
51
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin tükenmişlik ve empati düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin tükenmişlik ve empati düzeylerini, bunlar arasındaki ilişkiyi ve öğrencilerin sosyodemografik özelliklerinin bu iki değişken üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki çalışmanın örneklemini Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde 2020-2021 yılında öğrenim gören 416 öğrenciden çalışmamıza katılmayı kabul eden ve formları eksiksiz dolduran 363 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler 'Sosyo-Demografik Bilgi Formu', 'Maslach Tükenmişlik Envanteri - Öğrenci Formu' ve 'Jefferson Doktor Empati Ölçeği Öğrenci Versiyonu' kullanılarak elde edilmiştir. Veriler IBM SPSS 25 programına aktarılmış ve analizler AMOS 23 programında uygulamıştır. İstatistiksel analiz için Shapiro Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Post Hoc Bonferroni testi, Spearman korelasyonundan yararlanılmıştır. Analizler Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencilerinin %17.1-'inin yüksek tükenmişlik ve %20.1'inin yüksek empati düzeylerine sahip olduğunu göstermiştir. Bazı sosyodemografik değişkenlerin, öğrencilerin empati ve tükenmişlik düzeylerini etkilediği belirlenmiştir. Empatinin 'perspektif alma' alt boyutuyla tükenmişliğin 'duygusal tükenme' alt boyutu arasında pozitif yönde, tükenmişliğin 'yetkinlik' alt boyutu arasında ise negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Empatinin 'hastanın yerine kendini koyma' alt boyutuyla, tükenmişlik düzeyi ve tükenmişliğin duygusal tükenme alt boyutu arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (p<0.05) Öğrencilerinin büyük çoğunluğunun tükenmişlik ve empati düzeylerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Geleceğin diş hekimleri olan öğrencilerin empati düzeylerinin yükseltilmesi ve tükenmişlik düzeylerinin azaltılmasına yönelik yeni eğitim modellerinin geliştirilmesinin; ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin kalitesinin artırılmasına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Ağız gargaralarının diş rengindeki restoratif materyallerin renklenmesi üzerine etkisi
Bu in-vitro çalışmanın amacı, 5 farklı ağız gargarasının 6 farklı diş renginde restoratif materyalin renklenmesi üzerine etkilerini incelemektir. Bu tez çalışmasında 6 farklı diş renginde restoratif materyalden (I-Flow, Tetric N-Ceram, Tetric N-Flow, Clearfil Majesty Esthetic, Dyract XP, Equia Forte) 2 mm kalınlığında ve 6 mm çapında toplam 360 disk şeklinde örnek hazırlandı. Hazırlanan örnekler 20 sn ışık yoğunluğu 1200mW/cm² olan ışık cihazı ile (BlueLEX GT-1200W, Monitex, Taiwan) polimerize edildi. Örneklerin tümü, post polimerizasyon için 24 saat distile su içerisinde bekletildi. Daha sonra örnekler her saklama kabında 10'ar adet disk olucak şekilde ağzı kapalı saklama kaplarına alındı (n=10). Her saklama kabının üzerine restoratif materyalin ve Listerine, Colgate Plax, Sensodyne, Meridol ve Klorhex-Plus gargaralarının isımleri yazıldı. Sınıflandırılan kaplara örneklerin tüm yüzeyi sıvı içinde kalacak şekilde ilgili gargaralar ilave edildi. 1 yıllık gargara kullanımına denk gelecek şekilde, örnekler 5 farklı ağız gargarasında ve distile suda 12 saat bekletildi. Daha sonra tüm örnekler renk ölçümü yapılmadan önce distile su ile yıkandı ve kurutuldu. Renk ölçümleri, tüm örnekler gargaralarda bekletilmeden önce (T0) ve 12 saat süreyle gargaralarda bekletildikten sonra (T1) yapıldı. Renk ölçümü için spektrofotometre cihazı (Vita Easyshade V) kullanıldı renk değerlerinin kompozit ve gargara türüne göre zaman bakımından değişimleri iki yönlü ANOVA ve genelleştirilmiş doğrusal modeller ile incelenmiştir. Çoklu karşılaştırmalar için Bonferroni düzeltmesi kullanılmıştır. Analiz sonuçları ortalama ± standart sapma olarak sunuldu. Önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Yapılan istatistiksel analiz sonuçlarına göre, ağız gargaralarının hepsi çalışmaya dahil edilen restoratif materyallerin renk stabilitesini değiştirmiştir. Tüm restoratif materyaller arasında en yüksek renk değişiminin (ΔE) (Ortalama±SS) görüldüğü materyal-solüsyon eşleşmesi 10,870±0,760 değeri ile Equia Forte HT Fil-Meridolde en az değişim ise 0,200±0,76 değeri ile Tetric N-Flow-Sensodyne' dedir. Ağız gargaraları kullanılırken diş rengindeki restoratif materyallerin renk stabilitesini değiştirebileceği göz ününde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Meridol, Listerine, Klorhex-Plus, Restoratif materyaller, renk
Beyazlatma işlemlerinde kullanılan değişik ışık cihazlarının pulpa odasında neden oldukları sıcaklık artışlarının in vitro incelenmesi
Beş farklı restoratif materyalın su emiliminin distile suda ve yapay tükürükte in vitro incelenmesi
Geleneksel yöntemle ve lazerle hazırlanan 5. sınıf kavitelerde, kompozit materyallerin uygulanması sonrası görülen mikrosızıntının ve mikrotensil bağlanma dayanımlarının karşılaştırılması ve kavite-restorasyon yüzeylerinin sem ile değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı, geleneksel yöntem ve lazer ile hazırlanan 5. Sınıf kavitelerde kompozit materyallerinin uygulanması sonrası görülen mikrosızıntı ve mikro tensile bağlanma dayanımlarının karşılaştırılması ve kavite-restorasyon yüzeylerinin SEM ile değerlendirilmesidir.Çalışmada 96 adet çürüksüz, herhangi bir restorasyon içermeyen ortodontik amaçlı çekilmiş küçükazı dişleri kullanılmıştır.32 tane küçükazı diş rastgele seçilerek 2 guruba ayrılmıştır. Birinci grupta, her bir dişin bukkal yüzünde Er:YAG lazer ile, lingual/palatinal yüzeylerinde ise aeratör- mikromotor ile, 3mm yüksekliğinde, 4mm eninde ve 2mm derinliğinde 5. sınıf kaviteler hazırlanmıştır. İkinci grupta ise her bir dişin lingual/palatinal yüzünde Er:YAG lazer ile, bukkal yüzeylerinde ise aeratör- mikromotor ile 5. sınıf kaviteler hazırlanmıştır. Sonuç olarak, lazer ile 32 adet , geleneksel yöntemle 32 adet kavite meydana getirilmiştir.Hazırlanan dişlerden her alt grupta 8 kavite (4 bukkal+ 4 lingual) olacak şekilde 4 alt grup oluşturulmuştur.Kaviteler, 4 farklı kompozit materyaliyle (Clearfil Majesty Posterior, Silorane, Amaris ve Filtek Z250) üretici firmaların adeziv sistemleri ile kullanım önerileri doğrultusunda restore edilmiştir.Dişler 24 saat distile suda bekletildikten sonra, 5°-55° C arasında 1000 kez termosiklus uygulanmış, bu işlem sonrasında örnekler %0.5'lik bazik fuksin çözeltisi içerisinde 24 saat bekletilmiştir.Dişler, bukkal ve lingual/palatinalde hazırlanan kaviteleri birbirinden ayırmak için kesit alma cihazı ile mesiyo-distal yönde kesilmiştir. Sonuçta aynı yöntemle açılmış ve aynı materyal uygulanmış yeni 8 alt grup elde edilmiştir.Elde edilen yeni örnekler, bukko-lingual yönde kesildikten sonra, boya penetrasyon derecesi stereomikroskop ile incelenmiştir.Geriye kalan 64 dişin bukkal yüzeylerine , 32 kavite lazerle, 32 kavite ise geleneksel yöntemle olacak şekilde 5. Sınıf kaviteler hazırlanmış ve her grupta 8 kavite olacak şekilde 4'er alt gruba ayrılarak, 4 farklı kompozit materyali ile (Clearfil Majesty Posterior, Silorane, Amaris ve Filtek Z250) üretici firmaların adeziv sistemleri ile kullanım önerileri doğrultusunda restore edilmiştir.Hazırlanan grupların herbirinden bir adet diş SEM ile inceleme yapılabilmesi için ayrılmıştır.Dişler 24 saat distile suda bekletildikten sonra 5-55° `de 1000 kez termosiklus işlemi uygulanmıştır. Dişlere, mikrotensile bağlanma dayanımı değerlendirilmesi için, Universal test makinesiyle çekme deneyi uygulanmıştır.Bağlanma dayanımı sonuçlarının istatistiksel analizi `One Way ANOVA' ve `post hoc çoklu karşılaştırmalar TUKEY' testi ile, mikrosızıntı sonuçları ki-kare testi kullanılarak gerçekleştirilmiştir.Çalışmanın sonucunda, lazer ile hazırlanan, Silorane ve Amaris ile restore edilen gruplardaki bağlanma dayanımı değerleri, lazerle hazırlanan ve Filtek Z250 ile restore edilen gruptan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunurken; geleneksel yöntemlerle hazırlanan, Silorane ve Amaris ile restore edilen gruplardaki bağlanma dayanımı değerleri, geleneksel yöntemle hazırlanan, Clearfil veya Filtek Z250 ile restore edilen gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur.Oklüzalde ve gingivalde meydana gelen mikrosızıntı değerlendimesine bakıldığında, lazer ve geleneksel yöntemle hazırlanan Silorane ile restore edilen kavitelerde beklenenden fazla mikrosızıntı meydana geldiği, Z250 ve Clearfil ile restore edilen gruplarda ise beklenenden daha az mikrosızınztı meydana geldiği gözlenmiştir. Lazer ile hazırlanmış kavitelerde oklüzal ve gingivalde meydana gelen mikrosızıntı sonuçları arasında anlamlı bir fark bulunmazken, geleneksel yöntemle hazırlanan kavitelerde gingivalde meydana gelen sızıntının oklüzaldekine göre istatistiksel olarak anlamlı derece fazla görülmüştür.Kavite-restorasyon yüzeylerinin SEM incelemesinde, bütün gruplarda, lazer ile hazırlanan kavitelerde kalın bir adeziv tabaka izlenirken, geleneksel yöntemle hazırlanan kavitelerde Clerafil Majesty Posterior ve Z250 ile restore edilen kaviteler hariç, daha ince bir adeziv tabaka görülmüştür. SEM incelemelerinde, lazer ile hazırlanan kavitelerde uzun ve sık rezin taglar dikkat çekerken, geleneksel yöntemle hazırlanan kavitelerde, Clearfil Majesty Posterior dışındaki gruplarda seyrek ve kısa rezin taglar oluşmuştur.Anahtar kelimeler: Lazer, 5. Sınıf Kavite, Mikrosızıntı, Mikrotensil Bağlanma Dayanımı
İki farklı güçte uygulanmış Er:YAG laser ile hazırlanan dentin yüzeylerine self-etch veya total-etch olan üç farklı rezin siman ile bağlanan porselen yüzeylerinin in-vitro bağlanma dayanımı
Bu çalışmanın amacı, farklı güçte Er:YAG lazer uygulanmış dentin yüzeylerine porselen blokların 3 farklı rezin siman ile simante edilmesinden sonra makaslama kuvvetlerine bağlanma dayanımının in vitro olarak incelenmesi ve oluşturulan test gruplarının SEM görüntülerinin değerlendirmesidir.45 adet sürmemiş üçüncü büyükazı dişi kullanılmıştır. Tüm periodontal artıklar küret yardımı ile uzaklaştırıldıktan sonra dişlerin kuronları köklerinden ayırıldı ve ortadan ikiye bölünüp 90 adet örnek hazırlanmıştır. Akrilik rezin içerisine gömülen dişlerin bukkal ve lingual yüzeyleri 600 grit silikon karbid zımpara kağıtlar yardımıyla su altında, 4 mm dentin kalınlığı elde edilinceye kadar zımparalanmıştır. Dentin açığa çıkarıldıktan sonra üç gruba Er:YAG lazer ile 30 Hz/70 mJ, üç gruba 30 Hz/160 mJ lazer uygulanmıştır. Kalan 3 gruba ise lazer uygulaması yapılmamış ve her rezin simanın kontrol grupları oluşturulmuştur. Tüm örnekler 4 mm çapında 2 mm yükseklikte Empress II silindir porselen blokları üç farklı rezin siman ile (Kuraray Esthetics [Self-etch], Ivoclar Multilink Automix [Self-etch] ve Ivoclar Variolink II [Total-etch]) üretici firmaların önerileri doğrultusunda dentin disklerine simante etmek amacı ile, her grupta 10 adet örnek olmak üzere, rastgele 9 alt gruba ayrılmıştır. Tüm örneklere 5?-55?C arasında 1000 kez termosiklus döngüsü uygulanmıştır. Universal test cihazına (Instron; USA) bağlanan örneklere, 1mm/dak hız uygulanarak kopma meydana gelene kadar makaslama kuvveti uygulanmış, ve kırılan örneklerin kopma değerleri MPa olarak kayıt edilmiştir. İstatistiksel analiz için Dunn ve çoklu değişken testleri ve Kruskal Wallis testleri uygulanmıştır.Variolink II ve Multilink Automix rezin simanları, Clearfil Esthetic Cement'ten istatistiksel olarak anlamlı fark göstererek daha iyi sonuç vermiştir. Variolink II ve Multilink Automix rezin simanlarının test ve kontrol gruplarında elde edilen bağlanma değerleri klinik olarak kabul edilebilir olarak yorumlanmıştır.Lazer uygulamaları, Variolink II ve Clearfil Esthetic Cement'in test gruplarında kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı fark yaratmazken, Multilink Automix gruplarında bağlanma değerlerini istatistiksel anlamlı fark göstererek düşmüştür. Ancak bu değerler klinik olarak kabul edilebilir bağlanma kuvvetlerinin altına düşmediği gözlemlenmiştir
Farklı adeziv sistemler ile uygulanan çeşitli akışkan kompozit sistemlerinin dentine bağlanma dayanımlarının in vitro değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı , çeşitli akışkan kompozit sistemlerin farklı adeziv sistemler ile birlikte uygulanmasının dentine bağlanma dayanımlarının in vitro olarak değerlendirilmesidir. 50 adet çürüksüz büyük azı di ş leri ikiye bölünerek pa latinal/lingual ve bukkal yüzeyleri ayrılmıştır. Grupların standart olarak olu ş turulabilmesi için di ş lerin 5 lingual ve 5 bukkal yüzeyi kullan ı larak, gruplardaki örnek sayısı 10 olacak ş ekilde ayarlanmıştır. 3 grup sadece adeziv sistemler (A dper Single Bond 2, Clearfil SE Bond, Xeno V) ve ard ı ndan kompozit restorasyon (Filtek Z250) yap ı larak hazırlan ıştır. Di ğ er 6 gruba ise, bu adeziv sistemleri takiben ak ı ş kan kompozit uygulanmış (Filtek Ultimate veya SDR) ard ı ndan da kompozit yapılmıştır, son grup ise kendinden adeziv sistemli ak ı ş kan kompozit (Vertise Flow) ve kompozit restorasyon ile tamamlandı . Çalış mada kullanılan tüm materyaller üretici firmaların kullanım talimatlarına göre hazırlanmıştır. Tüm örnekler 24 saat distile suda bekletilmi ş ve sonrasında makaslama testi uygulanmıştır. Çalışma verileri de ğ erlendirilirken normal dağılım gösteren parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında "Oneway Anova" testi ve "Tukey HSD" testi kullanılmıştır. Anlaml ı l ı k p<0.05 düzeyinde de ğ erlendirildi. Çal ı ş mada elde edilen sonuçlara göre; farkl ı adeziv sistemleri (Adper Single Bond 2, Clearfil SE Bond, Xeno V) ile uygula nan direkt hibrit kompozit uygulamalar ı aras ı nda istatistiksel olarak anlaml ı fark bulunmu ş tur. Tek ş i ş e self-etch adeziv sistem Xeno V'in ba ğ lanma dayan ı m de ğ erleri Clearfil SE Bond ve Adper Single Bond 2 gruplar ı na göre istatistiksel olarak anlaml ı düzeyde dü ş ük (p<0.05) bulunmuştur. Ak ı ş kan kompozit (Filtek Ultimate) uygulamas ı total-etch ve tek basamaklı self-etch adeziv (all-in-one) sisteminin bağlanmasını istatistiksel anlamda dü ş ürürken (p<0.05), iki basamaklı self-etch uygulaması istatistiksel anlamda fark yaratmamıştır (p>0.05). Dentin dokusu yerine geli ş tirilen yeni akışkan kompozit sistemi (Surefil SDR) adeziv iii sistemler aras ı nda istatistiksel anlamda fark göstermemiştir (p>0.05). Çalışmamızda kullanılan yeni bir ürün olan kendinden adeziv sistemli ak ı ş kan kompozitin (Vertise Flow) bağlanmasında, geleneksel ak ı ş kan kompozitli (Filtek Ultimate) ve dentin dokusu yerine geli ş tirilen ak ı ş kan kompozitli restorasyonlar (SDR) ile karşılaştırdığımızda istatistiksel anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0.05). Ancak bu ürün (Vertise Flow) bağlanma değerleri sadece adeziv sistem ile uygulanan kompozit gruplarına (geleneksel yöntem) oranladüşük bulunmuştur (p<0.05).Anahtar kelimeler: Akışkan kompozit, self-etch adeziv sistem, total-etch adeziv sistem.
