
11
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Afet ve insani yardım yönetiminde sivil toplum kuruluşlarının rolü
Afet ve İnsani Yardım Yönetiminde Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü konusunda yapılan çalışma ile afet ve insani yardım süreçlerinde benzersiz roller üstlenen STK'lar incelenmiş, STK ve gönüllülük ilkesinin Türkiye'deki görünümü tahlil edilmiştir. Tanımlama ve kavram noktasında yeni bir boyut olsa da STK ruhunun Türkiye'de yüzyıllardan beridir var olduğu, bununla birlikte, afet temelli kurumsallaşma henüz tam anlamıyla tesis edilememiş olduğundan, sürecin tamamlanmasına doğrudan katkı sunabilecek STK'ların Türkiye'deki yapılanması, yaşanan sorunlar ve güçlü taraflar bu bağlamda ele alınmıştır. Konunun daha iyi açıklanabilmesi amacıyla Türkiye'de öne çıkmış STK'ların afet ve insani yardım yönetiminde kapsadığı alan, üstlendikleri sorumluklar, STK'ların gelişiminde dönüm noktası teşkil etmiş felaketler ve devletin afet kurumlarının bu süreçteki görünümü derinlemesine analiz edilmiştir. Dünyada afet alanına yön veren Japonya, Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya gibi ülkelerin gerek afet bağlamındaki birikim ve tecrübeleri gerekse de STK'ların bu ülkelerdeki yapılanması, kapsamlı olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmayla afet ve insani yardım yönetiminde STK'ların son derece önemli bir role sahip olduğu, Türkiye'de STK algısı ve gönüllülük yaklaşımı, STK'ların afet süreçlerine entegrasyonuna ilişkin düzenlemeler eksikliği ve STK-kamu iş birliğinin tesisinin önemine ilişkin hususlar üzerinde durulmuştur. Ayrıca, henüz Türkiye'de STK'ların tam anlamıyla afet ve insani yardım yönetimi sürecine dâhil edilemediği, STK ve kamu birimleri arasında iş birliği ve koordinasyon eksikliği bulunduğu, afet yönetiminde STK akreditasyonunun sağlıklı bir şekilde yapılamadığı ve toplumun tüm kesimlerince STK'ları sahiplenen ve benimseyen bir yapıya kavuşturulması için yapılması gerekenler vurgulanmıştır.
Afetlerde derneklerin psikososyal destek çalışmalarında sürdürülebilir kapasitelerinin geliştirilmesi
Afetler, süreğen hayatı kesintiye uğratan maddi, sosyal ve psikolojik kayıplara sebep olan yıkıcı olaylardır. Afet yaşayan birey ve toplumun sağlığının korunması, afet bölgesinde yaşamın yeniden kurulabilmesi ve toplumun geleceği için sağlanan hizmetlerin yanında psikososyal desteğin önemi oldukça büyüktür. Afetlerde etkili ve verimli bir psikososyal destek hizmetinin sunumu için afet yönetim döngüsünün tüm aşamalarında dayanışmacı ve çok aktörlü bir yapılanma gereklidir. Bu tez çalışmasında afetlerde psikososyal destek hizmeti sağlayan meslek örgütü üyesi olan ruh sağlığı çalışanlarının öznel deneyimlerinin derinlemesine araştırılması amaçlanmıştır. Afetlerde psikososyal destek hizmeti sağlayan on beş ruh sağlığı çalışanıyla gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerde yarı yapılandırılmış sorular kullanılarak bulgulara ulaşılmıştır. Bu görüşmelerde ruh sağlığı çalışanlarının gönüllülük motivasyonlarını etkileyen unsurlar araştırılmıştır. Elde edilen bulgular olgu bilim (fenomenoloji) deseni kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda (1) "Sosyo-Demografik Özellikler" üst teması ile; (2) "Meslek Örgütlerinin Afetlerdeki Gönüllü Yönetimi" üst teması "Gönüllülük Politikası", "Gönüllü Sayısı ve Deneyimleri", "Gönüllülere Erişim ve Süreklilik", "Gönüllü Koordinasyonu", "Oryantasyon ve Süpervizyon", "Gönüllülerin Görev Dağılımı", "Geri Bildirim ve Değerlendirme" ve "Gönüllüleri Motive Etme Yöntemleri" alt temaları ile; (3) "Kurum İçi Koordinasyon ve Ekip İletişimi" üst teması ile; (4) "Diğer Kurumlarla Koordinasyon ve Bürokratik İşleyiş" üst teması ile; (5) "Kişilerin Gönüllü Olma Motivasyonları" üst teması "Afet Yaşamış Olma Durumunun Gönüllü Motivasyona Etkisi", "Başkalarına Yardım Etme Motivasyonu", "Bilgi ve Becerileri Paylaşma ve Kullanabilme Motivasyonu", "Mesleki Becerileri Geliştirme Motivasyonu" ve "Meslek Örgütünün Bir Parçası Olma Motivasyonu" alt temaları ile beş üst tema elde edilmiştir. Elde edilen tüm bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Contemporary modality of cash and voucher assistance (CVA) in humanitarian aid. case study of Syria.
