
6
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bir başka polislik: Toplum destekli polislik
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmanın konusunu devletin şiddetle doğrudan ilişkili kesimini oluşturan polisin; anlaşılabilir ancak varlık sebebine tümüyle ters düşer şekilde toplumla karşılıklı olarak birbirlerini ötekileştirme sorununa çare olabileceğine inanılan "toplum destekli polislik" felsefesi oluşturmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde devletin ortaya çıkışında "güvenlik olgusu"nun rolü, devletin meşru şiddet tekeli haline gelmesi ve bu tekeli kullanmak üzere kurumsallaşmış polis kurumunu yaratma süreci incelenmiştir. İkinci bölümde tarihi süreçte polislik pratiklerinin görünümü, 19. yüzyıl ürünü olan modern kurumsal polisliğin ortaya çıkışı, dinamik ilişkiler ağının devletleri modern polislikte yeni açılımlara zorlamasıyla yaşanan gelişmeler üzerinde durulmuştur. Bu yeni açılımlardan birini çalışmanın konusu olan toplum destekli polislik oluşturmaktadır. Üçüncü bölümde polisin sahip olduğu ayrıcalıklı yetkilerin bireylerin temel hak ve özgürlükleri üzerindeki etkisinin incelenmesini takiben dördüncü bölümde toplum destekli polislik modelinin kavramsal çerçevesi, unsurları ve insan haklarının korunmasına sunacağı katkılar irdelenmiştir. Son bölümde ise bu modelin Türkiye modelinin oluşturulması süreci ve bu kapsamda yürütülen faaliyetler değerlendirilmiştir. Çalışma ile ülkemizde henüz içselleştirilememişken işlevsiz hale getirilen toplum destekli polislik modeline duyulan ihtiyacı gerçekçi bir şekilde ortaya koymak ve bu modelin uygulamasından neden vazgeçilmemesi gerektiğini göstermek amaçlanmıştır.
Birleşmiş Milletler sistemi bağlamında işkence ve kötü muamelenin önlenmesinde ulusal önleme mekanizmalarının rolü
İşkence ve kötü muamele, uluslararası insan hakları müktesebatınca mutlak olarak yasaklanmıştır. İşkence ve kötü muameleyle etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi için Birleşmiş Milletler tarafından müstakilen İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme kabul edilmiştir. Ancak Sözleşme, işkence ve kötü muameleyle mücadelede beklenen etkiyi gösterememiştir. Bu nedenle cezaevleri, nezarethaneler, sosyal bakımevleri gibi kişilerin işkence ve kötü muamele riski altında olduğu, kamusal denetimden uzak alıkonulma yerlerine uluslararası ve ulusal bağımsız organlarca ziyaretler gerçekleştirilmesi yoluyla işkence ve kötü muamelenin önlenebileceğini öngören İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşmeye Ek Seçmeli Protokol kabul edilmiştir. Seçmeli Protokol'ün kabul edilmesiyle birlikte dünyanın her yerinde Ulusal Önleme Mekanizmaları faaliyet göstermeye başlamıştır. Çalışmanın amacı, Ulusal Önleme Mekanizmalarının işkence ve kötü muamelenin önlenmesinde üstlenebileceği rolü inceleyerek farklı ülke örnekleri ekseninde mekanizmaların etkisini ortaya koyabilmektedir.
