
4
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiye'sinde kent planlama kültürünün yeşil politika ve hedefler çerçevesinde değerlendirilmesi - hermann jansen planları
Araştırmanın başlıca amacı, başkent Ankara, İzmit, Gaziantep, Adana, Ceyhan, Mersin, Tarsus kentlerinin ilk imar planlarını hazırlayan Alman Profesör Hermann Jansen'in bu çalışmaları üzerinden Cumhuriyetin kuruluş döneminde gelişen planlama kültürünü ve deneyimini yeşil politika ve hedefleri açısından değerlendirmektir. Cumhuriyete bırakılan kentlerin yapısını ve kültürel mirası anlamak bakımından, Osmanlı yerel yönetimlerinde ve toplumsal değer sisteminde doğaya saygı ve çevre bilinci konusuna yer verilmektedir. Cumhuriyetin planlama kültürünün gelişiminde sadece Jansen değil, başta Atatürk olmak üzere yönetici kadronun ideal ve kararları, Türkiye'deki akademik, siyasal, toplumsal çabaların birikimi, dış ve iç etkenler belirleyici olmuştur. Dünyada filizlenen modern planlama anlayışını etkileyen kimi kentsel kuram ve kent ütopyaları da yabancı uzmanlar aracılığı ile Türkiye planlama kültürünü etkilemiştir. Bunda rolü olan Jansen'in kendi mesleki birikimini ve tecrübelerini edindiği dönemsel süreç incelenmiştir. Araştırma konusu disiplinlerarası bir çalışma yapmayı gerektirmiştir. Bu bağlamda yöntem, nitel ve nicel araştırma yönteminin birlikte kullanıldığı karma bir model üzerine kurulmuştur. Jansen'in Türkiye'de yoğun çalıştığı 1929-1939 arasını inceleyen araştırmadaki modelin iç tutarlılığını sağlayacak olan temel kurgu, araştırma probleminin, yalnızca kuramsal olarak değil, somut kent örneklerinde ele alınmasıdır. Bu kentlerin planları ve plan kararları incelendiğinde yeşil politika ilkeleri görülmektedir. Planlamada kamuculuğun hâkim olduğu dönemde, Jansen planlarında estetik, sağlık, ekonomi, ulaşım esasları kadar sosyal adalet de önemlidir. Kent ve ülke planı etkileşimini gözetmesi; planlamayı, sanat, mimarlık ve peyzaj mimarlığı dalları ile bütünleştirmesi, kente kimliğini veren mekanları perspektif çizimlerle sunması, çevre duyarlı kararları gibi özellikleriyle Jansen, Türkiye planlama kültürünün gelişmesine katkı sunmuş ve bugünlere yansıyacak kalıcı izler bırakmıştır.
Sürdürülebilir tarımsal kalkınma uygulamaları ve çevre: Kabalı köyü örneği
Sürdürülebilir kalkınma kavramının ortaya çıkışı toplumsal ve çevresel kaygıların belirmesi ile ekonomik büyümeyi dengeleme ihtiyacına yanıt anlamı taşımaktadır. Tarım ise basit gıdaların üretiminin ötesinde dünyanın en büyük üretim sektörlerinin başında gelmektedir. Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma ve tarım arasındaki ilişki önemlilik arz etmektedir. Hem küresel ölçekte hem de ulusal boyutta sosyoekonomik anlamda yani çevresel boyut, sosyal boyut ve ekonomik boyut arasındaki ilişkinin öncelikle belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle 1970'lerden itibaren uluslararası arenada sürdürülebilirlik, sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir kalkınma ve tarım alanlarında, bu alanların çevresel yaşam ile ilişkilerinin nasıl şekilleneceği bağlamında çeşitli konferanslar ve toplantılar düzenlemektedir. Ulusal boyutta da devletler sürdürülebilir kalkınma alanında yaptıkları kalkınma planları çerçevesinde tarım sektörünü önemli görmektelerdir. Türkiye'de uygulanan beş yıllık kalkınma planları göz önünde bulundurulduğunda, uluslararası konferansların sonuç raporlarında ortaya konan sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin tarım-çevre ilişkisini ilkesel olarak belirlediği ifade edilebilir. Ancak konunun pratikte bulduğu karşılığın incelenmesi elzem görünmektedir. Araştırmamıza konu olan Yozgat İline bağlı Kabalı Köyü'ndeki Deveci Havzası Meyvecilik Entegrasyon Projesi bu açıdan gerçekleştirilmiş bir proje olup, hem nicel hem nitel veriler ile bu projenin bölgesel kalkınmaya olumlu-olumsuz yönlerini incelemekteyiz. Öncelikle Kabalı Projesi'ni ele alırken araştırmamızın teorik ve kavramsal çerçevesini sunmaktayız. Ekonomik kalkınma ile çevre arasındaki ilişki sürdürülebilirlik düşüncesinden hareketle tartışılmakta ve sürdürülebilir kalkınmanın boyutları analiz edilmektedir. Bu teorik arka plandan hareketle, Türkiye'nin kalkınma paradigması beş yıllık dönemlerde analiz edilmekte ve tarım uygulamaları özelinde sürdürülebilir kalkınma düşüncesinin politik bağlamda bulduğu karşılık incelenmektedir. Bu noktada Türkiye'de tatbik edilen sürdürülebilir tarım uygulamalarının, gelişmişlik düzeyi düşük bölgelerdeki nüfusun yaşam standartlarını geliştirmeye yönelik bir katkısı olduğu görülmektedir. Buna ek olarak uygulama çıktılarının tarımsal üretimde sağladığı verimliliği analiz edebilmek için somut örneklere yönelmenin önemi ortaya çıkmaktadır. Bu teorik arka planı vermemizin amacı Yozgat İline bağlı Kabalı Köyü'ndeki Deveci Havzası Meyvecilik Entegrasyon Projesi'nin, Türkiye'deki sürdürülebilir tarım uygulamalarına bir model olup olamayacağı konusu, araştırmanın problemi olarak kabul edilmiştir. Çalışmanın nihai amacı ise proje aşamasından uygulama safhasına geçen Deveci Havzası Meyvecilik Entegrasyon Projesi'nin sosyal, ekonomik ve çevresel sonuçlarını sürdürülebilir tarım ilkeleri çerçevesinde ortaya koymaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için Proje'nin sonuçları sürdürülebilir tarımsal kalkınma ve çevresel etki, sürdürülebilir tarımsal kalkınma ve sosyal etki ile sürdürülebilir tarımsal kalkınma ve ekonomik etki bağlamlarında araştırılmıştır. Sonuç olarak vaka araştırma metodolojisinin kullanıldığı bu çalışmada, ilgili projenin 10 yıllık süre zarfında Türkiye'deki sürdürülebilir tarımsal kalkınma uygulamaları içerisinde ilkesel olarak olumlu bir karşılık bulduğu görülmektedir. Anahtar Kavramlar: Sürdürülebilir Kalkınma, Sürdürülebilir Tarım, Çevre, Çevre Politikaları, Deveci Havzası Meyvecilik Entegrasyon Projesi.
Türkiye'de tarihsel çevrenin korunmasına ve turizme UNESCO dünya mirası kriterlerinin etkileri ve katkıları
İnsanlığın yaşadığı bütün yıkımlar, başta savaşlar olmak üzere, üretimlerinin de yok olması anlamına gelmektedir. En basit tanımıyla yaptıklarımız ve ettiklerimiz olarak ifade edebileceğimiz kültür de bu yıkımlardan etkilenmekte ve insanlık olarak mirasımızı, bir başka ifadeyle maddi ve manevi birikimlerimizi yitirmekteyiz. UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) İkinci Dünya Savaşı sonrası, insanlığın bir daha benzeri yıkımlar yaşamaması için çalışmak üzere kurulmuş uluslararası bir örgüt olarak misyonunda; kültürün dahil olmadığı hiçbir gelişmenin sürdürülebilir olamayacağı, sadece insan merkezli karşılıklı saygı ve kültürler arası diyaloğun kalıcı barışı sağlayacağı belirtilmektedir. Bununla birlikte, yaşadığımız dünyada kültürel ve doğal mirası korumak, iklim değişikliği ve yoksullukla mücadele etmek, eşitsizliği gidermek ve çatışmalara son vermek için iş birliğinin önemi