Farklı materyallerin başlangıç evresindeki mine lezyonlarının yeniden sertleşmesi üzerine etkileri
Bu araştırmanın amacı, başlangıç evresindeki mine lezyonlarına uygulanan değişik materyallerin, demineralizasyon ve remineralizasyon siklusu sonrası yeniden sertleşmedeki etkilerinin in vitro olarak incelenmesidir.Araştırmada, kırık ve çatlak içermeyen 28 adet sığır dişinden 56 adet mine örneği elde edilmiş ve dişler, her grupta 8'er örnek olmak üzere 7 gruba ayrılmıştır. Başlangıç mikrosertlik değerleri ölçülen tüm örneklere, kliniği taklit edecek şekilde sitrik asit uygulanmış ve yüzeylerde, aktif mine erozyonu oluşturulmuştur. Asitleme sonrası, ilk gruba hiçbir materyal uygulanmayarak kontrol grubu oluşturulmuştur. Grup 2'ye rezin bonding materyali olan Clearfil SE Bond, grup 3 ve 4'e sırasıyla fissür örtücü materyalleri olan Fissurit FX ve Helioseal F, grup 5, 6 ve 7'ye Icon-etch ile asitleme süreleri sırasıyla 60, 90 ve 120 sn. olan rezin infiltranı Icon® uygulanmıştır. Tüm gruplar, 1 hafta süreyle demineralizasyon ve remineralizasyon siklusuna tabi tutulmuştur. Örneklere, her gün, 15 saat içerisinde 5 kez 5'er dakika demineralizasyon çözeltisi uygulanmış, kalan 9 saat içerisinde örnekler, sürekli remineralizasyon çözeltisinde bekletilmiştir. Demineralizasyon ve remineralizasyon siklusu sonunda, mine yüzeyleri kesit mikrosertlik testi ile incelenmiştir. Mikrosertlik testi, Vickers ucu bulunan mikrosertlik test cihazıyla yapılmış, her bir kesit üzerinde 20, 30, 50, 70 ve 90 ? m olmak üzere 5 farklı derinlikte izler elde edilmiştir. Her derinlikte 3 ayrı ölçüm yapılmış ve örneklerin mikrosertlik değerleri, bu ölçümlerin ortalaması alınarak hesaplanmıştır.Sonuçların istatistiksel analizleri, ?one way ANOVA? ve post hoc ?Tukey? testi ile gerçekleştirilmiştir.Araştırmanın sonucunda, bütün örneklerin başlangıç mikrosertlik değerleri ortalamalarıyla 20 ? m, 30 ? m, 50 ? m, 70 ? m ve 90 ? m derinliklerdeki mikrosertlik değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. 20 ? m, 30 ? m ve 50 ? m'de, Clearfil SE Bond grubunun mikrosertlik değeri ortalaması, kontrol grubu ile istatistiksel olarak anlamlı fark gösterememiş ve Clearfil SE Bond'un, başlangıç evresindeki mine lezyonlarına uygulandığında yeniden sertleşmede etkin olamadığı görülmüştür. Grupların BMSD (başlangıç mikrosertlik değerleri) ve 90 ? m'deki ortalama mikrosertlik değerleri arasındaki fark, istatistiksel olarak anlamlı bulunmamış, Icon materyali, bu derinlikte yeniden sertleşmede yeterli olamamıştır. Icon-etch'in farklı uygulama süreleriyle oluşturulmuş grupların mikrosertlik değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.
Farklı cila yöntemlerinin nanofil ve mikrohibrit kompozitlerin renkleşmesi üzerine olan etkisinin in vitro olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı cila tekniklerinin (frez;frez+diamond polish;soflex; sof-lex+diamond polish; PoGo; PoGo+diamond polish), nanofil (Clearfil Majesty Esthetic Ultimate) ve mikrohibrit (G-aenial) kompozitlerin renkleşmesi (yapay tükürük ve çay) üzerine olan etkisinin in vitro olarak saptanmasıdır.Çalışmada her bir kompozitten 120 adet olacak şekilde, toplam 360 adet 8 mm çapında ve 2 mm kalınlığında kompozit disk hazırlandı ve her grup üretici firmaların talimatları doğrultusunda polimerize edildi (Optilux 501;Kerr). Hazırlanan bütün kompozit örneklerinin yüzeyi tungsten karbit frez ile standardize edildi. Daha sonra her bir grup kompozit (n=120) çalışmada kullanılan 3 farklı bitim ve cila tekniğine göre (frez; PoGo; sof-lex) rastgele olarak önce 3 gruba ayrıldı (n=40). Her gruptaki örneklerin yarısı (n=20) kullanılan cila tekniği ile bitirildi, diğer yarısına ise (n=20) cila tekniği sonrasında cila pastası (diamond polish;Ultradent) uygulaması yapıldı (frez+diamond polish; sof-lex+diamond polish; PoGo+diamond polish). Bitim ve cila işlemlerinin renkleşmeye etkisinin saptanabilmesi için her bir grup son aşama olarak, renklendirici çözelti olarak çay, çay ve yapay tükürüğün kullanıldığı 2 alt gruba (n=10) ayrıldı. Cila işlemi tamamlanan kompozit örnekler 24 saat 37°C'de yapay tükürükte bekletildi. Daha sonra spektrofotometre (Minolta CM-2600d) ile ilk renk ölçümleri yapıldı. Çay grubundaki örnekler 6 saat çayda,18 saat 37°C de yapay tükürükte bekletildi. Yapay tükürük grubundaki örnekler ise 24 saat 37°C yapay tükürükte bekletildi, her iki grupta da çay ve yapay tükürük çalışma boyunca yenilendi. İlk renk ölçümünü takip eden 2 hafta boyunca aynı renklendirme döngüsü tekrarlandı ve 1. ve 2. haftalarda tüm örneklerde meydana gelen renk değişiklikleri CIE Lab sistemi kullanılarak renk farkı ?E olarak hesaplandı. Sonuçların istatistiksel karşılaştırılmasında paired t-testi, one-way ANOVA ve post hoc Tukey testleri kullanıldı (p<0.05). Çay, nanofil ve mikrohibrit kompozitlerde yapay tükürük ile kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla renkleşmeye neden oldu (p<0.05). Aynı cila tekniklerinin farklı kompozitlerdeki kıyaslamalarında, Clearfil Majesty Esthetic, Ultimate'dan daha az renkleşti (p<0.05). Frez ve sof-lex'de Ultimate ve Gaenial arasında fark saptanmadı (p>0.05). Clearfil Majesty Esthetic ve G-aenial arasında ise sadece frez grubunda fark saptandı. Cila tekniklerinin diamond polish cila pastası ile kombine kullanımı, G-aenial PoGo grubu hariç, bütün gruplarda çay ile oluşan renkleşmeyi azalttı.
Sentetik polimer esaslı bir kanal dolgu materyali ile rezin esaslı kanal dolgu patının bazı özelliklerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, 1) %2'lik klorheksidin ve %5.25'lik sodyum hipokloritin Resilon konların yüzey özellikleri üzerindeki etkilerinin atomik kuvvet mikroskobu ile değerlendirilmesi, 2) guta-perka ve Resilonun iki farklı dolgu yöntemi (System B ve Obtura II) kullanarak kanal içi düzensizlikleri doldurma özelliklerinin karşılaştırılması, 3) Epiphany kök kanal dolgu sisteminin dentin tübül penetrasyonu ve duvar adaptasyonunun tarayıcı elektron mikroskobu ile incelenmesi, 4) Epiphany kök kanal dolgu sisteminin üç dolgu yöntemi ile pat dağılımının gözlenmesi ve 5) Epiphany sistemi ile guta-perkanın yapay olarak oluşturulan lateral kanalları doldurma özelliklerinin karşılaştırılmasıdır.1) Resilon konlar 1 ve 5 dakikalık zaman aralıklarında dezenfektan ajanlarda (%5.25'lik sodyum hipoklorit ve %2'lik klorheksidin) bekletildi. Resilon konların yüzey değişikliklerini değerlendirmek için atomik kuvvet mikroskobu kullanıldı. Yüzey değişikliklerinin artış ve azalışlarını ölçmek için ?root mean square? (RMS) parametreleri hesaplandı. Sodyum hipoklorit ve klorheksidin solüsyonlarında 5 dakika bekletilen gruptaki konların diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük RMS değerleri gösterdiği belirlendi (p<0.05). 1 dakika bekletilen Resilon konların yüzeyinde anlamlı bir bozulma görülmedi (p>0.05). Sonuç olarak, dezenfeksiyon için kullanılan sodyum hipoklorit ve klorheksidin solüsyonları Resilon konların RMS değerlerini 5 dakika uygulamada anlamlı derecede düşürdüğü saptandı.2) Çekilmiş iki adet insan üst santral kesici dişi sement-dentin birleşiminden akrilik rezin bloklara gömüldü. Koronal genişlikleri farklı apikal genişlikleri aynı iki adet split diş modeli elde edildi. Kök kanal genişletmesinden sonra, rond frezle dentin duvarlarına 4 adet yapay defekt yapıldı. Her bir split model sıcak vertikal kondensasyon (System B) ve termoplastik enjeksiyon yöntemi (Obtura II) kullanılarak guta-perka ve Resilon ile her grup için 10'ar kez dolduruldu. Örnekler defekt replikasyonu ve boşluk oluşumu yönünden incelendi. Guta-perka ve Resilon arasında boşluk oluşumu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). System B ile Obtura II teknikleri arasında boşluk oluşumu yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Dar kanal geniş kanala göre anlamlı derecede fazla boşluk oluşturduğu belirlendi (p<0.05). Guta-perkanın istatistiksel olarak Resilondan ve aynı şekilde geniş kanallarda dar kanallardan istatistiksel olarak daha iyi kanal içi defekt replikasyonu gösterdiği saptandı (p<0.05). System B ve Obtura II grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.3) Çekilmiş 30 adet tek ve düz köklü insan anterior dişleri toplandı ve kronları sement-dentin birleşiminden su soğutmalı elmas frezle uzaklaştırıldı. Kök kanalları dönen aletlerle genişletildi ve üç gruba ayrıldı. Gruplar lateral kondensasyon, sıcak vertikal kondensasyon (System B) ve termoplastik enjeksiyon yöntemi (Obtura II) kullanılarak guta-perka ve Resilon ile dolduruldu ve vertikal yönde kırıldı. Köklerin orta üçlüsünden Resilon-dentin ara yüzeyinde SEM incelemesi yapıldı ve dijital fotoğraflar alındı. Epiphany kök kanal patının dentin tübül penetrasyonu ve duvar adaptasyonu değerlendirildi. Sıcak vertikal kondensasyon yönteminin diğer gruplara göre daha iyi penetrasyon gösterdiği bulundu.4) Bu çalışma için 30 adet eğri kanallı simüle rezin bloklar kullanıldı. Kanallar dönen aletlerle genişletildi ve üç gruba ayrıldı. Gruplar lateral kondensasyon, sıcak vertikal kondensasyon (System B) ve termoplastik enjeksiyon yöntemi (Obtura II) kullanılarak guta-perka ve Resilon ile dolduruldu. Rezin bloklar, koronalin 5 ve 10 mm, apikalin 3 mm uzağından uzun aksa dik olacak şekilde su soğutmalı elmas kaplı testere ile kesildi. Her bir kesitten stereomikroskopa bağlı dijital kamera ile dijital fotoğraflar alındı. Görüntüler Adobe Photoshop programı ile analiz edildi ve pat ve dolgu alanları hesaplandı. Lateral kondensasyon yöntemi koronal kesitlerde en az dolgu oranı gösterdi (p<0.05). Obtura II yöntemi apikal üçlüde koronal ve orta üçlülere göre daha yüksek pat oranı gösterdi (p<0.05). System B tüm düzeylerde istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Sonuç olarak, sıcak vertikal kondensasyon tekniği hem Resilon hem guta-perka için diğer gruplara nazaran daha homojen bir dolgu oluşturduğu belirlendi.5) Çekilmiş 60 adet düz köklü insan anterior dişleri toplanarak ve kronları sement-dentin birleşiminden su soğutmalı elmas frezle uzaklaştırıldı. Kök kanalları dönen aletlerle genişletildi ve koronal, orta ve apikal üçlülere yapay olarak lateral kanallar açıldı ve rasgele 6 gruba ayrıldı. Bu gruplar şu yöntemlerle dolduruldu; (1) guta-perka-AH Plus ile lateral kondensasyon, (2) guta-perka-AH Plus ile sıcak vertikal kondensasyon, (3) guta-perka-AH Plus ile Obtura II, (4) Resilon ve Epiphany ile lateral kondensasyon, (5) Resilon ve Epiphany ile sıcak vertikal kondensasyon, (6) Resilon ve Epiphany ile Obtura II. Dişler 72 saat %5'lik nitrik asitle demineralize edildi, metil salisilat ile şeffaflaştırıldı ve stereomikroskop ile değerlendirildi. Apikal, orta ve koronal üçlüdeki aksesuar kanallar değerlendirildi. Dolgu materyalinin ve patın lateral kanallara penetrasyon derinliği 5 skor derecesi ile numaralandı. Sıcak vertikal kondensasyon tekniği tüm düzeylerde en iyi penetrasyonu gösterdi (p<0.05). Guta-perka ve Resilon arasında teknikler açısından anlamlı fark bulunmadı. Ancak, apikal üçlüde guta-perka Resilona göre anlamlı derecede iyi penetrasyon gösterdi.Anahtar kelimeler: Resilon, guta-perka, lateral kondensasyon, System B, Obtura II.
