
8
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Türkiye'de mikro kredi programları üzerine bir analiz
Bu çalışma, Türkiye'de "Mikro kredi" adıyla uygulanmakta olan programları incelenmeyi amaçlamaktadır. Mikro kredi uygulaması altında yer almamasına rağmen o içeriği taşıyan kredi uygulamaları da dikkate alınmıştır. Mikro kredinin temeli, dar gelirli insanların ihtiyaçlarını karşılayarak, onları üretime sevk eden minimal tutarlı kredilerin temin edilerek refah seviyelerinin artırılması sonucunda, dolaylı biçimde dar gelirli bireylerin de üretime katılmasını sağlamaktır. Bu tanımdan da anlaşıldığı gibi mikro kredide küçük ölçekli krediler verilmektedir ve en dikkat çeken özelliği, "Üretim aşamasına müdahil olmayı dileyen fakat yeterince sermayesi veya kredi çekme yeterliliği olmayan bireylere teminatsız kredi verimi sağlanmasıdır." (İlalan, 2017: 53). Türkiye'de "mikro kredi" adı altında çok sayıda uygulama yer almakta, ancak uygulanan bu programlar incelendiğinde, bazı uygulamaların yoksulluk sınırının üstünde kalan insanları da hedef alan uygulamalar olduğu görülmektedir. Dar gelirli kesim için kredilendirme hedefli yapılan uygulamaların yöntem bakımından mikro kredinin temel yöntemlerine benzediği fakat bireylere verilen kredi miktarlarının ve kredinin verildiği kesimin tanım gereği mikro kredi uygulamalarına aykırı olduğu gözlemlenmiştir. Bu maksatla öncelikli olarak literatür taraması yapılmış, ilgili birey ve kuruluşlarının mikro kredi adı altındaki uygulamalarının analizi yapılarak bunların hangi hedef kitlelerinin beklentilerine cevap verebilecek mahiyet taşıdıkları tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilmesi beklenilen sonuç, Türkiye'de mikro kredi adı ile anılan bütün programların mikro kredinin temel amacına dayanmadığını göstermek, tanıma uyan ve uymayan "mikro kredi" uygulamalarının ayrımlarını, işlevselliklerini ve kredi uygulaması sonrasında oluşan farklara dikkat çekmektir. Anahtar Kelimeler: Mikro kredi, yoksulluk, yoksullukla mücadele, mikro girişimci, gelir dağılımı eşitsizliği
Yenilikçi bir İslami finansal enstrüman olarak sukuk: Malezya incelemesi
İslami temellere riayet etmek isteyen yatırımcılar ve mülk sahipleri için en uygun faizsiz kazanç sağlayan saha İslami finanstır. İslami finansı oluşturan en temel araç ise 2002 yılında Malezya hükümeti tarafından İslami bankaların varlık yönetimini kolaylaştırmak amacıyla ihraç edilen, günümüzde ismi Kira Sertifikası olarak bilinen ve faizsiz tahvil ve bono olarak nitelendirilen Sukuk'tur. AAOIFI tarafından Sukuk 'dayanak teşkil eden bir varlık sepetinde yer alan varlıklar üzerindeki ortak mülkiyeti temsil eden eşit değerdeki sertifikalar' olarak tanımlanmıştır. Sukuk'u diğerlerinden ayıran en temel özellik, gerçek bir varlığa dayanıyor olup varlığın faizsiz kazancından tasarruf sahiplerine pay veriyor olması; dolayısıyla faizle elde edilen bir gelir çeşidinin ve belirsiz bir kazancın bulunmuyor olmasıdır. Bu çalışma, İslami finansın en önemli enstrümanlarından olan Sukuk'un tanımından, diğer yatırım araçlarından farkından, bileşenlerinden, küresel piyasalardaki yerinden, çeşitlerinden, faydalarından ve Türkiye ve Dünyadaki yerinden bahsetmektedir. Bunun yanı sıra çalışmanın temelinde güdülen amaç, Sukuk'un dayandığı İslami Bankacılık prensibi ve içerikleriyle beraber Sukuk'un kıymetli evrak olarak işlem görmesinin kurucusu olan Malezya ülkesinin ihraçların başladığı günden bu yana gelişimini nitel ve nicel olarak incelemektir. Sonuç olarak İslami ülkeler için önem taşıyan Sukuk'un ve faizsiz kazancın bu işi yalnızca yatırım amacıyla yapan ve bu piyasayı geliştiren ülkelerin yanı sıra, sistemi özellikle inanç esasına dayalı olarak kullanmak isteyen İslam ülkelerinde de faizsiz kazanç bilincinin yerleştirilmesi gerektiğine ve Türkiye'nin de bu bilinçle sukuk ihracı konusundaki yetersizliklerini aşması gerektiği konusuna değinilmiştir.
