Ankara Social Science University
Anabilim Dalı

Ortadoğu Çalışmaları Anabilim Dalı

Ankara Social Science University

58

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

XX. yüzyıl başında İngiliz İstihbaratı'nın Kürtlere yönelik faaliyetleri

Bu çalışma içerisinde XX Yüzyıl başında Küresel Hakimiyet mücadelesinde olan İngiltere'nin Ortadoğu'ya yönelik politikaları anlatılmış ve bu politikalar çerçevesinde İngiltere'nin Ortadoğu'nun demografik unsurlarından olan Kürtlere yönelik, istihbarat teşkilatları vasıtasıyla yürüttüğü faaliyetler incelenmiştir. Bu inceleme içerisinde istihbarat teşkilatlarının çalışma prensiplerine, faaliyet biçimlerine ve bölgede görev yapan önemli İngiliz istihbarat görevlilerinin Kürtlere yönelik faaliyetlerine yakından bakılmıştır.

20. yüzyılDemografiDemografik yapı+6
Bora İyiat
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimEN

Long-term implications of the Syrian conflict on Türkiye-EU relations: The refugee question as a case study

This dissertation examines the long-term implications of the Syrian conflict and the refugee crisis on Türkiye-EU relations between 2011 and 2024. The study hypothesizes that the Syrian conflict not only had direct impacts on these relations but also led to long-term bilateral consequences, playing a dual role by fostering cooperation on one hand and fueling tensions on the other. Initially, the direct impacts were seen in the influx of Syrian refugees into Türkiye and EU countries, followed by the signing of the 2016 EU-Türkiye agreement. This agreement served as a starting point for cooperation between both sides, contributing to enhanced diplomatic relations and opening the door for potential progress in Türkiye's bid for EU membership. However, the conflict later became a source of growing tensions, particularly regarding Türkiye's military interventions in Syria, such as "Operation Olive Branch" (2018) and "Operation Peace Spring" (2019). While Türkiye viewed these operations as necessary for safeguarding its national security, several European countries expressed concerns about their impact on regional stability. Additionally, the 2020 Meric River crisis introduced new complexities to Türkiye-EU relations. The dissertation employs multiple approaches from international relations theories to illustrate how these dynamics were influenced by national interests, security concerns, and identity politics. While cooperation on managing the refugee crisis represented a positive step in bilateral relations, differences regarding Türkiye's military interventions and their political and security implications have led to deepening tensions. The study concludes that the Syrian conflict was not merely a humanitarian or security issue but has become a key factor in international relations, reshaping bilateral relations, including Türkiye's relationship with the EU, particularly regarding its EU membership bid.

Amir Kaplan
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimEN

The impact of subnational identities on national security: a comparative analysis of Jordan and Lebanon

This dissertation investigates the impact of subnational identities (SNIs) on national security in the Middle East, with a comparative focus on Jordan and Lebanon in the aftermath of the Arab Uprisings. It explores how SNIs—defined as ethnic, sectarian, tribal, or regional affiliations that exist below the level of the nation-state—interact with state institutions, political structures, and social dynamics to influence national security outcomes. The study advances the argument that in fragile or hybrid regimes, subnational identities are not peripheral forces but central actors that both reflect and shape the legitimacy, stability, and cohesion of the state. Drawing on a constructivist framework and employing qualitative comparative analysis, the research deconstructs the evolving relationship between identity-based mobilization and state responses in both case studies. Jordan and Lebanon serve as illustrative cases due to their divergent political systems, identity configurations, and post-2011 trajectories. Through a multi-dimensional model incorporating historical, institutional, and sociopolitical variables, the study reveals how identity-based grievances, perceptions of exclusion, and contestations over power and representation become securitized and politicized in different ways, often resulting in fragmented authority, weakened state legitimacy, and new modes of governance. In Jordan, the interplay between tribal affiliations and national narratives is examined against the backdrop of a centralized monarchy and institutionalized loyalty mechanisms. In contrast, Lebanon's confessional power-sharing system highlights how entrenched sectarian identities can both stabilize and destabilize the state, producing parallel authority structures and enabling external interference. The comparative lens reveals shared patterns of identity-politics-driven instability, as well as distinct trajectories shaped by institutional design, elite strategies, and regional dynamics. Ultimately, the dissertation offers a nuanced theoretical and empirical contribution to the study of national security in deeply divided societies. It argues for a reconceptualization of security frameworks in the Middle East to include the role of internal societal actors, identity-based cleavages, and the multidirectional relationship between state and society. The findings provide both scholarly insights and policy-relevant implications for understanding and addressing the security challenges arising from identity pluralism in the contemporary Arab world.

Alı Jıhad Mohammad Hıjazı Alı Jıhad Mohammad Hıjazı
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
10
DoktoraAçık ErişimTR

Toplumsal hareketlerin coğrafya ile ilişkisi: İran, Mısır, Macaristan ve Fransa örneklerinin eleştirel jeopolitik analizi

Bu tez çalışması, toplumsal hareketlerin iktidar yapılarıyla kurduğu çok katmanlı ilişkiyi eleştirel jeopolitik perspektif çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Söz konusu ilişki incelenirken çalışmanın sınırlarının belirlenmesi amacıyla 2000 yılı ve sonrasında İran, Mısır, Macaristan ve Fransa'da ortaya çıkmış olan kadın hareketleri ve ekonomi motivasyonlu hareketler örnek olarak belirlenmiştir. Devletlerin uluslararası sistemdeki jeopolitik konumları ve dış politika yönelimleri, yalnızca uluslararası ilişkileri değil, aynı zamanda iç politik yapılarını ve toplumsal dinamikleri de belirlemektedir. Bu bağlamda kadın hareketleri ve ekonomi motivasyonlu hareketler, iktidarın iç ve dış politikalarla ürettiği hegemonik söylemlere karşı geliştirdikleri karşı söylemler ve alternatif politik vizyonlar aracılığıyla bir direniş alanı oluşturmakta ve iç politikada güç/iktidar mücadelesinin önemli aktörleri hâline gelmektedir. Tezin teorik temelini eleştirel jeopolitik, feminist jeopolitik ve Marksist jeopolitik yaklaşımlar oluşturmaktadır. Bu yaklaşımlar, toplumsal hareketlerin mekânsal yerleşimini, sembolik mücadele biçimlerini ve iktidarla kurdukları çatışma ilişkilerini analiz etmek için kuramsal bir zemin sunmaktadır. Çalışmada örnek ülke olarak seçilen İran, Mısır, Macaristan ve Fransa farklı siyasal rejim tiplerine, toplumsal yapı özelliklerine ve kültürel kodlara sahip ülkeler olmaları nedeniyle kadın hareketleri ve ekonomi motivasyonlu hareketlerin çeşitli bağlamlardaki benzerlik ve farklılıklarını karşılaştırmalı olarak inceleme olanağı sunmaktadır. Söz konusu hareketler ele alınırken ortaya çıktıkları ülkelerde etkili olan toplumsal, siyasi, ekonomik, kültürel yapının hem hareketlerin aktivizminin imkân ve kısıtlılıklarını hem de iktidarların hareketlere karşı tutumlarını nasıl şekillendirdiği ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Böylelikle yer ve mekânın toplumsal hareketler ile iktidar yapısı arasındaki ilişkiye etkisinin eleştirel jeopolitik tarafından ortaya koyulmuş olan perspektif bağlamında anlaşılması amaçlanmıştır.

Eleştirel jeopolitikFransaKadın hareketleri+5
Şeyma Merve Tandoğan
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2025
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de yaşayan Suriyeli göçmenlerin sosyal uyumu-Adana örneği

Suriyeli göçmenler Türkiye'de uzun süredir kalmalarına rağmen sosyal uyum açısından çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Sosyo-ekonomik, siyasi ve kültürel boyutlarıyla ele alındığında dil sorunu, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim, istihdam ve ekonomik sıkıntılar gibi faktörler, toplumsal entegrasyonlarını zorlaştırmaktadır. Bu unsurlar hem göçmenlerin hem de yerel toplumun karşılıklı adaptasyon sürecini etkileyen önemi un-surlar arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, Adana'da yaşayan 20 Suriyeli göçmenle yapılan biçimsel mülakatlar aracılığıyla sosyal uyum süreçlerindeki sorunlar incelen-miştir. Bulgular, Suriyeli göçmenlerin günlük yaşamda ve iş bulmada ciddi zorluklar yaşadığını, kısıtlayıcı politikaların niteliklerine uygun iş bulmalarını engellediğini, dü-şük gelirli ve güvencesiz işlerde çalışmalarına yol açtığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, sağlık hizmetlerine erişimin büyük bir sorun olduğu, ırkçı ve ayrımcı yaklaşımların bu durumu daha da zorlaştırdığı, kurumların ise göçmenlerin ihtiyaçlarını yeterince karşı-layamadığı görülmüştür. Suriyeli göçmenlerin topluma uyum ve entegrasyonu, sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasi açıdan yasal düzenlemelerle desteklenmeli, yerel halk ise önyargılardan uzak bir kültürel anlayış ve hoşgörü ile sürece katkıda bulunmalıdır.

Sosyal uyumZorunlu göç
Abdulrauf Ünsal
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2025
10
DoktoraAçık ErişimEN

Transformations of islamic political movements in the post Arab revolutions period: The case of Egypt

After the 25 January revolution in Egypt, Islamist movements have been heavily involved in public affairs. For the first time in Egypt's history, a representative reached the presidency. This interaction was marked by shifts in Islamists' ideas and political practices. The first trend was towards greater engagement in democratic and national frameworks. After the 2013 coup, there was a new shift towards violence. The thesis explores the manifestations and consequences of these shifts during the period 2011-2024. The researcher examines the depth and seriousness of these shifts. The thesis assumes that the determinants that created these shifts are a combination of external pressures and some of the leaders of Islamic movements own conviction, while claiming that this conviction was also generated by the same pressures, and that these shifts are not fundamental. These pressures are: Domestically, authoritarianism and the nature of the state in Egypt. Internationally, the contexts related to the war on terror and the Islamophobia agenda. Between the local and the international are the interests of the counter-revolutionary forces. The researcher argues that it is best to combine several perspectives to understand the determinants that led Islamists to undertake these transformations. One is the religious approach, i.e. by recognizing their sharia-justified goals. And secondly: The theory of rational choice, represented by the jurisprudence of interest, and the perspective of the conflict lens to understand the repercussions of repression and exclusion that these movements face locally or internationally. The thesis constitutes an addition to the literature on revolution and Islamic movements, and serves a large segment of the oppressed in the Arab world who fight against tyranny and Western hegemony.

Badrıya Rawy
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'nin Irak politikasında uluslararası sistem ve iç siyaset etkileşimi (1955–2003): Morfogenetik bir analiz

Bu çalışma Türkiye'nin Irak politikasında uluslararası sistem ve iç siyaset etkileşimini morfogenetik analiz yöntemiyle incelemektedir. Araştırma, neoklasik realizmin kavramsal çerçevesini Margaret Archer'ın morfogenetik yaklaşımının analitik araçlarıyla birleştirmektedir. Çalışmanın iki temel iddiası bulunmaktadır. İlk olarak uluslararası sistemdeki yapısal dönüşümler Türkiye'nin Irak politikasında önemli derecede belirleyicidir. İkinci olarak uluslararası sistemik uyaranlar Türkiye'yi Irak'a yönelik bir karar vermeye zorlasa da dış politika çıktısı liderlerin tehdit ve fırsat algıları, devlet kapasitesi, güvenlik tehditleri, stratejik kültür ve ekonomik koşullar gibi içsel faktörlerle etkileşim içinde oluşmaktadır. Çalışma, bu iddialarını test etmek için Bağdat Paktı (1955), Birinci Körfez Savaşı (1990-1991) ve ABD'nin Irak'ı İşgali (2003) olmak üzere üç tarihsel vakayı inceleme alanı olarak ele almaktadır. Her vaka, farklı sistemik yapılara (çift kutuplu, tek kutuplu, yeni dünya düzeni) ve farklı liderlik (Menderes, Özal, Erdoğan) modeline denk gelmektedir. Morfogenetik döngü (T1-T2/T3-T4) kullanılarak analiz edilen bu vakalar yapısal koşullanmanın, sosyal etkileşimin ve yapısal dönüşümün Türkiye'nin Irak politikasını nasıl belirlediğini göstermektedir. Araştırmanın özgün katkısı, metodolojik olarak morfogenetik yaklaşımı uluslararası ilişkiler ve Ortadoğu çalışmaları alanına uyarlamasıdır. Böylelikle çalışma, literatüre hem metodolojik düzeyde yeni bir açılım hem de Türkiye'nin Irak politikası üzerine tarihsel-ampirik bir katkı sağlamaktadır. Sonuçlar, uluslararası sistemin yapısal etkilerinin belirleyici olduğunu ancak bu etkinin devlet içi mekanizmalar aracılığıyla filtrelendiğini ortaya koymaktadır.

