşması, Viyana Anlaşması, Madrid Anlaşması ve markanın uluslararası tesciline ilişkin Madrid Protokolü gibi birçok düzenleme yapılmıştır. Türkiye ise, birçoğuna taraf olması sonucu iç mevzuatını bu hususta revize etmiştir. 2017 yılında SMK' nın kabulü ile birlikte marka hukuku, kapsamlı olarak düzenlenmiştir.

MarkaMarka hakkıMarka tescili+3
Duygu Taşkın
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Terekenin korunması önlemlerinden terekenin resmen yönetilmesi

Mirasbırakanın ölümü ile tüm mirası yasal ve atanmış mirasçılarına bir bütün halinde geçer. Mirasbırakanın ölümü ile terekesi hak sahipleri tarafından bilinmeyebilir, mirasçılar tespit edilemeyebilir. Böyle bir durumda terekenin hak sahiplerine geçinceye kadar kaybolması, zarara uğraması ihtimallerinin bertaraf edilmesi gerekebilir. Kanunumuzda terekenin korunması önlemleri TMK'nın 589-594 maddeleri arasında belirtilmiştir. Kanun koyucu terekenin korunması önlemlerini sınırlı sayıda saymamış, her durumun özelliğine göre hâkime takdir yetkisi tanımıştır. Çalışmamın konusunu, mirasbırakanın ölümü ile ardında bıraktığı mal varlığının hak sahiplerine geçişine kadar korunması önlemlerini oluşturmaktadır. Birinci bölümde, tereke kavramı ve terekeye hâkim olan ilkeler açıklanmıştır. İkinci bölümde, terekenin korunması önlemleri yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise, terekenin korunması önlemlerinden olan terekenin resmen yönetilmesi hususu detaylı olarak incelenmiştir. Son bölümde ise değerlendirme yer almaktadır.

KorunmaKoruyucu önlemlerTereke+2
Ömür Kasımay Şimşek
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tek satıcılık sözleşmesi

Tek satıcılık sözleşmesi, kendine özgü yapısı (sui generis) olan çerçeve niteliğinde ve taraflar arasında sürekli borç ilişkisi doğuran isimsiz bir sözleşmedir. Nispeten yeni sayılabilecek bu sözleşmenin hukukumuzda yasal bir tanımı bulunmamaktadır. Bununla birlikte, uygulamada ortaya çıkan ihtiyaç neticesinde doktrin ve içtihatlar uyarınca tek satıcılık sözleşmesi tanımlanmaya çalışılmıştır. Buna göre tek satıcılık sözleşmesinde sağlayıcı sözleşme konusu malları belirli bir bölgede sürümünü arttırması üzere bedeli karşılığında tek satıcıya göndermeyi, tek satıcı da kendisine tanınan münhasır satış hakkı ile sözleşme konusu malları kendi adına ve hesabına satarak sürümü arttırmayı üstlenmektedir. Tek satıcılık sözleşmesinin yasal düzenlemeden yoksun olması, bu sözleşmenin incelenmesini ve bu kapsamda sözleşmeye uygulanacak hükümlerin öncelikli olarak tespit edilmesini gerektirmiştir. Bu noktada sözleşmenin hukuki niteliğinin de dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim sürekli borç ilişkisi niteliğinde olan ve taraflar arasında uzun süreli olarak akdedilmeyi gerektiren bu sözleşmede yoğun bir güven ilişkisi oluşmaktadır. Bu durum ise tarafların haklarına ve borçlarına da sirayet etmektedir. Çalışmamızda tek satıcılık sözleşmesi, tüm bu yönleri ile ele alınmaya çalışılacaktır.

Denkleştirme istemiSözleşmelerSözleşmeyi sona erdirme hakkı+1
Alev Güçlüer
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş sözleşmesini fesih hakkının kötüye kullanılması

Fesih, karşı tarafa yönlendirilmesi gerekli olan tek taraflı hukuki bir işlemdir. Fesih hakkı bozucu yenilik doğuran bir hak olup; fesih bildirimi ile iş sözleşmesi, fesih anından itibaren sona ermektedir. Fesih bildirimi herhangi bir şarta bağlı olmayıp; yazılı ya da sözlü yapılabilir. İş sözleşmesinin tarafları fesih hakkından feragat edemezler. 4857 Sayılı İş Kanunu'nda, iş güvencesi kapsamında olan ve olmayan işçilerin iş sözleşmelerinin ne şekilde sona erdirmesi gerektiği söz konusu yasa maddelerince belirlenmiş bulunmaktadır. 4857 Sayılı İş Kanunu'na aykırı fesihler işçinin iş güvencesi kapsamında olup olmamasına göre usulsüz ya da haksız fesih sayılacaktır. İşveren tarafından iş sözleşmesinin dürüstlük ve iyiniyet kurallarına aykırı bir şekilde feshedilmesi durumunda işverenin fesih hakkını kötüye kullanması söz konusu olacaktır. Bu durumda işçinin, tabi olduğu özelliklere göre tazminat talep etme hakkı doğacaktır. İş sözleşmesini fesih hakkının kötüye kullanılmasının yaptırımı kötüniyet tazminatı ve sendikal tazminattır. Şartlar dahilinde, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, maddi ve manevi tazminat da söz konusu olabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Dürüstlük ve objektif iyiniyet kurallarına aykırılık, ihbar tazminatı, kötüniyetli fesih, kötüniyet tazminatı, sendikal tazminat.

FesihFesih hakkıKanunlar 4857 sayılı+4
Cumhur Dorukhan Eroğlu
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşyeri hekiminin görev, yetki ve sorumlulukları

2012 senesinde ülkemizde İş Sağlığı ve Güvenliğiyle alakalı geniş çerçeveli düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Önceden farklı kanunlarla düzenleme altına alınan hükümler 6331 sayılı "İş Sağlığı ve Güvenliği" mevzuatı ile bir çatı altına alınmıştır. Milletlerarası düzenlemelerin yanında Anayasa'daki hükümlere göre iş sağlığıyla güvenliğinin kayıt altına alındığı sabittir. Zira Anayasa'nın 17 ile 49. maddelerinde "kişinin dokunulmazlığı" ile "çalışma hakkı" başlıklarında düzenlemelere yer verilmiştir. Bunun yanı sıra "6331 Sayılı İş Güvenliği ve Kanunu" mevzuatına göre çalışmalarda bulunanların yanında işverenlerce alınması gereken önlemlerle yükümlülükler detaylandırılmıştır. Yasanın yanında tanımlamayla koşullarla ilgili de "İşyeri Hekimi ve Diğer Sağlık Personelinin Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmeliğine" yer verilmiştir. Çalışmamızın konusu iş sağlığıyla güvenliği bakımından işverence alınması gerekli sağlık tedbirleri adına çok önemli bir pozisyona sahip olan işyeri hekiminin görevleri, yetkileri ve sorumluluklarıdır. Bu hususta çalışmamızda konuya ilişkin doktrin ve Yargıtay kararlarına yer verilmiştir.

GörevlerHekimlerKanunlar 6331 sayılı+6
Muhammed Yusuf Melih Dost
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel sağlık sigortası sözleşmesi

Bu çalışmanın amacı, Türk Özel Sigorta Hukuku'nda önemli sigorta türlerinden biri olan özel sağlık sigorta sözleşmesinin incelenmesi ve temel esaslarının ortaya konmasıdır. Özel sağlık sigortası ile genel sağlık sigortası sistemine alternatif olarak kişilerin daha kaliteli şekilde hizmet alabilmeleri mümkün olmakta; sağlık harcamalarının finansmanının özel sigorta şirketleri ile paylaşılması yoluyla da devletin üzerindeki finansman yükü hafifletilmektedir. Özel sağlık sigortası sözleşmesi ilk defa 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiş ve Sigorta Hukuku kitabının İkinci Kısım İkinci Bölümünde yer alan "Can Sigortaları" başlığı altında madde 1511 ilâ 1519 arasında hastalık sigortaları ile aynı başlık altında hüküm altına alınmıştır. Bu sözleşme bir can sigortası türü olmaktan çok, pasif bir zarar sigortasıdır. Bu bakımdan TTK'da zarar sigortalarına ilişkin hükümlerin kıyasen özel sağlık sigortası sözleşmesine de uygulanacağının kabulü gerekir. Bu kapsamda her ne kadar özel sağlık sigortası sözleşmesi bakımından yasal düzenleme yapma gerekliliği bir nebze giderilmişse de düzenlenen hükümler birçok açıdan genel nitelikte kalmakta ve uygulamaya ışık tutmamaktadır. Sözleşmenin uygulanması bakımından ikincil mevzuat niteliğindeki Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik ve Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği ile bu eksiklik giderilmeye çalışılmış; ancak, bu defa da TTK'da düzenlenmesi gereken birçok hususun kanun yapma tekniğine aykırı olarak yönetmelik ile hüküm altına alındığı ve kimi hükümlerin sözleşme özgürlüğüne müdahale niteliği taşıdığı tespit edilmiştir. Bu kapsamda çalışmamızda özel sağlık sigortası sözleşmesi bakımından mevzuatta yer alan çelişkiler ve eksikliklerin ortaya konulması, doktrinde yer alan görüşler ve Yargıtay kararları doğrultusunda ihtilafların çözümüne yarayacak tespitlere yer verilmesi amaçlanmıştır.

Sağlık sigortasıSigortaSigorta hukuku+2
Bade Alaçam Kırtay
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasından doğan uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümü

Gelişen teknolojiyle beraber, makinelerin insan hayatındaki yeri ve önemi artmış; buna bağlı olarak motorlu araç kullanımından kaynaklı trafik kazaları da artış göstermiştir. Yaşanan trafik kazaları sonucunda birçok insan can veya mal kaybına uğramakta; kazalara bağlı ekonomik kayıplar yaşamaktadırlar. İşte bu noktada kanun koyucu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'yla birtakım düzenlemeler getirmiş; özellikle de trafik kazaları sonucunda üçüncü kişilerin uğradıkları zararların karşılanması bakımından, motorlu araç işletenlerin mali sorumluluk sigortası yaptırmasını zorunlu kılmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu madde 97'ye göre, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında olan hâller için talepte bulunacak olan üçüncü kişilerin, isterlerse adli yargıda dava açabileceği, isterlerse de 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nda düzenlenmekte olan sigortacılıkta tahkime başvurabilecekleri belirtilmiştir. Sigortacılıkta tahkime yönelik düzenlemeye, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesinde ve Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik'te yer verilmiş; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nda hüküm bulunmayan hâllerde ise, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin, sigortacılıkta tahkime kıyasen uygulanacağı belirtilmiştir. Ancak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin sigortacılıkta tahkim yargılamasına ne şekilde uygulanacağına ilişkin herhangi bir açıklama getirilmemiş olması nedeniyle, sigortacılıkta tahkime dair özellik arz eden hususlarda doktrinde farklı görüşler ileri sürülmüştür. Sigorta Tahkim Komisyonu'na en çok başvuru alan sigorta türünün Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası olması sebebiyle; çalışmamızda, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ve sigortacılıkta tahkim yargılaması detaylı olarak incelenmiştir. Sigortacılıkta tahkim yargılamasını, özellikle Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasıyla ilgili hak sahibi olan kişiler yönünden incelediğimiz çalışmamızın amacı; sigortacılıkta tahkim yargılamasına ilişkin özellik arz eden hususlara, doktrinde yer alan görüşler ve Yargıtay kararları doğrultusunda cevaplar aranmasıdır.

