
72
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Tip 2 diyabetli bireylerin hastalıklarını kabulleri, duygusal endişeleri ve yaşam kalitelerinin beslenme durumları üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; tip 2 diyabetli bireylerin hastalığı kabul, duygusal endişe ve yaşam kalitelerinin beslenme durumları üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya, Ankara'da yaşayan 20-65 yaş arası 145 (73 erkek, 72 kadın) tip 2 diyabetli gönüllü birey katılmıştır. Katılımcıların verileri araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüz yüze uygulanan soru formu ile toplanmıştır. Bireylerin genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, beslenme (besin tüketim kaydı ve Sağlıklı Yeme İndeksi-2010 (SYİ-2010)), hastalığı kabul (Hastalığı Kabul Ölçeği (HKÖ)), duygusal endişe (Diyabetle İlgili Sorunlu Alanlar (DİSA) Ölçeği), depresyon durumları (Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)) ile yaşam kaliteleri (Kısa Form-36 (SF-36)) Ölçeği) değerlendirilmiştir. Bireylerin %50.3'ü erkek ve %49.7'si kadın olup, çoğu (%93.8) 46-65 yaş arasındadır. Katılımcıların %48.3'ü hafif şişman, %47.6'sı ise obezdir ve HKÖ'den ortalama 30.2±5.62 puan almışlardır. Bireylerin %35.9'unun duygusal endişe yaşadığı ve %37.2'sinin hafif, %12.5'inin orta ve %2'sinin şiddetli depresyon belirtileri gösterdiği tespit edilmiştir. Kadınların yaşam kalitesi erkeklere göre daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin %37.9'u kötü, %58.6'sı iyileştirilmesi gerekli ve %3.5'i iyi diyete sahiptir. Bu durum da bireylerin diyet kalitelerinin düşük olduğunu göstermiştir. SYİ-2010 ile HKÖ, DİSA, BDÖ ve SF-36 arasında anlamlı bir ilişki saptanmamış, ancak bu ölçekler arasında ilişkiler bulunmuştur. Bu nedenle tip 2 diyabetli bireylere, beslenmelerinin iyileştirilmesi ve beslenmenin önemini fark etmeleri için beslenme eğitimi verilmeli ve eğitim sırasında bireyin beslenmesini tedavinin bir parçası olarak görüp görmediği değerlendirilmelidir. Tip 2 diyabetlilerin beslenmelerini etkileyen faktörler varsa belirlenerek, bireye özel beslenme tedavisinin diyetisyen tarafından oluşturulması fayda sağlayacaktır.
Yetişkin bireylerde yiyeceklerden tiksinme eğilimi, sağlıklı beslenme takıntısı ve beslenme durumunun değerlendirilmesi
Bu çalışma, yetişkin bireylerin tiksinme eğilimlerinin sağlıklı beslenme takıntısı üzerine etkilerini araştırmak ve beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya, Ankara ilinde yaşayan 19-55 yaş arası, 328 erkek, 524 kadın olmak üzere toplam 852 yetişkin gönüllü birey katılmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile toplanmıştır. Bireyler genel bilgiler, sağlık bilgileri, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıklarına ait sorular ile Tiksinme Ölçeği Revize Formu (TÖR), Tiksinti Eğilimi ve Duyarlılığı Ölçeği (TEDÖ), Gıda İğrenme Ölçeği (GİÖ) ve ORTO-15 testini yanıtlamışlardır. Bireylerin %61.5'i kadın, %38.5'i erkek olup yaş ortalamaları 28.3±8.65 yıldır. Bireylerin yarısından fazlası normal beden kütle indeksi (BKİ)'ne sahiptir (erkeklerde, %57.0; kadınlarda, %63.2). TÖR (E: 13.9±4.43, K: 16.6±4.04), TEDÖ (E: 45.0±12.98, K: 49.9±13.24) ve GİÖ (E:110.8±29.94, K:118.0±27.94) ölçek puan ortalamaları kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. ORTO-15 puanları ise erkeklerde daha yüksektir (p<0.05). Eğitim durumu açısından TEDÖ ve ORTO-15 puanları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Katılımcıların beden kütle indeksi (BKİ) sınıflaması açısından ORTO-15 puan dağılımı anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). BKİ arttıkça, TEDÖ ve GİÖ ölçek puanlarının azaldığı saptanmıştır (p<0.05). Sabah, öğle ve akşam öğün tüketim süreleri arttıkça TÖR ve GİÖ ölçek puanlarının arttığı, ORTO-15 puanının azaldığı bulunmuştur (p<0.05). TÖR ile TEDÖ ve GİÖ ölçekleri arasında pozitif bir ilişki ORTO-15 ölçeği ile negatif bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmanın sonuçları, bireylerin tiksinme eğilimleri arttıkça ortorektik olma eğilimlerinin daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu nedenle sağlıklı beslenme takıntısı değerlendirilirken, yaş, cinsiyet, eğitim ve beslenme durumunun yanı sıra tiksinme eğilimi ile tiksinme duyarlılığı vb. diğer etmenlerin birlikte değerlendirilmesinde yarar vardır.Anahtar Sözcükler: Beslenme durumu, ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı, tiksinme, tiksinme eğilimi
Stres ve uyku kalitesinin yeme bozukluğu ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinde stres düzeyleri, uyku kalitesi ve sınav kaygısının yeme bozukları ile ilişkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya yaş ortalaması 22.4±1.57 yıl olan 291 kadın (%58.3) ve 208 erkek (%41.7) toplam 499 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Katılımcıların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, stres düzeyleri (Algılanan Stres Ölçeği-ASÖ), sınav kaygı düzeyleri (Sınav Kaygısı Envanteri-SKE), uyku kaliteleri (Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi-PUKİ) ve yeme tutumları (Yeme Tutum Testi-YTT-26) değerlendirilmiştir. Öğrencilerin %71.6'sı normal BKİ'ye sahip olup ASÖ puan ortalaması 27.4±7.25, SKE puan ortalaması 43.0±13.28'dir. YTT-26 puan ortalamaları erkeklerde 16.8±11.28 ve kadınlarda 17.3±9.40 olup her iki cinsiyet için benzer bulunmuştur. Katılımcıların %66.9'u normal yeme tutumuna sahipken %33.1'i anormal yeme tutumuna sahiptir ve %78.4'ü ise kötü uyku kalitesi göstermiştir. Kötü uyku kalitesine sahip bireylerin YTT-26 puan ortalamaları (17.6±10.17), iyi uyku kalitesine sahip bireylerden (16.6±10.39) yüksek (p<0.05) olup PUKİ puanları ile YTT-26 puanları arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Ancak yetersiz özyeterlik algısı, stres/rahatsızlık algısı ve ASÖ ile YTT-26 arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Anormal yeme tutumu olanların SKE ortalama puanları (45.9±13.75) normal yeme tutumu olanlara göre (41.6±12.82) daha yüksek olup SKE ile YTT-26 arasında pozitif korelasyon olduğu saptanmıştır (p<0.05). ASÖ, SKE ve PUKİ arasında pozitif anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda kuruntu (SKE alt boyutu) skoru 1 birim arttığında, anormal yeme tutumunun %7.1 kat arttığı bulunmuştur (OR=1.071, p<0.05). Üniversite öğrencilerinin yeme bozuklukları geliştirme açısından risk altında oldukları görülmüştür. Bu öğrencilerde yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıkları teşvik edilmeli ve beslenme alışkanlıkları değerlendirilmelidir.
