
23
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Farklı bitim ve cila yöntemlerinin kompozit rezin, Cad Cam blok ve 3d rezin materyallerinin yüzey pürüzlülüğü ve parlaklığı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı direkt kompozit rezin (G-ænial, GC Corporation, Tokyo, Japonya) nanoseramik Cad/Cam blok (Cerasmart, GC Corporation, Tokyo, Japonya) ve 3d daimi rezin (Permanent Crown Resin, Formlabs ,Somerville, ABD) materyallerine farklı bitim cila yöntemleri uygulayarak materyallerin ve bitim cila yöntemlerinin pürüzlülük ve parlaklık yönünden karşılaştırılmasıdır. Materyal-Metot: Çalışmada 4 farklı materyal için her grupta 10 adet olmak üzere toplamda 320 adet örnek hazırlanmıştır. Kompozit örnekler için 3d printer'da üzerinde 10 adet boşluk olan kalıp oluşturulmuştur. Örneklerin çevresi 5 mm, kalınlığı 2mm'dir. 40 örnek kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Örneklerin 120 tanesi tungsten karbit frezler ile 120 tanesi de elmas frezler ile bitimi yapılmıştır. Tungsten kullanılan 120 örneğin 40'ına Clearfil Twist Dia, 40'ına One Gloss ve 40'ına da Diapolisher Pat uygulanıp ölçüm yapılmıştır. Clearfil Twist Dia ve One Gloss uygulanan örneklere pat uygulayıp tekrar ölçüm yapılmıştır. Elmas ile bitim yapılan örneklere aynı işlemler uygulanmıştır. Kalan 40 örneğe Tor Vm disk seti kalın grenliden ince grenliye doğru sırayla uygulanıp ölçüm yapılmıştır. Pürüzlülük kontak profilometre cihazı ile (Perthometer M2, Mahr GmbH, Almanya) parlaklık glossmetre cihazı ile ölçülmüştür (Novo-Gloss Trio, Rhopoint, East Sussex, İngiltere). İstatistiksel değerlendirmede veriler SPSS 21 paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Verilerin normallik analizlerine Shapiro wilk testi ile bakılmıştır. Verilerin normal dağılmasından dolayı gruplar arasındaki karşılaştırmaya Anova ile bakılmıştır. Çoklu karşılaştırmalarda Scehffe testi kullanılmıştır. Sonuç: Tüm materyallerde Tor Vm Polishing disk ile en pürüzsüz yüzeyler elde edilmiştir. Tüm materyallerde tungsten karbit frez kullanılan örneklerin yüzey pürüzlülüğü elmas frez kullanılan örneklere benzer ya da daha düşük, yüzey parlaklığı ise benzer ya da daha yüksek çıkmıştır. İlave pat kullanılması, kullanılmayan örneklere göre benzer ya da onlardan daha düzgün yüzey sergilenmesine neden olmuştur. Bitim ve cila işlemleri uygulanan anterior ve posterior kompozitin pürüzlülük ve parlaklık değerlerinde anlamlı farklılık çıkmamıştır. Bitim ve cila işlemleri uygulanan Cerasmart materyalinin parlaklık değeri diğer materyallerin parlaklık değerlerinden daha yüksek çıkmıştır. Cerasmart'ın bitim ve cila işlemleriyle Ra değeri, diğer materyallerin Ra değerine benzer veya daha düşük çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Yüzey Pürüzlülüğü, Yüzey Parlaklığı, Hibrit Blok, Kompozit Rezin, 3D Rezin
Aşırı kron harabiyetine sahip mandibular molar dişlerde farklı CAD/CAM materyalleri kullanılarak yapılan post-kor destekli tam kron ve endokron restorasyonlarında oluşan stres dağılımlarının sonlu eleman analizi ile karşılaştırılması
Endodontik olarak tedavi edilen dişlerin prognozlarını iyi bir şekilde uzun yıllar devam ettirebilmeleri için başarılı bir protetik tedaviyle fonksiyonlarını sürdürmeleri gerekmektedir. Kök kanal tedavisi ve sonrasında yapılan restorasyonlarda; kök ve dentin boyunca homojen bir gerilme kuvveti dağılımı sağlamak için, özellikleri dentinin sahip olduğu biyomekanik özelliklere yakın malzemeler kullanılarak kaybolan dentin dokusunun elastik özellikleri geri kazandırılmalıdır. Restorasyonun kalitesi ve adaptasyonu, kalan diş dokularının korunması ve dişle protetik materyaller arasındaki bağlanmanın yeterliliği gibi faktörler tedavinin başarısı için önem arz etmektedir.Adeziv diş hekimliği ve CAD/CAM teknolojisindeki gelişmeler göz önünde bulundurularak özellikle son yıllarda aşırı madde kaybına sahip