vurgulanmıştır. UNESCO misyonunun önemli bir aracı (aynı zamanda amacı) tarihsel çevreyi korumak olarak belirlenmiştir. Bunun yanında barışı sağlamak ve yeryüzünde insanların yaşam kalitesini artırmak için yoğun iş birliği yapılan konulardan birinin turizm olduğu ifade edilmiştir. Çalışmamızın konusuna ilham veren yaklaşım UNESCO'nun misyonu olmuştur. Dünya mirası kriterleri, UNESCO misyonunun gerçekleşmesini sağlayan önemli bir araçtır. UNESCO Dünya mirası listesine dahil olmak için söz konusu alanların üstün evrensel değere sahip olması (OUV) ve 10 seçim kriterinden bir tanesini karşılaması gerekmektedir. Bu kriterlerce çizilen evrensel çerçeve ile belirlenen Dünya Mirası Listesi ise hem tarihsel çevrenin korunmasına hem de iş birliği alanı olarak turizme önemli etki ve katkılar yapmaktadır. Ülkemizde de tarihsel çevrenin korunması ile ilgili olarak evrensel ilkelere uyum ve etkin uygulama seviyesine erişebilmek için kamu, sivil ve akademi kurumlarınca pek çok çalışma yapılmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, üzerinde yaşadığımız toprakların sahip olduğu medeniyet birikimi ve evrensel kültüre karşı sorumluluklarımızdır. Öte yandan ülkemizin önemli bir turizm endüstrisi de mevcuttur. Turizmin gelişmesi ve değişimiyle ortaya çıkan yeni durumda var olan kültür ve turizm iş birliği veya etkileşiminin önemi artmıştır. Söz konusu iş birliğinin tarihsel çevreye ilişkin hassasiyet ve sorumluluklar çerçevesinde sürdürülebilirlik ilkesiyle yürütülmesi gereklidir. Tarihsel çevrenin korunması ve turizm iki zıt alan gibi görünmekle beraber günümüzde farklı disiplinlerin yardımıyla evrensel ilkeler ve uluslararası kabul görmüş metin ve uygulamalar nedeniyle iş birliği alanları olarak kabul edilir. Çalışmamızda, UNESCO Dünya Mirası Kriterleri tarihsel çevrenin korunmasında önemli bir motivasyon oluşturup bu kriterlerin etkisiyle belirlenen Dünya Miras Alanlarının tarihsel çevre koruma ve kültür turizmiyle etkileşimi araştırılmıştır. Günümüzde, UNESCO sözleşmesi kültürel miras (insan etkileşimleri) ile çevremizi (doğal miras) koruma ihtiyacı arasındaki evrensel denge arzusuna öncülük etmektedir. Konumuzla ilgili olarak, UNESCO'nun hedefi koruma bilincinin artması ve turizm gelişimidir. Evrensel değer ve insanlığın mirası kavramları koruma bilinci kavramının destekleyicileridir. UNESCO, söz konusu misyonunu normatif ve zorlayıcı eylemlerle yerine getirirken, Dünya Mirası Alanlarına yönelik olarak güvenilirlik, koruma, kapasite geliştirme ve iletişimi öne çıkarmakta; turizmi önceleyerek söz konusu değer ve kavramların zayıflatılmalarını önlemek için de yerel halkın önceliğini resmi olarak teyit etmektedir. Bu çerçeveden hareketle tez konusunun amacı ülkemizde UNESCO Dünya Mirası Kriterleriyle somutlaşan UNESCO misyonunun tarihsel çevrenin korunmasına ve bulundukları destinasyonun kültür turizmi hareketine yaptıkları etki ve katkıları inceleyerek; kültür ve turizm alanlarının iş birliğinin niteliğini ortaya çıkarmaktır. Günümüzde, kültür ve turizm alanlarında artan ve çeşitlenen bir iş birliği mevcuttur. Bu iş birliğinin çeşitli etki ve faydaları bu alanlarla ilgili görevleri bulunan UNESCO, UNWTO (Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü), EU (Avrupa Birliği) gibi uluslararası kuruluşlarca da belirtilmekte; yapılan ortak projeler, konferanslar v.b. sonucunda sahadaki uygulamalara ışık tutması için evrensel ilke ve kurallar belirlenmektedir. Bu