Kronik obstrüktif akciğer hastalarının beslenme durumu, antropometrik ölçümleri ile yaşam ve uyku kaliteleri arasındaki ilişkinin saptanması
Bu çalışmanın amacı kronik obstrüktif akciğer hastalarının beslenme durumu ile antropometrik ölçümlerinin yaşam ve uyku kaliteleri üzerine etkisinin saptanmasıdır. Çalışmaya 40-75 yaş aralığındaki 64 erkek (%80.0), 16 kadın (%20.0) olmak üzere toplam 80 KOAH tanısı almış birey dahil edilmiştir. Katılımcıların genel özellikleri, sağlık bilgileri, sigara içme durumu, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, besin tüketim kayıtları, biyokimyasal parametreleri, yaşam kaliteleri (KOAH Değerlendirme Testi-CAT, St. George Solunum Anketi-SGRQ), günlük yaşam aktiviteleri (Lawton Brody EGYA), öz etkililikleri (KOAH Öz-Etkililik Ölçeği), uyku kaliteleri (Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi-PUKİ) ve fiziksel aktiviteleri (Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-IPAQ) değerlendirilmiştir. Evre 1-2'deki bireylerin %11.4'ünde, Evre 3-4 teki bireylerin %36.1'inde son 6 ayda vücut ağırlığında azalma görülmüştür (p<0.05). Ancak bireylerin KOAH evrelerine göre antropometrik ölçümleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). İyi uyku kalitesi olan bireylerin gece uyku süresi ortancası 8.2 saat, kötü uyku kalitesi olanların ise 7.9 saatir (p<0.05). Kas kütlesi ile KOAH Öz-Etkililik Ölçek puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). El kavrama gücü ile enerji alımı arasında pozitif bir korelasyon olduğu saptanmıştır (p<0.001). Boyun çevresi ve BMH ile enerji, karbonhidrat(g) ve protein(g) arasında pozitif ilişki bulunurken, yağ(%) arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda SGRQ semptom skorunun 1 birim arttığında, kötü uyku kalitesini %4.3 kat arttığı bulunmuştur (OR=1.043, p<0.05). KOAH'lı bireylerin kas güçlerinin azalması yaşam kalitelerini azaltmaktadır. KOAH'lı bireylerin yaşam kalitelerini artırmak için beslenme durumları düzenli olarak değerlendirilmeli ve bireye özgü beslenme tedavisi programları geliştirilmelidir.
İnsülin direnci olan yetişkin bireylerin duygusal iştah, gece yeme, beslenme alışkanları ve antropometrik ölçümleri ile akdeniz diyetine uyumun irdelenmesi
Bu çalışmanın amacı insülin direnci olan yetişkin bireylerde beslenme durumlarının tespit ederek değerlendirmek ve beslenme alışkanlıklarında etkili olan duygusal iştah, gece yeme alışkanlıkları, Akdeniz Diyeti uyumu arasındaki ilişkiyi irdelemektir. Çalışmaya Özel Sular Vatan Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden yaşları 18-65 yaş arası 205 (103 kadın, 102 erkek) insülin direnci tanısı olan bireyler üzerinde gerçekleşmiştir. Katılımcıların verileri araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüz yüze uygulanan soru formu ile toplanmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları ve Duygusal İştah Anketi (DİA), Gece Yeme Anketi Ölçeği (GYA), Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği (MEDAS), Uluslarası Fiziksel Aktivite (IPAQ- Kısa Form) ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kayıtları değerlendirilmiştir. Bireylerin %50.2'si kadın, %49.8'i erkek olup, yaş ortalaması 35,22±12,40 yıldır. Katılımcıların 52'si hafif şişman, 127'si obezdir. Bireylerin Akdeniz Diyetine %22.0'si düşük uyum, %61.0'i orta uyum, %17.1'i yüksek uyum sağladığı tespit edilmiştir. Bireylerin %48.3'ü inaktif ve %8.8'i gece yeme sendromu sahip olduğu tespit edilmiştir. Kadın bireylerin negatif iştah puan ortalaması 51.32±24.17, erkeklerde pozitif duygusal iştah puan ortalamaları 45.28±13.74 bulunmuştur. Çalışmada MEDAS ile HOMA-IR değeri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiş ancak DİA, GYA ve IPAQ arasında anlamlı bir ilişki saptanmamış, fakat bu ölçekler arasında ilişkiler saptanmıştır. İnsülin direnci olan bireylerin beslenmelerini ve yaşamlarını etkileyen faktörler göz önünde bulundurularak bireye özel beslenme tedavisinin diyetisyen tarafından oluşturulması kişiye yarar sağlayacak ve kronik hastalıkların oluşmasını engellemesinde katkı sağlayacaktır.