Periapikal lezyonlu dişlerde enterococcus faecalis ve candida albicans'ın bulunma sıklığı ve antimikrobiyal duyarlılıklarının test edilmesi
Bu çalışmanın amacı endodontik enfeksiyonlarda kök kanallarında ve tükürükte, E.faecalis ve C.albicans'ın varlığının kültür ve PCR yöntemleri ile araştırılmasıdır.Mikrobiyolojik örnekler enfekte kök kanallı 100 hastanın (birincil enfeksiyon) 117 dişinden ve inatçı periapikal lezyona sahip kanal tedavili (ikincil enfeksiyon) 70 hastanın 114 dişinden elde edildi. Tükürük örnekleri her hastanın dil altı bölgesinden alındı.E.faecalis, 117 nekrotik kanala sahip dişlerin 16 (%14) adedinde ve 114 başarısız kök kanal tedavili dişlerin 10 (%9) adedinde kültür yöntemi ile bulundu. Bu hedeflenen tür PCR yöntemi ile birincil ve ikincil enfeksiyonlu dişlerde sırasıyla 19 (%16) ve 11 (%10) adet bulundu.C.albicans, 117 nekrotik kanala sahip dişlerin 20 (%17) adedinde ve 114 başarısız kanal tedavili dişlerin 10 (%9) adedinde kültür yöntemi ile bulundu. Bu hedeflenen tür PCR yöntemi ile birincil ve ikincil enfeksiyonlu dişlerde sırasıyla 23 (%20) ve 13 (%11) adet bulundu.Tükürük örneklerinde ise E.faecalis birincil enfeksiyonlu dişlere sahip 100 hastanın 7 (%7)'sinde ve ikincil enfeksiyonlu dişlere sahip 70 hastanın 6 (%9)'sında kültür yöntemi ile bulundu. PCR yöntemi ile bu hedeflenen tür sırasıyla 6 (%6) ve 7 (%10) adet bulundu. C.albicans birincil enfeksiyonlu dişlere sahip 100 hastanın 15 (%15)'inde ve ikincil enfeksiyonlu dişlere sahip 70 hastanın 11 (%16)'inde kültür yöntemi ile bulundu. PCR yöntemi ile bu hedeflenen tür sırasıyla 17 (%17) ve 15 (%21) adet bulundu.On sekiz E.faecalis ve 18 C.albicans izolatlarının antimikrobiyal ve antifungal ajanlara (E.faecalis izolatları için penisilin, vankomisin, spiramisin, kolistin ve C.albicans izolatları için amfoterisin B, nistatin, flukanazol ve ketokanozol) karşı duyarlılığı agar dilüsyon yöntemi ile değerlendirildi. Bu izolatların %5 NaOCl, %2,5 NaOCl, %17 EDTA ve %2 Klorheksidin solüsyonlarına antimikrobiyal aktivitesini değerlendirmek için strip difüzyon yöntemi kullanıldı. İzolatların pansuman materyalleri olan Ca(OH)2+Serum fizyolojik, Ca(OH)2+Gliserin ve Ca(OH)2+Klorheksidin'e olan duyarlılığı ise agar difüzyon yöntemi ile değerlendirildi. SF bütün testlerde pozitif kontrol olarak kullanıldı.E.faecalis izolatlarının hepsi penisilin, vankomisin, spiramisin, kolistin'e direnç gösterdi. Irrigasyon solüsyonlarından %2 Klorheksidin E.faecalis'i öldürmede en etkili olan solüsyondur ama %5 NaOCl diğer solüsyonlara göre en geniş inhibisyon zonunu oluşturdu. Pansuman materyali olarak Ca(OH)2+Klorheksidin patı E.faecalis izolatlarını öldürmede Ca(OH)2+Serum Fizyolojik ve Ca(OH)2+Gliserin patlarına göre daha etkilidir.C.albicans izolatların hepsi ketokanozole direnç gösterdi. Solüsyonlardan %5 NaOCl C.albicans'ı öldürmede daha etkilidir ve diğer solüsyonlara göre daha büyük çapta inhibisyon zonu oluşturmuştur. Ca(OH)2+Gliserin patı diğer patlara göre hem C.albicans'ı ödürmede hem de inhibisyon zonu oluşturmada daha üstündür.Tedavi sonrası hastalarda görülen alevlenme reaksiyonları araştırıldı. Nekrotik kanallı 100 hastanın 4 (%4)'ü ve inatçı periapikal lezyona sahip başarısız kanal tedavili dişlere sahip 70 hastanın 6 (%9)'sında 2 gün içinde şiddetli ağrı oluştuğu saptandı.Anahtar kelimeler: Birincil kök kanal enfeksiyonu, İkincil kök kanal enfeksiyonu, E.faecalis, C.albicans, Antimikrobiyal maddeler, İrrigasyon solüsyonları
Endodontide kök kanalı hazırlanmasında kullanılan nikel-titanyum döner hareket ve resiprokasyon hareketi yapan sistemlerin karşılaştırılması
Kök kanallarının şekillendirilmesinde döner hareketin yanında resiprokasyon hareketini kullanan enstrüman sistemleri de bulunmaktadır. Reciproc ve WaveOne sistemler yakın zamanda farklı firmalar tarafından geliştirilerek piyasaya sürülmüş tek-kullanım ve tek-eğe konseptine sahip resiprokasyon sistemleridir. Bu çalışmada, Reciproc ve WaveOne NiTi tek-eğe resiprokasyon sistemleri ile ProTaper NiTi döner sistemin hazır şeffaf akrilik blokların eğimli yapay kanallarını şekillendirme yetenekleri ve güvenilirliklerinin karşılaştırılması ve akrilik blokların eğimliyapay kanallarında döner hareket ve resiprokasyon hereketiyle kullanılan NiTi enstrümanların kullanım sonrası yüzeylerinde meydana gelen topografik değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmamızın ilk bölümünü oluşturan şekillendirme yeteneği deneyinde, 90 adet akrilik blok üç gruba ayrıldıktan sonra yapay kanalların şekillendirme öncesi çalışma boyları tespit edilmiş, kanal eğim açıları ölçülmüş ve blokların meziyodistal, bukkolingual ve apikokoronal yönde işlem öncesi dijital görüntüleri alınmıştır. Oluşturulan üç grup, üç farklı enstrüman sistemiyle etkin çalışma süreleri kaydedilerek şekillendirilmiştir(1. grup ProTaper SX-F2 enstrümanlar, 2. grup Reciproc R25 enstrüman,3. grup WaveOne Primary enstrüman ile). Şekillendirme işleminden sonra,yapay kanalların çalışma boyları ve kanal eğim açıları tekrar ölçülmüş ve blokların meziyodistal, bukkolingual ve apikokoronal yönde işlem sonrasıdijital görüntüleri alınmıştır. İşlem öncesi ve sonrasında alınan görüntüler özel bilgisayar programları kullanılarak çakıştırılmış ve elde edilen görüntüler üzerinde ölçümler yapılmıştır. Meziyodistal yön göz önünde bulundurulduğunda, eğimin iç kısmında ProTaper sistem; eğimin dış 187kısmında ise WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda madde uzaklaştırmıştır. Bukkolingual yön göz önünde bulundurulduğunda, kanalın bukkal ve lingual kısmında WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda madde uzaklaştırmıştır. Meziyodistal yön göz önünde bulundurulduğunda ProTaper sistem; bukkolingual yön göz önünde bulundurulduğunda WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda genişletme yapmıştır. Meziyodistal yönde en az miktarda kanal transportasyonu Reciproc sistem ile; bukkolingual yönde en az miktarda kanal transportasyonu ProTaper sistem ile elde edilmiştir. Şekillendirme süresi bakımından Reciproc ve WaveOne sistemler daha etkin; çalışma boyu değişimi açısından ProTaper ve Reciproc sistemler daha güvenilir; kanal eğim açısı değişimi açısından Reciproc sistem daha güvenilir bulunmuştur. Şekillendirme sırasında hiçbir grupta enstrüman kırığı meydana gelmediğinden, tüm sistemler enstrüman kırığı bakımından güvenilir bulunmuştur.Çalışmamızın ikinci bölümünü oluşturan AFM deneyinde,birer adet yeni PoTaper F2, Reciproc R25 ve WaveOne Primary enstrüman ve eğimli yapay kanala sahip 3 adet hazır şeffaf akrilik blok kullanılmıştır. Her bir enstrüman şekillendirme işleminde kullanılmadan önce AFM cihazına yerleştirilmiş ve dinamik modda uç 3 mm?lik kısımları boyunca 5 farklı nokta ve 2 farkli alan taranmıştır. Her bir enstrüman için şekillendirme işlemi öncesi 3-boyutlu AFM görüntüleri ve RMS ve Ra analiz verileri kaydedilmiştir. Her bir enstrüman yapay kanalların şekillendirilmesinde kullanıldıktan sonra AFM cihazına tekrar yerleştirilmiş ve şekillendirmeden önce taranan nokta ve alanlar taranmıştır. Her bir enstrüman için şekillendirme işlemi sonrası 3-boyutlu AFM görüntüleri ve RMS ve Ra analiz verileri kaydedilmiştir. Şekillendirme işleminden sonra tüm enstrümanlarda incelenen tüm alanlarda RMS ve Ra değerleri değişmiş ve yüzey bozukluğu meydana gelmiştir. İncelenen alanlarda en 188fazla yüzey bozulması WaveOne Primary enstrümanda; en az yüzey bozulması ProTaper F2 enstrümanda meydana gelmiştir. İncelenen yüzey alanının boyutu değiştikçe elde edilen bulgular da değiştiğinden, birden fazla alanın incelenmesinin elde edilen bulgu ve sonuçlar üzerinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Resiprokasyon hareketi, akrilik blok, şekillendirme yeteneği, transportasyon, atomik kuvvet mikroskobu.189
Oval kök kanallı dişlerde farklı mekanik işlemler ve post sistemleri kullanımının kök kanal dentinine bağlanma üzerine etkilerinin incelenmesi
Kök kanal tedavisi görmüş dişlerde yapılan restorasyonlar, diş aşırı harabiyet gösterdiğinde kök kanalından tutuculuk amaçlı post kullanarak destek almayı gerektirir. Kök kanalından tutuculuk amaçlı destek almakta kullanılan postların kök kanalında uzun süre tutuculuğunu devam ettirebilmesi, restorasyonun uzun dönem başarısında önemli bir faktördür. Oval kök kanallı dişlere destek amaçlı post uygulamaları bazı zorluklar yaratabilir. Bu zorlukları aşabilmek için oval kanallarda farklı preparasyon teknikleri ve farklı post materyal ve şekilleri uygulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, oval kök kanallarına sahip aşırı kron harabiyeti gösteren dişlerde kullanılan farklı kök kanal preparasyon teknikleri ve farklı fiber post materyal ve şekillerinin post tutuculuğu üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Bu çalışmada 90 adet oval, tek köklü diş kullanıldı. Çekilmiş dişlerin dış yüzeyleri temizlendikten sonra, kronlar mine sement sınırından uzaklaştırıldı. Örnekler çalışma boyutu (ÇB) belirlenmesinden sonra, 3 gruba ayrılarak sırası ile el, ProTaper ve SAF ile prepare edildi ve devamında guta-perka ile doldurudu. 3 ana gruba ayrılan örneklerin her birine de post preparasyonu yapılıp 3 alt gruba ayrılarak alt gruplara sırası ile geleneksel fiber post, ışık geçiren post (Luminex) ve oval fiber post (Ellipson) bağlayıcı ajan gerektirmeyen rezin siman ile simante edildi. Örnekler uygulamadan 24 saat sonra kesme cihazı kullanılarak kesildi ve push out testi uygulandı. Elde edilen sonuçlarda gruplar tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Post Hoc Tukey HSD testi kullanılarak istatistiksel olarak kullanılarak karşılaştırıldı. Preparasyon teknikleri karşılaştırıldığında, Snowpost, Luminex ve Ellipson gruplarının hepsinde en yüksek bağlanma değerleri SAF ile şekillendirilen örneklerde elde edildi ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmedi. El eğeleri, ProTaper ve SAF ile şekillendirilen her bir post grubunda koronal orta ve apikal üçlüdeki bağlanma dayanımları karşılaştırıldığında, en yüksek bağlanma direnci koronal üçlüde, en düşük bağlanma direnci ise apikalde izlendi. Bütün gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulundu. El eğeleri, ProTaper ve SAF ile şekillendirme yapılan ve farklı post sistemleri kullanılan örneklerde en yüksek bağlanma değerleri Luminex ışık geçiren post sistemi kullanılan örneklerde izlendi. Sonuç olarak, oval enine kesitli dişlerde ışık geçiren post sistemi (Luminex) kullanımının dentine bağlanma direncini artırdığı bulgulanmıştır. Farklı şekillendirme sistemlerinin oval kök kanallarına bağlanma direncini etkilemediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: SAF, oval şekilli kanallar, fiber post, Ellipson post, Luminex post.
Lazer kullanımının koronal ve kök kanal dentini üzerine uygulanan adezivlerin bağlanma dayanımı üzerine etkilerinin incelenmesi
Er:YAG lazer, diş hekimliğinde frezlerin yerine kullanılmaya çalışılsa da adezivlerin dentine bağlanmasında frez preparasyonları kadar iyi sonuç vermemektedir. Bu çalışmada, Er:YAG lazerle prepare edilmiş dentin yüzeylerine uygulanan 4 farklı adezivin (Scotchbond Multi-Purpose, Adper Single Bond, Clearfil SE ve Clearfil S3) Nd:YAG lazer uygulanarak ısıtılmasıyla, koronal dentine bağlanma dayanımlarında bir farklılık olup olmadığının incelenmesi ve frezle prepare edilmiş yüzeylerdeki bağlanma dayanımlarıyla kıyaslanması amaçlanmıştır. Çalışmada ayrıca post boşluklarına uygulanan adezivlerde aynı işlemin yarar sağlayıp sağlamadığı araştırılmıştır.Araştırmanın birinci bölümünde, koronal dentin, tungsten karbid frez veya Er:YAG lazer ile hazırlandı. Er:YAG lazer grubundaki dişlerin bir kısmına uygulanan adezivler polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer (100 mJ, 10 Hz) uygulanarak ısıtıldı. Grupların bağlanma dayanımı mikrogerilim deneyiyle incelendi. Frez grupları beklendiği gibi Er:YAG lazer gruplarından iyi bulundu. Nd:YAG lazer uygulamasının bütün adezivlerde bağlanma dayanımını arttırdığı, nominal olarak daha düşük değerler elde edilse de frez gruplarıyla aradaki istatistiksel anlamlı farklılığın ortadan kalktığı saptandı.Araştırmanın ikinci bölümünde, kök kanalı prepare edildi ve dolduruldu. Post boşluğu bir post frezi ile hazırlandı. Daha sonra post boşluğuna uygulanan adezivin üzerine polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer uygulandı. Bağlanma dayanımı push-out deneyi ile incelendi. Nd:YAG lazer uygulamasının yine tüm adezivlerde bağlanma dayanımını arttırdığı bulundu.SEM incelemelerinde kök ve koronal dentinde adeziv üzerine polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer uygulamasının adezivin tübül penetrasyon derinliğini arttırdığı gözlendi.Bu çalışmanın sonunda adezivin ısısının arttırılmasının dentine bağlanma dayanımını geliştirdiği bulundu.
Yeni geliştirilen deney materyali ve Mineral Trioksit Agregat'ın biyouyumluluklarının in vivo olarak değerlendirilmesi
Mineral Trioksit Agregat kök ucu dolgusunda, direkt pulpa tedavisinde, perforasyon tamirinde ve diğer endodontik tedavi işlemlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. MTA ve yeni geliştirilen deney materyalinin benzer kimyasal ve fiziksel özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, MTA ve yeni geliştirilen deney materyalinin biyouyumluluklarının değerlendirilmesidir21 Sprague Dawley (SD) cinsi rat, üç deney grubuna ayrıldı. Grup 1 ve Grup 2 sırasıyla ProRoot MTA ve deney materyalini içermektedir. Materyaller steril salin solüsyonu ile karıştırıldı ve polietilen tüplere yerleştirildi. Tüpler hayvanların sırt bölgesine subkutan olarak implante edildi. İmplante edilen tüplerin boş bırakıldığı Grup 3, kontrol grubu olarak ayrıldı. Tüplerin implantasyonunu takiben 7, 14 ve 28. günlerde hayvanlar feda edildi ve implantlar çevre dokularla birlikte çıkartıldı. Örnekler biyouyumluluklarının değerlendirilmesi amacı ile rutin histolojik inceleme için hazırlandıTest materyallerine karşı doku reaksiyonlarında belirgin bir farklılık bulunmadı (Group I and II; p>0.05). Tüm zaman periyotlarında hem ProRoot MTA ve hem de yeni geliştirilen materyal implantlarına karşı birbirine yakın minimal inflamatuar cevap gözlemlendi. Kontrol grubu da benzer sonuçlar gösterdi(p>0.05MTA ve yeni geliştirilen materyal in vivo olarak değerlendirildiğinde karşılaştırılabilir biyouyumluluk gösterdi. Sonuç olarak yeni geliştirilen materyalin, ProRoot MTA'nın araştırılan özellikleri göz önüne alındığında, kullanılabildiği klinik durumlarda uygulanabilme potansiyeli olduğunu ortaya çıkartmıştır. Sonuçlar deney materyalini desteklemekle birlikte, materyalin güvenli klinik kullanımından önce daha fazla çalışmanın yapılması gerekliliği bulunmaktadır.
Farklı ışık kaynakları ile polimerize edilen farklı kompozit rezin restoratif materyallerin monomer değişim derecelerinin mikrosertlik ölçümü ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, iki farklı ışık cihazı ile üç farklı mesafe ve iki farklı ışık uygulama süresi kullanımı ile polimerize edilen iki farklı kompozit rezinin monomer değişim derecelerinin mikrosertlik ölçümü ile değerlendirilmesidir.Çalışmada 120 adet çekilmiş insan alt 3. büyük azı dişi kullanıldı. Dişlere 3 mm derinlikte standart Sınıf I kaviteler açıldı. Kavite duvarlarına kendinden pürüzlendiren bağlayıcı sistem uygulandı. A2 renginde, biri estetik diğeri akıcı, iki farklı kompozit rezin; tek kütle uygulama tekniği ile kavitelere yerleştirildi. Materyallerin polimerizasyon işlemleri, QTH ve LED ışık cihazları ile gerçekleştirildi. Işık cihazları, 20 sn ve 40 sn, iki farklı sürede ve ışık cihazının ucunun dişlerin tüberkül tepesine olan uzaklığı 0 cm, 0.5 cm ve 1 cm olmak üzere 3 farklı mesafede kullanıldı. Hazırlanan örnekler sert doku kesme cihazı yardımıyla bukko lingual yönde ikiye ayrıldı. Elde edilen örneklerin mikrosertlik ölçümleri, mikrosertlik ölçüm cihazı (HMV-II, Shimadzu, Japonya) kullanılarak 0 mm yüzeyden başlanarak 2.5 mm derinliğe kadar, 6 farklı derinlikte her derinlikte 3 ölçüm yapılarak gerçekleştirildi. Elde edilen değerler istatistiksel analizi yapılmak üzere kaydedildi.İstatistiksel analiz tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tamhane testleri ile %95 güven aralığında değerlendirildi.Bu çalışmanın sonucunda, tüm test gruplarında, hibrit kompozit rezin akıcı kompozit rezinden daha yüksek sertlik değerleri gösterdi. Işık uygulama süresinin 20 sn'den 40 sn'ye arttırılması (her iki ışık cihazı için), yüzey sertlik ve monomer değişim derecesi değerlerinde artma sağladı. Işık ucu ile test örneği yüzeyi arasındaki mesafesinin artması, yüzey sertlik ve monomer değişim derecesi değerlerinde azalmaya neden oldu. LED ışık cihazı, QTH ışık cihazlarına oranla daha yüksek yüzey sertlik değerleri ve monomer değişim derecesi gösterdi.
Investigation of infection and survival mechanisms held by Enterococcus faecalis (strain A197A): with respect to endodontic disease
Investigation of infection and survival mechanisms held by Enterococcus faecalis (strainA197A): with respect to endodontic diseaseGüven KayaoğluThe aim of this thesis was to explain how Enterococcus faecalis becomes adherent to collagen(the major organic component of the dentine) and survives endodontic disinfection withcalcium hydroxide (Ca(OH)2). Three hypotheses were tested: 1) growth under stress increasesbacterial adhesion to collagen, 2) adhesion to collagen protects the bacterium againstCa(OH)2, 3) growth under stress increases bacterial resistance against Ca(OH)2. E.faecalisA197A, a persistent endodontic infection isolate, was used for the experiments. 1) Bacteriawere grown at 37ºC in broth of adjusted pHs varying between 7.1 and 9.5, and also in brothof 7.1, but at 46ºC (an established stressful growth condition). Bacterial suspensions wereadded to collagen-coated wells. Bacteria adhering to the surfaces were stained with crystalviolet and quantified spectrophotometrically. Adherence to collagen was significantly more inpH 8.0 and 8.5 groups (the latter was also found to be a stressful condition) and in 46ºC-grown group than the other groups (p<0.05). 2) Bacteria were grown at 46ºC and pre-treatedwith collagen or PBS. The bacteria were then challenged with Ca(OH)2. Samples were drawnthroughout 24h and cultured. Bacteria adhering to collagen survived the Ca(OH)2 challengebetter than the control groups at 12h (p<0.01). 3) Bacteria were grown at 37ºC or 46ºC, andchallenged with Ca(OH)2. Samples were drawn throughout 24h and cultured. Bacteria grownat 46ºC survived the Ca(OH)2 challenge better than bacteria grown at 37ºC, at 6h, 12h and18h (p<0.01). The hypotheses were thus confirmed. These may be critical mechanisms bywhich E.faecalis predominates in persistent endodontic infections.