Türk dış politikası
Zana Baykal
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimEN

Terrorism and liberation movements in the Middle East: The case studies of FLN, Hezbollah and Hamas

Terrorism and liberation have always been controversial concepts. Different state and non-state actors have different interpretations of the two concepts. This study takes the liberation/terrorism designation of the National Liberation Front (French: FLN) in Algeria, Hezbollah in Lebanon, and Hamas in Palestine as case studies by focusing on how and why specific state-actors view them as liberation groups or terrorist organizations. The researcher applies the Theory of Just War, the National Liberation Theory and Revolutionary Terrorism (urban and psychological) throughout the research. Both state and non-state actors at the international and regional levels of analysis have been used to investigate how and why specific state actors view the three groups as terrorist or legitimate liberation actors, and the impact that the Cold War and the Arab Spring had on their designation. The research aims to answer how and why states view the FLN, Hezbollah and Hamas as terrorist or liberation groups and the impact of this designation on them. Hezbollah and Hamas were impacted the most by the Arab Spring while the FLN made use of the politics of the Cold War to its benefit. Hamas suffered the most because of its terrorist designation compared to the FLN and Hezbollah, due to the politics of the Arab Spring. The researcher applies a qualitative theory-oriented method throughout the study by using a comparative and case-studies approach, which includes consulting primary and secondary resources and literature on the issue and applying the theories of liberation/war and terrorism. The researcher concludes that the designation of the three groups by relevant state actors as liberatory or terrorist impacted their behavior on the ground and is unlikely to change in the short-term. The researcher suggests Finlay's proposed theory of non-terrorist resistance as a third way out of the terrorism/liberation controversiality. Keywords: Liberation, Terrorism, Middle East, FLN, Hezbollah, Hamas.

Algeria National Liberation FrontHamas organizationHizbullah+3
Yousef M. Y. Aljamal
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

İran'da reform hareketinin doğuşu, yükselişi ve dönüşümü: Hatemi dönemi

Bu çalışma, İran reform hareketini Muhammed Hatemi'nin cumhurbaşkanlığı dönemini (1997-2005) merkeze alarak incelemektedir. Çalışmada reform hareketini ortaya çıkaran, yükselmesine ve çökmesine sebep olan dinamiklerin neler olduğu sorusuna yanıt aranmaktadır. Bu doğrultuda reform hareketinin niteliği sorunsallaştırılmaktadır. Literatürdeki hakim yaklaşımın aksine reform hareketinin demokratik bir hareket olmaktan ziyade elitist bir hareket olduğu iddia edilmektedir. Çalışmanın teorik yaklaşımı elit teorisidir. Elit teorisi, İran siyasal sistemi ve siyasal aktörler bazında, yani hem kurumsal hem de aktörsel olarak çerçeve oluşturacak biçimde uyarlanmıştır. İran siyasetinin kurumsal yapısının demokratik değil elitist bir siyasete kapı araladığı vurgulanmıştır. Ayrıca İran'daki siyasi aktörlerin aile ve akrabalık yapıları sebebiyle dışarıya kapalı ağlar oluşturdukları ve dışarıdan gelenlerle siyasi pozisyonları paylaşmadıkları ileri sürülmüştür. Daha sonra bu teorik yaklaşım, siyasal süreç analizi metoduyla birlikte hipotezlerin test edilmesinde kullanılmıştır. Reformcuların siyasal geçmişleri, onları reformist yapan siyasi süreçler, reform döneminde yaşananlar ve reform döneminin sona ermesi, bahsi geçen teorik perspektif uyarınca anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, reform hareketinin elit içi siyasi kavgalar sonucunda ortaya çıktığı, hareketin yükselişinde ve çöküşünde de İran siyasetinin elitist yapısının, elitler arası mücadelenin ve hareketin aktörlerinin elit niteliğinin belirleyici olduğu anlaşılmıştır. Tezin ulaştığı sonuç, İran siyasetinde değişimin doğası ve sınırlılıklarına dair bir perspektif ortaya koymaktadır. Buna göre İran'da siyasal değişim ancak elitlerin kendi aralarındaki etkileşimleri, pazarlıkları ve mücadeleleri sonucunda ortaya çıkabilir. Taban hareketlerinin belirleyici olma şansları kısa ve orta vadede son derece zayıftır.

Hamaney, AyetullahHatemi, MuhammedReform+7
Mustafa Caner
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Damga ve meydan okuma: Soğuk Savaş sonrası Amerikan düzeninde haydut devletlerin konumlanışı

ABD'nin Soğuk Savaş sonrasında üstlendiği düzen kuruculuk rolü Irak işgalinden itibaren giderek sarsılırken, ABD'nin otoritesine ve Batılı-liberal norm düzenine meydan okuyan aktörlerin failliğinin araştırılması önem kazanmıştır. Bu çalışma; İran, Libya ve Suriye'nin, ABD tarafından Soğuk Savaş sonrası dünyanın normatif düzeninin sınırlarını belirginleştirmek üzere "haydut devlet" ve benzeri etiketlerle nasıl damgalandığını ve bu aktörlerin damga karşısında geliştirdikleri stratejileri araştırmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda şu sorulara cevap aranmaktadır: İran, Libya ve Suriye'nin normatif düzene itirazlarını şekillendiren emperyalizm karşıtı ve Amerikan karşıtı devlet kimliklerinin oluşumu nasıl bir tarihsel bağlamda gerçekleşti? ABD Soğuk Savaş sonrası yeni dünya düzeninin normatif sınırlarını çizerken, İran, Libya ve Suriye'yi nasıl damgaladı? İran, Libya ve Suriye bu damgayla nasıl başa çıktı? İran, Libya ve Suriye damgayla başa çıkma stratejilerinin uzantısı olarak ne gibi maliyetler yüklendi ve/veya kazançlar sağladı? Küresel sistemi tabakalaşmış, hiyerarşik bir toplumsal alan olarak inceleyen çalışma, temel araştırma sorularını cevaplamak üzere, tarihsel sosyoloji, sembolik etkileşimcilik ve inşacılığın kesişiminde yer alan bir kuramsal perspektiften ve Erving Goffman'ın ortaya attığı damga kavramının uluslararası siyaset sosyolojisi disiplinine uyarlanan analitik çerçevelerinden faydalanmaktadır. Yöntem olarak karşılaştırmalı vaka analizi ve süreç takibi kullanılarak, nedensellik mekanizmaları yeni bir anlatı kurmak üzere yorumlanmakta ve seçilen vakalar için sapkın kimliklerin nasıl inşa edildiği incelenmektedir. Çalışma damga teorisine, norm-çıkar dikotomisini aşmaya yönelik bir analitik çerçeve geliştirerek katkıda bulunurken araştırma bulguları, üç aktörün failliklerinin Çin ve Rusya'nın yükselişine ve Batılı-liberal normatif düzenin yaşadığı krize doğrudan ve dolaylı olarak etki eden boyutları olduğunu ortaya koymaktadır.

Amerika Birleşik DevletleriDamgalamaHaydut devlet+3
Müberra Dinler
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dış politikada korunma (Hedging) stratejisi: Soğuk Savaş sonrası Suudi Arabistan'ın ABD, Çin ve Rusya ile ilişkileri

Bu çalışmada uluslararası ilişkiler literatüründe son yıllarda sıklıkla kullanılan korunma stratejisi ile Suudi Arabistan'ın ABD, Çin ve Rusya ile olan ilişkileri açıklanmıştır. Çalışmada korunma stratejisi risk yönetimi olarak ele alınmıştır. Uluslararası sistemin geçiş sürecinde olması ve buna bağlı olarak ABD, Çin ve Rusya'nın bölge politikaları Suudi Arabistan için ciddi riskler ve meydan okumaları beraberinde getirmiştir. Bu anlamda çalışmada Suudi Arabistan'ın Soğuk Savaş sonrası oluşan yeni bölgesel denklemde ABD'nin pasif, Rusya ve Çin'in aktif angajmanından kaynaklanan belirsizliklere karşı asimetrik korunma stratejisi izlediği iddia edilmiştir. Buna göre Suudi Arabistan tarihsel olarak da problemler yaşadığı ABD ile ittifaktan kaynaklanan terk edilme ve aşırı bağımlılık risklerine karşı, Rusya ve Çin ile yakınlaşmaktadır. ABD'nin bölgedeki aktif rolünden vazgeçmesiyle birlikte ortaya çıkan güç boşluğunu dolduran Çin ve Rusya'nın da bölgesel anlamda güçlenmesi Riyad'ın bu aktörlerle sınırlı da olsa yakınlaşmasını sağlamıştır. Buna göre Suudi Arabistan ABD ile ilişkileri koparmadan, Rusya ve Çin ile iş birliklerini geliştirmekte; dış politikada aktör çeşitlendirerek ABD'ye olan bağımlılığı azaltmaktadır.

Amerika Birleşik DevletleriKorunmaKorunma stratejisi+7
Mehmet Rakipoğlu
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yemen iç savaşında yerel aktörlerin rolü ve barış inşası sürecine katılımları

Bu çalışmada Arap isyanlarının 2011 yılında Yemen'e sıçraması, barışçıl bir şekilde başlayan toplumsal gösterilerin daha sonra hükümetin müdahaleleri sonucu iç savaşa evirilmesi ve sonrasındaki iç savaş süreci ve barış girişimleri yerel aktörler üzerinden, aktörlerin tarihsel süreçteki konumları, ideolojileri ve yapıları ele alınarak incelenmektedir. İç savaşa taraf olan yerel aktörlerin tarihsel süreçteki konumları ve devletle olan ilişkileri, 2015 yılında başlayan iç savaşta ve sonrasında gerçekleştirilmeye çalışılan barış müzakerelerinde aktörlerin konum ve tutumlarını belirlemiştir. Bu varsayımdan hareketle çalışmada öncelikle yerel aktörlerin tarihsel arka planları ve yapıları incelenmiştir. Bu amaçla, aktörlerin iç savaştaki motivasyonlarının anlaşılabilmesi adına ülkenin yakın siyasi tarihinde gerçekleşen olaylardaki pozisyonlarına da yer verilmiştir. Sonrasında iç savaştaki rollerinin daha iyi anlaşılabilmesi ve iç savaştaki artan veya azalan etki alanlarının ortaya konulabilmesi için aktörlerin pozisyonları Arap isyanları süreci öncesi ve sonrası olarak karşılaştırılmaya tabi tutulmuştur. Bu karşılaştırma neticesinde Husiler, Güneyliler ve AYEK'in ülkede etkinlik alanını geçmişe nazaran artırdığı; merkezi hükümetin ise etki alanının daraldığı görülmüştür. Son olarak ise yerel aktörlerin barış müzakereleri sürecindeki tutumları incelenmiştir. Bu süreçte ise özellikle Husiler ile hükümet arasındaki müzakerelerde tarafların fiziki ve hukuki konumlarının etkili olduğu görülmektedir. Bu incelemeler yapılırken literatür taraması sonucu elde edilen kitap, makale, rapor ve haber gibi kaynaklar kullanılmıştır. Yapılan bu incelemeler sonucunda ise aktörlerin tarihsel derinliğe sahip sorunlarının iç savaşı ve barış müzakerelerini etkilediği görülmüştür.

AraplarBarışBarış inşası+5
Emirhan Artar
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The Middle East Regional System and its implications for the Egyptian-Turkish relations (2013-2021)

The thesis examines the extent to which the Middle East regional system (MERS) contributed to influencing the path of Egyptian-Turkish relations during the period from 2013 to 2021, based on systems approach in international relations. The thesis starts with an introduction includes the methodology and the nature of the Middle East as a regional system, in addition to the development of the bilateral relations between the two countries during 2013 and 2021, while the four main chapters address how MERS contributed to influencing these relations, depending on the four components of regional system, the structure, actors, institutions, and interactions. The thesis concludes that while the internal factor represented in the overthrow of Morsi's rule in Egypt was the reason of the outbreak of the tension in Egyptian-Turkish relations in July 2013, the external factor, represented in MERS has contributed to, first, prolonging and deepening this tension during the period from 2013 to 2020, second, to calming this tension during 2021, and third to preventing the restoration of their diplomatic relations at the ambassadorial level until the end of 2021. Finally, due to the two countries' position in the structure of the MERS as competitor regional powers, the regional factor pushes towards straining their relations. In this context, the researcher suggests some recommendations for the two countries to overcome the tension stemming from the regional environment, which can lead to maximizing the cooperation between them at the bilateral and regional levels.

