Ankara Yıldırım Beyazıt University
Anabilim Dalı

Sosyal Hizmetler Anabilim Dalı

Ankara Yıldırım Beyazıt University

85

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

6. sınıf öğrencilerine yönelik sanat ve sosyal hizmet uygulaması: Öteki göçmeni bir okul sosyal hizmet müdahalesi ile anlamak

Okul sosyal hizmeti ve sanatla sosyal hizmet uygulamalarını birarada kullanarak çocuklar arasında uyumu sağlamak, farklılıklara saygıyı artırmak ve hoşgörüyü geliştirmek önemli bir adımdır. Bu araştırmada, çok okunan çocuk kitaplarından birisi olan Küçük Prens'in; karma okullarda eğitim alan 6. sınıf öğrencilerinin farklılıklara saygısının, sevgi ve hoşgörüsünün artmasına olan etkisi araştırılmıştır. Kitaptaki karakterin çocuk olması, hiç bilmediği bir yere gitmesi, kültürel farklılıklar yaşaması tıpkı göçmen bir çocuğun hayatına benzemektedir. Olumsuz tutumların değişmesi için 'öteki' ile uyumun edebî eser aracılığıyla sağlanmasının amaçlandığı araştırmada sanat ve okul sosyal hizmetini biraraya getirerek alternatif çözüm önerisi sunmak hedeflenmiştir. Araştırmada karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmaya katılan 30 öğrenciye, 20 ebeveyne ve 10 öğretmene/idareciye ayrı ayrı hazırlanmış olan yarı yapılandırılmış görüşme formları uygulanmıştır. 30 öğrenciye Farklılıklara Saygı Değeri Ölçeği ön test son test olarak uygulanmıştır. Çalışma kapsamında deney grubunu oluşturan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları ve Değerler Eğitimi Merkezi'ne gönüllü gelen 6. sınıf öğrencilerine barış eğitimi verilmiştir. Barış eğitimi kapsamında Küçük Prens kitabı okutulmuştur. Ayrıca bu öğrencilerle Hoşgörülü Davranışlar Etkinliği ile Barış Nasıl Olmalı Etkinliği yapılmıştır. Elde edilen nicel verilerin analizinde SPSS 24.0 kullanılmıştır. Nitel verilerin tematik analizde ise MAXQDA programından yararlanılmıştır. Bu araştırma sanatla sosyal hizmet ve okul sosyal hizmeti kapsamındaki uygulamaların çocuklar arasında farklılıklara saygının artmasını, sevginin ve hoşgörünün pekişmesini sağladığını göstermiştir. Bu bağlamda, sağlıklı bir okul ortamı yaratarak, çocukların üstün yararı için ayrımcılığın önüne geçerek kültürel kaynaşmayı pekiştirmede sanatla sosyal hizmet ve okul sosyal hizmetini bir araya getirmenin önemli olduğu söylenebilir.

Sibel Aydın
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal hizmet akademisyenleri ve sosyal hizmet uzmanlarının Türkiye çocuk koruma sistemine ilişkin görüş ve değerlendirmeleri

Günümüz modern toplumlarında çocukların korunması bir ihtiyaç değil çocuk haklarının bir gereğidir. Her geçen gün daha fazla risk ile karşı karşıya kalan çocukların korunmasında sosyal hizmet mesleği önemli bir yer tutmaktadır. Sosyal hizmet akademisyenleri ve sosyal hizmet uzmanlarının Türkiye çocuk koruma sistemine ilişkin görüş ve değerlendirmelerinin belirlenmesi çocuk refahı alanındaki bilgi eksikliğinin giderilmesi bu araştırmanın konusunu ve motivasyonunu oluşturmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı; sosyal hizmet akademisyenleri ve sosyal hizmet uzmanlarının Türkiye'nin çocuk koruma sistemine ilişkin görüş ve değerlendirmelerini ortaya koymak, çocuk koruma alanındaki eksiklikleri her iki tarafın bakış açısıyla bütüncül bir şekilde tespit etmek ve ortaya çıkan sorunlara ilişkin çeşitli çözüm önerileri geliştirmektir. Sosyal hizmet akademisyenleri ve sosyal hizmet uzmanlarının Türkiye çocuk koruma sistemine ilişkin görüşlerinin bir arada yansıtılması, uygulamaya dönük bilgi oluşturması, uygulamada karşılaşılan sorunlarının ve çözüm önerilerinin bütüncül bir şekilde ortaya konulması literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomonolojik yaklaşım ile yürütülmüştür. Araştırmada amaçlı ve kartopu örnekleme yoluyla 14 sosyal hizmet akademisyeni ve 17 sosyal hizmet uzmanı olmak üzere toplam 31 özne ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşme süresince ses kaydı alınmış, ardından ses kayıtları araştırmacı tarafından transkript edilmiş, tematik analiz ile çözümlenmiştir. Görüşmelerde öznelere çocuk koruma alanındaki mevzuat, çocuk koruma sisteminin hak temelli yaklaşım açısından durumu, çocuk koruma alanında sunulan hizmetlerin değerlendirilmesi, sistemde yaşanan sorunların ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerinin neler olduğu, çocuk koruma alanında görev alan sosyal hizmet uzmanlarının hangi bilgi, beceri ve değerlere sahip olması gerektiği konularında sorular yöneltilmiştir. Veriler, üç ana tema altında toplanmıştır. Bunlar; Türkiye çocuk koruma sisteminin genel olarak değerlendirilmesi (mevzuat, hak temelli yaklaşım sunulan hizmetler), Türkiye çocuk koruma sisteminin sorunları ve Türkiye çocuk koruma siteminde yaşanan sorunlara yönelik çözüm önerileridir. Türkiye çocuk koruma sisteminin sistem işlerliğinde olmadığı, bütüncül bir hizmet sunumu gerçekleştiremediği, hizmetlerin hak temelli bir şekilde sunulmadığı, alana ilişkin mevzuatın uygulamada karşılık bulmadığı, birincil ve ikincil düzeyde çocuk koruma hizmetlerinin yeterli olmadığı, sistemin eksikliklerinin giderilmesinde hak temelli yaklaşım perspektifi ile koruyucu önleyici hizmetlerin geliştirilmesi ve hizmetlerin sunumunda bütüncüllüğün gözetilmesi gerektiği ortaya konulmuştur. Sosyal hizmet akademisyenleri ve sosyal hizmet uzmanları perspektifi ile Türkiye çocuk koruma sisteminin değerlendirildiği bu araştırma sonucunda; Türkiye çocuk koruma sisteminde koruyucu önleyici hizmetlerin yetersiz olduğu, hizmetlerde koordinasyon ve iş birliğinin eksik olduğu, sosyal çalışma görevlisi tanımında sorunlar olduğu, vaka yönetimi ve süpervizörlük sisteminin olmadığı, çocuk korumanın merkezi bir yapılanma ile sunulması gerektiği, hizmet modellerinin yetersiz ve niteliksiz olduğu, liyakat esasına uygun olmayan personel ve idareci görevlendirilmesi olduğu belirlenmiştir. Çocuk koruma hizmetlerin geliştirilmesine yönelik okul sosyal hizmeti, aile sağlığı merkezlerinde sosyal hizmet uzmanı ve aile yanında destek hizmetlerinin geliştirilmesi, sisteme süpervizörlük ve vaka yönetimi uygulamalarının entegre edilmesine yönelik öneriler getirilmiştir.

Rukiye Karaveli
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Feminist sosyal hizmet perspektifinden huzurevinde yaşayan kadınların deneyimleri

Bu çalışma, İstanbul'daki huzurevlerinde yaşayan kadınların anlatıları, algıları ve deneyimlerine odaklanmaktadır. Çalışma, yaşlı kadınların anlatılarından yola çıkarak huzurevine taşınma ve yerleşme süreçlerinde kadınların deneyimlerinin ve öznelliklerinin nasıl şekillendiğini ve dönüştüğünü keşfetmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, kadınların yaşlanma süreçlerinin toplumdaki farklı tahakküm ilişkilerinin ve eşitsizliklerin kesiştiği önemli bir alan olduğunu savunmakta ve bu tahakküm ilişkilerinin yaşlı kadınların yaşamlarını nasıl etkilediğini tartışmaktadır. Çalışma huzurevine gelme kararının alınması süreçlerini, ev ve aile alanının sembolik ve mekânsal olarak terkinin nasıl gerçekleştiğini, huzurevindeki gündelik yaşamı ve sosyal ilişkileri incelemektedir. Araştırma kapsamında İstanbul'da Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü'ne ve Darüşşafaka'ya bağlı huzurevlerinde ve özel huzurevlerinde yaşayan 22 kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler NVivo nitel veri analiz programı yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçları, toplumdaki huzurevlerine yönelik olumsuz düşüncelere karşın huzurevlerinin yaşlı kadınların güçlenmesine imkan sağlayan kuruluşlar olduğunu göstermektedir. Buna karşın toplumdaki huzurevlerine ilişkin önyargılar ve bilgi eksiklikleri huzurevlerine başvuruları ve huzurevlerine uyumu zorlaştırmaktadır. Araştırma ile huzurevlerinde yaşlıların haklarının korunması için savunuculuk çalışmalarına ve yaşlıların katılımını artırmaya dönük uygulamaların hayata geçirilmesi ihtiyacı olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın huzurevlerinde yaşayan yaşlı kadınlar için güçlendirici ve özgürleştirici feminist sosyal politikaların ve feminist sosyal hizmet uygulamalarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

FeminizmHuzurevleriKadınlar+7
Pınar Yanardağ Kocabaş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

İntihar girişiminde bulunanların yaşam deneyimleri: Toplumsal cinsiyet bağlamında bir analiz

İntihar girişimi; birey, grup ve toplumların iyilik halini ve yaşam hakkını tehdit eden önemli bir sorundur. İnsan hakları ve sosyal adalet temel değerleri olan sosyal hizmet mesleği; bireylerin yaşam hakkının korunmasını ve bu hakkı engelleyebilecek, intihar girişiminde bulunmaya neden olabilecek, toplumsal bağlamların keşfedilmesini amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda; bu çalışmada, toplumsal cinsiyet ve çevresel bağlamların intihar girişiminde bulunan kadın ve erkeklerin yaşam deneyimlerini nasıl şekillendirdiği anlamaya çalışılmıştır. Nitel araştırma yöntemi ve fenomonolojik desenin kullanıldığı çalışmada, intihar girişiminde bulunan, yaşları 16-44 arasında değişen, intihar girişiminin üzerinden en az altı ay geçmiş ve psikiyatri takibinde olan yirmi bireyle görüşme yapılmıştır. Yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak elde veriler, MAXQDA 20 Analytics Pro yazılımı ile tematik olarak analiz edilmiştir. Bulgular; intihar girişiminde bulunan katılımcıların intihar girişimi öncesi travmatik çocukluk ve aile içi örseleyici deneyimler yaşadığını; toplumsal cinsiyetle ilişkili kalıp yargı, rol ve beklentiler nedeniyle baskılar deneyimlediğini; biyolojik, psikolojik ve sosyal alanlarda krizler yaşadığını ve yaşadığı zorluklar karşında intihar girişimini bir baş etme yöntemi olarak kullandığını; intihar girişimi sırasında hissizleşme, kontrol kaybı, krize ilişkin deneyimler yaşadığını; intihar girişiminde bulunma amaçlarının farklılaşabildiğini; yöntem seçiminde farklılıkların olduğunu; intihar girişimi sonrasında kendilerine ilişkin damgalayıcı tutuma sahip olduğunu; aile ve yakın çevrelerinden şok, korku, üzüntü ve kaygı gibi olumsuz tepkiler aldıklarını; sosyal destek görmeleri durumunda yaşama daha sıkı tutunduğunu göstermektedir. Ayrıca katılımcıların ruh sağlığı, sosyal destek, ekonomik durum ve dini inançlara ilişkin deneyimlerinin intihar girişimleri üzerinde önemli bir yeri olduğu bulunmuştur. Araştırma sonucunda, katılımcıların intihar girişimine ilişkin farklı süreçler deneyimlediğini ve bu sürecin toplumsal cinsiyet ve kadın ve erkeklerin etkileşimde olduğu sistemlerle ilişkileri bağlamında şekillendiği görülmektedir. Araştırmanın sonuçları; sosyal hizmet uygulamaları, mevzuat ve politikalar, kurumsal yapılar, iş birliği mekanizmaları ve bireysel ve toplumsal farkındalık boyutlarında çok yönlü yaklaşım ve bakış açılarının önemini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: İntihar Girişimi, Ekolojik Sistem Yaklaşımı, Sosyal Hizmet, Toplumsal Cinsiyet, Yaşam Deneyimi.

İntihar
Yasemin Ertan Koçak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Geçici koruma altındaki Suriyeli göçmenlerin sosyal uyum ve iyilik halleri: Sivil toplum örgütleri üzerinden bir değerlendirme

Genel olarak ülkelerin benimsedikleri göçmen politikalarının, asimilasyon ile çok kültürlülük arasında değişen noktalarda yer aldığı bilinmektedir. Her iki göçmen politikasına dayalı farklı programlar ev sahibi ülkelerin yönetimleri tarafından biçimlendirilmektedir. Geliştirilen programların genellikle sosyal uyumun sağlanabilmesinde başarılı olmadığı yönünde eleştiriler getirilmektedir. Bu eleştirilere yanıt oluşturabilecek "tanınma teorisine" dayalı bir sosyal uyum modelinin ise adil ve etik bir sosyal uyumu geliştirebileceği ileri sürülmektedir. Göçmenlerin sosyal uyumunda başarı ölçütlerinin neler olduğu ve bu durumun nasıl ölçüleceği konusunda göçmenlerin öznel iyilik halinin değerlendirilmesi önemli bir yer tutmaktadır. Göçmenlerin iyilik halinin, onların sosyal uyum düzeyini artırdığı öngörüsü ile yapılan çalışmalarda çoğunlukla göçmenlerin ev sahibi toplumun öznel iyilik düzeyine ulaşamadıkları gösterilmekte ve alan literatüründe, bu durumun nedenlerinin irdelenmesinin gerekliliğine işaret edilmektedir. "Tanınma teorisine" dayalı çalışmalarda ise, olumlu tanınma tutumları ile göçmenlerin iyilik hali düzeyi arasında olan pozitif ilişki gösterilmektedir. Bu çalışma, geçici koruma altındaki Suriyelilere STÖ'ler tarafından verilen sosyal uyum hizmetlerinin tanınma tutumları bağlamında nasıl bir anlama sahip olduğunu ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz (YFA) yaklaşımının kullanıldığı bu nitel çalışmada kartopu yöntemi ile ulaşılan 27 katılımcı ile yarı- yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerin analizi sonucunda çalışmanın ana teması olarak" Bireysel deneyimden toplumsal yapıya doğru iletişim gereksinimi" tanımlanmıştır. Bu ana temayı oluşturan ara temalar ise "Toplumsal yapıdan kaynaklanan tanınma engelleri ", "Olumlu tanınma deneyimleri ", "STÖ kapsamında olumlu tanınma engelleri" ile "Olumlu tanınma tutumları umudu" olarak gruplanmıştır. Bu çalışma sonucunda, STÖ'ler tarafından gerçekleştirilen sosyal uyum çalışmalarında, olumlu tanınma tutumlarının geliştirilebilmesini sağlayabilmek için tüm aktör ve paydaşlar arasında hem dikey hem de yatay etkileşim olanaklarının geliştirilmesi önerilmektedir. Olumlu tanınma tutumlarının yaygınlaşarak geliştirilmesi göçmenlerin sosyal uyum başarısını artırarak onların toplumsal iyilik halini yükseltebilecektir.