Mineral trioksit agregat (MTA) ve yeni geliştirilen deney materyalinin fiziksel özelliklerinin in vitro olarak karşılaştırılması
dis hekimligine tanıtılan ve kök kanal tedavisi uygulamalarına yeni ufuklar kazandıran MTA benzerinin ülkemiz sartlarında daha uygun kosullarda üretilerek, yaygın sekilde kullanılabilir hale gelmesi için planladık. Bu amaçla beyaz MTA ve deney materyalinin fiziksel özelliklerini in vitro deneyler yardımıyla karsılastırdık. X-ısını kırınım faz analizi ile içerdikleri bilesenleri, günlük pH degisimlerini inceleyerek alkali özelliklerini, alüminyum step wedge kullanarak radyografik özelliklerini karsılastırdık. Toplam 41 disin apikal mikrosızıntılarını sıvı filtrasyon yöntemi ile, özel kalıplarda hazırlanmıs 16 örnegin sertlik degerlerini Vickers sertlik ölçüm cihazı ile degerlendirdik. Yaptıgımız in vitro çalısmalar sonucunda, deney materyalinin beyaz MTA'dan daha az sızıntı gösterdigini bulguladık. Sızdırmazlık, özellikle kök ucu dolgu maddeleri için gerekli olan en önemli özelliklerden biridir. Dokularla uyumlulugun ve antimikrobik özelligin karakteristigi olan alkali pH'yı, deney materyalinde ve beyaz MTA'da benzer bulduk. çerdikleri bilesenlerin x-ısını kırınım faz analizleri ile birbiriyle uyumlu oldugunu belirledik. Bu materyallerden deney materyalinin radyoopasite ve sertlik degerlerinin beyaz MTA'dan daha az oldugunu tespit ettik. Deney materyalinin radyoopasite degeri, beyaz MTA'dan daha az bulunmakla birlikte ISO standartlarını karsılayabilen degerlerdir. Klinik uygulama alanları göz önüne alındıgında, sertlik degeri fonksiyonel bölgeleri içermedigi için önem tasımamaktadır. Beyaz MTA benzeri deney materyali ile yaptıgımız bu çalısmanın sonuçları materyalin ülkemiz sartlarında üretilebilir olması nedeniyle klinik uygulamaları arttırıcı rol oynayabilir. Ancak ilerleyen dönemlerde klinik olarak kullanılabilir hale gelmesi için gelistirdigimiz bu deney materyalinin diger fiziksel ve biyolojik özelliklerinin de arastırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: MTA, radyoopasite, mikrosızıntı,sertlik
Farklı dentin bağlayıcı sistemlerin antimikrobiyal özelliklerinin ve genotoksik potansiyellerinin in vitro değerlendirilmesi
Dentin baglayıcı sistemlerin dentin ve çevre dokularla olan sürekli ve yakın teması ile olusan biyolojik etkilerinden dolayı günümüzde baglayıcı sistemlere olan ilgiyi artırmıstır. Bu çalısmanın amacı, farklı dentin baglayıcı sistemlerin antimikrobiyal özelliklerini ve mutajenik potansiyellerini degerlendirmektir. Bu çalısmada gerçeklestirilen birinci deneyde, Clearfil SE Bond, SL Bond, i-Bond, Clearfil Protect Bond, %2 klorheksidin (pozitif kontrol) ve serum fizyolojigin (negatif kontrol), L.casei (ATCC4646) C.albicans (ATCC10231) ve S.mutans'a (NCTC10449) karsı antimikrobiyal etkileri agar disk difüzyon testi ve seri mikrodilüsyon yöntemi ile tespit edilmistir. kinci deneyde, dentin baglayıcı sistemlerin genotoksik aktiviteleri, farklı elüsyon konsantrasyonunda, insan lenfositlerinde alkalin tek hücre jel elektroforez yöntemi ile incelenmistir. Agar disk difüzyon deneyi ve MK/MBK ölçümü sonucuna göre, Clearfil Protect Bond primer, test edilen her üç bakteriye karsı diger baglayıcı sistemlerden anlamlı derecede, fazla inhibisyon göstermistir Çalısmada test edilen diger sistemlerden, Clearfil SE Bond sadece S.mutans'a karsı zayıf bir inhibisyon gösterirken, SL Bond tüm mikroorganizmalarda inhibisyon olusturmustur. i-Bond ise test edilen her üç mikroorganizma türüne karsı çok düsük inhibisyon etkisi göstermistir. Genotoksisite çalısma sonuçlarına göre, Clearfil Protect Bond primer, kuyruk uzunlugunu 50 ?l ve 100 ?l'de anlamlı derecede arttırmıs, kuyruk momenti ve yogunlugu ise sadece 100 ?l'lik en yüksek konsantrasyonda artıs göstermistir. Kuyruk uzunlugu, yogunlugu ve momenti Clearfil Protect Bond baglayıcıda 100 ?l'lik konsantrasyonda belirgin olarak arttırmıstır. Clearfil SE Bond primer 50 ?l'de, Clearfil SE bond baglayıcı ise 100 ?l'de DNA hasarını artırmıslardır. Fakat SL bond ve i-Bond belirgin bir DNA hasarı olusturmamıstır. Bu çalısmada tasarlanan 2 deneyin sonuçları, test edilen dentin baglayıcı sistemlerden, antimikrobiyal monomer içeren Clearfil Protect Bond primerin, klinikteki etkili uygulama dozlarında, güçlü bakterisid/fungusid etki ve düsük genotoksik potansiyele sahip oldugunu göstermistir. Anahtar kelimeler; dentin baglayıcı sistemler, MDPB, antimikrobiyal aktivite, genotoksisite.
Aşırı harabiyet gösteren endodontik tedavili dişlerin farklı materyaller ile restorasyonu
66 ÖZET Aşırı harabiyet gösteren kanal tedavisi görmüş tek köklü dişlerin restorasyonunda maksimum tutuculuk ve direnç sağlayacak post sistemlerinin seçilmesi önemlidir. Son yıllarda estetik gereksinimler göz önüne alınarak metal olmayan seramik ve fiber esaslı post sistemleri kullanıma sunulmuştur. Bu çalışmada aşırı harabiyet gösteren tek köklü dişlerin farklı adeziv sistemler ve dual sertleşen kompozit rezin yapıştırma simanı ile yapıştırılan üç farklı postun kırılma dayanıklılığı açısından incelenmesi amaçlandı. Çalışmamızda yeni çekilmiş tek köklü 63 adet diş kanal preparasyonları tamamlandıktan ve kanallar doldurulduktan sonra rastgele 3 gruba ayrıldı. Birinci gruptaki örneklerde hazırlanan kanal boşluğuna titanyum kanal postu olan Filpost yerleştirildi. İkinci gruptaki örneklerde kanal boşluğunda cam fiber post olan Mirafit White ve üçüncü gruptaki örneklerde ise seramik post olan Cosmopost kullanıldı. Postları yapıştırmak için dual sertleşen Rely X ARC ve farklı 3 bağlayıcı ajan (Single Bond, Clearfil SE Bond, Prompt L Pop) kullanıldı ve kompozit rezinle (Clearfil Photocore) tamamlandı, örneklere 5 ve 55 °C'de 500 kez ısısal değişim testine tabi uygulandı, örnekler 1 mm/dk hızda Llyod marka test cihazında makaslama testine tabi tutuldu. Çalışmanın sonucunda postlar arasındaki farklılıkların bağlayıcı ajanlara göre farklılık oluşturduğu bulundu. Her bağlayıcı grubunda kırılma direnci açısından fiberle güçlendirilmiş post Mirafit White dirençli bulunurken, titanyum post Filpost en az direnç gösterdi.
Ni-Ti enstrümanlarla devamlı ısı ile obturasyon yöntemi (system B) kullanımına uygun hazırlanan kök kanal kavitelerinin değerlendirilmesi
92 ÖZET Bu araştırmada kök kanal tedavisinde kanal dolgusunda kullanılan, System B cihazının kullanımına uygun kök kanal preparasyonu Profile GT, Quantec sistemleri ve paslanmaz çelik el enstrümanları ile farklı eğimlerdeki köklerde yapılarak, preparasyon işlemi sırasında çalışma boyutunda olan farklılıklar, enstrüman deformasyonları ve yapılan preparasyon öncesinde ve sonrasında kullanılan örneklerden alınan bilgisayarlı tomografi görüntülerinin bilgisayar ortamında karşılaştırılması ile köklerde kaldırılan dentin miktarı, kalan dentin miktarı ve kök kanalında oluşan transportasyon miktarları hesaplanarak 3 enstrüman setinin istenilen preparasyonu sağlamadaki yeterliliği ve güvenilirliği belirlendi. Çalışma sonucunda her üç enstrüman seti istenilen ebatlardaki preparasyonu hazırlamada yeterli bulundu. İstenilen ebatlardaki preparasyonda hiçbir örnekte strip perforasyon olgusuna rastlanmadı. Çalışmamızda en çok deformasyon gösteren enstrüman seti olarak paslanmaz çelik el eğesi setleri bulundu. Çalışmamızda en çok çalışma boyutu kaybı el eğesi kullanılan gruplarda belirlendi. Kaldırılan dentin miktarı değerlendirmesinde enstrüman setleri arasında önemli farklar bulunmazken kök kanalının transportasyonu en çok el eğesi grubunda belirlendi, Quantec seti ve Profile GT seti arasında belirgin farklılıklar görülmedi.
Servikal çürüklerin restorasyonunda kullanılan estetik restoratif materyallerin in vitro ve in vivo incelenmesi
-164- ÖZET Servikal restorasyonların koronal kenarı genellikle minede, servikal kenarı ise sement ve dentinde yer almaktadır. V. Sınıf kaviteler adı verilen bu tip kavitelerin restorasyonlarında farklı yapıda adeziv sistem ve estetik dolgu maddeleri kullanılabilir. Bu restoratif sistemlerin, mine ve dentine eşit şekilde iyi bağlantı kurması arzu edilir. Bu çalışmanın amacı, farklı yapıdaki adeziv sistem ve ışıkla sertleşen rezin modifiye cam iyonomer restoratif materyal, poliasit modifiye rezin kompozit, mikrodolduruculu kompozit rezin ve hibrit tip kompozit rezin gibi diş rengindeki dolgu materyallerinin in vivo ve in vitro değerlendirilmesidir. In vitro değerlendirmeler adeziv arayüzey kalınlığının ölçülmesi ve mikrosızıntı esas alınarak yapıldı. Örneklerin adeziv arayüzey kalınlığım belirlemek için SO adet çekilmiş çürüksüz premolar dişin bukkal yüzeyine mine sement bileşiminde V. Sınıf kaviteler (meziodistal genişliği 3 mm, okluzogingival uzunluğu 2mm ve derinliği 2mm) okluzal kenarı minede, gingival kenarı dentin ve sementte olacak şekilde açıldı. Prepare edilen dişler her grupta 10 adet olacak şekilde S gruba ayrıldı. Gruplar aşağıdaki gibidir:-165- Grup 1: Tek aşamada smear tabakasını modifıye eden sistem (Compoglass SCA primer/adheziv sistem) + poliasit modifiye rezin kompozit (Compoglass) Grup 2: Üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Scotchbond Multi Purpose Plus Adheziv Sistem) + microdolduruculu kompozit rezin (Silux Plus) Grup 3: Üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Scotchbond Multi Purpose Plus Adheziv Sistem) + hibrit tip kompozit rezin (Z 100) Grup 4: Florit ile doldurulmuş iki aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Syntac Single-Component Adheziv Sistem) + florit içeren hibrit tip kompozit rezin (Tetric) Grup 5: Florit ile doldurulmuş üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Optibond) + hibrit tip kompozit rezin (XRV Herculite) Restorasyon esnasında bütün materyaller okluzal tabaka önce olacak şekilde iki tabaka halinde yerleştirildi. Her tabaka 40 saniye görünür ışık ile sertleştirildi. Restorasyonlar 12 numaralı karbit frez ile hızlı dönen su soğutmalı el aleti yardımı ile bitirildi ve kalından inceye doğru Sof-Lex diskler kullanılarak parlatıldı. Restorasyonları tamamlanan dişler, yavaş hızla dönen kesme aletiyle bukkolingual yönde kesilmeden önce 37°C su içinde 24 saat saklandı. Adeziv arayüzey kalınlığı yüzey tarama elektron mikroskobu ile 10 farklı ölçüm noktası esas alınarak ölçüldü.-166- Sonuç olarak, adeziv arayüzey kalınlığının tüm test edilen sistemlerde homojen olmadığı gözlendi. Diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, tek aşamalı smear tabakasını modifiye eden sistem en fazla adeziv arayüzey kalınlığı gösterdi (p<0.05). Test edilen diğer sistemler benzer adeziv arayüzey kalınlık ölçümleri gösterdi(p>0.05). Farklı diş renginde restoratif materyallerin mikrosızıntılannı değerlendirmede, 240 adet çekilmiş çürüksüz premolar dişlerin bukkal yüzeylerine V. Sımf kaviteler (meziodistal genişliği 3mm, okluzogingival uzunluğu 2mm ve derinliği 2mm) okluzal kenarı minede, gingival kenan dentin ve sementte olacak şekilde açıldı. 120 kavitenin okluzal kenarlarına ince elmas frez ile bizotaj (45°,0.5mm) yapıldı. Daha sonra 60 bizotajlı ve 60 bizotaj sız kaviteleye restoratif materyal yerleştirilmeden önce görünür ışık ile sertleşen rezin modifiye kaide materyali yerleştirildi. Kaviteler altı farklı restoratif materyal ile bizotajlı, bizotajsız ve kaideli, kaidesiz olacak şekilde restore edildi. Her test grubu için 10 kavite aşağıdaki gibi restore edildi: Grup 1 A: bizotajlı, kaideli + Fuji II LC Grup IB: bizotajlı, kaidesiz + Fuji II LC Grup İC: bizotajsız, kaideli + Fuji II LC Grup İD: bizotajsız, kaidesiz + Fuji II LC?167- Grup 2A: bizotajh, kaideli + Compoglass Grup 2B: bizotajlı, kaidesiz + Compoglass Grup 2C: bizotajsız, kaideli + Compoglass Grup 2D: bizotajsız, kaidesiz + Compoglass Grup 3 A: bizotajlı, kaideli + Silux Plus Grup 3B: bizotajlı, kaidesiz + Silux Plus Grup 3C: bizotajsız, kaideli + Silux Plus Grup 3D: bizotajsız, kaidesiz + Silux Plus Grup 4A bizotajlı, kaideli + Z 100 Grup 4B: bizotajlı, kaidesiz + Z 100 Grup 4C: bizotajsız, kaideli + Z 100 Grup 4D: bizotajsız, kaidesiz + Z 100 Grup 5A: bizotajlı, kaideli + Tetric Grup 5B: bizotajlı, kaidesiz + Tetric Grup 5C: bizotajsız, kaideli + Tetric Grup 5D: bizotajsız, kaidesiz + Tetric Grup 6A: bizotajlı, kaideli + XRV Herculite Grup 6B: bizotajlı, kaidesiz + XRV Herculite Grup 6C: bizotajsız, kaideli + XRV Herculite Grup 6D: bizotajsız, kaidesiz + XRV Herculite Restorasyon esnasında bütün materyaller okluzal tabaka önce olacak şekilde iki tabaka halinde yerleştirildi. Her tabaka 40 saniye görünür ışık ile-168- sertleştirildi. Restorasyonlar 12 numaralı karbit frez ile hızlı dönen su soğutmalı el aleti yardımı ile bitirildi ve kalından inceye doğru Sof-Lex diskler kullanılarak parlatıldı. Restorasyonları tamamlanan dişler, 37°C su içinde 24 saat süre ile bekletildi ve daha sonra restorasyonların kenarlarının 1 mm uzağından başlayarak tüm diş yüzeyleri tırnak cilası ile örtüldü. Dişler, yavaş hızla dönen kesme aletiyle bukkolingual yönde kesilmeden önce, mikrosızmtı değerlendirmesi için % 2'lik metilen mavisi solüsyonunda 24 saat bekletildi. Kavite şekli düşünüldüğünde, tüm test edilen materyaller için bizotaj ve kaide uygulaması mikrosızmtı değerlerini etkilemedi. Buna rağmen, test edilen materyaller karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık bulundu (p<0.05). Rezin modifiye cam iyonomer restoratif materyal, Fuji n LC, en fazla mikrosızmtı değerleri gösterdi. Ancak, okluzal ve gingival kenarlardaki mikrosızmtı değerlerinde bir farklılık gözlenmedi (p>0.01). Bütün kompozit rezin materyaller tipine bağlı olmaksızın en az mikrosızmtı değerleri gösterdi. Ancak, okluzal kenarlarda gingival kenarlardan daha az sızıntı değerleri gözlendi In vivo değerlendirmeler, dişlerin bukkal yüzeyinde aktif çürük lezyonlannın restorasyonunda rezin modifiye cam iyonomer, poliasit modifiye rezin?169- kompozit, mikrodolduruculu kompozit rezin ve hibrit tip kompozit rezin kullanımı üzerine kurulmuştur. Her test grubu için 30 olacak şekilde, 180 servikal lezyon 50 hastada tek bir hekim tararından restore edilmiştir (23 kadın, 27 erkek ve 35-45 yaş arası). Çürüğün uzaklaştırılması sırasında, kavite kenarlarına bizotaj yapılmadı ve kavite preparasyonundan sonra kaide materyali uygulanmadı. Tüm restorasyonlar yerleştirildikten 6 ay, 1 yıl, 2 yıl ve 3 yıl sonra iki deneyimli gözlemci tarafından değerlendirildi. Araştırıcılar, dentin ve mine adeziv materyalleri için Amerika Dişhekimleri Birliği Kilinik Protokol Tüzüğü Kriterlerini esas alarak retansiyon, marjinal bütünlük, marjinal renk değiştirme, renk uyumu, anatomik form, yüzey yapısı, yüzey boyanması, sekonder çürük, dişeti cevabı ve hassasiyet yönünden değerlendirdi. Elde edilen veriler, tüm restorasyonların incelenen kriterleri sağladığını göstermiştir. Ancak, uygun adeziv sistem kullanılan restoratif materyaller, adeziv sistem kullanılmayan Fuji n LC gibi restoratif materyallerden daha iyi sonuç vermiştir. Restorasyonların 3 yıllık klinik kullanımından sonra test edilen restoratif materyallerden 10 'ar adet ölçü ahndı ve replika modeller epoksi rezinden elde edildi. Epoksi replika model kullanılarak materyallerin marjinal bütünlüğü ve yüzey yapısı yüzey tarama elektron mikroskobu altında incelendi. Replika modellerden elde edilen marjinal bütünlük ve yüzey yapısı sonuçlan restorasyonların klinik bulgularıyla uyumluluk göstermiştir.
Çürük aktivitesi yüksek olan bireylerde çeşitli antimikrobiyal ağız çalkalama solüsyonlarının tükrük ve plak biyokimyası ve mikrobiyolojisi üzerine etkinlikleri
Bu çalışmada, Snyder Testi kullanılarak çürük aktivitesi yüksek olan 60 birey tespit edilmiş tir. Bireylerin tükrük ve plak örnekleri alınarak gerek Streptokokların sayı ve dağılımları gerekse tükrük bikarbonat, pH, laktat dehidrojenaz enzim aktiviteleri ile plak pH'ları üzerine kullanılan antimikrobiyal ağız çalkalama solüsyonlarının etkinlikleri çift kör deneyi ile incelenmiştir. Bu solüsyonlar %0.12'lik Klorheksidin ve %0. 03 Sanguinarin-Zn içermektedir. Kontrol grubunda ise %0,9'luk Sodyumklorür içeren Serum fizyolojik kullanılmıştır. Klorheksidin ve Sanguinarin içeren ağız çal kalama solüsyonlarının her ikisininde bakteri plağının diş yüzeyinden uzaklaştırılmasına yardımcı olduğu ve hem tükrük hem de bakteri plağı içindeki mikro organizmaların sayı ve dağılımlarında önemli bir düşüşe neden olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bu iki solüsyon tükrük ve plak pH değerlerinde artmaya neden olurken, tükrük laktat dehid rojenaz enzim aktivitelerinde bir değişme saptanama mıştır (p>0,05). Sanguinarin ve Klorheksidin içeren ağız çal kalama solüsyonu ile Serum fizyolojik kullanılan grubun tükrük bikarbonat değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05).
