
148
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
İlkokul çocuklarında yürütücü işlevler ile okula uyum ve sosyal yeterlikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma ilkokul çocuklarının yürütücü işlev becerileri ile okula uyum ve sosyal yeterlikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmaya ilköğretim birinci ve ikinci sınıf öğrenimine devam eden 255 çocuk dahil edildi. Çocukların demografik özelliklerini değerlendirmek için sosyodemografik bilgi formu, yürütücü işlevlerini değerlendirmek için Çocukluk Dönemi Yürütücü İşlev Envanteri Ebeveyn/Öğretmen Formu (CHEXI) ve Yürütücü İşlevler ve Aktivite Rutinleri Ölçeği (YİARÖ), sosyal yeterlilik ve okula uyumlarını değerlendirmek içinde Walker-McConnell Sosyal Yeterlik ve Okul Uyum Ölçeği (WMC-SYOUÖ) kullanıldı. Değerlendirme sonrası yürütücü işlevler ile sosyal yeterlilik ve okula uyum arasındaki ilişki Spearman Korelasyon testi ile incelendi. Çocukların cinsiyetleri ve yaşadıkları çevrenin, yürütücü işlevler ile okula uyum ve sosyal yeterlilik düzeyleri arasındaki fark Mann Whitney U Testi ile karşılaştırıldı. Çocukların aktivite rutinleri aracılığıyla yürütücü işlevlerin değerlendiren ölçeğin alt boyutları ile okul uyum ve sosyal yeterlilik arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). Çocukluk dönemi yürütücü işlevler envanteri alt ölçekleri ile uyum ve sosyal yeterlilik arasında puanlar arasında negatif yönde ve güçlü düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0.05). Bu çalışmanın sonucunda, kızların yürütücü işlev ve aktivite rutinleri ile sosyal ve uyum davranışları erkeklere göre istatistiksel açıdan daha yüksek (p<0.05), erkeklerin çalışma hafızası, regülasyon, inhibisyon ve planlamada kızlara göre istatiksel açıdan daha yüksek tespit edildi (p<0.05). Yaşanılan çevre koşullarının çocukların yürütücü işlev, sosyal yeterlilik ve okula uyum düzeylerini etkilemediğini bulduk (p>0.05). Bu çalışmanın sonucuna göre çocukların okula uyum ve sosyal alanlarda yaşadıkları güçlüklerde yürütücü işlev becerilerine yönelik değerlendirmelerin faydalı olabileceği düşünülmektedir.
Düşme nedeni ile kalça kırığı ameliyatı geçiren yaşlı yetişkin bireylerin duyusal işlemleme ve potansiyel etki faktörleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Düşme Nedeni ile Kalça Kırığı Ameliyatı Geçiren Yaşlı Yetişkin Bireylerin Duyusal İşlemleme ve Potansiyel Etki Faktörleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Atlas Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Ergoterapi Anabilim Dalı, İstanbul. Bu çalışma, son 6 ay içinde düşmeye bağlı kalça kırığı ameliyatı geçiren yaşlı yetişkin bireylerin farklı paternlere göre duyusal işlemleme süreçlerini değerlendirmeyi ve duyusal işlemleme ile ilişkili olabilecek fiziksel performans, düşme riski, düşme korkusu ve depresyon parametreleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya 65 yaş ve üzerinde, düşmeye bağlı kalça kırığı ameliyatı geçiren ve Mini Mental Durum Test sonucu ≥ 24 olan 137 yaşlı yetişkin birey (92 kadın, 45 erkek) dahil edildi. Yaşlı yetişkin bireylerin demografik bilgilerini değerlendirmek için çalışma için özel olarak hazırlanan demografik bilgi formu, duyusal işlemleme süreçlerinin değerlendirilmesi için Yetişkin Duyusal İşlemleme Ölçeği (YDİÖ), Fiziksel ve fonksiyonel performansı değerlendirmek amacıyla Kısa Fiziksel Performans Bataryası (KFPB), düşme riskinin değerlendirilmesi için Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT), düşme korkusunun değerlendirilmesi için Düşme Etkinlik Ölçeği (DEÖ), depresyonun değerlendirilmesi için Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) kullanıldı. Elde edilen bulgulara göre düşmeye bağlı kalça kırığı nedeni ile ameliyat olan yaşlı yetişkin bireylerin duyusal işlemleme süreçlerinde zorluklar yaşadıkları faktörler olduğu ve fiziksel performans (yürüme, sandalyeden kalkma, denge), düşme riski, mobilite, düşme korkusu ve depresyonun duyusal işlemleme becerileri arasında anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir(p<0,05). Çalışmanın sonucunda; vestibüler girdiye aşırı tepki veren, genel yetersiz tepki veren ve postural-motor yetenekleri etkileyen propriyoseptif vestibüler girdiye yetersiz tepki veren yaşlı yetikinlerin fiziksel performansının daha kötü olduğu, genel yetersiz tepki veren, postural-motor yetenekleri etkileyen propriyoseptif vestibüler girdiye yetersiz tepki veren,vestibüler girdiye aşırı tepki veren yaşlı yetişkinlerin düşme riskinin ve düşme korkusunun arttığı görülürken proprioseptif arayışı olan yaşlı yetikinlerin düşme riskinin,düşme korkusunun ve depresyonun azaldığı görülmüştür (p<0,05).
