
192
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde depolanmış tarımsal ürünlerde bulunan akar türleri ve önemli zararlı türün biyolojisi üzerine çalışmalar
Bu çalışma 2013-2015 yıllarında Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Diyarbakır, Mardin, Batman ve Adıyaman illerinde yürütülmüştür. Çalışma kapsamında bu illerde bulunan depolanmış buğday, arpa, mısır, kırma, nohut, mercimek, çeltik, kuru kayısı, kuru incir, kepek, kuru üzüm, pamuk tohumu ürünlerinden alınan örneklerde bulunan akar türleri araştırılmıştır. Toplanan örnekler ortalama %21 oranında bulaşık bulunmuştur. Yapılan teşhisler sonucunda 3 takım, 19 familya ve 22 cinse ait 28 akar türü tespit edilmiştir. Bu türlerden Paraneognathous wangae (FanveLi) (Prostigmata; Caligonellidae), Brachytydeus armindae (Momen ve Lundqvist, 2005) (Prostigmata: Tydeidae), Brachytydeus maga Kuznetzov (Prostigmata; Tydeidae), Tydeus plumosus Karg (Prostigmata; Tydeidae) türleri ülkemiz akar faunası için yeni kayıt olarak literatüre kaydedilmiştir. Önemli zararlı tür olarak şeçilen Tyrophagus similis Volgin, 1949 (Astigmata: Acaridae)'in 15, 20 ve 25ºC sıcaklıklarda ve %75 orantılı nem koşullarında biyolojisi çalışılmış ve yaşam çizelgesi verileri tespit edilmiştir. Elde edilen verielere göre T. similis'in gelişme eşiği C = 7,07 ºC ve termal sabitesi ThC = 266,6 gün-derece olarak belirlenmiştir. Ayrıca Diyarbakır'da özel sektöre ait bir un fabrikasının iki ayrı deposu ve oluşturulan temsili depoda depolanmış buğdayda yığının farklı derinliklerinde akar popülasyonlarının mevsime bağlı olarak popülasyon yoğunluğu değişimi incelenmiştir. Elde edilen veriler zararlı türlerin daha çok ürünün 0-50 cm üst kısmında bulunduğunu, buna karşın faydalı türlerin üst ve 50-100 cm'lik orta bölümde yoğunlaştığı tespit edilmiştir.
Buğday yetiştiriciliğinde alternatif taban ve üst gübrelerin geliştirilmesi
Bu çalışmada üre ile zenginleştirilmiş nano-hidroksiapatit (Ü-nHAP), biyokömür kaplı diamonyum fosfat (BK-DAP) ve biyokömür kaplı üre gübresinin (BK-üre) etkinliği geleneksel DAP ve üre gübreleri ile karşılaştırılarak alternatif taban ve üst gübrelerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Nano-hidroksiapatit (nHAP), Ü-nHAP ve biyokömürün karakterizasyonu SEM ve XRD ile belirlenmiştir. İlk denemede DAP gübresine alternatif olarak tabandan Ü-nHAP uygulanırken, üst gübrelemede üre veya BK-üre kullanılmıştır. İkinci denemede tabandan BK-DAP, üst gübrelemede üre veya BK-üre uygulanmıştır. Denemelerde DAP gübresi referans olarak 8 kg P2O5 da-1 olacak şekilde, Ü-nHAP ve BK-DAP gübreleri ise referans uygulamaya eşit ve azalan miktarlarda (8, 6 ve 4 kg P2O5 da-1) uygulanmıştır. Üst gübrelemede parsellere 15 kg üre da-1 ve 15 kg BK-üre da-1 verilmiştir. Birinci denemede, Ü-nHAP uygulamaları ile her iki yılda da referanstan daha düşük verim değerleri elde edilmiş olup, ilk yılda en düşük Ü-nHAP (4 kg P2O5 da-1) uygulamaları ile referansa yakın verim değerleri belirlenmiştir. İkinci denemede, özellikle ilk yılda, en düşük gübre dozu bile verim bakımından referansa yakın sonuçlar sağlamıştır. Her iki denemede de, Ü-nHAP ve BK-DAP gübrelerinin referans uygulamaya göre azaltılmış dozlarında dahi, tane protein içeriğinde önemli bir azalma görülmemiştir. İlk denemede, uygulanan daha düşük dozlara rağmen bitki N konsantrasyonu referansla karşılaştırıldığında daha yüksek olmuştur. İkinci denemede ise azaltılan gübre uygulamalarına rağmen bitki N konsantrasyonunda azalma meydana gelmemiştir. Benzer şekilde, uygulanan doz 4 kg P2O5 da-1 seviyesine kadar azaltıldığında bile her iki denemede de bitkinin P konsantrasyonunun azalmadığı belirlenmiştir. Bitki Fe konsantrasyonu bakımından iki denemede de uygulamaların referans ile aynı sınıfta yer aldığı, Zn konsantrasyonu bakımından denemeler ve yıllar arasında değişkenlik olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, tükenmekte olan P kaynaklarına alternatif olabilecek bu gübrelerin etkinliğinin farklı toprak özellikleri ve iklim koşullarında farklı bitkilerde test edilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir.