Kanunlar 6100 sayılıKara yollarıSigorta+5
Ceren Zeynep Karaca
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Paris Sözleşmesi'ne göre tanınmış marka ile Türkiye'de belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşmış markanın korunması

Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmış marka Sınai Mülkiyet Kanunu m.6/4'de düzenlenirken; Sınai Mülkiyet Kanunu anlamında tanınmış marka ise Sınai Mülkiyet Kanunu m.6/5'de düzenlenmiştir. İki düzenleme arasındaki en temel fark, bir tanınmış markanın SMK m.6/5 korumasından yararlanabilmesi için Türkiye'de tescilli olması şart iken; SMK m.6/4 korumasından yararlanabilmesi için Türkiye'de tescilli olmasının şart olmamasıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, SMK'da düzenlenen "haklı neden" savunması kavramı 556 sayılı KHK'da düzenlenmemişti. Bu yönüyle Türk hukuku açısından yeni bir kavramdır ve çalışmamızda detaylı bir şekilde yer bulmuştur. Bu çalışmada Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmış marka ve Türkiye'de tanınmışlık düzeyine ulaşmış marka kavramı, bu markaların korunması bilimsel öğretideki görüşler ve yargı kararları ışığında incelenmiştir. Bu hususta özellikle, OHIM, EUIPO ve CJEU kararlarından yararlanılmıştır.

Fikri ve sınai mülkiyet haklarıMarkaMarka bilinirliği+7
Asena İrem Okudur
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Faktoring sözleşmesi

Teknolojinin, ekonominin, insan ilişkilerinin, iletişimin hızla gelişimi, beraberinde mal ve hizmet satışının temelini teşkil eden ticaretin gelişimini de getirmiş, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ticari hayatta varlıklarını sürdürebilmesi, onların malvarlıklarının likidite ile desteklenmesini zaruri kılmış, KOBİ sektörü pazar piyasalarında yaşanan büyük gelişmelere ayak uydurabilmek için yeni finansal araç arayışına gitmiştir. Bankaların ağır ayni ve şahsi teminat talepleri ve kredi süreci içerisindeki formaliteleri ile uğraşmak istemeyen, kısa vadeyle hizmet arzı veya mal satışı yapan firmalar, şiddetli likidite ihtiyaçlarını, ticari işletmelere cazip fırsatlar sunan faktoring müessesesi ile telafi etmeye, satışları dolayısıyla müşterilerinden olan alacaklarını faktoring şirketlerine satmaya başlamışlardır. Çalışmamız öğreti, uygulama ve içtihatlar zemininde irdelenen iki ana bölümden ve bir sonuç bölümünden oluşmaktadır. Birinci bölümde, faktoring kavramı, faktoringin küresel ve ulusal çaptaki tarihsel açıdan gelişimi, işlevleri, türlerine ve benzer finansman teknikleri ile karşılaştırılmasına ilişkin; ikinci bölümde ise faktoring sözleşmesine, faktoring sözleşmesinin taraflarına, tartışmalı olan hukuki niteliğine, taraflarının hak ve yükümlülüklerine ve faktoring sözleşmelerinin sona ermesine ilişkin çalışma yürütülmüş sonuç bölümünde ise çalışmanın genelinde varılan sonuçlar birlikte sunulmuştur.

Alacağın temlikiFaktoringFaktoring sözleşmeler+3
Rana Özsoy
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde şirketler topluluğuna özgü uygulamalar ve hukuka aykırı müdahaleden doğan sorumluluk

Ticari hayatta birbiriyle bağlantısı bulunmayan teşebbüs ve şirketlerin; yatırım, işletme vb. pek çok maliyeti azaltıp daha çok gelir elde edebilmek ve büyüyebilmek için bir politika dâhilinde bir araya gelerek, bir organizasyon oluşturmalarına sık sık rastlanmaktaysa da 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu yasalaşıncaya kadar önceki ticaret kanunlarımızda bu yapılara ilişkin düzenlemelere yer verilmemekteydi. Zaman içerisinde, bu yapıların Türk medeni hukukunda ve şirketler hukukunda geçerli olan temel ilkelerin bir kısmından belli şekillerde ayrışması gerekliliği anlaşılmış ve ilk olarak 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ile "Şirketler Topluluğu" kavramı ve bu kavrama özgü düzenlemeler getirilmiştir. Şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemeler; Türk medeni hukukundaki ve şirketler hukukunda anonim şirketler için geçerli olan birtakım temel ilke ve kuralların; özellikle de sorumluluğa ilişkin düzenlemelerin, şirketler topluluğunun mevcudiyeti hâlinde, bağlı şirketin alacaklıları, pay sahipleri ve yönetim kurulu üyeleri için yeterli korumanın sağlanmasında yetersiz kaldıkları gerçeğinden hareketle, yalnızca hâkimiyet ilişkisinin varlığı hâlinde uygulanacak olan ve bir yandan imtiyaz bir yandan yükümlülük getiren özel düzenlemelerdir. Çalışmamız kapsamında, anonim şirketler bakımından şirketler topluluğunun temel kavramları, şirketler topluluğunun mevcudiyetinin temeli olan ve TTK m.195 hükmünde düzenlenen hâkimiyet araçları, şirketler topluluğuna özgü düzenlemelerin uygulanma alanı, şirketler topluluğuna ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı kararlaştırılan birtakım yapılar, Türk medeni hukuku ve şirketler hukukunda anonim şirketler için geçerli olan birtakım ilke, teori ve kuralların şirket topluluklarına uygulanma şekli, topluluk hâkiminin bağlı şirkete müdahalesi, topluluk hâkiminin bağlı şirketin kaybını denkleştirmesi ve en nihayetinde de topluluk hâkiminin müdahalesinden kaynaklı sorumluluğu ve bağlı şirket alacaklıları ile pay sahiplerinin talep hakları ayrıntılı şekilde incelenmiştir.

Anonim şirketlerHukuka aykırılıkKanunlar 6102 sayılı+4
Beste Daylık Yıldırım
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arabuluculuk sonucunda yapılan milletlerarası sulh anlaşmaları hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonu (Singapur Konvansiyonu)

Uluslararası ticarette uyuşmazlıklar genellikle yargılama ve tahkim yoluyla çözülmekte, nispeten daha kısa zamanda sonuç veren, daha ekonomik ve geleceğe dönük ilişkileri korumayı amaçlayan arabuluculuk yöntemi daha az tercih edilmektedir. Bunun en büyük sebebi olarak yargı ve hakem kararlarının diğer ülkelerde kolay icra edilebilirliği gösterilmektedir. Bu kapsamda, UNCITRAL tarafından yapılan uzun soluklu bir çalışma neticesinde, arabuluculuk yoluyla yapılan sulh anlaşmalarına icra edilebilirlik ve kesin delil etkisi tanıma imkânı veren bir Konvansiyon hazırlanarak 7 Ağustos 2019 tarihinde imzaya açılmıştır. Bu Konvansiyonun amacı, uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde arabuluculuğu teşvik etmek, sulh anlaşmalarının icrasını hızlandırmak ve uluslararası ticareti kolaylaştırmaktır. Singapur'da düzenlenen imza töreniyle uluslararası ticari arabuluculukta uyuşmazlıkların çözümü için yeni bir dönem başlamıştır. Buna göre, Konvansiyon kapsamında yer alan arabuluculuk yoluyla yapılmış uluslararası ticari sulh anlaşmaları, yine Konvansiyonun oluşturduğu icra ve tanıma mekanizmasından yararlanacaklardır. Bunun için, Konvansiyonda yer alan şartları taşıyor olmaları ve sınırlı sayıda belirlenen ret sebeplerinin de bulunmaması gerekmektedir. İki yıl içinde elliden fazla ülke tarafından imzalanan Konvansiyon, 12 Eylül 2020 tarihinde yürürlüğe girdi. İmzalayan ülkeler arasında ABD, Çin, Hindistan gibi dünya ticaretinde büyük hacme sahip ülkelerin bulunması ne kadar umut verici ise Avrupa ülkeleri ile Japonya ve Rusya'nın bulunmaması da o kadar olumsuz etki yaratmaktadır. Bu anlamda, Konvansiyonun başarıya ulaşabilmesi için daha fazla ülke tarafından imzalanıp onay sürecinin tamamlanması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca Konvansiyonun başarılı olabilmesi için uygulama sürecinde yer alanların da Konvansiyonun etkinliği ve verimliliğini sağlayacak şekilde hareket etmeleri, Konvansiyon kapsamında yer alan hususları, uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde arabuluculuğun daha etkili olarak uygulanmasını sağlayacak şekilde yorumlamaları gerekmektedir.

ArabuluculukBirleşmiş MilletlerBirleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuk Komisyonu+6
Mehmet Kara
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşyeri devri hüküm ve sonuçları

İş hayatında ekonomik şartların değişmesi ve buna bağlı olarak yaşan krizler karşısında işyeri devirlerinin sayısı artmıştır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nda işyeri devri sonucunda işçinin yalnızca kıdem tazminatı ile yıllık ücretli izin hakkı ile ilgili düzenlemeler mevcut olduğundan, işyeri devirlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklara ilişkin boşluklar, doktrindeki görüşler ve Yargıtay kararları ile doldurulmaya çalışılmıştır. İşyeri devirleri sonucu ortaya çıkan hak ihlallerini ve mevzuattaki boşluğu gidermek amacıyla işyeri devri hususu, ayrıntılı bir şekilde ilk kez 4857 sayılı İş Kanunu'nda hüküm altına alınmıştır. Mevzuatımız işyeri devri kurumunda Avrupa Birliği'nin 2001/23 sayılı Yönergesini esas almıştır. Bununla birlikte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri" başlıklı 428. maddesi ile işyeri devri hususu Borçlar Hukuku açısından da işyeri devri değerlendirilmiştir. Bu çalışmamızda, öncelikle işyeri devri hususunun anlaşılabilmesi adına bazı tanımların açıklamalarına yer verilmiş, işyeri devrine ilişkin hem ulusal hem de uluslararası düzenlemelerden söz edilmiş; özellikle de İş Hukuku kapsamında işyeri devrinin hukuksal yapısı, geçerlilik şartları ve devir şekilleri üzerinde durulmuştur. Bunun yanı sıra, işyeri devrinin iş sözleşmesine etkisi ile birlikte işyeri devrinin sonuçları olarak tarafların sorumlulukları, işçilik alacaklarına etkisi, tarafların fesih hakkı ve işyeri devrinin hangi hallerde muvazaalı olduğu ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Sistematik bir şekilde hazırlanan çalışmamızda tüm bunlara ek olarak, işyeri devrine benzer hukuki kavramlarla olan ilişkileri ve karşılaştırılması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: İşyeri Devri, İşyeri Devrinin Sonuçları

Fesih hakkıKanunlar 1475 sayılıİş Kanunu+2
Buse Sır
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk Rekabet Hukukunda uyumlu eylem ile doğurduğu hüküm ve sonuçlar

Doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun m. 4'te düzenlenen rekabeti ihlâl edici bir davranış olan uyumlu eylem incelenmiştir. Çalışmamızda, uyumlu eylemin gelişen teknoloji ile birlikte rekabet üzerindeki bozucu ve sınırlandırıcı etkisinin diğer iş birliği türlerine göre daha hızlıca ve kolay şekilde gerçekleşmesi sebebiyle bu eylemin bilhassa hukuki açıdan gerçekleşme şartları ile doğurduğu hüküm ve sonuçlarını incelemek amaçlanmıştır. Bu bağlamda, bu eylemin tanımı, tarihi gelişimi, unsurları, gerçekleşme şartları ve özellikle doğurduğu hüküm ve sonuçları Rekabet Kurulu kararları ışığında hukuki bir yaklaşımla ele alınıp incelenmiştir.