Çocukluk çağı kekemeliğinde sözel kaçınma davranışlarının değerlendirilmesi
Kekemelik, konuşmanın akışını bozan, tekrarlamalar, bloklar ve uzatmalar şeklinde görülen akıcılık bozukluğudur. Akıcısızlıklar konuşma esnasında kekemeliği olan bireylerde kekemelik benzeri akıcısızlıklar (KBA) ve tipik akıcısızlıklar olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Tipik akıcısızlıklar kekemeliği olan ve olmayan bireylerde görülen akıcısızlık türleridir. Sözel kaçınma davranışı, kekeleyen kişilerin kekemeliklerini önlemek veya azaltmak için yapabilecekleri eylemleri ifade eder. Bu davranışlar, belirli kelimelerden veya seslerden kaçınmayı, kelimeleri değiştirmeyi veya sesleri uzatmayı içerebilir. Bu davranışlar başa çıkma mekanizması olarak kullanılabilir, ancak zamanla kekemeliği şiddetlendirebilirler. Bazı durumlarda, kekemelikten kaçınmak için sosyal ortamlardan veya iletişimden tamamen kaçınabilirler. Genel olarak sözel kaçınma davranışı, kekeleyen kişiler için kekemeliklerini kontrol altına almanın bir yoludur, ancak aynı zamanda yaşamlarında olumsuz sonuçlara da yol açabilir. Çalışmamızda sözel kaçınma davranışına (SKD) yönelik kullanılan tipik akıcısızlıkların, 8-12 yaş arası 13 kekemeliği olan ve 13 kekemeliği olmayan çocuğun konuşma içerisindeki yüzdesi tespit edildi. Ayrıca, çalışma grubundaki sözel kaçınma davranışı ile konuşma düzeyi yüzdesi ve CALMS-TR bileşenleri cinsinden puanlaması karşılaştırıldı. Ek olarak her iki grupta da en sık kullanılan ifade, bu ifadenin tipik akıcısızlık yönünden türü, en sık kullanılan ifadenin oranı incelendi. En sık kullanılan ifade oranı, konuşma düzeyi akıcılık şiddeti, CALMS-TR'de bulunan bilişsel, afektif ve motor bileşenler ile bireyin sözel kaçınma davranışı arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Bununla birlikte linguistik ve sosyal bileşen ile sözel kaçınma davranışı arasında anlamlı bir ilişki tespit edildi. Bu çalışmadaki katılımcı sayısı pandemi süreci nedeniyle sınırlıdır. Daha fazla katılımcıyla çalışmanın tekrarlanması önerilmektedir. Sonuç olarak, kekeme çocukların sergiledikleri SKD, benzer şekilde akıcı konuşan çocuklarda da görülmektedir. Bu durumun kekeme çocuklar tarafından bilinmesi kendilerini rahat hissetmelerine sebep olacaktır. Bu rahatlık durumu da kekemelik anlarının ve davranışlarının azalmasını sağlayacaktır.