Dört farklı laminate veneer restorasyon materyalinin bağlanma direncinin değerlendirilmesi
Dişlerde görülen estetik problemler çoğunlukla travma, erken doğum, hamilelik veya bebeklik sırasında geçirilen enfeksiyonlar ve genetik bozukluklar sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu tür vakaların tedavisinde; öncelikle hassasiyet giderici ajanlar, takiben diş renginde restoratif materyaller, ardından laminate veneer restorasyonlar ve son olarak full seramik restorasyonlar tercih edilmektedir. Doğal dişlerde renk, şekil ve gelişim bozukluğu gibi nedenlerle meydana gelen estetik problemlerin tedavisinde en az doku kaybına neden olan yöntemlerin seçilmesi başarı şansını arttıracaktır. Renk değiştirmiş, fraktüre, malforme veya malpoze anterior dişlerin estetik tedavisinde full seramik kronlar yerine, laboratuvar işlemi gerektirmeyen direkt kompozit laminate veneer yöntemi tercih edilmektedir. Laminate veneerler; estetik, biyouyumlu, stabil, tedavi sonuçları tahmin edilebilir ve gingival iritasyon yaratma riski minimal olan restorasyon seçenekleridir. Uygulama kolaylığı ve tedavi süresinin kısa olması gibi avantajlara sahip olan kompozit rezinler, son yıllarda önemli ölçüde ilerleme sağlayan nanofil teknolojisi ve gelişmiş bonding sistemleri sayesinde sıklıkla kullanılmaya başlamıştır. Bu in-vitro çalışma; prepare edilen labial diş yüzeylerine yerleştirilen dört farklı kompozit rezin materyalinin makaslama dayanım kuvvetlerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmek üzere planlanmıştır. Araştırmamız; ortodontik veya periodontal nedenlerle yeni çekilmiş, çürüksüz, restorasyonsuz 60 adet üst santral diş kullanılarak gerçekleştirildi. Kavite preparasyonları tamamlanan dişler rastgele 15'erli dört gruba ayrıldı. Birinci gruba Grandio, ikinci gruba Gradia, üçüncü gruba Amaris ve dördüncü gruba Tetric ceram restoratif materyalleri üretici firmaların önerileri doğrultusunda yerleştirilerek görünür ışık ile polimerize edildi. Instron test cihazına yerleştirilen dişlerdeki restorasyonlar üzerine farklı yükler uygulanarak materyallerin doğal dişten ayrılma değerleri Newton cinsinden kaydedildi. İstatistiksel olarak ANOVA Tek Yönlü Varyans Analizi ve TUKEY HSD testleri kullanılarak değerlendirilen materyaller arasında, kırılma direnci bakımından istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmezken, en yüksek bağlanma dayanımı değerine sahip olan materyal Grandio olarak belirlendi (P<0,05). Anahtar kelimeler: Laminate veneer, kompozit rezin, bağlanma dayanımı.
Geleneksel kavite dezenfektanı ve ozonun, güncel restoratif materyal uygulanmış dişlerde makaslama bağlanma dayanımına etkisi
ÖZET Amacı; Enfekte dentinin mekanik uzaklaştırılması sonrası kavitede ve smear tabakasında kalması muhtemel mikroorganizmaların eliminasyonu amacıyla kullanılan kavite dezenfektanı klorheksidin glukonat ve ozonun, güncel restoratif materyallerde (kompozit, siloran) dentine bağlanma dayanıklılık etkisinin incelenmesidir. Materyal ve metot; Çalışmamızda 90 adet çürüksüz, restorasyonsuz üçüncü molar diş kullanıldı. Dişler dentin yüzeyi yere paralel olacak şekilde 2 cm çapında, 3 cm boyunda silindirik kalıplara kökleri içinde kalacak şekilde soğuk akril yardımıyla yerleştirildi. Orta koronal düz dentin yüzeyleri elde edilinceye kadar aşındırıldı. Örnekler rastgele üç ana gruba (n=30) ayrıldı. Her bir grup daha sonra kendi içinde rastgele üç alt gruba (n=10) ayrıldı. Ana gruplardan birincisine dentin yüzeylerine klorheksidin (Ceraxidin-C), ikincisine ozon (Prozone ) uygulandı, üçüncü grup ise kontrol grubu olarak hazırlandı. Alt gruplardaki örneklerin dentin yüzeylerine çapı 3 mm, yüksekliği 4 mm olan silikon şeffaf kalıplar içerisine üç farklı restoratif dolgu materyali kullanılarak restore edildi (Filtek Silorane, Gradia Direct, Quıxfil). Kontrol gruplarına dezenfeksiyon işlemi uygulanmadan restorasyon tamamlandı. İnstron universal test cihazına yerleştirilen örnekler 1 mm/dak. hızda makaslama kuvveti uygulanarak kırılıncaya kadar kuvvet uygulandı. Elde edilen değerler MPa cinsinden kaydedildi. Kırılan yüzeyler, x40 büyütmede stereo mikroskopta incelenerek kırık tipleri tespit edildi. Bulgular: Çalışmamızın istatistiksel değerlendirilmesinde Veriler Kolmogorov-Smirnov testine göre normal dağılış göstermediğinden tüm grupların karşılaştırılmasında Non-parametrik testlerden Kruskal Wallis varyans analiz yöntemi uygulandı. Grupların kendi aralarında ikişerli karşılaştırmalarında ise çoklu karşılaştırma testlerinden Bonferroni Düzeltmeli Mann-Whitney U testi kullanıldı. Çalışmanın makaslama bağlanma dayanımı incelenmesinde gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0,05). Sonuç: Kavite dezenfeksiyonu amacıyla uygulanan klorheksidinin restoratif materyallerin makaslama bağlanma dayanımını kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak etkilemediğinden restorasyon öncesinde kullanılabileceği sonucuna varıldı. Ozon uygulamasının makaslama bağlanma dayanımı kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düşüş görüldü. Bu nedenle restoratif tedaviler öncesi kavite dezenfeksiyonu amacıyla ozon uygulamasına kuşkuyla yaklaşılmalı ve sebeplerinin araştırılması için ileri in vitro/ in vivo deneysel ve klinik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.. Anahtar Kelimeler: Ozon, klorheksidin, bağlanma dayanımı, kompozit
İki farklı ışık kaynağı ile polimerize edilen beş bulk-fill restoratif materyalin mikrosızıntı açısından değerlendirilmesi
Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı iki farklı ışık kaynağı ile polimerize edilen beş bulk-fill restoratif materyalin mikrosızıntı açısından değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda periodontal ve ortodontik nedenlerle yeni çekilmiş 100 adet çürüksüz ve restorasyonsuz insan molar dişi kullanıldı. Dişler tek tek incelenerek kron kısımlarında çürük, kırık, çatlak veya daha önceden yapılmış bir restorasyon bulunmamasına dikkat edildi. Daha sonra dişler üzerindeki yumuşak eklentiler bir kretuvar yardımıyla uzaklaştırılıp tüm yüzeyler pomza ve politür lastiği ile temizlendi. Çalışma yapılıncaya kadar geçen sürede dişler distile su içerisinde, oda sıcaklığında bekletildi. Bütün dişlerin bukkal yüzeyine hava ve su soğutması altında silindirik elmas frezlerle (Boshphorus, High Technology Dental Burs, Türkiye ) standart Sınıf V kaviteler açıldı. Her kavite mezio–distal genişliği 3 mm, oklüzo-gingival genişliği 2 mm ve derinliği 2 mm olacak şekilde hazırlandı. Kavite sınırları mine-sement sınırının 1mm altına kadar uzatıldı. Daha sonra dişler iki farklı LED ışık kaynağından oluşan rastgele 2 gruba ayrıldı. Ardından bu iki grup da 5 farklı bulk-fill kompozit materyalinden oluşan 5 ayrı alt gruba ayrıldı. Her alt grup 10 adet dişten oluştu. Grup 1-LED ışık kaynağı ile SDR, X-tra fil, Beautifil Bulk, Venus Bulk Fill ve Filtek Bulk Fill restorasyon materyallerinden oluştu. Grup 2-Valo LED ışık kaynağı ile SDR, X-tra fil, Beautifil Bulk, Venus Bulk Fill ve Filtek Bulk Fill materyallerinden oluşan gruplar şeklinde hazırlanarak üretici firmaların talimatları doğrultusunda restorasyonlar tamamlandı. Restorasyonların bitirme ve polisaj işlemleri 24 saat sonra elmas içerikli cila lastikleri (CLEARFIL Twist Dia, Kuraray Europe GmbH, ALMANYA) ile yapıldı. Ardından örnekler 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC arası ısı banyolarında 30 sn bekleme zamanı olmak üzere 1.500 kez termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra tüm dişlerin kök uçları kompozit rezin ile kapatıldı ve örnekler restorasyon sınırlarının 1 mm dışında kalacak şekilde aside dirençli tırnak cilası ile kaplandı. Tüm örnekler % 0.5' lik bazik fuksin boya solüsyonuna daldırılarak 24 saat boyunca bekletildi. Boyadan çıkarılan dişler musluk suyu altında yıkanarak fazla boyanın uzaklaştırılması sağlandı. Sonrasında dişler bukko-lingual/palatinal yönde restorasyonu ortalayacak şekilde su irrigasyonu altında ikiye ayrıldı ve toplamda 100 adet dişten 200 adet örnek elde edildi. Elde edilen kesit yüzeylerindeki oklüzal ve gingival sızıntı değerleri stereooptik mikroskopta (Leica Z16 APO, Almanya) bağımsız bir araştırmacı tarafından x40 büyütmede incelenip skorlar kaydedildi. Ayrıca her gruptan rastgele birer diş seçilerek rezin materyal ile kavite duvarı arasındaki ilişki SEM mikroskobu ile çeşitli büyütmelerde fotoğraflanarak incelendi. Son olarak elde edilen veriler istatistiksel olarak ANOVA ve Student's t testleri ile değerlendirildi. Bulgular: SDR, X-tra fil, Beautifil, Filtek bulk-fill ve Venus bulk-fill' den oluşan kompozitlerin sızıntı açısından istatistiksel olarak karşılaştırılmasında, oklüzal kenarlarlarda hem Optima-10 LED ışık kaynağı hem de Valo LED ışık kaynağı ile polimerizasyon arasında fark bulunmadı (p> 0,05). Kompozitler gingival sızıntı değerleri açısından değerlendirildiğinde ise hem optima LED hem de Valo LED ile polimerize edilen iki grupta da Beautifil, Filtek ve X-tra fil kompozitleri arasında fark bulunmazken SDR ve Venus bulk-fill kompozitleri diğerlerine oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla sızıntı gösterdi (p< 0,05). Optima LED ve Valo LED ışık kaynaklarıkarşılaştırıldığında ise tüm kompozitlerde oklüzal kenarlarda, ışık kaynakları arasında fark bulunmazken gingival kenarlarda Valo LED ile polimerize edilen kompozitler OptimaLED ile polimerize edilenlere göre anlamlı derecede daha az sızıntı gösterdi. Sonuç: Çalışmamızdan elde ettiğimiz verilere bakacak olursakValo LED ile polimerize edilen restorasyonların Optima LED ile polimerize edilen restorasyonlara oranla daha iyi sonuçlar verdiği görülmüştür. Kompozitler arasında ise Beautifil, Filtek ve X-tra fil materyallerinden SDR ve Venus bulk-fill' e göre mikrosızıntı açısından daha iyi sonuçlar elde edilmiştir.
Farklı solüsyonlara daldırılan geleneksel kompozitler ile CAD/CAM kompozit blokların renk değişimlerinin değerlendirilmesi
1.1. Türkçe Özet Amaç: Bu çalışmanın amacı uzun dönemli olarak renklendirici solüsyonların CAD/CAM bloklara, geleneksel kompozitlere ve seramik blok materyale olan etkilerinin in vitro ortamda incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Örnek olarak birer adet lityum disilikat cam seramik (IPS E-max), rezin nanoseramik blok (Lava ultimate), hibrit seramik (Vita Enamic), 3 adet de geleneksel anterior kompozit (3M Filtek ultimate, Clearfil Majesty Esthetic, G-aenial anterior) kullanılmıştır. Örnekler 1,2 mm kalınlığında ve 7 x 7 mm'lik kareler halinde hazırlanmıştır. 4 farklı solüsyon (siyah çay, kahve, distile su ve kırmızı şarap) içerisinde bekletilmiştir (n:10). Başlangıç LAB değerleri dijital spektrofotometre ile ölçülmüştür. Numuneler renklendirici solüsyonlara batırılmış ve bir inkübatörde 37 °C ve 120 gün süreyle bekletilmiştir. Sonrasında renk değişiminin tekrar değerlendirilmesi yapılmış ve başlangıçtaki kaydedilen değer ile arasındaki fark hesaplanmıştır. Kruskal Wallis-H testi, Shapiro Wilk's', Post-Hoc çoklu Karşılaştırma testi gruplar arasındaki farkı tanımlamak için kullanılmıştır. Bulgular: Materyaller karşılaştırıldığında 120. gün itibariyle distile su (p>0,05) haricindeki tüm solüsyonlarda renk değişimleri anlamlı sonuçlar vermiştir (p<0,05). Renklendirici solüsyonlar arasında en yüksek renklenme değeri kırmızı şaraba aittir. En fazla renklenen materyal ise kırmızı şarap solüsyonu içerisindeki G-aenial anterior kompozittir. Vita Enamic rezin içerikli bloklar arasında Lava ultimate blok'a göre daha az renklenme göstermiştir. Clearfil majesty esthetic ise geleneksel kompozitler arasında renklenmeye karşı daha dirençli bir görüntü sergilemiştir. Sonuç: Farklı çalışmalar benzer şekilde bu çalışma sonuçlarına göre de rezin içerikli bloklar seramik bloklar kadar renklenme direnci gösterememiştir. Fakat alternatif olarak Clearfil Majesty Esthetic, Vita Enamic ile birlikte IPS E-max'ın yerine kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Renklenme, Kompozitler, CAD/CAM bloklar, Seramik blok, Renk
Farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin, CAD/CAM blokların tamir kompozitlerine bağlanma direnci üzerine etkisinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı; 3 farklı CAD/CAM bloğun (2 farklı rezin içerikli ve 1 tane seramik içerikli) kompozit rezin ile tamiri öncesinde yapılan yüzey işlemlerinin, makaslama bağlanma direnci üzerine etkilerini değerlendirmek, frez ile pürüzlendirme işleminin diğer yüzey işlemlerine olan katkısını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, IPS e-max CAD, Vita Enamic ve Lava Ultimate blokların her birinden 63 adet olmak üzere toplamda 189 adet 2 mm kalınlığında örnekler hazırlandı. Test materyalleri yüzey işlem tekniğine göre dokuz alt gruba (kontrol, kumlama, Cojet, HF asit, fosforik asit, frez+ kumlama, frez+ Cojet, frez+ HF asit, frez+ fosforik asit) ayrıldı. Termal siklus işlemi uygulandıktan sonra, tüm örnek yüzeylerine silan+ bond+ kompozit rezin uygulandı. Sonrasında, örnekler makaslama bağlanma direnç testine tabi tutuldu. Kırık tipleri, stereomikroskop ve SEM kullanılarak değerlendirildi. Veriler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve post-hoc testler ile analiz edildi. Bulgular: Bağlanma direnci açısından, kullanılan blok tipi ve yüzey işlemleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). Tüm gruplar arasında en yüksek bağlanma değeri Vita Enamic HF asit, en düşük değer Lava Ultimate kontrol grubunda gözlenmiştir. Frez uygulanmasının, bağlanma direncine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmamaktadır (p>0,05). Seramik çeşitleri arasında bağlanma direnci bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). En yüksek değerler Vita Enamic grubunda, en düşük değerler IPS e-max seramik çeşidinde görülmüştür. Sonuç: CAD/ CAM blokların kompozit rezin ile tamiri öncesi yapılan yüzey işlemleri bağlanma direncini arttırmaktadır. Frez uygulaması bağlanma direncini artırdı ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Anahtar Sözcükler: CAD/ CAM, kompozit rezin, tamir, yüzey işlemi, bağlanma direnci
Yeni nesil self-etchıng adeziv sistemlerin rezin kompozit restorasyonlarında mikrosızıntılarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yeni nesil beş self-etching adeziv sistemin sınıf V restorasyonlarda mikrosızıntı miktarlarını in vitro koşullarda karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada ortodontik veya periodontal sebeplerle çekilmiş 100 adet çürüksüz insan molar dişi kullanıldı. Çekim sonrasında dişler üzerindeki yumuşak dokular ve artıklar bir kretuar uzaklaştırıldı, pomza ve fırça yardımıyla parlatıldı. Çalışmada kullanılacakları güne kadar dişler distile suda, oda sıcaklığında bekletildi. Dişlerin bukkal yüzeylerinde, mine sement birleşiminin (servikal) 1 mm altında sonlanacak şekilde silindirik elmas frezler (Diatech, Swiss Dental Instruments, Heerbrugg, Switzerland) yardımıyla mezio-distal genişliği 3 mm, okluzo-gingival genişliği 2 mm ve derinliği 1.5 mm olan standardize sınıf V kaviteler hazırlandı ve mine kenarları 0.5-1 mm genişliğinde olacak şekilde elmas rond frezlerle (Diatech, Swiss Dental Instruments, Heerbrugg, Switzerland) bizote edildi. Dişler her grupta 20'şer adet olacak şekilde rastgele beş gruba ayrıldı. 1.grup: Clearfil S3 Bond (Kuraray Medical Inc., Japonya), 2.grup: Xeno V (Dentsply DeTrey, Konstanz, Almanya), 3.grup: G Bond (GC, America), 4.grup: Optibond All In One (Kerr Corporation, Orange, CA), 5.grup: iBond (Heraeus Kulzer, Almanya) uygulandıktan sonra hazırlanan kavitelere üretici firmaların tavsiyeleri doğrultusunda kompozit rezinler yerleştirildi ve LED (Light Emitting Diode-Elipar Freelight, 3M ESPE, Germany) cihazı ile polimerize edildi. Bitirme ve cila işlemlerinden sonra dişler önce 24 s 37 oC de etüvde (Nüve Incubator EN 120, Ankara, Türkiye) distile su içerisinde bekletildi. 24 saat sonra restorasyonların parlatılma işlemi su altında elmas bitirme frezleri (Diatech Dental AG, Heerbrugg, Switzerland) ile yapıldı ve alüminyum oksit kaplı diskler (Sof-Lex, 3M ESPE, St. Paul, MN, USA) yardımıyla tamamlandı. Ardından dişler 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC de termal siklus cihazında (NOVA, Konya, Türkiye) 10.000 kez termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra dolguların 1mm çevresi hariç dişler tamamen 2 kat aside dirençli tırnak cilası ile kaplandı ve ardından 24 s 37 oC de (Nüve Incubator EN 120, Ankara, Türkiye) % 0.5'lik metilen mavisinde bekletildi. Bu süre sonunda boyadan çıkartılan örneklerden isomet 1000 cihazında (Isomet 1000 Precision Saw, BUEHLER, USA) alınan kesitler stereomikroskop (Olympus SZ 40, SZ-PT, Japan) altında x15 büyütmede incelenerek fotoğrafları alındı. Gingival ve okluzal mikrosızıntı dereceleri standart bir skala ile 0-4 arasında skorlandı. Ayrıca, her gruptan rastgele birer örnek seçildi ve rezin-diş sert dokusu ara yüzeyi SEM ( JSM-5600 JEOL SEM, Jeol Co., Tokyo, Japan) altında farklı büyütmelerde incelenip fotoğraflandı. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak Kruskal-Wallis ve Mann Whitney U testleri ile değerlendirildi.Bulgular: Gruplar arasındaki okluzal ve gingival mikrosızıntı farkları istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05)(p=0.043, p=0.005). Clearfil S3 Bond ve Optibond All In One gruplarında okluzal mikrosızıntı değerlerinin diğer üç gruptan oldukça düşük olduğu gözlendi. iBond grubunda mikrosızıntı değerlerinin en yüksek olduğu tespit edilirken Xeno V ve G Bond grupları arasında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı gözlenmiştir (p>0.05). iBond grubunda gingival kenarda mikrosızıntı değerlerinin en yüksek olduğu tespit edilirken diğer gruplar arasında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05).Sonuç: Çalışmamızda termal siklus ile ağız ortamı taklit edilmeye çalışıldı. Hazırlanan sınıf V kavitelerde self-etching adezivlerin okluzal ve gingival mikrosızıntı skorlarının bir grup haricinde başarılı olduğu saptanmıştır.