Kanunlar 4054 sayılıRekabet hukukuRekabetin Korunması Hakkında Kanun+1
Ebru Yılmazsoy
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk iş hukukunda ibra sözleşmeleri

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na getirilen yenilikler çerçevesinde ibra sözleşmelerinin uygulanma alanları sınırlı bir kapsamdan çıkmıştır. Eski kanuna göre ibra sözleşmeleri Yüksek Mahkeme tarafından yorumlanarak somut uyuşmazlıklarda zayıf durumda bulunan işçinin korunmasına yönelik kararlar verilmeye çalışılırken yeni kanunun getirdiği düzenlemeyle Yargıtay'ın bu konudaki yorumu yerine kanun olarak düzenlenmiş olup Yargıtay'ın iş yükünün azaltılması hedeflenmiştir. Özellikle 01.07.2012 tarihinden sonra imzalanan ibra sözleşmeleri zayıf durumda bulunan işçiyi korumak amacıyla sıkı koşullara tabi kılınmıştır. İbra sözleşmesinin temeli borçlar hukuku müessesi olup, TBK'daki 132. ve 420. madde hükümleriyle düzenlenmiştir. İbra kavramının temeli borç ilişkisi bulunan iki taraf arasındaki borç ilişkisinin sona ermesi anlamını ifade etmektedir. İbra bu anlamıyla sözleşme olarak anılmaktadır. Bu çalışmada ibranın hukuki niteliğinin üzerinde durulmuş, ibra sözleşmelerinin benzer sözleşmeler karşısındaki durumları ortaya konmuştur. 2019 – 2022 yılları arasında Yargıtay'ın içtihat haline getirdiği birtakım ilke kararları çerçevesinde yapılmış olan yenilikler ve ibra sözleşmesinin hukuki boyutu bu çalışmada ön planda tutulmuştur. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu gereğince işçi – işveren arasında yapılan anlaşma belgeleri de konumuz arasına alınmıştır. Bu kapsamda arabuluculuk anlaşma belgesinin ibraname hükümleri içerip içermediği, anlaşma belgesinin yargı denetimine tabi olup olmadığı açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Tüm bu açıklanan hususlar kapsamında tez konusunun ibra sözleşmeleri olarak seçilmesinin nedeni Yargıtay ilke kararları gereğince ibra sözleşmesinin değişen hukuk sistemine uyarlanmasını daha uygun bir şekilde açıklamaktır.

Kanunlar 6098 sayılıSözleşmelerTürk borçlar hukuku+2
Efe Kağan Helvacıoğlu
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kı̇şı̇sel verı̇lerı̇n internet ortamında akit dışı ihlali halinde mahkemelerin mı̇lletlerarası yetkı̇si

Dijitalleşen dünya ile birlikte kişisel verilerin korunmasına olan ihtiyaç artmaktadır. Bahse konu ihtiyaç sebebiyle 25.05.2018 tarihinde AB Genel Veri Koruma Tüzüğü (GVKT) Avrupa Birliği (AB) üye ülkeleri tarafından uygulanmaya başlanmıştır. GVKT, kişisel verilerin korunması hukuku alanına birçok yenilik ve değişiklik getirmiştir. Bununla birlikte AB hukukuna ışık tutmakla kalmamış Türkiye'de de 24.03.2016 tarihinde uygulamaya kazandırılmış olan Kişisel Verilerin Korunması Kanununa (KVKK) da ışık olmuştur. GVKT mahkemelerin yetki alanına ilişkin soru işaretlerinin ve belirsizliklerin tamamen aydınlatılamadığı bir düzenlemeye sahiptir. Bu sebeple, gerek Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) gerekse doktrin uygulamaya ilişkin yetki sorununu çözümlemeye çalışmıştır. AB hukukunda mahkemelerin milletlerarası yetkisini belirlemek için 1215/2012 sayılı Brüksel I Bis Recast Tüzüğü (Brüksel I Bis Tüzüğü) yürürlüktedir. Dolayısıyla, bir yanda 95/46/EC Sayılı Veri Koruma Direktifi döneminde uygulanan Brüksel I Bis Tüzüğü'nde yer alan genel ve özel nitelikli yetki kuralları, diğer yanda GVKT ile uygulamaya dahil olan GVKT madde 79'da yer alan milletlerarası yetki kurallarının varlığı, kişisel verilerin ihlali durumunda açılacak olan davaların hangi mahkemelerde görüleceği hususunda birtakım sorunlara sebep olmuştur. Kişisel verilerin korunması hukuku alanında internet ortamında meydana gelecek yabancı unsurlu akit dışı ihlallere ilişkin olarak mahkemelerin milletlerarası yetkisi konusu; 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK), KVKK, Brüksel I Bis Tüzüğü ve GVKT kapsamında ele alınacaktır.

Avrupa BirliğiGenel Veri Koruma TüzüğüKanunlar 5718 sayılı+5
Neslişah Hocaoğlu
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uplink sözleşmesi

Günümüzde TV ve radyo yayınlarının tamamına yakını uydular vasıtasıyla sağlanmaktadır. Dünya genelinde uzay ve buna bağlı olarak uydu teknolojilerinin gelişmesiyle uluslararası yayın yapan uydu operatörleri çoğalmış ve etkinlik alanları da genişlemiştir. Tez konumuz olan uplink sözleşmeleri de özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında hız kazanan uydu yayıncılığı alanında, uydu operatörleri ile uydu yayıncılığından yararlanmak isteyen yayıncıların bir araya gelerek uplink servisinden yararlanmalarına ilişkindir. Uplink sözleşmeleri, uygulamada çok sıklıkla görülen hatta neredeyse yapılması zorunlu niteliğe varmış, dünya çapında yaygınlığı olan sözleşmelerdir. Operatörün sahip olduğu uydu üzerinden, yayıncıya uplink hizmeti sağlaması ve yayın kalitesini korumaya yönelik diğer izleme ve ayarlamaları yapmasına karşılık, yayıncı temelde ücret ödeme borcu altındadır. Çalışmamızda uplink sözleşmesine esas teşkil eden uydu teknolojisi ve uydu yayıncılığı, uplink hizmetinin kapsamı, uplink sözleşmesinin unsurları, nitelikleri, benzer sözleşmelerden farkı, hukuki niteliği, şekli, tarafların borçları ve sözleşmenin sona ermesi başlıkları altında inceleme yapılmıştır.

SözleşmelerUplink sözleşmesiUydu+2
Merve Esen Baygüneş
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şirket birleşmelerinden doğan hukuki sorumluluk

Gerek geçtiğimiz yüz yıllarda gerekse günümüzde şirketlerin en çok tercih ettiği büyüme yöntemlerinden bir tanesi şirket birleşmeleridir. Şirketler geçmişte olduğu gibi günümüzde de kendi bünyelerine bir şirketin katılmasıyla veya başka bir şirketin bünyesine katılmasıyla ya da bir araya gelerek yeni bir oluşum meydana getirmek suretiyle ekonomik anlamda güçlerini artırmakta, birleşmeleriyle birlikte bir sinerji yaratmaktadırlar. Şirketlerin birleşmeleri mevzuatta öngörülen belli başlı prosedür ve formalitelerden oluşan, çoğu kez uzun süren ve karmaşık denilebilecek bir süreçtir. Bu süreç içerisinde birleşme arzu ve niyetinde olan şirketlerin birleşebilmek için yapması gereken birçok işlem bulunmaktadır. Bu kapsamda yapılan iş ve işlemler beraberinde birleşen şirketlerin hukuki anlamda sorumluluklarını meydana getirmektedir. İşte yapmış olduğumuz çalışmanın temelini ve konusu bu sorumluluklar oluşturmaktadır. Yapmış olduğumuz çalışma kapsamında ilk olarak şirketlerin birleşme yöntem ve esasları Türk Ticaret Kanunu'nda ve sair mevzuatta yer alan düzenlemeler temelinde ele alınıp detaylıca incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise çalışma konumuzu oluşturan şirket birleşmelerinden doğan hukuki sorumluluk hususu çeşitli yönleriyle detaylı olarak ele alınmıştır. Bu kapsamda şirket ortaklarının ve şirket yönetim organlarının birleşmeden doğan sorumlulukları, birleşen şirketlerin amme alacakları bakımından sorumlulukları, şirketlerin alacak ve borçlardan dolayı sorumlulukları, halka açık şirketlerin birleşmelerinden doğan sorumluluklar ve son olarak birleşmenin iptalinden ve ortaya çıkan eksikliklerden doğan sorumluluklar incelenmiştir.

BirleşmelerHukuki sorumlulukTicaret hukuku+2
Uğur Güleç
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapı malikinin kusursuz sorumluluğu ve yapı denetim kuruluşlarının hukuki sorumluluğu

Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen sorumluluk hukuku dar, geniş ve en dar anlamda farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Sorumluluk hukukunun ilkelerini kusur, sözleşme ve kanun hükmü oluşturmaktadır. Sorumluluk hukukunda iki ayrı sınıflandırma yapılmaktadır. Bu sınıflandırmalardan ilki kaynak yönünden olup sözleşme içi ve sözleşme dışı olarak ayrılmaktadır. Diğer sınıflandırma ise, kusur yönünden olup kusura dayanan haksız fiil sorumluluğu ve kusura dayanmayan sebep sorumluluğu olmak üzere iki türe ayrılmaktadır. Kusura dayanan haksız fiil sorumluluğu konusunu haksız fiil oluştururken; kusura dayanmayan sebep sorumluluğu ise hakkaniyet sorumluluğu, tehlike sorumluluğu ve olağan sebep sorumluluğu çerçevesinde incelenmektedir. Bina ve yapı sahibinin sorumluluğu, Türk Borçlar Kanunu'nda kusursuz sorumluluk olarak düzenlenmektedir. Bina ve yapı sahibi, Türk Borçlar Kanunu'nun 69. maddesindeki düzenleme ile bina ile yapı eserinin yapım bozukluğu ve bakımındaki eksikler sonucu ortaya çıkan zararlardan sorumlu tutulmaktadır. İntifa ve oturma hakkı sahiplerinin sorumluluğu ise binanın ve yapı eserinin bakım eksiklikleri ile sınırlı tutulmaktadır. Bina ve yapı malikinin kusursuz sorumluluğunun yanında yapılan yapıların denetimleri de önem arz etmektedir. Yapı denetimi insanların yaşamlarını güvenli ve sağlıklı bir şekilde devam ettirilmesi için yapıların fen, sanat ve sağlık kuralları çerçevesinde yapılmasını temin eden kontrol mekanizmasıdır. Yapı denetiminin asıl amacı insanların temel ihtiyaçlarından birini karşılamak için nitelikli ve sağlıklı konutlar üretmektir. Sağlıklı ve nitelikli konutların üretimi proje ve uygulama aşamasında yasal mevzuatın ve gerekli koşulların tam olarak gerçekleştirilmesi ile mümkün olacaktır. Türkiye'deki yapılar, 4708 Sayılı Yapı Denetim Hakkında Kanun ve Yapı Denetim Uygulama Yönetmeliği çerçevesinde denetlenmektedir. Yapı Denetim Hakkında Kanun, özel bir kanun olup uygulamada ortaya çıkan sorunlardan da anlaşılacağı üzere, bu kanunla düzenlenmeyen birçok husus bulunmaktadır. Düzenlenmeyen hususlar hakkında Türk Borçlar Kanunu'ndaki düzenlemelerden faydalanılmaktadır. Hukuki sorumluluğun tespiti halinde tazminata hükmedilebilmekte ayrıca malik, sorumlulara karşı rücu hakkını kullanabilmektedir. Mevzuattaki eksikler, kanun ve yönetmeliklerde yapılacak düzenlemelerle giderilememiştir. Anahtar Kelimeler: Sorumluluk hukuku, zarar, tazminat, yapı denetim.