Çocuk hakları krizi: Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Uygulanması Analizi
Çocuk hakları belki de insan hakları alanında üzerinde en hassas durulması gereken başlıklardan birisidir. Çocuk, insan olmanın gereği en temel haklara sahipken pek çok aktör tarafından çocuğun hakkı her ne kadar dünyada resmi olarak Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme kapsamında en fazla devlet tarafından tanınsa da en çok ihmal edilen ve en çok zarar gören gruplardan birisi olmaktadır. Uluslararası sistemde çocuğun hakkını korumak için tarihsel pek çok gelişmenin akabinde doğan Çocuk Haklarına Dair Sözleşme akabinde çocuk hakları alanında beklenen değişimler yeteri kadar gerçekleşmemektedir. Çocuk hala kırılgan, hala ihmal edilen olmuştur. Ve dünya çocuk hakları kriziyle baş başadır. Bu çerçevede genel olarak pek çok başlıkta çocuk haklarının günümüzde geldiği nokta dünya genelinde incelenmiş ve gelişimin gerekliliği ve durumun aciliyeti gösterilmek istenilmiştir. Çalışma, İnsani Gelişmişlik Raporu çerçevesinde listenin en başındaki ülkelerden dünyanın farklı bölgelerinden örnek devletler seçilerek bu devletlerin Çocuk Hakları Komitesi tarafından sunulan nihai gözlem raporlarının incelenmesi ve İnsani Gelişmişlik Raporu kapsamında gelişmiş olduğu iddia edilen bu ülkelerin çocuk hakları alanında hangi konumda olduğu incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, çocuk hakları, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Çocuk Hakları Sözleşmesi.
Hayvan haklarının özne problemi bağlamında incelenmesi
Çağdaş hukuk düzenleri içerisinde hayvanlara yasal bir koruma sağladığı iddia edilen tüm düzenlemeler, hayvanlara ihlal edilemezlik ilkesi çerçevesinde haklar tanımamaktadır. Hayvan refahı adı altındaki tüm düzenlemeler içerisinde hayvanların yaşam süreleri boyunca fiziksel sağlıklarının korunmasını sağlamakta fakat onların insan çıkarları uğuruna öldürülebileceğini daha en baştan kabul edilmektedir. Bunun nedeni bu çalışmada detaylı bir şekilde ele alındığı gibi insanın felsefi düşüncesi içerisindeki insan merkezi anlayış, ve bu anlayış çerçevesinde oluşturulan hukuk düzenleri içerisinde hayvanların hukuki statülerinin taşınabilir mal olmasıdır. Bu çalışma ile insan merkezci felsefi ve hukuki söylev içerisindeki türcülüğe dikkat çekmek ve hayvanların neden hakları olması gerektiği hususunun yanında mevcut hukuki paradigmalar içerisinde neden bu haklara sahip olamayacakları konuları tartışılmaktadır.
İnsan hakları perspektifinde gıda güvenliği ve 5237 sayılı türk ceza kanununda gıda suçları (TCK M. 185-186)
Canlı yaşamının sürdürülebilirliği için gıda, tartışmasız bir gerekliliktir. Ancak gıdanın işlevini yerine getirmesi birtakım şartlara bağlıdır. Bu şartların en başında gıdanın güvenliği gelmektedir. Güvenli olmayan gıda beslenmeye hizmet etmenin aksine insan sağlığını bozulmasına yol açmakta; yaşamsal, ekonomik, sosyal birçok soruna davetiye çıkarmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda da gıda sektöründe çokça rastlanan gıda güvenliği ihlalleri, her ne kadar bu konuda insanların, üreticilerin, tedarikçilerin ve devletin somut adımlar atmasını sağlamışsa da gelinen noktada gıda güvenliğinin hala bir insan hakları meselesi olarak ele alınması genel eğilim değildir. Çalışma da gıda güvenliğinin neden ve hangi insan hakları gözlüğüyle görmek gerektiğini açıklamak amacındadır. Çalışma, ilk bölümünde gıda, gıda hakkı, kamu sağlığı gibi kavramlara değinmek suretiyle gıda güvenliğinin ne anlama geldiğini, tarihsel