dişlerde, post-kor tam kron restorasyonlara kıyasla daha konservatif olan endokron restorasyonların kullanımları artmıştır. Bilimsel çalışmalarda, endokron ve post-kor destekli tam kron restorasyonlarda ortak olarak kullanılan, estetik ve mekanik özellikleri geliştirilmiş materyallerden üretilen tam seramik, kompozit veya hibrit materyallerinin oldukça sık kullanıldığı görülmektedir. Araştırmalar göz önünde bulundurulduğunda bu materyallerin aşırı kron harabiyetine sahip ve kök kanal tedavisi yapılan, farklı restorasyon çeşitleri uygulanmış dişlerdeki prognozları tam olarak bilinememektedir. Çalışmamızın amacı, aşırı madde harabiyetine ve kök kanal tedavisine sahip alt birinci molar dişlere farklı materyaller kullanılarak yapılan endokron ve post-kor tam kron restorasyonlarda dikey ve oblik yönde uygulanan kuvvetlerin diş dokularında ve restorasyonlarda oluşturduğu stres dağılımlarını, üç boyutlu sonlu eleman stres analiz yöntemini kullanarak değerlendirmek ve yapıların mekanik performanslarının analiz ve incelenmesini yapmaktır. Bu çalışma Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Tinus Mühendislik iş birliğiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada iki farklı restorasyon tipi, üç farklı restorasyon materyali ve iki farklı kuvvet çeşidi modellenerek sanal ortamda toplam 12 adet model oluşturulmuştur. Üç boyutlu ağ yapısının düzenlenmesi ve matematiksel anlamda uygun katı ağ yapısına dönüştürülmesi, üç boyutlu sonlu elemanlar analizi modellerinin oluşturulması ve sonlu elemanlar stres analizi işlemi; 2.40 GHz saat hızında INTEL Xeon E-2286 işlemcili, 64 GB ECC belleğe sahip HP iş istasyonlarında gerçekleştirilmiştir. Tomografi verisinden .stl modelin elde edilmesi 3DSlicer yazılımında yapılmıştır. Çalışmamızda sol alt 1. Molar diş, Wheeler diş atlasında bulunan farklı açıdaki görüntüleri kullanılarak üç boyutlu sonlu elemanlar geometrik modellemesi yapılmıştır.Araştırmamızda diş dokuları; mine, dentin, periodontal ligament, kortikal ve spongioz kemik olarak modellenmiştir. Restorasyon için kullanılan gütaperka, cam fiber post, rezin siman, kompozit rezin ve lityum disilikat cam seramik [IPS e.max CAD (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein)], hibrit seramik [Vita Enamic (Vita Zahnfabrik, Bad Säckingen, Almanya)] ve zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat [Vita Suprinity (Vita Zahnfabrik, Bad Säckingen, Almanya)] CAD/CAM materyalleri ile uygulanan endokron ve tam kron restorasyonların geometrik modellemeleri yapılmıştır. Dişlerin oklüzal yüzeylerinden 5 farklı bölgeden toplam 300 N kuvvet dikey veya oblik yönde uygulanmıştır. Her bir modelin stres dağılımları 3 boyutlu SESA yöntemi ile analiz edilip; endokron,tam kron, dentin, mine ve rezin simana ait Von Mises stresleri ve maksimum asal gerilimleri renkli görüntüler kullanılarak değerlendirilmiştir. Dikey ve oblik kuvvet yükleme koşullarında endokronlarda meydana gelen stres yoğunluğu retansiyon kavitelerindeyken, tam kron restorasyonlarda basamaklara temas eden alanlarda daha fazla stres birikimi gözlenmiştir.Kullanılan CAD/CAM materyalleri arasında restorasyonlardaki en yüksek stres değerleri IPS e.max CAD grubunda, en düşük değerler ise Vita Enamic materyalinde bulunmuştur. Dikey kuvvetler altında en yüksek stres değerleri endokronlarda bulunurken, oblik yüklemede tam kron restorasyonlarda tespit edilmiştir. Dikey kuvvet uygulamasında rezin simanlarda bulunan en büyük maksimum asal gerilim stres değeri IPS e.max CAD kullanılan endokronlarda gözlenirken, oblik kuvvetlerde Vita Enamic tam kron restorasyonlarda bulunmuştur.Dikey ve oblik kuvvetlerin hepsinde mine ve dentinde maksimum asal gerilim değerleri genel olarak Vita Enamic ile restore edilen tam kron gruplarında daha yüksektir. Açılı gelen kuvvetler altında dikey kuvvetlere göre streslerin daha geniş alana yayıldığı gözlenmiştir.