DenetimHukuki sorumlulukKusursuz sorumluluk+4
Hilal Ahmetoğlu
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hukuki ayıp, hüküm ve sonuçları

Hukuki ayıp, ayıba ilişkin Türk Borçlar Kanunu'nda ve Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'da sayılmış olan ayıp türlerinden biridir. Nitekim mahiyet olarak zapt ile benzerlikler göstermektedir. Bu benzerliklerin hukuki sonuçlarını Viyana Satım Sözleşmesi'nin hukuki ayıp ve zapta ilişkin olan maddelerinde de görebilmekteyiz. Hukuki ayıp, diğer ayıp türleri gibi tarafların aralarında yapmış oldukları sözleşmelere konu mallarda ortaya çıkabilmektedir. Hukuki ayıbı diğer ayıp türlerinden ayıran başlıca husus, hukuki ayıbın mal üzerindeki maddi ve ekonomik sebeplerden değil, mal üzerinde kamu hukuku tarafından mevcut olan kısıtlamalar ve alıcının maldan beklediği faydayı görememesidir. Diğer ayıp türlerinde tarafların rızası ile mevcut olan ayıp ortadan kalkabilecekken, hukuki ayıp durumunda kamu hukuku kaynaklı sınırlamalar gereği ayıbın kaynağı özel hukuk ilişkileri değildir. Nitekim tarafların aralarında göstermiş oldukları rıza da hukuki ayıbı ortadan kaldırmayacaktır. Somut olaya göre en fazla taraflar arasında malın kullanım amacına göre hukuki ayıplı sayılması hususu görüşülerek, maldan beklenti durumu değişkenlik gösterebilecektir. Hukuki ayıbın en fazla karışmakta olduğu durum üçüncü kişinin satıma konu mal üzerinde üstün bir hakkının mevcut olduğu zapttan sorumluluk halidir. Hukuki ayıp ve zapttan sorumluluk hallerinin birbirlerinden ayrıştırılması ayıp veya zapttan sorumlulukta ortaya çıkacak sonuçlar bakımından önem teşkil etmektedir. Nitekim bu iki müessese birbirinin yerine kullanıldığı takdirde, sözleşmenin tarafları yanlış hükümler ile haksız şekilde zarara uğrayabilecektir. Hukuki ayıp ve zapt ele alınış bakımından somut olaya göre gerek doktrinde gerekse Yargıtay'ın vermiş olduğu kararlarda birbiri yerine kullanılmaktadır. Bu bakımdan hukuki ayıp ve zaptın genel anlamda hangi hususlarda mevcut olduğu belirtilerek somut olayların da sadece kamu hukuku – özel hukuk ayrımı diyerek ele alınmaması, geniş kapsamlı olarak bu iki müessesenin karşılaştırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler : Ayıp, Ayıplı Mal, Hukuki Ayıp, Zapt.

AyıpAyıplı malBorçlar hukuku+5
Muhammed Furkan Ayan
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadına karşı şiddetin önlenmesinde mağdur ve üçüncü kişilerin talep hakları

Dünyada kadına yönelik şiddet yaygın bir toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Şiddet, fiziksel özellik fark etmeksizin bütün dünyada karşılaşılan bir insan hakkı ihlalidir. Aile içi şiddet genel olarak kadının erkek tarafından maruz kaldığı şiddet biçiminde görülmektedir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı kadına yönelik şiddetin temelini oluşturmaktadır. Bu sorun, aile içi mahremiyet olarak görüldüğünden, konuya ilişkin çalışmalar ve alınan önlemler yetersiz kalmıştır. Bugüne gelindiğinde ise bilginin yayılımı sebebiyle bu anlayış, yerini korunma ihtiyacına bırakmış ve gerekli düzenlemeler daha hızlı yapılmaya başlanmıştır. Yeterli çalışmaların yapılabilmesi için toplumsal olarak bu sorunun daha derinlemesine incelenmesi, sorunun kaynağının tespit edilerek çözüme yönelik yapılacak yeni çalışmaların ortaya konması gerekmektedir.

Aile içi şiddetKadına yönelik şiddetKoruma tedbirleri+5
Alihan Berberoğlu
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni Türk Ticaret Kanunu'na göre anonim ortaklıklar hukukunda azınlığın bilgi alma ve inceleme hakkı yoluyla korunması

Anonim ortaklıklar, ekonomik ve hukuki yaşamımızın önemli bir parçasıdır. Tüzel kişiliği haiz olan anonim ortaklıklar, toplum içinde sosyal bir organizma olarak serbestçe hukuki işlemler yapabilmektedir. Tüzel kişilerin faaliyetlerini sürdürebilmesi hem dış hem de iç ilişkide iletişim ile mümkündür. Çünkü tüzel kişiliklerde irade oluşumu iletişime bağlıdır. Bu nedenle, kanun koyucu, anonim ortaklıkların organizasyonuna büyük önem vermektedir. Örneğin, kanun koyucu, anonim ortaklıklarda zorunlu organları ve bu organlar arasındaki ilişkileri, önemli ölçüde ve doğrudan doğruya Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlemiştir. Organlar ve organ üyeleri arasındaki ilişki iletişim gerektirmektedir. Tüzel kişilerdeki iletişimin konusu daima "bilgi"dir. Anonim ortaklıklar, pay sahiplerinden oluşmaktadır. Pay sahipleri, yatırımlarını yönetmek ve ortak sıfatından kaynaklanan haklarını kullanmak için ortaklık hakkında bilgiye ihtiyaç duyarlar. Bu çalışma, Türk Ticaret Kanunu'nun özellikle pay sahiplerinin bilgilendirilmesine yönelik hükümlerini değerlendirmektedir. Çalışmanın ana hipotezi, yasada çeşitli hükümlerde yer almasına rağmen, anonim ortaklıklarda üç aşamadan oluşan bir bilgilendirme sisteminin var olduğu savunusudur. Bu nedenle, pay sahibinin bilgilendirilmesine yönelik tüm kurallar, aynı yasal zeminde ve söz konusu sistem gözetilerek, yorumlanmalıdır. Bunun için önce, söz konusu sistemin oluşturulmasının ardında yer alan ekonomik ve yasal gereklilikler ortaya konmaya çalışılmıştır. Daha sonra, bu genel esaslar temelinde, pay sahibinin talebe bağlı bilgilendirmeye yönelik haklarına ilişkin yasal hükümler sistemli bir şekilde incelenmiştir. Çalışmada aynı zamanda, pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarını dava yoluyla kullanımı da değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yeni Türk Ticaret Kanunu, Anonim Ortaklıklar Hukuku, Bilgi Alma Hakkı, İnceleme Hakkı.

Anonim ortaklıklarAzınlık haklarıAzınlıklar+7
Direnç Akbay
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hayvan hakları

Yüzyıllardır insan haklarının güçlendirilmesi için çabalanmaktadır. Fakat bunun yanında hayvan haklarının, insan haklarının bir parçası olduğu unutulmaktadır. Tarih boyunca hayvanların sömürüldüğü bilinen bir gerçektir. Son yıllarda hayvan hakları konusunda, kanuni düzenlemeler artış ve hız kazanmış bulunmaktadır. Hayvanlara uzun yıllar boyunca hukuki bir konum aranmıştır. Bu süreçte onlar ölçüsüz deneylere, işkencelere ve kötü muamelelere maruz kalmışlardır. Hissedebilen bir canlı olan hayvan, geçmiş yıllarda eşya olarak nitelendirilmekteydi. Hukuk önünde bir statü kazanamamıştır. Eşya niteliğinden çıkartılan ülke mevzuatlarında, hayvanın cezai koruması daha fazladır. Türkiye'de hayvan hakları, 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu içerisinde düzenlenmektedir. Ayrı bir kanunla düzenlenmiştir. Bu kanunda, 2021 yılında değişiklik yapılmıştır. ''Hayvanları Koruma Kanunu İle Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'' ile kanuna, bazı eklemeler yapılmıştır. Karşılaştırmalı hukukta ve Türkiye'de hayvanları kapsayan hükümler Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve Anayasa'da bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hayvan Hakları, Hak Sahibi, Tarihçesi, Mukayeseli Hukuk, İnsan Hakları

Hayvan haklarıHayvanları Koruma KanunuKanunlar+2
Türkan Nil Bakalım
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rekabet Hukukunda birleşme ve devralmaların denetlenmesi ve özel hukuktan doğan sonuçları

Piyasa ekonomisini korumayı hedefleyen hukuk sistemleri, etkin bir rekabet ortamının sağlanması ve bu rekabet ortamının korunmasını amaçlamışlar ve bu amaçları doğrultusunda bazı düzenlemelere ihtiyaç duymuşlardır. Rekabet hukuku normları işte bu ihtiyaca cevap verir niteliktelerdir ve piyasa ekonomisi ve serbest rekabetin kabul bulduğu sistemlerde, sözü edilen etkin rekabet ortamının sağlanması amacına hizmet ederler. Rekabet normları etkin rekabeti, rekabete zarar verici hukuki işlem ve eylemlere karşı birtakım kamu ve özel hukuk yaptırımları öngörerek korurlar. Hem yabancı hukuk sistemleri hem de Türk Rekabet Hukuku düzenlemeleri, buna paralel olarak birtakım sonuçlar öngörmüştür. Rekabete zarar verecek nitelikteki işlemlerden bir tanesi de birleşme ve devralmalar, başka bir deyiş ile yoğunlaşmalardır. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (RKHK) bu birleşme ve devralmaların zararlı etkilerini engellemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada, birleşme ve devralmaların kontrolü ile ilgili düzenlemeler ve mahkeme kararları ve bu kontrol sistemi için öngörülen özel hukuktan doğan sonuçlar ve yaptırımlar incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde rekabet hukukunda birleşme ve devralmaların denetlenmesi ve özel hukuk sonuçlarını ilgilendiren, Türk, ABD ve AB hukuk sistemleri içerisindeki düzenlemeler incelenmiş ve çalışmanın devamına ilişkin mevzuat mahkeme kararları ışığında tanıtılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, Rekabet Kurulu tarafından çıkarılan tebliğler ve ilgili diğer düzenlemeler doğrultusunda birleşme ve devralmaların denetlenmesi sisteminin, özel hukuk sonuçlarını da ilgilendiren yönleri ile incelenmesi amaçlanmıştır. Üçüncü bölümde ise birleşme ve devralmalara ilişkin normlara aykırılıktan doğan rekabet ihlallerinin yaptırımları incelenmiştir. Geçersizlik yaptırımı ve tazminat sorumluluğu incelendikten sonra, tazminat sorumluluğuna ilişkin tartışma ve tarafımızca savunulan görüşün de belirtilmesinin ardından çalışma neticelendirilmiştir.

BirleşmelerDevirRekabet+4
Koray Yeşilada
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk ve Fransız Hukukunda vatandaşlığın kazanılması hallerinin karşılaştırılması

Hukuk, zamanla gelişen bir bilimdir. Eski zamanlardan günümüze, insanlar kendilerini hep bir aileye, bir topluma ait olma ihtiyacını hisstemişlerdir. Bu yüzden, aile, toplum ve vatan gibi kavramlar yaratılmıştır. Vatandaşlık, ister gerçek bir kişi olsun isterse de tüzel kişi (şirketler, dernekler, gemi vb.) olsun belirli bir ulusa yasal bağlanma anlamına gelmektedir. Vatandaşlık kişiye siyasi, sivil ve mesleki görev ve haklar tanımaktadır. Uluslararası özel hukuk kuralları gerek Kara Avrupası ülkelerinde gerekse de Anglo-Sakson ülkelerinde yalnızca hukuk çatışmaları ve yargı çatışmaları ile ilgilidir. Örneğin, Kara Avrupası Hukuk sistemine tabi olan Türkiye, Fransa ve Almanya gibi ülkelerde vatandaşlık yasası genelde anayasa hukuku yani kamu hukuku meselesidir ve birçok diğer ülkede de yabancının durumu kamu özgürlükleriyle oldukça yakından bağlantılıdır. Çifte vatandaşlık, iki ülke vatandaşlığına aynı anda sahip olma anlamına gelir ve genellikle bir avantaj olarak görülür. Bazı ülkelerde buna izin verilirken bazı ülkelerde ise çifte vatandaşlık yasaktır. Türk ve Fransız mevzuatlarında çifte vatandaşlığı engelleyen bir hüküm yoktur. Bu çalışmada, Türk ve Fransız Hukukunda vatandaşlığın kazanılması hallerinin karşılaştırılması konusuna yer verilmektedir. Bu çalışmanın yazımında, çoğunlukla 12.06.2009 tarihli 5901 sayılı Kanun ile Türk vatandaşlığını ve Fransız Medeni Kanununun Fransız uyrukluğunu kabul eden maddeleri (17 ila 33-2. Maddeler) dikkate alınmıştır. Fransız hukuku ve Türk hukuku uyarınca vatandaşlık kazanılmasına ilişkin mevzuat genel olarak benzerlik taşımaktadır. Bu düzenlemeler incelenirken iki hukuk arasındaki farklılıklara da değinilecektir.