Döviz kuru ile tüketici güven endeksi arasındaki ilişki: MIST ülkeleri örneği
Bu çalışma Meksika, Endonezya, Güney Kore ve Türkiye (Mexico, Indonesia, South Korea, Turkey-MIST) ülkelerinin Jim O'Neill tarafından 2011 yılında birlikte gruplanmasıyla yükselen ekonomiler arasında önemli bir yere sahip olduğu düşünülen MIST ülkelerindeki döviz kuru ve tüketici güven endeksi arasındaki ilişkiyi 2008 Küresel Kriz sonrası dönem (2008:10-2017:04) için incelemektedir. Çalışma, ekonometrik yöntem olarak Toda- Yamamoto (TY) (1995) yaklaşımını kullanılarak döviz kuru ve tüketici güven endeksi arasındaki nedensellik ilişkisini ortaya koymuştur. Çalışmanın ampirik bulguları, Meksika'da ve Güney Kore'de döviz kurunun tüketici güven endeksinin uzun dönem belirleyicisi olduğunu gösterirken, Türkiye'de ise tüketici güven endeksinden döviz kuruna doğru tek yönlü uzun dönem Granger nedensellik ilişkisi olduğunu göstermiştir. Diğer taraftan Endonezya için ne tüketici güven endeksinden döviz kuruna doğru ne de döviz kurundan tüketici güven endeksine doğru uzun dönemli nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Döviz Kuru, Tüketici Güven Endeksi, MIST Ülkeleri, Toda-Yamamoto
Türkiye'nin 1999-2008 döneminde IMF'ye sunduğu niyet mektuplarında taahhüt ettiği para politikaları ve sonuçları
Uluslararası Para Fonu (IMF), ikinci dünya savaşı sonrası ortaya çıkan sorunları çözmeye yönelik ekonomik işbirliği çerçevesi oluşturmak amacıyla kurulmuştur. IMF, Temmuz 1944'te, ABD'nin New Hampshire Eyaleti'nin Bretton Woods kasabasında yapılan Birleşmiş Milletler Konferansında alınan kararlar doğrultusunda, 29 ülkenin ana sözleşmeyi imzaladıkları 27 Aralık 1945'de kurulmuş ve 1 Mart 1947'de ise resmi faaliyetlerine başlamıştır. Türkiye, ekonomik kriz dönemlerinde, IMF'nin sağladığı ekonomik ve teknik imkanlardan yararlanmaya başlamıştır. Türkiye'nin 1958 yılındaki girişimi dikkate alınmazsa, günümüze kadar- ilki 1961, sonuncusu 2005 olmak üzere- toplam 19 stand-by düzenlemesi yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı, eldeki mevcut veriler ışığında, 1999-2008 döneminde stand-by düzenlemesi, gözden geçirme ve ek rezerv talebine ilişkin IMF'ye sunulan niyet mektuplarında taahhüt edilen para politikaların ve sonuçlarının; enflasyon, faiz oranları, döviz kuru, net iç varlıklar ve net uluslararası rezervler ile para tabanındaki gelişmeler çerçevesinde değerlendirilmesidir. Ve bu gelişmelerin diğer makroekonomik değişkenler üzerindeki etkileri de incelenmiştir. Sonuç olarak, IMF'nin ekonomik istikrar programı uygulanmasına rağmen Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerine engel olunamamış ve zamanından önce dalgalı kur rejimine geçilmiştir. 2002 yılından sonra uygulamaya konulan ekonomik programdan olumlu sonuçlar alınmış, ancak yapısal sorunların çözümü konusunda başarı sağlanamamıştır. 2005 yılında uygulamaya konulan ekonomik programdan istenilen sonuca ulaşılamamıştır. Görüldüğü üzere IMF'nin istikrar programları ekonomik sorunları çözmede yetersiz kalmıştır.