Kök kanallarında kullanılan farklı kanal aletlerinin ve irrigasyon solüsyonlarının smear tabakası üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı üç farklı kök kanalı şekillendirme aleti ve üç farklı irrigasyon solüsyonunun kök kanalının apikal, orta ve koronal bölgesinde smear tabakası üzerine etkisinin incelenmesidir.Kök kanalı şekillendirme aleti olarak el aleti (Hedström eğe), döner alet olarak Protaper ve Mtwo eğe sistemleri kullanılmıştır. İrrigasyon solüsyonu olarak ise % 2,5 NaOCl, % 17 EDTA +%2,5 NaOCl ve % 2,5 NaOCl+BioPure MTAD kullanılmıştır.Çalışmamızda 72 adet üst kesici diş rastgele 9 gruba ayrılmıştır. Grup 1, 2 ve 3 Hedström eğe ile grup 4, 5 ve 6 Protaper eğe sistemi ile Grup 7, 8 ve 9 ise Mtwo eğe sistemi ile şekillendirilmiştir. Tüm gruplarda her eğe değişiminden sonra % 2,5'luk NaOCl kullanılmıştır. Grup 1, 4 ve 7 kontrol grubu olarak belirlenmiş olup, final yıkamada % 2,5 NaOCl kullanılmıştır. Grup 2, 5 ve 8 için final yıkamada % 17 EDTA+% 2,5 NaOCl ve Grup 3, 6 ve 9 için final yıkamada % 2,5 NaOCl+ BioPure MTAD kullanılmıştır.Tüm bu işlemler tamamladıktan sonra dişler, bukko-lingual yönde oluklar açılarak ikiye ayrılmış ve kökün apikalden 2, 6 ve 10 mm seviyelerinde Taramalı Elektron Mikroskobu ile incelenmiştir. Apikal bölgedeki en etkili kombinasyonun Mtwo/MTAD, orta bölgede en etkili kombinasyonun El aleti/EDTA ve Mtwo/EDTA, koronalde ise en etkili kombinasyonun Mtwo/EDTA olduğu bulunmuştur.Sonuç olarak kullanılan aletlerin ve irrigasyon solüsyonlarının kök kanal tedavisinin başarısında oldukça önemli olduğu tespit edilmiştir.
Dört farklı laminate veneer restorasyon materyalinin mikrosızıntı açısından değerlendirilmesi
Restoratif dişhekimliğinin amacı, doğru tanı ve eksiksiz bir tedavi sonunda, fonksiyon ve fonasyonun yanı sıra, doğal diş görünümünün yeniden kazandırılmasıdır.Laminate veneer tekniğinde en sık kullanılan materyaller, kompozit rezinler ve dental porselenlerdir. Ancak, direkt kompozit rezin restorasyonların polimerizasyon büzülmesi sonucunda restorasyon kenarlarında sızıntı oluşması gibi dezavantajları bulunmaktadır.Bu çalışmada; dört farklı laminate veneer restorasyon materyalinin insizal ve gingival mikrosızıntı miktarları karşılaştırılmalı olarak değerlendirildi. Bu in-vitro araştırma; yeni çekilmiş, çürüksüz, restorasyonsuz ve çatlak olmadığı tespit edilen 60 adet anterior diş kullanılarak gerçekleştirildi.Tüm dişlerin labial yüzünde 0.5mm, mesial ve distal kontakt noktalarında 0.2mm ve gingival basamakta 0.3mm derinliğinde chamfer tarzında standart kavite preparasyonları hazırlandı. Kavite preparasyonları tamamlanan 60 adet anterior diş, 15'erli dört gruba rastgele ayrıldı. Birinci gruba Valux Plus, ikinci gruba Herculite XRV, üçüncü gruba Admira ve dördüncü gruba Tetric Ceram materyalleri üretici firmaların önerileri doğrultusunda yerleştirilerek görünür ışık ile polimerize edildi.Restorasyon sınırının 1.5-2mm. alt seviyesinden 2 kat tırnak cilası ile kaplanan dişler 24 saat süreyle %2'lik bazik fuksin boya solüsyonu içerisinde bekletildi. Boya solüsyonundan çıkarılan dişler, parafin bloklar içerisine gömüldü. Dişler; restorasyonların ortasından geçecek şekilde, bukko-palatinal yönde kesilerek inceltildi ve mikroskop altında lineer boya penetrasyon derinlikleri ölçülerek değerlendirildi.İnsizal ve gingival boya penetrasyon miktarları, Tetric Ceram örneklerinde diğer materyallerle doldurulmuş örneklere oranla anlamlı olarak daha az bulundu (P<0,05).
Sınıf I Restorasyonlarda stres dağılımının sonlu elemanlar metodu ile analizi
Amaç: Restoratif diş hekimliğinin temel hedefi, doğru tanı ve eksiksiz bir tedavi sonunda, doğal diş görünümünün yeniden kazandırılmasıdır. Bu çalışma, beş farklı restoratif materyalin bası yükü altında diş ve restorasyon üzerinde meydana gelen farklı gerilmelerin Sınıf I kavitelerde sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma için Rhinoceros 4.0'da yapılan modellemeler, 3 boyutlu koordinatlar korunarak stl formatında sonlu elemanlar yöntemi esaslı ANSYS yazılımına aktarıldı. Kullanılan restoratif materyaller; Grup 1: Fiber ile güçlendirilmiş kompozit,rezin(Vectris Pontic, İvoclar), Grup 2: Amalgam (Dispersalloy, Johnson and Johnson,USA), Grup 3: Filtek Z 100 Kompozit Rezin (Z 100,3M ESPE Dental Product,USA), Grup 4: Charisma Kompozit Rezin (Heraeus Kulzer, Hanau, Germany) ve Grup 5: Herculite Kompozit Rezin (Kerr Corp. Orange, Calif) ile restore edilmiş dişte gerilme analizi yapıldı. Bütün materyaller standart ve açılı olarak hazırlanmış Sınıf I kavilerde modellere yüklendi. Model; restorasyon, dişin sert dokusu, mine ve dentin bölgelerinden oluşmaktadır. Bu model kullanılarak 90° ve 45°'lik açı ile 250 N'luk kuvvet altında beş farklı restoratif materyal için sayısal deneyler yapıldı. Sonlu elemanlar stres analizi sonucunda elde edilen değerler, varyansı olmayan matematiksel hesaplamalar sonucunda ortaya çıktığından istatistiksel analizler yapılmadı. Amaç, elde edilen değerlerin ve stres dağılımlarının dikkatli bir şekilde yorumlanması ve incelenmesidir. Bulgular:Bütün gruplar için maksimum ve minimum gerilmeler ayrı ayrı hesaplandı. Özellikle restorasyonlarda oluşan maksimum değerler incelendiğinde farklı sonuçlar ortaya çıktı. Bütün gruplar incelendiğinde oluşan maksimum kuvvetlerin minede, minimum kuvvetlerin ise dentinde yoğunlaştığı gözlendi. Genel olarak 45° ile gelen kuvvetlerin oluşturdukları stres 90° ile oluşanların yaklaşık 3 katı kadar olduğu tespit edildi. Restorasyonlar içinde en başarılı grubun Fiber kompozit grubu olduğu tespit edildi. En başarısız grubun ise Herculite grubu olduğu gözlendi. Sonuç: Kullanılan materyaller içinde en ideali fiber ile güçlendirilmiş kompozit rezin oldu. Tabanı açılı olarak hazırlanan kaviteler standart kavitelere göre daha az stres birikmesi ve gelen stresler kavite tabanına daha fazla yayıldığı gözlendi. En fazla stres biriktiren ve stresi dişe ileten materyal herculite kompozit oldu. Anahtar Kelimeler: Sonlu Elamanlar Metodu, Restoratif Materyal, Stres Dağılımı, Sınıf I Kavite, Elastik Modülü
Sınıf v restorasyonlarda beş farklı restoratif materyalin stres dağılımının sonlu elemanlar yöntemi ile analizi
Amaç: Bu araştırmada, Sınıf V restorasyonlarda beş farklı restoratif materyalin basma yükü altında diş ve restorasyon üzerinde oluşan farklı gerilmelerin sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada mandibular birinci molar dişlerde sınıf V restorasyonlarda kullanılan beş farklı materyalin sonlu elemanlar yöntemiyle stres analizleri yapıldı. Grup1: amalgam, Grup 2: Clearfil photo core, Grup 3: filtek Z 100, Grup 4: grandio ve Grup 5:filtek supreme XT. Dişler mine, dentin ve restorasyon kısımları olacak şekilde 3 tabaka olarak modellendi. Dişlerde standart sınıf V kaviteler oluşturuldu. Kavitelerin tabanları dik ve yuvarlatılmış (Radius) olmak üzere iki farklı şekilde modelleme yapıldı. Diş üzerine 90 ve 45 derece olmak üzere iki farklı açıdan yükleme yapıldı. Her bir yükleme değeri 250 N'dur (Newton). 250 N'luk yük diş üzerinde 3 bölgeye yayılmıştır (mine, dentin ve restorasyon). Çalışmada mine, dentin ve restorasyon üzerinde oluşan gerilmeler hesaplanmış ve hesaplamalar eşdeğer von-Mises gerilmesi olarak alınmıştır. Modelleme için Rhinoceros 4.0 programı kullanılmıştır. Her farklı restoratif materyale, 90 ve 45 derece olmak üzere 2 farklı kuvvet uygulanmış ve bu kuvvetler yuvarlatılmış ve dik köşeli kavitelere de ayrı ayrı uygulanarak 4 farklı sonuç elde edilmiştir. Her restorasyon, dentin ve mine için 20 farklı sonuç ve toplamda 60 farklı sonuç elde edilmiştir. Bulgular: Beş farklı restoratif materyalin sonlu elemanlar yöntemiyle stres analizinin yapıldığı çalışmada minede, dentinde ve restorasyonlarda farklı yöndeki kuvvetler farklı gerilmeler oluşturmuştur. Bütün gruplar incelendiğinde oluşan kuvvetlerin minede ve dentinde birbirine benzer olduğu gözlendi. Restorasyonlarda ise amalgam grubunda oluşan stresin diğer gruplardan çok daha fazla olduğu görüldü. Minimum stres Filtek Z 100 ile restore edilen grupta tespit edildi. Genel olarak 45 dereceyle gelen kuvvetlerin oluşturdukları stres 90 dereceyle oluşanların yaklaşık 3 katı kadar olduğu tespit edildi. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre Sınıf V restorasyonlar için bütün gruplar içinde en ideal restoratif materyal Filtek Z 100 olarak bulundu. Amalgam grubunda oluşan stresin diğer gruplardan çok daha fazla olduğu görüldü. Tabanı yuvarlatılmış olarak hazırlanan kaviteler standart dik açılı kavitelere göre daha az stres birikmesi gösterdi.
Self-etch adezivlerin mineral trioksit agregat'ın yüzey sertliğine etkisi ve makaslama bağlanma dayanımı
Bu çalışmada farklı asiditeye sahip monomer içeren self-etch adezivlerin; MTA'ya makaslama bağlanma dayanımının (MBD) belirlenmesi ve bu adezivlerin MTA'nın yüzey sertliğine etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmada MTA/Adeziv MBD testi için 84 adet MTA örneği hazırlandı. MTA örnekleri adezivlere göre rastgele gruba ayrıldı. Grup 1:Prompt L-pop, Grup 2:AdheSE, Grup 3:Clearfil SE, Grup 4:G Bond, Grup 5:Clearfil S3,Grup 6:Single Bond (kontrol), Grup 7:Prime&Bond NT (kontrol). Adezivler MTA yüzeyine uygulandıktan sonra kompozit rezin (Filtek 250, 3M ESPE) yerleştirildi. Instron'da MTA/Adeziv MBD'ı test edildi.Self-etch adezivlerin MTA yüzey sertliğine etkisini incelemek amacıyla, 54 MTA örneği hazırlandı. Örnekler rastgele 9 gruba ayrıldı. Grup 1:Prompt L-pop, Grup 2: AdheSE, Grup 3:Clearfil SE, Grup 4:G bond, Grup 5:Clearfil S3, Grup 6:Single Bond (kontrol), Grup 7:Prime & Bond NT (Kontrol), Grup 8:Yanlızca MTA (kontrol), Grup9: %37 fosforik asit (kontrol). Adezivler uygulandıktan sonra Vickers Mikrosertlik(VHN) belirlendi. Ayrıca MTA/Adeziv arayüzü SEM'de incelendi. MTA/Adeziv MBD değerleri(MPa); Clearfil S3(10,6), G Bond(6,3), Clearfil SE Bond(9,7), AdheSE(10,8), Prompt L-pop(4,6), Single Bond(11,2) ve Prime & Bond NT(12,6) olarak tespit edildi. MBD değerleri total-etch adezivlerde daha yüksek bulundu. Prompt L-pop ve G Bond dışında gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05).Grupların VHN'leri; Clearfil S3(50,3), G Bond (51,6), Clearfil SE Bond (47,3), AdheSE (52), Prompt L-pop (32,5), Single Bond (67), Prime&Bond NT (68), yalnız MTA (70) ve %37'lik fosforik asit (39,7) idi. Çalışma ile kontrol grupları arasında anlamlı farklılık belirlendi (p<0.05).Total-etch adezivler, self-etch adezivlerden MTA'ya daha yüksek MBDgöstermekle birlikte, bazı self-etch adezivler total-etchlere benzer nitelikte MTA'ya MBD gösterebilir. Self-etch adezivler asidik monomer içerikleri nedeniyle MTA yüzey sertliğini olumsuz etkileyebilir.Anahtar sözcükler: MTA, bağlanma dayanımı, self-etch adeziv, SEM, EDX, yüzey sertliği
Diabetli hastaların diş ve dişetlerindeki patolojik oluşumların farklılıkları yönünden incelenmesi
Diş çekimi sonrası iyileşme bozukluklarının önlenmesinde, antifibrinolitik etkili epsilon amino kaproik asid´in klinik ve deneysel olarak uygulanması
Üç farklı retrograd dolgu materyalinin mikrosızıntı değerlendirilmesi
Değişik sodyum perborat ve sodyum perkarbonat materyallerinin yapay olarak boyanmış devital dişlerin beyazlatılmasındaki etkilerinin değerlendirilmesi
ÖZET Doğal diş estetiğinin hastaya yeniden kazandırılması, dişhekimliğinin en önemli amaçlarından biridir. Günümüzde uygulanan konservatif tekniklerle; estetik sorunlara neden olan diş renklenmelerini gidermenin yanı sıra, diş ve dişeti sağlığı da korunmaya çalışılmaktadır. Restoratif dişhekimliğinin bu amaca yönelik çalışmaları sonucunda, değişik beyazlatma teknik ve materyalleri geliştirilmiştir. Bu araştırma; değişik sodyum perborat ve sodyum perkarbonat materyallerinin, yapay olarak boyanmış devital dişlerin beyazlatılmasındaki etldnliWerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmamız, periodontal ve ortodontik amaçlarla çekimi yapılan 60 adet çürüksüz ve restorasyonsuz anterior diş üzerinde gerçekleştirildi. Kökleri minesement sınırının 3mm. altından kesilerek uzaklaştırılan dişlerin, standart lingual giriş kaviteleri hazırlandı. Tüm dişlerin kanalları gates glidden frezleri kullanılarak genişletildi ve doğal renkleri dental kolorimetre cihazı ile tespit edildi. İnsan hemoglobini dolu test tüplerine yerleştirilen dişler, üç gün boyunca santrifüje edildi. Renklendirilmiş dişlerin başlangıç L* değerleri belirlendikten sonra, her grupta farklı bir beyazlatma materyali kullanılmak üzere, 1 5 ' erli dört eşit gruba rastgele ayrıldı. Birinci gruba Sodyum perborat + %35'lik H2O2, ikinci gruba Sodyum perborat + %3'lük H2O2, üçüncü gruba Sodyum perkarbonat + %35'lik H2O2 ve dördüncü gruba Sodyum perkarbonat + %3'lük H2O2 materyalleri, üretici firmaların önerileri doğrultusunda yerleştirildi. Tüm dişlerin 3, 7 ve 11. günlerdeki L* parlaklık değerleri CIELAB renk analiz sistemine göre kaydedildi. Ölçümler sonucu elde edilen veriler, istatistiksel olarak Tek Yönlü Varyans Analizi ve Tukey HSD testi kullanılarak değerlendirildi. Kullanılan dört farklı tip materyal arasında; birinci grup en yüksek beyazlatma etkinliğine sahip karışım olurken, onu sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü grupta yer alan karışımlar izlemiştir. Anahtar Kelimeler: Beyazlatma etkinliği, devital beyazlatma, sodyum perborat, sodyum perkarbonat.