Ziyarettepe formasyonu'nun kretase-paleojen (K/PG) biyostratigrafisi, sedimantolojisi ve tektono-stratigrafik konumu: Doğu Sakarya zonu (Ardanuç/Artvin), KD Türkiye
Türkiye'nin Karadeniz kıyısına paralel olarak uzanan Doğu Sakarya Zonu (Doğu Pontidler), Geç Kretase ve Paleojen zamanında pelajik, yarı-pelajik ve neritik istifler ile temsil edilmektedir. Doğu Sakarya Zonu (Doğu Pontidler)'undaki bu istifler, zaman içinde farklı isimler altında incelenmiştir. Ziyarettepe Formasyonu olarak adlandırılan birim; neritik ve yarı-pelajik sedimanter istiflerden oluşmaktadır. Bu tez çalışmasında, Ziyarettepe Formasyonu istiflerindeki K/Pg geçişinin; biyostratigrafisi, sedimantolojisi ve tektono-stratigrafik olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma sırasında neritik ve yarı-pelajik karbonatların; dağılımı, kalınlığı, kaya türleri ile diğer birim ilişkileri haritalanmıştır. Ziyarettepe Formasyonu'nun sedimanter yapı-doku ilişkilerini, biyostratigrafik ve kemostratigrafik özelliklerini belirlemek için beş adet ölçülü stratigrafik kesit alınmıştır. Elde edilen örneklere; sedimantolojik (makro-mikro fasiyes analizi), mikropaleontolojik-biyostratigrafik (fosillerin ince kesit ve yıkama örnek incelemesi) ve kemostratigrafik (jeokimyasal analiz) araştırma yöntemleri uygulanmıştır. Örnekler üzerinde yapılan paleontolojik çalışmalar sonucunda; planktonik foraminiferlerden 14 cins, 16 tür, bentik foraminiferlerden 13 cins, 9 tür ve 1 yeşil alg türü tespit edilmiştir. Paleontolojik verilere dayalı olarak biyostratigrafi için dört adet topluluk biyozonu da ayrılmıştır. Fosil formların kırıklı ve parçalı olarak gözlenmesi, sığ ortamlardan taşınma süreçleri altında platformdan-havza kenarına ulaştığını işaret eder. Sedimanter fasiyes değişimleri ile makro-mikro fosillerin düzensiz dağılımı; deniz seviyesi değişimi, bölgesel tektonizma ve küresel olayların etkisi altında oluştuğu sonucuna varılmıştır. Ziyarettepe Formasyonu'nun yaş aralığı elde edilen bulgular ile geç Kampaniyen-Tanesiyen arasında tespit edilmiştir. Kemostratigrafik (tüm kayaç element, duraylı O-C ve Sr izotopları ve NTE) analiz sonuçlarına göre K/Pg geçişinin, bu havzada da kayıtlandığı ilk kez gösterilmiştir
İmpulsive dirac sistemleri için saçılım problemi
Bu tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm giriş kısmına ayrılmıştır. İkinci bölümde, spektral teori ve saçılım teorisinde kullanılan bazı temel kavramlar verilmiştir. Üçüncü bölümde, tezde ele alınacak olan problemler iki ana başlık altında ayrılmıştır. Üçüncü bölümün ilk kısmında, impulsive Dirac operatörlerinin yarım eksen ve tüm eksen üzerinde kurulan problemleri ele alınmıştır. Bu problemler için Jost fonksiyonları elde edilmiş ve elde edilen bu fonksiyonlar yardımıyla yarım eksen için sistemin saçılım fonksiyonu, tüm eksen için sistemin saçılım matrisi oluşturulmuştur. Ayrıca, her iki durum için de saçılım özellikleri incelenmiştir. Üçüncü bölümün ikinci kısmında ise, benzer problemler kesikli durum için incelenmiş ve detaylı özellikler elde edilmiştir. Dördüncü ve son bölüm ise tartışma ve sonuç kısmına ayrılmıştır.