Katılım bankacılığı ve Türkiye ekonomisine etkileri
Faizsiz Bankacılık olarak da bilinen Katılım Bankacılığı reel ekonomiyi finanse eden, mali sektörde faaliyet gösteren ve bankacılık hizmetleri sunan kuruluşlardır. Finans sisteminde tasarruflarını değerlendiremeyen yatırım yapma fırsatı bulamayan bireylere fırsat kapısı açmaktadır. Bu nedenle katılım bankaları kurulmuştur. Gelişmekte olan dünyamızda globalleşmenin paralelinde atağa geçen faizsiz bankacılık dünya genelinde ilk olarak Mısırda kurulmuştur (Zaim, 2010).Zaim'in belirttiği üzere; bu gelişim 1963 yılından 1967 yılına kadar evirilmiş, 1971 yılında da ilk olarak adını duyurmuştur. Türkiye'de ise, 1985 yılında hayatımıza giren faizsiz bankacılık uygulamaları özel finans kurumlarının aldığı aksiyonlar ile var olmuştur. Yaklaşık 30 yıl özel finans kurumlarının bünyesinde yer alan faizsiz bankacılık 2005 yılında yapılan yasal değişikliklerle;5411 sayılı bankacılık kanununun hayata geçirilmesiyle 2006 yılı ve sonrasında katılım bankaları olarak anılmaya başlanılmıştır (Büyükdeniz, 2003). Bu çalışmanın amacı Katılım Bankacılığının ekonomiye etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla, öncelikle Katılım Bankacılığı kavramı ve onun tarihsel gelişimi örneklerle ele alınmıştır. Akabinde ülkemizde hizmet veren Katılım Bankası ile Ticari bankalarda çalışan personel ve bankacılık sistemi hakkında bilgi sahibi olan bireylere anket uygulanmıştır. Anket neticesinde katılım bankacılığının finans sektöründeki yerinin daha iyi seviyelere gelememesi sebeplerinden birisi, gerek katılım bankası uygulamalarının gerekse faaliyet esaslarının insanlara doğru ve anlaşılır şekilde açıklanmasında eksikliklerin olduğunu, bu sebep dendir ki katılım bankalarının faaliyetlerinin ne olduğunu bilmeyen yüzlerce kişi bulunmaktadır. Ancak katılım bankalarının ticari bankalara alternatif olduğunu ve katılım bankaları var olduğundan ticari bankaları tercih etmeyen kitlelere ulaşılmıştır. Katılım bankalarının faizsiz olması düşüncesi ile katılım bankalarını tercih eden bireylerin atıl olan fonlarını ekonomiye kazandırarak ülke ekonomisine katkı sağlamaktadır. Katılım bankacılığının Türkiye'nin finans sektöründe önemli bir yer edindiği de gözlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Katılım Bankaları, Faizsiz Bankacılık
Döviz kuru dalgalanmalarının dış ticaret yapan firmalara etkisi: Ankara ilinde bir uygulama
Döviz kurlarında meydana gelen dalgalanmaların başlıca sonu reel kesimin riskten kaçınmak adına maliyet azaltıcı önemler alması olmaktadır. Bu önlemler ise genellikle üretimi kısma, istihdamı azaltma ve varsa mevcut fonları hazine ürünlerine kaydırma şeklinde olabilmektedir. Bu strateji firmalar için kısa vadeli çözümler için bir seçenek olmakla birlikte ülke ekonomisi için orta ve hatta uzun vadeli daralmalara yol açabilmektedir. Ayrıca döviz kurlarında görülen dalgalanmalar sonucunda fiyatlar genel seviyesi yükselmekte, Türkiye gibi ithalatı yüksek olan ülkelerde maliyetleri artırmakta ve yatırımların azalmasına neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı döviz kurlarını açıklamaya yönelik yaklaşımlar ve kurlara etki eden faktörlere yönelik kapsamlı bir literatür araştırma yapmak ve Ankara ilinde faaliyet gösteren çeşitli sektörlerdeki ihracatçı firmaların kur riski yönetim araç ve stratejilerini ortaya koymaktır. Haziran 2018-Eylül 2018 döneminde 51 firma ile yüz yüze görüşme ve anket formu kullanılarak yapılan bu çalışmanın temel bulgusu katılımcı firmaların döviz kuru riskini yönetmek üzere proaktif değil genellikle maliyet azaltıcı ve edilgen nitelikli içsel önlemler almaya çalıştıkları olmuştur. Ayrıca katılımcı firmaların kur riskini bir tehdit olarak görmekle birlikte orta vadede bu riskin düşüş eğilimi göstereceği beklentisi içinde oldukları tespit edilmiştir.