This thesis explores the design and community engagement of Cash and Voucher Assistance (CVA) projects, focusing on disaster and humanitarian management point of view, in the Syrian context. The study utilizes qualitative analysis, gathering insights from humanitarian workers involved in CVA projects through interviews and surveys. The findings reveal key themes related to project design and community engagement, shedding light on the factors influencing project design, the level of community participation, and the challenges faced in achieving effective community engagement. Additionally, the study examines the significance of market considerations in project design and the integration of market-based approaches. The findings highlight the importance of incorporating beneficiary feedback, stakeholder engagement, and market dynamics in designing impactful CVA interventions. They also underscore the complexities of operating within the Syrian context, including donor requirements and logistical limitations, which present barriers to achieving full community participation. The study concludes by calling for further exploration and innovative solutions to overcome these challenges and ensure that localization principles are effectively applied in the design and implementation of CVA projects. By adopting a comprehensive approach that considers beneficiary preferences, community input, and market dynamics, CVA interventions can be designed to meet the needs of beneficiaries better and promote local economic resilience.
Exploring the peace component of the humanitarian-development-peace nexus within the post-civil war North-West Syria context between 2020-2023
Staging the adaptation of the humanitarian-development-peace (HDP) nexus has been a significant development for the humanitarian sector in the past years. While there have been remarkable efforts embarking on this approach in humanitarian programming, the peace component of the nexus has remained unclear in most cases. This thesis study seeks solid answers to address this gap in the humanitarian sector. To reveal a formulation for a method to be developed for implementing necessary peace activities and establishing a suitable environment, the Northwest Syria (NWS) case, particularly between 2020 and 2023, is investigated in this study in this study. The research employed secondary documents and interviews with experts engaged in humanitarian responses in the NWS. To comprehend and analyze the regional dynamics effectively, the study provides a detailed elucidation of the HDP nexus. It explores key viewpoints on peace, incorporating associated notions such as peacebuilding and peacekeeping, to establish a solid theoretical foundation. Drawing insights from peace practices observed in the Bosnia case is also included in the study. Additionally, presenting a comprehensive depiction of the situation in the NWS from 2020 to 2023 is aimed. The first chapter comprises of introduction, literature review and methodology. The subsequent chapter delves into a theoretical foundation for the HDP nexus, emphasizing its peace aspects. Then the case of Bosnia is examined, offering an in-depth examination of it as a historical example of a concluded peace process. Following that, the focus shifts to Syria, specifically the NWS, drawing a detailed portrayal of the situation in the region from 2020 to 2023. The final chapter conducts a thorough analysis of peace efforts in the NWS, culminating in the introduction of a methodological pattern intended for future development and implementation in conflict scenarios. KEYWORDS: Humanitarian, development, peace, nexus, Syria.