Büyükşehir belediye yönetimlerine ilişkin yasal düzenlemelerin kırsal alanlara etkileri: Muğla Büyükşehir Belediyesi örneği
Türkiye'de büyükşehir belediyelerinin kuruluşuna ilişkin ilk düzenleme, 1984 yılında 3030 Sayılı Kanunla gerçekleştirilmiştir. Bu tarihten itibaren büyükşehirlerin kurulması ve yönetilmesine ilişkin farklı zamanlarda yeni düzenlemeler getirilerek büyükşehir belediyelerinin sayısı 2012 yılına kadar 16'ya ulaşmıştır. 2012 yılında, 6360 Sayılı Kanun ile bu sayı 30'a çıkarılmış ve yetki alanları il sınırlarına kadar genişletmiştir (İstanbul ve Kocaeli büyükşehir tüzel kişiliği kazandığında yetki sınırı il sınırına kadar tanımlanmıştır ) . Yapılan düzenlemeler, kimi zaman yeni büyükşehirlerin oluşmasına, kimi zaman da büyükşehir belediyelerinin sınırlarının genişletilmesine yöneliktir. Otuz büyükşehirde İl Özel İdareleri kaldırılmış, yüzlerce köy ve orman köyü ile belde belediyeleri kapatılarak mahalle birimine dönüştürülmüştür. Bu çalışmada; birincil ve ikincil verilerle büyükşehir belediyelerine yönelik yapılan yasal düzenlemelerin kırsal alanlara etkilerinin neler olabileceği tanımlanarak Muğla Büyükşehir Belediyesi ve yetki alanı sınırları içindeki köyden mahalleye dönüştürülen yerleşme alanları örnek alan çalışması olarak değerlendirilmiştir. Muğla Büyükşehir Belediyesi yetki alanında köy iken mahalleye dönüştürülen mahallelerin muhtarları, kırsal alanlara hizmet sunanlar, hizmeti alanlar ve dolaylı olarak etkilenenlerden oluşan 620 katılımcı ile yüz yüze anket çalışması yapılmış ve anket sonuçları hem Ki-Kare Bağımsızlık Testi hem de Lojistik Regresyon Analiz Yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın Ki-Kare analizine göre; kırsal alanda yaşayanlara ve köy muhtarlarına danışılmadan yapılan yasal düzenlemelerin amacına ulaşmayabileceği, köyler kapatılmadan da yeni düzenlemelerin yapılabileceği, nüfusun azlığının yönetimin kararlarına katılımda etkin olduğunu, köy ve beldelerin belediye sınırları içerisine katıldığında halkın ve mahalle muhtarlarının belediyenin alacağı kararları takip edemeyecekleri ve kararlara müdahil olamayacakları; ancak, imar planlarının daha hızlı yapılacağı beklentisiyle gayrimenkul değerlerinin artacağı ve büyükşehir belediyesinin güçlü yapısıyla belediye hizmetlerinin daha kaliteli sunulabileceği sonuçlarına ulaşılmıştır. Lojistik regresyon analizine göre ise alan çalışmasına katılanların genel olarak köylerin mahalleye dönüştürülmesine olumlu yanıt vermedikleri, köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle hizmetlerin etkin, verimli ve ekonomik olarak halka sunulamayacağı, hizmete daha kolay ulaşılabileceği konusuna olumlu yaklaşılmadığı, ancak, gayrimenkul değerinin artacağı şeklinde sonuçlar elde edilmştir. Ayrıca lojistik regresyon analizinde Kanundan önce ve sonra da mahalle niteliğinde olan yerleşmelerin muhtarları ile eğitim düzeyi yüksek ve 50 yaş üzerinde ankete katılanların genel eğilimden daha farklı yanıtlar verdiği belirlenmiştir. Yerele en yakın olan yönetim şeklinin benimsendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Grafen ve grafen benzeri iki boyutlu Dirac malzemelerinde elektronların elektrostatik ve manyetik hapsi
Bu tezde öncelikle grafenin bazı genel özellikleri anlatılmış ve sıkı bağ modeli kullanılarak elektronik bant yapısı elde edilmiştir. Fermi düzeyine yakın enerji bantları, Dirac noktalarında, düşük enerjilerde spektrum için Dirac – Weyl denklemine yol açan doğrusal forma sahiptir. Daha sonra süpersimetrik kuantum mekaniği yöntemleri incelenmiştir: çarpanlara ayırma, Darboux dönüşümü, şekil değişmezliği ve bağlaştırım. Pöschl – Teller potansiyeli, şekil değişmezliğe bir örnek olarak verilmiştir. Son olarak Dirac fermiyonlarının grafen içerisindeki elektrik ve manyetik alanların etkisi altındaki hareketlerini açıklayan Dirac – Weyl denkleminin saf manyetik alan, saf elektrik alan ve orantılı elektromanyetik alan için çözümleri elde edilmiştir. Bu problemde çözümleri bulmak için süpersimetrik kuantum mekaniği yöntemleri kullanılmıştır.