Geçici hukuki korumalarGöçmenlerSivil toplum örgütleri+6
Ali Artam Ayyıldız
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Aile mahkemelerindeki sosyal inceleme sürecinin sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmesi üzerine nitel bir araştırma

Günümüzde küresel dünyada aile kurumu; teknolojik gelişmeler, tüketim alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal şartların getirdiği zorluklar nedeniyle risk altındadır. Her ne kadar aile kurumunun sağlıklı şekilde oluşturulması, yönetilmesi ve desteklenmesi için politika düzeyinde çalışmalar yapılsa da şartların getirdiği zorluklarla birlikte aile sisteminin sarsılması sonucunda boşanma olgusunu ortaya çıkabilmektedir. Evlilik birliğinin, yasal olarak sonlanabilmesi ancak ihtisas mahkemesi niteliğindeki aile mahkemeleri tarafından gerçekleştirilebilmektedir. Mahkeme sürecinde, aile ile ilgili hukuki delillerin toplanması bir gerekliliktir. Bunun yanında, aile mahkemesi, tarafların ve özellikle de çocukların menfaatlerinin korunması, geleceklerinin güvence altına alınması, boşanma sürecinin oluşturacağı psikolojik sosyal, ekonomik ve ruhsal faktörlerin incelenmesi konularında görev ve sorumluluk üstlenirken, evlat edinme, şahsi ilişki tesisi ve velayet hakkının düzenlenmesi gibi dava türlerine de çözüm üretmektedir. Aile mahkemesi kapsamına giren söz konusu faktörlerin psiko-sosyal açıdan ele alınmasında sosyal hizmet uzmanlarının, sosyal inceleme süreci temelindeki rol ve işlevleri kadar sosyal hizmet akademisyenlerinin de verecekleri destek çok önemli bir boyut oluşturmaktadır. Bu araştırmanın amacı; aile mahkemelerindeki davaları doğrudan etkileyen sosyal inceleme sürecine ilişkin sosyal hizmet uygulayıcılarının ve akademisyenlerinin görüş ve değerlendirmeleri ve süreci nasıl algıladıklarının belirlenmesidir. Bu çalışmada, nitel araştırma çerçevesinde yorumlayıcı paradigma altında ele alınan çoklu durum çalışması deseni kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu ile uzmanlar ve akademisyenlerle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek veriler toplanmış ve NVivo 12 programı yardımıyla tematik analiz uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçları özetle, sosyal inceleme sürecinin, sosyal inceleme raporlarına etkin ve işlevsel olarak yansıtılabilmesi ancak sosyal hizmet uzmanlarınca yerine getirilmesiyle mümkün olabilecektir. Sosyal inceleme sürecinin, birey, aile ve çocuk odaklı yaklaşımının yanı sıra sosyal çevresi ile etkileşimlere bakan bir yapıda ele alınması gereklidir. Uzmanların, kurumsal yapı içerisinde mesleki bilgi, değer, gözlem ve sentez becerilerini geliştirmesi yanında akademik kadrolardan da yararlanması süreci olumlu etkileyecektir. Sosyal inceleme sürecinin işlevselliğinin, tüm adli sistem aktörlerince algılanmasının, taraflara ve çocuklara çok yönlü olumlu katkı sağlayacağı ayrıca Adalet Bakanlığı'nın da uzmanların çalışma koşulları, özlük hakları ve sosyal inceleme sürecinin desteklenmesi ve kalitesinin artırılmasına yönelik çalışmalarda yer almasının gerekliliği şeklinde ortaya çıkmıştır.

Aile mahkemeleriSosyal hizmetlerSosyokültürel inceleme
Murat Erkoyuncu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Feminist sosyal hizmet perspektifinden fiziksel engelli kadınların annelik deneyimleri

Araştırmanın amacı, fiziksel engelli kadınların annelik deneyimlerinin keşfedilmesidir. Araştırma, Şubat 2021-Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen bu araştırmada, feminist metodoloji temel alınmıştır. Araştırmanın öznelerine kriter örnekleme ve kartopu örnekleme yoluyla ulaşılmıştır. Araştırmanın öznelerini 0-18 yaş arası çocuğa sahip olan fiziksel engelli (ortopedik, görme ve işitme) kadınlar oluşturmaktadır. Araştırma, ortopedik engelli 6 kadın, görme engelli 7 kadın, işitme ve konuşma engelli 8 kadın olmak üzere toplam 21 kadının katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın öznelerinden yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler aracılığıyla toplanan veriler, betimsel analiz ile çözümlenmiştir. Verilerin analiz edilmesinde NVIVO 12+ nitel veri analizi yazılımı kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, anne olan fiziksel engelli kadınlar sağlamcı bir toplumda engelli olmaktan ve ataerkil bir toplumda kadın olmaktan kaynaklanan baskıları kesişimsel bir şekilde deneyimlemektedirler. Annelik sürecinde fiziksel engelli kadınlar doğum bakım hizmetlerinin erişilebilir şekilde sunulmaması, kamusal alanların engelli kadınların gereksinimlerine göre düzenlenmemiş olması, bebek bakım ekipmanlarının evrensel tasarım ilkesine göre tasarlanmaması sebebiyle annelik pratiklerini gerçekleştirirken güçlükler yaşamaktadırlar. Öte yandan engelli kadın olarak annelik rolü yeterliliği üzerinden toplumsal baskılarla karşılaşmaktadırlar. Süreç içerisinde kadınların karşı karşıya kaldıkları baskıların ortadan kaldırılabilmesi için gerekli olan sosyal politikalar ve sosyal hizmetler yetersiz kalmakta, kadınlar kendi baş etme stratejileri ile güçlenmeye çabalamaktadırlar. Dayanışma, kadınların yaşadıkları güçlüklerle baş edebilmeleri ve öznel annelik deneyimlerini inşa edebilmeleri için önemli bir pratik olmaktadır. Araştırma, anne olan engelli kadınların güçlenmelerine katkı sağlayacak olan sosyal politikalar ve sosyal hizmetlere yönelik olarak feminist sosyal hizmet odağında önerilerle sonlandırılmıştır.

Anne deneyimiAnnelikBedensel engelliler+6
Dilara Keser
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tıbbi sosyal hizmet uzmanlarında merhamet yorgunluğuna etkide bulunan faktörlerin incelenmesi

Travmatik bir öyküye sahip olmak sadece travma mağdurunu etkilemez. Travma mağduru bireylerle çalışan sosyal hizmet uzmanları da bu hikâyeden dolaylı olarak etkilenir ve bu durum merhamet yorgunluğuna neden olabilir. Bu araştırmanın amacı, tıbbi sosyal hizmet alanında çalışmakta olan sosyal hizmet uzmanlarının maruz kaldıkları merhamet yorgunluğuna neden olan faktörlerin belirlenmesidir. Bu bağlamda Ankara'da ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında çalışmakta olan 15 sosyal hizmet uzmanı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu eşliğinde Haziran 2022 ve Ağustos 2022 tarihleri arasında derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir ve veriler toplanmıştır. Veriler tematik analiz yöntemiyle manuel ve MAXQDA 2022 programı kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre 3 ana tema oluşmuştur. Bunlar 1) tıbbi sosyal hizmet alanında çalışmak; 2) travma mağduru bireylerle çalışma ve 3) psikososyal destek hizmetlerine olan ihtiyaçtır. Sonuç olarak psikososyal destek eksikliği, karşılaşılan vakalar, empatik yaklaşım, vaka yükü merhamet yorgunluğunun oluşumunda etkide bulunan faktörler arasında ön plana çıkmaktadır. Meslek elemanlarının iyilik hallerini ve mesleki doyumunu arttırmak ve merhamet yorgunluğu gibi dolaylı travmalardan korunması için mikro, mezzo ve makro boyutta sunulacak hizmet ve uygulamalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler Tıbbi sosyal hizmet uzmanı, merhamet yorgunluğu, sosyal hizmet

Merhamet yorgunluğuSağlık hizmetleriSağlık kuruluşları+2
Sena Odabaş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadına yönelik psikolojik flört şiddeti ve sosyal hizmet: Yapabilirlikler yaklaşımı çerçevesinde bir değerlendirme

Kadına yönelik şiddet türlerinden birisi olan psikolojik flört şiddeti, kadınların yaşamları üzerinde baskı ve kontrol kurmak amacıyla sergilenen zarar verici eylemleri içermektedir. Bu araştırmanın amacı, partnerleri tarafından psikolojik flört şiddetine maruz kalan kadınların etkilenen yapabilirlik kapasitelerini sosyal hizmet çerçevesinde incelemektir. Bu amaç doğrultusunda Ankara'da yaşayan psikolojik flört şiddetine maruz kalmış 20 kadın ile görüşme yapılmıştır. Görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmış, yaplan görüşmeler Transkriptor programı ile deşifre edilmiş ve MAXQDA 2022 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizi sonucunda, manipülasyon, tehdit, hakaret, kıskançlık, kısıtlama, baskı ve kontrol, göz ardı etme, küçümseme, ghosting, ısrarlı takip, kıyaslama, bağırma, lovebombing ve iftira olmak üzere psikolojik flört şiddetine maruz kalan kadınların olumsuz duygular ile baş etmeye çalıştıkları, fiziksel ve ruhsal sağlıklarının olumsuz etkilendiği, eğitim yaşamlarının ve sosyal ilişkilerinin sekteye uğradığı, boş zaman aktiviteleri, zaman özerklikleri, hobiler, iş gücüne katılım, hareketlilik ve politik yaşama katılım gibi yapabilirlik kapasitelerinin ise partnerleri tarafından kontrol altına alındığı belirlenmiştir. Katılımcıların yaşama ilişkin bakış açılarında değişimlerin meydana geldiği, bu değişimler nedeniyle çevreyle ilişkilerinde daha tedbirli davranmaya başladıkları, kadınların içinde bulundukları çevrenin psikolojik şiddete ve toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin farkındalıkların ve bakış açılarının, kadınların psikolojik flört şiddeti deneyimlerinin şekillenmesinde önemli bir rol oynadığı saptanmıştır. Kadınların maruz kaldıkları psikolojik flört şiddeti karşısında güçlendirilmesi ve yapabilirliklerinin artırılması bakımından sosyal hizmet kuram ve müdahalelerinin uygulanması ve bu uygulamalar esnasında sosyal hizmet uzmanlarının rol alması gerektiği düşünülmektedir.

Cahide Güner
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Cezalandırıcı okul disiplininin okul sosyal hizmeti ve onarıcı adalet açısından fenomenolojik yaklaşımla değerlendirilmesi

Günümüzde öğrenci olarak çocuklar, kendilerini olumsuz olarak etkileyen sayısız sosyal baskıların mağdurları olmaktadırlar. Çocukların karşılanmayan fiziksel ve duygusal ihtiyaçları onların okulda öğrenmelerine ve uyumlarına olumsuz etki etmektedir. Risk altında olan bu çocukların şiddet olaylarına neden olması ve okul sisteminde riskli davranış göstermeleri de kaçınılmaz hale gelmektedir. Türkiye'de ortaöğretim kurumlarında mevcut disiplin uygulamaları geleneksel yöntemler olan kınama ve uzaklaştırma gibi cezalara dayanmaktadır. Öte yandan okullarda riskli davranış gösteren bu öğrencilere uygulanan disiplin cezalarının etkin ve işlevsel olmadığını ortaya koyan çok sayıda araştırma olmasına rağmen ülkemizdeki okullarda disiplin cezaları okulların varoluşundan beri uygulanmaktadır. Mevcut disiplin uygulamalarına eleştirel bakıldığında öğrencilerin "problem" olarak değerlendirildiği ve prosedürlerin cezaya odaklandığı çıkarımı yapılabilmektedir. Bu mevcut durumdan yola çıkılarak bu araştırmanın evreni okul sisteminin önemli aktörleri olan öğretmen, öğrenci ve veliler seçilmiştir. Nitel araştırma yaklaşımlarından yorumsamacı fenomenolojik yaklaşımı kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada Rize İlinde ortaöğretim düzeyindeki riskli davranış gösteren öğrenciler ile bu özelliğe sahip çocuğu olan veliler ve öğretmenlerin geleneksel disiplin uygulamalarındaki yaşanmış deneyimlerinin keşfedilmesi amaçlanmıştır. Yorumsamacı perspektif kullanılarak öğrenci öğretmen ve velilerin disiplin süreçlerinde yaşadıklarına, yaptırımlara ve yaptırım sonrası deneyimlere odaklanılmıştır. Bu bağlamda 16 öğrenci, 15 öğretmen ve 12 veli ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek veriler toplanmıştır. Görüşmeler sonrası elde edilen veriler, yorumsamacı fenomenolojik analiz yöntemi kullanılarak öğrencilerin deneyimleri, öğretmenlerin deneyimleri ve velilerin deneyimleri olarak üç ana tema altında yorumlanmıştır. Bu bulgular ışığında okullarda uygulanan eksiklik temelli geleneksel disiplin yöntemlerine alternatif olarak pozitif okul iklimi ve kültürü, saygılı sosyal ilişkiler ile sağlıklı ilişkisel işlevler oluşturulmasına imkân veren bir onarıcı okul sosyal hizmet müdahale modeli önerilmiştir.

CezaDisiplinEğitim kurumları+3
Ozan Selçuk
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarının sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmesi: Kütahya ili örneği

Bu araştırma psikiyatri ve sosyal hizmet ilişkisi bağlamında, bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarının ihtiyaç duydukları sosyal hizmet uygulamalarını ortaya koymak, onların sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmesini sağlamak amacıyla yapılmış bir çalışmadır. Sağlık ve hastalık olgusu insanlık tarihi kadar eskidir. Sağlığın fiziksel ve ruhsal tam bir iyi oluş hali olduğunu düşünürsek, psikiyatrik hastalıkları olan bireyler sağlıklı bireyler olgusunda değerlendirilemeyecektir. Psikiyatrik olarak bakıldığında da ağır ruhsal bozukluk olarak kabul edilen hastalıkların başında bipolar bozukluk ve şizofreni hastalığı gelmektedir. Bu bahsedilen hastalıklar, çeşitli disiplinlerce kendi bakış açıları doğrultusunda açıklanmıştır. Bipolar bozukluk ve şizofreni hastalığı açıklanırken bu hastalıktan muzdarip olan müracaatçılara da değinmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla bipolar bozukluk ve şizofreni hastalığı olan bireylerin yaşadığı sorunları, ihtiyaç duyduğu sosyal hizmet müdahalelerini ortaya koymak bu araştırmanın temel hedeflerindendir. Yapılan araştırmaya katılan gönüllü bireylerin tamamı, bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarından oluşmaktadır. Araştırma evreni, Türkiye genelindeki bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarıdır. Çalışma evreni ise; araştırmaya katılmayı kabul eden, Kütahya ilinde bulunan bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarından oluşur. Araştırma, Kütahya ilinde bipolar bozukluk ve şizofeni hastalığı bulunan 25 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Araştırmaya 8 kadın, 17 erkek gönüllü katılmıştır. Araştırma yapılırken nitel araştırma modeli izlenmiştir. Araştırmada sosyodemografik bilgi formu kullanılmıştır. Veriler nitel araştırma çözümleme tekniği ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgularda bipolar bozukluk ve şizofreni hastalığının; ailenin işlevleri, bireyin işlevleri, problem çözme ve baş etme becerisi, iletişim gibi boyutları olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bunun yanı sıra yapılan araştırma; bipolar bozukluk ve şizofeni hastalarının ihtiyaç duydukları sosyal hizmet müdahale programlarını da ortaya koymaktadır. Ayrıca araştırmada bipolar bozukluk ve şizofreni hastalıklarının sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmesine yönelik önerilere de yer verilmektedir. Dolayısıyla yapılan bu çalışma sonucunda sosyal hizmet alanı için önemli bulgular elde edilmiştir.

Bipolar bozuklukKütahyaSosyal hizmetler+1
Figen Vural
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Gruplarla sosyal hizmet uygulaması ile şiddet gören kadınların güçlendirilmesi

Pek çok müracaatçı grubu ile gerçekleştirilen gruplarla sosyal hizmet uygulaması şiddet gören kadınların güçlendirilmesi açısından da önemli bir yere sahiptir. Ankara ilinde iki Kadın Sığınma Evi (KSE)'nde yapılan bu araştırmada da gruplarla sosyal hizmet uygulaması ile şiddet gören güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada niteliksel ve niceliksel araştırma tekniklerinin birlikle yer aldığı karma yönteme başvurulmuştur. Öncelikli olarak iki KSE' de kalan 32 kadın ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme (DG) yapılmıştır. DG'lerin tematik ve betimsel analizi sonrasında kadınların şiddet deneyimlerine ilişkin dokuz tematik alan belirlenmiştir. Bunlar şiddet yaşantısı, şiddete maruz kalma nedenleri, şiddet ortamında kalma nedenleri, şiddetle baş etme yolları, şiddetin etkileri, güçlü yanlar, KSE ile ilgili görüşler, KSE sonrası planlar ve şiddetle mücadele önerileridir. Daha sonra iki KSE' den birinde kalan 11 kadın ile içeriği ve süresi DG' lerden elde edilen bulgular ve kadınların çalışmak istedikleri konular baz alınarak 13 hafta süren eklektik grup çalışması (GÇ) yapılmıştır. GÇ' nin gelişimi ve etkinliğine dair bulgular süreçte yapılan gözlemler ve çalışma sonunda verilen Grup Çalışması Değerlendirme Formu (GÇDF) ile ortaya konulmuştur. Ayrıca GÇ'nin nicel açıdan etkinliğinin değerlendirilmesi için grup çalışması öncesi ve sonrası iki KSE' de kalan kadınlara Kontrol Odağı Ölçeği (KOÖ) ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ) GÇ öncesi ve sonrası verilmiştir. Yapılan grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalarda toplam KOÖ ve YPDÖ ile alt ölçeklerde ön test ve son test puanları arasında anlamlı düzeyde fark bulunamamıştır. Araştırmanın bütün aşamalarında elde edilen nitel, gözlemsel ve nicel bulgular ayrı ayrı ve birleştirilerek tartışılmış, daha sonra yapılacak araştırmalara ilişkin önerilerde bulunulmuştur.

