Baskent University
Anabilim Dalı

Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı

Baskent University

46

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

46 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Nd: YAG lazerlerin farklı frekans ve güçlerde uygulanmasının insan osteoblast hücreleri üzerindeki etkisinin incelenmesi

Lazerler cerrahi, periodontoloji, ortodonti, endodonti ve konservatif tedavi gibi dişhekimliğinin pek çok dalında yaklaşık 30 yıldır kullanılmaktadır. Nd:YAG lazerler ince fiber optik iletim sistemleriyle kök kanal tedavilerinde konvansiyonel tedavi yöntemlerine ek olarak, kök kanal sterilizasyonu, debrislerin uzaklaştırılması ve smear tabakanın eliminasyonu gibi işlemler için tercih edilmektedir. Bu çalışmanın amacı Nd:YAG lazerlerin farklı frekans ve güçlerde uygulanmasının periapikal bölgede, özellikle alveoler kemik dokuda, hücresel boyutta meydana getirebileceği değişikliklerin hücre kültür yöntemleri kullanılak incelenmesidir. Çalışmada insan osteoblast benzeri devamlı hücre kültürü Saos-2 kullanıldı. Nd:YAG lazer hücre kültürleri üzerine temassız şekilde 20-120 mj, 10-30 Hz ve 0.2-3.6 W ayarlarında 10 saniye süreyle uygulandı. Aynı şekilde Nd:YAG lazerin rehber ışığı olarak kullanılan He-Ne lazer, hücre kültürleri üzerine temassız şekilde 10 saniye süreyle uygulandı. 7, 14 ve 21 günlük inkübasyon döneminden sonra hücresel artış ve canlılık MTT metoduyla, hücresel aktivite ise ALP ve osteokalsin ölçümleriyle değerlendirildi. Ayrıca hücresel mineralizasyonu değerlendirmek için ALP ve kalsiyum boyamaları yapıldı. Çalışmanın bulgularına göre MTT abzorbans ortalamaları karşılaştırıldığında yalnız 20 mj, 10 Hz, 10 saniye ( Grup 1) ve He-Ne lazer (Grup 14) uygulanan gruplar ile kontrol grubu (Grup 15) arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Diğer gruplar arasındaki fark anlamlı bulundu (p<0.05). ALP aktiviteleri karşılaştırıldığında ise 20 mj, 10 Hz, 10 saniye (Grup 1) ve kontrol grubu (Grup 15) arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Diğer gruplar arasındaki fark anlamlı bulundu (p<0.05) MTT abzorbans ortalamaları ve ALP ve osteokalsin ortalama değerlerine göre bir değerlendirme yapıldığında lazerin atım enerjisi ve enerji çıkışının arttırılmasının osteoblast hücre kültürleri üzerinde negatif bir etki oluşturduğu görüldü. Sonuç olarak; eğer atım enerji miktarı ve enerji çıkışı amaçlanan tedavi için yeterliyse en düşük ayarları seçmek doğru yöntem olacaktır.

Hacer Deniz Arısu
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Devamlı dalga kondensasyon yöntemi ile uygulanan kök kanal dolgu tekniğinde kök yüzeyinde oluşan ısı etkisinin sonlu elemanlar yöntemi ile incelenmesi

-107- ÖZET Bu çalışmanın amacı ısı ile uygulanan bir kök kanal dolgu tekniği olan devamlı ısı ile obturasyon yönteminin diş ve çevre dokularda oluşturacağı termal etkileri sonlu elemanlar yöntemi ile değerlendirmektir. Bu çalışmada devamlı dalga obturasyon tekniği ile kök kanalı doldurulan üst kanin dişte, periodontal ligament ve kemik dokularda oluşan sıcaklık değişimleri sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak incelendi. Bu amaçla önce dişin 3-boyutlu sonlu elemanlar modeli, Wheeler65^ belirttiği kanin diş ölçüleri temel alınarak ve MSC/PATRAN® yazılımı kullanılarak hazırlandı. Dişin kök kanalının System B ısı kaynağı kullanılarak doldurulduğu varsayıldı. Doldurma sürecinde oluşan ısı transferinin analizi MSC/NASTRAN® yazılımı ile yapıldı. Periodontal ligament, mine, dentin, sement, spongioz ve kompakt kemiklerin sıcaklıktan başlangıçta normal vücut sıcaklığı olan 36°C olarak alındı. Kronun yüzeyinden ağız içine doğru serbest ısı taşınımı olduğu kabul edildi. Ağız içi normal oda sıcaklığı olan 22°C olarak alındı. Böylece hastanın ağzı açıkken hekimin işlemini sürdürdüğü durum benzeştirildi. İlk olarak apikal 5 mm'lik bölüme guta perka konulduğu varsayıldı. Guta perka, System B ısı kaynağı ile benzeştirilecek şekilde 200°C ısıtıldı ve 5 saniye soğuması beklendi. Böylece dişte bulunan tüm elemanların ilk sıcaklıkları değişti. İkinci basamakta dişin kök kanalına 4 mm guta perka daha ilave edildi. Üçüncü basamakta vertikal kondensasyon yöntemini benzeştirecek şekilde System B ısı kaynağı 100°C'ye ayarlanarak sıcaklık uygulandı. 5 saniye daha soğutulmaya bırakıldı. Benzer şekildeki uygulamalarla toplam yedi basamakta tüm kök kanalının doldurulduğu kabul edildi. Her basamakta dişte oluşan sıcaklık değişimleri belirlendi.-108- Çalışmanın ikinci safhasında, işlemler en kritik olan birinci adım için System B ısı taşıyıcı sistemin başlangıç sıcaklığı 250°C'ye ayarlı olacak şekilde tekrar edildi. Sonuç olarak, 250°C'de System B ısı cihazının kullanımında periodontal ligament için kritik değer olan 10°C sıcaklık artışına ulaşıldığı saptandı.

Özgür Er
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Aşırı harabiyet gösteren endodontik tedavili dişlerin farklı materyaller ile restorasyonu

66 ÖZET Aşırı harabiyet gösteren kanal tedavisi görmüş tek köklü dişlerin restorasyonunda maksimum tutuculuk ve direnç sağlayacak post sistemlerinin seçilmesi önemlidir. Son yıllarda estetik gereksinimler göz önüne alınarak metal olmayan seramik ve fiber esaslı post sistemleri kullanıma sunulmuştur. Bu çalışmada aşırı harabiyet gösteren tek köklü dişlerin farklı adeziv sistemler ve dual sertleşen kompozit rezin yapıştırma simanı ile yapıştırılan üç farklı postun kırılma dayanıklılığı açısından incelenmesi amaçlandı. Çalışmamızda yeni çekilmiş tek köklü 63 adet diş kanal preparasyonları tamamlandıktan ve kanallar doldurulduktan sonra rastgele 3 gruba ayrıldı. Birinci gruptaki örneklerde hazırlanan kanal boşluğuna titanyum kanal postu olan Filpost yerleştirildi. İkinci gruptaki örneklerde kanal boşluğunda cam fiber post olan Mirafit White ve üçüncü gruptaki örneklerde ise seramik post olan Cosmopost kullanıldı. Postları yapıştırmak için dual sertleşen Rely X ARC ve farklı 3 bağlayıcı ajan (Single Bond, Clearfil SE Bond, Prompt L Pop) kullanıldı ve kompozit rezinle (Clearfil Photocore) tamamlandı, örneklere 5 ve 55 °C'de 500 kez ısısal değişim testine tabi uygulandı, örnekler 1 mm/dk hızda Llyod marka test cihazında makaslama testine tabi tutuldu. Çalışmanın sonucunda postlar arasındaki farklılıkların bağlayıcı ajanlara göre farklılık oluşturduğu bulundu. Her bağlayıcı grubunda kırılma direnci açısından fiberle güçlendirilmiş post Mirafit White dirençli bulunurken, titanyum post Filpost en az direnç gösterdi.

Bağdagül Helvacıoğlu Kıvanç
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ni-Ti enstrümanlarla devamlı ısı ile obturasyon yöntemi (system B) kullanımına uygun hazırlanan kök kanal kavitelerinin değerlendirilmesi

92 ÖZET Bu araştırmada kök kanal tedavisinde kanal dolgusunda kullanılan, System B cihazının kullanımına uygun kök kanal preparasyonu Profile GT, Quantec sistemleri ve paslanmaz çelik el enstrümanları ile farklı eğimlerdeki köklerde yapılarak, preparasyon işlemi sırasında çalışma boyutunda olan farklılıklar, enstrüman deformasyonları ve yapılan preparasyon öncesinde ve sonrasında kullanılan örneklerden alınan bilgisayarlı tomografi görüntülerinin bilgisayar ortamında karşılaştırılması ile köklerde kaldırılan dentin miktarı, kalan dentin miktarı ve kök kanalında oluşan transportasyon miktarları hesaplanarak 3 enstrüman setinin istenilen preparasyonu sağlamadaki yeterliliği ve güvenilirliği belirlendi. Çalışma sonucunda her üç enstrüman seti istenilen ebatlardaki preparasyonu hazırlamada yeterli bulundu. İstenilen ebatlardaki preparasyonda hiçbir örnekte strip perforasyon olgusuna rastlanmadı. Çalışmamızda en çok deformasyon gösteren enstrüman seti olarak paslanmaz çelik el eğesi setleri bulundu. Çalışmamızda en çok çalışma boyutu kaybı el eğesi kullanılan gruplarda belirlendi. Kaldırılan dentin miktarı değerlendirmesinde enstrüman setleri arasında önemli farklar bulunmazken kök kanalının transportasyonu en çok el eğesi grubunda belirlendi, Quantec seti ve Profile GT seti arasında belirgin farklılıklar görülmedi.