Regional systemEgyptMiddle East+5
Tarek Deyab
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

ABD'nin grand stratejisinin bölgesel güçlerin güvenlik stratejilerindeki rolü: İran-Suudi Arabistan rekabeti (2010-2020)

Bu çalışma, 2010 sonrası dönemde İran – Suudi Arabistan arasında artan rekabet ve çatışma durumunu incelemektedir. Çalışmanın temel amacı iki ülke arasında yaşanan rekabetin nedenlerini ABD'nin değişen grand stratejisi çerçevesinde ve yapısal realist kuram bağlamında ortaya koymaktır. Bu kapsamda temel olarak şu soruya cevap aranmaktadır: Uluslararası sistem içerisinde tek süper güç konumundaki ülkenin bir bölgeye yönelik değişen grand stratejisi sebebiyle oluşan güç boşluğunda bölgesel aktörler içerisinden herhangi ikisi arasında rekabet ve çatışma neden daha fazla artmaktadır? Bu yaklaşım çerçevesinde çalışma, Ortadoğu'da oluşan bölgesel güç boşluğunun aktörleri güç mücadelesine ittiğini öne sürmektedir. Bu mücadelenin İran ve Suudi Arabistan arasında daha fazla yaşanmasının sebebini ise iki dinamikle açıklamaktadır. Birincisi söz konusu iki ülkenin birbirlerine yönelik tehdit tanımlamaları iken ikincisi ABD'nin grand stratejisinin doğrudan bu ülkeler üzerindeki etkisidir. Bu kapsamda geliştirilen hipotezleri İran ve Suudi Arabistan ilişkileri üzerinden test eden çalışma, bölgesel aktörlerin davranış kalıpları ve güvenlik stratejileriyle alakalı genellenebilir bir çerçeve sunmaktadır.

Amerika Birleşik DevletleriBölgesel güçGrand stratejisi+6
Mustafa Şeyhmus Küpeli
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

AK Parti döneminde liberal kurumsalcı yaklaşımı çerçevesinde İran-Türkiye ekonomik ilişkileri (2010-2020)

Bu çalışmanın amacı, İran-Türkiye arasındaki ekonomik ilişkileri, AK Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte 2010-2020 döneminde liberal kurumsalcılık yaklaşımı çerçevesinde test etmektir. Çalışmanın temel araştırma sorusu, liberal kurumsalcı yaklaşımı çerçevesinde İran-Türkiye ekonomik ilişkilerinin istenilen düzeyin altında kalmasının nedenleri açıklamaktır. Liberal kurumsalcı yaklaşım, devlet aktörüne odaklanmasına rağmen, iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğinin yüksek ve kurumsal bir çerçeveye ulaşması için devletlerin dış politika yaklaşımlarının yanı sıra ulus-ötesi işbirliği ve uluslararası rejimlerin etkisini de önemli faktörler olarak kabul eder. Bu yaklaşım, ulus-ötesi ilişkiler, karmaşık karşılıklı bağımlılık ve uluslararası rejimler bağlamında kurumsal ekonomik ilişkilerin geliştirilebileceğini öngörür. İran ve Türkiye'nin ekonomik ilişkilerine farklı perspektiften bakmamıza yardımcı olacak bu yaklaşımla iki ülkenin ekonomik ilişkilerine devlet içi, bölgesel ve uluslararası sistem bazlı faktörlerin hepsinin etkili olduğu gözlüğüyle bakılmaktadır. İki ülkenin ekonomik ilişkilerine devlet içi, bölgesel ve uluslararası sistem bazlı faktörlerin hepsinin önemli olmasına rağmen, ikili ekonomik işbirliklerinde en önemli faktör bölgesel düzeyde gelişen pozitif ve negatif gelişmelerin etkisi olacaktır. Tezin teorik bölümünde, İran-Türkiye ekonomik ilişkilerinin liberal kurumsalcı yaklaşımın temel unsurları ve analiz düzeyleri bağlamında nasıl bağlantı kurulabileceği anlatılmaktadır. Daha sonra, 2000'li yıllarda AK Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte gelişen ekonomik işbirliğinin temel faktörleri analiz edilmektedir. Bu dönemde, ikili ekonomik işbirliğinde ilk olarak devlet içi faktörün pozitif bir seyir izlemesi etkili olmuştur. Ancak, dönemin ilerleyen zamanlarında bölgesel ekonomik işbirliği faktörü diğer faktör düzeylerine göre daha ağırlık kazanmış ve ekonomik işbirliğine katkıda bulunmuştur. 2010'lu yıllarda, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri etkileyen bölgesel bir faktör olan Suriye krizi ve ardından gerginleşen devlet içi ve uluslararası faktörler nedeniyle önceki dönemde kaydedilen olumlu ekonomik adımlar zarar görmüştür. Bununla birlikte, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri etkileyen olumsuz faktörlere rağmen, iki taraf ekonomik işbirliği alanlarını siyasi-güvenlik alanlarından ayrı tutmaya devam etmiştir. Bu dönem, 2010'larda liberal kurumsalcılık çerçevesinde kısmen yerleşen işbirliği dönemi olarak incelenecektir. Nitekim bu yaklaşım çerçevesinde hareket ettiğimizde, iki ülkenin 2000'li yıllarda liberal kurumsalcı yaklaşıma daha uygun gelişmeler yaşadığı, ancak 2010'lu yıllarda liberal kurumsalcılığın kısmen işletilmediği sonucuna varılmıştır.

Adalet ve Kalkınma PartisiEkonomik ilişkilerLiberal kurumsalcu yaklaşım+5
Mohammad Mehdı Shırazı
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tunus modernleşmesinde ulemanın rolü

Bu çalışma dört ana bölümden oluşmakta olup Tunus modernleşmesi sürecinde Fransız protektora döneminden Habib Burgiba dönemi dahil olmak üzere ulemanın rolünü merkeze almaktadır. İlk bölümde tezin teorik çerçevesinin sağlanması açısından modernleşme, sekülerleşme ve milliyetçilik literatürü din-devlet ilişkileri bağlamında incelenmektedir. İkinci bölümde Zeytune Cami'nin bir kurum olarak yeri ve öneminin yanı sıra Fransız protektorası döneminde ulemanın otoriteye ve onun modernleşme uygulamalarına yönelik konumu ve süreç içindeki tutumu, faaliyetleri incelenmektedir. Üçüncü bölüm ise Tunus'un bağımsızlık sürecinde Zeytunelilerin faaliyetlerine ve ulusal harekete katkılarına odaklanmaktadır. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde ise Tunus Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte ilk devlet başkanı olan Habib Burgiba'nın bağımsızlık sürecindeki faaliyetleri, Tunus modernleşmesi bağlamındaki reform faaliyetleri ve buna karşılık Zeytune'nin ve Zeytunelilerin bu süreçte ne şekilde ve nasıl bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Çalışmada Ek-1 bölümünde adı geçen şahsiyetlerin, ulemanın birçoğunun Zeytune ile ilişkileri ve hayatları hakkında bilgiler verilmiştir. Bu bölüm bu ilişkinin daha net görülmesi ve kavranması açısından önem arz etmektedir. Bu incelemeler yapılırken nitel araştırma yöntemleri kullanılmış olup literatür taraması sonucu elde edilen kitap, tez, makale ve haber gibi kaynaklar kullanılmıştır. Yapılan bu incelemeler sonucunda protektora döneminden Habib Burgiba dönemi de dahil olmak ulemanın dini temsiliyet rolü ve etkisinin modernleşme bağlamında çoğu zaman otorite tarafından araçsallaştırıldığı, meşrulaştırım aracı olarak kullanıldığı ve baskılandığı, ulemanın ise bu duruma, modernleşmeye ve toplumun beklentilerine karşı tutumlarının çoğu zaman zayıf fakat zamanla güçlendiği ve bu tutumları etkileyen faktörlerin çeşitli olduğu görülmüştür.

Modern toplumModernleşmeTunus+2
Sinem Akgün
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimEN

The rise and fall of non-state armed groups (NSAGS) in Libya: What determines their fate?

NSAGs vary greatly in terms of their success rate, lifespan, identity, nature, level of violence, enjoyed legitimacy and so on. Among all qualities of NSAGs, the factors that enable them to prosper, flourish, expand, and establish control and authority over a certain territory; as well as the factors that pave the way and foreshadow their defeat, dissolution, dismantlement, and demise are especially important to know and understand. This study aims to contribute to the existing body of knowledge on NSAGs by offering a framework for explaining why certain NSAGs thrive and expand while others shrink and dissolve despite sharing temporal and spatial commonalities. This study attempts to provide a peculiar approach to the question building on an original set of case studies from Libya. Libya was chosen as the theatre and the main case study of this work due to its suitability for this kind of inquiry since phenomena such as civil war, state collapse, fragmented or partial state authority, violent extremism, an abundance of all sorts of armed groups and even hybrid and semi-state formations are all present in the country since the toppling of the former ruler Colonel Muammar Gadhafi in 2011. Libya provides one of the few cases even in the wider Middle East where a sustained and protracted authority vacuum is partly filled by numerous competitive armed formations. In a way, Libya has been a 'heaven' and hence, a 'laboratory' for both similar and starkly different NSAGs at the same time.

Libya
Bilgehan Öztürk
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimEN

How Israel uses digital diplomacy to improve its image in Arabic

Thanks to the internet and communications revolution, many countries and their foreign ministries have migrated to social media platforms to rebrand their image and build channels of communication with a wider audience. Indeed, social media has opened new avenues for governments and organizations to engage with foreign audiences. However, governments in developing countries have yet to realize the potential of social media. Israel is one of the countries investing most in digital diplomacy to improve its image internationally and in the Middle East. It's efforts in digital media have combined with the Arab revolutions that broke out in 2010 to communicate with Arab publics for the first time in its history. As a result, the Israeli Ministry of Foreign Affairs (MFA) has set up a special digital diplomacy unit that manages dozens of digital pages in several languages, including Arabic, English, Persian, Kurdish, Hindi, Chinese and others. This thesis examines Israel's digital efforts to communicate with Arabs during conflict and non-conflict periods by analyzing (764) posts published on the "Israel speaks Arabic" Facebook page. Considering Nye's theory of soft power, as well as framing and agenda setting theories, the findings of the paper indicate that Israel uses soft power tools and political propaganda strategies to improve its image and to present itself as a democratic and peace-loving country to its Arab neighbors. Moreover, the results show that the page uses many interaction elements to simulate Arab emotions to change their beliefs and attitudes towards the Palestinian-Israeli conflict and to accept the idea of Israel's existence and normalize relations with it.

Linda S.ı. Shalash
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı sonrası dönemde Suriye'de Sünniliğin siyasi bekası (1920-1970): Haznevi Okulu ve Suriye İhvanı

Bu çalışmada din ve siyaset literatüründe önemli bir yere sahip olan Sünniliğin 1920-1970 yılları arasında Suriye'deki siyasi bekasını korumaya yönelik geliştirdiği çıkış stratejileri incelenmektedir. Bunu yaparken seçmen teorisinin kuramsal çerçevesi kullanılmaktadır. Fransız mandasının ilk dönemlerinde siyasi alandan dışlanan Sünnilerin başarılı çıkış stratejileri geliştirerek siyasi alana dahil olduğu ve 1963 yılına kadar siyasi bekasını koruduğu bu çalışmanın iddiasını oluşturmaktadır. Dışlandığı dönemde siyasi alana dahil olmak ve çıkarlarını korumak yerine sosyal bir hareket olarak varlığını sürdürmüştür. Bu durum toplumsal alanda güçlenmesine ve kapasitesini arttırmasına imkan tanımıştır. 1928 yılına gelindiğinde diğer rakipleriyle işbirliğine dayalı bir strateji benimseyen Sünniler, Ulusal Blok'u desteklemiştir. Bu işbirliği Suriye'nin bağımsızlığını kazanmasını kolaylaştıran ana unsurlardan biridir. Sünnilik askeri darbelerin olduğu 1947-1963 yılları aralığında politik bir parti olarak sınırlı sayıda da olsa mecliste temsiliyet hakkı kazanarak siyasi bekasını sürdürmüştür. Suriye ordusu içerisinde yeterince etkin olamaması ve yaşadığı iç bölünmeler 1963 sonrası dönemde siyasi bekasını korumasına imkan vermemiştir.