Aile içi şiddetGrup odaklı sosyal hizmetGüçlendirme+4
Muradiye Oral
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Feminist sosyal çalışma perspektifiyle kadınların çekişmeli boşanma deneyimleri

Bu çalışmada feminist sosyal çalışma perspektifiyle çekişmeli boşanmış kadınların deneyimleri ele alınmıştır. Araştırma kapsamında kadınların boşanma sürecini nasıl deneyimlediklerine, nasıl güçlükler ve fırsatlarla karşılaştıklarına, karşılaştıkları eşitsizliklerle nasıl mücadele ettiklerine odaklanılmıştır. Çekişmeli boşanmış kadınların ihtiyaçlarına yönelik sosyal hizmetlerin Türkiye'de ve iyi uygulama örneği olarak alınan Belçika'da nasıl sağlandığına değinilmiştir. Kadınların deneyimlerini başlangıç noktası alan bu tezde feminist yöntem, bakış açısı ve sosyal çalışma kuramından yararlanılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan bu çalışmada İstanbul'dan 20 özne, Belçika'dan 6 aktör ve 5 özne olmak üzere toplamda 31 kişiyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve bu görüşmelerde yarı-yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, MAXQDA Pro 2020 programı kullanılarak tematik kodlama ile çözümlenmiştir. Çözümlemenin sonucunda "Çekişmeli Boşanma Sürecini Deneyimleyen Kadınlar" ve "Boşanmış Kadınlara Sağlanan Hizmet Deneyimleri" olmak üzere iki ana temaya ulaşılmıştır. Bu çalışmanın önemli sonuçlarından biri, çekişmeli boşanmış kadınların evlilikten boşanmaya giden deneyimlerini anlamak için tasarlanan "kadınların boşanma sarmalı"dır. Bu tezde, çekişmeli boşanma sürecinin sadece hukuki değil finansal, kültürel ve psiko-sosyal zorlukları da beraberinde getirdiği ortaya çıkan önemli sonuçlardandır. Bu çalışma kapsamında çekişmeli boşanmış kadınların çocuklarının velayetlerini ve bakım yüklerini üstlenen ve nafaka alamayan kadınların annelik deneyimlerini açıklamak için "ağırlaştırılmış annelik" kavramı geliştirilmiştir. Kadınlar, en kısa sürede boşanabilmek için yasal haklarından vazgeçmişlerdir. Özgürleştirici ve güçlendirici hizmetler yerine kadınlara aileci ideolojiye dayanan hizmetler sağlanmıştır. Sosyal politikanın ve hizmetlerin kadınların ihtiyaçları dikkate alınarak sağlanması ve feminist perspektiften yararlanması gereklidir. Bu tezin, çekişmeli boşanma sürecini deneyimleyen kadınların deneyimlerini görünür kılmak ve kadınlara yönelik güçlendirici sosyal hizmetlerin geliştirilmesi açısından önemli katkısı olacağı düşünülmektedir.

BoşanmaDeneyimFeminist etik+2
Görkem Kelebek Küçükarslan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Covid-19 pandemisi döneminde iş arayan beyaz yakalıların psikososyal sağlıklarını etkileyen faktörlerin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, Covid-19 Pandemisi döneminde, orta yaş grubundaki beyaz yakalıların iş kaybı sonucu gelişen psikososyal sorunlarını incelemek, psikososyal sağlık düzeylerini etkileyen faktörler arasındaki ilişkileri analiz etmek ve işsizlik deneyimlerini keşfetmektir. Çalışma ekolojik sistem yaklaşımı temelinde karma yöntem deseninde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada 111 beyaz yaka mesleklere sahip 29-45 yaş aralığındaki iş arayan kişiye sosyodemografik soru formu, Genel Sağlık Anketi (GSA), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Finansal Güçlük Ölçeği, Öz-yeterlik Ölçeği, Warwick–Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği, İşsizliğe Yönelik Atıflar Ölçeği ve Baş Etme Stilleri Ölçeği uygulanmıştır. Veriler SPSS paket programı aracılığı ile analiz edilmiş ve Bağımsız Örneklem t Testi, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu ve Hiyerarşik Regresyon Analizi yapılmıştır. Nitel kısımda fenomenolojik yaklaşım kullanılmış ve 12 beyaz yakalı iş arayan ile yarı yapılandırılmış görüşme formu yardımıyla çevrimiçi ortamda derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, MAXQDA aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan beyaz yakalı işsizlerin ortalama yaşı 33,37 (4,17), yarıdan fazlası bekâr ve %69'unun çocuğu yoktur. Ortalama işsizlik süreleri 17,23 (±17,09) aydır. Üçte ikiden fazlası (%75) işsizlik ödeneğinden yararlanamamıştır. İşsizliğin nedenine ilişkin atıflarında yapısal faktörlerin ağırlıkta (%64) olduğu görülmektedir. Genç yetişkinler, bekârlar, finansal güçlüğü yüksek olanlar, sosyal destek düzeyleri düşük olanlar ve duygu odaklı baş etme yöntemlerini kullanan kişiler işsizliğin yarattığı psikolojik sıkıntıya karşı risk altındadır. Kadınlar, evliler, çocuk sahibi olanlar, algılanan sosyal desteği yüksek olanlar ve sorun odaklı baş etme yöntemlerini daha sık kullananlar işsizliğin yarattığı psikolojik sıkıntıya karşı daha dirençlidir. Öznel iyi oluş düzeyini destekleyen faktörler algılanan sosyal destek, sorun odaklı baş etme yöntemleri ve öz-yeterliliğin yüksek olmasıyken; finansal güçlük ve psikolojik sıkıntı işsizlerin psikososyal sağlığına zarar vermektedir. Mevcut emek piyasasındaki güvencesiz çalışma koşullarının kişinin ruh sağlığını olumsuz etkilediği görülmektedir. İşsizlik sürecinde yaşanan yoksulluk, zamanın yapısının bozulması, belirsizlik ve iş gücü piyasasının yarattığı iş arama koşulları kişilerin duygusal, ailesel, sosyal ve aidiyet ilişkilerinde yıkıma yol açmaktadır. İşsizlerle yürütülecek psikososyal müdahalelerin kişinin ruh sağlığını güçlendirmesinin yanında sistemik bakış ile makro müdahaleleri de kapsaması gerekmektedir.

Beyaz yakalıCOVID 19Pandemiler+6
Ertuğrul Hatipoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Altındağ kentsel dönüşüm bölgesinde yaşayan gençlerin toplumsallaşma süreçleri ve riskli davranışlara maruz kalma deneyimleri

Kısa sürede Türkiye geneline yayılan kentsel dönüşüm projeleri beraberinde hızlı bir toplumsal değişime yol açmaktadır. Zaman içinde sayısı artan projeleri ele alan çalışmalarda gençlerle ilgili çalışmalara nadiren rastlanmaktadır. Dönüşümün insan ihtiyaçları göz ardı edilerek gerçekleşmesi sosyal dokuyu tahrip edebilmekte, gençlerin psikososyal gelişimini ve koruyucu mekanizmalara zarar verebilmektedir. Bu tezin amacı, gençlerin kendi dünyalarından bir bakışla bölgeyi ve dönüşümü nasıl algıladıklarının, toplumsallaşma süreçlerinin ve riskli davranışlara maruz kalma deneyimlerinin anlaşılmasıdır. Bu tez, fenomenolojik tipte betimsel amaçlı niteliksel bir araştırmadır. Araştırmanın özneleri amaçlı örneklem yoluyla belirlenmiştir. Altındağ ilçesi Gültepe Mahallesinde oturan 19 genç ve bu gençlerle çalışan ve gençlerin yaşamına dokunan 16 aktörle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları "Toplumsallaşma Süreci İçinde Gültepe: Riskler, Sorunlar ve Gelecek", "Gençliği Anlamak: Gençler, Gençlikle Neyi Kastediyor?", "Dönüşen Gültepe Kentsel Dönüşüm Neleri Değiştirdi?", "Uzmanların Gültepe'deki dönüşümle İlgili Söyleyecekleri Var" ve "Riskli Davranışlar Enkaz Altında Kaldı Mı?" başlıkları altında beş temada sunulmuştur. Tezin sonucunda, zaman içinde ise Gültepe'deki demografinin değişerek soylulaştığı ortaya çıkmıştır. Gençler işsizlik ve gelecek kaygısı yaşamaktadır. Kentsel dönüşüm sonrasında güvensizlik algısının devam ettiği, yeşil alanlar ve sosyal donatıların eksik olduğu ve gençler tarafından sık kullanılmadığı belirlenmiştir. Mahallede sosyoekonomik düzeyin çok düşük olduğu, yoksulluğun ciddi bir sorun olduğu ve mahallenin bir çöküntü bölge özelliği taşıdığı belirlenmiştir. Kentsel dönüşüm sonrası, mahalledeki suçun dağıtıldığı ve Ankara'daki farklı semtlerde riskli davranışların arttığı belirtilmiştir. Gültepe ve çevresinin riskli davranışlarla nitelendiği ve özellikle madde bağımlılığı, okul terki, erken evlilikler ve toplumsal şiddetin çok yüksek düzeyde görüldüğü ortaya çıkmıştır. Toplumsal dokuyu da içeren, gençlerin hizmetlere katılımını artıracak ve gençlerin psikososyal gelişimini destekleyecek bir program önerilmektedir.

Ankara-AltındağAnkara-Altındağ-GültepeGençlik sorunları+4
Mustafa Çağrı Ayalp
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yalnız yaşayan yaşlıların yaşlılık algıları, yaşam deneyimleri ve gereksinimleri

Yalnız yaşayan yaşlıların, aileleriyle ve kurum bakımında kalan yaşlılara göre farklılaşan sorun ve gereksinimlerinin olduğunu, onlara göre daha dezavantajlı olduklarını fakat bu dezavantajlarını giderecek hizmetlerin olmadığını ortaya koyan yeterli sayıda çalışmanın olmayışı ile bu nüfus grubuna yönelik mevcut politika ve sosyal hizmetlerin yetersizliği bu çalışmanın problemidir. Bu çalışmayla yalnız yaşayan yaşlıların yaşlılık algılarını, yalnız yaşam nedenlerini, gündelik rutinlerini, sahip oldukları ilişkilere yönelik değerlendirmelerini keşfetmek ve yaşamlarındaki deneyimlerden hareketle gereksinimlerini tespit edip bu gereksinimleri giderecek hizmetlerin geliştirilmesi için politika ve sosyal hizmet önerileri sunmak amaçlanmıştır. Niteliksel araştırma yöntemiyle yürütülen bu çalışmada fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları amaçlı örneklem yoluyla belirlenmiştir. Bu çalışma kapsamında Ankara'da ikamet eden farklı sosyodemografik özelliklere sahip 35 yalnız yaşayan yaşlıyla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Tümevarımsal tematik analiz tekniğinin kullanıldığı bu çalışmanın analiz sürecinde MAXQDA Plus 2020 paket programından yararlanılmış ve beş temaya ulaşılmıştır. Araştırma bulguları "Yaşlılığa İlişkin Değerlendirmeler", "Yalnız Yaşama İlişkin Düşünceler", "Gündelik Yaşam Deneyimleri", "İlişkiler" ve "Politika Önerileri" isimli beş tema altında sunulmuştur. Bu çalışmada yalnız yaşayan yaşlıların sahip oldukları dezavantajlara rağmen yalnız yaşama motivasyonlarının çok yüksek olduğu, sosyal izolasyon ve yalnızlığa maruz kaldıkları ve gündelik yaşam döngüsü içinde birçok noktada destek gereksinimlerinin olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca sosyodemografik özelliklerin, bir diğer ifade ile sahip olunan sosyal, kültürel ve ekonomik sermayenin, yalnız yaşayan yaşam deneyimlerini etkilediği ve bundan ötürü yalnız yaşayan yaşlıların kendi içlerinde tek tip bir grup olmadığı ortaya çıkarılmıştır. Araştırma sonucunda yalnız yaşayan yaşlıların maruz kaldıkları dezavantajları giderecek, maruz kaldıkları yalnızlığı azaltacak ve sahip oldukları sosyodemografik özelliklere göre farklılaşan gereksinimlerini karşılamaya yardımcı olacak öneriler geliştirilmiştir.

Sosyal politikaYalnızlıkYalnızlık algısı+4
Edip Aygüler
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medyada yer alan çocuk ihmal ve istismar haberlerinin aile ve toplumsal ilişkilere yansımaları

Bu araştırma, medyada yer alan çocuk ihmal ve istismarı haberlerinin ebeveynlerin farkındalıkları, duygusal tepkileri ve dijital ebeveynlik uygulamalarındaki yansımaları ile bu yansımaların aile ve toplumsal ilişkilerdeki izdüşümlerini çok boyutlu olarak incelemeyi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, medya içeriklerinin aile ve toplumsal ilişkilere etkilerini araştırmak üzere karma yöntem yaklaşımı benimsenmiştir. Veri toplama süreci sıralı açıklayıcı karma desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Nicel boyutta tanımlayıcı-ilişkisel desen uygulanmış, medya içeriklerinin aile içi ilişkiler ve toplumsal etkileşimler üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Nitel aşamada ise fenomenolojik desen tercih edilmiştir. Araştırma grubu, 3-11 yaş arası çocuklara sahip ebeveynlerden oluşmakta olup, örneklem gönüllü katılımcılardan meydana gelmiştir. Nicel çalışma 507 kişiyle yürütülmüş, veriler SPSS-27 programıyla analiz edilmiştir. Sosyodemografik veriler için frekans tabloları oluşturulmuş; bağımsız örneklem t-testi, One-Way ANOVA ve Kruskal Wallis-H analizleri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki Pearson korelasyon analiziyle değerlendirilmiştir. Nitel araştırmada ise 10 kadın ve 10 erkek olmak üzere toplam 20 kişiyle yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, MAXQDA 2024 programı ile kodlanarak analiz edilmiştir. Nicel bulgular, çocuk istismarı farkındalık düzeylerinin özellikle eğitim, ebeveyn cinsiyeti, gelir durumu, çocuk yaşı ve yaşanılan yer demografik değişkenlerle anlamlı ilişkiler taşıdığını göstermiştir. Ancak ebeveyn yaşı, çocuk cinsiyeti ve aile yapısı gibi bazı değişkenlerin farkındalık üzerinde belirgin etkisi bulunmamıştır. Nitel bulgular, dijital ebeveynliğin toplumsal cinsiyet rolleri doğrultusunda farklılaştığını ve dijital çağın ebeveynlik pratiklerinin sadece teknik değil, toplumsal, duygusal ve kültürel boyutları olan çok katmanlı bir yapı olduğunu ortaya koymuştur. Haberleri sık izleyen bireylerde istismar farkındalığının azaldığı ve felaket haberlerini görmezden gelme eğiliminin arttığı, medyanın savunma mekanizmalarını tetikleyebildiği görülmüştür. Ayrıca ebeveynlik stratejilerinin çocuğun yaşına göre değiştiği ve gelişim ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendiği belirlenmiştir. Dijital içeriklerin çocuk davranışları üzerindeki etkileri yaşa göre farklılık göstermekte ve ebeveynlerin bu doğrultuda müdahale stratejileri geliştirmeleri gerekmektedir. Sonuç olarak, dijital ebeveynlik ve medya farkındalığının yalnızca teknolojik yeterlilikle açıklanamayacağı; sosyo-demografik değişkenler, toplumsal cinsiyet rolleri, duygusal tepkisellik, kültürel normlar, medya kullanım alışkanlıkları ve ebeveynlik uygulamaları üzerindeki etkiler gibi çok katmanlı dinamiklerle şekillendiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca, medyada yer alan çocuk ihmal ve istismarı haberlerinin, aile içi iletişimde koruyucu ve denetleyici tutumları artırdığı; bu durumun aile yapısında güvenlik odaklı yaklaşımların güçlenmesine ve toplumsal ilişkilerde medya içeriklerine karşı daha temkinli ve eleştirel bir bakış açısının gelişmesine yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.