Özgür Uzun
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Servikal çürüklerin restorasyonunda kullanılan estetik restoratif materyallerin in vitro ve in vivo incelenmesi

-164- ÖZET Servikal restorasyonların koronal kenarı genellikle minede, servikal kenarı ise sement ve dentinde yer almaktadır. V. Sınıf kaviteler adı verilen bu tip kavitelerin restorasyonlarında farklı yapıda adeziv sistem ve estetik dolgu maddeleri kullanılabilir. Bu restoratif sistemlerin, mine ve dentine eşit şekilde iyi bağlantı kurması arzu edilir. Bu çalışmanın amacı, farklı yapıdaki adeziv sistem ve ışıkla sertleşen rezin modifiye cam iyonomer restoratif materyal, poliasit modifiye rezin kompozit, mikrodolduruculu kompozit rezin ve hibrit tip kompozit rezin gibi diş rengindeki dolgu materyallerinin in vivo ve in vitro değerlendirilmesidir. In vitro değerlendirmeler adeziv arayüzey kalınlığının ölçülmesi ve mikrosızıntı esas alınarak yapıldı. Örneklerin adeziv arayüzey kalınlığım belirlemek için SO adet çekilmiş çürüksüz premolar dişin bukkal yüzeyine mine sement bileşiminde V. Sınıf kaviteler (meziodistal genişliği 3 mm, okluzogingival uzunluğu 2mm ve derinliği 2mm) okluzal kenarı minede, gingival kenarı dentin ve sementte olacak şekilde açıldı. Prepare edilen dişler her grupta 10 adet olacak şekilde S gruba ayrıldı. Gruplar aşağıdaki gibidir:-165- Grup 1: Tek aşamada smear tabakasını modifıye eden sistem (Compoglass SCA primer/adheziv sistem) + poliasit modifiye rezin kompozit (Compoglass) Grup 2: Üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Scotchbond Multi Purpose Plus Adheziv Sistem) + microdolduruculu kompozit rezin (Silux Plus) Grup 3: Üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Scotchbond Multi Purpose Plus Adheziv Sistem) + hibrit tip kompozit rezin (Z 100) Grup 4: Florit ile doldurulmuş iki aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Syntac Single-Component Adheziv Sistem) + florit içeren hibrit tip kompozit rezin (Tetric) Grup 5: Florit ile doldurulmuş üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Optibond) + hibrit tip kompozit rezin (XRV Herculite) Restorasyon esnasında bütün materyaller okluzal tabaka önce olacak şekilde iki tabaka halinde yerleştirildi. Her tabaka 40 saniye görünür ışık ile sertleştirildi. Restorasyonlar 12 numaralı karbit frez ile hızlı dönen su soğutmalı el aleti yardımı ile bitirildi ve kalından inceye doğru Sof-Lex diskler kullanılarak parlatıldı. Restorasyonları tamamlanan dişler, yavaş hızla dönen kesme aletiyle bukkolingual yönde kesilmeden önce 37°C su içinde 24 saat saklandı. Adeziv arayüzey kalınlığı yüzey tarama elektron mikroskobu ile 10 farklı ölçüm noktası esas alınarak ölçüldü.-166- Sonuç olarak, adeziv arayüzey kalınlığının tüm test edilen sistemlerde homojen olmadığı gözlendi. Diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, tek aşamalı smear tabakasını modifiye eden sistem en fazla adeziv arayüzey kalınlığı gösterdi (p<0.05). Test edilen diğer sistemler benzer adeziv arayüzey kalınlık ölçümleri gösterdi(p>0.05). Farklı diş renginde restoratif materyallerin mikrosızıntılannı değerlendirmede, 240 adet çekilmiş çürüksüz premolar dişlerin bukkal yüzeylerine V. Sımf kaviteler (meziodistal genişliği 3mm, okluzogingival uzunluğu 2mm ve derinliği 2mm) okluzal kenarı minede, gingival kenan dentin ve sementte olacak şekilde açıldı. 120 kavitenin okluzal kenarlarına ince elmas frez ile bizotaj (45°,0.5mm) yapıldı. Daha sonra 60 bizotajlı ve 60 bizotaj sız kaviteleye restoratif materyal yerleştirilmeden önce görünür ışık ile sertleşen rezin modifiye kaide materyali yerleştirildi. Kaviteler altı farklı restoratif materyal ile bizotajlı, bizotajsız ve kaideli, kaidesiz olacak şekilde restore edildi. Her test grubu için 10 kavite aşağıdaki gibi restore edildi: Grup 1 A: bizotajlı, kaideli + Fuji II LC Grup IB: bizotajlı, kaidesiz + Fuji II LC Grup İC: bizotajsız, kaideli + Fuji II LC Grup İD: bizotajsız, kaidesiz + Fuji II LC?167- Grup 2A: bizotajh, kaideli + Compoglass Grup 2B: bizotajlı, kaidesiz + Compoglass Grup 2C: bizotajsız, kaideli + Compoglass Grup 2D: bizotajsız, kaidesiz + Compoglass Grup 3 A: bizotajlı, kaideli + Silux Plus Grup 3B: bizotajlı, kaidesiz + Silux Plus Grup 3C: bizotajsız, kaideli + Silux Plus Grup 3D: bizotajsız, kaidesiz + Silux Plus Grup 4A bizotajlı, kaideli + Z 100 Grup 4B: bizotajlı, kaidesiz + Z 100 Grup 4C: bizotajsız, kaideli + Z 100 Grup 4D: bizotajsız, kaidesiz + Z 100 Grup 5A: bizotajlı, kaideli + Tetric Grup 5B: bizotajlı, kaidesiz + Tetric Grup 5C: bizotajsız, kaideli + Tetric Grup 5D: bizotajsız, kaidesiz + Tetric Grup 6A: bizotajlı, kaideli + XRV Herculite Grup 6B: bizotajlı, kaidesiz + XRV Herculite Grup 6C: bizotajsız, kaideli + XRV Herculite Grup 6D: bizotajsız, kaidesiz + XRV Herculite Restorasyon esnasında bütün materyaller okluzal tabaka önce olacak şekilde iki tabaka halinde yerleştirildi. Her tabaka 40 saniye görünür ışık ile-168- sertleştirildi. Restorasyonlar 12 numaralı karbit frez ile hızlı dönen su soğutmalı el aleti yardımı ile bitirildi ve kalından inceye doğru Sof-Lex diskler kullanılarak parlatıldı. Restorasyonları tamamlanan dişler, 37°C su içinde 24 saat süre ile bekletildi ve daha sonra restorasyonların kenarlarının 1 mm uzağından başlayarak tüm diş yüzeyleri tırnak cilası ile örtüldü. Dişler, yavaş hızla dönen kesme aletiyle bukkolingual yönde kesilmeden önce, mikrosızmtı değerlendirmesi için % 2'lik metilen mavisi solüsyonunda 24 saat bekletildi. Kavite şekli düşünüldüğünde, tüm test edilen materyaller için bizotaj ve kaide uygulaması mikrosızmtı değerlerini etkilemedi. Buna rağmen, test edilen materyaller karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık bulundu (p<0.05). Rezin modifiye cam iyonomer restoratif materyal, Fuji n LC, en fazla mikrosızmtı değerleri gösterdi. Ancak, okluzal ve gingival kenarlardaki mikrosızmtı değerlerinde bir farklılık gözlenmedi (p>0.01). Bütün kompozit rezin materyaller tipine bağlı olmaksızın en az mikrosızmtı değerleri gösterdi. Ancak, okluzal kenarlarda gingival kenarlardan daha az sızıntı değerleri gözlendi In vivo değerlendirmeler, dişlerin bukkal yüzeyinde aktif çürük lezyonlannın restorasyonunda rezin modifiye cam iyonomer, poliasit modifiye rezin?169- kompozit, mikrodolduruculu kompozit rezin ve hibrit tip kompozit rezin kullanımı üzerine kurulmuştur. Her test grubu için 30 olacak şekilde, 180 servikal lezyon 50 hastada tek bir hekim tararından restore edilmiştir (23 kadın, 27 erkek ve 35-45 yaş arası). Çürüğün uzaklaştırılması sırasında, kavite kenarlarına bizotaj yapılmadı ve kavite preparasyonundan sonra kaide materyali uygulanmadı. Tüm restorasyonlar yerleştirildikten 6 ay, 1 yıl, 2 yıl ve 3 yıl sonra iki deneyimli gözlemci tarafından değerlendirildi. Araştırıcılar, dentin ve mine adeziv materyalleri için Amerika Dişhekimleri Birliği Kilinik Protokol Tüzüğü Kriterlerini esas alarak retansiyon, marjinal bütünlük, marjinal renk değiştirme, renk uyumu, anatomik form, yüzey yapısı, yüzey boyanması, sekonder çürük, dişeti cevabı ve hassasiyet yönünden değerlendirdi. Elde edilen veriler, tüm restorasyonların incelenen kriterleri sağladığını göstermiştir. Ancak, uygun adeziv sistem kullanılan restoratif materyaller, adeziv sistem kullanılmayan Fuji n LC gibi restoratif materyallerden daha iyi sonuç vermiştir. Restorasyonların 3 yıllık klinik kullanımından sonra test edilen restoratif materyallerden 10 'ar adet ölçü ahndı ve replika modeller epoksi rezinden elde edildi. Epoksi replika model kullanılarak materyallerin marjinal bütünlüğü ve yüzey yapısı yüzey tarama elektron mikroskobu altında incelendi. Replika modellerden elde edilen marjinal bütünlük ve yüzey yapısı sonuçlan restorasyonların klinik bulgularıyla uyumluluk göstermiştir.