Ortogonal polinomların bir matris yaklaşımı yardımıyla karakterize edilmesi
Bu tez beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm giriş kısmına ayrılmıştır. Bu bölümde ortogonal polinomlar ile ilgili bazı temel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, moment fonksiyoneli ve ortogonallikten bahsedilmiş olup ortogonal polinom dizilerinin varlığı hakkında tanımlar ve teoremler verilmiştir. Daha sonra, üç terimli rekürans bağıntısı incelenmiştir. Üçüncü bölümde, sonsuz alt yarı matrislere dair bazı tanımlara ve temel özelliklere değinilmiştir. Dördüncü bölümde, polinom dizileri hakkında tanımlar ve teoremler verilmiş olup ortogonal polinom dizilerinin ve klasik ortogonal polinom dizilerinin bu polinom dizilerine karşılık gelen matrisler ile aralarındaki ilişkiler ele alınmıştır. Beşinci bölüm bu çalışmada yapılanlar hakkında bilgilerin bulunduğu sonuç kısmına ayrılmıştır.
Endüstriyel uygulamalarda nesne yüzey hatalarının bilgisayarla görme tabanlı tespiti
Günümüzde makinalar ile yapılan kontrollere göre birçok dezavantajı olmasına rağmen insan gözü ile yapılan kontroller endüstride sıklıkla kullanılmaya devam etmektedir. Makinalar kolay algılanabilir, yüzey dokusu homojen tek düze olan, kusursuz yüzeyin kusurdan net ayrıştığı, şekil olarak düzensiz yansıtma yapmayan, kusurların tespiti için sofistike algoritmaların ve yüksek hesaplamanın gerekmediği nesne yüzeylerinde yüksek başarım oranlarıyla kalite kontrolünü gerçekleştirebilirler. Fakat karışık ve düzensiz yüzey dokusuna sahip, materyal özelliklerinden dolayı ışığı yansıtan, şeklinden dolayı düzensiz yansıma yapan nesnelerin kalite kontrolünde bilgisayarla görme tabanlı sistemler kusurlarının tespitinde insan yetisine göre yetersiz kalmaktadırlar. Bu durum özellikle kusurların yüzey dokusundan ayırmanın zor olduğu görüntülerde yaşanır. Diğer bir problemde geliştirilen yöntemlerin talep edilen süre sınırları içerisinde kusurların tespiti ve ayrıştırmasının sıklıkla yapılamamasıdır. Bu çalışmada askeri fişek kovanlarının kalite kontrolünü uçtan uca yapan bir sistem önerilmiştir. İlk olarak sistemin mekanik, elektronik, haberleşme ve ışıklandırmaları için uygun tasarımı yapılmıştır. Tasarlanan sistem üzerinden görüntüler alınıp kovan yüzeyleri için bir veri seti oluşturulmuştur. Kovan veri setinin oluşturulması için kameralardan alınan ham görüntüler geliştirilen yeni yöntemler ile işlenip kovan yüzeyi sonraki işlemler için istenilen pozisyonda ayrıştırılmıştır. Askeri fişek kovanları metalik, şekil olarak düz yüzeye sahip olmayan, düzensiz yüzey dokusuna sahip ve oldukça yansıtıcıdır. Bu özellikler kovanların yüzey hatası tespiti zorlu bir problem yapar. Üretim kusurlarını bilgisayarla görme tabanlı tespit etmek ve kovan yüzeyinin kendine has dokusundan ayırt etmek için yüksek doğruluk oranlarında ve düşük hızlarda çalışabilen çeşitli yöntemler önerilmiştir. Hem görüntü işleme teknikleri ile hem de insan yetisinden etkilenerek geliştirilen derin sinir ağları ile ilgili yüksek başarımda çalışan yöntemler önerilmiş ve literatüre yeni katkılar sağlanmıştır. Deneysel sonuçlar prototipten alınan gerçek görüntüler kullanılarak gerçekleştirilmiş ve başarılı sonuçlar elde edilmiştir.