Anayasal vatandaşlıkFransız hukukuKarşılaştırmalı hukuk+4
Sabrapa Thierry Nongoute
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde kar payı, kar dağıtımı ve yedek akçe ayrılması

Kâr, Farsça kökenli bir kelimedir. Kârın sözlük anlamı; alışverişdensağlanan para kazancıdır. Öğretide yapılan bir tanıma göre kâr; belli bir süre içinde,ekonomik faaliyetleri sebebiyle bir ticari işletmenin varlığında meydana gelen artışıifade eder. Anonim şirketin kâr dağıtabilmesi için öncelikle şirketin kâr elde etmesiyani şirketin ticari bilânçosunda kârın gözükmesi gerekir. Aksi takdirde şirket kârdağıtamaz.Sermaye Piyasası Kurulu'nun çıkardığı Seri:4, 27 No'lu tebliğde yapılantanıma göre kar payı; anonim şirket ortaklarına ve kâra katılan diğer kişileredağıtılacak kârdan, bunların her birine düşen payı ifade eder. Pay sahipliğikonusunda gerçek ve tüzel kişi ayrımı yoktur. Burada pay sahibi için önemli olannokta, şirkete katılım karşılığında, maddi bir çıkar sağlamaktır. Sağlanabilecekmaddi çıkar çeşitli şekillerde olabilmekle birlikte, bunların en önemlisi ve devamlısı,kişinin şirket kazancından elde edeceği kâr payıdır.Kar payı avansı, ortaklara ara dönem karı üzerinden dağıtılacak avanstır.Anonim şirketler, iş yılı sonunda düzenlenen bilânçoya göre ve herhâlde genelkurulun bilânço, kâr ve zarar hesabının kabulüne ve kârın dağıtımına ilişkin kararınadayanarak kâr dağıtabilirler. Bunun dışında ortaklara yapılan her ödeme, safi kârdankaynaklansa bile, emredici hükümlerle men edilmiş bulunan ? sermayenin ortaklaraiadesi ? anlamını taşır.TTK.'da yedek akçenin tanımı yapılmamıştır. Sadece TTK.m.74/3'deyedek akçenin, esas sermayenin bir parçası olduğu belirtilmiştir. Öğretide yapılan birtanıma göre yedek akçe; esas sermayeyi aşan net malvarlığıdır. Başka bir tanımagöre yedek akçe; şirketin çeşitli kaynaklardan elde ettiği safi kârdan, pay sahiplerineve diğer ilgililere dağıtılmayarak kanun, esas sözleşme ve genel kurul kararıgereğince, şirket bünyesinde tutulan kaynakların tümüdür.Yedek akçenin genel olarak üç fonksiyonu vardır. Bunlardan birincisişirketin mevcut durumunun başka bir deyişle sermayenin korunması, ikincisisermayenin otofinansman yoluyla kuvvetlendirilmesi ve son olarak düzenli bir kârdağıtımının ayarlanabilmesidir.

Ahmet Cemil Ünal
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim ortaklıklarda genel kurul ve genel kurulun elektronik ortamda toplanması ve karar alması

ÖZETBu çalışmada, TTK'nun ilgili maddeleri ışığında GK'un oluşumu ve işleyişiincelenmiş, GK'da internet kullanımının ve GK'a elektronik ortamda katılımın GK üzerindekietkileri ve ortaya çıkacak sonuçlar çözümlenmeye çalışılmıştır.Anonim şirket GK'u, TTK m. 360 vd.'nda düzenlenen ve nasıl toplanacağı, toplantızamanı, müzakereler, oy kullanma ve karar alınmasının tâbi olduğu şartların şirket esassözleşmesinde belirlendiği zorunlu bir organdır. Pay sahipleri, şirket işlerinin görüşülmesiamacıyla GK'da bir araya gelirler. Bu kapsamda anonim şirket GK'unun işleyişi, GK'untoplantıya çağrılması ve pay sahiplerinin GK toplantısına alınması anından itibaren başlayanve toplantının kapatılmasına kadar devam eden ve bu arada toplantının açılması, tutanağındüzenlenmesi, müzakerelerin ve oylamanın yapılması ile karar alınması aşamalarını içeren birsüreç olarak tanımlanabilir.Günümüz bilgi toplumu, iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelere paralel olarakhızlı karar alma mekanizmalarının geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle internetingelişme hızı, bu çalışmanın konusu olan anonim şirketler GK'unun da hızlı karar alma vesonuca gitme zorunluluğu ile karşı karşıya bulunduğunu göstermektedir. Diğer taraftanuygulamada pay sahiplerinin GK'a katılım oranının düşük olması ve bu durumun anonimşirketlerin en önemli sorunlarından biri olan ?güç boşluğu? sorununa yol açması, paysahiplerinin GK'a katılımlarının kolaylaştırılması ihtiyacını da ortaya çıkarmıştır. İşte tüm bugerekçelere dayanarak günümüz hukuk anlayışı, GK'a elektronik ortamda katılıma olanaksağlamıştır. Dünyada yaşanan bu gelişme, Türk hukukunda da Türk Ticaret KanunuTasarısının kanunlaşmasıyla birlikte uygulanır hale gelecektir.IX

Işık Özer
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İcra ve iflas hukukunda ihalenin feshi nedenleri

ÖzetBir kamusal işlem olan cebri açık artırma ile satışın (ihalenin) hukukauygunluğunu şikayet üzerine denetleyen icra mahkemesi, söz konusu işlemingeçerliliğini etkileyen bir sakatlık belirlemesi halinde, cebri icra işlemini iptal eder(m. 134).İİK m. 134'te ihalenin feshi nedenleri tek tek gösterilmemiştir. İhalenin feshinedenleri, doktrin ve Yargıtay uygulanmasında, artırmaya hazırlık aşamasındakihatalı işlemler, ihale yapılması sırasındaki hatalı işlemler, ihaleye fesat karıştırılmışolması ve alıcının taşınmazın önemli nitelikleri hakkında hataya düşmüş (veyadüşürülmüş) olması olarak sayılmıştır. Bunun yanında, artırmaya hazırlık işlemleriöncesinde var olan bir kanuna aykırılık veya yolsuzluk nedeniyle de yapılan ihaleninfeshi talep edilebilir.Satışa (artırmaya) hazırlık işlemleri sırasında, ilan, artırma şartnamesi,kıymet takdiri, mükellefiyetler listesi gibi bir takım şekli unsurlar icra memurutarafından yerine getirilir. Artırma işlemi ile ilgili fesih nedenleri, satışın yapılacağıyer ve zaman, en az ihale bedeline ulaşılmış olması gibi bir takım fiziki şartlardaortaya çıkabilecek usulsüzlüklerdir.Artırma öncesi yapılan işlemler sırasında veya artırma işlemi sırasında,artırmanın usulüne uygun bir biçimde ilerlemesini engelleyen kanuna ve ahlakaaykırı olumsuz davranışlar artırmaya fesat karıştırılma olarak değerlendirilir.Alıcının, artırma sonunda ihale ile mülkiyetini kazandığı malın önemli (esaslı)niteliklerinde hataya düşmüş (veya düşürülmüş) olması, ihalenin feshi nedeni olarakkabul edilmiştir.Anahtar Kelimeler : İhale, İhalenin Feshi, Şikayet

Alper Bulur
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Borç ilişkisi doğuran sözleşmelerde başlangıçtaki imkansızlık, hüküm ve sonuçları

ÖZETnsanlar gerek günlük yaşantılarında gerekse iş hayatlarında her gün çeşitligereksinimlerle karşılaşırlar. Bu gereksinimler ancak başkaları ile borç ilişkileri,özellikle de sözleşmeler kurmak suretiyle giderilebilir. Sözleşmeler, taraflar arasındaborç ilişkisi doğuran, tarafların birbirlerine uygun ve karşılıklı irade beyanları ilekurulan hukuki işlemlerdir. Sözleşmelerin konusu ve kuruluş amacı, kişileringereksinimlerine yönelik edimlerdir. Türk Borçlar Hukukuna göre, kişiler sözleşmeyapıp yapmamakta, sözleşme taraflarını seçmekte ve sözleşme konusu edimleribelirlemekte serbesttirler. Buna sözleşme özgürlüğü ilkesi denir. Ancak, bazıhallerde bu ilke sınırlanmaktadır. Bu sınırlamalardan birini de ? imkansızlık?oluşturmaktadır.mkansızlık, borçlanılan edim yükümünün ya baştan itibaren geçerli olarakdoğmasını ya da sonradan borçlu veya diğer herhangi bir kimse tarafından objektif,sürekli ve kesin olarak yerine getirilmesini önleyen fiili veya hukuki engeller olaraktanımlanabilir.Tezimizin konusunu edimin, sözleşmenin kurulmasından önce veya en geçkurulduğu sırada mevcut objektif, sürekli, fiili veya hukuki bir engel sebebiyle,borçlu da dahil hiç kimse tarafından ifa edilememesi olarak tanımlanan, başlangıçtakiimkansızlık oluşturmaktadır.Başlangıçtaki imkansızlık, doktrindeki hakim görüşe göre, edimin borçlu dadahil üçüncü kişiler tarafından ifa edilip edilememesi ölçüsü esas alınıp,başlangıçtaki objektif imkansızlık, başlangıçtaki sübjektif imkansızlık şeklinde ikiyeayrılarak incelenmektedir. Bu iki tür başlangıçtaki imkansızlık haline farklı hukukisonuçlar bağlanmaktadır.vnsanların gereksinimlerini karşılama aracı olan sözleşmelerin geçersizolmasına neden olan başlangıçtaki imkansızlık, bu yönüyle borç ilişkilerinde büyükbir öneme sahiptir.Bu açıklamalar doğrultusunda tezimiz; bir giriş, üç bölüm ve bir sonuçtanoluşmaktadır. Tezimizin, giriş bölümünde, imkansızlık kavramı, birinci bölümünde,imkansızlığın çeşitli türleri, unsurları ve türleri, ikinci bölümünde borç ilişkisidoğuran sözleşmelerde başlangıçtaki imkansızlık kavramı, unsurları, türleri veimkansızlığın ispatı, üçüncü bölümünde de başlangıçtaki imkansızlığın hüküm vesonuçları incelenmiştir. Sonuç kısmında ise incelemelerimiz sırasında önemlibulduğumuz noktalar üzerinde durulmuştur.Anahtar Kelimeler: ?imkansızlık?, ?başlangıçtaki imkansızlık?, ?sübjektifimkansızlık?, ?sözleşme?vi

Zeynep İpek Yücer
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık sektöründe reklam