Cam iyonomer çimentolarıDiş çürükleriKompozit reçineler
Mine Betül Üçtaşlı Kaya
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1999
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çürük aktivitesi yüksek olan bireylerde çeşitli antimikrobiyal ağız çalkalama solüsyonlarının tükrük ve plak biyokimyası ve mikrobiyolojisi üzerine etkinlikleri

Bu çalışmada, Snyder Testi kullanılarak çürük aktivitesi yüksek olan 60 birey tespit edilmiş tir. Bireylerin tükrük ve plak örnekleri alınarak gerek Streptokokların sayı ve dağılımları gerekse tükrük bikarbonat, pH, laktat dehidrojenaz enzim aktiviteleri ile plak pH'ları üzerine kullanılan antimikrobiyal ağız çalkalama solüsyonlarının etkinlikleri çift kör deneyi ile incelenmiştir. Bu solüsyonlar %0.12'lik Klorheksidin ve %0. 03 Sanguinarin-Zn içermektedir. Kontrol grubunda ise %0,9'luk Sodyumklorür içeren Serum fizyolojik kullanılmıştır. Klorheksidin ve Sanguinarin içeren ağız çal kalama solüsyonlarının her ikisininde bakteri plağının diş yüzeyinden uzaklaştırılmasına yardımcı olduğu ve hem tükrük hem de bakteri plağı içindeki mikro organizmaların sayı ve dağılımlarında önemli bir düşüşe neden olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bu iki solüsyon tükrük ve plak pH değerlerinde artmaya neden olurken, tükrük laktat dehid rojenaz enzim aktivitelerinde bir değişme saptanama mıştır (p>0,05). Sanguinarin ve Klorheksidin içeren ağız çal kalama solüsyonu ile Serum fizyolojik kullanılan grubun tükrük bikarbonat değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05).

Dental plakDiş çürükleriDiş çürüğünü önleyici ajanlar+1
Hülya Can Erten
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1995
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dört farklı laminate veneer restorasyon materyalinin bağlanma direncinin değerlendirilmesi

Dişlerde görülen estetik problemler çoğunlukla travma, erken doğum, hamilelik veya bebeklik sırasında geçirilen enfeksiyonlar ve genetik bozukluklar sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu tür vakaların tedavisinde; öncelikle hassasiyet giderici ajanlar, takiben diş renginde restoratif materyaller, ardından laminate veneer restorasyonlar ve son olarak full seramik restorasyonlar tercih edilmektedir. Doğal dişlerde renk, şekil ve gelişim bozukluğu gibi nedenlerle meydana gelen estetik problemlerin tedavisinde en az doku kaybına neden olan yöntemlerin seçilmesi başarı şansını arttıracaktır. Renk değiştirmiş, fraktüre, malforme veya malpoze anterior dişlerin estetik tedavisinde full seramik kronlar yerine, laboratuvar işlemi gerektirmeyen direkt kompozit laminate veneer yöntemi tercih edilmektedir. Laminate veneerler; estetik, biyouyumlu, stabil, tedavi sonuçları tahmin edilebilir ve gingival iritasyon yaratma riski minimal olan restorasyon seçenekleridir. Uygulama kolaylığı ve tedavi süresinin kısa olması gibi avantajlara sahip olan kompozit rezinler, son yıllarda önemli ölçüde ilerleme sağlayan nanofil teknolojisi ve gelişmiş bonding sistemleri sayesinde sıklıkla kullanılmaya başlamıştır. Bu in-vitro çalışma; prepare edilen labial diş yüzeylerine yerleştirilen dört farklı kompozit rezin materyalinin makaslama dayanım kuvvetlerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmek üzere planlanmıştır. Araştırmamız; ortodontik veya periodontal nedenlerle yeni çekilmiş, çürüksüz, restorasyonsuz 60 adet üst santral diş kullanılarak gerçekleştirildi. Kavite preparasyonları tamamlanan dişler rastgele 15'erli dört gruba ayrıldı. Birinci gruba Grandio, ikinci gruba Gradia, üçüncü gruba Amaris ve dördüncü gruba Tetric ceram restoratif materyalleri üretici firmaların önerileri doğrultusunda yerleştirilerek görünür ışık ile polimerize edildi. Instron test cihazına yerleştirilen dişlerdeki restorasyonlar üzerine farklı yükler uygulanarak materyallerin doğal dişten ayrılma değerleri Newton cinsinden kaydedildi. İstatistiksel olarak ANOVA Tek Yönlü Varyans Analizi ve TUKEY HSD testleri kullanılarak değerlendirilen materyaller arasında, kırılma direnci bakımından istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmezken, en yüksek bağlanma dayanımı değerine sahip olan materyal Grandio olarak belirlendi (P<0,05). Anahtar kelimeler: Laminate veneer, kompozit rezin, bağlanma dayanımı.

Suzan Cangül
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Geleneksel kavite dezenfektanı ve ozonun, güncel restoratif materyal uygulanmış dişlerde makaslama bağlanma dayanımına etkisi

ÖZET Amacı; Enfekte dentinin mekanik uzaklaştırılması sonrası kavitede ve smear tabakasında kalması muhtemel mikroorganizmaların eliminasyonu amacıyla kullanılan kavite dezenfektanı klorheksidin glukonat ve ozonun, güncel restoratif materyallerde (kompozit, siloran) dentine bağlanma dayanıklılık etkisinin incelenmesidir. Materyal ve metot; Çalışmamızda 90 adet çürüksüz, restorasyonsuz üçüncü molar diş kullanıldı. Dişler dentin yüzeyi yere paralel olacak şekilde 2 cm çapında, 3 cm boyunda silindirik kalıplara kökleri içinde kalacak şekilde soğuk akril yardımıyla yerleştirildi. Orta koronal düz dentin yüzeyleri elde edilinceye kadar aşındırıldı. Örnekler rastgele üç ana gruba (n=30) ayrıldı. Her bir grup daha sonra kendi içinde rastgele üç alt gruba (n=10) ayrıldı. Ana gruplardan birincisine dentin yüzeylerine klorheksidin (Ceraxidin-C), ikincisine ozon (Prozone ) uygulandı, üçüncü grup ise kontrol grubu olarak hazırlandı. Alt gruplardaki örneklerin dentin yüzeylerine çapı 3 mm, yüksekliği 4 mm olan silikon şeffaf kalıplar içerisine üç farklı restoratif dolgu materyali kullanılarak restore edildi (Filtek Silorane, Gradia Direct, Quıxfil). Kontrol gruplarına dezenfeksiyon işlemi uygulanmadan restorasyon tamamlandı. İnstron universal test cihazına yerleştirilen örnekler 1 mm/dak. hızda makaslama kuvveti uygulanarak kırılıncaya kadar kuvvet uygulandı. Elde edilen değerler MPa cinsinden kaydedildi. Kırılan yüzeyler, x40 büyütmede stereo mikroskopta incelenerek kırık tipleri tespit edildi. Bulgular: Çalışmamızın istatistiksel değerlendirilmesinde Veriler Kolmogorov-Smirnov testine göre normal dağılış göstermediğinden tüm grupların karşılaştırılmasında Non-parametrik testlerden Kruskal Wallis varyans analiz yöntemi uygulandı. Grupların kendi aralarında ikişerli karşılaştırmalarında ise çoklu karşılaştırma testlerinden Bonferroni Düzeltmeli Mann-Whitney U testi kullanıldı. Çalışmanın makaslama bağlanma dayanımı incelenmesinde gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0,05). Sonuç: Kavite dezenfeksiyonu amacıyla uygulanan klorheksidinin restoratif materyallerin makaslama bağlanma dayanımını kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak etkilemediğinden restorasyon öncesinde kullanılabileceği sonucuna varıldı. Ozon uygulamasının makaslama bağlanma dayanımı kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düşüş görüldü. Bu nedenle restoratif tedaviler öncesi kavite dezenfeksiyonu amacıyla ozon uygulamasına kuşkuyla yaklaşılmalı ve sebeplerinin araştırılması için ileri in vitro/ in vivo deneysel ve klinik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.. Anahtar Kelimeler: Ozon, klorheksidin, bağlanma dayanımı, kompozit