Ersin Aksoy
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk Deniz Kuvvetleri stratejik kültürünün evrimi ve dönüşümü

Klasik Türk Deniz Harp Tarihi yazımında Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren deniz gücüne çok önem verildiği ve deniz kuvvetlerinin Genelkurmay çatısı altında diğer kuvvetler ile Cumhuriyet kurulduğu andan itibaren bir bütünün uyumlu bir parçası olarak görev yaptığı vurgulanmaktadır. Söz konusu argüman ikincil kaynaklar kullanarak yapılan çalışmalarda da tekrar etmektedir. Birbirini tekrar eden bu yazımların, sadece resmi tarih kitapları üzerinden araştırma yaptıkları ancak TBMM tutanaklarını, İngiliz arşivlerini ve deniz kuvvetleri dergilerini taramadıkları görülmüştür. Literatürdeki Türk Deniz Kuvvetleri tarihi incelendiğinde temelde birkaç sorun öne çıkmaktadır. Öncelikle, mevcut kaynaklar daha çok ulusal tarih araştırmalarını içermektedir. Ancak, Osmanlı Döneminde donanma tarafından öncelikli olarak İngiliz ekolü benimsenmiş olmasına rağmen, İngiliz arşivlerinin söz konusu tarih yazımında göz ardı edildiği tespit edilmiştir. Öte yandan, deniz kuvvetleri personelinin görüş, öneri ve dönemin askeri stratejisine olan eleştirilerini içeren önemli bilgi kaynağı olan deniz kuvvetleri dergilerinin de dahil edilmediği görülmüştür. Bununla birlikte, deniz kuvvetlerinde komuta kademesinde aktif rol almış ancak aktif görevdeyken gündeme getirilemeyen hususların emekli olduktan sonra yazılan anı kitaplarında eleştirel bakış açıları da dikkate alınmamıştır. Dönemin "Tayyare mi Donanma mı?", "Harbiye mi Bahriye mi?" tartışmalarına kaynak teşkil eden meclis tutanaklarında da aynı ihmalin tekrarlandığı görülmektedir. Bu sorunlar, Türk Deniz Kuvvetleri'nin tarih yazımının eksik ve sınırlı olduğu gerçeğini gündeme getirmektedir. Bu durum, kuvvetler arasındaki fikir ayrılıklarının ve deniz kuvvetlerine verilen önem derecesinin ortaya konulamamasını da beraberinde getirmektedir. Böylece Cumhuriyetin kurulduğu ilk andan itibaren deniz kuvvetlerine gereken önemin verildiği, deniz kuvvetlerinin ülke savunmasının dayandığı milli güvenlik ve askeri strateji içerisinde önemli bir yer tuttuğu gibi eksik bir sonuca ulaşılmasına yol açmaktadır. Bu tezde, stratejik kültür, askeri kültür ve kurumsal kültür üzerinden kuvvetler arası fikir ayrılığı ortaya konacak ve Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren deniz kuvvetlerinin oluşturulan stratejideki yeri gösterilecektir. Erken Cumhuriyet Dönemi 1923-1947, Soğuk Savaş Dönemi 1947-1991 ve Soğuk Savaş sonrası dönem olmak üzere toplam üç dönemde deniz kuvvetlerinin dönüşen stratejisi ortaya konacaktır.

Eleştirel jeopolitikGrand stratejisiTürk donanması
Serkan Balkan
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ortadoğu'da siyasal ve ekonomik kurumların ekonomik büyüme üzerine etkileri: Mısır örneği

Bu çalışma, ekonomik ve siyasal kurumların ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini Mısır örneği üzerinden incelemektedir. Araştırma ayrıca, 2002-2022 yılları arasındaki verileri kullanarak, Mısır'ın da dahil olduğu alt orta gelir grubundaki 14 ülkenin ekonomik performansını değerlendirmektedir. Çalışmada, Acemoğlu ve Robinson'un geliştirdiği kapsayıcı ve sömürücü kurumlar kavramından hareketle, Mısır'ın kurumsal yapısının ekonomik büyüme üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Kapsayıcı kurumlar, toplumun geniş kesimlerinin ekonomik ve siyasi süreçlere katılımını teşvik ederken, sömürücü kurumlar belirli bir elit grubun çıkarlarını koruyarak geniş halk kesimlerini dışlamaktadır. Mısır örneğinde, sömürücü kurumların sürdürülebilir büyümeyi engelleyip ekonomik eşitsizlikleri artırdığı tespit edilmiştir. Nicel bölümde, Siyasi İstikrar ve Şiddet/Terörizm Yokluğu ile İfade Özgürlüğü ve Hesap Verebilirlik göstergelerinin kişi başına GSYH büyüme oranı üzerinde anlamlı ve pozitif etkileri olduğu görülmüş, siyasal kurumların büyüme üzerinde ekonomik kurumlardan daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Tezde elde edilen bulgular, Kurumsal İktisat teorisinin pratik uygulamaları açısından önemli çıkarımlar sunmakta ve Mısır'ın ekonomik kalkınma sürecine yönelik politika önerileri içermektedir.

Cahit Çelik
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tehdit ve güç dengesi çerçevesinde Türkiye - Birleşik Arap Emirlikleri ilişkileri

Bu çalışmada uluslararası ilişkiler literatüründe son yıllarda sıklıkla kullanılan tehdit dengesi teorisi ile Türkiye ve BAE arasında 2011 yılı sonrası yaşanan rekabetin temelleri ve detayları açıklanmıştır. Çalışmada tehdit dengesi, olaylar ve gelişmeler arasındaki ilişkileri detaylı bir şekilde ele alıp analiz kriterleri çerçevesinde bir değerlendirmeyi yapma amacını taşıyan betimsel ve meydana gelen değişkenler arasında ilişki olup olmadığını inceleyen bağlantısal yöntemler çerçevesinde ele alınmıştır. 2011 sonrası Türkiye ile BAE arasında çıkan rekabeti konu eden çalışma iki ülke arasındaki ilişkilerin 1983-2011 ile 2011-2021 dönemlerinde nasıl gelişe geldiğini incelemektedir. 2011 yılında Ortadoğu bölgesinin birçok ülkesinde meydana gelen ayaklanmalar, uluslararası sistemin bir geçiş süreci yaşamasında önemli rol oynamıştır. Ortadoğu ve dünya çapında uluslararası sistemin bir geçiş sürecinde olması ve buna bağlı olarak ABD'nin Ortadoğu bölgesindeki nüfuzunun azalmasının yanı sıra İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya gibi büyük güçlerin aktif rol oynamaları, bölgenin bazı ülkeleri için; özellikle Türkiye ve BAE için aktif olma fırsatını sunarken bazı ülkelerdeki otorite boşluğu ve çok kutuplu sistemin istikrarsız bir güç dengesini ortaya çıkarması birçok tehdidin meydana gelmesine sebep olmuştur. Ortadoğu'da aktif jeopolitik faaliyetler gerçekleştirerek bölgesel bir güç olmak isteyen Türkiye "Arap Baharı" devrimlerini destekleme yoluna girince statükoyu koruma hedefini benimseyen BAE ve diğer Körfez ülkeler için büyük bir beka tehdidi oluşmuştur. Bu noktadan yol çıkarak Türkiye ile BAE arasında karşılıklı bir tehdit dengesinin yaşandığı iddia edilmiştir.

Jalal Ts Selmı
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Irak'ın İran politikasında Lockeçu ve Kantçı kültürün yansımaları rekabet, çatışma ve dostluk (1958-2020)

Bu çalışma Irak-İran ilişkilerindeki ani dönüşümleri incelemektedir. Çalışmanın amacı uluslararası sistemin anarşik yapıya sahip olmasının devletler arasında sürekli bir düşmanlık ilişkisi üretmediğini Irak-İran ilişkileri örneği üzerinden açıklamaktır. Bu kapsamda çalışma devletler arasındaki ilişkilerin karşılıklı etkileşim, karşılıklı kimlik atıfları, uluslararası sistemin yapısı, uluslararası normlar, fikirler ve kimlikler gibi pek çok unsurdan etkilendiğini iddia etmektedir. Bu doğrultuda çalışmada "Irak-İran ilişkilerinde dönüşümler nasıl şekillenmiştir?" ve "İki ülkenin birbirlerine yönelik politikalarını belirleyen faktörler nelerdir?" sorularına cevap aranmıştır. Bu cevap arayışı sosyal inşacı uluslararası ilişkiler teorisyenlerinden Alexander Wendt'in "Anarşi Kültürleri" kavramı içinde kalarak yapılmıştır. Bir başka deyişle anarşi kültürleri kavramı iki ülke arasındaki ilişkilere uyarlanmıştır.

Recep Tayyip Gürler
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimEN

Securitization of the Muslim brotherhood by Egyptian regimes: A comparison of the Nasser and Sisi era

This thesis explores the security relationship between the Egyptian regimes and the Muslim Brotherhood, culminating in the Nasser era and post-2011 revolution to a securitization process aimed at eradicating the Brotherhood's activities. The study concludes by finding the similarities and differences between the securitization patterns held by the Egyptian regimes towards the movement in the eras of presidents Nasser and Sisi. While multiple frameworks exist to dissect regime preservation tactics, this thesis uniquely harnesses securitization theory to illuminate these patterns. Research arguments are based on the theoretical framework of Terry Balzaque' s securitization theory and Juha Vuori's foundational work on securitization in non-democratic environments. The research emphasizes that the relationship between the Egyptian regime and the Muslim Brotherhood has taken on a security-oriented form since the group's inception up to the present day. The regime allowed limited freedom for the Brotherhood in religious and charitable activities while seeking to stifle the group's political activities. This is evidenced by the regime's efforts to completely halt the Brotherhood's activities through a successful securitization process during the Nasser era and after the 2011 revolution, which enabled the Egyptian regime to implement violent extraordinary measures against the Brotherhood following the expansion of the group's political capabilities, which posed a large threat to the rule of the military regime in Egypt. In other words, The Egyptian army regime systematically cracked down on the brotherhood whenever the group's influence grew in the political sphere. Additionally, the research highlights the utilization by the Sisi regime of Nasserist security strategies in dealing with the Brotherhood.

Arabian revolutionCoupSecuritization+2
Ahmet Fathy İbrahimoğlu
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2024
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk savaş sonrası Ortadoğu'da Askeri denge (1991-2016)

Soğuk Savaş sonrası Ortadoğu'da askerî dengenin hangi parametreler üzerinden değiştiğini araştıran bu tez temel anlamda dört kısma ayrılmıştır. Teorik olarak bölgesel güvenlik kompleksi teorisi bağlamı içerisinde gerçekleşen bu çalışma, güçler dengesi ve askerî denge kavramlarını da teorik bağlama dahil etmektedir. Ortadoğu'da nasıl bir bölgesel güvenlik kompleksi olduğunu açıklamak adına yapılan bu araştırmada, bölgede askerî dengeyi etkileme potansiyeli en yüksek olan beş ülke seçilmiştir. İran, İsrail, Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye'den oluşan bu grubun Soğuk Savaş sonrasında ne gibi bir güvenlik değişimi geçirdiği ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla bu devletlerin 1991-2003 ve 2003-2016 dönemleri içerisinde olmak üzere belirli askerî nicelikleri incelenmiştir. En güçlü bölge devletlerinden oluşan bu grubun, savunma sanayi ve ihracatlarındaki gelişme ve değişimler açığa çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bunun yanında bu devletlerin ordu yapılanmaları ve sahip oldukları savunma envanterleri de incelenerek iki dönem arasındaki nasıl değişiklikler olduğu incelenmiştir. Bölge devletlerinin kendilerini ne düzeyde güvenli hissettiklerini anlamak içinse savunma harcamaları ve önceliklendirmesi incelenmiştir. Son olarak devletlerin güvenlik postürleri de incelenerek bölge devletleri arasında güncel bir güç mukayesesi yapılmaya çalışılmıştır. Ortadoğu'da güvenlik krizlerinin derinleştiği bir dönemde bölgesel güvenliği anlamaya yönelik bu çalışmanın Türkçe literatüre katkı yapacağı düşünülmüştür.

Askeri yapıBölgesel Güvenlik Kompleksi TeorisiGüvenlik+4
Furkan Halit Yolcu
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

On the road to Turkey's EU membership: Analyzing the Dilemma of eu accession

Turkey is one of the countries that have sought to join the EU from the past to the present. However, efforts to join the EU are still unsuccessful due to various dilemmas and limitations of Turkey, in terms of the political, social, economic and cultural identities of Turkey itself. Consequently, there are many reasons against Turkey's inclusion in the EU. The aims of this work are; 1) to analyze the causes of problems why Turkey has not been accepted by member nations, and 2) to develop new knowledge and new contextual variations that are still a problem for Turkey to join the EU. This research emphases on several secondary and primary resources and include both qualitative and quantitative methods. The results of this work found that Turkey's problems in joining the EU ranging from above all its dilemma identity in the religious and cultural dimension of Turkey, the current political problems and economic difficulties. This will likely affect the EU member countries in the future. Based on the findings of this investigation, it was concluded that the EU may benefit if it accepts Turkey's EU membership on social, strong economic, political and security matters.

European UnionFull membershipTurkey
Abdullah Yuhannan
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Historical roots of the development of the Ombudsman in modern Turkey: A synthesis of The Ottoman legacy and European model

From the beginning of the 1960s, there was a gradual understanding of the relevance of the ombudsman institution as an alternative mechanism to justice restoration that has taken a significant place in present-day societies. Attempts to institutionalize the ombudsman in Turkey go back to the 1970s, however, the process for its legalization came as part of internal and external factors. The internal factors include the legislative amendment and administrative reforms that the country has launched extensively as part of the modernization plan, while the external factor came in line with the European Union (EU) harmonization process. As part of the institutional amendments, Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) acquired a 'constitutional status'. The main aim of this research is to study the development of the ombudsman in modern Turkey. This research tries to answer the following question: How can we view the recent institutionalization of the ombudsman in modern Turkey: is it an adoption of the EU norms and practices for the mere sake of bureaucratic rapprochement, or an attempt to draw on Ottoman legacy being a pioneer of ombudsman, or a synthesis of both? A qualitative methodology was adopted to study the historical roots of the ombudsman institution. This study, divided into four chapters, looked into the main concepts adopted, discussed the theoretical approach, the different existing models of the ombudsman, and their development. It also discussed the EU ombudsman being one model of supranational ombudsman, and the KDK as an institutional classical model. The research also looked into the aspect of continuity and change by studying the ombudsman in its traditional and modern models; an analytical study of Diwan Al-Mazalem (Grievances Court) in its ancient and current forms was carried out. This research found that although the Orientalists' discussions associate the ombudsman to the early Scandinavian experience, grievances resolution system has been a far-reaching institution of the Islamic administration, and that the roots of the ombudsman is an 'ancient notion' that originated from Diwan Al-Mazalem and the Ottoman's Chief Justice model. The research argued that there are many factors affecting institutional attributes such as legal traditions, governance regime, economic development, social structure, etc. Hence, the functional model of the ombudsman should take into account the critical national infrastructure and distinct conditions of Turkey, internal and external dynamics as well.