3 boyutlu radyoeşlenik çene modeli kullanılarak dişlerdeki eksternal kök rezorpsiyonlarının yapay zeka ile tespiti
Amaç: Kimyasal yollarla oluşturulan eksternal kök rezorpsiyonlu çekilmiş insan dişlerinin, radyografik olarak çene kemikleri densisitesi ile uyumlu 3 boyutlu yazıcı ile elde edilen mandibular kemik modeline yerleştirilmesi ve daha sonra bu modelden elde edilen radyografilerin yapay zeka programına tanıtılarak otomatik EKR tespit algoritmalarının geliştirilmesidir. Materyal ve Metot: 110 adet çekilmiş dişe; 8 saat boyunca %40 nitrik asit solüsyonu, 10 dakika boyunca %8 sodyum hipoklorit ve daha sonra distile su ile yıkama prosedürü uygulanarak demineralize edilmiştir. Dişlerin yerleştirileceği radyoeşlenik fantom modellinin hazırlanmasında, kalsiyum sülfat dihidrat, baryum sülfat ve hidroksiapatit materyallerinin kullanımı karşılaştırılarak gri skala değerleri hesaplanmıştır. Çalışmada kullanılan dişlerden elde edilen veri seti toplamda 584 periapikal radyografiden oluşmaktadır. Rezorpsiyon alanları CranioCatch etiketleme yazılımı (CranioCatch, Eskişehir, Türkiye) kullanılarak poligonal çizim yöntemiyle oluşturulmuştur. Bulgular: Kalsiyum sülfat dihidrat, baryum sülfat, hidroksiapatit kütle-gri skala değerleri karşılaştırıldığında; baryum sülfatın ortalama gri değeri 255 bulunmuş olup bu değer diğer 2 materyale oranla çok yüksek radyopasiteye sahip olduğunu göstermektedir. Kalsiyum sülfat dihidratın gri skala değerleri yaklaşık 122 ile 241 arasındadır. Bu değerler baryum sülfatın radyopasitesi ile kıyaslandığında daha kabul edilebilir olsa da R2 değerinin 0,96 olması hidroksiapatite kıyasla daha az doğrusallık sergilediği anlamına gelmektedir. Hidroksiapatitin kalibrasyon bloklarına çok yakın değer göstermesi ayrıca minimum gri değerinin diğer 2 materyalden çok daha düşük olması nedeniyle çalışmamızda radyopasite arttırıcı materyal olarak hidroksiapatit kullanımı tercih edilmiştir. YOLOv5x-cls modelinin EKR tespiti için duyarlılık, kesinlik ve F1 skoru değerleri incelendiğinde skorların 1.0 olarak bulunması test aşamasında modelin yüksek bir başarı oranına sahip olduğunu göstermektedir. YOLOv5x-seg modelinin de ise F1 skoru değerleri incelendiğinde F1 skorunun 0.8593 olarak bulunması test aşamasında modelin etkin bir şekilde çalıştığının göstergesi olmakla birlikte klasifikasyonun segmentasyon modelinden çok daha fazla başarılı olduğu görülmektedir. Sonuç: Bu çalışma sonucunda, çene kemiği radyopasitesi ile uyumlu fantom model geliştirilerek kimyasal eksternal kök rezorpsiyonlu dişlerin radyolojik değerlendirmesinde kullanılmıştır. Alınan radyografiler gözlenen eksternal kök rezorpsiyonlarının yapay zeka ile tespitinde yüksek başarı oranları elde edilmiştir.