arka planı ve hukuki zeminiyle ele almaktadır. Gıda güvenliği, beslenmenin kendisi kadar geçmişe dayanan bir ihtiyaç olarak birçok insan hakkıyla kesişir bir ilişki içerisindedir. Gıda güvenliği söz konusu olduğunda hakim tavrın tüketici haklarının korunması ya da gıda sektöründeki rekabet ortamının düzenlenmesi arasında sıkışması, alandaki ihlallerin sebep olabileceği sonuçlar düşünüldüğünde önleme, tespit, müdahale ve mücadele bakımlarından rehavet yaratmaktadır. Dolayısıyla gıda güvenliğinin genelde kamu sağlığı ve insan onuruna yaraşır bir gelecek, özelde ise bireylerin insan haklarının sağlanması bakımından bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilmesi zaruriyet haline gelmiştir. Zira sektörel uygulamaların kayıtsızlığı ile hukuki düzenleme ve yaptırımların etkinsizliği, mikrodan makroya ciddi tehlikeler barındırmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde de 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun literatürde "gıda suçları" şeklinde tabir edilen 185 ve 186. maddelerinde düzenlenmiş "Zehirli Madde Katma" suçu ile "Bozulmuş veya Değiştirilmiş Gıda veya İlaçların Ticareti" suçu incelenmektedir. Bu suç tiplerinin, Türk Ceza Hukuku bakımından gıda güvenliği ihlalleriyle mücadele etmekte en önemli ve etkin kullanılması gerekilen savunma mekanizmaları olduğu kanısından ve ceza hukukunun sadece toplum düzenini sağlamayı değil, toplumu ileri götürmeyi amaçlayan bir hukuk dalı olmasından hareket edilmektedir. Bu sebeple çalışmanın ilk bölümünde inşa edilen "bir insan hakları gerekliliği olarak gıda güvenliği" bilincinin, bu maddelerin incelenmesi ve uygulanmasında temel motivasyon edinilmesi amaçlanmaktadır.
Çevre hakkının gelişimi ve AİHM kararlarındaki yeri
Çevre sorunları ve çevresel bozulma yeryüzünün tamamında ciddi etkiler doğurmaktadır. Özellikle ekonomi, sosyal yaşam, hukuk ve insan hakları gibi alanlar üzerinde göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştığı görülmektedir. Büyük ölçüde insan faaliyetlerinden kaynaklanan bu durumla mücadele etmek özellikle son yıllarda küresel bir gündem maddesi haline gelmiştir. Şüphesiz bireyler içlerinde yaşadıkları çevrenin bir parçasıdır. Çevre kirliliği ve iklim değişikliği başta olmak üzere yaşanan çevre sorunları bireylerin insan onuruna uygun bir yaşam sürmesini zorlaştırmaktadır. 20 nci yüzyılın yarısından itibaren çevresel kaygıların giderek ivme kazanmasıyla üçüncü kuşak insan haklarından biri olan çevre hakkının önemi de artmıştır. Küresel düzeyde 1972 Stockholm Konferansında insan ve çevre arasındaki etkileşimin kabulüyle başlayan süreç 2022 yılında Birleşmiş Milletlerin sağlıklı bir çevrede yaşamanın bir insan hakkı olduğunu açıkça ifade etmesiyle devam etmiştir. Bölgesel düzeyde insan haklarının korunmasına yönelik yaptırım gücü nedeniyle en etkili mekanizma kabul edilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin çevre hakkına bakış açısı kilit öneme sahiptir. Çevre hakkı ve çevre hakkının araçları olan çevresel bilgilenme, katılma ve başvuru hakları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokollerinde yer almamaktadır. Bununla birlikte AİHM, Sözleşmede yer alan haklarla ilişkilendirmek suretiyle dolaylı yoldan çevre hakkına yönelik başvuruları incelemektedir. Bu çalışmada AİHM'nin çevre hakkını hangi maddelerle ilişkilendirdiği ve ihlal iddialarını değerlendirirken kullandığı ölçütleri açıklamak amaçlanmıştır. Bu minvalde Mahkemenin bakış açısını anlamaya yönelik belirleyici içtihatlara detaylı olarak değinilmiştir.