Gonca Dağ
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Duchenne Musküler Distrofili hastalarına bakım veren aile üyelerinin bakım yükü ve yılmazlık düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırma, DMD'li bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım verme sürecinde karşılaştıkları güçlüklerin yanı sıra; bakım yükleri ve yılmazlık düzeyleri arasındaki ilişkiselliği ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen bu araştırmada; tarama modellerinden ''İlişkisel Tarama'' kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Sağlık Bakanlığına bağlı İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kas Hastalıkları Merkezi'nden ve Türkiye Kas Hastalıkları Derneği İzmir Şubesi'nden 09.12.2019-12.03.2020 tarihleri arasında Duchenne Musküler Distrofi tanısı nedeni ile hizmet alan hastaların bakımından birinci derece sorumlu olan ve araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 70 aile üyesi oluşturmaktadır. Verilerin tamamı yüz yüze görüşülerek toplanmıştır.Veri toplama araçları olarak, Sosyodemografik Bilgi Formu, Bakım Verme Yükü Ölçeği, Bakım Verenlerin Yükü Envanteri ve Aile Yılmazlık Ölçeği kullanılmıştır. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics 25.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırmaya katılan bakım verenlerin %92,9'u kadın, %7,1'i erkektir. Bakım verenlerin tümü ebeveynlerden oluşmaktadır. Bakım verenlerin yaş ortalaması %40,96 ±10,347'dir. Araştırmamızda; DMD hastasına bakım veren aile üyelerinin bakım verme yükü düzeyinin ''Orta-Hafif'' olduğu tespit edilmiştir. Yılmazlık düzeyleri açısından; DMD hastasına bakım veren aile üyelerinin genel olarak ''yılmaz'' bireyler oldukları söylenebilmektedir. Araştırmamızda; DMD hastasına bakım veren aile üyelerinin bakım verme yükü ile yılmazlık düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak; Bakım Verenlerin Yükü Envanteri Gelişimsel Yük alt boyutu ile Aile Yılmazlık Ölçeği Kontrol alt boyutu; Duygusal Yük alt boyutu ile Özyetkinlik ve Kontrol alt boyutları arasında negatif yönde ilişki tespit edilmiştir. Bulgular; DMD'li bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım verme yükünün azaltılıp yılmazlık düzeylerinin arttırılmasına yönelik sosyal hizmet müdahale ve stratejilerinin ortaya koyulması ihtiyacını ön plana çıkarmaktadır. Bu bağlamda; araştırmanın alana önemli katkılar sunacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Duchenne musküler distrofi, aile, ebeveyn, bakım veren yükü, yılmazlık, aile yılmazlığı

AileAile yüküBakım verenler+7
İrem Arslantatar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Alman çocuk koruma sisteminde Türkiyeli ailelerin kültür ve göç bağlamında koruyucu aile olma deneyimi

Bu araştırmada, 1960'lı yıllarda iş gücü kapsamında Almanya'ya göç eden işçilerden koruyucu aile olan Türkiyeli ailelerin deneyimleri ele alınmaktadır. Çalışmada elde edilen veriler üç başlık altında toplanmıştır. Koruyucu aile, Kurum, Koruma altına alınan çocuk ve çocuğun biyolojik ailesi. Çalışma, Alman çocuk koruma sisteminin ve koruyucu aile olgusunun tarihçesini ve yasal dayanaklarını Türkçe literatüre kazandırmayı hedeflemektedir. Berlin ve Kuzey Renvestfalya eyaletlerinde 16 koruyucu aile ve koruyucu aile alanında hizmet veren iki sivil yüklenici araştırma kapsamına alınmış olup derinlemesine görüşme yöntemi ile nitel veriler elde edilmiştir. Araştırma verileri, koruyucu ailelerin göçmen olarak yaşadıkları bir ülkede, meşakkatli bir deneyim olan koruyucu aile olmayı tercih etmelerinde en büyük etkenin insanlara yardımcı olma isteği olduğunu ortaya koymaktadır. Dini ve milli kimliğe sahip çıkma arzusu, ailelerin bu sisteme dahil olmalarında ikinci temel motivasyon olmuştur. Araştırma, çok kültürlü uygulamaların bu modeldeki önemini ortaya çıkarmıştır. Göç, kültür, kimlik, aidiyet gibi sosyal hizmetin daha çok makro yönüne vurgu yapan önemli unsurların dikkate alınmasının güvenli bağlanma, sağlıklı kişilik gelişimi, aidiyet duygusunun oluşumu gibi mezzo ve mikro düzeyde olumlu değişimler yarattığını göstermiştir. Araştırmanın önemi göçmen kökenli ailelerin Gençlik Daireleri ile ilgili "korku ve güvensizlik" algılarının temel nedenini ortaya çıkarmaya dayanmaktadır. Ailelerin deneyimlerine göre Türkiyeli ailelerin Gençlik Daireleri ile ilgili olumsuz ön yargıları bu kurum hakkındaki duyumlardan kaynaklanmaktadır. Ayrıca Türkiyeli koruyucu ailelerin çoğunun Gençlik Daireleri ile ilgili görüşlerinin daha çok olumlu olduğu gözlemlenmiştir. Görüşmecilerden elde edilen veriler, Gençlik Dairelerinin göçmen kökenli çocukları koruma altına alırken genellikle çocuğun yüksek yararını baz aldığını ortaya çıkarmıştır. Bununla beraber kurumlarda çalışan bazı görevlilerin münferit tavırlarının kurumun tamamına atfedilemeyeceği de katılımcılarca dile getirilmiştir. Türkiyeli göçmenler arasında koruyucu aileler genel olarak olumlu tepki ile karşılaşsa da koruyucu aile olmayan çoğu Türkiyeli ailenin bu zorlu durumu göze alamadığı müşahede edilmiştir. Almanya'da yaşayan Türkiyelilerin farklılıkları da göz önünde bulundurulduğunda dini unsurların, koruyucu aile olmayı tercih etmemede önemli olduğu gözlemlenmiştir.

AlmanyaDış TürklerKoruyucu aile+7
Beyhan Doğan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerin kaygı, stres, başetme stilleri ve yaşam deneyimleri

Alzheimer hastalığı, bakım verenlerin ailesel ilişkilerini, arkadaşlıklarını, iş hayatını, fiziksel ve psikolojik iyilik halleri gibi yaşamlarının her noktasını etkilemektedir. Hastaya bakım verme sürecinde geçen zamana bağlı olarak bakım veren bireylerde belirgin olarak yorgunluk, sosyal izolasyon ve çevre ile olan ilişkilerin bozulduğu gözlemlenmektedir. Hastalıkla ani olarak karşılaşıldığında aile sistemini ve aile ilişkileri etkileyen bir kriz hali yaşanmaktadır. Fiziksel ve duygusal zorluklar, hastanın vefatından duyulan kaygı, ailedeki rollerin değişmesi ve tekrardan düzenlenmesi, ekonomik zorlukları da beraberinde getirmekte ve bakım verenlerde ağır bir psikolojik stres yaratmaktadır. Alzheimer hastalarına bakım verenler, sürecin yarattığı yaşamsal tehditler karşısında içinde bulunduğu koşullara uyum sağlayabilmek ve bu süreçten daha güçlü olarak çıkabilmek için kendine özgü çeşitli yöntemlere başvurmaktadır. Literatürde, gerek belirli bir stresör nedeniyle gerekse gündelik hayatı sürdürmede, bireyin kullandığı ve güçlenmesine hizmet eden yöntemlerin bütününü açıklamak için geliştiren tanım baş etmedir. Baş etme, bireyin kişisel kaynaklarını aşan ya da zorlayan belirli içsel ve/veya dışsal taleplere yanıt vermek için kullandığı, sürekli değişim gösteren bilişsel ve davranışsal çabalar olarak tanımlanmaktadır. Araştırmada Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerin yaşadıkları kaygı durumları ve baş etme yöntemlerini nicel veriler üzerinden; süreç içerisinde yaşadıkları yaşamsal deneyimleri ise derinlemesine görüşmeler yoluyla öğrenebilmek maksadıyla karma model tercih edilmiştir. Bakım verenlerin kaygı ve başa çıkma stratejilerini ölçmek için Durumluk/Sürekli Kaygı Ölçeği ve Kısa Form Baş Etme Ölçeği kullanılmıştır. Derinlemesine görüşme ve nicel veri için kullanılan bilgilerin benzer nitelikleri olduğu gibi iki yöntemde birbirinden farklı sorulara da cevap aranmıştır. Nicel ve nitel araştırma verileri eş zamanlı toplanılması, ayrı ayrı çözümlenmesi sağlanmıştır. Son olarak bahsi geçen bilgiler dahilinde, Alzheimer hastalarına bakım verenler için güçlendirmenin anlamına ilişkin bilgilerin oldukça sınırlı olduğu görülmüştür. Bakım verenlerin güçlenmelerini kolaylaştırmak için, hâlihazırdaki durumu, nasıl ve hangi koşullarda güçlenmiş olabileceğini ve güçlendirilen bireylerin yeni durumlarını nasıl koruyacaklarını derinlemesine kavramak için elde edilen veriler güçlendirme yaklaşımı açısından değerlendirilerek sonuçlandırılmıştır.

Alzheimer hastalığıBakım verenlerBaş etme stratejileri+6
Mustafa Keskin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gündelik yaşamda mülteci genç kadınların mekan pratikleri, karşılaştıkları engeller ve toplumsal cinsiyet temelli ihtiyaçlar

Mülteci genç kadınlar için, mekânsal yer değiştirme olarak göç deneyimi ve göç sonrasında yeniden yerleşme sürecinde mekanla ilişkili deneyim ve ihtiyaçlar çeşitlilik arz eder. Aynı zamanda mekân cinsiyete dayalı ilişkiler tarafından yeniden kurulup düzenlenir. Bu bakımdan kadınların ve erkeklerin mekân deneyimi ve mekanla ilişkili ihtiyaçları değişiklik gösterir. Araştırmada 15-24 yaş aralığındaki evli olmayan genç kadınların, göç sonrası gündelik yaşamlarında özel ve kamusal mekânı deneyimleme biçimleri ele alınmıştır. Aynı zamanda bu mekanlardaki etkileşimlerin toplumsal cinsiyet ihtiyaçlarıyla bağlantısının görünür kılınması amaçlanmıştır. Bu amaçla feminist yöntem kullanılarak toplamda 16 mülteci genç kadınla nitel görüşme yapılmıştır. Bu çerçevede üç tema etrafında bulgular analiz edilmiştir. Bu temalar şu şekildedir: göç edilen yeni kamusal mekanla karşılaşmadan özel mekânın inşasına (1), özel ve kamusal mekânın ilişkiselliği perspektifinden yeni kamusal mekânda yaşam (2), toplumsal cinsiyet perspektifinden özel ve kamusal mekân ötesindeki mekân tahayyülleri (3). Araştırmanın sonucuna göre, mülteci genç kadınların göç öncesindeki yaşam deneyimleri göç sonrası mekân deneyiminde belirleyicidir. Öncelikle göç sonrası süreçte özel ve kamusal mekân etkileşim halindedir, özel mekandaki deneyim kamusal mekân deneyimini etkiler. İkinci olarak, mekân güç ilişkilerini barındırır ve mekandaki etkileşimler bu güç ilişkilerinin etkisi altındadır. Nihayetinde, toplumsal cinsiyet temelli ihtiyaçlar temel ihtiyaçlarla iç içe geçmiştir ve hem özel hem de kamusal mekân deneyimini etkiler. Bu çerçevede sosyal hizmet uygulamasına yönelik öneriler sunulmuştur.

GöçlerGünlük yaşamKadınlar+7
Büşra Hazal Ünal
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Orduda sosyal hizmet: Terör gazilerinin ve aile üyelerinin yaşam deneyimleri, sorunları ve gereksinimleri

Bu çalışmada, terörle mücadelede etkin bir şekilde görev alarak eve dönüş yapmış terör gazilerinin ve aile üyelerinin sorunları, gereksinimleri ve yaşam deneyimleri ele alınmıştır. Araştırmanın verileri, nitel araştırma yöntemiyle terör gazileri, onların eşleri ve çocukları olmak üzere toplam otuz katılımcıyla yarı yapılandırılmış, derinlemesine görüşmelerle toplanmıştır. Araştırmanın bulguları, görev öncesi, görev sırası, eve dönüş sonrasını temel alarak, yaşam deneyimleri, karşılaşılan sorunlar, gereksinimler ve çözüm önerileri olmak üzere dört tema altında tartışılmıştır. Görev öncesi dönemde, görev haberinin alınmasıyla beraber, aile üyelerinde endişe, korku, öfke ve üzüntü gibi duygusal değişimlerin meydana geldiği, ebeveynlerin çocuklarını göreve ilişkin bilgilendirme konusunda tereddütler yaşadığı bulunmuştur. Görev sırasında terör gazilerinin ve aile üyelerinin travmatik yaşam deneyimleri, bu deneyimlerin yol açtığı psikososyal sorunlar, tek ebeveynli aile yaşamının güçlükleri, çocuğun eğitim yaşamı, tayin ve barınma konuları ele alınmıştır. Eve dönüş sonrasında, ordudan ayrılma kararı, terör gazilerinin ve aile üyelerinin sivil yaşama uyumu ve eve dönüş sonrasında yaşanan psikososyal sorunlar ortaya konmuştur. Son olarak terör gazilerinin ve aile üyelerinin yaşanılan sorunlara ve gereksinimlere yönelik çözüm önerilerine yer verilmiştir. Orduda sosyal hizmet uygulamasının terör gazilerinin ve aile üyelerinin yaşadıkları sorunların çözümünde, müracaatçıların gereksinimlerinin hak temelli bir düzlemde karşılanmasında önemli roller üstleneceği değerlendirilmektedir.