Divanü'l-MezalimOmbudsman InstitutionModernization+1
Nadıa Lahdılı
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İran'ın körfez politikasının analizi: Hatemi ve Ahmedinejad dönemleri

Bu tez, Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad dönemlerinde, İran dış politikasında hangi faktörlerin etkin olduğunu, Körfez bölgesi üzerinden incelemektedir. Devrim sonrası İran iç siyasetinde var olan mücadele sonucunda, hangi kurum veya grup galip gelirse gelsin sistemik değişimlerden bağımsız hareket etmemişlerdir. Bu temel varsayımdan hareketle, İran dış politikasını şekillendiren iç ve dış/sistemik faktörlerin tespit edilmesi hedeflenmektedir. Tezde bir taraftan İran siyasal eliti, farklı siyasi fraksiyonlar ve kurumlar arasındaki güç ilişkileri ele alınırken; diğer taraftan sistemik etkileri olan gelişmelerin, dönemin dış politika yapımcıları tarafından nasıl yorumlandığına odaklanılmıştır. Burada yapılan tartışmalardan elde edilen bulgular üzerinden, İran'ın Körfez politikası analiz edilmektedir. İç siyasetteki değişimler ve sistemik etkileri olan gelişimlerin dış politika yapım süreci üzerindeki etkilerini ortaya koyabilmek için, Dış Politika Analizinin sunduğu teorik çerçeveden faydalanılmaktadır. Bu kapsamda tezin ilk bölümünde Dış Politika Analizinin Uluslararası İlişkiler disiplini içerisinde nasıl bir yaklaşım sergilediği incelenmektedir. İkinci bölümde Hatemi ve Ahmedinejad dönemlerinde dış politika yapım sürecinde etkili olan faktörler ortaya konmaya çalışılmıştır. Son bölümde burada öne çıkan faktörlerin, İran'ın Körfez'e yönelik izlediği dış politika üzerindeki etkileri incelenmektedir.

Ahmedinejad, MahmudHatemi, MuhammedKörfez politikası+3
Nurhak Gürel
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
10
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Indo-Israeli nuclear posture against Pakistan: A case of deterrence instability

Department: Middle Eastern Studies Republic of India and Israel share their protracted ideological and military antagonism with Pakistan. This study follows critical approach with qualitative method of research for finding the answer of the question "how does Indo-Israeli defense partnership pose asymmetric credible threat to Pakistan for nuclear deterrence instability in South Asia?" by reviewing and analyzing the relevant primary and secondary sources of information (books, journal and newspaper articles, reports, and other published material by experts, scholars and stakeholders). Researcher took benefit from the assumptions of Perfect Deterrence Theory (theorized by Frank C. Zagare and D. Marc Kilgour) about rational decision making, threat capability, threat credibility, status quo and deterrence stability for recognizing conventional and nuclear weapons posture of these countries. This limited academic exercise found that not only existing Indo-Israeli defense partnership directly poses asymmetric credible threat to Pakistan for nuclear deterrence instability in South Asia, but both countries share a history of sharing intelligence and secret arms supply during Indo-Pakistan wars (1965, 1971 and 1999). Further, both countries planned for joint air strikes on nuclear installations of Pakistan in 1979, 1982, 1984, 1986-1987, 1999 and 2003, but the credible retaliatory threat thwarted their plans before execution. Furthermore, Israel neither hesitates while transferring defense technology to India nor prohibits it to use against Pakistan. In Indo-Israeli defense partnership, India mostly remains at receiving end. It has deployed Israel-made air to surface bombs; anti-tank guided missiles; air and ballistic missile defense systems; UAVs and armed drones; early warning systems and intelligence gathering technologies; and spying satellites against Pakistan. Furthermore, India and Israel share relatively common political, diplomatic and military discourse about Pakistan and the issue of Jammu & Kashmir. Moreover, Indo-Israeli defense partnership causes asymmetric relationship with Pakistan and Indian Cold Start Doctrine further increases this asymmetry in both conventional and nuclear weapons domains. Subsequently, Pakistan has to add its nuclear option as a deterrent with ambiguous First Use posture like Israel. Despite declaring No First Use posture, the readiness of Indian conventional and nuclear forces shows its configuration with First Use posture. Resultantly, nuclear deterrence stability is at risk in South Asia. It is significant that India shows its rivalry with Pakistan openly, but Israel and Pakistan mostly ignore to talk about severe antagonism between each other overtly, instead in a euphemistic manner, but they regularly count each other's defense capabilities in their security calculus.

IndiaNuclear deterrenceNuclear weapons+5
Muhammad Yaseen Naseem
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Putin Dönemi Rusya İran arasındaki askeri ilişkiler

İran ve Rusya arasında ideolojik farklılıklara, gerek ilişkilerin tarihi gerekse İran İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne kadar iki ülke arasında ortaya çıkan engellere rağmen son dönemlerde ilişkilerinde dikkat çekici bir yakınlaşma kaydedilmiştir. Vladimir Putin 2000 yılında iktidara geldiğinde, Tahran ile Moskova arasındaki askeri ilişkileri kısıtlayan "Gore-Çernomırdin" anlaşmasını tek taraflı feshederek iki ülke arasındaki askeri ilişkiler yeniden gelişme sürecine girmiştir. Böylece sonraki dönemler için askeri işbirliği bu iki ülke arasındaki ilişkilerin en önemli alanlarından biri haline gelmiştir. Nitekim 2000'li yılların sonrasındaki dönemlerde askeri işbirliği konusunda Tahran'ın en büyük silah kaynağı olan Moskova ile aralarında çeşitli silahların tedariki söz konusu olmuştur. İran-Rusya askeri ilişkileri İsrail, ABD gibi devletlerin tedirginliğinin artmasına sebep olan başlıca konulardan olmuştur. Öyle ki Tahran ile Moskova arasındaki askeri ilişkiler 21. yüzyıl uluslararası sisteminin en tartışmalı meseleleri arasında yer almaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, 2000 yılından sonraki dönemde İran İslam Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasındaki askeri ilişkilerini incelemek, tanımlamak ve Moskova ile Tahran arasındaki askeri ilişkilerine etkileyen faktörleri belirtmektir. Bu çerçevede dört bölümden oluşan bu çalışmada ilk bölümde Rusya ve İran'ın dış politikalarını ve ikili arasındaki diplomatik ilişkilerinin seyri incelenmiştir. İkinci bölümde Rusya ve İran'ın askeri yapısı, savunma politikaları, ulusal savunma güçleri ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü ise Moskova ile Tahran arasındaki askeri ilişkilerin tarihsel arka planının bakıldıktan sonra Putin döneminde nasıl olduğu ve bu ilişkilerin hangi alanları kapsadığına değinilmiştir. Moskova ve Tahran askeri ilişkilerini etkileyen ABD, İsrail, İran Nükleer Çalışmaları ve bazı iç dinamikler gibi faktörlerden ise dördüncü bölümde bahsedilmiştir.

Putin, ViladimirRus-İran ilişkileriRusya+3
Hoshimjon Mahmadov
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The foreign policy objectives of Saudi Arabia and Iran in Indonesia

This thesis seeks to understand Iran's and Saudi Arabia's foreign policy objectives in Indonesia and how these relations impact both the government's decision making and people. Iran and Saudi Arabia's foreign policy objectives have been discussed in so many literature but special attention has not been given on their competitive influences as a mean of gaining soft power in Indonesia. This study will focalize only on Indonesia to determine the bilateral and diplomatic relations between the country and Iran and Saudi Arabia. The thesis intends to make a comparative study between Iran's and Saudi Arabia's foreign policy objectives, and see the similarities and differences in the objectives of the foreign policy between the two countries. The foreign policy of the two countries are based on national interest but the objective of spreading religious doctrines continue to act as a fundamental factor in the foreign policy objectives of the two countries. This study uses a qualitative research method and the sources are based on secondary data that have been used in literature. The study concludes by showing the rivalry between Iran and Saudi Arabia and some cases are provided to see how their foreign policy objectives have led to the creation of religious institutions and organizations in Indonesia. Some of these institutions and organizations have been involved in religious conflicts and even terrorist attacks.

IndonesiaSaudi ArabiaTerror avents+4
Muhammad Ravı
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2001 sonrası Suudi Arabistan ile İran'ın bölgesel rekabetinin Afganistan üzerindeki etkileri

Afganistan coğrafî, tarihi, sosyo-kültürel yapısı, ekonomik konumu itibariyle çeşitli çalışmalara ve bilimsel araştırmalara konu olmuşsada, İran ve Suudi Arabistan'ın bölgedeki rekabetinin Afganistan üzerindeki etkilerini açıkça ortaya çıkaran bir çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla bu araştırmada iki ülke arasındaki rekabetin güvenlik ve siyasal açılardan Afganistan üzerindeki etkilerinin ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. 11 Eylül 2001 saldırısı dolayısıyla ABD'nin Afganistan operasyonu sonrasında Taliban yönetimi iktidardan uzaklaştırılmış ve ülkenin yeniden yapılandırılmasında Suudi Arabistan ve İran bölgedeki birçok ülkede yaptıkları gibi Afganistan'da da oluşan güç boşluğu üzerinde rekabet etmeye başlamışlardır. Dolayısıyla Suudi Arabistan ile İran'ın bölgedeki rekabeti Afganistan'ı siyasal ve güvenlik açılardan olumsuz etkilemektedir. Ayrıca ekonomik açıdan da oldukça zayif konumda olan Afganistan iki ülke başta olmak üzere dışa bağımlı bir konudadır. Bu bağlamda İran ekonomisinin batılı ülkeler tarafından uygulanan ambargolar dolayısıyla zayıflaması hem İran'da bulunan üç milyona yakın Afgan işçileri hem de onların desteklemekle yükümlü oldukları ailelerini dolayısıyla Afganitan'ı olumsuz etkilemektedir. Aynı zamanda ülkedeki farklı etniksel ve mezhepsel grupların bu ülkeler tarafından desteklenmesi ülke güvenliğinin istikrara kavuşmasındaki en büyük engel olarak ifade edilmektedir. Bu araştırma deskriptif analitik bir yöntemle yazılmış olup teori olarak da Ortadoğu'nun rekabete ve çatışmaya dayalı bir bölge olduğunu gösteren realist yaklaşım çerçevesinde devlet içi dinamikleri ile uluslararası sistemi bir arada değerlendiren neoklasik realizm esas alınmıştır. Araştırmada varılan sonuç ise Ortadoğu'da Suudi Arabistan ile İran rekabetinin Afganistan'ın güvenliğini olumsuz etkilemekte olduğudur. Zira Afganistan'ın hem coğrafi hemde kültürel açıdan İran ve Suudi Aarabistan ile kopmaz bağlarının mevcudiyeti sebebiyle bu iki ülke kaynaklı bir değişikliğin bölgede meydana gelmesi sonucunda doğrudan etkilemektedir.