noktada kültür, turizm ve çevre ile ilgili olarak hassasiyetleri gözetmek, korumak, geliştirmek ve işbirliğini artırmak hususları öne çıkıyor. UNESCO'ya göre Dünya Mirası Kriterleri hem bir kültürel koruma aracı hem de sürdürülebilirlik anlayışıyla karşılıklı saygıyı artıran, kültürlerarası diyaloğa katkı veren ve barışın teminatı olarak görülmektedir. Bu misyonun araçlarından biri olarak kültürel, doğal veya karma varlıkların Dünya Mirası Listesine dâhil olmasıyla ortaya çıkan en önemli sonuçlardan biri de turizmdir. UNWTO da turizmle ilgili bir kuruluş olarak turizmin olumsuz etkilerini azaltmak, toplumsal faydasını artırmak ve tarihsel çevreyle ilgili uluslararası hedefleri de karşılamak için söz konusu alanlardaki iş birliğini önceliği haline getirmiştir. İki kuruluş da birlikte sürdürülebilir turizm anlayışını yaygınlaştırmak için iş birliği içindedir. Bu yönde akademik alanda da disiplinler arası bir yaklaşımla yapılan çalışmaların arttığı gözlenmektedir. Gelinen aşamada UNESCO Dünya Mirası Listesine girmek için çabaların arttığını görürken, aynı zamanda tarihsel çevre koruma bilincinin de yaygınlaştığını gösteren bir eğilim mevcut. Bütün bu gelişmelerin söz konusu iş birliğinin sonucu olduğu düşünülmektedir. Dünyadaki eğilim bu yönde iken kültürel ve doğal varlıklar açısından zengin olan ve aynı zamanda önemli bir turizm ülkesi Türkiye'nin de bu çalışmanın konusunun çerçevesini oluşturan tarihsel çevre ve kültür turizmi hassasiyetlerini gözetme, söz konusu alanlar arasındaki ilişki ve iş birliğinin niteliğini kavrama ve buna yönelik yönetim vizyonunu uygulamaya geçirme önceliği bulunmalıdır. Çalışmamızda: Giriş bölümünde konu, kapsam, önem, araştırma soruları, sınırlılıklar ve çalışmanın yöntemi açıklanmıştır. Birinci bölümde tarihsel çevre ve koruma anlayışı ele alınmış, kavramsal temeli oluşturulmuştur. Tarihsel çevreyi koruma anlayışımızın geldiği nokta ve disiplinlerarası bakış açısıyla turizm ile yapılan iş birliğinin niteliğinin üzerinde durulmuştur. UNESCO Dünya Mirası Kavramı ve Kriterlerinin incelendiği ikinci bölümde çalışmamızın konusuna da ilham olan UNESCO misyonunun somut araçları ve ilgili kavramlar, tarihsel süreç ve anlayış irdelenmiştir. Dünya mirası kriterlerinin yarattığı çerçeve anlayış ve Dünya Mirası Alanlarının turizme etkisi vurgulanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde Turizmin gelişimi ve tarihsel çevre ile etkileşimi, dördüncü bölümde de Türkiye'de Tarihsel Çevre ve Turizm Politikaları incelenerek ülkemizdeki durum anlatılmış; UNESCO misyonunun altını çizdiği ve tezimizin konusuyla sınırlı olarak ortaya konan evrensel ilke ve yaklaşımın Türkiye'deki yansımaları tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuçta; Dünyadaki gelişmeler uyarınca ve konuyla ilgili uluslararası örgütlerin de desteklediği gibi genel anlamda kültür ve turizm arasındaki iş birliği alanı tarihsel çevre ve turizm arasında kültür turizmi veya miras turizmi olarak adlandırabileceğimiz bir olguyla somutlaşmaktadır. Bunun öncülüğünü UNESCO misyonu çerçevesinde Dünya mirası kriterleri ve Dünya mirası listesinde bulunan varlıklar yapmaktadır. Söz konusu iş birliği uluslararası literatürde, bir biyoloji terimi olmakla beraber sosyal bilimlerde de sıkça kullanılan, "sinerji" terimiyle ifade edilmektedir. Bu nitelendirmenin, yine bir biyoloji terimi olan "simbiyotik" ilişki olduğu konusunda yaygın bir görüş de mevcuttur. İki