Yasemin Yavuz
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

İki farklı ışık kaynağı ile polimerize edilen beş bulk-fill restoratif materyalin mikrosızıntı açısından değerlendirilmesi

Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı iki farklı ışık kaynağı ile polimerize edilen beş bulk-fill restoratif materyalin mikrosızıntı açısından değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda periodontal ve ortodontik nedenlerle yeni çekilmiş 100 adet çürüksüz ve restorasyonsuz insan molar dişi kullanıldı. Dişler tek tek incelenerek kron kısımlarında çürük, kırık, çatlak veya daha önceden yapılmış bir restorasyon bulunmamasına dikkat edildi. Daha sonra dişler üzerindeki yumuşak eklentiler bir kretuvar yardımıyla uzaklaştırılıp tüm yüzeyler pomza ve politür lastiği ile temizlendi. Çalışma yapılıncaya kadar geçen sürede dişler distile su içerisinde, oda sıcaklığında bekletildi. Bütün dişlerin bukkal yüzeyine hava ve su soğutması altında silindirik elmas frezlerle (Boshphorus, High Technology Dental Burs, Türkiye ) standart Sınıf V kaviteler açıldı. Her kavite mezio–distal genişliği 3 mm, oklüzo-gingival genişliği 2 mm ve derinliği 2 mm olacak şekilde hazırlandı. Kavite sınırları mine-sement sınırının 1mm altına kadar uzatıldı. Daha sonra dişler iki farklı LED ışık kaynağından oluşan rastgele 2 gruba ayrıldı. Ardından bu iki grup da 5 farklı bulk-fill kompozit materyalinden oluşan 5 ayrı alt gruba ayrıldı. Her alt grup 10 adet dişten oluştu. Grup 1-LED ışık kaynağı ile SDR, X-tra fil, Beautifil Bulk, Venus Bulk Fill ve Filtek Bulk Fill restorasyon materyallerinden oluştu. Grup 2-Valo LED ışık kaynağı ile SDR, X-tra fil, Beautifil Bulk, Venus Bulk Fill ve Filtek Bulk Fill materyallerinden oluşan gruplar şeklinde hazırlanarak üretici firmaların talimatları doğrultusunda restorasyonlar tamamlandı. Restorasyonların bitirme ve polisaj işlemleri 24 saat sonra elmas içerikli cila lastikleri (CLEARFIL Twist Dia, Kuraray Europe GmbH, ALMANYA) ile yapıldı. Ardından örnekler 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC arası ısı banyolarında 30 sn bekleme zamanı olmak üzere 1.500 kez termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra tüm dişlerin kök uçları kompozit rezin ile kapatıldı ve örnekler restorasyon sınırlarının 1 mm dışında kalacak şekilde aside dirençli tırnak cilası ile kaplandı. Tüm örnekler % 0.5' lik bazik fuksin boya solüsyonuna daldırılarak 24 saat boyunca bekletildi. Boyadan çıkarılan dişler musluk suyu altında yıkanarak fazla boyanın uzaklaştırılması sağlandı. Sonrasında dişler bukko-lingual/palatinal yönde restorasyonu ortalayacak şekilde su irrigasyonu altında ikiye ayrıldı ve toplamda 100 adet dişten 200 adet örnek elde edildi. Elde edilen kesit yüzeylerindeki oklüzal ve gingival sızıntı değerleri stereooptik mikroskopta (Leica Z16 APO, Almanya) bağımsız bir araştırmacı tarafından x40 büyütmede incelenip skorlar kaydedildi. Ayrıca her gruptan rastgele birer diş seçilerek rezin materyal ile kavite duvarı arasındaki ilişki SEM mikroskobu ile çeşitli büyütmelerde fotoğraflanarak incelendi. Son olarak elde edilen veriler istatistiksel olarak ANOVA ve Student's t testleri ile değerlendirildi. Bulgular: SDR, X-tra fil, Beautifil, Filtek bulk-fill ve Venus bulk-fill' den oluşan kompozitlerin sızıntı açısından istatistiksel olarak karşılaştırılmasında, oklüzal kenarlarlarda hem Optima-10 LED ışık kaynağı hem de Valo LED ışık kaynağı ile polimerizasyon arasında fark bulunmadı (p> 0,05). Kompozitler gingival sızıntı değerleri açısından değerlendirildiğinde ise hem optima LED hem de Valo LED ile polimerize edilen iki grupta da Beautifil, Filtek ve X-tra fil kompozitleri arasında fark bulunmazken SDR ve Venus bulk-fill kompozitleri diğerlerine oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla sızıntı gösterdi (p< 0,05). Optima LED ve Valo LED ışık kaynaklarıkarşılaştırıldığında ise tüm kompozitlerde oklüzal kenarlarda, ışık kaynakları arasında fark bulunmazken gingival kenarlarda Valo LED ile polimerize edilen kompozitler OptimaLED ile polimerize edilenlere göre anlamlı derecede daha az sızıntı gösterdi. Sonuç: Çalışmamızdan elde ettiğimiz verilere bakacak olursakValo LED ile polimerize edilen restorasyonların Optima LED ile polimerize edilen restorasyonlara oranla daha iyi sonuçlar verdiği görülmüştür. Kompozitler arasında ise Beautifil, Filtek ve X-tra fil materyallerinden SDR ve Venus bulk-fill' e göre mikrosızıntı açısından daha iyi sonuçlar elde edilmiştir.

Dental materyallerDental restorasyonDental sızma+3
Yadigar Hüseyin Yılmaz
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı solüsyonlara daldırılan geleneksel kompozitler ile CAD/CAM kompozit blokların renk değişimlerinin değerlendirilmesi

1.1. Türkçe Özet Amaç: Bu çalışmanın amacı uzun dönemli olarak renklendirici solüsyonların CAD/CAM bloklara, geleneksel kompozitlere ve seramik blok materyale olan etkilerinin in vitro ortamda incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Örnek olarak birer adet lityum disilikat cam seramik (IPS E-max), rezin nanoseramik blok (Lava ultimate), hibrit seramik (Vita Enamic), 3 adet de geleneksel anterior kompozit (3M Filtek ultimate, Clearfil Majesty Esthetic, G-aenial anterior) kullanılmıştır. Örnekler 1,2 mm kalınlığında ve 7 x 7 mm'lik kareler halinde hazırlanmıştır. 4 farklı solüsyon (siyah çay, kahve, distile su ve kırmızı şarap) içerisinde bekletilmiştir (n:10). Başlangıç LAB değerleri dijital spektrofotometre ile ölçülmüştür. Numuneler renklendirici solüsyonlara batırılmış ve bir inkübatörde 37 °C ve 120 gün süreyle bekletilmiştir. Sonrasında renk değişiminin tekrar değerlendirilmesi yapılmış ve başlangıçtaki kaydedilen değer ile arasındaki fark hesaplanmıştır. Kruskal Wallis-H testi, Shapiro Wilk's', Post-Hoc çoklu Karşılaştırma testi gruplar arasındaki farkı tanımlamak için kullanılmıştır. Bulgular: Materyaller karşılaştırıldığında 120. gün itibariyle distile su (p>0,05) haricindeki tüm solüsyonlarda renk değişimleri anlamlı sonuçlar vermiştir (p<0,05). Renklendirici solüsyonlar arasında en yüksek renklenme değeri kırmızı şaraba aittir. En fazla renklenen materyal ise kırmızı şarap solüsyonu içerisindeki G-aenial anterior kompozittir. Vita Enamic rezin içerikli bloklar arasında Lava ultimate blok'a göre daha az renklenme göstermiştir. Clearfil majesty esthetic ise geleneksel kompozitler arasında renklenmeye karşı daha dirençli bir görüntü sergilemiştir. Sonuç: Farklı çalışmalar benzer şekilde bu çalışma sonuçlarına göre de rezin içerikli bloklar seramik bloklar kadar renklenme direnci gösterememiştir. Fakat alternatif olarak Clearfil Majesty Esthetic, Vita Enamic ile birlikte IPS E-max'ın yerine kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Renklenme, Kompozitler, CAD/CAM bloklar, Seramik blok, Renk