Afet ve acil durum hazırlık ve risk yönetimi çalışmalarında muhtarların rolünün değerlendirilmesi: Ankara ili örneği
Bu tezin ana amacı etkisini giderek arttıran afetlerin daha etkin yönetilmesi için araştırma sınırlılığı kapsamında yerel yönetimlerin en küçük birimi olarak muhtarlıkların daha aktif rol alıp alamayacağını ortaya koymaktır. Araştırma kapsamında öncelikle ulusal ve uluslararası referans kurumlar ve kaynaklar aracılığı ile afet yönetiminde en çok karşılaşılan ve bu tezin ana konusunu oluşturan ağırlıklı olarak afet öncesi dönemi ilgilendiren kavramlara yer verilmiştir. Sonrasında Dünya'da afet yönetiminde önce Birleşmiş Milletler Afet Risklerinin Azaltılması kurumu gibi uluslararası kurumlar ile Amerika Birleşik Devletleri, Japonya gibi devletlerin afet yönetim modelleri risk ve yerel yönetimler bağlamında irdelenmiş ve sonrasında Türkiye'nin ulusal afet yönetim sistemi yine bu bağlamda incelenmiştir. Derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak Ankara'daki çeşitli mahalle muhtarları görüşülmüş ve muhtarların afet risk yönetimi ile ilgili bilgi ve farkındalık düzeyleri anlaşmaya çalışılmıştır. Sonrasında muhtarların afet yönetimi ile ilgili görüş ve önerine başvurulmuş ve son olarak afet yönetiminde daha aktif rol almaları ile ilgili fikirleri alınmıştır. Yapılan araştırma neticesinde Türkiye'de afet yönetiminin büyük oranda afet esnası müdahale ve insani yardım odaklı olduğu, daha etkin risk yönetimi çalışmalarına ihtiyaç duyulduğu, mahalle muhtarlarının geçmiş afet pratiklerinde önemli roller aldıkları, toplum ile yakın iletişim kurabilen en küçük yerel yönetim organları olmaları nedeniyle toplumun dirençliliğinin, farkındalığının arttırılması, toplum içinde örgütlenme, dayanışma ve yardımlaşmanın arttırılması için önemli aktörler olabilecekleri sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Afet, Risk, Hazırlılık, Muhtar, Dirençlilik
Şartlı eğitim yardımı çocuk koruma hizmetlerinin sosyo-ekolojik sistem kapsamında analizi
Sosyo-ekolojik yaklaşım, bireylerin, toplumların, kültürlerin, ekonomilerin ve doğal çevrenin birbiriyle etkileşim içinde olduğu karmaşık bir ağı inceleyen bir perspektif sunar. Bu yaklaşım hem bir insani yardımda çocuk korumada asgari standart olarak hem de sosyal hizmet disiplininde bir kuram olarak karşımıza çıkar. İnsan davranışlarını, kültürel pratikleri, kaynak kullanımını ve yaşam tarzlarını çevresel faktörlerin nasıl etkilediğini anlamaya odaklanırken aynı zamanda, bu etkileşimlere verilen insan tepkilerini ve bu tepkilerin sosyal, ekonomik ve çevresel sonuçlarını değerlendirir. Çocuk koruma ise çocukların fiziksel, duygusal ve sosyal güvenliklerini sağlamayı amaçlayan bir kavramdır. Çocukların haklarını koruma, ihmal veya istismar durumlarına karşı çabaları içerir. Bu koruma çabaları, çocukların yaşadığı toplumda karşılaşabilecekleri riskleri, sorunları ve ihtiyaçları ele alır. Çocuk koruma önlemleri, hizmetleri ve politika unsurları, çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesini ve gelişmesini desteklemeyi amaçlar. Sosyo-ekolojik sistem yaklaşımı ile çocuk koruma arasındaki bağlantı, çocukların yaşadıkları çevresel faktörlerin, aile yapılarının, toplumsal normların ve kültürel dinamiklerin çocuk koruma pratiği üzerindeki etkilerini anlamak için önemlidir. Bu yaklaşım, çocukların yaşadığı sosyo-ekolojik sistem içindeki etkileşimleri göz önüne alırken, çocuk koruma stratejilerinin bu faktörleri nasıl içerdiğini ve çocukların sağlıklı gelişimini desteklemek için nasıl uyarlandığını incelemeyi amaçlar. Yabancılara Yönelik Şartlı Eğitim Yardımı (YŞEY) Çocuk Koruma Projesi, bu bağlamda önemli bir araştırma alanı sunmaktadır. Projenin tasarımı ve uygulanması sırasında sosyo-ekolojik sistem yaklaşımının kullanılıp kullanılmadığı, göçmen çocukların yaşadığı toplumsal ve çevresel faktörlerin ne kadar dikkate alındığı ve bu faktörlerin projenin çocuk koruma bileşenine nasıl entegre edildiği sorularını yanıtlamak, projenin etkilerini daha bütünlük içinde anlamak adına kritik öneme sahiptir. Bu tez, sosyo-ekolojik sistem ve çocuk koruma kavramlarını bir araya getirerek, YŞEY Çocuk Koruma Projesi'nde bu iki perspektifin birbirleriyle nasıl etkileştiğini ve projenin çocukların korunmasında nasıl bir yaklaşım benimsediğini daha derinlemesine incelemeyi amaçlar. Bu çerçevede, projenin tasarımında, uygulanmasında ve etkilerinde sosyo-ekolojik yaklaşımın rolü detaylı bir şekilde araştırılıp anlatılacaktır. Anahtar kelimeler: Çocuk koruma, sosyo-ekolojik sistem, insani yardım standartları, sosyal hizmet, göç.