Kırsal alanda kadın girişimciliğinin desteklenmesinin yerel ekonomik kalkınmaya etkileri: Balıkesir ili Umay çiftliği örneği
Kırsal alanlarda yerel ekonomik kalkınmada girişimcilerin rolü çok büyüktür. Kırsal alanda yaşayan kadınların yaptıkları işi ortaklaşa yürütebilme kabiliyeti ve dayanışma ağı oluşturma becerisi çok yüksektir. Fakat kırda yaşayan kadınların kent bölgelerinde yaşayan kadınlara oranla sahip oldukları fırsatlar daha azdır. Avrupa birliği son yıllarda Türkiye'ye kırsal alanların kalkınması için önemli destekler vermektedir. Özellikle kadın erkek eşitsizliğini gidermek için kırsal kalkınma fonu IPARD program aracılığı ile kadın girişimciler desteklenmektedir. Bu çalışmada kırsal alandaki kadın girişimcilerin desteklendikleri takdirde yerel ekonomik kalkınmaya etkileri ortaya koyulmuştur. Bu kapsamda TKDK 'nın desteklediği 42 il arasından Balıkesir ilinin Bandırma ilçesine bağlı Doğanpınar köyü kırsalında 11 kadın ortakla kurulmuş olan 'Umay Çiftliği' araştırma sahası olarak belirlenmiştir. Araştırma sahasında kurucu ortaklar ile röportaj yapılmış ve çiftlik içinde proje süresince istihdam edilmiş 24 kadına anket uygulanmıştır. Elde edilen bulgular eşliğinde literatürde yer alan yerel ekonomik kalkınma ve kırsal kalkınma kavramlarının üzerinde durularak Avrupa birliği tarafından kırsal kalkınmaya finansman sağlayan IPARD programının kadın girişimcilere sağlamış olduğu desteklerden bahsedilmiştir. Araştırma sonucunda başarılı kadın girişimcilerin kendi oluşumları olan yerel eylem grubu S.S. Gönen, Merkez, Hasanbey, Tuzakçı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi iş birliği içinde bölgelerinde yerel ürünlerin değerlendirilmesi, kendi bölgelerinde diğer kadınlara istihdam oluşturma ve onların ekonomik sürdürülebilirliklerini kazandırma, köyden kente göçü engelleme ve çevrelerindeki kadınlara rol model olma gibi birçok konuda yerel ekonomiye katkı sağladıkları görülmektedir.
KOSGEB tarafından sağlanan desteklerden KOBİ'lerin yararlanma durumlarının incelenmesi: Ardahan ili örneği
Gerçekleştirdikleri üretim miktarları ve yarattıkları istihdam bakımından Türkiye ekonomisinin temel unsurlarından olan KOBİ' ler,rekabete kolay uyum sağlama ve esnekliklerinden dolayı kalkınma sürecinin önemli aktörlerinden biridir.Büyüklükleri ve yapısal farklılıklarına rağmen taşıdıkları potansiyel bakımından taşıdıkları öneme rağmen Türkiye'deki KOBİ'ler kendilerinden beklenen performansa erişebilmiş değillerdir.Bununda başlıca nedeni finansman ve işletme sermayesi gibi konularda yaşadıkları sorunlardır.Bu durum KOBİ'lerin gelişmesini ,rekabet edebilmesini,istihdam oluşturabilmesini ve uzun ömürlü olmasını zorlaştırmaktadır.Türkiyedeki KOBİ'lerin geliştirilmesive kendilerinden beklenen ekonomik faydayı oluşturabilmek için görevli kurum KOSGEB oldukça önemli bir yere sahiptir.Bu çalışmada gelişmişlik bakımından alt sıralarda yer alan Ardahan ilinde faaliyet gösteren KOBİ niteliğindeki işletmelerin KOSGEB desteklerinden yararlanabilme durumu araştırılmıştır.Araştırma neticesinde ;KOBİ'lerin desteklenmesinde bürokratik engellerin ve süreçlerin azaltılması,destek tahsislerinin kolaylaştırılması , verilen desteklerin uzun vadeli sonuçlara göre planlaması, bölgenin gereksinimlerine göre düzenlemesi, daha Ģeffaf davranılması ve verimliliği artıracak şekilde geliştirilmesi gerektiği tespit edilmiştir. Ayrıca Ardahan ilindeki KOBi‟lerin yurt içi ve yurt dışı pazarlara erişimini sağlayabilecek hem finansal hem de eğitimsel olarak özel tedbir ve politikalara ihtiyaç olduğu anlaşılmıştır.