CAD/CAMDental materyallerDental porselen+3
Muhammed Sayan
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin, CAD/CAM blokların tamir kompozitlerine bağlanma direnci üzerine etkisinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı; 3 farklı CAD/CAM bloğun (2 farklı rezin içerikli ve 1 tane seramik içerikli) kompozit rezin ile tamiri öncesinde yapılan yüzey işlemlerinin, makaslama bağlanma direnci üzerine etkilerini değerlendirmek, frez ile pürüzlendirme işleminin diğer yüzey işlemlerine olan katkısını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, IPS e-max CAD, Vita Enamic ve Lava Ultimate blokların her birinden 63 adet olmak üzere toplamda 189 adet 2 mm kalınlığında örnekler hazırlandı. Test materyalleri yüzey işlem tekniğine göre dokuz alt gruba (kontrol, kumlama, Cojet, HF asit, fosforik asit, frez+ kumlama, frez+ Cojet, frez+ HF asit, frez+ fosforik asit) ayrıldı. Termal siklus işlemi uygulandıktan sonra, tüm örnek yüzeylerine silan+ bond+ kompozit rezin uygulandı. Sonrasında, örnekler makaslama bağlanma direnç testine tabi tutuldu. Kırık tipleri, stereomikroskop ve SEM kullanılarak değerlendirildi. Veriler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve post-hoc testler ile analiz edildi. Bulgular: Bağlanma direnci açısından, kullanılan blok tipi ve yüzey işlemleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). Tüm gruplar arasında en yüksek bağlanma değeri Vita Enamic HF asit, en düşük değer Lava Ultimate kontrol grubunda gözlenmiştir. Frez uygulanmasının, bağlanma direncine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmamaktadır (p>0,05). Seramik çeşitleri arasında bağlanma direnci bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). En yüksek değerler Vita Enamic grubunda, en düşük değerler IPS e-max seramik çeşidinde görülmüştür. Sonuç: CAD/ CAM blokların kompozit rezin ile tamiri öncesi yapılan yüzey işlemleri bağlanma direncini arttırmaktadır. Frez uygulaması bağlanma direncini artırdı ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Anahtar Sözcükler: CAD/ CAM, kompozit rezin, tamir, yüzey işlemi, bağlanma direnci

CAD/CAMDental bondingDental materyaller+4
Şule Sayan
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimEN

Evaluation of bond strength in different CAD/CAM laminate veneer restorations with ceramic and resin content

Aim: In recent years, computerized milling-based CAD/CAM restorations have become popular. Zirconia has been used in esthetic cases often. Because of its brittleness new materials are developed like hybrid ceramic and resin nano ceramic. The aim of this study examine and evaluate bond strenght of eight different CAD/CAM restoration materials was restored with the help of an optical reader by milling the blocks in an advanced lathing machine by means of information recorded in the computer memory by measurements taken directly from the preparation teeth (Cerec in Dental Office). Material and Method: In this study, 80 freshly extracted, non-decayed, non-restorated and no cracks maxillar central teeth has been used. Teeth before use, stored in 10% neutral formalin and distilled water solutions until cavity preparation is made, polishing was made to clean soft tissue on all teeth and to remove the storage solution using micromotor mounted tires with pumice brush. Chamfer style standard cavities was prepared 0,5mm on labial surfaces of all teeth, 0,2mm on mesial and distal contact points, 0,3mm in gingival step. 80 anterior teeth which are prepared cavities, has been divided into nine groups that a different CAD/CAM blocks to be used in each group and each group was restored in accordance recommended procedures by the manufacturer. After cementation of restorations, all samples has been subjected to 1000 cycles in the thermal cycle device which remained open the crowns of the teeth has been embedded vertically into acrylic blocks and subjected to shear forces in the Instron tester, tearing resistance value was determined in Newton. Results were evaluated at statistical significance level of p<0,05. Results and Conclusion: A statistically significant difference was observed between the ANOVA One-Way Variance Analysis and TUKEY HSD tests in terms of fracture resistance (P<0,05). The material with the highest bond strength average was determined as Lava Ultimate. Keywords: CAD/CAM, laminate veneer, ceramic block, resin block, bond strength

Dental bondingDental materialsDental porcelain+3
Metin Bakır
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dört farklı tek aşamalı self etch adezivin biyouyumluluklarının hayvan deneyi yöntemiyle değerlendirilmesi

Amaç: Diş hekimliğinde kullanılan materyallerin başarısı, biyolojik güvenilirlikleriyle yakın ilişkilidir. Son yıllarda, restoratif diş tedavisinde oldukça sık kullanılan self-etch adezivlerin biyouyumlulukları konusundaki endişeler artmıştır. Bu çalışmanın amacı; dört farklı tek aşamalı self-etch adeziv materyalin (Prime&bond one select, Optibond All-in-one, Clearfil universal bond, Single bond universal) biyouyumluluklarının hayvan deneyi yöntemiyle karşılaştırılması ve histopatolojik olarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Deney materyalleri 10mm uzunluğunda, 2mm çapındaki poliüretan tüplere doldurularak polimerize edildi. Her adeziv için, 21 adet tüp kullanıldı. Tüpler, 21 adet yetişkin erkek albino ratın sırt bölgesinde dört farklı insizyonla oluşturulan subkutan ceplere yerleştirildi. Ratlar; 7, 30 ve 60. günlerde incelenmek üzere rastgele üç gruba ayrıldı. Bu süreler sonunda, tüp ve onu çevreleyen 2cm2'lik doku birlikte kesilerek çıkarıldı. Alınan kesitler, preparat haline getirildi ve Hematoksilen&Eosin ile boyandı. Oluşan inflamasyonun şiddeti, iltihabi hücre sayısı ve fibröz kapsül kalınlığı histopatolojik olarak ışık mikroskobuyla değerlendirildi. Bulgular: 7. gün örneklerinde, akut inflamasyona bağlı lezyonlara, ödeme ve PMNL infiltrasyonuna rastlandı. 30. gün örneklerinde, tüm materyallere karşı inflamasyonun azaldığı ve fibrokollajen dokuda artış olduğu gözlendi. 60. gün örneklerinde, inflamasyon şiddetinin daha da azaldığı, rejenerasyon ve reperasyon süreçlerine bağlı granülasyon ve fibröz doku artışı izlendi. 60. gün inflamatuar hücre sayısının 7. güne oranla anlamlı derecede düştüğü belirlendi. Fibröz doku formasyonu değerlendirildiğinde ise, 7. gün skorunun, 60. gün skoruna oranla anlamlı derecede düşük olduğu belirlendi. Sonuç: Tüm materyallerin başlangıçta sergiledikleri iltihabi reaksiyonun şiddeti, artık monomer salınımı ve cerrahi travma etkisiyle açıklanabilir. Anahtar Kelimeler: Self-etch adeziv, biyouyumluluk, hayvan deneyi.

Biyouyumlu materyallerDental materyallerDental çimentolar+2
Mehmet Salih Aydın
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni nesil self-etchıng adeziv sistemlerin rezin kompozit restorasyonlarında mikrosızıntılarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, yeni nesil beş self-etching adeziv sistemin sınıf V restorasyonlarda mikrosızıntı miktarlarını in vitro koşullarda karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada ortodontik veya periodontal sebeplerle çekilmiş 100 adet çürüksüz insan molar dişi kullanıldı. Çekim sonrasında dişler üzerindeki yumuşak dokular ve artıklar bir kretuar uzaklaştırıldı, pomza ve fırça yardımıyla parlatıldı. Çalışmada kullanılacakları güne kadar dişler distile suda, oda sıcaklığında bekletildi. Dişlerin bukkal yüzeylerinde, mine sement birleşiminin (servikal) 1 mm altında sonlanacak şekilde silindirik elmas frezler (Diatech, Swiss Dental Instruments, Heerbrugg, Switzerland) yardımıyla mezio-distal genişliği 3 mm, okluzo-gingival genişliği 2 mm ve derinliği 1.5 mm olan standardize sınıf V kaviteler hazırlandı ve mine kenarları 0.5-1 mm genişliğinde olacak şekilde elmas rond frezlerle (Diatech, Swiss Dental Instruments, Heerbrugg, Switzerland) bizote edildi. Dişler her grupta 20'şer adet olacak şekilde rastgele beş gruba ayrıldı. 1.grup: Clearfil S3 Bond (Kuraray Medical Inc., Japonya), 2.grup: Xeno V (Dentsply DeTrey, Konstanz, Almanya), 3.grup: G Bond (GC, America), 4.grup: Optibond All In One (Kerr Corporation, Orange, CA), 5.grup: iBond (Heraeus Kulzer, Almanya) uygulandıktan sonra hazırlanan kavitelere üretici firmaların tavsiyeleri doğrultusunda kompozit rezinler yerleştirildi ve LED (Light Emitting Diode-Elipar Freelight, 3M ESPE, Germany) cihazı ile polimerize edildi. Bitirme ve cila işlemlerinden sonra dişler önce 24 s 37 oC de etüvde (Nüve Incubator EN 120, Ankara, Türkiye) distile su içerisinde bekletildi. 24 saat sonra restorasyonların parlatılma işlemi su altında elmas bitirme frezleri (Diatech Dental AG, Heerbrugg, Switzerland) ile yapıldı ve alüminyum oksit kaplı diskler (Sof-Lex, 3M ESPE, St. Paul, MN, USA) yardımıyla tamamlandı. Ardından dişler 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC de termal siklus cihazında (NOVA, Konya, Türkiye) 10.000 kez termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra dolguların 1mm çevresi hariç dişler tamamen 2 kat aside dirençli tırnak cilası ile kaplandı ve ardından 24 s 37 oC de (Nüve Incubator EN 120, Ankara, Türkiye) % 0.5'lik metilen mavisinde bekletildi. Bu süre sonunda boyadan çıkartılan örneklerden isomet 1000 cihazında (Isomet 1000 Precision Saw, BUEHLER, USA) alınan kesitler stereomikroskop (Olympus SZ 40, SZ-PT, Japan) altında x15 büyütmede incelenerek fotoğrafları alındı. Gingival ve okluzal mikrosızıntı dereceleri standart bir skala ile 0-4 arasında skorlandı. Ayrıca, her gruptan rastgele birer örnek seçildi ve rezin-diş sert dokusu ara yüzeyi SEM ( JSM-5600 JEOL SEM, Jeol Co., Tokyo, Japan) altında farklı büyütmelerde incelenip fotoğraflandı. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak Kruskal-Wallis ve Mann Whitney U testleri ile değerlendirildi.Bulgular: Gruplar arasındaki okluzal ve gingival mikrosızıntı farkları istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05)(p=0.043, p=0.005). Clearfil S3 Bond ve Optibond All In One gruplarında okluzal mikrosızıntı değerlerinin diğer üç gruptan oldukça düşük olduğu gözlendi. iBond grubunda mikrosızıntı değerlerinin en yüksek olduğu tespit edilirken Xeno V ve G Bond grupları arasında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı gözlenmiştir (p>0.05). iBond grubunda gingival kenarda mikrosızıntı değerlerinin en yüksek olduğu tespit edilirken diğer gruplar arasında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05).Sonuç: Çalışmamızda termal siklus ile ağız ortamı taklit edilmeye çalışıldı. Hazırlanan sınıf V kavitelerde self-etching adezivlerin okluzal ve gingival mikrosızıntı skorlarının bir grup haricinde başarılı olduğu saptanmıştır.