Türkiye'de afet yönetiminde salgın hastalıkların önemi: COVID-19 salgını örneği
Salgın, bir hastalığa ilişkin vaka sayılarındaki ani artışı ifade eder. Salgınlar, bir afetin sonucunda ikincil risk olarak ortaya çıkabileceği gibi Covid-19 pandemisinde olduğu gibi doğrudan bir afet olarak da ortaya çıkabilir. Covid-19 salgınında küresel çapta ülkeler, salgının hızını kırmak adına çeşitli tedbirler almaya çalışmış ve bunlara ilişkin toplumsal hayatın birçok alanında geniş çapta kısıtlamalar beraberinde gelmiştir. Bu kararlar uygulanırken yönetim, kimi ülkelerde ulusal afet yönetim organlarınca sağlanırken kimi ülkelerde ise sağlık bakanlıkları tarafından ele alınmıştır. Türkiye'de de ilk vaka Çin'de bildirildiği andan itibaren hızlı bir aksiyon alınmış ve yönetim daha çok Sağlık Bakanlığınca sağlanmıştır. Süreçte bir önceki atlatılan İnfluenza pandemisinden alınan derslerle oluşturulan ve 2019'da yayınlanan "Pandemik İnfluenza Ulusal Hazırlık Planı" uygulamaya konmuş, ulusal afet yönetim organı olan AFAD'ın (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) ise karantina işlemleri, izolasyon tedbirleri, tahliyeler gibi konularda destek verdiği görülmüştür. Ulusal afet yönetim organlarının salgın hastalıkların yönetiminde rolü kritiktir. Afet müdahale planlarının etkin bir şekilde kullanılması ve ulusal afet yönetim organlarının koordinasyonuyla, salgınların daha etkin bir şekilde yönetilmesi mümkün olacaktır. Gelecekte benzer salgınların yaşanma olasılığı göz önüne alındığında, bir afet türü olarak salgınların kontrolünde ulusal afet yönetim organlarının, afet planlarının ve AFAD'ın nasıl daha aktif katılımının sağlanabileceğinin incelenmesi ihtiyacı doğmuştur. Çalışmada, bu ihtiyaca binaen Covid-19 salgını örneğiyle ulusal ve uluslararası salgın politikalarının incelenmesi ve ulusal afet yönetim organlarınca alınan aksiyonların değerlendirilmesine çalışılmıştır. Bu kapsamda uluslararası kuruluşlar ve 6 ülke örneği incelenmiş; Türkiye örneğinde ise plan, politikaların yanında saha deneyimlerinden de yararlanmak amacıyla 10 uzman doktor ile bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular ışığında mevcut problemler tanımlanarak, afet yönetimi perspektifinde AFAD'ın gelecek olası salgınlara karşı alabileceği görev, rol ve sorumluluklar hakkında önerilerde bulunulmuştur. Bu çalışmanın, ulusal afet yönetim organlarının salgınlarla mücadeledeki rolünü vurgulayarak, gelecekteki benzer durumlara daha etkin ve hazırlıklı bir şekilde yaklaşılabilmesi adına önemli bir perspektif sağlayacağı düşünülmektedir.