AileGazilerSosyal hizmetler+4
Mehmet Başcıllar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koruyucu ailelerin koruyucu aile hizmetine ilişkin değerlendirmeleri: Zonguldak ili örneği

Çocuk refahı alanının korunma ihtiyacı olan çocuklara yönelik aile yanında destek temelli en etkili uygulamalarından biri koruyucu aile hizmetidir. Bu araştırmanın amacı, koruyucu aile hizmet modelinin birer uygulayıcıları olan koruyucu ailelerin, koruyucu aile olma süreçlerindeki gözlem, tecrübe ve görüşlerini ortaya koymaktır. Ayrıca Zonguldak ili örneğinden yola çıkarak Türkiye'de Koruyucu Aile Hizmetinin etkililiğinin değerlendirilmesi ve bu hizmetin yaygınlaştırılmasına yönelik yapılacak olan çalışmalara katkı sağlamaktır. Araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya Zonguldak ilinde koruyucu aile olan 81 ebeveyn katılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Görüşme Formu kullanılmıştır. Görüşme Formları ve dosya taramaları neticesinde toplanan veriler, "SPSS 20 Paket Programı" aracılığıyla çözümlenmiştir. Çoğunluğu Uzun Süreli Koyucu Aile Modeli'nden yararlanan koruyucu ailelerin, büyük bir kısmı koruyucu aile olduktan sonra hayatlarının anlam kazandığını ve değiştiğini belirtmişlerdir. Diğer yandan koruyucu aile hizmetinin yeterince yaygın olmamasının en büyük nedenini; insanların genel olarak çocukları çok sevdiğini belirtmelerine rağmen bir çocuğun bakımını üstlenme konusunu sosyal sorumluluk olarak görmemeleri olarak belirtmişlerdir. Araştırmada koruyucu ailelerin cinsiyeti ile koruyucu ailesi oldukları çocukla sorun yaşama arasında bir ilişki bulunamazken, koruyucu ailelerin eğitim düzeyleri arttıkça koruyucu ailesi olunan çocukla sorun yaşamaları arasında anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Ülkemizde koruyucu aile hizmetinin yaygınlaştırılması için kuruma, topluma ve medyaya önemli görevler düşmekte olup; özellikle de koruyucu aile eğitimleri konusunda, ailelere eğitim verilmesi ve yeni eğitim programları geliştirilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Koruyucu aile, koruyucu aile hizmeti, sosyal hizmet uzmanı, çocuk refahı alanı

DeğerlendirmeKoruyucu aileKoruyucu aile hizmeti+4
Elif Gökdoğan Şahin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Suriyeli çocukların iyi olma hallerinin incelenmesi: Altındağ örneği

Bu araştırmanın amacı Suriyeli çocukların mültecilik yaşam standartlarını çocuğun iyi olma hali perspektifinden incelemek ve yaşam standartlarının desteklenmesi için çözüm önerileri ortaya koymaktır. Araştırma nicel yöntemle tasarlanmıştır. Bu çalışmanın evrenini Türkiye'de yaşayan Suriyeli çocuklar oluşturmaktadır. Örneklemini ise Ankara'da Suriyeli öğrencilerin yoğun olduğu 6 okulda eğitim gören 310 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler Aralık 2017- Mayıs 2018 tarihleri arasında toplanmıştır. Anket formu, uluslararası ve ulusal çocuğun iyi olma hali indeksleri referans alınarak ve Suriyeli çocukların mültecilik deneyimi ve yerelin kendine özgülüğü de göz önünde bulundurularak araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Toplanan veriler SPSS 23.0 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Verilerin sıklık ve çapraz tabloları verilmiş, ki kare testi ve lojistik regresyon analizleri yapılarak sonuçlar ortaya konmuştur. Araştırmanın sonuçlarına göre çocukların en temel sorununu mülteci olmayla ilişkili olarak dil bilmeme oluşturmaktadır. Türkçeyi konuşma ve yazma becerisinin yeterli olmaması çocuğun iyi olma hali alanlarını olumsuz etkilemekte ve çocukların toplumsal uyum sürecini zorlaştırmaktadır. Çocukların aile gelirlerinin açlık sınırının altında olduğu, hanelerin çok kalabalık olduğu, eğitime erişemeyen Suriyeli çocuk sayısının çok fazla olduğu görülmüştür. Çocukların yaşadıkları konutların sahip olduğu imkanlar ve çevresel koşullar çocukların sağlığı açısında riskler taşımaktadır. Erkek çocuklar için çocuk işçiliği riskinin daha fazla olduğu, kız çocukları için ise çocuk evlilik riskinin olduğu görülmektedir. Ayrıca, geçici koruma statüsünde aile üyelerinin çalışma izinleriyle ilgili kısıtlamalar Suriyelilerin istihdamını enformel bir sektöre dönüştürmüştür. Türkiye'de yaşayan Suriyeli çocukların yaşadıkları sorunların çözümü için çocuğun iyi olma hali perspektifinde bütüncül bir bakış açısına ihtiyaç vardır. Bu çalışmada, göçmenlik olgusunun uluslararası bir boyutu olduğu ve bu nedenle Suriyeli çocukların iyi olma halini destekleyecek ulusal ve uluslararası koruyucu ve önleyici politika ve projelere gereksinim olduğu tartışılmıştır.

Ankara-AltındağGöçmenlerPsikolojik iyi oluş+3
Oktay Tatlıcıoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç yetişkin multiple skleroz hastalarının psikososyal sorunlarının ve gereksinimlerinin incelenmesi

Bu çalışmanın temel amacı, Genç yetişkin MS hastalarının psikososyal sorunlarının ve gereksinimlerinin incelenmesidir. Türkiye MS (Multiple skleroz) Derneği Ankara şubesinde yürütülen çalışmada, Türkiye MS Derneği Ankara şubesinde aktif olan toplam 216 MS hastasına ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 22.0 programında değerlendirilmiştir. Veriler yüzde dağılımları analiz edilerek açıklanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilere göre MS hastalarının büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır. Bu oran diğer araştırmalarda yer verilen oranlarla benzerlik göstermektedir. Yaş ortalaması genellikle 31- 40 yaş arasındadır. 20-30 ve 31-40 yaş aralığındaki hasta gruplarının oranı toplam hastaların çoğunluğunu oluşturmaktadır. MS hastalarının hemen hemen yarısı üniversite mezunudur ve yarısından fazlasının evli olduğu görülmektedir. Katılımcıların yaklaşık üçte biri bekârdır. Genç yetişkin MS hastalarının çalışma durumuna ilişkin olarak elde edilen bulgulara göre yarısından fazlasının herhangi bir işte çalışmadığı saptanmıştır. Bununla birlikte hastaların çoğunluğu sosyal güvenceye sahiptir. Genç yetişkin MS hastaları, hastalık tanısı aldıkları tarihten itibaren günlük yaşamlarında birçok olumsuzluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Bunların başında sosyal destek ve ekonomik güçlükler gelmektedir. Araştırma sonucuna göre, genç yetişkin MS hastalarının kaygı durumları oldukça yüksek ve duygusal anlamda başka bireylere bağımlı hissetmektedir. MS hastalarına yönelik aile üyelerinin büyük çoğunluğu daha çok ilgi görmeye başlamış olsa da iletişim sorunları ve aile üyelerinden ayrı yaşama deneyimleri olduğuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen en önemli sonuç ise genç yetişkin MS hastalarının çoğunluğunun yakınlarından sosyal destek almamasıdır. MS hastalığı ve bu hastalığa sahip bireylerin sorunlarına yönelik çözüm olarak mikro ve makro boyutta çalışmalar yürütülmelidir. Psikososyal destek odaklı olmak üzere MS araştırma ve uygulama merkezlerinin hayata geçirilmesi, sağlık kurumlarında yaşanan sorunlara yönelik çeşitli sosyal politikaların üretilmesi ve MS hastalığına ilişkin farkındalık ve bilinçlendirme çalışmalarının yürütülmesi önerilmektedir. Anahtar Sözcükler Multiple skleroz, genç yetişkinlik, tıbbi sosyal hizmet.

HastalarMultipl sklerozPsikososyal bozukluklar+2
Ebrahim Akrami
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Evaluation of shelter services for internal unaccompanied minors in African's post conflict countries: "The case of burundi"

This study describes the main factors that explain the increasing migration of internal unaccompanied minors in Burundi, especially in Bujumbura; It also explores the problems and risks that these internal unaccompanied minors face during their migration journey to Bujumbura. In addition, this study explores the formal social assistance intervention and its adequacy provided to these children by FVS-AMADE Burundi Foster center who served as study population area in this study. A qualitative research approach was used that included the utilization of two different but narrowly linked semi-structured interview guide forms with a total of sixteen informants, thirteen internal unaccompanied minors and tree social workers. The analysis of the opinions of these informants was made with MAXQDA 2018 software by the use of thematic codes. In addition, the SWOT analysis tool was used for the third research questions of this study. The results of this study identified among other many factors, the extreme rural poverty; domestic violence against children within their families by stepfamilies and legal guardians as principal push factors that force these children to migrate; while the search of jobs opportunities, the search of safe environment; access to social infrastructures such as (education and health care) as well as family reunification were also identified as principal pull factors that attract these children to migrate to Bujumbura city. This study also identified; child trafficking, child exploitation; incarceration; ethnic denigration, criminal organization's attacks; etc, as the main risks that these children encounter on their migration journey to Bujumbura and after arriving in Bujumbura. Thus, this study suggests that a child protection intervention mechanism which aims to respond to the particular situation of the needs of these internal unaccompanied minors should be implemented. The child protection system and migration policies must prevent the risked migrations that expose children to violence and must be placed at all stages of the migration journey of these children; starting from their home cities, up to their destination place. This study also presents a series of specific policies to address the necessities of internal unaccompanied minors in Burundi.

African countriesShelteringBurundi+6
Yvonne Tchaka Karekezı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de yoksullukla ilgili sosyal politikalar: Bir değerlendirme çalışması

Bu araştırmada, Türkiye'deki yoksullukla mücadeleye yönelik politikalar ele alınarak, yoksullukla ilgili politikaların çözümlemesi, politika geliştirme ve uygulama alanındaki uzmanların gözünden gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda yoksulluğa ilişkin politikaların belirlenmesi ve uygulanmasında bilgi ve görüş sahibi olan kişilere nitel tasarımlı görüşme formu uygulanarak, yoksulluk politikaları konusunda, bürokrat, akademisyen, uygulayıcı ve siyasetçilerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmelerle yoksullukla mücadele politikalarının nasıl geliştirilebileceği konusuna ışık tutulmaya çalışılmıştır. Araştırmada yoksullukla mücadeleye yönelik politikalar açısından hükümet programları, beş yıllık kalkınma planları ve mevzuat irdelenerek, politika göstergeleri belirlenmiştir. Nitel veri toplama aracı olarak araştırmacının hazırladığı yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak 23 uzman ile görüşülmüştür. Elde edilen araştırma bulguları doğrultusunda yoksullukla mücadele politikalarının göstergeleri, yapısı, amacı, hedef kitlelere yönelik etkileri, politikaların yeterliliği ve etkinliği uzmanların gözü ile değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler ışığında Türkiye'de yoksullukla mücadele politikaları kapsamlı olarak ele alınmış, konuya ilişkin öneriler somut olarak sunulmuştur. Araştırmada, katılımcılar yoksullukla mücadelenin sadece sosyal yardımlar ile sürdürülemeyeceğini, uzun dönemde yoksullukla mücadelede ekonomik kalkınma, gelir dağılımı, vergi ve ücret politikaları ile eğitim, sağlık, mesleki eğitim ve konut politikalarının birlikte, koordineli ve planlı olarak oluşturulması gerektiğini vurgulamıştır. Araştırma bulgularına göre Türkiye'de yoksullukla mücadele politikaları var olan ekonomik kaynaklara göre ağırlıklı olarak sosyal yardımlar üzerinden yürütülmekte olup sosyal hizmet alanı yeterince dikkate alınmamaktadır. Zaman içinde sosyal hak kavramının gelişimine paralel olarak, katılımcılar yoksullukla mücadelenin hak temelli yürütülmesine ilişkin zihinsel dönüşümün yaşandığını belirterek, bu kavramın uygulamalara tam olarak yansıyabilmesi için yasal mevzuatın bu yönde değiştirilmesi ve buna uygun temel Kanunun en kısa zamanda yasalaşması gerekliliğini belirtmişlerdir. Var olan yapıda çok parçalı, dağınık ve tematik hedef kitleler üzerinden yürütülen yoksullukla mücadeleye yönelik politikaların "asgari gelir desteği" uygulaması ile daha etkin olarak uygulanabileceği ve hak temelli eksende yürütüleceği görüşü ortaya çıkmıştır. Araştırmada bağımlılık yaratmayan politikalar yürütmek amacıyla mutlak yoksullar için sürekli, mutlak yoksul dışındaki yoksullar için şarta bağlı desteklerin temel alınması görüşü hakim olmuştur.

Sosyal politikaYoksullukİşsizlik politikası+1
Dilek Özsoy
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ceza infaz koruma memurlarının suça ve suçluya bakışları, 'erk' ve 'otorite' ile olan ilişkileri

Türkiye'deki ceza infaz sistemi her zaman kendi gündemini yaratmış ve hem sosyal bilimlerin hem de politikanın ilgi alanında kalmıştır. Sosyal hizmet, bizzat ilgili kurumlarda çalışan meslek elemanlarının da bulunmasına rağmen, suçluluk ile ilgili görece az çalışmaya sahip bir alandır. Bu tez sayesinde, literatürde eksik kaldığını düşündüğümüz, suçluluk alanının aslında başat aktörlerinden olmalarına rağmen kendileri ile yeteri kadar çalışılmamış ceza infaz koruma memurlarıyla çalışılarak, alana yeni bir bakış açısı sunulması hedeflenmiştir. Çalışmada infaz koruma memurlarının görüşleri üzerinden Türkiye'deki ceza infaz sisteminin suça ve suçluya yaklaşıının ufak bir göstergesi ortaya konmaya çalışılmıştır. Bahsedilen gösterge, suçluluk alanındaki politikaların yapısal sorunlarını ve ihtiyaçlarını tanımlamada yararlı olacaktır. Tezin amaçlarından birisi de ceza infaz koruma memurlarının suça ve suçluya dair düşüncelerine, sahip oldukları 'erk'in, kullandıkları 'otorite'nin ve hiyerarşik sistemde altında bulundukları 'otorite' ile olan ilişkilerinin etkisini incelemektir. Araştırma kapsamında Türkiye'nin üç büyük kentinden (Ankara, İstanbul, Bursa) 12 infaz koruma memuru ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve görüşülenlerin meslek algıları, iş yaşamları, mahpuslarla iletişimleri hakkındaki ve mahpus şartları/denetimli serbestlik/mahpusların çalışması gibi infaz sistemiyle ilgili konulardaki düşünceleri alınmıştır. Araştırma sonunda görüşülenlerin çoğunun mesleklerini zorunlu olarak icra ettikleri, aldıkları eğitimleri yetersiz buldukları, mahpuslarla iletişimde otorite dengesi kurmaya çalıştıkları, hapishanelerin 'ıslah edici' görevine inanmadıkları, infaz sisteminde yapısal sorunlar gördükleri vb. bulgulara ulaşılmıştır. Hapishaneler gerek çalışanlar gerekse mahpuslar için olumsuz bir ortam oluşturmakta, yapılan reformlar yapısal sorunları giderememektedir. Ceza infaz sistemini değerlendirirken geleneksel kalıplardan çıkılmalı ve alternatifler üzerinde durulmalıdır.

Ceza infaz kurumlarıHükümlülerOtorite+3
Çiçek Nilsu Varlıklar Demirkazık
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuk evleri sitesi ve çocuk evlerindeki bakım elemanlarının problem çözme ve empatik becerileri

Bu araştırmada, Ankara Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'ne bağlı çocuk evleri sitesi ve çocuk evlerindeki bakım elemanlarının problem çözme ve empatik becerileri incelenmiştir. Bakım elemanları; çocuğun fiziksel, duygusal, sosyal, bilişsel ve manevi gelişiminde en fazla etkisi olan kişilerdir. Araştırmanın örneklemini ise bu çocuk evleri sitesi ve çocuk evlerinde görev yapan ve basit tesadüfü yöntemle seçilen bakım elemanından araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 322 kadın, 16 erkek bakım elemanı oluşturmaktadır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan "Anket Formu", "Problem Çözme Envanteri" ve "Empatik Eğilim Ölçeği"nin Ankara Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'ne bağlı çocuk evleri sitesi ve çocuk evlerindeki katılımcılara uygulanması yoluyla elde edilmiştir. Verilerin çözümlenmesi SPSS 23.0 paket program ile yapılmıştır. Bakım elemanlarının sosyo-demografik bilgilerine, problem çözme becerilerine ve empatik eğilimlerine ilişkin sonuçlara ulaşılmıştır. Regresyon analizine göre Empatik Eğilim alt boyutunun ve ben merkezci eğilimin problem çözmeyi anlamlı olarak yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Problem çözme becerisi ile öğrenim düzeyleri, çalışılan kuruluş türü, görev yapılan yaş grubu, sorumluluktaki çocuk sayısı arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Bakım elemanlarının çoğunlukla "Çocuk Psikolojisi", "Çocuk ve Ergen Psikolojisi", "Bakım Yöntemleri", "Gelişim Dönemleri" ve "Özel Eğitim" alanında hizmet içi eğitime gereksinim duyduklarını belirtmektedirler. Çalışma çocuk evleri sitesi ve çocuk evlerinde bakım elemanlarının problem çözme ve empatik eğilimlerinin incelenmesi açısından önemlidir. Bakım elemanları istihdam edilirken problem çözme ve empatik eğitim becerilerine sahip olanların tercih edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimler: Bakım Elemanı, Çocuk, Çocuk Evleri, Çocuk Evleri Sitesi, Empati, Problem Çözme

Bakım verenlerEmpatiEmpatik beceri+5
Ertan Erarabacıoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şizofreni hastalarına bakım verenlerin evlilik ilişkisi ve sosyal hizmet gereksinimleri üzerine bir araştırma