Dental bondingDental sızmaKompozitler+1
Mehmet Dallı
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kök kanallarında kullanılan farklı kanal aletlerinin ve irrigasyon solüsyonlarının smear tabakası üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı üç farklı kök kanalı şekillendirme aleti ve üç farklı irrigasyon solüsyonunun kök kanalının apikal, orta ve koronal bölgesinde smear tabakası üzerine etkisinin incelenmesidir.Kök kanalı şekillendirme aleti olarak el aleti (Hedström eğe), döner alet olarak Protaper ve Mtwo eğe sistemleri kullanılmıştır. İrrigasyon solüsyonu olarak ise % 2,5 NaOCl, % 17 EDTA +%2,5 NaOCl ve % 2,5 NaOCl+BioPure MTAD kullanılmıştır.Çalışmamızda 72 adet üst kesici diş rastgele 9 gruba ayrılmıştır. Grup 1, 2 ve 3 Hedström eğe ile grup 4, 5 ve 6 Protaper eğe sistemi ile Grup 7, 8 ve 9 ise Mtwo eğe sistemi ile şekillendirilmiştir. Tüm gruplarda her eğe değişiminden sonra % 2,5'luk NaOCl kullanılmıştır. Grup 1, 4 ve 7 kontrol grubu olarak belirlenmiş olup, final yıkamada % 2,5 NaOCl kullanılmıştır. Grup 2, 5 ve 8 için final yıkamada % 17 EDTA+% 2,5 NaOCl ve Grup 3, 6 ve 9 için final yıkamada % 2,5 NaOCl+ BioPure MTAD kullanılmıştır.Tüm bu işlemler tamamladıktan sonra dişler, bukko-lingual yönde oluklar açılarak ikiye ayrılmış ve kökün apikalden 2, 6 ve 10 mm seviyelerinde Taramalı Elektron Mikroskobu ile incelenmiştir. Apikal bölgedeki en etkili kombinasyonun Mtwo/MTAD, orta bölgede en etkili kombinasyonun El aleti/EDTA ve Mtwo/EDTA, koronalde ise en etkili kombinasyonun Mtwo/EDTA olduğu bulunmuştur.Sonuç olarak kullanılan aletlerin ve irrigasyon solüsyonlarının kök kanal tedavisinin başarısında oldukça önemli olduğu tespit edilmiştir.

Dental aygıtlarEDTAKök kanal dolgu materyalleri+6
Selengül Ganidağlı Ayaz
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimEN

Evaluation of the efficiency of different irrigation systems used in root canal treathment on smear layer

Aim: The aim of this study is to investigate the effect of three different irrigation technics on smear layer occured during root canal preparation of maxillary incisors that has endodontic treatment indications.Materials and Method: Freshly extracted 60 maxillary incisors because of periodontal problems were used in this study. In preferring teeth such criterias as; nearly similar root lengths, no inclination of roorts and the same pulpal width were used. Debridement on roots were removed with a cretuar after extraction. Root surfaces were cleaned with brushes. Teeth were protected at room temperature in distilled water until usage day in study. Teeth were sectioned vertically to long axis 2 mm over enamel cement junction. Teeth were randomly divided into three groups of each 20. Coronal access of teeth were extended by the help of Gates Glidden to No V. Root canal preparation was started by using endodontic device and Protaper rotary instruments. Firstly root canal lengths were measured by K type root canal insturment and working lengths were determined as 1 mm shorter than foramen apicale. Extending operation was first started with SX among rotary instruments and then continued respectively as S1,S2,F1,F2 and resulted with F3. Different irrigation technics were used for each group. In group 1 irrigation was done with ultrasonic device. Irrigation was done at a regulated frequency for endodontic operation and by using specially prepared E4 and E11 instruments. First tank was filled with 5.25% NaOCl and second tank was filled with 17% EDTA as irrigation solution. When between each instrument changes 5.25% NaOCl was used, distilled water was used for final irrigation. In second group irrigation was done with classical method. After using SX instrument, irrigation was done by 27-gauge plastic syringe with 5.25% NaOCl. Irrigation was repeated after every instrument and finally was done with distilled water. In third group irrigation was done by Endo-Vac device. After every rotary instrument irrigation was done by MDT (master delivery tip) and macro canula with 5.25% NaOCl. And then was done by micro canula with 17%EDTA and 5.25 NaOCl. Distilled water was used for final irrigation. After irrigations root canals were dried with paper points. After preparation teeth were bucco-lingually and longitudinally sectioned by opening thin tunnels (hollows) burs by aerator device. Coronal, middle and apical parts of roots were analyzed under SEM . Obtained data was assessed with one way Kruskal-Wallis variance analysis (p<0.05).Results: Among Group 1 (Ultrasonic), Group 2 (Classic) and Group 3 (Endo-Vac) in terms of capacity of cleaning root surfaces statistically a significance was determined. That means presence of smear layer in three groups and in terms of whether dentine tubules are open and not; on coronal, middle and apical regions af root surface variability was determined.Conclusion: When capacity of cleaning of root canal surfaces of teeth were investigated; in coronal region irrigation by ultrasonic system, in middle region irrigation by classical syringe method and in apical region irrigation by Endo-Vac device determined successful.Key Words: Ultrasonic irrigation, Endo-Vac, Smear layer, NaOCl, EDTA, SEM

Microscopy-electron scanningSodium hydroxideUltrasonic waves+2
Cafer Şahbaz
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dört farklı laminate veneer restorasyon materyalinin mikrosızıntı açısından değerlendirilmesi

Restoratif dişhekimliğinin amacı, doğru tanı ve eksiksiz bir tedavi sonunda, fonksiyon ve fonasyonun yanı sıra, doğal diş görünümünün yeniden kazandırılmasıdır.Laminate veneer tekniğinde en sık kullanılan materyaller, kompozit rezinler ve dental porselenlerdir. Ancak, direkt kompozit rezin restorasyonların polimerizasyon büzülmesi sonucunda restorasyon kenarlarında sızıntı oluşması gibi dezavantajları bulunmaktadır.Bu çalışmada; dört farklı laminate veneer restorasyon materyalinin insizal ve gingival mikrosızıntı miktarları karşılaştırılmalı olarak değerlendirildi. Bu in-vitro araştırma; yeni çekilmiş, çürüksüz, restorasyonsuz ve çatlak olmadığı tespit edilen 60 adet anterior diş kullanılarak gerçekleştirildi.Tüm dişlerin labial yüzünde 0.5mm, mesial ve distal kontakt noktalarında 0.2mm ve gingival basamakta 0.3mm derinliğinde chamfer tarzında standart kavite preparasyonları hazırlandı. Kavite preparasyonları tamamlanan 60 adet anterior diş, 15'erli dört gruba rastgele ayrıldı. Birinci gruba Valux Plus, ikinci gruba Herculite XRV, üçüncü gruba Admira ve dördüncü gruba Tetric Ceram materyalleri üretici firmaların önerileri doğrultusunda yerleştirilerek görünür ışık ile polimerize edildi.Restorasyon sınırının 1.5-2mm. alt seviyesinden 2 kat tırnak cilası ile kaplanan dişler 24 saat süreyle %2'lik bazik fuksin boya solüsyonu içerisinde bekletildi. Boya solüsyonundan çıkarılan dişler, parafin bloklar içerisine gömüldü. Dişler; restorasyonların ortasından geçecek şekilde, bukko-palatinal yönde kesilerek inceltildi ve mikroskop altında lineer boya penetrasyon derinlikleri ölçülerek değerlendirildi.İnsizal ve gingival boya penetrasyon miktarları, Tetric Ceram örneklerinde diğer materyallerle doldurulmuş örneklere oranla anlamlı olarak daha az bulundu (P<0,05).