ÖZETReklâm anlayışı insanlar arasında değiş tokuşun yani modern tanımıylaalışverişin başlamasıyla doğmuştur.20. yy'da büyük bir hızla gelişme kaydeden reklâmlar, radyo ve sonrasındatelevizyonların kullanılmaya ve yaygınlaşmaya başlamasıyla önemini arttırmıştır.Özünde mal ve hizmetlerin tanıtımına yönelik bir iletişim faaliyeti olan reklâm,günümüzde serbest piyasa ekonomilerinde üretici ile tüketici arasında köprü vazifesigören, mal veya hizmetlerin tanıtımını sağlayan en önemli araçlardandır.Dolayısıyla bu önemli aracın kötüye kullanılması gerek tüketiciler gerek rakipfirmalar açısından ağır sonuçlar doğurabileceğinden reklâmların denetimi zorunlu birhal almıştır. Bu anlamda mevzuata aykırı reklâmlarla mücadele edilirken üç ayrıyöntem uygulanmaktadır. Bunlar özel hukuk davaları, idari denetim ve özdenetimdir.Sağlık sektörü açısından AB mevzuatındaki özel düzenlemelere bakıldığında;ilaç reklâmlarının, özellikle Türkiye'nin AB sürecinde gerçekleştirdiği uyumlaştırmaçalışmalarına kaynak teşkil ettiği gözlemlenmektedir. AB'de hastane ve doktorreklâmları ise, reklâm hukukunun genel esaslarına bağlı kalmak koşuluyla herdevletin kendi iç hukuk düzenlemelerinin inisiyatifine bırakılmıştır.Ulusal mevzuat açısından; sağlık sektöründe yapılan reklâmların bir kısmının,toplum sağlığının taşıdığı önem dolayısıyla yasaklandığı, diğer kısmınınsa büyükölçüde sınırlamalara tabi tutulduğu göze çarpmaktadır.Özel hastaneler ve diğer sağlık kuruluşları; sağlığı koruyucu ve geliştiricinitelikteki bilgilendirme ve tanıtımlar yapılabilir. Bilgilendirme ve tanıtımfaaliyetleri kapsamında, yanıltıcı, abartılı, doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmamışbilgilere ve talep yaratmaya yönelik açıklamalara yer verilemez.vBu kuruluşlar, hizmet alanları ve sunacağı hizmetler ile açılış bilgileri vebenzeri konularda toplumu bilgilendirmek amacıyla sınırlı olmak kaydıyla tanıtımyapabilir ve ilân verebilirler. Ancak ağız ve diş sağlığı hizmeti ile ambulans hizmetiveren sağlık kuruluşlarının reklâm yapmaları yasaktır. Kuruluşların tabelaları, boyutve içerik bakımından ilgili mevzuatlarında belirtilen esaslara uygun olmalıdır.Doktor reklâmlarına ilişkin mevzuatta; doktorların, aldatıcı ve haksız rekabeteyol açıcı olmamak kaydıyla, çalışma yerleri ile uzmanlık alanlarını ve muayene günve saatlerini bildirir ilânlar yayımlamalarına izin verilmiş, ancak bunun dışındakiyazılı ve sözlü vasıtalarla reklâm yapmaları ve kanunun kabul ettiği çerçeve dışındatabela kullanmaları yasaklanmıştır. Zira veteriner, eczacı ve optisyenler açısından damevzuat, benzer hükümler taşımaktadır.Sağlık sektöründe reklâm ilaç reklâmları açısından değerlendirilecek olursa,ilgili mevzuat uyarınca reçeteyle satışına izin verilen ilaçların reklâmınınyapılmasının yasak olduğu ortaya çıkmaktadır ki ulusal mevzuatın bu kapsamdabirbiriyle uyum içinde olduğunu söylemek mümkündür. Şu kadar ki; söz konusuilaçların tıbbi dergilerde tanıtımı yapılabilir.Ancak reçetesiz satışına izin verilen ilaçların tanıtımı konusunda mevzuatçelişkili ifadeler içermektedir. İlaç tanıtımına ilişkin ilk kanuni düzenleme?İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu? olup 1928 yılından beri yürürlüktedir ve13. maddesiyle reçeteli-reçetesiz ilaç tanıtımına ilişkin sınırları çizmektedir.23 Ekim 2003 tarihinde yürürlüğe giren ?Beşeri Tıbbi Ürünlerin TanıtımFaaliyetleri Hakkında Yönetmelik? ise AB müktesebatına paralel biçimdehazırlanmış olup konunun ayrıntılarını içermektedir. Ancak Danıştay tarafındanYönetmeliğin 4/d, 5/a, 7/1-6 ve 8. maddesinin yürütmesinin kanuna aykırı olduğugerekçesiyle durdurulmasına karar verilmiştir.Kanun, reçetesiz satılan ilaçların topluma tanıtımına, gazete ve tarifnamelerlesınırlı kalmak koşuluyla izin vermesine karşın; Yönetmelik AB müktesebatına uygunolarak, radyo ve televizyonlar da dâhil olmak üzere her türlü araçla reçetesiz ilaçvitanıtımına izin vermektedir. Ancak normlar hiyerarşisi adına bugün itibariylekanunun ilgili hükmü geçerliliğini korumaktadır.Diğer taraftan, reçete ile satılan beşeri tıbbi ürünlerin sağlık mesleğimensuplarına tanıtımı, tıbbi satış temsilcilerinin hekim ve diş hekimine yaptıklarıziyaretler, numunelerin dağıtımı, sağlık mesleği mensuplarının katıldığı promosyontoplantılarının sponsorluğu, sağlık mesleği mensuplarının katıldığı bilimselkongrelerin sponsorluğu ve özellikle söz konusu kişilerin bu kongrelerle ilgiliseyahat ve konaklama masraflarının ödenmesi ilaç reklâmları açısından reklâmserbestisi sınırları içerisindedir.Ancak, gerek reçeteyle gerek reçetesiz satışına izin verilen ilaç reklâmlarınınaldatıcılık içermesi, örtülü (gizli) reklâmlarının yapılması ve reklâmların mevzuataaykırı karşılaştırmalar içermesi genel ve özel düzenlemelerle yasaklanmıştır.vii

Ezgi Aygün
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avukatlık mesleki sorumluluk sigortası

Avukatlık meslegi, adil yargılamanın bir parçası olarak savunmayı temsil etmesi vekisilerin Anayasa tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerini kullanmalarınısaglamak açısından adaletle kisi arasında önemli bir aracıdır. Avukat, mesleki ihmalinedeniyle müvekkilinin ya da hukuki bilgi verdigi üçüncü kisinin zararına yol açarsa tazminattalebiyle karsılasır. Sigorta sirketi, üçüncü kisilerden gelen tazminat taleplerine karsı avukatıbu yükümlülükten kurtarmaktadır.Çalısmada, ilk olarak Türk sigorta hukukunda sorumluluk sigortasının yeri, ilkeleri veuygulama alanı incelenmistir. Özellikle rizikonun gerçeklesme anının tespiti hakkındakiteorilerin mesleki sorumluluk sigortasına nasıl uygulanacagı konusunda degerlendirmeleryapılmıstır. Avukatlık mesleginin tanımı, mesleki yükümlülüklerin sorumluluga etkileri,sözlesme ve haksız fiil iliskilerinin sorumlulukla iliskisi ortaya konmustur. ÜlkemizdeAvukatlık Kanunu'nda yapılan degisikliklerle yer alan ancak uygulama da yeni yeni görülenavukatlık ortaklıgı açısından da konu incelenmistir.Avukatların mesleklerinde karsılasabilecekleri ve ihmali davranısları neticesindetazminat tehdidine ugrayabilecekleri durumlara karsı güvence teskil edecek sorumluluksigortasının zorunlu olarak meslege baslarken yaptırılması için en kısa zamanda kanunidüzenlemeler yapılması yerinde olacaktır.Avukatın, mesleki sorumluluk sigortası nedeniyleözensiz davranıslara yönelmesini önlemek amacıyla rizikonun bir kısmının avukat üzerindebırakılması, avukatın aldıgı disiplin cezalarının varlıgı halinde primlerin daha yüksektutulması, belli dönemlerde mesleki faaliyeti hakkında sigorta sirketine ya da baroya raporibraz etmesi gibi tedbirlerle düzenlemeler yapılabilir.ANAHTAR KELMELER:Avukat, sorumluluk,mesleki sorumluluk sigortası,sigorta.

Serhal Nur Mahmutoğulları
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Ticaret Kanunu ve tasarı açısından anonim şirketlerde hisse senetlerinin devri

Çalışmamızda, doktrindeki ve uygulamadaki görüşler göz önünde tutularak, mevcut sistemde ortaya çıkan sorular cevaplandırılmaya ve ?TTK Tasarısı? ile yapılmak istenen değişikliklerin yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın maddeleri ile karşılaştırmaya çalışılmıştır.Çalışmamızın birinci bölümünde, anonim şirket hisse senetlerinin temelini teşkil eden ve anonim şirketlerde hisse senetlerinin devrinin kolay anlaşılabilmesi amacı ile önce pay ve hisse senedi kavramları, türleri, hisse senetlerinin aslen ve devren iktisap edilmesi ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır.İkinci bölümde, anonim şirket hisse senetlerinden hamiline yazılı hisse senetlerinin devir şekli ciro ve teslim, nama yazılı hisse senetlerinin devir şekli ciro, alacağın temliki ve teslim kavramları, ciro ve alacağın temliki arasındaki farklılıklar, bağlı nama yazılı hisse senetlerinde sınırlamanın konulması, etkisini kaybetmesi ve kaydın reddi halinde bağlı nama yazılı hisse senetlerinin hukuki durumu ve bu konudaki görüş ayrılıkları ayrıntılı olarak incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise, pay ve hisse senetlerinin devrinin kanuni ve iradi kısıtlanma halleri tek tek söz konusu haller belirtilmek suretiyle incelenmiştir.

Ender Canan Eroğlu
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atipik iş sözleşmelerinden evde çalışma ve tele çalışma

Gizem Tan
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk iş hukukunda belirli süreli iş sözleşmelerinin haksız feshi

Belirli süreli is sözlesmeleri, sözlesmenin sona erme tarihinin taraflarca önceden belirlendiği sözlesmelerdir. ?s Kanununda getirilen özel düzenleme gereği, bu tür sözlesmeler ancak belirli süreli islerde veya belirli bir isin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif kosulların varlığı halinde yapılabilir. Belirli süreli is sözlesmeleri, kural olarak, sürenin bitimi ile kendiliğinden sona erer. Bu tür sözlesmelerin haklı sebeple fesih dısında süresinden önce tek taraflı olarak sona erdirilmesi mümkün değildir. Buna rağmen uygulamada, sözlesmenin süre bitiminden önce feshedilmesi sıklıkla karsılasılan bir durum haline gelmistir. Ancak, is mevzuatında bu tür bir feshin hukuki niteliği ve hüküm ve sonuçları hakkında herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum öğretide ve uygulamada tartısmalara yol açmıstır. Belirli süreli is sözlesmesinin isveren tarafından haksız olarak feshi halinde, bizim katılmıs olduğumuz haksız fesih görüsüne göre, burada haksız ancak geçerli bir fesih söz konusudur. ?sçi, sözlesmenin erken sona ermesi nedeniyle uğradığı zararlara karsılık sözlesmenin kalan süresine ait ücret miktarı kadar tazminat talep etme hakkına sahiptir. BK. 325. maddesine göre hesaplanacak bu tazminattan, yine bu madde uyarınca, isçinin bu süre içerisinde is sözlesmesinin feshi nedeniyle tasarruf ettiği değerler ile çalısarak elde ettiği kazançlar ya da kasten kazanmaktan kaçındığı değerler mahsup edilir. ?sçi bu durumda ayrıca, diğer sartları da varsa kıdem tazminatına ve eğer sözlesmede hüküm varsa, cezai sarta hak kazanır. ?sçi tarafından belirli süreli is sözlesmesinin feshi durumunda ise, is sözlesmesini sona erer. Bu durumda, isveren uğradığı zararlara karsılık genel hükümlere göre uygun bir tazminat talep edebilir. Yine, eğer sözlesmede iki taraf için de kararlastırılmıs olan cezai sart varsa, isveren cezai sarta hak kazanır. ?sçi tarafından yapılan bu tür bir fesihte isçi, 14. maddede sayılan sebepler istisna olmak üzere, kural olarak kıdem tazminatına hak kazanamaz.