Bu araştırma, şizofreni hastalarına bakım verenlerin evliliklerinin bakım verme sürecinden nasıl etkilendiği ile ilgili görüşlerini ortaya koymak amacıyla yapılmış, bulgular sosyal hizmet mesleğinin başta şizofreni hastalığı olmak üzere psikiyatrik hastalıklardaki uygulama alanları ile sosyal hizmet uzmanlarının şizofreni hastalığının tedavisindeki rol ve görevleri kapsamında değerlendirilmiştir. Bu araştırmanın verileri Kartopu yöntemi ile şizofreni hasta ve hasta yakınları tarafından kurulan derneklere üye olan 97 kişiye uygulanan anket formlarının yüz yüze ya da telefon görüşmesi aracılıyla doldurulması sonucunda elde edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bilgiler, "SPSS İstatistik 22.0" programında analiz edilerek değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, şizofreni hastasına bakım veren evli ya da boşanmış bireyler bakım verirken hissettikleri duyguları tutsaklık ve bağımlılık olarak ifade etmişlerdir. Bakım verme süreci ile birlikte katılımcılar evlilik ilişkilerinin olumsuz etkilendiğini; eşi ile uyumsuzluklarının arttığını; evlilik ilişkilerinin zayıfladıklarını ve eşleri ilişkilerinde daha huzursuz olduklarını; eşleri ile daha az iletişim kurduklarını; eşlerinin kendilerine bu süreçte maddi manevi destek olmadığını; eşleri ile ortak kararlar alıp uygulayamadıklarını; eşleri ile birlik ve beraberlik duygularının azaldığını; evlilik ilişkilerinden önceki dönemlere oranla daha az memnun olduklarını belirtmişlerdir. Elde edilen bu bulgular sosyal hizmet kapsamında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler:Evlilik İlişkisi, Psikiyatrik Sosyal Hizmet, Şizofreni Hastasına Bakım Verme

Bakım verenlerEvlilik ilişkisiSosyal hizmetler+1
Arife Aslıhan Eyüboğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tıbbi sosyal hizmet uzmanlarının tükenmişlik düzeyleri

Bu çalışmanın temel amacı, hastane çalışanlarının tükenmişlik düzeylerini belirlemek ve çalışanların demografik değişkenlerine göre tükenmişlik düzeylerinde farklılık olup olmadığını açıklamaktır. Çalışmada çalışanların tükenmişlik düzeylerini ölçmek için Maslach ve Jackson (1986) tarafından geliştirilen ve Ergin (1992) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan "Maslach Tükenmişlik Envanteri" kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini Tıbbi Sosyal Hizmet Uzmanları oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında; literatür ışığında hazırlanan katılımcı bilgi formu ile tükenmişlik düzeylerini belirleyen Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılmış olup, verilerin analizinde SPSS 16.0 paket programı kullanılmıştır. Bu çalışmadasosyal hizmet tanımı, tıbbi sosyal hizmet tanımı, tükenmişliğin tanımı, boyutları ve aşamaları ele alınmıştır, devamında tükenmişliği etkileyen faktörler ve tükenmişlik modelleri, tükenmişliğin etkileri, sonuçları ve önlenmesi ve tıbbi sosyal hizmeti uzmanlarının tükenmişlik düzeylerinin değerlendirilmesi konuları yer almaktadır. Araştırmanın veri analizi bölümünde duygusal tükenme puanı, duyarsızlaşma puanı, düşük kişisel başarı hissi puanı ve tükenmişlik genel puan ortalamaları ile demografik özelliklerin ilişkisi açıklanmıştır.Araştırmaya katılan Tıbbi Sosyal Hizmet Uzmanlarının tükenmişlik düzeylerinin ortalamaları şu şekildedir. Duygusal tükenme boyutu 41.68duyarsızlaşma boyutu 25.13kişisel başarısızlıkboyutu 29.39 bulunmuştur. Cinsiyet ile tükenmişlik düzeyi arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p= 0.268>0.050). Eğitim düzeyi ile duygusal tükenme alt boyutunda anlamlı bir farklılık vardır (p=0.000<0.050).Tıbbı sosyal hizmet uzmanlarının tükenmişlik düzeyleri genel puanı ile hizmet süresi değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılan tek yönlü varyans analizi sonucunda grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=0.002 <0.050).

Sosyal hizmet uzmanlarıSosyal hizmetlerTükenmişlik+2
Emel Ayyash
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koruma altında olan çocukların ve aile yanında kalan çocukların akran zorbalığına maruz kalma durumlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi: İzmir örneği

Bu araştırmanın amacı, İzmir ilindeki 12-17 yaş arası koruma altında olan çocukların ve aile yanında kalan çocukların akran zorbalığına maruz kalma durumlarını karşılaştırmalı olarak incelemektir. Bu araştırmada nicel araştırma yöntemine dayalı olarak genel tarama modeli kullanılmış ve verilerin niteliğine göre tekil ve ilişkisel tarama modelleri uygulanmıştır. Çalışma evrenini, İzmir ili Karşıyaka ilçesindeki Çocuk Evleri Sitesi ve İzmir ilinde farklı ilçelerde bulunan 44 adet çocuk evinde kalan, korunma altında olan 12-17 yaş arası okula giden ve benzer özelliklere sahip aile yanında kalan aynı yaş grubunda çocuklar oluşturmaktadır. Araştırmaya toplam 148 çocuk katılmıştır. Veriler, Geleneksel Akran Zorbalığını Belirleme Ölçeği ve Sosyo-Demografik Bilgi Formu ile toplanmıştır. Bulgular, zorbalık yapma ve zorbalığa maruz kalma puanları açısından aile yanı (71,64) ve çocuk evi (77,36) arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Kurban olma bakımından aile yanında kalan öğrencilerin (82,93) puanı, çocuk evinde kalan öğrencilere (66,07) kıyasla daha yüksektir. Sonuç olarak zorbalığın çevresel faktörlerle bağlantısını anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Ayrıca, zorbalıkla mücadelede aile, okul ve toplum işbirliğinin kritik önemde olduğu ve mikro, mezzo, makro düzeyde kapsamlı stratejilerin uygulanması ihtiyacının varlığı görülmektedir.

Akran baskısına karşı direnmeAkran zorbalığı
Dergül Çamalan
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zihinsel engelli çocuğa sahip olan ebeveynlerin bakım yükü, sosyal destek düzeyleri ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Araştırmanın amacı zihinsel engelli çocuğu olan ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek ve bakım yükü ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Araştırma tarama modelinde, kesitsel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni zihinsel engellilerin eğitim gördüğü üç özel eğitim kurumunda çocuğu bulunan ebeveynlerdir. Hesaplanan örnek büyüklüğü 111 kişidir. Araştırmanın yapıldığı kurumların büyüklüğü ağırlığında birey rastgele örneğe seçilmiştir. Araştırmada veri toplamasında sosyodemografik özellikleri belirleyen form, çok boyutlu sosyal destek ölçeği (ÇBSDÖ), Zarit bakım yükü ölçeği (ZBYÖ) ve Dünya Sağlık Örgütü yaşam kalitesi ölçeği kısa formu (WHOQOL-BREF) kullanılmıştır. Araştırmanın analizinde SPSS 15.0 ve Stata 14.0 kullanılmıştır. Bulgular: Katılanların çocuklarının %59,5'i erkek, yaş ortalaması 9,3±4,2 yıl, %57,7'si hafif engellidir. Ebeveynlerin %91,9'u kadın, yaş ortalaması 37,9±6,0 yıl, %50,5'i ilkokul mezunudur. Tek değişkenli analizde ZBYÖ ile yaşam kalitesi bedensel, ruhsal, sosyal ve çevre boyut puanları arasında negatif yönde (sırasıyla r=-0,46, r=-0,53, r=-0,26, r=-0,40) sosyal destek ile pozitif yönde (aynı sırayla r=0,29, r=0,25, r=0,78, r=0,50) ilişki vardır (p<0,05). Ayrıca gelir düzeyi, sosyal güvence varlığı ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişki vardır (p<0,05). Çok değişkenli analizde bakım yükü yaşam kalitesi bedensel, ruhsal ve çevre boyutunda, sosyal destek ise yaşam kalitesi bedensel, sosyal ve çevre boyutunda anlamlı ilişki göstermektedir (p<0,05). Sonuç: Engelli çocuğu olan ebeveynlerin yaşam kalitesinde hem bakım yükü, hem de sosyal desteğin anlamlı düzeyde ilişkisi olduğu görülmektedir. Sosyal destek bakım yükünün yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkisini ortadan kaldıramamaktadır.

Ana-babaBakım verenlerBakım verme yükü+4
Sıdıka Gökçe Gönültaş
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kanser hastası çocuklara informal bakım verenlerde merhamet yorgunluğunun betimlenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, kanser hastası çocuklara informal şekilde bakım veren bireylerin merhamet yorgunluğu ile ilgili durumlarının betimlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma niteliksel fenomenolojik modelde yürütülmüştür. Araştırmaya Çocuk Onkoloji ve Hematoloji Servisinde kanser hastası çocuğa bakım veren 20 kişi katılmıştır. Literatür ışığında yarı yapılandırılmış görüşme formu derinlemesine görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Veriler MAXQDA ile kodlanmış ve tematik analiz ile çözümlenmiştir. Bulgular: Görüşmelerde kanser hastası çocuğa bakım veren bireylerin çocuklarına karşı yoğun bir empatik davranış sergiledikleri ve çocuklarının travmatik yaşantılarına uzun süre boyunca maruz kaldıkları saptanmıştır. Merhamet yorgunluğunun nedensel modelinde yer alan kişiye maruziyet, uzun süreli maruziyet, yaşamın aksama derecesi ve travmatik yaşantı bileşenlerin bakım veren kişileri olumsuz bir şekilde etkilediği gözlenmiştir. Merhamet stresi, başarma hissi ve ayrışma ilişki kesme bileşenlerinin ise koruyucu olmadığı ve bakım veren kişiyi merhamet yorgunluğuna ve bakım ile ilişkili diğer problemlere karşı açık hale getirdiği saptanmıştır. Sonuç: Kanser hastası çocuğa bakım veren kişilerin, çocukların travmatik deneyimlerine empati ile yaklaştıkları ve bundan dolayı merhamet yorgunluğu riski altında oldukları tespit edilmiştir. Katılımcıların aile yaşamında, sağlık kurumunda ve toplumsal ilişkilerde karşılaştığı problemler ile bakım temelli sorunların başa çıkma stratejilerine olumsuz bir şekilde yansıması bakım veren kişilerin merhamet stresi yaşamalarına neden olmuştur. Olumsuz koşulların ortadan kaldırılmaması ve destekleyici mekanizmaların olmaması nedeniyle bakım veren kişilerin yaşadığı merhamet stresi, zamanla merhamet yorgunluğu başta olmak üzere tükenmişlik ve bakım yüküne dönüşmektedir. Son olarak katılımcıların merhamet yorgunluğuna ilişkin fiziksel ve duygusal belirtilerin neredeyse tamamını bakım süreci boyunca yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır.

Bakım verenlerBakım verme yüküKanser hastaları+5
İsmail Orbay
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal hizmet anabilim dalında görevli akademisyenlerin dual (ikili) ilişkilere yönelik görüş ve düşüncelerinin değerlendirilmesi

Amaç: İç Anadolu ve Marmara bölgesinde bulunan üniversiteler ile Manisa Celal Bayar Üniversitesinin sosyal hizmet bölümünde görevli akademisyenlerin ikili ilişkiler hakkındaki görüş ve düşüncelerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmada ilişkisel tarama yöntemi kullanılarak; 14 üniversitede tam zamanlı olarak görev yapan 172 akademisyenin eski ve mevcut öğrencileri ile olası ikili ilişkiler hakkındaki görüş düşünceleri değerlendirilmiştir. Veri toplama aracı olarak literatür kapsamında yapılandırılmış anket kullanılmıştır. Anket, online ortamda ve Haziran-Kasım 2018 tarihleri arasında uygulanmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS paket programı kullanılmıştır. Anketin güvenirliği Cronbach Alfa katsayı ile ölçülmüştür. Anket, likert tipte hazırlanmıştır. Karşılaştırmalı bulguların analizinde ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Sosyal hizmet alanında görevli akademisyenlerin hiçbiri eski öğrencileri (EÖ) ile akademik çalışma yapma konusunda olumsuz görüş belirtmemiştir. Akademisyenlerin %90'ı mevcut öğrencilerle (MÖ) duygusal ilişki yaşamayı, %89,2'si öğrencilerinin yanında argo konuşmayı, %89'u mevcut öğrencilere meslek dışı bir iş vermek etik dışı kabul ederken; %78,8'i eski öğrencilerine kişisel cep numaralarını vermeyi, %80'i mevcut öğrencilere meslekle ilgili bir iş vermeyi etik açıdan uygun kabul etmektedir. Akademisyenlerin cinsiyetinin terapistlik ve duygusal partnerlik rollerini üstlenme konusunda farklılık gösterdiği ortaya çıkmıştır. Sonuç: Bilgi ve tecrübelerinin yanı sıra davranışlarıyla da öğrencilerine rol-model olan akademisyenlerin ikili ilişkilerle ilgili tutumları, toplumun dezavantajlı grupları ile çalışacak olan SHU'ların yetişmesinde önemli etkiye sahiptir. Bu nedenle akademik ortamda potansiyel risk içeren ikili ilişkilerin önceden tespit edilmesi, doğru şekilde yönetilmesi sosyal hizmet mesleğinin geleceğini ve itibarını doğrudan etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal hizmet etiği, Mesleki sınırlar, İkili ilişkiler

AkademisyenlerMesleki değerMesleki duyarlılık+5
İlknur Canbulat
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çalışma yaşamında engellilerin karşılaştığı sorunlar ve sosyal hizmet

Amaç: Bu çalışma, ülkemizde özel ve kamu sektöründe çalışan engellilerin karşı karşıya kaldıkları sorunları tespit etmeyi ve sosyal hizmet disiplini bağlamında değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma nitel araştırma türü olan fenomenolojik tiptedir. Araştırma verileri Adana Kent Merkezinde özel ve kamu sektöründe çalışan engelliler arasından amaca uygun kartopu örnekleme yolu ile seçilmiş 20 katılımcıdan toplanmıştır. Açık uçlu soruların kullanıldığı ve ses kayıt cihazı ile kaydedilen derinlemesine görüşmeler, yazılı metin haline dönüştürüldükten sonra MAXQDA Programı kullanılarak incelenmiştir. Veriler, tümevarımsal tematik analiz yolu ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışan engellilerin görüşleri incelendiğinde, yaşadıkları sorunların iki temel başlık altında toplandığı görülmüştür. "Normal" olarak tanımlanan insanlardan farklı olmaları nedeniyle baş etmek zorunda kaldıkları sorunlar "engelli olma" başlığı altında kategorilere ayrılmıştır. "Engellenmek" başlığı altında ise toplumun neden olduğu engeller yer almaktadır. İstihdamda adalet sadece işe yerleşmeyi değil, aynı zamanda doğru işe yerleşmeyi de kapsamalıdır. Bunu başarmanın yolu eğitim, kurumsal ve sosyal destekten geçmektedir. Sonuç: Engellilerin çalışma yaşamında toplumsal önyargılar nedeniyle "engellendikleri" bu nedenle sosyal hizmet müdahalesinin öncelikle engelliye değil, topluma yönelik planlanması ve uygulanması gerekmektedir.

