
5
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Adorno'nun Kant'ın bilgi kuramı eleştirisi
Saf Aklın Eleştirisi zaman ve mekanın doğası, bilginin evrensel ve zorunlu koşulları, kavram ve nesne arasındaki ilişki, nedensellik sorunu, nesnelliğin temellendirilmesi, dış dünyanın kuruluşu, özdüşünümsellik, hakikat anlayışı ve metafiziğin statüsü gibi modern felsefeye özgü kimi sorunlara kendi transandantal felsefe yaklaşımı içinde çözüm üretmeye çalışır. Kant'ın bu konularda ürettiği yanıtların geçerliliğini, modern özne kavrayışına dair tartışmalardaki yerini ve Aydınlanma'ya karşı tutumunun bilgi kuramsal temellerini Adorno'nun eleştirel perspektifinden soruşturmak geleneksel yaklaşımlara kıyasla Saf Aklın Eleştirisi'ni düşünmenin daha verimli bir yolunu sunar. Adorno'nun özdeşsizlik, araçsal akıl, güçler alanı, diyalektik imge, blok metafiziği, kurtarma felsefesi, artık hakikat teorisi, diyalektik dolayım ve şeyleşme gibi farklı teorik kaynaklardan gelen kavramları felsefi bir eleştirinin bilgi kuramsal ufkunu genişletebilecek bir işleve sahiptir. Bu nedenle, modern özne ve akılsallık tartışmalarında Adorno ile Kant arasında kurulabilecek muhtemel bir diyalog Saf Aklın Eleştirisi'ni merkeze alan bilgi kuramsal bir araştırmayla desteklenmelidir. Bu çalışmanın amacı, Adorno'nun, Kant'ın bilgi kuramına ilişkin eleştirileri yoluyla hem Saf Aklın Eleştirisi'nin içerdiği kuramsal tartışmaları imkan ve sınırları bakımından incelemek, hem de Adorno'nun modern özne felsefesine ilişkin argümanlarını bu metne yönelik eleştirileri ışığında değerlendirmektir.
Edmund Burke'ün politika felsefesinde muhafazakârlık
Edmund Burke is one of the founding figures of conservative thought. The aim of this study is to reveal that Edmund Burke's political thought has very different and original elements that differ from status quo and a reactive approach that is generally ascribed to conservative thought that is usually understood to be opposing change altogether, thus to argue that his views on natural right, ownership, liberty and democracy are still able to contribute to contemporary political debates shaped by a critique of modernity. It was argued that the realization of this goal is only possible when the political understanding of Burke was first put into a basic discussion frame on the Enlightenment period. Accordingly, before evaluating Burke's political philosophy through Hume's critique of intellect and Rousseau's critique of Enlightenment, the epistemological foundations of his understanding of politics were elucidated and how this approach led him to a pathos-based policy conception is tried to show. Finally, based on a discussion of Burke's Reflections on Revolution in France, it is argued that, in accordance with the critiques of Enlightenment, he presents practical, viable and tangible changes as solutions to political problems. Thus, in a concise way, it is argued that %XUNH¶V original political thoughts and conservative approach have a lot to offer to contemporary political debates.
Hegel'in felsefesinde zaman kavramı
Bu tezde Hegel'in felsefesinde insanın konumu araştırılmıştır. Hegel'in felsefesine yöneltilen eleştirilerin başında hiç kuşkusuz, Hegel'in kurduğu felsefe sisteminde insanı yalnızca tinin kendinin gerçekleştirmesinin bir aracı olarak konumlandırdığı iddiası gelir. Bu tarz bir eleştirinin tam karşısında yer alan Hegel'in felsefe sistemine dair bir diğer ses getiren yorum da insanın olumsuzlama gücünün Hegel'in felsefesinin temelinde yer aldığı, Hegel'in sisteminin tamamının insanın olumsuzlama gücünden çıkarsanabileceği hatta sistemin kendisinin de bu gücün temellendirmesi olduğu yolundadır. Bu tezin amacı bu iki eleştirinin her ikisine de karşı çıkmak. Tezde, Hegel'in kurduğu felsefe sisteminde, insanın ve onun etkinliğinin hem tinin kendisini gerçekleştirmesinin zorunlu bir evresi olduğunu hem de sistemin sonsuzluğu için de insanın etkinliğinin yani olumsuzlamasının sürekli olarak gerçekleşmesi gerektiğini göstermeyi amaçlıyorum. Son kertede bir bilgi felsefesi olarak değerlendirilmesi gereken Hegel'in felsefe sisteminde insanın etkinliğinde ortaya çıkan a posteriori bilgi ile tinin kendini serimlediği süreçte ortaya çıkan a priori bilgi birbirini temellendirir. A posteriori bilginin olumsuzlanması ile ortaya çıkan a priori bilgi, insanın bilgi edinme zeminini ortaya sererken, a priori bilgi de yalnızca a posteriori bilgi olarak kendisini gerçekleştirebilir. Ki bu da ancak insanın olumsuzlamasında gerçekleşir. Bu durumda insan olumsuzladığında ortaya çıkan a posteriori bilginin, tinin kendini gerçekleştirmesinin bir evresi olduğu açıktır. Diğer yandan sistemin sonsuzluğu için olumsuzlanmanın da sürekli kılınması gerektiği ortadadır. Kavram ancak bu şekilde sonsuz devinimine devam edebilir. Hegel, bu sorunu felsefesinde zamanı kavram ile özdeş kılarak ortadan kaldırır. Zaman, bilinç açısından insanın etkinliğinde yarattığı, tin açısından ise ortaya çıkardığı a posteriori bilgidir yani emprik kavramdır. İnsan olumsuzlamasında zamanı gerçekleştirir yani kavramı somutlar. Kavramın kendisini gerçekleştirmesinin bir evresi olan insan, etkiliğinde kavramın dolaşırlığını sağlayarak sistemin sonsuzluğunu da garanti altına almış olur. Zamanın insan etkinliğinde somutlanması kavramın sürekli olarak kendini gerçekleştirmesidir. Hegel'in sisteminde insanın etkinliği temel olarak iki biçim altında gerçekleşir; emek ve dil. Emek, temelde insanın olgusal zeminde gerçekleştirdiği olumsuzlama iken dil, insanın bu olgusal zemini de olumsuzlama biçimi olarak tinin kendisini tam olarak gerçekleştirdiği, ifade ettiği alandır. Nitekim genelde felsefe özelde ise Hegel'in kurduğu felsefe sistemi bu nedenle dil zemininde gerçekleşir.