Gebe olan ve olmayan yetişkin kadınlarda ortoreksiya nervoza, yeme tutumu ve anksiyete durumlarının karşılaştırılması
Bu çalışma gebe olan ve olmayan kadınların, sağlıklı beslenme takıntısı, yeme bozuklukları ve anksiyete durumlarının karşılaştırılması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bu araştırmaya, yaşları 20-45 arasında değişen 131 gebe kadın ve 162 gebe olmayan kadın olmak üzere toplam 293 yetişkin gönüllü birey katılmıştır. Bireylere dair genel bilgiler, gebelik bilgileri, beslenme ve egzersiz durumuna dair bilgiler anket formu aracılığı ile edinilmiştir. Ayrıca ORTO-15, Yeme Tutum Testi (YTT-26) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %44.7'si gebe kadınlardan ve %55.3'ü gebe olmayan kadınlardan oluşmaktadır. Gebelerin yaş ortalaması 29.23±5.52 yıl iken gebe olmayan kadınların yaş ortalaması 27.54±5.77 yıldır. Bulimik davranış alt boyutu ve YTT-26 toplam puanı gebe olmayan kadınlarda daha yüksek iken, BAÖ toplam puanı gebelerde daha yüksektir ve iki grup arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlıdır. ORTO-15 toplam puanı yönünden ise iki grup arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Gebe kadınların %64.1'i ve gebe olmayan kadınların %57.4'ünde yeme tutumunda bozukluk yoktur. Gebe kadınların %76.3'ü ve gebe olmayan kadınlardan %82.1'i ortorektik gruptadır. Ancak iki grup arasında anlamlı bir istatistiksel fark bulunamamıştır. Gebe olmayan kadınların Beck Anksiyete grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görülmezken, gebeler arasında Beck Anksiyete Ölçeği'ne göre anlamlı bir fark vardır. Çalışmanın sonuçlarına göre yeme bozukluğu eğilimi arttıkça anksiyete düzeyi de artmaktadır. Gebe olmayan kadınların yeme tutum bozukluğu ve gebe kadınların anksiyete düzeyleri daha yüksektir. İki grupta da Ortoreksiya Nervoza sıklığı yüksektir.
Kemik iliği nakli yapılan hastalarda depresyon, yaşam ve beslenme kalitesi ile beslenme durumunu etkileyen faktörlerin saptanması
Bu çalışmanın amacı, kemik iliği nakli yapılan hastalarda depresyon, yaşam ve beslenme kalitesi ile beslenme durumunu etkileyen faktörlerin saptanmasıdır. Çalışmaya 20-76 yıaş arasında olan,18 erkek (%66.7),9 kadın (%33.3) birey olmak üzere toplam 27 hematopoietik kök hücre nakil hastası dahil edimiştir. Katılımcılar genel özellikleri, sağlık bilgileri, nakli türü,beslenme alışkanlıkları,antropometrik ölçümleri, nakil öncesi ve nakil sonrası olmak üzere 24 saatlik besin tüketim kayıtları,biyokimyasal parametreleri,malntrisyon tarama testleri Nütrisyonel Risk Taraması (NR2002),Hasta Odaklı Subjektif Global Değerlendirme(PG-SGA),Üst Orta Kol Çevresi (ÜOKÇ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ),Yaşam Kalitesi QLQ-C30 (European Organization for the Research and Treatment of Cancer Quality of Life Questionnaire EORTC QLQ-C30),nakil öncesi ve nakil sonrası semptom takibi yapılarak değerlendirilmiştir. Nakil sonrası, nakil öncesine kıyasla iştahsızlık, ishal/diyare, mukozit/ağızda yara, yutma güçlüğü/disfaji, çabuk doyma ve tat alamama gibi semptomlarda artış olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Hastaların nakil sonrası günlük toplamenerji, protein, yağ, su, posa, demir, sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfor, bakır, çinko, manganez, B12 vitamini, teklidoymamış yağ, çokludoymamış yağ, posa(çözünür ve çözünmez) alımlarında nakil öncesine göre gözlenen düşüş ve karbonhidratyüzde alımlarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Nakil öncesi sodyum, potasyum, fosfor,kalsiyum,demir ve D vitamininin günlük alımı yüzdeleri erkelerde kadınlara oranla daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p<0.005).Nakil sonrası sadece demir ve D vitamini alımı erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.005).NRS-2002 sınıflamasına göre nakil öncesi besin ögeleri alımları istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Korelasyon analizine göre,bel çevresi (cm), kalça çevresi (cm), üst orta kol çevresi (cm), vücut yağ yüzdesi (%), vücut yağsız doku kütlesi (kg), beden kütle indeksi (kg/m²) ve bel çevresi/kalça çevresi oranı (cm) ile Beck Umutsuzluk Ölçeği Ortalama, EORTCYaşam Kalite Ölçeği Fonksiyonel Puanlaması (Semptom Puanlaması ,Yaşam Kalite Ölçeği ve Genel Sağlık Puanlaması) arasında doğrusal bir ilişki gözlenmemiştir (p>0,05). Regresyon analizine göre nakil öncesi günlük alınan toplamprotein (g) değeri ile BKİ (kg/m2) arasında pozitif yönlü, zayıf derecede doğrusal bir ilişki tespit edilmiştir (r=0,389;p=0,045).Hematopoietik kök hücre nakil hastalarının tıbbi tedavi beslenmesi gereği, beslenme durumlarının saptanması, günlük gereksinimlerinin karşılanmas ile birlikte semptom takibinin etkin yapılması, bireye özgün beslenme planlaması,nakil öncesi ve sonrası bireylerin tedavi sürecindeki yaşam kalitelerini olum yönde etkilemektedir
Annelerin anne sütü ile ilgili algılarıyla emzirme özyeterliliklerinin bebek beslenmesi tutumu üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, annelerin anne sütü ile ilgili algılarıyla emzirme özyeterliliklerinin bebek beslenmesi tutumlarına etkisinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya Ankara ilinde yaşayan ve 0-24 ay arası bebeği olan 106 gönüllü anne (yaş ortalaması 30.4±5.36 yıl) katılmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan anket formunda annelere genel bilgileri içeren sorular ile Doğum Sonrası Bağlanma Ölçeği (DSBÖ), Bebek Beslenmesi Tutum Ölçeği (IOWA), Erişkinlerin Anne Sütü İle İlgili Algı Ölçeği (ASAÖ), Postpartum Emzirme Özyeterlilik Ölçeği (EÖYÖ) yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Annelerin %65.1'i bebeklerini ilk bir saat içinde emzirmiş, %71.8'i ilk 6 ay bebeğini sadece anne sütü ile beslendiği saptanmıştır. Annelerin ortalama emzirme süresi 9.61±7.50 aydır. Annelerin IOWA, EÖYÖ ve ASAÖ ölçekleri ortalama puanları sırasıyla 69±5.30, 62.37±8.69, 125.43±27.88'dir. IOWA ölçeğine göre emzirmeye yatkın annelerin EÖYÖ (EY: 66.56±3.57, K: 58.90±10.07) ve ASAÖ (EY: 136.08±22.83, K: 116.62±28.77) puanları kararsız annelere göre yüksektir (p<0.05). IOWA ile EÖYÖ ve ASAÖ ölçekleri arasında pozitif ilişki, DSBÖ ölçeği arasında negatif ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). EÖYÖ'den ve ASAÖ'den alınan puanda 1'er puanlık artış IOWA ölçeğinde sırasıyla 0.223 ve 0.086 puan artışa neden olmaktadır. EÖYÖ ölçeği ile IOWA ölçeğinin ilişkisinde ASAÖ ölçeğinin kısmi aracı rolü vardır (B=0.087, SH=0.038, %95 GA=[0.0317,0.01789]; p<0.05). Oluşan modellemede bebek beslenmesi tutumundaki varyansın %33.9'u açıklanmaktadır. Sonuç olarak annelerin anne sütü ile ilgili algısı ve emzirme özyeterliliği arttıkça bebek beslenmesi tutumunda emzirmeye yatkın olma eğiliminin arttığı tespit edilmiştir. Bu nedenle anne sütü ve emzirmeyi teşvik edici yenilikçi uygulamalar değerlendirilirken bu konuya ilişkin eğitimlerin de planlanması faydalı olacaktır.