Enfekte kök kanallarından izole edilen mikroorganizmalar üzerinde farklı yıkama solüsyonlarının antibakteriyel etkinliği
Pulpa ve periapikal doku hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri olan mikroorganizmaların elimine edilmesinde, biyomekanik preparasyonun yanında kimyasal dezenfeksiyondan da yararlanılması gerekmektedir. Periapikal dokuların sağlıklı yapılarına kavuşabilmesi için, endodontik tedavi sırasında yıkama işlemlerinin uygulanmasına da ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla kullanılacak yıkama solüsyonlarının, inorganik dokuları çözme özelliğine sahip olması yanında periapikal dokulara karşı toksik olmaması da gerekmektedir. Bu araştırma, dört farklı yıkama solüsyonunun, enfekte kök kanallarından izole edilen mikroorganizmalar üzerindeki antibakteriyel etkinliklerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmamız, pulpal ve periapikal rahatsızlık tanısı konulmuş 80 adet enfekte, kesici ve premolar diş üzerinde gerçekleştirildi. Standart endodontik giriş kaviteleri hazırlandıktan sonra 20 nolu kanal eğesi yardımıyla tüm dişlerin apekslerine kadar ilerlendi. Steril kağıt koniler ile kök kanallarından alman bakteri kültürleri deney tüpleri içerisinde 37°C'de 72 saat süreyle inkübe edildi. Ekimi yapılan bakteriler içerisinde en çok üreyen aerob ve anaerob mikroorganizmalardan toplam 5 tanesinin çalışmaya katılmasına karar verildi. Hastalar, her grupta 20 birey olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Tüm dişlerin kanalları step-back tekniğiyle, 55 no'lu eğeye kadar genişletildi. Birinci grupta %5'lik Sodyum Hipoklorit, ikinci grupta %2'lik Klorheksidin Glukonat, üçüncü grupta Kalsiyum Hidroksit + Distile su karışımı ve dördüncü grupta %3'lük Hidrojen Peroksit olmak üzere dört farklı kök kanal yıkama solüsyonuyla yıkama yapıldı ve geçici olarak kapatıldı. Aynı işlemlerin tekrarlandığı 3 ve 6. günlerde, yine kağıt koniler yardımıyla alman örnekler mikrobiyolojik olarak incelendi. Elde edilen veriler hangi tip solüsyonun antibakteriyel etkinliğinin daha fazla olduğunu belirlemek üzere, istatiksel olarak Chi-square testi kullanılarak değerlendirildi. Kullanılan dört farklı yıkama solüsyonu arasında; klorheksidin en yüksek antibakteriyel etkinliğine sahip materyal olurken, onu sırasıyla sodyum hipoklorit, kalsiyum hidroksit ve hidrojen peroksit izlemiştir. Bununla birlikte, E.faecalis dışındaki tüm mikroorganizmalar üzerinde ilk üç grup arasında elde edilen fark, istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). E.faecalis üzerinde ise ilk iki grup arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0.05). Anahtar Kelimeler: irrigasyon solüsyonu, antibakteriyel etki, enfekte kök kanalı
Güta-perka-kor-aracılı ultrasonik aktivasyonun kalsiyum-silikat ve rezin-bazlı patların bağlanma dayanımı ve dentintübül penetrasyonuna etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, güta-perka kon aracılı ultrasonik aktivasyonun yeni geliştirilmiş kalsiyum silikat esaslı ve rezin esaslı kök-kanal dolgu patının tek kon tekniğiyle doldurmada dentin tübül penetrasyonu ve bağlanma dayanımının incelenmesidir. Çalışmada 160 adet tek köklü insan alt premolar dişi kullanıldı. Dişlerin boyları 14mm olacak şekilde kronları kesilip dişler standart hale getirildi. Kemomekanik preparasyon %2,5 NaOCl ile ve Mtwo 40/.04 döner eğe sistemi ile yapıldı. Son yıkama işlemi için %2,5 NaOCl ve %17 EDTA kullanılıp solüsyon etkinliğini sonlandırmak için kanallar distile su ile yıkandı. Daha sonra örnekler uygulanacak teste göre rastgele önce 2 ana gruba daha sonra kullanılan patın çeşidine ve dolum tekniğine göre 4 alt gruba (n=20) ayrıldı. A grubundaki örnekler için hazırlanan kök kanal dolgu patları üretici talimatlarına göre karıştırıldı. B grubu örneklerinde ise konfokal mikroskop incelemesi için hazırlanan kök kanal dolgu patlarına %0,1 Rhodamin B boyası eklendi. Grup A1: Silikat esaslı pat Grup A2: Silikat esaslı pat / UA Grup A3: Rezin esaslı pat Grup A4: Rezin esaslı pat / UA Grup B1: Silikat esaslı pat Grup B2: Silikat esaslı pat / UA Grup B3: Rezin esaslı pat Grup B4: Rezin esaslı pat / UA Obturasyon sonrası tüm örnekler apeksten 3, 7 ve 11 mmlerden horizontal olarak kesildi. Grup A push-out testi için universal test cihazına bağlandır. Kuvveti dolgu materyallerine dikey olarak uygulamak için sırasıyla apikal, orta ve koronal bölüme karşılık gelen 3 farklı çapta (0.5-0.6-0.8) paslanmaz çelik pistonlar kullanıldı. Kanal dolum materyalinin yerinden çıkmasının meydana geldiği Newton'da (F-max) maksimum kuvvet kaydedilip her bir örnek megapaskal (MPa) cinsinden itme bağ gücü hesaplandı. Daha sonra örneklerde oluşan hatalar 40x büyütme altında incelendi. Grup B için örneklera cam slaytlara monte edilip konfokal lazer tarama mikroskobu ile 10x'te 560-600 nm dalga boyunda fotoğraflandırıldı. Kanalın tamamı tek bir görüntüde incelenemediğinde, kısmi görüntüler çekilip ardından Photoshop kullanılarak tek bir görüntü olarak birleştirildi. Toplam dentin tübül penetrasyon alanını ölçmek için dijital görüntüler ImageJ programına aktarıldıktan sonra dentin tübül penetrasyon alanı, mikrometre (mm) olarak ölçülmüş ve istatistiksel analiz için milimetre kareye (mm2) çevrildi. Elde edilen verilere göre Ah Plus ile NeoMTA Pus arasında ultrasonik aktivasyon dahil ve hariç tutulduğunda bağlanma dayanımı açısından fark görülmedi. Ah plus patı kullanılan durumda apikaldeki bağlanma dayanımı düşüklüğü dışında ultrasonik aktivasyonun bağlanma dayanımına etkisi görülmedi. İncelenen hata modlarında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi. Uygulanan ultrasonik aktivasyon NeoMTA Plus patının penetrasyon alanını ve penetrasyon derinliğini arttırırken Ah Plus kök kanal dolgu patınınkini azaltmıştır.
Kök kanal tedavisinin yenilenmesinde başarıyı etkileyen faktörlerin retrospektif olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, primer kök kanal tedavisi başarısızlığına sebep olabilecek faktörleri değerlendirmek ve kök kanal tedavisi yenilenmesinin (retreatment) başarısında etkili olabileceği düşünülen prognostik faktörlerlerin, dişin sağ kalımı ve tam iyileşmesi açısından tedavi başarısına etkilerini değerlendirmektir. Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Kliniği'ne Nisan 2013-Ocak 2021 tarihleri arasında başvuran ve tek bir endodontist tarafından kök kanal tedavisi yenilenen 423 hastanın 541 kök kanal tedavili dişinin başlangıç radyografları ve uygulamadan en az 6 ay sonra yapılan klinik ve radyografik değerlendirme sonuçları retrospektif olarak incelendi. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 181 hasta 240 diş (%64,1 (116) kadın, %35,9 (65) erkek, ortalama yaş 43±13 yıl) çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen dişlerin başlangıç ve takip randevularındaki periapikal durumları ve klinik bulguları araştırıldı. Periapikal durumun değerlendirmesi, Periapikal İndeks (PAİ) skorlama sistemine göre iki bağımsız araştırmacı tarafından yapıldı. Retreatment uygulanan dişlerin %92,1'inde tam iyileşme gözlenirken, %6,3'ünde iyileşmenin devam ettiği, %1,7'sinde ise iyileşme gözlenmediği bulunmuştur. Retreatment uygulanan dişlerde değerlendirilen; cinsiyet, sistemik hastalık varlığı, diş tipi, kanal sayısı, preoperatif semptom varlığı, önceki tedavide tespit edilmemiş kanal varlığı, preparasyon tekniği, seans sayısı, postoperatif restorasyon türü, yaş faktörlerinin tam iyileşme üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır (p>0,05). Primer kök kanal tedavisi sonrası uygulanan restorasyon türüne göre tam iyileşme oranları karşılaştırıldığında, primer kanal tedavisi sonrası kompozit restorasyon yapılan dişlerde, retreatment uygulaması sonrası başarı yüzdesi (%14,8) diğerlerine göre anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0,05). Önceki kanal dolgusunun kalitesi ile retreatment uygulaması sonrası tam iyileşme durumu arasındaki ilişki incelendiğinde, kanal dolgusu taşkın olan 5 dişin 3 (%60)'ünde tam iyileşme sağlanamadığı ve bu grupta tam iyileşme yüzdesinin diğer gruplardakinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Retreatment uygulanan dişlerde preoperatif lezyon varlığı ve boyutu ile tam iyileşme arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). PAİ 3 olanlarda tam iyileşme yüzdesi %96,3, PAİ 4 olanlarda %80,6 ve PAİ 5 olanlarda %66,7 olarak tespit edilmiştir. Dişlerin %92,1'inde tam iyileşme gözlenirken, %6,3'ünde iyileşmenin devam ettiği, %1,7'sinde ise iyileşme gözlenmediği bulunmuştur. Retreatment uygulaması sonrası sağkalım oranı %98,4 bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma; retreatment uygulamasının başarısının primer tedavideki taşkın kanal dolgusundan, periapikal lezyon varlığı ve boyutundan ve preoperatif restorasyon tipinden etkilenebileceğini göstermektedir.
Farklı kurulama protokollerinin kalsiyum silikat ve epoksi rezin esaslı kök kanal patlarının tekrarlayan kök kanal tedavilerinde dentine bağlanma dayanımı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Kanal tedavisi kök kanal sisteminin temizlenmesi, şekillendirilmesi ve doldurulmasıdır. Bu tedavi için günümüzde guta-perka ve kök kanal dolgu patları birlikte kullanılmaktadır. Kök kanallarının doldurulması sonrası kök kanal sistemi bakterilerin giriş ve çıkışına engel olacak şekilde kapatılmış olur. Kök kanalının irrigasyonu sonrasında üç boyutlu olarak tüm anatomik düzensizliklerinin doldurulması kanal tedavisinin başarısı açısından çok önemlidir. Kök kanal dolgusu yeterli düzeyde yapılamaz ise tedavinin başarı şansı düşer. Bu amaçla guta-perka adlı kök kanal dolgu materyali, farklı içeriklere sahip çeşitli kök kanal dolgu patlarıyla kombine olarak kullanılmaktadır. Epoksi rezin esaslı bir kök kanal patı olan AH Plus, antibakteriyel etkisi, üstün fiziksel özellikleri ve kök dentinine bağlanma gücünün yüksekliği nedeniyle altın standart olarak kabul edilmektedir. Kalsiyum silikat esaslı simanlar ise biyouyumlulukları, toksisite göstermemeleri, boyutsal stabiliteleri ve biyolojik ortamda bozulmamaları nedeniyle perforasyon tamirinde, endodontik cerrahide, pulpa kuafajında ve rejeneratif endodontide kullanılmaktadır. Bu simanların üstün fiziksel ve biyolojik özelliklerinden yola çıkılarak yeni tür kalsiyum silikat esaslı patlar geliştirilmiştir. Geliştirilen bu patlar üstün fiziksel özellik, yeterli biyouyumluluk, yüksek bağlanma dayanımı, minimal renk değişimi ve üstün sızdırmazlık göstermiştir. AH Plus Biyoseramik bu özelliklere sahip olan yeni geliştirilen patlardan biridir. İrrigasyon sonrası kök kanalını doluma hazırlayabilmek için kurulamak gereklidir ve kök kanalını kurutmak için çeşitli protokoller geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı kök kanal tedavisi sırasında irrigasyon solüsyonlarının kullanımını takiben kanalları kurulamak için uygulanan protokollerinin, kalsiyum silikat ve epoksi rezin esaslı kök kanal patlarının tekrarlayan kök kanal tedavilerinde dentine bağlanma dayanımı üzerine etkilerini araştırmaktır. Sıfır hipotezi, farklı kurulama protokollerinin, istatistiksel olarak iki patın tekrarlayan kök kanal tedavilerinde dentine bağlanma dayanımı üzerine etkisinin olmamasıdır.
Rezin esaslı yeni bir kanal dolgu sisteminin apikal sızdırmazlığının ve biyolojik uyumluluğunun incelenmesi
ÖZETAraştırmamızın amacı, rezin esaslı yeni bir kök kanal dolgu materyali olan Epiphany-Resilon sisteminin biyolojik uyumluluğunun incelenmesi ve AH Plus, guta perka,Epiphany ve Resilon materyallerinin farklı kombinasyonlarının apikal sızdırmazlıkyönünden değerlendirilmesidir. Biyolojik uyumluluk çalışmasında 36 adet, 9 aylık ve200-220 gr ağırlığında olan Wistar Albino cinsi rat kullanıldı. Anestezi sonrası ratlarınsırtlarında dört adet subkütanöz cep hazırlandıktan sonra, her bir materyal (Resilon,guta perka, teflon tüp içerisine yerleştirilmiş Epiphany, boş teflon tüp) belirli bir cepiçerisine implante edildi. Boş olan teflon tüpleri ve guta perka konlar kontrol grubuolarak kullanıldı. İmplantlar 1, 4 ve 8 haftalık süreler sonrası, etraflarında bulunandokularla birlikte çıkarıldı. Histopatolojik değerlendirme sonucunda doku reaksiyonlarıderecelendirildi. İncelenen her zaman aralığındaki implant materyalleri arasında,doku reaksiyonu açısından bir farkın olmadığı belirlendi (p>0.05). Dördüncü haftadanitibaren doku reaksiyonu şiddetinin oldukça hafiflediği, 8 haftalık dönemde azalmayadevam ettiği gözlendi. Test edilen materyallerin tümü biyolojik uyumluluk yönündenyeterli bulundu. Araştırmada apikal sızıntının incelenmesi için 70 adet tek köklü diş,ProTaper dönen aletler ile crown-down tekniği ile prepare edildi. Örnekler rastgeleolarak 4 adet çalışma grubuna (15'er diş) ve 2 adet kontrol grubuna (5'er diş) olmaküzere toplam 6 gruba bölündü ve şu şekilde dolduruldu: Grup 1, AH Plus + gutaperka; Grup 2, AH Plus + Resilon; Grup 3, Epiphany + Resilon; Grup 4, Epiphany +guta perka. Tüm dişler 1 hafta süreyle nemli gazlı bez içerisinde kapalı kaplardamuhafaza edildi. Bir hafta sonra 10 ± 0,05 mm boyutunda hazırlanmış örneklerbilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazına bağlanarak apikal sızıntıları incelendi. ANOVA testiile gruplar arasında istatistiksel olarak farkların olduğu tespit edildi. Tukey HSD testmetodu kullanılarak, Group 4 (Epiphany + gutta-percha)'ün apikal sızıntı değerininistatistiksel olarak Group 2 (AH Plus + Resilon)'den daha düşük olduğu tespit edildi(p<0.05). Group 3 (Epiphany + Resilon) ile diğer çalışma grupları arasındaistatistiksel bir fark görülmedi (p>0.05).Anahtar kelimeler: AH Plus, apikal mikrosızıntı, biyolojik uyumluluk, Epiphany,Resilon.