Proktalji tanılı hastalarda transvers friksiyon masajı ile solunum egzersizlerinin ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Proktalji, gece veya gündüz herhangi bir sebep olmadan anal bölgede birkaç saniyeden dakikalara uzayan ani, batıcı bir ağrı olarak tanımlanabilir. Şikayetlerde farklılıklar olması nedeniyle net bir tanımı yapılamamıştır ve patofizyolojisi tam olarak anlaşılamayan bir rahatsızlıktır. Şikayetlerin fizyoterapi ile azaltılması mümkündür. Bu çalışma, proktalji tanısı almış kişilerde transvers friksiyon masajı (TFM) ve solunum gevşeme egzersizlerinin semptom, ağrı ve yaşam kalitelerindeki değişimlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Anorektal ağrı şikayetiyle tıbbi desteğe başvurup proktalji teşhisi alan 18-60 yaş arasındaki hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Dahil edilenlerden rektal cerrahi öyküsü, hemoroidi veya nörolojik rahatsızlığı olanlar çalışma dışı bırakılıp, çalışma 10 hasta ile tamamlanmıştır. Hastalara, 4 hafta boyunca haftada 2 gün toplamda 8 seans olacak şekilde Eksternal anal sfinktere (EAS) TFM uygulanmıştır. Buna ek olarak hastalara solunum gevşeme egzersizleri 4 hafta boyunca ev programı olarak verilmiştir. Tedavi öncesi ve tedavi bitiminde aynı fizyoterapist tarafından hastalardaki hassasiyet ve spazm dijital rektal muayene ile değerlendirilirken; ağrı şiddeti Görsel Analog Ölçeği (VAS) ile ölçülüp, semptomlar Öz Değerlendirme Sağlık Profili 2 (Measure Yourself Medical Outcome Profile 2 (TMYMOP2)) ve yaşam kalitesi Notthingam Sağlık Profili (NHP) ile değerlendirilmiştir. Çalışmadaki hastaların yaş ortalaması 38,10±11,160'tır. Tedavi bitimi değerlendirmeleri yapılan hastaların ağrı şiddetinde ve semptomlarında azalma görülmüş (p<0,05) yaşam kalitesinde artma olduğu belirlenmiştir (p=0,05). Ancak yaşam kalitesi alt değişkenlerinden sosyal izolasyon, fiziksel aktivite ve enerji kategorilerinde istatiksel olarak anlamlı bir değişme saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, Proktalji tanısı konmuş kişilerde EAS'a uygulanan TFM tekniği ve solunum gevşeme egzersizlerinin fizyoterapistlerin hastalara uygulayabilecekleri risksiz, etkili ve kolay bir yöntem olduğu görülmektedir.
Kronik pelvik ağrılı kadın hastalarda transvers friksiyon masajı ile thiele masajının etkinliğinin karşılaştırılması
Kronik pelvik ağrı (KPA), pelvik bölgede altı aydan fazla süren; hamilelik, menstrüal siklus, lokal travma veya pelvik cerrahilere bağlı olmayan ağrı olarak tanımlanır. Prevalansı yadsınamayacak şekilde yüksek olan KPA genellikle muskuloskeletal sorunlardan kaynaklanır. Tedavide fizyoterapi girişimleri son derece önemlidir. Bu çalışmanın amacı, KPA'lı kadın hastalarda pelvik taban kaslarına uygulanan transvers friksiyon masajı (TFM) ile Thiele masajının (TM) etkinliğin karşılaştırılmasıdır. 20 hasta TFM grubu ve TM grubu olmak üzere 10'ar kişilik iki gruba ayrılmıştır. TFM grubuna 4 hafta boyunca haftada 2 gün TFM, TM grubuna ise aynı süre ve sıklıkla TM uygulanmıştır. Pelvik taban kaslarında hassasiyet, skar doku, tetik nokta ve spazm varlığı fizyoterapist tarafından dijital palpasyon ile, ağrı Vizüel Analog Skala ve McGill Melzack Ağrı Anketi ile, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili ile, cinsel fonksiyonlar Kadın Cinsel İşlev Ölçeği ile, alt üriner sistem semptomları ise Bristol Kadın Alt Üriner Sistem Semptomları İndeksi ile değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler tedaviden önce ve sonra olmak üzere 2 kez uygulanmıştır. Çalışmanın sonunda tedavi öncesine göre TFM grubunda ağrı, yaşam kalitesi, cinsel fonksiyonlar ve alt üriner sistem semptomları skorlarında istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler görülmüştür (p<0,05). TM grubunda da ağrı, yaşam kalitesi ve alt üriner sistem semptomları skorlarında istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler görülürken (p<0,05) cinsel fonksiyonlarda anlamlı bir iyileşme saptanmamıştır (p>0,05). İki grubun birbiriyle karşılaştırılmasında ise gruplar hiçbir parametrede istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç olarak KPA hastalarında pelvik taban kaslarına uygulanan TFM ve TM, hastalığın semptomlarını azaltabilecek ve hastaların yaşam kalitesini artırabilecek kolay uygulanabilir noninvaziv tedavi yöntemleridir.