Beslenme ve diyetetik öğrencilerinde obez bireylere yönelik tutum, kilofobi düzeyi, beden takdiri ve yeme bozukluğu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma Beslenme ve Diyetetik bölümü öğrencilerinin; obeziteye yönelik tutumlarını, kilofobi düzeylerini, beden beğenme durumlarını ve yeme bozukluğu eğilimlerini belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Katılımcıların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, eğitim bilgileri, fiziksel aktivite ve sosyal medya kullanım alışkanlıkları, obez bireylere yönelik tutumları (Obez Bireylere Yönelik Tutum Ölçeği-OBYT), kilofobi düzeyleri (Kilofobi Ölçeği-KFÖ), beden takdiri (Bedeni Beğenme Ölçeği-BBÖ), beden imajları (Stunkard Beden İmajı Değerlendirme Ölçeği-Stunkard Ölçeği) ve yeme bozukluğu eğilimleri (Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği-YEDÖ) değerlendirilmiştir. OBYT puan ortalaması 63.52±14.28, KFÖ puan ortalaması 3.85±0.60, BBÖ puan ortalaması 40.24±8.19, YEDÖ toplam puan ortalaması 1.9±1.39'dur. YEDÖ ve BKİ arasında orta derecede ve pozitif yönde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.001). OBYT ve KFÖ arasında zayıf ve negatif yönde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki vardır (p<0.001). OBYT ve BBÖ arasında herhangi bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). OBYT ile YEDÖ ile arasında çok zayıf ve negatif yönde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p>0.05). BBÖ ile YEDÖ arasında zayıf ilişki ilişki tespit edilmiştir (p<0.001). Bu çalışmada obez bireylere yönelik tutumların beden beğenisini etkilemediği ancak yeme bozukluğu için bir risk faktörü oluşturabileceği, beden beğeni düzeyinin ise yeme bozukluğu ile bir ilişki içinde olduğu belirlenmiştir.
Bir diyet polikliniğine başvuran fazla kilolu ve obez yetişkin kadınlarda yaşam kalitesi ve diyet kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Araştırma Ankara İli merkezinde yer alan özel bir beslenme ve diyet polikliniğine başvuran 20-65 yaş arası fazla kilolu ve obez 156 kadının diyet ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Oluşturulan anket formunda bireylerin genel özellikleri, antropometrik ölçümleri, fiziksel aktivite kayıtları alınmıştır. Ayrıca 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı yapılmış ve Sağlıklı Yeme İndeksi (SYİ-2015) ile diyet kalitesi hesaplanmıştır. Bireylerin SYİ puanları; iyi (80 üzeri puan), orta (51-80 puan arası) ve kötü (50 ve altı puan) olmak üzere üç sınıfa ayrılmıştır. Yaşam kalitesini belirlemek için Yaşam Kalitesi Ölçek (SF-36) formu kullanılmıştır. Bireylerin Yaşam Kalitesi Ölçek puanları fiziksel fonksiyon 73,97±21,46, fiziksel rol güçlüğü 73,40±38,07, vücut ağrısı 78,93±22,8, genel sağlık algısı 85,81±17,24, enerji/vitalite/canlılık 49,55±18,08, sosyal fonksiyon 72,99±24,12, emosyonel rol güçlüğü 57,69±44,05 ve mental sağlık 65,85±13,96 şeklinde bulunmuştur. Fazla kilolu bireylerin SYİ puan ortalaması 61,98±12,51, obez bireylerin ise 61,55±12,24 bulunmuştur. Obez bireylerin SYİ-2015 bileşenleri alımı ise toplam meyve 92,39±124,67 g, tam meyve 92,39±126,77 g, toplam sebze 225,71±177,65 g, koyu yeşil yaprak/baklagil 29,89±48,59 g, tam tahıl 30,41±40,54 g, süt ve süt ürünleri 167,74±144,66 g, toplam protein 152,66±99,85 g, deniz ürünü/bitkisel protein 36,00±69,97 g, işlenmiş gıda 133,83±111,14 g, sodyum 1,78±0,85 g, eklenmiş şeker 24,49±29,60 g, doymuş yağ 29,96±19,17 g şeklinde bulunmuştur. Bu çalışmada diyet kalitesi ile yaşam kalitesi birbirleri ile çok fazla etkileşim halinde olmasına rağmen diyet ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Tüm bu nedenlerle daha fazla ve farklı yaş, cinsiyetteki katılımcıların olduğu benzer çalışmaların yapılmasının konunun daha iyi irdelenebilmesi açısından yararlı olacağı düşünülmektedir.