Travmatik dental yaralanmalarda diş hekimlerinin bilgi, tutum ve tedavi yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Travmatik Dental Yaralanmalarda Diş Hekimlerinin Bilgi, Tutum ve Tedavi Yaklaşımlarının Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışma Türkiye'deki diş hekimlerinin TDY konusundaki güncel yaklaşım ve tedavi protokollerine ilişkin bilgi düzeylerini ölçüp, değişkenler arasında farklılıkları saptayıp muhtemel sebeplerini sorgulayıp öneriler sunmak amacı ile yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza Türkiye genelinde çalışan 327 diş hekimi dahil edilmiştir. Anket formu, diş hekimlerinin sosyodemografik verileri ve TDY ile ilgili bilgi ve yaklaşımlarına ilişkin veri toplamayı hedefleyen toplam 21 sorudan oluşmaktadır. Sanal ortamda gerçekleştirdiğimiz anket çalışmasında katılımcıların bilgi sorularına verdikleri yanıtlar, tanımlayıcı değişkenlere göre gruplandırılıp analiz edilmiştir. Nominal değişkenlerin grup karşılaştırmalarında (çapraz tablolarda) Ki-Kare test kullanıldı. Katılımcıların bilgi puanlarının iki grupta karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, ikiden fazla gruplar arasındaki karşılaştırmalarında Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanıldı. Farklılığın hangi gruplardan kaynaklandığı Kruskal Wallis Çoklu Karşılaştırma testi ile incelendi. Katılımcıların bilgi düzeyini değerlendirmek için 0 ila 8 puan aralığında bir "Dental Travma Bilgi Puanı" kullanıldı. Değerlendirmelerde IBM SPSS version 20 (Chicago, IL, USA) programı kullanıldı ve istatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0,05 kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %58,4'ünün bilgi puanının kabul edilebilir/ortalama düzeyde olduğunu, %21,4'ünün yetersiz ve %20,2'sinin ise yüksek başarı elde ettiğini görmekteyiz. Verileri karşılaştırıldığında; bilgi puanı daha yüksek olan gruplar: kadın hekimler, 24-35 yaş aralığında olanlar, üniversitede çalışan, uzmanlık geçmişi olanların, 6 yıldan az mesleki deneyimi olan, ToothSOS uygulamasından haberdar olan ve mezuniyet sonrası eğitim almış olan hekimler olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %72,8'i travmaya uğramış dişlere splint uyguladığını, splint materyali olarak %64,2'si ortodontik tel, %62,7'si kompozit rezin, %29,7'si fiber splint materyali ve %22,9'u misina kullandıklarını belirttiler. Travmatik dental yaralanmaların radyolojik değerlendirmesinde periapikal radyografi yöntemine başvurma oranı %92 iken oklüzal radyografi yöntemine başvurma oranı %25,7 olarak saptandı. Sonuç: Katılımcılarımızın TDY'da bilgi düzeyi kabul edilebilir orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bilgi sorularında en fazla doğru yanıt alan sorular; konküzyon, avülsiyon ve lateral lüksasyon ile ilgiliyken, kök kırığı, intrüzyon, komplike kron kırığı sorularında daha düşük oranda doğru yanıtlar alınmıştır. Elde edilen sonuçlara göre diş hekimlerinin ve özellikle mezuniyetinin üzerinden uzun zaman geçmiş hekimlerin TDY ile ilgili mezuniyet sonrası sürekli eğitimleri desteklenmeli ve hekimlerde eğitimin önemine yönelik daha fazla farkındalık sağlanmalıdır. Hekimlerin bilgilerini güncellemeleri ve geliştirmeleri açısından önemli olan ToothSOS gibi bilgilendirici uygulamalar hakkında farkındalık yaratılıp kullanımı desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Travmatik dental yaralanmalar, daimî dişler, bilgi düzeyi, Türkiye.