Afet risk azaltmada yerel yönetimlerin rolü: Kahramanmaraş örneği
Bu çalışmada afetlerin toplumun sosyal, ekonomik ve fiziksel yapısı üzerindeki yıkıcı etkileri göz önünde bulundurularak, Türkiye'de afetlerle mücadelede yerel yönetimlerin rolü incelenmiştir. Kahramanmaraş örneğinden yola çıkarak, yerel yönetimlerin afet yönetimi süreçlerindeki görev ve sorumlulukları ele alınmış; Türkiye'deki mevcut afet yönetimi sisteminin etkinliği değerlendirilmiştir. Aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kanada, Almanya ve Fransa gibi ülkelerdeki başarılı afet yönetimi uygulamalarına yer verilmiş ve bu uygulamaların Türkiye'deki yerel yönetimlere entegrasyonu tartışılmıştır. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinden sonra yapılan saha çalışmasında Kahramanmaraş'taki belediyelerin afet hazırlığı durumu anket ve yerinde değerlendirmelerle incelenmiş, mevcut kapasiteler, karşılaşılan sorunlar ve iyileştirme gereksinimleri belirlenmiştir. Çalışma Türkiye'deki yerel yönetimlerin afet yönetim kapasitelerinin geliştirilmesi için öneriler sunmaktadır.
Adapting to adversity: A comprehensive study of disaster resilience in Türkiye
Throughout years in the humanitarian field, I have always been impressed by the way people cope with challenges. So, I started to wonder what was affecting these coping levels? Why were some of us more affected while others were less affected when we experienced similar events? What determined these levels of influence? According to my observations, variables such as social support, solidarity, collaboration, level of preparedness in the face of crises, level of awareness, spatial connectedness, sense of belonging, and trust affected the way we respond to the challenging experiences. This pushed me to research topics such as disaster awareness, psychosocial resilience, individual resilience and community resilience. This thesis addresses critical aspects of disaster risk reduction by focusing on resilience levels of participants living in various cities of Türkiye after the Kahramanmaraş Earthquake. The research underlines the importance of society, socio-ecological, psychosocial resilience and disaster awareness as key variables in disaster risk reduction. The following aims guide the research: investigating resilience with different variables from various theoretical perspectives, developing a valid and reliable Psychosocial Resilience Scale, developing a valid and reliable Community Resilience Scale, examining the validity and reliability of the Adult Resilience Scale translated into Turkish (Jefferies, McGarrigle and Ungar, 2018), to examine the disaster awareness, resilience, psychosocial resilience and, accordingly, community resilience of participants. In addition, the research also examines the data obtained from the earthquake region in order to measure the impact of the disaster on resilience. Finally, it reveals the factors affecting community resilience. While it aims to make an original contribution to the literature, it has also included limitations, including the cross-sectional nature of the data. The study aimed to encourage future research to adopt longitudinal designs to more deeply understand the development of resilience over time. Briefly, this thesis aims to contribute to disaster risk reduction efforts in Türkiye by providing a multifaceted analysis of resilience factors, paving the way for targeted interventions appropriate to the specific needs of diverse populations. Keywords: Resilience, Disaster Resilience, Disaster Risk Reduction, Disaster Risk Management, Disaster Preparedness
Consequences of climate change and gender vulnerability: Case study in Somalia
Climate change has far-reaching repercussions in Somalia, with a special emphasis on the disproportionate burden felt by women. This study examines the impacts of climate change on Somali women, who have endured preexisting discrimination and a lack of empowerment. The findings of the study clearly demonstrate that drought and climate change have had a significant and detrimental effect on women, who lack the necessary aptitude and capability to effectively withstand and adapt to rapid climatic changes. Women exhibit a somewhat lower educational attainment, encounter limited employment opportunities, experience lower income levels, and confront higher degrees of poverty. It is traditionally seen as the job of women to provide sustenance and care for their children, aging relatives, and other members of the family. Pregnant and lactating women have unique nutritional needs and are more vulnerable in a context characterized by food insecurity. Keywords: Climate Change, Gender, Vulnerability, Somalia.