Engelli istihdamıEngelli kişilerEngellilik+2
Melike Kılıç
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koruyucu aile yanında kalan çocukların aile aidiyet duygularına etki eden faktörlerin değerlendirilmesi: İzmir örneği

Amaç: Koruyucu aile hizmetinden yararlanan korunma altındaki çocukların aile aidiyet duygusuna etki eden faktörleri betimlemeyi ve hizmeti çocuk yararına daha iyi hale getirecek önerilere ulaşmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma betimleme amaçlı niteliksel bir çalışmadır. Veriler, yüzyüze yapılan derinlemesine görüşme yolu ile İzmir'de koruyucu aile hizmetinden yararlanan koruma altındaki 12-18 yaş aralığındaki çocuklar ile koruyucu ailelerinden toplanmıştır. Görüşmeler Maxqda Programı aracılığıyla tümevarımsal tematik analiz yolu ile incelenmiştir. Bulgular: Katılımcılardan elde edilen veriler incelendiğinde "Koruyucu Ailenin Çocukla İlişkisini Etkileyen Faktörler" ve "Çocukların Aile Aidiyet Duygusunu Etkileyen Faktörler" şeklinde iki ana tema altında kümelendikleri görülmüştür. Koruma gereksinimi duyan çocuklarının kişisel özelliklerine saygı duyan, sorunlarına duyarlı, iletişim ve baş etme becerileri yüksek, çocukları ile kaliteli vakit geçirmek konusunda arzulu koruyucu ebeveynlerin çocuklarının aile aidiyet duygusunun yüksek olduğu görülmüştür. Koruyucu aile olmak isteme nedenlerinin, çocuğun kişiliğinin, öz ailesi hakkındaki düşüncelerinin ya da çocukların travmatik yaşam deneyimlerinin aile aidiyet duygusu üzerindeki etkisinin çok sınırlı olduğu anlaşılmıştır. Sonuç: Koruyucu aile hizmetinden yararlanan çocukların aile aidiyet duygusunu etkileyen faktörler, ailelerin iletişim ve başetme becerileri olup çocuklarına karşı demokratik anne-baba tutumu sergileyen aileler için hissedilen aidiyet duygusu yüksektir. Anahtar kelimeler: Koruyucu aile, korunma gereksinimi duyan çocuk, aile aidiyet duygusu

AidiyetAidiyet duygusuAile+4
Hüray Aydoğan
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evde bakılan bedensel engellilerde bakım kalitesi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmanın amacı evde bakılan bedensel engellilerin yaşam kalitesi ve bakım kalitesi ilişkisini belirlemektir. Yöntem: Araştırma ilişkisel tarama modelinde yürütülmüştür. İzmir merkez Konak ilçesinde evde bakım hizmetlerinden yararlanan 109 bedensel engelli ve bakıcıları dahil edilmiştir. Çalışmada engelli ve bakıcıların sosyo-demografik özellikleri, WHOQOL-BREF-D engelli yaşam kalitesi, WHODAS-II yetiyitimi değerlendirme çizelgesi ve QOCS-D engelli bakım ve destek kalitesi ölçekleri uygulanmıştır. Ek olarak engellilik durumu için WHODAS-II uygulanmıştır. Veriler yüz yüze görüşme ile toplanmıştır. Analizde SPSS 21 ve Stata 14 ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan engellilerin yarısı kadın, ortalama yaş 58,8±18,3, %48,6'sı evli, %31,2'si eğitimsiz, %10,1'inin engeli doğuştandır. Engellilik süresi ortalaması 18,5±16,7 yıldır. Engellilerin %64,2'sinin sağlık güvencesi SGK ve %33,9'unun yeşil karttır. Analizlerde QOC-S bakım ve destek kalitesi toplam puanı ile WHOQOL-BREF yaşam kalitesi ölçeği ruhsal, sosyal, çevresel ve engelli modülü arasında anlamlı ilişki vardır (p<0,05). Ayrıca WHODAS-II yetiyitimi toplam puanı ile yaşam kalitesi ölçeğinin bütün boyutları arasında anlamlı birliktelik tespit edilmiştir (p<0,01). Sosyal güvence, gelir, engellilik süresi, anne-baba akrabalığı ve eğitim durumu da anlamlı bulunan diğer değişkenlerdir. Çok değişkenli doğrusal regresyon analizinde WHODAS-II toplam puanı yaşam kalitesinin tüm boyutları ile anlamlı ilişki gösterirken, QOC-S toplam puanı sosyal, çevresel ve engelli modülü üzerinde etkili bulunmuştur. Sonuç: Bedensel engellilerin yaşam kalitesini etkileyen ana faktörler arasında bireyin yetiyitimi ve bakım kalitesidir. Her iki faktör birbirinden bağımsız bir şekilde yaşam kalitesini etkilemektedir.

Bedensel engellilerEngelli kişilerEngellilik+3
Nadir Maşalacı
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesi çevresinde yaşayan bireylerin hastane ve hastalara yönelik tutumlarının değerlendirilmesi: Manisa örneği

Amaç: Bu araştırmada, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi çevresinde yaşayan bireylerin sosyo-demografik özellikleri ile hastane ve hastalara yönelik damgalayıcı tutuma sahip olup olmadıklarının incelenmesi (belirlenmesi) amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi çevresinde yaşayan 175 bireyle yapılmıştır. Nicel ve genel tarama modeline dayalı bu araştırma da veriler, Mayıs-Haziran 2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile Taylor ve Dear (1981) tarafından geliştirilen "Ruhsal Sorunları Olan Bireylere Yönelik Toplum Tutumları Ölçeği" araştırmanın veri toplama araçlarını oluşturmaktadır. Araştırma verileri bireylerle yüz yüze görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Araştırma verilerinin çözümlenmesinde SPSS 21.0 istatistik programı kullanılmıştır. Veriler Ki Kare (X2), Mann Whitney U ve Kruskal Wallis - H testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Eğitim seviyesi ve geliri yüksek katılımcıların daha olumlu tutuma sahip oldukları görülmüştür. Bekar bireylerin evlilere göre daha az damgalayıcı oldukları belirlenmiştir. Ayrıca hastaneden uzak bir mahalleye taşınmak isteyenlerin, istemeyenlere göre daha damgalayıcı olduğu görülmüştür. Bu gruplar ile ruhsal sorunu olan bireylere yönelik tutumları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuçlar: Eğitim seviyesi ve ekonomik durumun, damgalama üzerinde etkili faktörler olduğu sonucuna varılmıştır.

DamgalamaHastalarHastaneler+5
Dilara Solmaz Akkuş
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Manisa Celal Bayar Üniversitesi örneğinde partner şiddetinin sosyal hizmet ile ilişkisi

Amaç: Şiddet her yaş grubunda var olmakla birlikte Dünya Sağlık Örgütü tarafından gençlerin şiddete daha çok uğradığı kabul edilmektedir. Bu yaşlarda görülen şiddet türlerinden biri de flört şiddetidir. Partner şiddetinin üniversite öğrencileri üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu ve öğrencilerin partner şiddeti konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları yapılan literatür taramasında anlaşılmıştır. Bu kapsamda ''Manisa Celal Bayar Üniversitesi Örneğinde Partner Şiddetinin Sosyal Hizmet İle İlişkisi'' isimli çalışmada partner şiddeti, şiddetin yönü, nedenleri, toplumsal cinsiyet, ataerkil yapı, üniversite öğrencilerinde yaşanan partner şiddetinin boyutları ele alınmıştır. Gereç ve Yöntem: ''Manisa Celal Bayar Üniversitesi Örneğinde Partner Şiddetinin Sosyal Hizmet İle İlişkisi'' isimli tez çalışması nitel araştırma yöntemi ile Manisa Celal Bayar Üniversitesi Merkez İlçesinde yer alan fakültelerde öğrenim gören 378 öğrenciye ulaşılmıştır. Literatür taranarak Yakın İlişkilerde Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği, İlişki Değerlendirme Ölçeği ve sosyodemografik verilerden oluşan form kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 15.0 uygulaması kullanılmıştır. Bulgular: Uygulanan form ve ölçeklerde ortalama puanların yüksek olduğu, üniversite öğrencilerinde ataerkil düşüncenin var olduğu belirlenmiştir. Ayrıca öğrencilerin çoğunluğunun flört şiddeti ve sosyal hizmet uzmanının çalışmaları, ısrarlı takip mağdurluğu hakkında bilgisi olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç: Üniversite öğrencilerinin flört şiddetine maruz kaldığı ve bu durum hakkında farkındalığa sahip olmadıkları belirlenmiştir. Anahtar kelimeler:Şiddet, partner şiddeti, üniversite öğrencilerinde partner şiddeti, ısrarlı takip mağdurluğu, sosyal hizmet.

Aile içi şiddetMağdurSosyal hizmetler+2
Elif Güneş
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadın konukevinde kalma sürecinin çocukların kaygı düzeyine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; kadın konukevinde kalma sürecinin çocukların kaygı düzeyine etkisini değerlendirebilmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, nicel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma üç gruptan oluşmaktadır. İlk grubu kadın konukevinde annesiyle birlikte kalan çocuklar, ikinci grubu aile içinde şiddete maruz kalan çocuklar, üçüncü grubu aile içi şiddete maruz kalmayan çocuklar oluşturmuştur. Kuruluşta kalmayan kadın ve çocuklar örneklemini kartopu modeliyle ulaşılmış, toplam 75 kadın ve 75 çocuk bulunmaktadır. Her grup için sosyo-demografik bilgi formları ve çocuklara "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS 20.00 programıyla analiz edilmiştir. Bulgular: Ölçeklerden alınan puanlar doğrultusunda; kadın konukevinde kalan çocukların durumluk kaygı puanlarının ortalama 44.91, sürekli kaygı puanları 32.52 olduğu hesaplanmıştır. Evde şiddet yaşantısı devam eden çocukların durumluk kaygı puanları ortalama 48.17, sürekli kaygı puanları 45.86 olarak bulunmuştur. Herhangi bir şiddet mağduru olmayan çocukların ise durumluk kaygı puanları ortalama 50.33, sürekli kaygı puanları 44.24 olarak bulunmuştur. Sonuç: Yapılan araştırma neticesinde kadın konukevinde kalma durumunun çocukların durumluk ve sürekli kaygı puanlarını etkilemediği, fakat şiddete tanıklık etme ve şiddete maruz kalma durumlarının puanları etkilediği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Aile içi şiddet, çocuğa şiddet, kadın konukevi, sosyal hizmet

Aile içi şiddetAnksiyeteAnneler+5
Ferda Civelek Kandemir
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de sosyal hizmet uzmanlarının istihdam olanakları: Sorun alanları ve fırsatlar

Amaç: Bu çalışmanın amacı, sosyal hizmet alanında istihdam sorununu alanda çalışan sosyal hizmet uzmanlarının, öğrencilerin ve akademisyenlerin görüşlerinden yararlanarak betimlemek, olası çözüm yollarını ve fırsatları değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma betimleme amacı taşıyan fenomenolojik tipte niteliksel bir çalışmadır. Veriler, kartopu örnekleme yöntemi ile doygunluk noktasına ulaşıncaya kadar, 10 meslek elemanı, 4 Sosyal Hizmet Bölümü lisans öğrencisi, 5 yüksek lisans öğrencisi ve 5 akademisyenden derinlemesine görüşme yolu ile toplanmıştır. Maxqda12 Programı aracılığıyla ve tümevarımsal tematik analiz yolu ile incelenmiş ve yorumlanmıştır. Bulgular: Katılımcılara göre sosyal hizmet uzmanlarının iş bulamamasının nedeni, Sosyal Hizmet Bölümlerinin ve mezun sayısının kontrolsüz artışıdır. Ayrıca uzmanlar öncelikle kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmayı arzu etmekte, olumsuz çalışma koşulları nedeni ile özel sektörde veya sivil toplum kuruluşlarında çalışmayı istememektedir. Kamu kurumlarında "sosyal çalışmacı" kadrosuna atanabilmek için işsizlik sorunu yaşayan diğer meslek grupları ile rekabet etmektedirler. Sosyal hizmet uzmanları, henüz çalışılmamış alanlarda varlık göstermelerine yetecek girişimcilik yeteneğini, bilgi ve becerisini kazanmadan mezun olmaktadır. Sonuç: Sosyal hizmet alanında yaşanan istihdam sorununun, hızla artan mezun sayısından ve mezunların devlet kurumlarında çalışma arzusundan kaynaklandığı söylenebilir. Mesleki tanınırlığının arttırılmasına, özel sektörde ve sivil toplum kuruluşlarında yeni çalışma alanları yaratılmasına ve mezun sayısının kontrol altına alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Sosyal hizmet, İşsizlik, Genç işsizliği, İstihdam, Kariyer.

Sosyal hizmet uzmanlarıSosyal hizmetlerUzmanlar+2
Mustafa Kemal Avşar
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çingene/Roman toplumunda hak ve hizmetlere erişim: Hak temelli yaklaşım üzerine niteliksel bir sosyal hizmet değerlendirmesi

Amaç: "Araştırmanın genel amacı, Çingene/Roman toplumunun gereksinimlerini, sorunlarını ve kamu hizmeti beklentilerini değerlendirerek temel insan haklarına erişim noktasında tecrübe ettikleri zorlukları anlamlandırmaktır." Gereç ve Yöntem: Araştırmanın metadolojik eğilimi niteliksel yöntem olup amaçsal örneklem metodu kullanılmıştır. Araştırmaya İzmir ili Karşıyaka/Örnekköy (Kuzey), Buca/Göksu (Güney) ve Konak/Tepecik (Merkez) Mahallelerinden toplam 26 katılımcı katılmıştır. Araştırmanın amaçları doğrultusunda yarı yapılandırılmış görüşme formu derinlemesine görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Veriler MAXQDA 2020 ile kodlanarak çözümlenmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaşam öykülerinden yola çıkılarak: "Çingene/Roman kültürü", "İnsanca yaşamak ve yoksulluk örüntüsü (Barınma, sağlık, gıda, eğitim, istihdam)", "Apolitik görmezden gelinen bir grup" ve "Geleceğe dair" olmak üzere dört kategori altında çeşitli temalar keşfedilerek değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular; kültürü tanıma, ayrımcılık, hak kavramı, temel insan hakları ve hizmetlere erişim, siyasal haklar, katılım ve güvenlik ve gelecekten beklentiler temaları aracılığıyla anlaşılmaya çalışılmıştır. Sonuç: Katılımcıların önemli bir bölümü kendilerini "Roman" olarak kabul etmektedir. "Çingene" söyleminin ayrımcılık ve önyargı ile beslendiğine dikkat çekmişlerdir. Katılımcıların geçmişten günümüze devam eden barınma, istihdam, eğitim gibi temel insani ihtiyaçlarını karşılayamadıkları görülmüştür. Karşılaşılan sorunlar bağlamında katılımcıların diğer sorunlarla en çok bağlantısını kurdukları sorunlarının ekonomik güçlükler olduğu anlaşılmıştır. Yoksulluk ile bağlantılı iç içe geçmiş sorunların yaşandığı ve temel insan haklarına erişimlerinin kısıtlandığı gözlemlenmiştir. Beklentilerinin temelinde ise maddi destek, mesleki eğitimler ve farklı kültürel çalışmalar yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Çingene/Roman, insan hakları, sosyal hizmet, ihtiyaç ve hak temelli yaklaşım.

Berfin Menekşe Egeli
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç yetişkinlerin çocukluk çağı travmalarının spiritüel iyi oluşları üzerindeki etkisi

Çalışmanın amacı, genç yetişkinlik dönemindeki bireylerin çocukluk çağı travmalarının spiritüel iyi oluşları üzerindeki etkisini araştırmaktır. Bu kapsamda araştırmada nicel desenin genel tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma kesitsel olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'deki genç yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Kolayda örneklem yöntemi kullanılan araştırma, gönüllü katılım sağlayan 200 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Online olarak hazırlanan anket formu; demografik soru formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Spiritüel İyi Oluş Ölçeği'nden oluşmaktadır. Yapılan nicel analizler sonucunda ölçeklerin ölçüm testlerinin yüksek güvenirliliğe sahip olduğu; yapı testlerinin ve ölçüm testlerinin ise kabul edilebilir bir uyuma sahip olduğu görülmektedir. Araştırma sonucunda çocukluk çağı travma değişkeninin spiritüel iyi oluş faktörünü anlamlı ve negatif bir biçimde yordadığı bulunmuştur. Bununla birlikte fiziksel taciz ve duygusal ihmal alt faktörlerinin eş zamanlı olarak doğayla uyum alt faktörünü; duygusal ihmal alt faktörünün anomi alt faktörünü; aşırı koruma kontrol ve duygusal ihmal alt faktörlerinin eş zamanlı olarak aşkınlık alt faktörünü anlamlı ve negatif bir biçimde yordadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Spiritüellik, Spiritüel İyi Oluş, Travma

Genç yetişkinlerPsikolojik iyi oluşRuhsallık+2
Özge Bayram
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6 Şubat depremlerini deneyimleyen kadınların yaşadığı sorunlar: Bağlar ilçesi örneği