İki farklı deproteinizasyon protokolünün universal adeziv sistemlerin mikro sızıntısı üzerine etkisinin mikro-bt ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, iki farklı deproteinizasyon materyallerinin mikrosızıntı üzerine etkisinin mikro-BT kullanılarak değerlendirilmesidir. 60 adet yeni çekilen çürüksüz insan azı dişi toplanmış, temizlenmiş ve distile su içinde bekletilmiştir. Her diş bukkolingual yönde 3mm genişliğinde, gingival basamak sement-mine birleşiminin 1 mm altında ve aksiyal duvar duvar derinliği 2mm olan standardize sınıf II kaviteler hazırlanmıştır (120 kavite hazırlığı). Hazırlanan dişler eşit olarak 4 adeziv gruba ayrılmıştır (Clearfil Universal Bond Quick ER, Prime & Bond Universal, Clearfil SE Bond ve G2 Bond Universal). Bu gruplardan 3'ü universal adeziv biri self-etch adezivdir. Her grup deproteinizasyon materyali çeşidine göre (deproteinizasyon yapılmayan kontrol grubu, NaOCl deproteinizasyonu, HOCl deproteinizasyonu) göre 3 eşit alt gruba (n = 10) ayrılmıştır. Termal siklus uygulamasından sonra,% 50 gümüş nitrat çözeltisi izleyici olarak kullanılmıştır. Sızan AgNO3 miktarı, mikro bilgisayarlı tomografi sistemi (Bruker Skyscan 1275, Kontich, Belçika) kullanılarak ölçülmüştür. Kullanılan adezivden bağımsız olarak, kontrol grubundaki mikrosızıntı miktarı, deproteinizasyon yapılan gruplardan daha fazla gözlemlenmiştir. Prime Bond Universal kullanılmış, HOCl ve NaOCl ile deproteinize edilmiş gruplar arasında AgNO3 penetrasyonunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. Prime Bond Universal dışındaki diğer adeziv gruplarda, NaOCl uygulanan örneklerdeki mikrosızıntı miktarı, HOCl ile deproteinize gruplarla karşılaştırıldığında bir artış gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Deproteinizasyon, Universal Adezivler, Mikrosızıntı, Micro-BT
İmplant üstü simante edilen monolitik zirkonya ve metal destekli porselen kronlarda vida erişim deliği açılmasının kron direncine etkisi
Siman tutuculu implant üstü kronlarda vida gevşemesi görüldüğünde ya da herhangi bir problem durumunda çıkarılması gerektiğinde restorasyonun zarar görmeden çıkarılması oldukça zor olmaktadır. Ayrıca temizlenemeyen artık siman varlığı periimplantitis için predispozan bir faktördür. Kombinasyon implant kronu; restorasyonların vida deliğine erişimi kolaylaştırmak ve subgingival simanın temizlenmesini sağlamak için hem siman hem de vida ile retansiyonun sağlanması avantajlarını sunar. Çalışmanın amacı; implant üstü metal destekli porselen ve monolitik zirkonya kronlarda vida erişim deliği açılmasının kırılma dayanımlarını nasıl etkilediğinin değerlendirilmesidir. Çalışma için 44 adet abutment (Dentis Implant, Daegu, Güney Kore) ve 44 adet analog (Dentis Implant, Daegu, Güney Kore) kullanılmıştır. 11 adet metal destekli porselen kron, 11 adet vida erişim deliği bulunan metal destekli porselen kron, 11 adet monolitik zirkonya kron, 11 adet vida erişim deliği bulunan monolitik zirkonya kron üretilmiştir. Hazırlanan kronlar abutmentlara simante edildikten sonra Üniversal test makinesi (Lloyd LRX instruments, Hampshire, İngiltere) ile kırılma dirençlerine bakılmıştır. Delikli ve deliksiz metal destekli porselen grupları arasında maksimum yük ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Delikli ve deliksiz monolitik zirkonya grupları arasında maksimum yük ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Delik olduğunda ve delik olmadığında; monolitik zirkonya gruplarının maksimum yük ortalaması, metal destekli porselen gruplarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Tüm örneklerin kırılma dayanımları doğal dişli bireylerin maksimum çiğneme kuvvetlerinden daha yüksek seviyelerdedir. Kombinasyon implant kronu tekrarlanabilirlik avantajı sunduğundan olası vida gevşemesi nedeniyle ya da kronun yerinden çıkarılmasını gerektirecek herhangi bir durumda restorasyona zarar vermeden kolaylıkla yerinden çıkarılabilir ve siman tutuculu kronlarda simantasyon sonrası kalabilecek artık simanın oluşturabileceği periimplantitis gibi olumsuzluklara karşı çözüm alternatifi olabilir. Anahtar Kelimeler: Kombinasyon implant kronu, monolitik zirkonya, metal destekli porselen, kırılma direnci
Protez temizleyicilerinin termocycle işlemi ile yaşlandırılmış akrilik rezin kaide ve silikon esaslı yumuşak astar materyali arasındaki çekme bağlantı dayanıklılığı üzerine etkisi