Afet yönetim bağlamında afet lojistiği safhası ve gönüllü katılımı
AFET YÖNETİM BAĞLAMINDA AFET LOJİSTİĞİ SAFHASI VE GÖNÜLLÜ KATILIMI BODUR, Vural Yüksek Lisans, Afet ve İnsani Yardım Yönetimi Ana Bilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Aslı AKAY Temmuz 2025, 114 Sayfa Bu yüksek lisans çalışması, afet yönetimi bağlamında afet lojistiği süreçlerini ve gönüllü katılımının etkinliğini incelemektedir. Afetler, beklenmedik bir şekilde meydana gelen ve etkilenen topluluğun kendi kaynaklarını kullanarak baş etme kabiliyetini aşan olaylar bütünüdür. Lojistik, insani yardım faaliyetlerinin en önemli ve en maliyetli kısmını oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlere katılan gönüllülerin lojistik süreçlerdeki öznel deneyimlerini ve karşılaştıkları zorlukları derinlemesine analiz ederek, gelecekteki afetler için politika yapıcılar ve uygulayıcılara yol gösterici öneriler sunmaktır. Araştırma, nitel araştırma deseniyle tasarlanmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde, saha uygulamasını bütünüyle 6 Şubat 2023 depremlerine katılan çeşitli sivil toplum kuruluşları ve derneklerin yöneticileri, üyeleri ve koordinatörlerinden oluşan, amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilmiş toplam 48 gönüllü katılımcı ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış açık uçlu sorulardan oluşan bir görüşme formu aracılığıyla yazılı olarak toplanmış ve tematik içerik analizi yöntemiyle tematik olarak analiz edilmiştir. Katılımcı ifadeleri, araştırmanın temelini oluşturan beş hipotezi (gönüllülerin rolleri, karşılaşılan engeller, hazırlık-katkı ilişkisi, kurumsal koordinasyon ve motivasyon) desteklemek üzere kodlanmış ve yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular, tüm hipotezleri güçlü bir şekilde desteklemektedir. Gönüllülerin, özellikle profesyonel ekiplerin eksik kaldığı kritik ilk müdahale aşamasında hayati roller üstlendiği, çoğunlukla Ortaya Çıkan Kuruluşlar olarak görev yaptığı görülmüştür. Katılımcıların deneyimleri, lojistik süreçteki en büyük engelin altyapı tahribatı ve yönetimsel olarak koordinasyon eksikliği olduğunu doğrulamaktadır. Ayrıca, yüksek eğitim düzeyine sahip gönüllülerin afet süreçlerinin karmaşıklığına dair yüksek farkındalığa sahip olduğu ve ihtiyaç duyulan eğitimin lojistik koordinasyon ve kriz yönetimi gibi stratejik konulara odaklandığı çapraz analiz sonuçlarıyla desteklenmiştir. Çalışmada, gönüllü etkinliğinin en kritik başarı faktörünün lojistik yeteneğin desteklediği kurumlar arası işbirliği ve koordinasyon olduğu tespit edilmiş. Ancak, birden fazla hizmet grubunda ana çözüm ortağı yapmasının pratikte koordinasyon sorununu derinleştirdiği bulgusuna ulaşılmıştır. Bu nedenle, gönüllüler tarafından toplantı koordinasyonu temel bir ihtiyaç olarak vurgulanmıştır. Son olarak, gönüllü katılımının ardındaki temel motivasyonun rasyonel görevden ziyade alturizm, dayanışma ruhu ve insani sorumluluk gibi değer temelli duygusal faktörler olduğu teyit edilmiştir. Sonuç olarak, lojistik süreçlerin iyileştirilmesi için gönüllü potansiyelinin sisteme planlı bir şekilde entegre edilmesi, görev tanımlarının netleştirilmesi ve afet öncesi hazırlık ile risk azaltma aşamasına odaklanılması, gelecekteki afet yönetim performansını artırmanın vazgeçilmez bir gereği olarak öne sürülmektedir.