Dental materyallerDental porselenDental sızma+4
Elif Pınar Bakır
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ozon uygulaması,diyot lazer ışınlaması ve geleneksel kavite dezenfektanlarının mikrosızıntıya etkilerinin in-vitro koşullarda incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı ozon gazı uygulaması, lazer ışınlaması ve geleneksel kavite dezenfektanlarının mikrosızıntıya olan etkilerinin in vitro koşullarda değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem:Bu çalışmada yeni çekilmiş 90 adet insan 3.molar dişi kullanılmıştır. Çekim sonrasında, köklerin üzerindeki dokular bir kretuar yardımıyla uzaklaştırılıp dişler pomza ve politür fırçasıyla temizlendi. Dişler çalışmada kullanılacak güne kadar distile su içerisinde, oda sıcaklığında bekletildi. Bütün dişlerin bukkal yüzeylerine su soğutması altında silindirik elmas frezler (Diatech, SwissDental Instruments, Heerbrugg, İsviçre) yardımıyla standart sınıf V kaviteler hazırlandı. Her kavite mesio-distal genişliği 3mm, oklüzal-gingial genişliği 2mm ve derinliği 1,5mm olarak hazırlandı. Kavitenin mine kenarlarına 0,5-1mm genişliğinde bizotaj yapıldı. Daha sonra her grupta 15?er diş olacak şekilde dişler rastgele altı gruba ayrıldı. 1.grup: benzalkonyum klorür (Zefiran,Türkiye), 2.grup: klorheksidin glukonat (Ceraxidin-c, IMICRYL,Türkiye), 3.grup: sodyum hipoklorit (Vision,Türkiye), 4.grup: diyot lazer (smart 980-5,DEKA lazer, İtalya), 5.grup: ozon (Prozone,W&H,Avusturya) ve 6.grup: kontrol grubu olacak şekilde kavitelere uygulandı. Ardından sırasıyla kavitelere üretici firmanın önerileri doğrultusunda primer (Clearfil protect bond, Kuraray Medical Inc. Japonya) ve adeziv ajan (Clearfil protect bond, Kuraray Medical Inc. Japonya) uygulanıp, 10 sn süre ile LED (Light Emitting Diode-Elipar Free light, 3M ESPE, Almanya) ışık kaynağı kullanılarak polimerize edildi. Kavitelerde restoratif materyal olarak bir hibrit kompozit olan Clearfil AP-X (Kuraray Medical Inc, Japonya) kullanıldı, 20 sn süre ile LED (Light Emitting Diode-Elipar Freelight, 3M ESPE, Almanya) ışık kaynağı kullanılarak polimerize edildi. Bütün örnekler bitirme işlemi öncesinde 24 s süre ile 37 oC?deki etüvde (Nüve Incubator EN 500, Ankara, Türkiye) bekletildi. Örneklerin bitirme ve polisaj işlemleri, restorasyonların tamamlanmasından 24 s sonra su altında elmas bitirme frezleri (Diatech Coltene/Whaladent AG, İsviçre) ile yapıldı ve restorasyonlar alüminyum oksit kaplı disklerle (Sof-Lex, 3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) parlatıldı. Örnekler 24 s süre ile 37 ºC?deki etüvde (Nüve Incubator EN 500, Ankara, Türkiye) bekletildikten sonra 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC arası ısı banyolarında 1.000 kez (30 sn bekleme zamanı) termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra örneklerin kök uçları kompozit rezinle kapatıldı ve dişler iki kat aside dirençli tırnak cilası ile restorasyon sınırlarının 1 mm dışında kalacak şekilde kaplandı. Tüm örnekler % 0.5?lik bazik fuksin solüsyonuna daldırılarak 24 s 37oC de etüvde (Nüve Incubator EN 500, Ankara, Türkiye) bekletildi. Bu süre sonunda boyadan çıkartılan örneklerden alınan kesitler stereo mikroskop (Olympus SZ 40 SZ-X7, Olympus Corporation, Tokyo, Japonya ) altında x15 büyütmede incelenerek fotoğrafları alındı. Gingival ve okluzal mikrosızıntı dereceleri standart bir skala ile 0-4 arasında skorlandı. Her gruptan rastgele 1?er diş seçildi. Dişler iyon kaplama ünitesinde (BAL-TEC SCD 050 (Capovani Brothers Inc., Scotia, NY, ABD) Pt ile kaplandı. Daha sonra örneklerin rezin-diş sert dokusu arasındaki yüzeyin morfolojisi taramalı elektron mikroskobunda (Scanning Electron Microscope) (LEO EVO 40 (LEO Ltd., Cambridge, İngiltere) çeşitli büyütmelerde incelendi ve fotoğraflandı. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak Kruskal-Wallis testi ile değerlendirildi. Bulgular:Gruplar arasında yapılan incelemede hem oklüzal kenara ait hem de gingival kenara ait mikrosızıntı değerleri arasında anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0.05). Oklüzal kenar için grupların mikrosızıntı değerleri karşılaştırıldığında en az sızıntı ozon grubunda saptanmıştır (p>0.05). Gingival kenarlar içinde en başarılı grup ozon grubu olarak bulunmuştur. Sonuç:Gruplar arasında istatistiksel olarak bir anlamlılık bulunmadı. Ancak gruplar arası ortalamalarda farklılıklar tespit edildi. En az mikrosızıntı ozon uygulanan grupta bulundu. En çok mikrosızıntı kontrol grubunda gözlendi.

Ağız mukozasıDental sızmaDezenfektanlar+4
Şifa Güneş
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sınıf I Restorasyonlarda stres dağılımının sonlu elemanlar metodu ile analizi

Amaç: Restoratif diş hekimliğinin temel hedefi, doğru tanı ve eksiksiz bir tedavi sonunda, doğal diş görünümünün yeniden kazandırılmasıdır. Bu çalışma, beş farklı restoratif materyalin bası yükü altında diş ve restorasyon üzerinde meydana gelen farklı gerilmelerin Sınıf I kavitelerde sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma için Rhinoceros 4.0'da yapılan modellemeler, 3 boyutlu koordinatlar korunarak stl formatında sonlu elemanlar yöntemi esaslı ANSYS yazılımına aktarıldı. Kullanılan restoratif materyaller; Grup 1: Fiber ile güçlendirilmiş kompozit,rezin(Vectris Pontic, İvoclar), Grup 2: Amalgam (Dispersalloy, Johnson and Johnson,USA), Grup 3: Filtek Z 100 Kompozit Rezin (Z 100,3M ESPE Dental Product,USA), Grup 4: Charisma Kompozit Rezin (Heraeus Kulzer, Hanau, Germany) ve Grup 5: Herculite Kompozit Rezin (Kerr Corp. Orange, Calif) ile restore edilmiş dişte gerilme analizi yapıldı. Bütün materyaller standart ve açılı olarak hazırlanmış Sınıf I kavilerde modellere yüklendi. Model; restorasyon, dişin sert dokusu, mine ve dentin bölgelerinden oluşmaktadır. Bu model kullanılarak 90° ve 45°'lik açı ile 250 N'luk kuvvet altında beş farklı restoratif materyal için sayısal deneyler yapıldı. Sonlu elemanlar stres analizi sonucunda elde edilen değerler, varyansı olmayan matematiksel hesaplamalar sonucunda ortaya çıktığından istatistiksel analizler yapılmadı. Amaç, elde edilen değerlerin ve stres dağılımlarının dikkatli bir şekilde yorumlanması ve incelenmesidir. Bulgular:Bütün gruplar için maksimum ve minimum gerilmeler ayrı ayrı hesaplandı. Özellikle restorasyonlarda oluşan maksimum değerler incelendiğinde farklı sonuçlar ortaya çıktı. Bütün gruplar incelendiğinde oluşan maksimum kuvvetlerin minede, minimum kuvvetlerin ise dentinde yoğunlaştığı gözlendi. Genel olarak 45° ile gelen kuvvetlerin oluşturdukları stres 90° ile oluşanların yaklaşık 3 katı kadar olduğu tespit edildi. Restorasyonlar içinde en başarılı grubun Fiber kompozit grubu olduğu tespit edildi. En başarısız grubun ise Herculite grubu olduğu gözlendi. Sonuç: Kullanılan materyaller içinde en ideali fiber ile güçlendirilmiş kompozit rezin oldu. Tabanı açılı olarak hazırlanan kaviteler standart kavitelere göre daha az stres birikmesi ve gelen stresler kavite tabanına daha fazla yayıldığı gözlendi. En fazla stres biriktiren ve stresi dişe ileten materyal herculite kompozit oldu. Anahtar Kelimeler: Sonlu Elamanlar Metodu, Restoratif Materyal, Stres Dağılımı, Sınıf I Kavite, Elastik Modülü

Dental materyallerDental restorasyonDental stres analizi+3
Mehmet Akdoğan
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sınıf v restorasyonlarda beş farklı restoratif materyalin stres dağılımının sonlu elemanlar yöntemi ile analizi