Şükriye Esra Taşkın
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evlilik birliğinin hakimin müdahalesi yoluyla korunması

İnsan hayata gözlerini açtığı ilk andan itibaren aile içerisinde yaşamaya başlar ve yaşamının büyük bölümünü aile içerisinde sürdürür. Toplumsal yaşama aile içerisinde aldığı eğitim ve terbiye ile dahil olur. Aile, taşıdığı bu toplumsal önem nedeniyle, hukuk düzenlerinin daima yakından ilgi gösterdiği bir kurum olmuştur. Dar anlamda aileyi oluşturan evlilik birliğinin korunmasında, aile bireylerinin olduğu kadar toplumun da büyük menfaati vardır. Bu nedenle, Aile Hukukunun ilk ve en önemli kaynağı olanTürk Medeni Kanunu başta olmak üzere, mevzuatımızda evilik birliğini koruyucu birçok hükme yer verilmiştir. Bu hükümlerin amacı, evlilik birliğinin yürütülmesi esnasında ortaya çıkan sorunların, boşanma veya ayrılık aşamasına gelinmeden çözülerek birliğin mümkün olduğunca devamını sağlamaktır. Çalışmamızın konusunu, evlilik birliğini koruyucu hükümlerin incelenmesi oluşturmaktadır. Temel olarak üç ana bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde; aile, evlilik birliği ve devlet-aile ilişkisi kavramları üzerinde durulmuş, ikinci bölümde Türk Medeni Kanununun ?Birliğin Korunması? başlıklı 195 vd. maddelerinde yer verilen hükümler, üçüncü bölümde de aile içi şiddetin önlenmesi amacıyla özel olarak hazırlanmış bulunan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun koruyucu tedbirlere ilişkin hükümleri inceleme konusu edilmiştir.

Ardahan Hüsnü Şenyuva
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Marka tescilinden doğan hakların tüketilmesi ilkesi ve istisnaları

Marka, bir teşebbüsün mal ve hizmetlerini, bir başka teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt etmesi koşuluyla kişi adları dâhil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaret olarak tanımlanmıştır. Marka hakkı, marka hakkına dayanılarak üretilen mal ve hizmetlerin üçüncü kişiler tarafından aynı sınıf mal ve hizmetin o marka altında üretim yapmalarını önleme imkânı veren ve herkese karşı ileri sürülebilen mutlak ve tekelci bir haktır. Marka hakkının kötüye kullanılmasını önlemek üzere oluşturulan sınırlama tüketilme ilkesi olarak anılmaktadır. Marka hakkının tüketilmesi ilkesi, marka sahibi veya onun rızası dâhilinde üçüncü bir kişi tarafından belli bir coğrafi bölgede piyasaya sunulan markalı malların tedavülünün marka hakkına dayanılarak engellenememesini ifade etmektedir. Marka hakkının tüketilme ilkesinin coğrafi sınırını belirleme yönünden ülkesel, bölgesel ve uluslararası tüketilme sistemleri öngörülmüştür. Ülkemizde 556 Sayılı KHK.'nın 13.maddesi ile ülkesel tüketilme ilkesi benimsenmiştir. Buna karşın Yargıtay, kararlarıyla paralel ithalatlara imkân tanıyarak uluslararası tüketilme ilkesini kabul etmektedir. Marka hakkının tüketilmesi ilkesinin uygulanmayacağı haller düzenlenerek bu ilkenin istisnaları öngörülmüştür. Marka sahibinin, malın piyasaya sunulmasından sonra, üçüncü kişiler tarafından değiştirilerek veya kötüleştirilerek ticari amaçlı kullanılmasını önleme yetkisi bulunmaktadır.

Yasemin Karakurt
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Motorlu taşıtlar sektöründe rekabet sınırlamaları ve grup muafiyeti

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerinin lokomotif sektörlerinden birisi olarak görülen Motorlu Taşıtlar Sektöründe rekabetin etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle özellikle perakende motorlu taşıt satışı ve satış sonrası sanayinde gelişimin sağlanması sektörde rekabetçi bir yapının oluşturulması bakımından gereklidir. Tez konusu olan, 2005/4 sayılı Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Dikey Anlaşmalar ve Uyumlu Eylemlere İlişkin yeni Tebliğ de bu ihtiyacın bir ürünüdür. Tebliğ, motorlu taşıtlar sektöründeki yeni motorlu taşıtların bunların yedek parçalarının ya da tamir ve bakım hizmetlerinin alımı, satımı veya yeniden satımına ilişkin yapılan dikey anlaşma ve uyumlu eylemlere grup muafiyeti getirmektedir. Bu çalışma ile motorlu araç ve yedek parça üreticilerinin yaptıkları dikey anlaşmaların rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu bakımdan tezde öncelikle rekabet hukukunun temel kavramları açıklanmış, daha sonra motorlu taşıtlar sektörünün dünya ve ülkemizdeki durumuna yer verilerek rekabet hukukunun sektöre uygulanmasındaki gelişim hakkında bilgilere yer verilmiştir. Son olarak da asıl konumuz olan 2005/4 sayılı Tebliğ, özellikle Avrupa Birliği'ndeki mehaz düzenlemesi olan 1400/2002 sayılı Tüzük ve bu tüzüğün uygulanması göz önüne alınarak ülkemizde karşılaşılabilecek olası sorunlar bağlamında incelenmiştir

Göksu Erakman
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fıdıc standart kuralları'na göre hazırlanan milletlerarası inşaat sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda tahkim

nsaat sektörünün milletlerarası rekabete açılması ve özellikle kalkınmakta olan ülkelerde gerçeklesen büyük insaat projeleri, gerek malî kaynak temini gerek teknolojik yetersizlik bakımından, farklı devletlere mensup tarafları bir araya getirmektedir. Böylece insaat sözlesmeleri birden fazla hukuk sistemi ile baglantılı hale gelmektedir. Bu nedenle, taraflar, teknik, hukuk, örf ve adet açısından görüs ve anlayıs birligine sahip bulunmamakta, bu da milletlerarası insaat iliskilerinde birçok hukukî sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. nsaat sözlesmelerinin karmasık yapısı ve teknik özelliklerinin fazla olması, uygulamada insaat sözlesmelerinin standart kurallar üzerine oturtulmasına neden olmustur. Bu standart kurallar arasında en çok tercih edileni, Müsavir Mühendisler Uluslararası Federasyonu (Fédération Internationale des Ingénieurs Conceils, FIDIC) Kuralları'dır. Bu nedenle, tarafların aralarındaki insaat sözlesmesini FIDIC Kuralları'nı esas alarak düzenlemeleri durumunda, taraflara tanınan irade serbestîsi prensibi dâhilinde, söz konusu sözlesmeye FIDIC Kuralları uygulanacaktır. Çalısmamızın konusunu, FIDIC Kuralları'na göre hazırlanan milletlerarası insaat sözlesmelerinden dogan uyusmazlıkların tahkim yolu ile çözümlenmesi olusturmaktadır. Temel olarak üç ana bölümden olusan çalısmamızın ilk bölümünde, insaat sözlesmeleri Borçlar Kanunu ve FIDIC açısından degerlendirilmis, FIDIC'in tarihçesi, yapısı ve faaliyeti üzerine kısaca bilgi verilerek FIDIC Kuralları'nın hukuki niteligi üzerinde durulmus, ikinci bölümde, milletlerarası insaat sözlesmelerinden dogan uyusmazlıkların en çok basvurulan çözüm yolu olan tahkim konusu incelenmis ve bu inceleme, 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu çerçevesinde yapılmıs ve ayrıntılı bir biçimde degerlendirilmis, üçüncü bölümde, insaat sözlesmelerinde yabancılık unsuru ve milletlerarası insaat sözlesmelerine uygulanacak hukuk sorunu ele alınmıs ve yabancı hakem kararlarının MÖHUK kapsamında tanınması ve tenfizine temas edilmistir.

Mehmet Kodakoğlu
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elektrik sektörünün hukuki yapısı ve rekabet hukuku açısından hakim durumun kötüye kullanılması

Elektrik endustrisinde gec;tigimiz yilzytlm son c;eyreginde ba~layan ve son Yillarda tum dilnya geneline yaytlan reform hareketi beraberinde bir taklm sorunlan da getirnli~tir. Bu sorunlardan bir tanesi de rekabeti bozucu davranl~lardlr. Soz konusu davranl~lann en bilyuk kaynagl ve kanltl ise sahip olunan hakim durumdur. Bu tezde esas itibariyle elektrik piyasasmln i~leyi~i, rekabet hukuku baklmlndan elektrik sektorunde hakim durum ve bunun kotuye kullanllmaSI incelenmi~tir. Dilzenleyici otoritelerin bu sorunla ba~ etmek ic;in piyasalann etkin bir ~ekilde izlenmesi gerektigi ve rekabet otoritesi He EPDK arasmdaki i~boltimilntin aC;lkhga kavu~turulmasl gerektigi sonucuna vanlml~tlr. Bununla birlikte, tezde aynca, yeniden yapIlandlrma ve serbestle~me sureci ile elektrik piyasalannm i~leyi~ mekanizmasmm daha iyi anla~Ilabilmesi amaclyla piyasa tasanml konusunda temel bilgiler aktanlmaya c;ah~Ilml~tlr.

Kötüye kullanma
Emre Kalender
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Telekomünikasyon alanında rekabet hukuku açısından hâkim durumun kötüye kullanılması