Hızlı bozuk konuşması olan bireylerde mobil sesli kitap uygulamasının etkinliğinin değerlendirilmesi
Hızlı Bozuk Konuşması (HBK) olan bireylere geleneksel terapi yöntemleri uygulanmakta ve konuşma hızlarının optimum seviyelerde olması sağlanmaya çalışılmaktadır. Sesli kitap uygulamasının hem konuşma hızını yavaşlatmada hem de bu normal konuşma hızını korumada etkili olabileceğini düşünüldü. Bu çalışmanın amacı, hızlı bozuk konuşması olan bireylere geleneksel terapi yöntemlerine ek olarak sesli kitap uygulamasından kitap dinleterek konuşma hızlarını düşürmek ve normal konuşma hızlarını korumayı sağlamaktı. Araştırmanın katılımcıları 12-45 yaş aralığına sahiptir. Hızlı bozuk konuşan kişilere ve kontrol grubuna akıcılığı şekillendirmek için abartılı sesletim, okumada duraklama, sözcüklerde ve cümlelerde vurgu ve ardışık okuma gibi geleneksel yöntemler uygulandı. Hızlı Geleneksel yöntemlerin uygulandığı üç ayrı grup oluşturuldu ve her grupta 10 kişi vardı. Sadece bir gruba geleneksel yöntemlere ek olarak mobil sesli kitap uygulaması ile dinleme görevi verildi. Geleneksel yöntemler uygulanmadan önce her gruba terapi öncesi yani ilk değerlendirme yapıldı. Değerlendirmede monolog konuşma, okuma, okuduğunu anlatma ve bakarak yazma hızları hesaplandı. Aynı değerlendirme terapi sürecinin sonunda da yapıldı. Sonuç olarak uygulanan terapi yöntemleri ve sesli kitap dinleme ile beklenen yavaşlama, tüm hızlı bozuk konuşma semptomlarını iyileştirmede etkili olabilirdi ancak hızlı konuşan bir kişinin yavaş bir hız elde etmesi ve bunu sürdürmesi normal bir konuşmacıdan çok daha zordur. Monolog konuşmadaki HBK benzeri davranışlardan öbek revizyonları ve uygun olmayan duraksamaların sesli kitap dinlemenin etkisi üzerine azaldıkları düşünüldü ancak terapi ve sesli kitap etkililiğini görebilmek için daha uzun süreli terapi ve daha fazla sayıda katılımcı gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Hızlı Bozuk Konuşma, Sesli Kitap, Akıcılık Bozukluğu
Disleksili çocuklara uygulanan seçici ve yoğunlaştırılmış dikkat eğitiminin değerlendirilmesi
Amaç Disleksi Dünya'da %5 ile %12 arasında görülme sıklığı ile en çok karşılaşılan öğrenme güçlüklerinden birisidir ve yapılan çeşitli çalışmalar disleksili çocuklarda dikkat eksikliği görülebildiğini desteklenmektedir. Özellikle ilk okul çağı dikkatin şekillendiği dönemdir ve disleksi gibi öğrenme güçlüğü bulunan çocukların bu konuda desteklenmesi oldukça önem arz eder. Günümüzde dikkatin önemi çoğu eğitmen ve aile tarafından anlaşılmaktadır fakat bunun gereği olarak dikkat eğitimi çok kişi tarafından uygulanmamaktadır. Özellikle öğrenme güçlüğü yaşayan grupta bu eksiklik normalden daha fazla hissedilmektedir. Bu araştırma 9- 9.11 yaş arası disleksili çocuklarda yoğunlaştırılmış ve seçici dikkat düzeyini geliştirmek amacıyla planlanmış olup bu çalışmanın amacı, dikkat eğitimi ile disleksili çocukların okuma, yazma, hesaplama ve dil becerilerindeki gelişimleri ortaya koymaktır. Ayrıca ülkemizde bu konuda yapılan ilk çalışma olması açısından oldukça önem arz etmektedir. Gereç