Hücresizleştirilmiş deri doku katkılı polikaprolakton (PCL) doku iskelelerinin eriyik elektroyazım (MEW) yöntemi ile hazırlanması ve doku mühendisliğinde kullanım potansiyelinin incelenmesi
Eriyik elektroyazım tekniği ile yazdırılmış poli(ɛ-kaprolakton) (PCL) doku iskeleleri ve üç boyutlu (3B) baskısı alınmış hücresizleştirilmiş deri doku hidrojellerinin sandviç şeklinde birleştirilmesiyle doku iskelesi tasarlanmıştır. Geliştirilen biyouyumlu ve biyoaktif doku iskelesinin deri doku mühendisliğinde kullanım potansiyeli incelenmiştir. PCL doku iskelelerinin uygun morfolojide yazdırılması ve hücresizleştirilmiş deri doku hidrojellerinin 3B baskısı için, iki farklı basım tekniğinin optimum parametreleri belirlenmiştir. Tasarlanan doku iskelelerinin karakterizasyonu için FTIR (Fourier-Transform Infrared Spektroskopisi), Termogravimetrik analiz (TGA) ve X-ışını kırınım analizi (XRD) yöntemleri kullanılmıştır. Deri dokuları, Tripsin-EDTA (etilen diamintetraasetik asit), Sodyum Azid ve Triton X-100 içeren çözeltiler ile hücrelerinden arındırılmıştır. Hücresizleştirilmiş dokular, DNA içerik analizi, glikozaminoglikan (GAG) analizi, kollajen içerik analizi ve Bradford Yöntemi ile total protein analizi yapılarak karakterize edilmiştir. Dokuların morfolojileri histoloji çalışmaları ile değerlendirilmiştir. Doku iskelelerinin bozunma davranışları enzimatik ve hidrolitik çözeltilerde değerlendirilmiştir. Tasarlanan doku iskelelerinin insan dermal fibroblast ve fare fibroblast (L929) hücrelerinde sitotoksik özellikleri ve iskeleler üzerindeki çoğalma davranışları incelenmiştir. Doku iskelelerinin antimikrobiyal etkinlikleri incelenmiştir
Possibilities for improving the quality of sheep embryos produced in vitro
The main hypothesis of this Ph.D. thesis suggests overcoming the shortcomings of in vitro embryo production in sheep, and six experiments were performed on this basis. The first experiment dealt with the impact of transport media on ovarian tissues in addition to the effect of temperature and the medium of ovarian transport on the development of embryos. The histomorphology of the ovary showed that in AUZ1, the follicles were better maintained, and a temperature of 2 to 4 °C significantly increased embryonic development rates. The second experiment aimed to design new strategies of capacitation by starving a ram's sperm and estimating its quality effects. The sperm were hyperactive and showed a significant increase in the ability to fertilize oocytes in the sperm starvation protocol. The third experiment investigated the effectiveness of antioxidants in the appropriate capacitation of the sperm and fertilization media. Sperms treated with melatonin demonstrated hyperactivity, and the fertilization rate was significantly increased. The fourth experiment aimed to estimate the extent to which the development of embryos is affected by shortening the time of In Vitro Fertilization (IVF) and showed that exposing gametes to IVF for 6 h results in a higher fertilization rate and an improvement in the quality of embryo development. The fifth experiment, which compared the traditional and SAGE media, showed that SAGE significantly affected embryonic development. Ultimately, the sixth experiment examined the extent to which embryonic development was affected by the breed from which the oocytes were taken and did not find any significant difference between breeds. In general, our findings highlight several crucial aspects of obtaining high-quality embryos and high embryonic development rates.