Tam ve bölümlü hareketli protezlerde, protez üzerine gelen kuvvetlerin eşit olarak dağıtılmasını sağlamak ve atrofik bölgelerde oluşan oklüzal yük dağılımlarını azaltmak amacıyla yumuşak astar materyalleri kullanılır. Kimyasal yapılarındaki farklılıklar sebebiyle özellikle silikon esaslı yumuşak astar materyalleri ile PMMA arasındaki bağlantı başarısızlığı yaygın olarak karşılaşılan bir sorundur. Yumuşak astar ve akrilik kaide arasındaki bağlantının güçlendirilmesine yönelik çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Yumuşak astar uygulanmış protezlerin temizliğinde etkili fırçalama yüzeye zarar verir ve yapıyı bozar. Bunun için protez temizleyicilerin kullanımı Candida kolonizasyonunu ve protez stomatitini önlemede etkili bir yöntemdir. Protezlerin temizliği için birçok farklı yöntem ve temizlik maddesi bulunmaktadır. Ancak klinik uygulamada kullanılan protez temizleyiciler de yumuşak astar materyallerine zarar verebilir. Çalışmamızın amacı, protez temizleyicilerinin ve kumlama yapılıp yapılmamasının silikon esaslı yumuşak astar materyali ve akrilik rezin kaide arasındaki çekme bağlantı dayanıklılığı üzerine etkisini araştırmaktır. Araştırmamızda, 10x10x40 mm boyutlarında 120 adet sıcak akrilik rezinden (Meliodent Heat Cure) bloklar hazırlandı. Tüm akrilik örneklere 1 yıllık termal değişimini simüle edecek şekilde 5-550 C sıcaklıkları arasında 10.000 siklus termocycle işlemi uygulandı. Daha sonra örnekler rastgele 2 gruba ayrılıp, gruplardan birisine 2 bar basınç altında 125 μm Al2O3 partikülleri ile 10 mm uzaklıktan 10 sn süre ile pürüzlendirme işlemi yapıldı. İki akrilik blok arasına 3 mm kalınlığında silikon esaslı yumuşak astar materyali (Ufi Gel P) yerleştirildi. Kumlanan ve kumlama yapılmayan gruplar kullanılan temizlik malzemesine (%1 NaOCl, Corega, distile su [kontrol grubu]) göre kendi içinde rastgele 3 alt gruba ayrıldı (n = 10). Örnekler %1'lik NaOCl içeren solüsyonda 10 dk, Corega temizleyici tablet içeren solüsyonda ise 3 dk bekletildi. 180 günlük protez temizliği klinik olarak simüle edildi. Daha sonra örnekler bir Universal Test Cihazı kullanılarak 5mm/dk hızla kopana kadar gerilim altında tutuldu ve çekme bağlantı dayanıklılığı değerlendirildi. Elde edilen verileri analiz etmek için iki yönlü varyans analizi (Two-way ANOVA) testi, post hoc karşılaştırmalarda Tukey HSD testi kullanıldı. Sonuç olarak, kumlama yapılan ve yapılmayan gruplar arasında çekme bağlantı dayanıklılığı ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Protez temizleyiciler arasında çekme bağlantı dayanıklılığı ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Sadece kumlama yapılmadığında Corega grubunun çekme bağlantı dayanıklılığı, distile su ve sodyum hipoklorit gruplarından anlamlı şekilde düşüktür. Yani kumlama ile yüzey pürüzlendirme işlemin ve kullanılan protez temizleyici tipinin çekme bağlantı dayanıklılığı üzerinde bir etkisi yoktur. Anahtar Kelimeler: Yumuşak astar materyali, kumlama, protez temizleyiciler, çekme bağlantı dayanıklılığı.
Diş hekimlerinin oral kanser farkındalık ve bilgi düzeylerinin ölçülmesi
Amaç: Oral kanser insidansının gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere çoğu ülkede zaman içinde artış gösterdiği göz önüne alındığında, diş hekimlerinin oral kanserlerle ilgili farkındalıkları, bilgi düzeyleri, oral kansere olan yaklaşımları gözlemlenmeli ve konunun sürekli güncel tutulması, konuyla ilgili eğitimlerin daha da artırılması gerekmektedir. Gereç ve Yöntem: 516 gönüllü ile yapılan 36 soruluk bu anket çalışmasında anketler her bir kişiye elden dağıtılmıştır. Bu çalışmada katılımcıların demografik bilgileri, oral kanser muayenesi ve oral kansere yaklaşımları, oral kanserlerin görünümleri, etiyolojileri, epidemiyolojileri ile ilgili bilgileri, oral kanserlerle ilgili aldıkları eğitimleri, hastaları konu ile ilgili bilgilendirip bilgilendirmedikleri sorgulanmıştır. Çalışmada betimsel istatistikler, frekans tabloları analizi, çapraz tablolar, kontenjans tabloları, istatistiksel veri görselleştirme teknikleri kullanılmıştır. İlgili analizler için G-Power 3.1 programında örneklem büyüklüğü çalışması yapılmıştır. %5 hata, %95 anlamlılık düzeyinde