Gömülü dişi olan hastalarda üçüncü molar gömülü kalma paterninin radyomorfometrik değerlendirilmesi
Amaç: Bu retrospektif çalışmanın birincil amacı gömülü dişi olan hastalarda üçüncü molar gömülü kalma paterninin radyomorfometrik olarak incelenmesidir. İkincil amacı ise gömülü dişi olan hastalarda üçüncü molarların gömülü kalma pozisyonları ile gonial açı ve insizal açı arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Yöntem: Ocak 2020-Nisan 2024 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Ana Bilim Dalı'nda gömülü dişleri değerlendirmek için alınmış KIBT görüntüsü olan 120 hastanın gömülü üçüncü molar dişleri incelenmiştir. Üçüncü molarların Pell & Gregory ve Winter sınıflamasına göre gömülülük paternleri kaydedilmiştir. Gonial açı KIBT'den elde edilmiş panoramik rekonstrüksiyon görüntüleri üzerinde ölçülmüştür. İnsizal açı ölçümü KIBT'nin sagittal kesit görüntülerinin incelenmesi sonucu belirlenen en uygun kesit görüntüler üzerinde gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analiz verileri IBM SPSS Statistics 25 (© Copyright SPSS Inc. 1989), 2017 yazılımı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Gömülü dişi olan hastalarda gömülü üçüncü molar dişlerden 18 (p=0,036), 38 (p= 0,001) ve 48 (p=0,011) numaralı dişler anlamlı şekilde farklı görülme sıklığına sahip bulunmuştur. Üçüncü molar diş hariç en az bir gömülü dişi olan hastalarla sadece gömülü üçüncü molar dişi olan hastaların Pell & Gregory-Winter sınıflamaları, Gonial-insizal açı değerleri karşılaştırıldığında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç: Bu araştırma gömülü dişi olan hastalarda gömülü üçüncü molar dişlerin anlamlı şekilde az sıklıkta bulunduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular, gömülü dişlerin varlığı ile üçüncü molar dişlerin gömülü kalma olasılığı arasında ters bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, üçüncü molar dişlerin gömülülük paternleri ve bunları etkileyen faktörlerin tahmin edilmesinde yol gösterici olabileceği gibi mandibular morfometri açısından da önemli bir rehber olmaktadır. Anahtar Kelimeler: gonial açı, gömülü diş, gömülülük paterni, insizal açı, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi
Farklı ofis tipi beyazlatma yöntemlerinin etkinlikleri ve mine dokusu üzerinde oluşturdukları değişikliklerin incelenmesi
Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı 5 farklı ofis tipi beyazlatma yönteminin beyazlatma etkiliği ile beyazlatma sonrası mine morfolojisinde meydana gelen değişikliklerin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 75 adet insan molar dişi kullanıldı. Dişler meziodistal yönde ikiye bölünerek toplamda 150 adet mine örneği elde edildi. Elde edilen örnekler beyazlatma etkinliği, yüzey pürüzlülüğü ve mine yüzey sertliği değerlendirilecek şekilde 3 ana gruba ayrıldı ve her grup 50 örnekten oluşturuldu. Ardından her ana grup, 5 farklı beyazlatma yöntemini içeren 5 ayrı alt gruba (n=10) ayrıldı. Beyazlatma uygulaması öncesi spektrofotometreyle renk ölçümü, profilometreyle yüzey pürüzlülüğü, Vicker's test cihazı ile mikrosertlik ölçümü yapıldı. Daha sonra oluşturulan 5 alt gruba farklı beyazlatma prosedürleri şu şekilde uygulandı; Grup I: yanlızca %40'lık Hidrojenperoksit ile beyazlatma uygulandı (20 dk). Grup II: %40'lık Hidrojenperoksit artı LED ışık kaynağı ile aktivasyon işlemi uygulandı (20 dk). Grup III: %40'lık Hidrojenperoksit artı Diyot lazer ile aktivasyon işlemi uygulandı (7W-940 nm diyot lazerle toplamda 20 dakikada 2 dakika). Grup IV: Ozon gazı ile beyazlatma uygulandı (20 dakika). Grup V: %40'lık Hidrojenperoksit ile ozon gazı kombine bir şekilde uygulandı (20 dakika H2O2 ve 2 dk boyunca ozon gazı). Ardından beyazlatma sonrası ölçümler aynı koşullar altında yapıldı. Deneyler sonucunda elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmesi SPSS 25.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Normallik gösteren verilerin kıyaslanmasında One-Way ANOVA, normal dağılım göstermeyen bağımsız grupların kıyaslamasında ise Kruskal wallis H testi kullanıldı. Gruplar arası çoklu kıyaslamalarda Post-hoc Tukey ve H testleri tercih edildi. Bulgular: Yapılan istatiksel değerlendirme sonucunda tüm gruplarda anlamlı düzeyde beyazlatma gerçekleştiği tespit edildi (p<0.05). Ancak gruplar arasında beyazlatma etkinliği arasında anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Ortalama değerlere bakıldığında ise en düşük etkinlik grup 3'te en yüksek etkinlik ise grup 1'de tespit edildi. Beyazlatma sonrası bütün gruplarda Vickers sertlik değeri ve yüzey pürüzlülüğü anlamlı bir biçimde azaldı (p˂0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise sertlik ve pürüzlülük düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmadı (p˃0.05). Sonuç: Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar ışığında ozonun hidrojen peroksite alternatif bir beyazlatma ajanı olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Ayrıca ışıkla aktivasyonun beyazlatma etkinliğini arttırmak için kullanımının şart olmadığı anlaşıldı. Son olarak ofis tipi beyazlatma yöntemleri sonrasında mine yüzey morfolojisinin etkilenebileceği bu sebeple beyazlatma öncesi ve sonrası çeşitli önlemlerin alınması gerektiği kanaatindeyiz.
Farklı hassasiyet giderici ajanların demineralizasyona karşı stabilitesinin mikro bilgisayarlı tomografi kullanılarak değerlendirilmesi
Amaç: Bu deneysel çalışmanın amacı; farklı remineralize edici mekanizmalara sahip olan hassasiyet giderici ajanların dentin tübüllerini tıkamadaki etkinliklerini, asit maruziyeti karşısındaki stabilitelerini kıyaslamalı olarak değerlendirmek için, mikro-BT kullanarak incelemektir. Materyal ve metot: Bu çalışmada 40 adet çürüksüz insan daimi molar dişleri kullanıldı. Hassas kesme cihazı ile kole bölgesinden 40 adet dentin bloğu elde edildi. Diskler Enamelast, Nupro Sensodyne Paste, Tooth Mousse, Colgate Sensitive Pro-Relief Desensitizing Paste olmak üzere rasgele 4 gruba ayrıldı. Her bir grup sırasıyla hiçbir işlem yapılmadan, hassasiyet giderici ajan uygulandıktan sonra ve demineralize edici ajanda bekletildikten sonra olmak üzere 3 defa mikro-BT'de tarandı. Ayrıca her gruptan bir örnek SEM ile görüntülendi. Bulgular: İstatistiksel analiz hassasiyet giderici ajan uygulandıktan sonra Nupro ile Colgate grupları arasında mineral yoğunluk değişimi olduğunu gösterdi (p=0.042). Diğer gruplar arasında mineral yoğunluk düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Mineral yoğunluğu en fazla artan grup Colgate olmuş, bunu sırasıyla Enamelast, Toothmouse ve son olarak Nupro grupları izlemiştir. Demineralizasyon sonrası mineral yoğunluk değişimlerinde Toothmouse ile Colgate grupları arasında (p=0.002) ve Enamelast ile Colgate grupları arasında (p<0.001) anlamlı bir fark saptandı. Diğer gruplar arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmadı. Mineral yoğunluk değişim en fazla Enamelast grubunda olmuş bunu sırasıyla Tooth Mousse, Nupro ve Colgate grupları izlemiştir. Sonuçlar: Çalışmada kullanılan tüm örneklerde hassasiyet giderici ajanlar uygulandıktan sonra mineral yoğunluk değerleri artış göstermesine rağmen demineralizasyona karşı yeterli direnci gösterememiştir. Mineral yoğunluğundaki en fazla artış ve demineralizasyona karşı en fazla direnç Colgate grubunda olmuştur.
Kollajen ve bioaggregate' den oluşan yapı iskelesinin perfore diş pulpası üzerindeki etkisinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Diş pulpasının çeşitli nedenlerle açıldığı durumlarda pulpanın korunarak dişin canlılığının devam ettirilebilmesi için biyouyumlu materyallerle pulpadaki açıklığın örtülmesi gerekmektedir. Diş hekimliğinde doku mühendisliği, kaybedilmiş diş dokularının ve hatta kaybedilmiş bir dişin tekrar oluşturabilmesini sağlayacak materyaller ve teknikler üzerine yoğunlaşmıştır. Bizde bu çalışmada, Kollajen ve BioAggregate materyallerinden oluşturulmuş süngerimsi yapı iskelesinin perfore edilen koyun dişlerinde direkt kuafaj materyali olarak kullanılmasının dördüncü ve sekizinci haftalar arasındaki doğal diş dokusu oluşumuna etkisini histolojik incelemelerle değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda deney hayvanı olarak 4 adet koyun kullanıldı. Kollajen ve BioAggragate materyallerinin karıştırılarak liyofilizasyon işlemi ile gözenekli hale getirildiği yapı iskeleleri laboratuvar ortamında oluşturuldu. Yapı iskeleleri oluşturulduktan sonra por büyüklüğü ve yoğunluğunu belirleyebilmek için civa porozimetresi testi ve SEM görüntülemesi ile karakterizasyonları yapıldı. Daha sonra koyunların mandibular kesici dişlerinden ikisinde oluşturulan perforasyon alanlarına bu yapı iskeleleri yerleştirildi. 4 ve 8 hafta sonra koyunlar dekapite edilerek dişler çenelerden çıkarılıp histolojik kesitler hazırlandı ve ışık mikroskobu altında perforasyon alnındaki doku oluşumu gözlendi. CellSens Standard Software programı vasıtasıyla kesitlerin görüntülemesi ve oluşan dentin miktarının ölçümü yapıldı. Oluşan dentin köprüsü miktarının haftalar arasında istatistiksel olarak karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan civa porozimetresi testi ve SEM görüntülemelerinde, oluşturulan yapı iskelelerinin hücrelerin yerleşerek doku oluşturabilmesi için yeterli yoğunlukta ve büyüklükte gözeneklere sahip olduğu saptanmıştır. Diş kesitlerinin histolojik incelemelerinde de 4. hafta sonunda gözenekli yapıda, perforasyon alanını tamamen örten osteodentin karakterinde tamir doku oluşumu gözlenmiştir. 8. hafta sonundaki örneklerde de 4. haftaya göre daha kompakt yapıda, doku ile bütünlük sağlamış, tübüler bir yapı kazanmış osteodentin karakterinde tamir dokusu gözlenmiştir. 8. haftadaki bazı örneklerde tamir dokunun perforasyon alanının dışına yapı iskelesi içine doğru geliştiği de gözlenmiştir. Oluşan tamir dentin kalınlığının miktarında 4. hafta ve 8. hafta arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. (p>0.05). Sonuç: Diş pulpasının açığa çıktığı durumlarda pulpa dokusu ile uyumlu materyallerden oluşturulmuş gözenekli yapı iskeleleri ile diş pulpasının örtülmesi, doğal diş dokusu oluşturarak diş pulpasının canlılığını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi için kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Yapı İskelesi, Kollajen, BioAggregate, Direkt Pulpa Kuafajı
Pulpa kuafaj materyallerinin diş pulpası kökenli mezenkimal kök hücreler üzerindeki etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, pulpa kuafajında kullanılan kuafaj materyallerinin diş pulpası mezenkimal kök hücreleri (DP-MKH) üzerindeki etkilerinin, sitotoksik ve odontojenik farklılaştırma yönünden incelenmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışmada güncel kuafaj materyalleri olan Biodentine, MM-MTA, BioAggregate ve TheraCal'in sitotoksik etkilerini belirlemek amacıyla DP-MKH üzerinde WST-1 testi gerçekleştirilmiştir. Odontojenik farklılaştırma deneyi için ise, DP-MKH' ler ve kuafaj materyallerinden oluşturulan diskler (5x2 mm) odontojenik indüksiyon besi yerinde ortak kültüre edilerek, odontojenik farklılaştırmanın bir belirteci olan Alkalen fosfataz (ALP) aktivite testi yapılmıştır. Bulgular: WST-1 testi sonuçlarına göre, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kuafaj materyallerinin tümünde sitotoksik etki gözlemlenmiştir. TheraCal diğer kuafaj materyallerinden daha fazla sitotoksik etki göstermiştir. Materyaller arasında en yüksek odontojenik farklılaştırma potansiyeli TheraCal grubunda gözlemlenmiştir. Biodentine ve MM-MTA ise kontrol grubu ile karşılaştırıldığında düşük ALP aktivitesi göstermiştir. Sonuç: Yeni geliştirilen pulpa kuafaj materyalleri, yeni doku oluşumunu uyarmada üstün özelliklere sahip olsalar bile sitotoksisite yönünden dikkatli olunmalı ve ilave çalışmalar yapılmalıdır.
Yeni nesil bulk fill kompozitlerin sitotoksisitelerinin ve fiziksel özelliklerinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı yeni nesil bulk fill kompozit rezinlerin polimerizasyon büzülmelerini, yüzey özelliklerini, sitotoksisitelerini ve ısı iletim özelliklerini araştırmak ve karşılaştırmalı olarak incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma deneysel bir araştırma olup, bu çalışmada SDR, Tetric Evo Ceram Bulk Fill (TEC), X-trafil (XTF), Sonic Fill (SF), Filtek Bulk Fill (FBF) isimli beş farklı bulk fill kompozit rezin kullanıldı. Bu kompozit rezinlerin polimerizasyon büzülmeleri μCT cihazı ile ölçüldü. Bu amaçla her bir grup için 5 adet olmak üzere 5 mm çapında 4 mm yüksekliğinde silindirik kalıplara bulk fill kompozit rezinler yerleştirildi ve μCT cihazı ile tarandı. İlk taramaları bittikten sonra örnekler LED ışık cihazı ile 20 sn boyunca polimerize edildi ve tekrar tarandı. Görüntülerin μCT analizi yapılarak polimerizasyon sonrası büzülmeler hesaplandı. Kompozit rezinlerin yüzey özelliklerinin araştırılması amacıyla atomik kuvvet mikroskobu (AKM) kullanıldı. Bulk fill kompozit rezinler alt ve üst yüzeyleri açık 5 mm çapında 4 mm yüksekliğindeki kalıplara yerleştirildi ve her bir grup için toplam 5 adet örnek hazırlandı. Örneklerin alt ve üst yüzeylerinin sırasıyla pürüzlülük ve nano sertlik ölçümleri AKM ile yapıldı. Bulk fill kompozit rezinlerin sitotoksisitelerinin araştırılması amacıyla diş pulpası kök hücreleri (DPKH) kullanıldı. Her bir gruptan 5 adet olmak üzere 5 mm çapında 4 mm yüksekliğinde kompozit rezin diskler elde edildi ve WST-1 testi ile bu kompozit rezinlerin 1, 7, 14 ve 21. günlerdeki sitotoksisiteleri araştırıldı. Isı iletkenlik ölçümleri için her bir gruptan 5 adet olmak üzere 5 mm çapında 4 mm yüksekliğinde kompozit rezin diskleri elde edildi ve 0 ° C ve 70 ° C' lerdeki ısı iletim özellikleri Physical Properties Measurement System (PPMS) cihazı kullanılarak ölçüldü. Bulgular: Gruplar arasında polimerizasyon büzülmesi değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05). Grupların üst yüzey nano sertlik değerleri TEC grubunda SF, SDR, FBF ve XTF grubuna göre anlamlı derecede daha yüksektir (p<0.05). Grupların ortalama alt yüzey ve üst yüzeyleri arası nano sertlik değerleri karşılaştırıldıklarında XTF grubunda alt yüzeylerin nano sertlik değerleri anlamlı derecede daha azdır (p<0.05). Diğer gruplarda anlamlı bir farklılık yoktur. Çalışmada kullanılan bulk fill kompozitlerde üst yüzey pürüzlülük değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemektedir (p>0.05). Grupların üst yüzey ve alt yüzey pürüzlülük değerleri karşılaştırıldıklarında SDR grubunda alt yüzeylerin değerleri anlamlı derecede daha fazla bulunurken (p<0.05), diğer gruplarda anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05). WST-1 deneyinin sonuçlarına göre; 21. günde canlı hücre sayıları kontrol grubuyla kıyaslandığında tüm gruplarda daha azdır. Isı iletkenlik ölçümlerinin sonuçlarına göre grupların 0º C ve 70º C' lerdeki ısı iletkenlikleri XTF ve SF gruplarında FBF, SDR ve TEC gruplarına göre anlamlı derecede daha yüksektir. Sonuçlar: Bu sonuçlar doğrultusunda bulk fill kompozit rezinlerin uygulama kolaylığı sağlaması açısından avantajları bulunsa da polimerizasyon büzülmesi ve sitotoksisite açısından bazı dezavantajları bulunabilir.
Farklı kanal şekillendirme aletleri ve kanal yıkama solüsyonlarının smear tabakası üzerine etkisinin incelenmesi: SEM çalışması
Ill ÖZET Çalışmamızda 3 farklı kök kanalı şekillendirme aleti ve 4 farklı yıkama solüsyonu kullanılarak bunların kök kanallarının koronal-orta ve apikal bölgelerde smear tabakasını ne kadar uzaklaştırabildiği incelenmiştir. Kanal şekillendirme aletleri olarak el aleti (Hedström eğe), Giromatik ve Hero 642 sistemi kullanılmıştır. Solüsyon olarak, sodyum hiporlorit (NaOCİ), Etilendiamine Tetra Asetik Asit (EDTA), EDTA+NaOCl kombinasyonu ve serum fizyolojik kullanılmıştır. Çalışmamızda 64 adet ön grup diş kullanılmış, bunların kuron kısımları uzaklaştırıldıktan sonra rastgele 16 dişten oluşan 4 gruba ayrılmıştır. El aleti, Giromatik ve Hero 642 sistemiyle şekillendirilmiştir. 4. grup kontrol grubu olarak kullanılmış, şekillendirme işlemi yapılmamıştır. Her gruptaki dişler irrigasyon için 4 'erli 4 alt gruba ayrılmış ve irrifasyon işlemi yapılmıştır. Serum fizyolojikle yıkanan kanallar kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Dişlere mesio-distal yönde oluklar açılarak sıvı azotta bekletilmiş ve ikiye ayrılmıştır. 200 °A kalınlığında altınla kaplanarak scanning elektron mikroskobik (SEM) 'de incelenmiştir. Testler sonucunda aletler arasında en iyi temizleme Hero 642 sisteminde, solüsyonlar arasında EDTA+NaOCl kombinasyonunda ve bölgeler arasında koronal bölgede elde edilmiştir. Şekillendirme işlemi yapılmayan kontrol grubunda smear tabakasının varlığı görülmemiştir.IV Testlerimiz sonucunda en iyi temizlemenin El aleti/NaOCİ/Koronal, Giromatik/NaOCİ/Koronal ve Hero 642/EDTA+NaOCl/Orta kombinasyonlarında olduğu görülmüştür.