Araştırmada 2023 yılında yaşanan 11 ili etkisi altına alan 6 Şubat depreminde kadınların yaşadığı dezavantajlı durumun nedenlerini ve kadına olan etkilerini toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında ele alarak görünür kılmak ve bu duruma özel çözüm önerileri sunmak amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında kadın deneyimlerinin derinlemesine incelenebilmesi için nitel araştırma yöntemine uygun olarak fenomenolojik yaklaşımla tasarlanan bu araştırmada bireysel özellikleri ölçmek için 26 kapalı uçlu ve depreme dair görüşleri almak için 12 açık uçlu sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmanın özneleri Diyarbakır Bağlar ilçesinde yaşamakta olan ve depremi Bağlar ilçesinde deneyimlemiş 21 katılımcıdan oluşmuştur. Görüşmelerden elde edilen veriler MAXQDA programıyla analiz edilmiştir. Analiz sonucunda "Kadınların Depreme Dair Deneyimleri" başlığı altında Deprem Anında Yaşananlar, Deprem Sonrasında Yaşanılan Hanenin Durumu, Deprem Sonrasında Yaşanan Sorunlar ve Depreme Dair Çözüm Önerileri olmak üzere 4 temadan oluşmuştur. Tema başlıkları altında ise kategori, kod ve alt kodlara yer verilmiştir. Analiz, sonuç ve önerilerin oluşturulmasında feminist kuram temel teşkil etmekle birlikte baskı karşıtı uygulama, Max Neef'in İhtiyaçlar Hiyerarşisi ve insan hakları perspektifinin yaklaşımlarından yararlanılmıştır. Temellendirilen kuramlar ışığında kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine bağlı olarak depremde birçok sorunla baş etmek zorunda kaldığı görülmektedir. Kadınların bakım sorumluluğu, artan iş yükü, ekonomik zorluklar, temel ihtiyaçlarını karşılayamama, şiddete maruziyet, toplumsal cinsiyet baskıları ve psikolojik etkilenme yaşadıkları bulunmuştur. Kadınların yaşadığı bu sorunların temelini toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri oluşturmaktadır. Bu doğrultuda kadınların yaşadığı sorunların en aza indirilebilmesi için toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin iyi analiz edilmesi, afet planlamalarının cinsiyete duyarlı olması, kadın bakış açısıyla hazırlanması ve temelde kadınların yaşadıkları dezavantajlı durumların yaşanmaması için kadın erkek eşitliğinin sağlanması, özellikle kadınların eğitim ve istihdam konusunda erkeklerle eşit imkanlara sahip olması önemli görülmektedir. Bu bağlamda bu araştırmanın kadınların depremde yaşadığı sorunların görünür kılınması ve çözüm önerileri sunulması açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Afet, Deprem, Kadın, Toplumsal Cinsiyet, Feminist Kuram

Gülsem Haymana
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şizofreni tanısına sahip bireylerin aile deneyimlerine ilişkin nitel bir araştırma

Aile sistemi, insanlık tarihi kadar eski ve dinamik bir yapıda olmasına rağmen önemini halen korumaya devam etmektedir. Şizofreni tanısına sahip (ŞT) bireyler için ise zorlu hastalık süreçlerinde en yüksek desteği aldıkları aileleri ayrıca önemlidir. Bununla birlikte, özellikle ülkemizde çoğunlukla aileleri ile yaşayan ŞT bireylerin ailelerine ilişkin deneyimlerini inceleyen çalışmalar sınırlıdır. Buradan hareketle bu çalışmada, ŞT bireylerin ailelerine ilişkin deneyimlerinin derinlemesine incelenmesi amaçlanmıştır. ŞT bireylerin ailelerine ilişkin bakış açılarını, algılarını ve değerlendirmelerini içeren deneyimlerinin derinlemesine incelenmesine olanak sağlaması yönüyle nitel yöntemin femonolojik (olgu bilim) deseninden yararlanılmıştır. Bu kapsamda, amaçlı örneklem yöntemi kullanılarak kendi ebeveynleri ile yaşayan, 18 yaş üstü şizofreni tanısa sahip, tedaviye uyum gösteren ve ilaçlarını düzenli kullanan, kendini ifade etmede güçlük yaşamayan 19 katılımcı ile yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla elde edilen veriler, NVivo programı aracılığıyla içerik analizi yöntemiyle çözümlenerek yorumlanmıştır. ŞT bireylerin aile deneyimleri dört ana tema altında incelenmiştir: Ailenin anlamı (aile tanımları, aile ile yaşamak), aile içi rollere ilişkin deneyimler (ebeveynlere, ailedeki çocuk olmaya, kardeşliğe, boş zaman aktivitelerine ve sorun çözmeye ilişkin deneyimleri), destek sistemleri, damgalanmaya ilişkin deneyimleri (anlaşılmamak, değersizleştirme, suçlama, hastalığa inanmama, çalışmaya yönelik baskı). ŞT bireylerin çoğunlukla ailelerini iyi kategoride tanımlamasıyla paralel bir şekilde ailelerinin kendileri için oldukça önemli olduğu ve hayatlarını devam ettirmede ailelerine bağımlılıklarının yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, aile içi ilişkilerdeki kopukluklar, iletişim zorlukları ve sosyalleşme sürecinde eksiklikler de bulunmaktadır. Aile ilişkilerinin ve etkileşiminin geliştirilmesi, ebeveynlerinin kaybına ilişkin korku düzeyleri yüksek olduğu görülen ŞT bireylerin tek başına hayatlarını devam ettirme becerilerinin arttırılması ve ailelerine olan bağımlılığının azaltılmasına ilişkin psikososyal destek hizmetlerinin geliştirilerek ailelerin ve bireylerin yararlandırılması önemli bir ihtiyaçtır.

Selin Salihoğlu
Başkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çiftlerin duygusal zeka becerilerinin sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesi: Bir psikoeğitim modeli önerisi

Zümre Yalçınkaya Jacquelet, Çiftlerin Duygusal Zekâ Becerilerinin Sosyal Hizmet Bakış Açısıyla İncelenmesi: Bir Psikoeğitim Modeli Önerisi, Başkent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyal Hizmet Yüksek Lisans Programı, 2025. Bu araştırmada, evli bireylerin duygusal zekâ becerilerinin evlilik ilişkilerine nasıl yansıdığı incelenmiştir. Nitel desene dayalı çalışmada, ilk evliliğini sürdüren 10 evli çiftle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve elde edilen veriler tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırmanın amacı, duygusal farkındalık, empati, duygu yönetimi ve sosyal beceriler gibi başlıkların evlilik içi etkileşimlerde nasıl deneyimlendiğini anlamaktır. Bulgular, çiftlerin duygusal ihtiyaçları fark ettiklerinde, bunları ifade edebildiklerinde ve karşılıklı empati kurduklarında ilişkilerinin güçlendiğini göstermiştir. Özellikle duygusal farkındalık ve duygu düzenleme, çatışma anlarında çiftlerin daha yapıcı bir tutum geliştirmelerine yardımcı olmuştur. Sosyal becerilerin ve karşılıklı anlayışın zamanla geliştiği, duygusal zekânın ise ilişkiyi sürdürülebilir kıldığı anlaşılmıştır. Görüşmelerin ardından, çiftlerin anlattıkları doğrultusunda sosyal hizmet alanında kullanılabilecek bir çerçeve oluşturulmuştur. Bu önerilerde, duyguları fark etmek, empati kurmak, duygularla baş etmek ve iletişim kurmak gibi ilişkiyle bağlantılı konulara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Duygusal zekâ, çift ilişkileri, sosyal hizmet, psikoeğitim modeli, evlilik uyumu

Zümre Yalçınkaya Jacquelet
Başkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de kadın sağlığına yönelik Mindfulness temelli müdahaleler: Sosyal hizmet perspektifinden sistematik bir derleme

Bu çalışma, Türkiye'de kadın sağlığı alanında mindfulness temelli müdahaleleri konu edinen lisansüstü tezleri sosyal hizmet disiplini bağlamında sistematik olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Mindfulness temelli müdahaleler, genellikle bireylerin farkındalık, kabul ve yargılamama temelli yaklaşımlarla stresle başa çıkmasını, psikolojik dayanıklılığını artırmasını ve öz bakım becerilerini geliştirmesini hedefleyen uygulamalardır. Kadın sağlığı alanında ise gebelik, doğum sonrası dönem, menopoz, infertilite ve onkolojik tedavi süreçleri gibi fiziksel ve duygusal olarak hassas dönemlerde etkin bir araç olarak kullanılmaktadır. Araştırma kapsamında Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi veri tabanında yapılan taramalar sonucunda toplam 694 kayıt elde edilmiş; PRISMA protokolüne dayanan eleme ölçütlerine göre yapılan değerlendirmeler sonunda 11 tez içerik analizi için uygun bulunmuştur. Çalışma bulguları hedeflenen gruplar, ana bilim dalı, ve uygulama yöntemleri, kullanılan ölçüm araçları ve nitel sonuçları da içerecek şekilde incelenmiş elde edilen sonuçlar sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmiştir. Tarama sonrasında incelemeye konu edilen çalışmaların, mindfulness temelli müdahalelerin Türkiye'de özellikle Hemşirelik Anabilim Dalı, Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı, Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Anabilim Dalı, Rekreasyon Anabilim Dalı, Klinik Psikoloji Anabilim Dalı, Ebelik Anabilim Dalı gibi sağlık bilimleri alanlarında yoğunlaştığını; henüz sosyal hizmet disiplininden çalışma olmadığını ortaya koymuştur. Müdahalelerin çoğunlukla kadınların menopoz gibi yaşam döngüsündeki doğal geçiş evrelerinde ya da fiziksel ve duygusal hassasiyet taşıyan doğum sonrası ya da kanser sonrası süreçlerde kullanıldığı ve genel olarak psikolojik iyilik hali üzerinde olumlu sonuçlar doğurduğu belirlenmiştir. Hem elde edilen bulgular hem de kuramsal çerçevede sunulan literatür sonuçlarının, mindfulness'ın sosyal hizmet pratiğinde hem hizmet alan bireyler hem de meslek uzmanlarının öz bakım süreçleri açısından kullanışlı bir araç olabileceğine işaret etmektedir. Bu doğrultuda, sosyal hizmet uygulamaları, araştırmaları ve eğitimi bağlamında mindfulness temelli müdahalelerin daha yaygın ve disipline özgü biçimde ele alınması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Bilinçli Farkındalık, Mindfulness, Mindfulness temelli müdahaleler, kadın sağlığı, sosyal hizmet.

Bilinçli farkındalık
Eda Savran
Başkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuklarla çalışan sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olan bireylerin gönüllülük deneyimlerinin incelenmesi

Sivil toplum kuruluşları toplumun refah seviyesinin artırılması için sağlık, eğitim, sosyal koruma, sosyal güvenlik ve sosyal hizmet alanlarında çalışmalar yaparak tüm dünyada giderek daha fazla sorumluluk almaktadır. Sivil toplum kuruluşlarının uygulanmasında yer alan gönüllüler ise maddi ya da manevi karşılık gözetmeden ortak fayda için emek ve çaba gösteren kişilerdir. Zaman içinde aslen gönüllülük eylemleri başlayan sosyal hizmet mesleği zaman içinde toplum gereksinimlerinden hareketle çalışmalarını sistemli ve devamlı olarak uygulamaya başlamıştır. Gerek sivil toplum gerekse de sosyal hizmetin oldukça büyük ve önemli olan çalışma grubu olan çocuklarla yapılan çalışmalar ise her zaman göz önüne tutulmuştur. Çocukların farklı özellik ve gereksinimlerinden de hareketle onlarla gerçekleştirilen gönüllü faaliyetlerinin nitelik kazandırılması bu sebeple bu alana yönelen kişilerin gönüllü olma süreçlerinin ve deneyimlerinin anlaşılması gerekmektedir. Araştırmanın temel amacı, çocuklarla doğrudan faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarındaki gönüllülerin gönüllülük nedenlerinin belirlenmesi ve motivasyonlarını etkileyen faktörlerin onların deneyimlerinden ortaya konulmasıdır. Araştırmada nitel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları amaçlı örneklem tekniklerinden olan kartopu örneklem yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma, Ankara ilinde beş yıldır çocuk alanlında faaliyet gösteren 19 farklı sivil toplum kuruluşunda gönüllü olarak çalışan, 18 yaş üstünde olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 33 kişi ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri 6 Mayıs 2020 tarihten itibaren yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme formu ile yüzyüze görüşme tekniğiyle toplanmaya başlanmıştır. Beş kişi ile görüşme yapıldıktan sonra dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan Covid-19 Pandemisi nedeniyle tüm sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri 1 Haziran 2020 tarihine kadar durdurulmuştur. Bu nedenle geriye kalan 28 görüşme telefonda görüntülü görüşme ile yapılmıştır. Veriler, içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiş ana temalar ve alt temalar oluşturulmuştur. Araştırma sonucunda katılımcıların gönüllülüğü, hiçbir karşılık beklemeden yapılması gereken insani bir ihtiyaç olarak tanımladığı, gönüllülük aracılığıyla toplumda var olan sorunları fark etmenin ve bu sorunların çözümünde yer almanın mümkün olduğunu ve böylece değişimin bir parçası olduklarını düşündükleri bulunmuştur. Katılımcılar, gönüllü olma yoluyla iletişim becerilerinin geliştiğini, farklı konularda eğitim alma imkanı bulduklarını ve sosyal sermayelerinin arttığını ifade etmişlerdir. Katılımcıların çocuk alanında gönüllü olma nedenlerinin çocuğa ilişkin algılarıyla ilişkili olduğu bulunmuştur. Çocuğu, korunması ve desteklenmesi gereken birey olarak algıladıkları ve bu görevin de toplumda olduğu düşüncesi katılımcıları çocuk alanında gönüllü olmaya itmiştir. Küçükken ailesinde gönüllü kişilerin olmasının araştırma katılımcılarını gönüllülük alanında çalışma konusunda motive ettiği belirlenmiştir. Benzer olarak travmatik çocukluk deneyimlerinin yetişkinlikte gönüllülüğe yönelmeye kaynaklık edebileceği ortaya çıkmıştır. Bu araştırma sonucunda gönüllü yönetimi ve yasal çalışmaların yaygınlaştırılması ve genç nüfusun farkındalık kazanmalarında sosyal çevrelerine ve üniversitelere rol düştüğü ortaya çıkmıştır.

Safiye Elif Cıbır
Başkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir bilim olarak sosyal hizmetin sanatsal yönü ve bir sanat olarak sinema ile ilişkisi

Bu tez çalışmasında sosyal hizmetin sanatsal olarak değerlendirilmesine neden olan tarihsel süreç ve bağlamlar araştırılarak yorumlanmıştır. Sosyal hizmetin sanatla bağlantılı olarak ele alınması, onun bir bilim olarak bilimin sınırlarını kabul etmesi anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda, modern bilim geleneğinin insanı mekanik bir doğa varlığına indirgeyen tavrına getirilen bir eleştiri niteliği de taşımaktadır. Sosyal hizmet bilimi sanatla amaç, işlev ve görev bakımından birçok benzerlik taşımaktadır. Ancak sanat ile uygulamalı bir bilim olarak sosyal hizmet arasındaki ilişkinin kurulmasında en belirleyici ölçütün değerler olduğu görülmektedir. Sanat olarak yaşam algısının temelinde de etik değerlere göre şekillenmiş eylemler yer almaktadır. Dolayısıyla sosyal hizmet bilimi ve sanat arasında bir bağ kurulacaksa, bunun felsefi bir bağlamı gerektirdiği görülmelidir. Değerlerden yalıtılmış bir sanat ve bilimin insanlık için yarattığı yıkıcı sonuçlar ise bu durumu daha da güçlendirmektedir. Bundan dolayı sosyal hizmet bilimi, sanatta olduğu gibi, uygulamalarında insanı ölçüt olarak aldığı sürece insanlığı ileriye taşıma olanağını gerçekleştirebilecektir. Sosyal hizmet ve sanat arasındaki ilişki sosyal hizmetin sanattan yararlanma olanaklarının araştırılmasını da gerektirmektedir. Bundan dolayı sinema ile, bir bilim olarak, insanı anlama, kavrama ve kavradığı duruma müdahale etme sorumluluğunu taşıyan uygulamalı bir bilim olan sosyal hizmet arasındaki ilişki derinlemesine ve ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Bu şekilde sanatın ve sinema sanatı özelinde filmlerin sosyal hizmet açısından önemi, işlevleri ve değerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçlar çerçevesinde sosyal hizmetin temel kavram ve kuramlarının sinema ile ilişkisi, sosyal hizmet eğitiminde filmlerden nasıl yararlanılabileceği, bu filmlerin sosyal hizmet uygulamalarına sağlayabileceği katkılar üzerine amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen 30 film üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır. Çocuk istismarı konusunda yaşanmış olaylara dayanan 'Portakallar ve Günışığı' (Orange and Sunshine, 2011) filminin ayrıntılı analizi ile sosyal hizmet ve sinema üzerine yapılan tüm değerlendirmelerin somutlaştırılması amaçlanmıştır. Film değerlendirmesinde filmin sosyal hizmet için olduğu kadar insanlık için de önemini ortaya koyması açısından felsefi değerlendirmeyi olanaklı kılan ölçütlerden olabildiğince yararlanılmıştır. Anahtar kelimeler: Sosyal Hizmet, Bilim, Sanat, Etik, Sinema Sanatı.

BilimEtikFilm eleştirisi+3
Handan Erol
Başkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00