alanın "ortak yaşamı" uyarınca birbirlerine daha fazla fayda sağlayabileceği görüşü giderek yerleşmektedir. Bütün bu gelişmeler kültür, turizm ve çevreye ilişkin global hedef ve sorumlulukları da kapsamaktadır/kapsamalıdır. Dünyanın karşı karşıya olduğu global sorunlar tarihsel çevre ve turizm konularını da yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle, konumuza ilişkin alanlara yönelik yönetimsel sistemlerin de evrensel ilke ve sorumluluklar uyarınca gözden geçirilmesi, yeniden değerlendirilmeleri zorunlu hale gelmiştir. Ülkemizde turizm algısının baskın olarak kitle turizmi ağırlıklı olması nedeniyle çalışmamıza esas teşkil eden kültür ve turizm iş birliğinin zaman zaman turizmin zorlayıcı etkisiyle misyonunu yerine getiremediğine şahit olunmaktadır. Bundan kaçınmanın yolu ise turizmin çok çeşitli yapısı ve özelliği göz önünde tutularak farklı disiplinlerin de bu alanda çalışmasını teşvik edip bütün yaşamı ilgilendiren bir alan olduğu gerçeğinin ortaya konulması olacaktır. Böylece turizm ve tarihsel çevre etkileşiminde sorumluluklar ve sürdürülebilirlik ilkeleri öne çıkarak her iki alanın da faydalanacağı ve yeryüzünün ve insanın ihtiyaçlarının birlikte gözetileceği bir anlayışın yerleşmesi için zemin oluşturulabilir.
Çevresel güvenlik ve kentleşme
Bu çalışmada amaç, çevresel güvenlik kavramının var oluş dinamiklerine ve anlamına yönelirken aynı şekilde kentleşme konusunun da sosyal gerçekliğinin farklı yönlerinin anlaşılmasını sağlamak, birbiri ile bağlantılarını göstermek, kentleşmenin çevresel güvenlik sorunlarını tetikler bir yapı taşıyıp taşımadığına dair cevaplara ulaşılmaktır. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde güvenlik, çevre, çevresel güvenlik konuları ve gelişim süreçleri irdelenmiş, ikinci bölümde kentleşme kavramı ve çevresel güvenlikle ilişkisi ele alınmış, son bölümde ise bu konuda mevcut durum çeşitli örneklerle ele alınmış ve birbirleri ile olan bağlantıları incelenmiştir. Bu çalışmanın sonuçlarının başında, çevreden kaynaklanan sorunların ve streslerin, toplumdan kaynaklanan sorun veya gerginliklerle birleştiğinde, bir bütün olarak insan çevre sistemi için önemli olumsuz sonuçlara neden olabileceği yönündedir. Çevre, kaynaklar, güvenlik, çatışma ve kentler arasında birçok bağlantı bulunduğu sonucuna varılmıştır. Yaşadığımız yüzyılın en önemli olgusu olarak kentlerin, insanlığın elindeki müdahale edebildiği, en kıymetli sosyal ve ekonomik araçlar olmaları nedeniyle çevresel güvenlik sorunları konusunda gelecekte bu gün olduğundan daha büyük önem taşıyacakları sonucuna varılmıştır. Çevresel güvenlik konularının gelecekteki kentleşme hızlarıyla birlikte, özellikle sıcak noktalarda, çok ciddi çatışmalar doğurabilecekleri belirlenmiştir. Ayrıca çalışma içinde, küreselleşmiş bir dünyada, çevresel bozulmalar ve bunlardan doğan çatışmaların çok daha derin ve kapsayıcı bir güvenlik anlayışına ihtiyaç duyduğu; kentleri ise, tek başına olmasa da, çevre güvenliği, çatışmanın çevresel nedenleri ve itici güçleri, çatışmanın çevresel etkileri, çevresel iyileşme ve çatışma sonrası barış inşası da dahil olmak üzere bir dizi konuda etkili bir pozisyonda değerlendirmenin mümkün olacağı belirlenmiştir. Ancak çalışma sürecinde kentleşmenin çevresel güvenliği tetiklemesinin yanında çevresel güvenliğin de kentleşmeyi tetikler bir yapıda olduğu, yani her iki başlığın da problemin konusuna göre birbirini etkileyebildiği görülmüştür.