Edmund Burke muhafazakârlığının aydınlanma düşüncesinin devrimci niteliğine eleştirisi
Aydınlanma Batı'da 18. yy' da toplum ve insanlardaki köklü değişimlerin yaşandığı bir dönemi simgelemektedir. Edmund Burke 1729 yılında dünyaya gelmesiyle Aydınlanma döneminde yaşanan gelişmelere şahit olmuş bir filozof olarak karşımıza çıkmaktadır. Burke Aydınlanma döneminin bir parçası olması bakımından dönem hakkında birçok değerlendirmede bulunmuştur. Değerlendirmelerinin ana temasını dönemde yaşanan köklü değişimlere yönelik eleştirileri oluşturmaktadır. Bahsi geçen eleştirel tavrı dönemi yıkıcı boyutuyla değerlendiren kimi insanların ilgisini çekmiştir. Bu durum zamanla Edmund Burke'ün düşüncesi çevresinde oluşan muhafazakâr ideolojinin temellerinin atılmasında önemli bir yere sahip olmuştur. Muhafazakâr düşünce, Aydınlanmayı eleştirerek süregelen zaman içerisinde hala varlığını sürdürmektedir. Muhafazakâr ideolojinin Aydınlanma dönemine karşı yöneltmiş olduğu eleştiriler arasında mutlak akıl ve bireysellik, akılcılık/kurgusalcılık yaklaşımına yönelik ve devrim niteliğindeki köktenci yaklaşıma yönelik eleştiriler yer almaktadır. Çalışmanın temel amacı eleştiriler çerçevesinde Aydınlanma döneminin ve muhafazakâr ideolojinin insanı toplumda nasıl konumlandırıldığını anlamak ve açıklamaktır.
Nietzsche'nin bengi dönüş düşüncesi
Bu çalışmanın amacı Friedrich Nietzsche'nin de tam olarak açıklamadığı ancak "en derin düşüncem" olarak bahsettiği bengi dönüş düşüncesinin ne anlama geldiğini açıklığa kavuşturmaya çalışmaktır. Bu yüzden Nietzsche'nin önemli görüşleri ve kavramları ile bu düşünce arasında kurulan olası bağlantılar ve yorumlar ele alınmıştır. Öte yandan Nietzsche'nin etkilenmiş olabileceği düşünceler de incelenmiştir. Bengi dönüş ile ilgili yapılan yorumların anlaşılmasını kolaylaştırmak adına, bu düşünce kozmolojik, varoluşsal, etik, metafizik gibi başlıklar altında değerlendirilmiş ve önemli yorumlar karşılaştırılmıştır. Kozmolojik yorumların, Nietzsche'nin güç istenci öğretisi ve oluş düşüncesiyle çeliştiği için yetersiz olduğu anlaşılmıştır. Etik yorumlar ise Nietzsche'yi bir ahlak filozofu olarak anlama tehlikesi barındırdığı için sakıncalıdır. Metafizik yorum Nietzsche'nin karşı çıktığı görünür dünya- gerçek dünya ayrımına götürebileceğinden birçok yanlış anlamaya sebep olabilir. Ama yine de Nietzsche'nin Batı metafiziğini reddetmesiyle ilgili ufuk açıcı olabilir. Bengi dönüşün mistik yanına dikkat çeken yorumlar ise Sils Maria deneyimi, düşüncenin doğası, Zerdüşt eserindeki örüntüsü ile uyumludur fakat abartıldığında yeni bir puta dönüşme tehlikesi vardır. Bengi dönüşün varoluşsal yorumları ve yaşamın değerini test etmek için bir düşünce deneyi olarak değerlendirilmesi Nietzsche'nin kendisiyle ve diğer düşünceleri ile uyumlu görünüyor. Çünkü kişinin kendisini aşması, sorumluluk alması gibi şeyler üzerine şekillenir ve bunlar varoluşsal açıdan işlevsel olabilir.