AfganistanRekabetSuudi Arabistan+3
Rahmatullah Hakimi
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dış politikada bir rekabet alanı olarak Balkanlar: Körfez ülkelerin Balkanlar siyaseti

Petrol ve doğalgaz ile bilinen Körfez ülkeleri, rezervlerden gelen gelirler sayesinde jeopolitik, ekonomik ve turizm gibi birçok alanda hızlı gelişme sağlamıştır. Ancak, petrol, rezervlerinin getirdiği ekonomik istikrara rağmen Ortadoğu'daki uluslararası güvenliği tehdit eden gerilimler ile çatışma sayısının artmasına sebep olmasının yanı sıra Körfez ülkeleri arasında bir rekabet kaynağı da olmuştur. Genel olarak dolaylı bir şekilde veya kendi toprak sınırları dışında rekabetlerini sürdüren Körfez ülkeleri, bölgedeki istikrarsızlıktan ve krizlerden dolayı farklı dış politika izlemeye başladı ve yeni müttefiklikler kurmaya çalıştı. 2008 yılın sonunda başlayan ekonomik kriz ise, Balkan ülkelerinin ekonomilerinin ciddi bir şekilde etkilenmesi ve Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından gelen finansman kaynaklarının azalması, Balkan ülkelerinin yeni yatırımcılar aramasına sebep oldu. Bu bağlamda, Körfez ülkeleri bu fırsatı değerlendirip Balkan ülkeleri ile ilişkilerinin tekrar canlandırılmasına ilişkin çalışmalarının başlatılması ile birlikte Balkanlar, petrol zengini Körfez ülkelerin arasında önde gelen aktörler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ın yeni rekabet alanı haline geldi. Çalışmada, Körfez ülkelerin 2010 yılından itibaren Balkanlar'daki rekabetlerinin motivasyonlarını ortaya çıkarmak amacıyla kültürel, ekonomik ve siyasi faaliyetleri ele alınıp yumuşak güç bağlamında incelenmiştir. Araştırmada öne sürülen sonuçlar arasında ise, Ortadoğu dışında da daha aktif bir dış politika izlemeye başlayan Körfez ülkelerin siyasi, ekonomik ve sosyal sebeplerden dolayı Balkan ülkelerine yönelmiş olmasıdır. Gıda kaynaklarına sınırlı erişim ve petrol rezervlerin tükenmesi, Körfez ülkeleri arasında mevcut çatışmaların büyümesine ve aralarındaki rekabetin kilit bir unsuru haline gelmesine sebep olmuştur. Körfez ülkeleri, bir taraftan liderlik konumlarını sağlamlaştırmak için, diğer taraftan ise Ortadoğu'daki sorunlara ve Türkiye'nin artan gücüne tepki olarak daha güvenilir müttefikler bulmaya çalışmaktadır. Diğer önemli bir sonuç ise, Körfez ile Balkan ülkeleri arasındaki ilişkilerin ortaya çıkan ekonomik ve siyasi bağımlılık açısından olumsuz ve ekonomi ile turizmin canlanması açısından olumlu olarak tespit edilen Balkanlar'a etkisidir.

BalkanlarKörfez ülkeleriUluslararası ilişkiler+3
Aydzhan Yordanova Peneva
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Türkiye'nin stratejik kültürü

Profound changes that took place in the political process of Turkish Republic in the last fifteen years among other things exerted a profound impact on how the national government views foreign policy. New trends resulted in reconsideration of traditional approaches in the Turkish foreign policy where views on utilization of military power has been holding a dominant place. To grasp these new tendencies, we should turn to the analysis of the nature of Turkish strategic culture, i.e. views, ideas and norms linked to the military power use outside national borders. Cases from modern Turkish history when political decision-makers were facing with security issues and were pondering over deployment of power may give us a factual background for formation of theoretical views on strategic culture of Turkey.

StrategyStrategic cultureTurkish foreign policy+3
Timur Akhmetov
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Arabî'de yorum-güç ilişkisi

Bu tez, İbn Arabî epistemolojisini yorum-güç ilişkisi bağlamında okumayı hedeflemektedir. "İlahi tecelli" üzerine temellenen âlem tasavvurunun incelenmesi tezin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Bu aşamada Allah ile âlem arasında kurulan ontolojik bağdan yola çıkılarak bilginin İbn Arabî düşüncesinde nasıl temellendirildiğinin izi sürülmüştür. İkinci aşamada ise, bu âlem tasavvurunda önemli bir ilke olan "tekrarlanamazlık" ve onun epistemolojik sonuçları ele alınmıştır. Buna göre, aklın bilmesi ve sınırlandırması ile "tekrar"ın üretilmesi arasındaki ilişkiye dikkat çekilmiş ve tekrarlanabilir bilginin üretilmesi ve sabitlenmesinin bir "yorumlama" süreci olduğu sonucuna varılmıştır. Son bölümde ise, yorumun nasıl üretildiği, hangi yorumun sabitlenip tekrar edildiği sorusuna iktidar ilişkileri üzerinden cevap aranmıştır. Bu bağlamda, İbn Arabî'nin hedef aldığı yorumcular (ulema) ve muktedir olanlar (sultan) tanıtılmış ve bilginin üretilmesinde ulema-sultan ilişkisinin rolü belirlenmeye çalışılmıştır.

Din felsefesiEpistemik duygularEpistemoloji+3
Feyza Özçelik
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Heterojen toplumlarda ulus devlet çıkmazı: Irak örneği

Ulus devlet, ortak soydan gelen, aralarında dil birliği bulunan, aynı dini inanca sahip, ortak tarihe ve kültüre sahip insan topluluğunun siyasi örgütlenmiş biçimidir. 15. ve 16. Yüzyıllarda Avrupa'da dini ve dünyevi tüm kurumları hakimiyeti altına alarak merkezi bir yönetim sergileyen modern devletin devamı olarak doğmuştur. Sahip olduğu normlar, reformlar sonrası Kilisenin yönetim organizasyonun değiştirilmesiyle, daha doğrusu el değiştirmesiyle ortaya çıkmıştır. Varoluşunu milliyetçilik akımlarının yükselişine borçludur. Avrupa ulus devletlerinin egemenlik alanları belirlenirken, insanların hissettikleri mensubiyetlere göre doğal süreç içerisinde oluşan sınırlar, ulus devletlerin de sınırlarını belirlemiştir. Batılı toplumların gelişmişlik seviyesini yakalama arzusunda olan, sömürge yönetiminden henüz kurtulmuş birçok yeni devlet, ulus devlet modelini medeniyet reçetesi olarak görmüş ve uygulamaya çalışmıştır. Batıda reformlar sonrası tabandan yönetime doğru gelişen değişim baskısı, yeni kurulan devletlerde üstten tabana dayatma şeklinde olmuştur. Ulus devletin temel unsurlarını oluşturan milli kimlik, ortak tarih, kutsal vatan, tek dil unsurları halk topluluklarına benimsetilmeye ve uygulatılmaya çalışılmıştır. Sınırların dışında ulus devletin bağımsızlığını tehdit ettiği varsayılan ortak düşmanlar yaratılmıştır. Tez örneği Irak, kurulduğu tarihe kadar ayrı yönetilmiş birden fazla topluluğu, Iraklı kimliği altında bir arada tutmaya çalışmış, ulus devlet unsurlarını dini veya etnik köken gözetmeksizin uygulamaya çalışmıştır. Ulus devletin temel unsurlarının Hristiyanlığın din ve yönetim organizasyonu üzerine kurulduğu görmezden gelinmiştir. Irak' ın gerçek tarihi, dini ve etnik yapısı gözardı edilmiştir. Irak örneğinde görüldüğü üzere homojen olmayan toplumlarda zorlama bir ulus devletin, kurulduğu dönemde içerdiği bire bir unsurlarıyla birlikte yaşama şansı bulunmamaktadır.

DemokratikleşmeHeterojenIrak+5
Cengiz Danışan
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimEN

The rise of GCC and Turkey: Convergent and divergent agendas

Over the past two decades, both the GCC states and Turkey have experienced unprecedented economic growth and played effective regional roles. In tandem, the relations between the two parties have gradually grown from economic cooperation to strategic partnerships. This has been evident through the development of their common interests to include cooperation in all fields. As a result, Turkey was considered for a while a 'strategic partner' by the GCC. The new region's disorders, such as the potential Iraq's disintegration, the Syrian crisis, the Yemeni war, the emerging threats of sub-state actors and the expansion of Tehran's influence have given new momentum to Turkish-GCC relations. However, this positive progress has turned into clashing agendas in the region. Two competing camps have appeared. These are Turkey and Qatar on one hand, and Saudi Arabia, the UAE and Bahrain on the other. Their differences are based on new dynamics of the Arab Spring and were clearest over Egypt, the Muslim Brotherhood and Libya. In addition, the Gulf crisis since June 2017 has been escalating the divergence. The differences among Turkey and the GCC states also raised a question of whether they still need an alliance to counterbalance Iran's influence or not. This research seeks to comprehend these complicated relations, which are a mixture of cooperation and conflict, through appropriate theories of international relations: functionalism, the balance of power and the balance of threat. It has used different methods such as interviews, archive documents, books, articles, official speeches and statistics. Its scope starts in 2002 and extends to 2017. It concluded that despite their divergent agendas, their cooperation is important if they look to increase their influences in the regional balance of power equation and to counter common threats. Keywords: GCC, Turkey, convergence, divergent agendas, balance of threat, alliances

Economic policiesEconomic developmentThe Golf Cooperation Council+5
Emad Yousef Kaddorah
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küçük devlet neden süper güç ittifakından ayrılır? Soğuk savaş dönemi Irak, Mısır, İran örneklerinin incelenmesi

İttifak, Uluslararası ilişkiler disiplininin önemli kavramlarından birisidir. İttifak literatürü baskın oranda realist ve neo-realist yaklaşımların etkisi altında bulunmaktadır. Bu sebeple, pek çok çalışmada, ittifak ilişkilerini şekillendiren faktörlere ilişkin açıklamalar için devletin dışındaki unsurlar olan uluslararası sistemin ve sistemdeki güç dağılımının dikkate alınması gerektiğini ileri sürülmektedir. Bu bakış açısına göre, Soğuk Savaş döneminde sistemin yapısında bir değişiklik meydana gelmiyorken devletlerin mevcut ittifak ilişkilerinden ayrılmamaları beklenirdi. Fakat yaşananlar bunun aksini göstermekteydi. Bu sebeple, bu bakış açısı, devletlerin ittifak ilişkisinin şekillendirilmesi sürecinin anlaşılabilmesi için yetersiz kalmaktadır. Bu noktada, neo-klasik realizmin devletin birim düzeyindeki değişkenlerini değerlendirmelerine dahil eden bakış açısı, devlet davranışlarını etkileyen faktörlerin anlaşılabilmesi için daha geniş bir perspektif sunmaktadır. Ayrıca literatürde, büyük ölçüde ittifakların oluşumuna ve sürdürülmesine odaklanılıyorken, ittifaktan ayrılışı göz ardı edilmiş durumdadır. Bu çalışmada, küçük devletin süper güç ittifakından ayrılışının devlet düzeyindeki ekonomik ve siyasal nedenlerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu sebeple Soğuk Savaş döneminde, Irak, Mısır ve İran'ın deneyimlediği süper güç ittifakından ayrılışları, çalışmada analiz edilmiştir. Yapılan araştırma ve inceleme sonucunda, rejim değişikliği, lider değişikliği, travmatik olayın yaşanması, kapasite artışı, meşruiyet krizi nedenlerinin devletin ittifaktan ayrılış kararını şekillendirdiği tespit edilmiştir.

IrakMeşruiyetMısır+6
Feyza Nur Atabay
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rusya'nın Suriye iç savaşında İsrail politikası

Rusya'nın Ortadoğu politikasında İsrail önemli yere sahiptir. Rusya'nın İsrail ile ilişkileri İsrail'in kurulması ile başlasa da 1967 yılında iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kesilmiş ve 1991'de tekrar kurulmuştur. 2000'li yıllarda Rusya'nın Ortadoğu politikasına ağırlık vermesi ve bölgede var olan İsrail devletinin askeri ve teknik alanlarda ilerlemesi iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde önemli olmuştur. Putin'in iktidara gelmesiyle birlikte Rus dış politikasında İsrail'in önemi daha da artmıştır. 2011'de Ortadoğu'da başlayan Arap isyanlarının Suriye'de bir iç savaşa dönüşmesi ve Rusya'nın Suriye rejimine verdiği yoğun destek Rusya'nın Suriye'ye müdahalesi ile sonuçlanmıştır. Bu çalışmanın amacı Suriye iç savaşı boyunca Rusya'nın İsrail politikasını incelemektir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde Rusya'nın İsrail politikasını belirleyen faktörler araştırılmış, ikinci bölümde bu etkenler doğrultusunda 2010-2015 arası dönemde Rusya-İsrail ilişkileri anlatılmış, üçüncü bölümde ise 2015 sonrası Rusya'nın İsrail politikası incelenmiştir. Bu bağlamda araştırmada Suriye iç savaşının başlangıcından beri Rusya-İsrail ilişkilerindeki gelişmeler izlenmiştir. Çalışma sonucunda Rusya'nın İsrail politikasını şekillendiren faktörler ve bu faktörlerin Suriye iç savaşı boyunca Rusya'nın İsrail politikasındaki etkileri ortaya koyulmaktadır.