karşılaştırma tabloları için örneklem büyüklüğü 495 olarak elde edilmiştir.Bulgular: Genel olarak oral kanserlerle ilgili yeterli eğitim aldığını düşünenlerin oranı düşük düzeylerde (%47.7) olmasına rağmen, mezuniyetten sonra bilgilerini güncellediğini belirtenlerin oranı da çok düşük düzeylerdedir (%38.6). Fakat konuyla ilgili bilgilenmek isteyenlerin oranı yüksek düzeylerdedir (%93.2). Katılımcılar oral kanserler ve oral kanserlerin ağızda verdikleri görüntülerle ilgili bilgi sahibi olduklarını belirtmekte, erken teşhisin yaşam kalitesi ve yaşam süresini arttırdığı konusunda yüksek bir farkındalık göstermekte; ancak muayene konusunda yetersiz (tüm katılımcıların sadece %28.6'sı rutin olarak oral kanser muayenesi yaptığını belirtmiştir), oral kanserleri tanıyabilme veya oral kanserlerle ilgili herhangi bir girişimde bulunma konusunda kendilerine güvenmedikleri görülmektedir.(Oral kanserleri görünce tanıyabildiğini belirtenler, en yüksekortalama (5 / 3.72) ile oral diyagnoz ve radyoloji uzmanları olmuştur. Yine tüm katılımcıların %7.9'u biyopsi aldığını belirtirken, %42.6 ile çene cerrahları en yüksek oranda biyopsi aldığını belirten hekimler olmuştur.) Bunun yerine hastaları sevk ettiklerini belirtirken; yarısı hastayı ağız, diş ve çene cerrahına sevk etmektedir. Oral kanserlerin etiyolojileri ile ilgili sorulara verdikleri cevaplardan kısmen yeterli bilgilere sahip oldukları görülürken, epidemiyoloji ile ilgili sorulara verdikleri cevaplardan bilgilerinin yetersiz olduğu görülmektedir.Sonuç: Artan oral kanser vakaları, hem toplumun hem de hekimlerin oral kanserlerin erken teşhisi konusunda yeterli bilgi ve farkındalığa sahip olmadığını veya oral kanser muayenesini yeteri kadar önemsemediği bu yüzden yüzeyde ve son derece 125kolay saptanabilen lezyonların bile göz ardı edilebildiğini, özellikle prekanseröz lezyonlar konusunda farkındalık ve bilgi düzeylerinin düşük seviyelerde olduğunu göstermektedir. Bu durumun düzeltilebilmesi için fakültelerde öğretim üyelerinin, fakülte dışında kendi çalıştıkları kamu kuruluşlarında pratisyen hekimleri bilgilendirebilecek konumdaki insanların kesinlikle daha çok çaba göstermeleri gerektiğini, yine hekimlerin meslek içi seminerlerle karşılıklı bilgi alışverişi içerisinde olmaları gerektiğini düşünmekteyiz. Bu çalışma ile konuyla ilgili eksikliklere dikkat çekmiş, bundan sonraki bilinçlendirme hareketlerine ve eğitime katkı sağlamış bulunmaktayız. Bu çalışmanın sonuçları, farkındalık ve bilgi düzeylerinin daha çok artması gerektiğini ve bu durumda en büyük görevin akademisyenlere düştüğünü göstermektedir. Oral kanser dinamik bir konu olduğundan, Dünya Sağlık Örgütünün konuyla ilgili yaklaşımları sürekli değişmekte, yeni öneriler olabilmekte, erken tanı için yeni teknolojik gelişmeler kaydedilmekte olduğundan bu bilgiler sürekli güncellenerek, eğitimlerin dinamik bir şekilde sürmesi gerekmektedir.
Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde nazopalatin kanal tespitinin yapay zeka ile karşılaştırılması
NPK; maksiller santral keserlerin posteriorunda, orta hatta lokalizasyon gösteren bir anatomik oluşumdur. Kanalın morfolojisi oldukça fazla ve önemli miktarda değişkenlik göstermektedir. NPK bir ileri görüntüleme yöntemi olan KIBT ile de görüntülenebilir. Bunun yanısıra, KIBT yapay zeka alanında da pek çok çalışmada kullanılmaktadır. Yapay zeka, veriler aracılığıyla öğrenebilen makinelerin problemleri çözmeleri amaçlanarak geliştirilmiş sistemlerdir. YOLO (You Only Look Once) oldukça hızlı bir nesne tanıma mimarisi olarak karşımıza çıkmaktadır. YOLO'nun 5. Versiyonu olan YOLOv5'in son resmi güncellemesinde segmentasyon modelleri kullanıma sunulmuştur. Bu Tez çalışmasının amacı KIBT görüntülerinde NPK'ın segmente edilmesi ve dallanma durumunun değerlendirilmesi açısından gözlemci ile yapay zekayı karşılaştırmaktır. Çalışma kapsamında, KIBT görüntüleri retrospektif olarak tarandı. Taranan görüntülerden, NPK'da dallanma var olan 100 kanala ve dallanma olmayan 100 