ve Yöntem Bu çalışmanın deneme modelindedir. Bu çalışmanın evrenini Konya Derin Disleksi Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi kapsamındaki disleksili bireyler oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde disleksi tanılı bireyler ve normal gelişim gösteren bireyler seçilmiştir. Toplamda 12 disleksili 12 normal gelişim gösteren 24 çocuk seçilmiştir. Yaş dağılımı olarak 9 ile 9.11 ay arasındaki çocuklar dahil edilmiştir. Bu araştırmada çalışma grubu olan disleksili çocuklara 13 oturumluk dikkat eğitimi verilmiştir. Araştırmada ön test-son test deneysel model kullanılmıştır. Çalışmada veri toplama araçları olarak d2 dikkat testi, Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı testi, Disleksi Hata Tablosu kullanılmıştır. Veri analizi SPSS paket programı ile yapılmış olup verileri test etmek için bağımsız örneklem t-testi kullanılmıştır. Bulgular ve Sonuç Uygulanan eğitim programı sonucunda değerlendirmenin alt boyutlarından TN (işaretlenen toplam item sayısı), TN-E (test performansı) ve CP (bulunan toplam doğrular) puanlarında son test lehine farklılaşma olmuştur. Uygulanan diğer değerlendirmeler de ise ASTT (Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı Testi) ve Dislekside Görülebilecek Hatalar incelendiğinde yine son test lehine farklılaşma olduğu ortaya konmuştur. Bu sonuçlara dayanarak disleksili bireylerin eğitimine dikkat becerilerini geliştirmeye yönelik çalışmaların dahil edilmesi hem eğitim süreçlerini hem akademik düzeylerini olumlu etkileyebileceği düşünülmektedir.
İskemik inmelerde linguistik prozodinin incelenmesi
Prozodi; konuşmacının emosyonel durumunu iletmek ve konuşma içeriğinin sentaktik yapısına ilişkin dilsel ipuçları sağlamak yönünde işlev gösteren, dilin supra-segmental bir özelliğidir. Dil araştırmaları ile ilgili alanyazında yaygın kabul gören görüş; sol hemisferin morfosentaktik, semantik ve linguistik prozodide baskın olduğu, sağ hemisferin dilin pragmatik boyutu ve emosyonel prozodinin işlenmesinde görev aldığı yönündedir Bu çalışmada Orta Serebral Arter (OSA) iskemik inmesi olan bireylerin alıcı dildeki linguistik prozodik algı (LPA) performanslarını incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya inme ünitesi tarafından tanılanmış; eğitim ve yaş durumu bakımından eşitlenmiş; 11 sol, 10 sağ OSA inmeli 21 birey ve 21 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılan test 16 çift cümleden oluşmuş, her bir cümle birer kez katılımcılara dinletilerek alıcı dilde LPA incelemesi yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda, OSA inmesinin hemisfer lokalizasyonu farketmeksizin LPA'yı bozduğu ve afazi tanısı konan ve konmayan bireylerin, LPA performansları arasında farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Alıcı dildeki LPA'nın Afazi Dil Değerlendirme aracının alt testlerinden işitsel anlama ve adlandırma performansı ile ilişkili olduğu bulunmuştur. OSA iskemik inmesi olan bireylerin LPA yanıtları, ağırlıklı olarak dış dünya gerçekliğine daha yakın olan maddelere yoğunlaşmaktadır.