Orta Doğu politikasıPutin, ViladimirRusya+5
Vugar Savzalıyev
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Bulgaristan Türk göçmenleri, Kürt ve Boşnak savaş mültecileri arkaplanıyla Suriye çatışmasında Türk ve Alman mülteci politikası

Dokuz yıldır devam eden Suriye İç Savaşı, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük mülteci krizini tetiklemiştir. Suriye'den yaklaşık üç buçuk milyon mülteci kabul eden Türkiye'nin yanı sıra Almanya da birkaç yüz bin kişilik Suriyeli bir mülteci topluluğuna ev sahipliği yapmaktadır. Bu tez, bu benzer durumu, Türkiye ile Almanya arasındaki tarihi bağları ve mevcut ortak menfaatleri göz önünde bulundurarak, her iki ülkedeki Suriyelilerin durumlarını karşılaştırmaktadır. 1990'larda, Türkiye Bulgar-Türk göçmenler ve Körfez Savaşı'ndan kaçan Kürt göçmenler sebebiyle büyük mülteci dalgalarıyla karşılaşırken, Almanya da Bosna Savaşı'ndan ötürü büyük mülteci akımlarıyla karşılaşmıştır. Her iki ülkenin Suriyeli mültecilere yönelik politikaları konusunda daha açık ve daha geniş bir tablo çizebilmek için geçmişteki bu mülteci hareketleri karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiştir. Esas olarak güncel araştırma yayınlarının ve Suriye bağlamındaki güncel gelişmeler için de gazete makalelerinin analizine dayanan bu tez, Türk ve Alman mülteci politikalarının şekillenmesinde kültür, güvenlik ve ekonomi alanındaki faktörlerin yanında iç siyaset ve dış aktörlerin etkisini ortaya koymaktadır. Sıcak çatışma bölgesine doğrudan komşu olmasından ötürü Türkiye'nin sınır korumasının, AB'nin güvenli dış sınırlarına sahip olan Federal Alman Cumhuriyeti'ninkinden çok daha ön planda olduğu gösterilmiştir. Keza, bazı nedenlerden dolayı, Türkiye'nin çeşitli grupları kabul ve onlara sağladığı imkânlar farklılaşırken, analiz edilen vakalarda farklı mülteci gruplara Alman yaklaşımı kendi içinde benzerlik göstermektedir. İlaveten, her iki ülkenin de daha iyi eğitimli mültecilere yönelik seçici ilgileri olduğu gösterilmiştir. Değinilen son önemli nokta ise mültecilerle ilgili uzun vadeli planlara dairdir. Burada da Almanya'nın Bosna ve Suriye'li mültecilere yönelik benzer politikalara sahip olduğu görülürken Türkiye'nin Bulgaristan göçmenleri ve diğer mültecilere yönelik politikalarının farklılaştığı görülmektedir.

Max Wıttmann
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Umman Sultanlığı'nın Ortadoğu'daki arabulucu rolü

Son 100 yılda yaşanan çatışmalar ve sadece bölgesel değil küresel etkilere de sebep olan krizlerle anılan Ortadoğu'da, ülkeler dış politikalarını ittifak ilişkilerine dayandırarak bölgesel rekabetlere girmektedir. Bölge ülkelerinden olan Umman Sultanlığı ise hem yapısal olarak benzer özellikler taşıdığı Basra Körfezi ülkelerinden hem de diğer Arap ülkelerinden bu olaylar karşısında izlediği farklı dış politikası yaklaşımı ve uygulamalarıyla ayrışmaktadır. Geleneksel olarak krizlerde taraf tutmak yerine arabulucu rolü almakta ve müzakere süreçlerini desteklemektedir. Umman'ın dış politikası bu yönüyle incelemeye değerdir. Bu çalışmada, "Umman'ın etrafında süregelen tüm krizlere ve savaşlara taraf olmamasını ve aynı zamanda birbirleriyle rekabet halinde olan aktörlerle aynı anda iyi ilişkiler kurmasını mümkün kılan etkenler nelerdir?" sorusu cevaplanmaya çalışılırken, çatışma çözüm teorisinin arabuluculuk yaklaşımından faydalanılarak bir küçük devlet olan Umman Sultanlığının Ortadoğu bölge siyasetindeki rolü ortaya konulacaktır. Arabuluculuk özellikle küçük devletler tarafından hem hayatta kalma stratejisi olarak kullanılan hem de uluslararası sisteme bağımsız bir şekilde kendilerini konsolide etmelerine yarayan bir dış politika aracıdır. Ayrıca bir çatışma çözüm yöntemi olan arabuluculuk, devletlerin bu rolü üstlenebilmeleri için belirli kriterler öne sürmektedir. Buradan yola çıkarak çalışmada Umman'ın arabulucu kriterlerini ne kadar sağladığını incelenecek ve yaptığı arabuluculuk faaliyetleri neticesinde elde ettiği çıkarlar araştırılmaya çalışılacaktır. Sonuca ulaşmak için Basra Körfezine ve Ortadoğu bölgesine derin etkileri olan kriz ve savaş durumlarında Umman'ın izlediği politikalar incelenecektir. Araştırmada varılan netice, Umman'ın dış politikada kullanacağı kaynak ve kapasitenin farkında olarak diplomasiyi öncelediği ve bunu sağlamak adına da dış politika ilkelerini bu doğrultuda inşa ettiği ve kaynaklarını da (jeostratejik konum, çok kültürlü yapı ve güç) bu doğrultuda kullandığı ve bütün bunların sonucu olarak bölgedeki krizlerde arabulucu olarak tercih edildiğidir.

ArabuluculukOrta Doğu politikasıOrta Doğu sorunu+4
Rumeysa Ayverdi
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
11
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi (Fetih) içerisindeki iç rekabet dinamiklerinin örgütün siyasi rolüne etkisi 2004-2017

Fetih hareketi, Filistin halkının siyasi tarihinde etkili ve önemli rol oynayan en önemli Filistin siyasi partilerinden biridir. Fetih'in kuruluşundan bu yana en önemli siyasi özelliklerinden biri, iktidar merkezleri arasındaki iç rekabettir. İç rekabeti beslemeye katkıda bulunan faktörler iki ana bölüme ayrılabilir: Bunlardan ilki, Arap devletlerinin Fetih içinde bu ülkelere sadık olan destek grupları ve unsurları aracılığıyla Fetih'i etkileyerek Filistin ulusal hareketini kontrol etme arzusu gibi dışsaldır. İkinci faktör içseldir ve Fetih hareketi ve siyasi gelişimi ile ilgilidir. Hareket, Fetih'ten önce var olan ve farklı ideoloji ve örgütlenme ve çalışma yöntemlerini benimseyen bir dizi Filistin grubunun birleşmesi sonucu kuruldu. Bu, hareket içindeki iç rekabetin güçlenmesine katkıda bulunmuştur. Fetih hareketindeki zayıf örgütsel yapısı da bu gruplar arasındaki rekabeti daha da artırdı ve Fetih'teki iç rekabet üç temel aşamadan geçti: ilk aşama Fetih'in kurulmasından 1993'te Oslo anlaşmasının imzalanmasına kadar, ikinci aşama, Oslo anlaşmasının imzalanması ve 1993'te Filistin Otoritesinin kurulmasıyla 2004'te Yasser Arafat'ın ölümüne kadar, üçüncü aşama ise Yaser Arafat'ın ölümünden (2004), Fetih hareketinin 7. konferansına (2017) kadar. Bu aşamaya Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas ve Muhammed Dahlan arasındaki yoğun rekabet damgasını vurdu. Bu çalışma, Fetih hareketindeki iç rekabetin doğasını ve onu etkileyen faktörleri, üç bölüm şeklinde ele almaktadır. Ilk bölüm Fetih hareketinin siyasi rolü kavramını ele alırken, ikinci bölüm Fetih hareketindeki iç rekabetini, üçüncü bölüm ise iç rekabetin Fetih'in (2004-2017) siyasi rolü üzerindeki etkisini ele almaktadır. Çalışma birkaç sonuçla ortaya çıktı, en önemlisi, Fetih hareketi içindeki siyasi rekabetin, siyasi performansı üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu ve bunun çeşitli siyasi haklarda görülebileceğidir.

Mamoun Y.m. Abujarad
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

AK Parti döneminde Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri politikaları

2002 yılından itibaren Türkiye ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkiler Türk dış politikasının ana gündem maddelerinden biri olmuştur. Arap İsyanları sürecinin başlamasıyla birlikte bölge ülkelerinin Türkiye'nin Ortadoğu politikasına yönelik yaklaşımları farklılık arz etmiştir. Bu farklılığı Körfez ülkeleri arasında da görmek mümkündür. Bu bağlamda Ankara'nın Doha ve Abu Dabi ile ikili ilişkilerini karşılaştırmalı olarak ele almak önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu tez çalışmasında AK Parti döneminde Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri politikaları ele alınmıştır. Tezin odaklandığı ana soru ise neden Türkiye ile Katar arasındaki ikili ilişkiler stratejik iş birliği düzeyinde gelişirken Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında ikili ilişkilerde gerilim meydana geldiği üzerindedir. Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri politikaları incelenirken bazı parametreler ön plana çıkmıştır. Bu parametreler: ekonomi, ideoloji ve uluslararası sistemdir. Bu çerçevede Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ikili ilişkilerinde hangi parametrenin asıl belirleyici olduğu ele alınmıştır. Bununla birlikte tez çalışmasında nedensellik ilişkisini analiz etmek için süreç takibi yöntemi kullanılmıştır. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri aynı yapısal özelliklere sahip iki Körfez ülkesi olması sebebiyle Türkiye'nin dış politika davranışlarının gözlemlenebildiği en ideal örnekler olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, 2002-2018 arasında AK Parti döneminde Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri politikalarında ekonomi ve ideoloji faktörlerinin önemi bulunmasına rağmen asıl belirleyici olanın uluslararası sistem olduğu iddia edilmiştir.

Birleşik Arap EmirlikleriEkonomiKatar+7
Abdullah Erboğa
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1948 Arap-İsrail savaşı: Tarafların askeri gücü üzerine bir araştırma

Bu çalışmada İsrail'in kurulmasını sağlayan faktörler in açıklanarak, Arap ülkelerinin askeri gücünün oluşumu ve 1948 Arap İsrail Savaşına etkilerini açıklamak amaçlanmıştır. Amaca uygun şekilde, çalışma üç ana bölümde hazırlanmıştır. İlk bölümde tarih içerisinde Filistin'e gerçekleştirilen Yahudi göçlerinden bahsedilerek, siyonizm ve siyonist hareketin doğuşu açıklanmıştır. Ardından Filistin'de İngiliz manda yönetiminin önünü açan 1917 yılındaki İngiltere Dışişleri bakanı Arthur James Balfour'un Deklerasyonu'na yer verilerek, deklerasyona karşı Filistinlilerin verdiği tepkiler ve 1922-1939 yılları arasında Filisnt İngiliz manda yönetimi uygulamaları ve bu dönemde yaşanan olaylara açıklık getirilmiştir. Ayrıca bu bölümde Filistin'de kurulan direniş örgütlerinden bahsedilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde 1936 yılında gerçekleşen İngiliz manda yönetimine karşı Filistin-Arap ayaklanmasına ve II. Dünya Savaşı sürecinde Filistin sorununa dünya ülkelerinin bakışına yer verilmiştir. Ayrıca bu süreçte kurulan Yahudi çeteleri ve faaliyetlerinden bahsedilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son planında İsrail Devleti'nin kurulmasının resmi olarak önünü açan 1947 yılındaki İngiliz taksim planından bahsedilerek İsrail Devleti'nin kuruluşu açıklanmıştır. İsrail Devleti'nin kuruluşunun ardından İsrail ile Araplar arasında yaşanan 1948 Birinci Arap-İsrail Savaşı neden ve sonuçları ile yeralmıştır. Sonuç olarak Arap Kudüs Büyük Müftüsü (Arap Filistinlilerin dini lideri) liderliğindeki Filistinliler ve Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan güçlerinden oluşan Arap ülkelerinin askeri güçleri; yeni kurulan İsrail Devleti'ne karşı, aralarındaki siyasi rekabet, birlikte hareket edememe , tutarsızlık vb. nedenlerden dolayı başarı gösterememişlerdir. İsrail savaşı kazanmış ve hatta topraklarını genişletmiştir. Filistin'de savaştan sonra neredeyse hiç toprak kalmamıştır. Yaklaşık yarım milyon Filistinli korkudan kaçmış veya savaş sırasında İsrail tarafından ele geçirilen topraklardan çıkmaya zorlanmıştır.

Arap devletleriArap-İsrail savaşlarıFilistin+6
Sonıa Sultanzada
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

A role theory analysis of Bolivia-Turkey relations: Examining bilateral relations in the context of Turkey`s Latin America policy and Bolivia`s Middle East policy

Even if the origins of Bolivia and Turkey diplomatic relations can be traced to the 1950`s major advances took place just in the last few years. In 2018 Turkey opened its Embassy in La Paz and one year later Bolivia`s President Evo Morales visited Ankara and met with President Erdogan. It was the first time in the history of both countries that a meeting at the presidential level took place. The objective of the thesis is to analyze the development of this relation within the broader picture of Bolivia`s foreign policy towards the Middle East and Turkey`s foreign policy towards Latin America. More specifically, the thesis will examine Bolivia and Turkey own national role conceptions, their role in each other regions, their role expectations (perceptions) and enacted roles towards each other. In order to do that, apart from the bibliographic consultation –which is scarce-, interviews were made to the main diplomatic representatives involved in the development of the relation. Also, as a way of measuring the perceptions Bolivia has about Turkey and vice versa, questionnaires were handled to young people in both countries. Finally, speeches of Bolivia`s President Morales and Turkey`s President Ergdoan about the subject were analyzed. The research found which enacted roles by Bolivia and Turkey is compatible/incompatible and how the enactment of more specific roles, from the part of Bolivia, can be beneficial for the relation. Also perceptions/misperceptions about both countries were identified. Finally, suggestions were given about how Bolivia`s foreign policy towards the Middle East in general and Turkey in specific can improve. In the case of the bilateral relation with Turkey, opportunities in the areas of trade, tourism, culture, academics, connectivity and solutions for the drug trafficking problem were identified.