Serbest piyasa ekonomisinin var oldugu ülkelerde rekabetin gerekliligi tartısılmazdır. Rekabet, tesebbüsleri daha kaliteli ve daha düsük fiyatlarla rakiplerinden daha fazla ürün ve hizmet sunmaya yönelten bir süreçtir. Bu sayede ekonomik verimlilik artar ve kaynakların etkin dagılımı saglanır. Böylece refahın artısı toplum genelinde hissedilir. Türk hukuk sisteminde rekabet hukuku konusunu düzenleyen yasa, RKHK'dır. Rekabet hukukunun esas amacı, rekabet düzenini korumaktır. Bu amaç dogrultusunda iki önemli hedefi mevcuttur. lki, bir veya birkaç büyük isletmenin piyasada hâkim durumu kötüye kullanmalarını engelleyici kurallar koymak, ikincisi de birbirleriyle ya da baskaları ile rekabet etmesi gereken isletmelerin bir araya gelerek, rekabeti kısıtlandıracak anlasmalar yapmalarına ve uygulamalarına engel olmaktır. Konu açısından hâkim durum kavramının üstünde durmak faydalı olacaktır. Serbest piyasa ekonomilerinde bazı tesebbüslerin piyasalarda büyüyerek hâkim duruma gelmeleri mümkündür. Ancak RKHK m. 6'da hâkim durumda bulunmak degil, hâkim durumu kötüye kullanmak hukuka aykırı ve yasak kabul edilmistir. Hâkim durum belirlenirken, dikkat edilmesi gereken bazı ölçütler vardır. Hâkim durumdan bahsedebilmek için öncelikle, bir piyasa tanımlamasının yapılması gereklidir. Daha sonra belirlenen piyasada, sorusturulan isletmenin gerçekten de hâkim durumda olup olmadıgının tespiti yapılmalıdır. Bu nedenle söz konusu tesebbüsün pazar gücü incelenmektedir. Pazar gücü degerlendirilirken, göz önünde bulundurulan kriterlerden en önemlisi pazar payıdır. Bunun yanı sıra, pazar payının zaman içindeki degisimi, piyasanın özellikleri, rakiplerin pazar payları gibi unsurlar da göz önünde bulundurulmaktadır. Bu unsurların incelenmesi sonucunda isletmenin hâkim durumda bulunduguna kanaat getirilirse, hâkim durumun kötüye kullanılıp kullanılmadıgına bakılmaktadır. RKHK m. 6'da tahdidi olmamakla beraber kötüye kullanma halleri sayılmıstır. Bilgi ve teknoloji, telekomünikasyon sektöründe yasanan gelismeler sayesinde her gün hayatımıza yenilikler kazandırmaktadır. Telekomünikasyon sektörü, uzun yıllar boyunca dogal tekel niteligine sahip olmustur. Sektörün liberallesmesi, uzun yıllar devlet tekelinde yürütülen hizmetlerin özel sektörlere devredilerek mümkün oldugu kadar rekabete açılması, yasal giris engellerinin kaldırılmasına baglıdır. vi Sektörün bazı bölümlerinde görülen piyasa aksaklıları, sektörün tamamen rekabete açılması önünde ciddi bir engeldir. Rekabete açılamayan, tekeli elinde bulunan tesebbüslerin rekabete aykırı faaliyetlerinin engellenmesi gerekmektedir. Bu konuda yeterli regülasyonların yapılmaması, sektöre yapılan yatırımları engelleyecektir. Düzenlemenin en temel gerekçelerinden biri, dogal tekel niteligi gösteren piyasalarda ortaya çıkan piyasa aksaklıklarının toplumsal refahı azaltması ve kamu yararını olumsuz yönde etkilemesidir. Ancak bu sektörün regülasyonu sadece teknik düzenlemelerle olmamaktadır. Teknik düzenlemelerin yanında, hukuki düzenlemelerin de saglam bir yapıda olması ülkedeki bilisim sektörünü de saglamlastıracaktır. 2004 yılı basında TTAS'ın ses iletimi ve altyapısındaki yasal tekel hakkının sona ermesi ile birlikte pazarın rekabetçi bir yapıya hemen kavusması elbette mümkün olmamıstır. Bu nedenle ilgili kurumlar olan 4052 sayılı Kanun'la kurulmus olan ve sektörde düzenleme görevini yerine getirmeyi ve sektörün saglıklı islemesini amaç edinen Telekomünikasyon Kurumu ve ekonominin genelinde rekabetin tesis edilmesi için faaliyet gösteren Rekabet Kurumu'na her zamankinden daha çok görev düsmektedir.

Dilek İmirlioğlu
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlgili rekabet kurulu kararları ışığında çimento sektöründe rekabet sınırlamaları

Bu çalısmada, ülkemiz çimento sektöründeki rekabet sınırlamaları, rekabet hukukunda yer alan temel kavramlar ve ilgili Rekabet Kurulu kararları ısıgında incelenmistir. Çalısmada ilk olarak çimento ürününün özellikleri, ülkemizdeki üretim ve üreticiler hakkında kısa bilgiler verilmis, bu çerçevede sektördeki rekabet ortamı degerlendirilmistir. Devamında ise Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesi anlamındaki danısıklı iliskiler yolu ile sektördeki rekabetin sınırlanması ve sektörde meydana gelen birlesme ve devralmaların rekabeti sınırlayıcı etkileri incelenmistir. Çimento sektöründe faaliyet gösteren tesebbüsler arasındaki anlasmalar, uyumlu eylemler, tesebbüs birliklerinin karar ve eylemleri gibi danısıklı iliskiler neticesinde sektördeki rekabetin sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu baglamda, Rekabet Kurulu sektördeki rekabet ortamını korumak amacı ile bir takım sorusturmalar baslatmıs ve bazı sorusturmaların neticesinde özellikle sektörde üretici konumunda faaliyet gösteren bazı tesebbüsler hakkında, oldukça yüksek meblâglarda cezalara hükmetme yoluna gitmistir. Ayrıca sektörde faaliyet gösteren tesebbüsler arasında meydana gelen birlesme ve devralma islemleri neticesinde, rekabetin sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu bakımdan Rekabet Kurulu tarafından sektördeki birlesme ve devralama islemleri ile ilgili olarak çok sayıda inceleme yapılmıstır. Söz konusu incelemelerin neticesinde, bazen birlesme ve devralma islemlerine izin verilmis, bazen de ilgili islemler sonucunda rekabetin sınırlanacagı kanaatine varılarak izin verilmemistir.

Çetin Okan Ciba
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rekabetin sınırlanmasının özel hukuk alanındaki sonuçları

Bu çalısmada Rekabetin Korunması Hakkında Kanun besinci kısmını olusturan ?Rekabetin Sınırlanmasının Özel Hukuk Alanındaki Sonuçları? tazminat ve geçersizlik baslıkları altında incelenmis ve ülkemizde uygulama alanı bulamakta zorlanan tazminat konusu derinlemesine incelenmistir. Rekabet ortamında olusan, rekabet ortamının bozulması sonucu olarak rakip tesebbüslerden baslamak üzere tüketicilere kadar zincirleme bir reaksiyon olusmaktadır. Bu zincirleme reaksiyon sonucu olusan zararın ise dogal olarak rekabet ihlalinde bulunan tarafça tazmin edilmesi gerekmektedir. Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun açıkça ilgili tazminat hükümlerine caydırıcı bir nitelik kazandırmak amacıyla üç katı tazminata hükmedilebilecege yer vermistir. Geçersizlik ise pek çok farklı durumda farklı sonuçlar dogurmus ve bu sonuçlar çalısmamızda baslıklar altında incelenmeye çalısılmıstır. Günümüz rekabet ortamının, caydırıcılık unsurunu içinde barındıran bir düzenleme ile düzenlenmesi ve bir otorite tarafından kontrol altında tutulması zorunlu hale gelmistir. Özellikle küresel sermayenin her geçen gün büyümesi ve önünde durulamaz tekelci bir yapının olusması yönündeki çabaları tazminat kavramının caydırıcılık açısından önemini ortaya koymaktadır. Bu sebeplerden ötürü çalısmamız bu konularda yogunlasmıs ve dogabilecek soruları yanıtlamaya çalısmıstır.

Caner Taşpınarlı
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Müzik eseri ve müzik eseri sahibinin mali hakları ile korunması

Geçmisten günümüze kadar, bir toplumun ekonomik ve kültürel yönden gelisimindesanatçılar, isletmeciler, bilim ve edebiyat adamlarının meydana getirdikleri eserler vedolayısıyla bunları korunması büyük önem arz etmektedir. Bunun baglantılı olarak ortayaçıkartılan eserlerin korunması ve hak sahiplerinin desteklenmesi, bunların daha verimlieserler meydana getirmelerini saglayacaktır.Bu tez üç bölümden olusmaktadır. lk bölümde müzik eseri kavramının daha iyianlasılabilmesi için eser kavramı ve türleri incelenecektir. kinci bölümde, eser sahipligigenel olarak incelendikten sonra müzik eseri sahipleri ve bunların mali hakları üzerindedurulmustur. Üçüncü bölümde ise, müzik eseri sahiplerinin mali haklarının korunmasıincelenmistir. Bu bölümde koruma; maddi hukuk yönünden koruma, dava yoluyla korumave meslek birlikleri yoluyla koruma olmak üzere üç ana baslık altında incelenmistir.Tezimizin sonuç bölümünde müzik eseri sahipleri ve onların korunması ile ilgiliulastıgım sonuçlar belirtilmistir.Anahtar Kelimeler: Müzik eseri, mali haklar

Burcu Akyüz
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş sözleşmesinde fesih hakkının kötüye kullanılması, hüküm ve sonuçları

Haklar kişilere sosyal ve ekonomik bir amacı yerine getirmek için tanındıklarından dolayı bu amacın dışında kullanılamazlar. Hakkın kullanımı sosyal ve ekonomik amacını aştığı zaman, o hak kötüye kullanılmış kabul edilmelidir.Fesih bozucu yenilik doğuran bir haktır; hak sahibinin bu yolda açıkladığı iradesinin karşı tarafa varmasıyla hüküm ve sonuçlarını hasıl eder. Belirsiz süreli bir iş sözleşmesinde taraflar sözleşmeyi süreli fesih hakkına dayanarak sona erdirebilirler. Süreli fesih hakkının temelinde kişilik haklarının korunması yatmaktadır.Modern İş Hukukunda ekonomik olarak zayıf durumda bulunan işçinin işten çıkarılmasıyla karşılaşacağı ekonomik ve sosyal zorluklar ve özelliklede istihdam güvencesi ilkesi dikkate alınarak iş sözleşmesinin tek taraflı olarak feshedilmesinin sınırlandırılması savunulmuştur.Süreli fesih hakkının kullanılmasına, hakkın kötüye kullanılması teorisine başvurarak bir sınırlama getirilmiştir. Ancak süreli fesih hakkının işçi tarafından kullanılması kişi özgürlüğü olarak değerlendirilebileceği için süreli fesih hakkının sınırlandırılması genellikle işveren açısından söz konusu olmaktadır.Süreli fesih hakkının kötüye kullanılmasının yaptırımı olarak belirlenen tazminat kötüniyet tazminatı olarak tanımlanmıştır. Bu tazminat iş güvencesi hükümlerinden yararlanmayan işçilerin iş sözleşmelerinin feshinde ortaya çıkmaktadır.

Fesih hakkıİş hukukuİş sözleşmesi
Algan Gültan
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anahtar teslimi inşaat sözleşmesi

Hızla gelişen dünyada, artan nüfusun barınma, ısınma, ulaşım, üretim gibi konulardaki ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli olan inşaat sektörü de kendini geliştirmektedir. Bu gelişimin en büyük sebebi ise teknolojideki yenilikler, makineleşme ve artan ihtiyaçlardır. Artık, inşaat sektöründe hızlı, güvenilir ve sağlam adımlara, bunun yanında da yeni sözleşmelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu suretle, hem bireylerin hem de devletin özellikle termik santral, baraj, köprü, yol, su kanalları gibi büyük çaplı inşaat taleplerinin karşılanması amacıyla, yeni sözleşme türleri uygulanmaktadır. Bunlardan biri de tez konumuzu oluşturan anahtar teslimi inşaat sözleşmesidir.Anahtar teslimi inşaat sözleşmesi, inşaat sözleşmelerinin farklı bir uygulaması olarak karşımıza çıkar. Bu sözleşmelerde, müteahhit, projenin tasarımından inşa eserinin yapılıp teslimine kadar bütün sorumlulukları üzerine almakta, bunun karşılığında iş sahibi sabit bir ücret ödemektedir. Anahtar teslimi inşaat sözleşmeleri genellikle, kredi veren kurumların ve iş sahiplerinin kesin bir sözleşme bedeli üzerinde anlaşmak istemeleri üzerine akdedilmektedir. Çoğu zaman iş sahiplerinin inşaatın değerinden yüksek bir götürü bedel üzerinde anlaşmaları, sonradan sürpriz fiyatlarla karşılaşmak istememelerinden kaynaklanmaktadır. Böylece, tek taraflı olarak sorumlu tutulan müteahhit, hem sözleşmenin uygulanmasından doğan risklere hem de sözleşme bedelinden doğabilecek risklere katlanmaktadır. Anahtar teslimi inşaat sözleşmesinin böyle yüksek risk taşıyan bir sözleşme oluşu, onu bütünüyle inceleme ihtiyacı doğurmaktadır.

Anahtar teslimi inşaat sözleşmesiBorçlar hukukuSabit fiyat+2
Sena Şekerci
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00