kanala ait, toplamda 200 KIBT görüntüsü seçildi. Bu KIBT görüntülerine ait aksiyel kesit çerçeve görüntüsü etiketleme işlemi için kullanıldı. Görüntülerdeki NPK dallanma varlığı ya da yokluğu durumuna göre sınıflandırılarak etiketlendi. Bu tez çalışması, YOLOv5x-seg modeli ile yapıldı. Görüntülerin %80'i olan 160 tanesi eğitim veri seti, %10'u olan 20 tanesi doğrulama veri seti, %10'u olan 20 tanesi test veri seti olarak ayrıldı. YOLOv5x-seg modeli ile 800 epoch (eğitim turu) yapılarak eğitim gerçekleştirildi. Karışıklık Matrisi kullanılarak, yapay zekanın performansı değerlendirildi. Gözlemci içi güvenilirlik için 2 hafta sonra görüntülerin % 20'si dallanma varlığı ya da yokluğu durumu açısından tekrar sınıflandırıldı. YOLOv5x-seg modelinin NPK tespiti ve sınıflandırılması için duyarlılık, kesinlik, F1 skoru ve IoU değerleri; NPK dallanması olan grup için sırasıyla 0.9680, 0.9953, 0.9815, 0.9636 olarak, NPK dallanması olmayan grup için sırasıyla 0.9827, 0.9975, 0.9900, 0.9803 olarak bulundu. mAP ve AUC değerleri ise; NPK dallanması olan grup için sırasıyla 0.7930, 0.8841, NPK dallanması olmayan grup için sırasıyla 0.9637, 0.9510 olarak bulundu. YOLOv5x-seg modelinin NPK dallanma varlığı ve daha az veri seti ile eğitildiğinde bile, mükemmel olmasa da gayet başarılı ve kabul edilebilir sınırların üzerinde bir tahmin doğruluğu elde ettiğini düşünmekteyiz. Temelde nesne algılama algoritması olan YOLOv5 algoritmasının segmentasyon özelliği, yeni geliştirilmesine rağmen oldukça başarılı sonuçlara ulaştığı ancak geliştirilmeye açık ve umut vaadedici olduğunu düşünmekteyiz.
Farklı kanal içi medikamanların kullanımından sonra biyoseramik esaslı kanal patlarının bağlanma dayanımının push out testi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; kanal içi medikaman olarak kalsiyum hidroksit içerikli Kalsin (Kalsin, İzmir, Türkiye), sodyum hipokloritin jel formu olan Chloraxid NaOCl Gel (Cercamed, Stalowo Wola, Polonya) ve klorheksidinin jel formu olan Consepsis Scrub (Ultradent Products, South Jordan, ABD) kullanımının; biyoseramik esaslı kanal patı olan TotalFill RCS'nin (FKG, Le Crêt-du-Locle, İsviçre) bağlanma dayanımına etkisinin karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmada; çürüksüz yada mine seviyesinde çürüklü, apeksleri kapanmış, tek köklü ve tek kanallı 48 adet mandibular premolar ve kanin diş kullanıldı. Tüm örnekler ProTaper Universal (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) döner alet eğe sistemi ile F3 (#30, 0.09) numaralı eğeye kadar genişletildi. Daha sonra dişler rastgele 4 gruba ayrıldı (n=12). Grup 1'deki dişlere Kalsin (Kalsin, İzmir, Türkiye), grup 2'deki dişlere Consepsis Scrub (Ultradent Products, South Jordan, ABD) ve grup 3'teki dişlere Chloraxid NaOCl Gel (Cercamed, Stalowo Wola, Polonya) konuldu. Grup 4 ise kontrol grubu olarak belirlendi ve medikaman uygulanmadı. Tüm örnekler 1 hafta boyunca 37°C'de, %100 nemli ortamda bekletildi. Medikamanların distile su ve EDTA ile uzaklaştırılmasından sonra kanal dolumları TotalFill RCS (FKG, Le Crêt-du-Locle, İsviçre) kullanılarak yapıldı. Patın sertleşmesi için tüm örnekler 1 hafta boyunca 37°C'de, %100 nemli ortamda bekletildi. Tüm örneklerden 2 mm kalınlığında kesitler alındı ve üniversal test cihazında (Lloyd LRX; Lloyd Instruments Ltd, Fareham, Birleşik Krallık) bağlanma dayanımları ölçüldü. Veriler Kruskal Wallis H testi kullanılarak analiz edildi. Sonuç olarak bu çalışmada kullanılan kalsiyum hidroksit patının ve jel formundaki kanal içi medikamanların biyoseramik esaslı kanal patlarına etkisi, kontrol grubuna göre anlamlı bir fark göstermemektedir. (p>0.05) İleri dezenfeksiyon için kanal içi medikamanların kullanılması gereken durumlarda; uygun irrigasyon ile biyoseramik esaslı kanal patlarının kullanımı, kök kanallarının uzun dönem sızdırmazlığını etkilememektedir. Anahtar Kelimeler: Sodyum hipoklorit Jel, klorheksidin Jel, kalsiyum hidroksit, kanal içi medikamanlar, bağlanma dayanımı, biyoseramik patlar