BoliviaCultural diplomacyLatin American countries+6
Alvaro Montenegro
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye ve İran'ın Suriye ve Irak politikası: Neoklasik realizm çerçevesinde bir analiz

Türkiye ve İran, 2011'den beri süregelen ve bölgesel, hatta küresel sonuçları olan Suriye ve Irak savaşlarında, önemli aktörlerin başında gelmektedirler. Bu çalışma, Türkiye ve İran'ın bu zaman diliminde Suriye ve Irak krizlerine yönelik politikalarını, Neoklasik Realizm (NKR) kuramı bağlamında kronolojik bir şekilde analiz etmektedir. Dolayısıyla bu tez, her iki aktörün izlediği stratejilerin okunmasında önemli bir adımdır. Neoklasik realizmin temel varsayımı, uluslararası sistemin, iç politika üzerinden dış politika çıktılarını etkilemesidir. Bu anlamda bu tezin ileri sürdüğü varsayıma göre, sistemik uyaranlarla paralel olarak iç politika dinamikleri, her iki devletin dış politika davranışlarını ciddi bir şekilde etkilemektedir. Bu sebeple uluslararası denklemlerin yanı sıra, iç faktörlerin incelenmesi kaçınılmazdır. Türkiye ve İran'ın iç politikasındaki bu krizlere yönelik politikasını etkileyen ana unsurların ne olduğu ve bu faktörlerin politikaya dönüşme şekli tezin asıl sorunsalıdır. Bu nedenle, çalışmanın genel sonucuna göre, iki ülke liderlerinin dünya hakkındaki tamamen farklı olan algıları, diğer yerel faktörlerle birlikte, dış politika sonuçlarını da derinden etkilemiştir. Ayrıca iki aktör, ortak ve ciddi tehditle karşılaştıkları zaman işbirliğine giderek birlikte tehdidi ortadan kaldırmaya, aksi takdirde rekabete yönelmektedirler.

IrakNeo-klasik realistSuriye+6
Sayyad Sadrı Alıbabalu
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Filistin-İran ilişkilerinin askerî ve siyasi boyutu (1996-2015)

Bu çalışmada, 1993 yılındaki Oslo Anlaşması'ndan sonra 1996'da Filistin hükümetinin kuruluşundan 2014'te İsrail'in Gazze'ye yaptığı saldırının sonuçlarının ortaya çıktığı 2015 yılına kadar olan İran-Filistin ilişkilerinin askerî ve siyasi etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Bu dönemde, 2000 yılında İkinci Filistin İntifadası'nın başlaması, Gazze Şeridi'nin 2008, 2012 ve 2014 yıllarında üç kez saldırıya maruz kalması, Hamas hareketinin 2006'da Filistin milletvekili seçimlerini kazanması ve Gazze Şeridi'ne ambargo uygulanması gibi birçok hadise meydana gelmiştir. Yine aynı dönemde İran'da da önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu dönemde Muhammed Hatemi, Ahmedinejad ve Hasan Ruhani olmak üzere üç cumhurbaşkanı göreve gelmiştir. 1996-2015 yılları arasında İran'da genelde İran'ın bölgesel politikası, özelde ise Filistin politikasında önemli dönüşümler yaşanmıştır. Nitekim 2003'te ABD Irak'ı işgal etmiş, İran'a ekonomik yaptırımlar uygulanmış ve Ortadoğu'da "Arap Baharı" olarak adlandırılan devrimler gerçekleşmiştir. Filistin-İran ilişkilerinin askerî ve siyasi boyutunun etkilerini ve bu ilişkilerin geleceğini incelemek üzere çalışma üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde Filistin İran ilişkilerinin tarihi arkaplanı incelenmiştir. İkinci bölümde İran'ın Filistin'deki askerî ve siyasi nüfuzu incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Filistin meselesiyle İran arasındaki ilişkilerin önemi üzerinde durulmuştur. Çalışma hedeflerine ulaşmada farklı metodolojik yaklaşımlardan istifade edilmiştir. Bunlar arasında tarihsel metot ve siyasi analiz metodu bulunmaktadır. Çalışma sonucunda birtakım çıkarımlar yapılmıştır. Buna göre İran, Filistin'deki grupların askerî kapasitesinin geliştirilmesinde büyük bir rol oynamakla birlikte Filistin meselesine siyasi destek verme konusunda yeterli bir düzeyde rol almamıştır. Aynı şekilde çalışmada, İran'ın genelde Filistin, özelde ise Gazze Şeridi üzerinde nüfuz sahibi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Filistin'deki taraflara yapılan maddî desteğin, İran'ın burada nüfuz sahibi olmasında en önemli etken olduğu söylenebilir. Ancak bu nüfuz, Filistin'deki grup ve hareketlerle sınırlı olup Filistin halkının tamamını kapsamamaktadır. Yine çalışma sonucunda Filistin Yönetimi ile Filistin'deki grupların yaşadığı istikrarsızlık hali ile İran'la yaşanan ekonomik ve bölgesel krizlerin bir sonucu olarak, Gazze Şeridi'nin de gelecekte askeri açıdan kendi kendine yetebilir bir konuma gelmesiyle İran'ın Filistin meselesine karşı yapmış olduğu askerî ve siyasi desteğin gelecekte azalacağı öngörülmektedir.

Askeri ilişkilerFilistinSiyasi ilişkiler+3
Mohammed Ahmed Abusaada
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimEN

Qatar: An emerging player in the regional order of the Middle East since 2010

This research mainly examines the rise of Qatar in the regional order in the Middle East after the Arab Spring within the framework of neoclassical realist theory (NCR) and alliance theories. While the Arab Spring shattered long-standing regimes in the region, it revealed threats and opportunities for the regional countries. From this point of view, Qatar considered regional change as an opportunity and used both its own resources and alliance relations to respond to this systemic pressure. It strengthened its influence in transition countries, especially by benefiting from the political rise of the Muslim Brotherhood (MB)/the Islamists in the region. At this point, NCR offers us a different perspective in examining Qatar's foreign policy behaviours. From this theoretical point of view, both systemic (independent variable) and domestic factors (intervening variables) are included in the analysis and help us to understand the foreign policy outputs / foreign policy behaviours (dependent variable) better. The fact that Qatar increased its influence in the region with autonomous (independent) foreign policy preferences and supported the MB-attached governments worried its regional rivals. The KSA-led alliance/camp made political manoeuvres to halt the rise of Qatar and redesign its political preferences. In this context, they primarily supported the interferences/counterrevolutions that could restrict the MB in the region. Under these circumstances, an exceptional shift of political power took place in Qatar in 2013 and Emir Hamad, who had deep and historical ties with the MB, handed over his ruling power to his son Emir Tamim. In addition, the political behaviours of the KSA-led camp sought to weaken the Turkey and Qatar-led alliance/camp in transition countries. Later, the KSA-led camp made two important diplomatic moves (the 2014 and 2017 Qatar crises) to put pressure on Qatar to restrict and, if possible, change its foreign policy. However, Qatar under the influence of its new leader tried to stand against these moves with the help of its strategic alliances and domestic factors. In other words, the Qatari leadership, who ensured regime security and domestic stability, mobilized the state power and succeeded in ending the crises. As a result, Qatar emerged as a significant player in the region after the Arab Spring, and despite many challenges, it successfully managed to preserve its position in the regional and international arena.

The Arab SpringRegional policiesQatar+5
Samet Yüce
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çok kutuplu iç savaşlarda silahlı grupların güvenlik stratejileri: Saldırgan realist perspektiften Libya örneği

Bu çalışma başarısız devletlerdeki silahlı gruplar arasında yaşanan çatışmaları ve rekabeti incelemektedir. Çalışmanın amacı, silahlı gruplar arasındaki rekabeti açıklayan nedensel mekanizmayı ve aktörlerin davranışlarındaki genel eğilimi açığa çıkarmaktır. Bu bağlamda çalışma şu iki soruya cevap aramaktadır: silahlı gruplar neden güç peşinde koşarlar ve hedeflerine ulaşmak için hangi stratejileri izlerler? Bu sorulara cevap olarak uluslararası sistemin büyük güçleri arasındaki etkileşimden hareketle geliştirilen saldırgan realizmin çatışma ve rekabeti açıklayan mantığını başarısız devletlerdeki silahlı gruplara uyarlamaktadır. Bu yaklaşımdan hareketle çalışma, silahlı grupların etkileşime girdikleri anarşik sistemin onları güç mücadelesine ittiğini ve onları saldırgan stratejiler izlemeye zorladığını iddia etmektedir. Bu ana argümana dair dört farklı hipotez geliştiren ve bunları Libya örneği üzerinden test eden çalışma, silahlı grupların davranışları ve iç savaşların nedenleri hakkında genellenebilir bir perspektif sunmaktadır.

GüvenlikGüvenlik stratejileriLibya+5
Furkan Polat
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bağımsızlık Savaşı'ndan otoritaryanizme: Cezayir'de askeri kontrolün inşası ve dönüşümü (1954-2014)

Cezayir siyasal sistemini, kurumlarını ve elitlerini merkeze alarak sivil-asker ilişkilerine odaklanan bu tezin temel amacı çok katmanlı bir araştırma modeli ile Cezayir'de sivil kontrolün inşasını ve sınırlarını incelemektir. Yapı veya aktör gibi tek bir faktöre odaklanan çalışmalardan farklı bir şekilde tez, hem aktör davranışlarını hem de yapısal faktörleri dikkate alarak çok yönlü bir sivil asker ilişkileri analizi yapmayı hedeflemektedir. Böylelikle tez sadece ordu, devlet, FLN gibi kurumsallaşmış aktörlere değil aynı zamanda bu yapıların içindeki elit davranışlarını da dikkate almış ve aktörlerin yapı karşısında sınırlarını ve imkanlarını tartışmış olacaktır. Bu bağlamda aktörleri, Bağımsızlık Savaşı'ndan bu yana kendi aralarında çıkar grupları oluşturan sivil ve askeri elitler olarak tanımlayan tez, birinci olarak elitlerin kendi aralarında oluşturdukları koalisyonları ve birbirleriyle rekabetlerini inceleyecek; ikinci olarak ise bu ilişkinin sivil asker ilişkilerine etkisini tartışacaktır. Buradan hareketle tez, Cezayirli elitlerin sivil ve askeri elitler şeklinde kamplaşmadığını, bunun yerine aktörlerin sivil-asker koalisyonları ürettiğini ve bu koalisyonların bir yandan sürekli bir rekabet ve çatışma üretirken bir yandan da Cezayir tarzı yeni bir otoriterliğin devamını, başka bir deyişle Cezayir rejimin sürekliliğini, garanti altına aldığını iddia etmektedir. Bu analizi yapabilmek için tez yakın dönem sivil-asker ilişkileri literatürünün iki yaklaşımını bir araya getirerek bir araştırma modeli kullanmaktadır. Bir yanda Michael C. Desch'in "iç-dış tehditler" karşısında aktör davranışını ölçen "tehdit-vazife" yaklaşımı diğer yanda ise devletin karar alma mekanizmasını inceleyen Croissant ve diğerleri'nin "kontrol stratejileri" modeli bu tezin çok katmanlı analiz modelini oluştururlar. Bu iki yaklaşımın seçilmesinin ve tek bir modelde bir araya getirilmesinin temel amacı hem aktör davranışını hem yapısal faktörleri ölçmektir. Bu bağlamda tez giriş ve sonuç bölümleri dışında beş bölümden oluşmaktadır. Kavramsal tartışmaların yapıldığı birinci bölüm aynı zamanda tezin yöntemini açıklarken ikinci bölüm Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında Cezayirli elitlerin davranışını ve yapının inşasını inceleyecektir. Üçüncü bölüm modern Cezayir'in kurulduğu döneme ve kurumlara odaklanırken, dördüncü bölüm ise Abdülaziz Buteflika'nın yirmi yıllık döneminde sivil kontrolü tartışacaktır. Son bölüm ise diğer dört bölümden farklı bir şekilde sadece Cezayir'i incelemek terine, Cezayir örneğini Mısır ile karşılaştıracaktır. Karşılaştırmalı bölümün asıl amacı, Cezayir için ortaya atılan kavramların ve hipotezlerin başka bir örnek üzerinden genelleştirmektir.

Askeri hayatAskeri ilişkilerAskeri müdahale+6
Berkan Özgür
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2022
00