Sağ beyin hasarının dil üzerindeki etkisi
Dilsel işlemlemede sol serebral hemisferin baskınlığı, pek çok araştırma ile ortaya konmuş ve kabul görmüştür. Güncel nörogörüntüleme bulguları, sağ serebral hemisferin dilin prozodik ve sosyal kullanım boyutu ile ilgili süreçleri yönettiği ve işitsel anlamanın erken kortikal evrelerinde görev aldığını göstermektedir. Türkçe konuşan bireylerde sağ serebral hemisferin vasküler hasarlarının neden olduğu dil bozuklukları ile ilgili yeteri sayıda çalışma bulunmamaktadır. Bu amaçla sağ serebral hemisfer lezyonu olan bireyler; sol serebral hemisfer lezyonu olan ve herhangi nörolojik hastalığı olmayan sağlıklı bireyler ile Afazi Dil Değerlendirme testi (ADD) ve anlatı analizi üzerinden karşılaştırılmıştır. Sağ serebral hemisfer hasarı olan bireylerde afazi tanısı olmamasına rağmen, ADD alt testlerinden konuşma akıcılığı alt testinde sağlıklı kontrollere göre düşük performans göstermişlerdir. Benzer biçimde anlatı analizinde ifade revizyonu tipindeki çabalar ve toplam çaba oranı sağlıklı kontrollere göre anlamlı ölçüde yüksek sıklıktadır. Planlama, soyutlama ve görsel yapılandırma becerisini gerektiren Saat Çizimi testinde sağ hemisfer hasarlı bireyler sağlıklı kontrollere göre daha düşük skorlar elde etmişlerdir. Sonuçlar, sağ serebral hemisfer hasarının dilin çeşitli bileşenleri ve yürütücü işlevlerde bozulmaya yol açtığını göstermektedir.
Türkçe konuşan bireylerde serebellar lezyonların dil üzerine etkisi
Serebellum, beyin hacminin yaklaşık %10'u kadardır ve dikkat, dil, emosyon ve kognitif fonksiyonlardan sorumludur. Serebellum lezyonu sonrası hasarın yeri ve şiddetine göre bireylerde linguistik işlemleme güçlükleri ve kognitif bozukluklar görülebilmektedir. Bu araştırmanın amacı, serebellar lezyonlu bireylerin sağlıklı kontrol grubuna göre linguistik ve kognitif becerilerindeki farklılıklarını saptamaktır. Bu amaç doğrultusunda Afazi Dil Değerlendirme Testi (ADD), Kaza Kompozisyon Resmi, Çizgi Yönü Belirleme Testi, Yüz Tanıma Testi, Harf Silme Testi uygulanmış, elde edilen veriler SPSS (25. Versiyon) programında Mann Whitney U testi ile karşılaştırılmıştır. Serebellar lezyonlu bireyler, ADD'nin total puanı ve tüm alt testlerinde düşük performans göstermişlerdir. Anlatı örneklerinde çaba, sözce arası duraksama, basit cümle üretimi, tereddüt ifadeleri, doldurucu ifadeleri ve anomik örüntüleri daha yüksek sıklıkta ürettikleri görülmüştür. Sözel olmayan kognitif becerilerde (Harf Silme Testi, Yüz Tanıma Testi, Çizgi Yönü Belirleme Testi) sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde bozulma tespit edilmiştir. Serebellar lezyonların, afazi tanısı olmaksızın formal dil değerlendirmelerine yansıyan linguistik tutulumlara neden olduğu saptanmıştır. Serebellum hasarı olan bireylerin sözel üretimleri sırasında sentaktik karmaşıklığın azaldığı ve konuşma sürekliliğini bozan akıcısızlık davranışlarının artmış olduğu gözlenmiştir. yürütücü işlevlerinde zayıflık olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak serebellar lezyonlu bireylerin dil, konuşma ve yürütücü işlevlerinin değerlendirilmesi gerekliliği ön plana çıkmaktadır.