Amaç: Bu araştırmada, Sınıf V restorasyonlarda beş farklı restoratif materyalin basma yükü altında diş ve restorasyon üzerinde oluşan farklı gerilmelerin sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada mandibular birinci molar dişlerde sınıf V restorasyonlarda kullanılan beş farklı materyalin sonlu elemanlar yöntemiyle stres analizleri yapıldı. Grup1: amalgam, Grup 2: Clearfil photo core, Grup 3: filtek Z 100, Grup 4: grandio ve Grup 5:filtek supreme XT. Dişler mine, dentin ve restorasyon kısımları olacak şekilde 3 tabaka olarak modellendi. Dişlerde standart sınıf V kaviteler oluşturuldu. Kavitelerin tabanları dik ve yuvarlatılmış (Radius) olmak üzere iki farklı şekilde modelleme yapıldı. Diş üzerine 90 ve 45 derece olmak üzere iki farklı açıdan yükleme yapıldı. Her bir yükleme değeri 250 N'dur (Newton). 250 N'luk yük diş üzerinde 3 bölgeye yayılmıştır (mine, dentin ve restorasyon). Çalışmada mine, dentin ve restorasyon üzerinde oluşan gerilmeler hesaplanmış ve hesaplamalar eşdeğer von-Mises gerilmesi olarak alınmıştır. Modelleme için Rhinoceros 4.0 programı kullanılmıştır. Her farklı restoratif materyale, 90 ve 45 derece olmak üzere 2 farklı kuvvet uygulanmış ve bu kuvvetler yuvarlatılmış ve dik köşeli kavitelere de ayrı ayrı uygulanarak 4 farklı sonuç elde edilmiştir. Her restorasyon, dentin ve mine için 20 farklı sonuç ve toplamda 60 farklı sonuç elde edilmiştir. Bulgular: Beş farklı restoratif materyalin sonlu elemanlar yöntemiyle stres analizinin yapıldığı çalışmada minede, dentinde ve restorasyonlarda farklı yöndeki kuvvetler farklı gerilmeler oluşturmuştur. Bütün gruplar incelendiğinde oluşan kuvvetlerin minede ve dentinde birbirine benzer olduğu gözlendi. Restorasyonlarda ise amalgam grubunda oluşan stresin diğer gruplardan çok daha fazla olduğu görüldü. Minimum stres Filtek Z 100 ile restore edilen grupta tespit edildi. Genel olarak 45 dereceyle gelen kuvvetlerin oluşturdukları stres 90 dereceyle oluşanların yaklaşık 3 katı kadar olduğu tespit edildi. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre Sınıf V restorasyonlar için bütün gruplar içinde en ideal restoratif materyal Filtek Z 100 olarak bulundu. Amalgam grubunda oluşan stresin diğer gruplardan çok daha fazla olduğu görüldü. Tabanı yuvarlatılmış olarak hazırlanan kaviteler standart dik açılı kavitelere göre daha az stres birikmesi gösterdi.

Dental materyallerDental restorasyonDental stres analizi+3
Ramazan Kara
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Self-etch adezivlerin mineral trioksit agregat'ın yüzey sertliğine etkisi ve makaslama bağlanma dayanımı

Bu çalışmada farklı asiditeye sahip monomer içeren self-etch adezivlerin; MTA'ya makaslama bağlanma dayanımının (MBD) belirlenmesi ve bu adezivlerin MTA'nın yüzey sertliğine etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmada MTA/Adeziv MBD testi için 84 adet MTA örneği hazırlandı. MTA örnekleri adezivlere göre rastgele gruba ayrıldı. Grup 1:Prompt L-pop, Grup 2:AdheSE, Grup 3:Clearfil SE, Grup 4:G Bond, Grup 5:Clearfil S3,Grup 6:Single Bond (kontrol), Grup 7:Prime&Bond NT (kontrol). Adezivler MTA yüzeyine uygulandıktan sonra kompozit rezin (Filtek 250, 3M ESPE) yerleştirildi. Instron'da MTA/Adeziv MBD'ı test edildi.Self-etch adezivlerin MTA yüzey sertliğine etkisini incelemek amacıyla, 54 MTA örneği hazırlandı. Örnekler rastgele 9 gruba ayrıldı. Grup 1:Prompt L-pop, Grup 2: AdheSE, Grup 3:Clearfil SE, Grup 4:G bond, Grup 5:Clearfil S3, Grup 6:Single Bond (kontrol), Grup 7:Prime & Bond NT (Kontrol), Grup 8:Yanlızca MTA (kontrol), Grup9: %37 fosforik asit (kontrol). Adezivler uygulandıktan sonra Vickers Mikrosertlik(VHN) belirlendi. Ayrıca MTA/Adeziv arayüzü SEM'de incelendi. MTA/Adeziv MBD değerleri(MPa); Clearfil S3(10,6), G Bond(6,3), Clearfil SE Bond(9,7), AdheSE(10,8), Prompt L-pop(4,6), Single Bond(11,2) ve Prime & Bond NT(12,6) olarak tespit edildi. MBD değerleri total-etch adezivlerde daha yüksek bulundu. Prompt L-pop ve G Bond dışında gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05).Grupların VHN'leri; Clearfil S3(50,3), G Bond (51,6), Clearfil SE Bond (47,3), AdheSE (52), Prompt L-pop (32,5), Single Bond (67), Prime&Bond NT (68), yalnız MTA (70) ve %37'lik fosforik asit (39,7) idi. Çalışma ile kontrol grupları arasında anlamlı farklılık belirlendi (p<0.05).Total-etch adezivler, self-etch adezivlerden MTA'ya daha yüksek MBDgöstermekle birlikte, bazı self-etch adezivler total-etchlere benzer nitelikte MTA'ya MBD gösterebilir. Self-etch adezivler asidik monomer içerikleri nedeniyle MTA yüzey sertliğini olumsuz etkileyebilir.Anahtar sözcükler: MTA, bağlanma dayanımı, self-etch adeziv, SEM, EDX, yüzey sertliği

AdezyonlarDental bondingKök kanal dolgu materyalleri+3
Cemile Kedici Alp
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Diabetli hastaların diş ve dişetlerindeki patolojik oluşumların farklılıkları yönünden incelenmesi

Seyit Aydın
Dicle University
1983
00
DoktoraAçık ErişimTR

Diş çekimi sonrası iyileşme bozukluklarının önlenmesinde, antifibrinolitik etkili epsilon amino kaproik asid´in klinik ve deneysel olarak uygulanması

Selahattin Özer
Dicle University
1983
00
DoktoraAçık ErişimTR

Diyarbakır yöresinde 15-24, 25-34, 35-44 yaş gruplarında çürük prevalansı ve radyolojik değerlendirilmesi

Bu araştırmada 150 hastanın klinik ve radyolojik olarak aproksimal çürük değerlendirilmesi yapılmış ve ayrıca 1000 hastanın da yaş grupları cinsiyet, sosyo-ekonomik durum ve eğitim düzeylerine göre çürük prevalansı incelenerek kadın ve erkeklerde ortalama DMF ve PI tespit edilmiştir. Diş gruplarıda çürük affinitesi yönünden incelenmiştir. Aproksimal çürüklerin tespitinde klinik muayeneye ilaveten alınan periapikal ve bite-wing teknikleri arasın da bir fark bulunmamıştır.Yaşın ilerlemesi ile ortalama DMF değerinin de arttığı örnekteki tüm kadınlarda ortalama DMF ve PI değerinin erkeklerden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sosyo-ekonomik seviyenin çürük üzerinde etkili bir faktör olmadığı eğitim düzeyinin yükselmesiyle orantılı olarak ağız ve diş sağlığının da olumlu yönde etkilendiği tespit edilmiştir. Çürük affinitesi en fazla alt ve üst çene birinci büyük azılarda, en az ise alt ve üst ön grup dişlerde saptanmıştır. 82

DiyarbakırDiş çürükleriEpidemiyoloji
Mehmet Çolak
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1991
00
DoktoraAçık ErişimTR

Üç farklı retrograd dolgu materyalinin mikrosızıntı değerlendirilmesi

Şeyhmus Bakır
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1997
00
DoktoraAçık ErişimTR

Değişik sodyum perborat ve sodyum perkarbonat materyallerinin yapay olarak boyanmış devital dişlerin beyazlatılmasındaki etkilerinin değerlendirilmesi

ÖZET Doğal diş estetiğinin hastaya yeniden kazandırılması, dişhekimliğinin en önemli amaçlarından biridir. Günümüzde uygulanan konservatif tekniklerle; estetik sorunlara neden olan diş renklenmelerini gidermenin yanı sıra, diş ve dişeti sağlığı da korunmaya çalışılmaktadır. Restoratif dişhekimliğinin bu amaca yönelik çalışmaları sonucunda, değişik beyazlatma teknik ve materyalleri geliştirilmiştir. Bu araştırma; değişik sodyum perborat ve sodyum perkarbonat materyallerinin, yapay olarak boyanmış devital dişlerin beyazlatılmasındaki etldnliWerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmamız, periodontal ve ortodontik amaçlarla çekimi yapılan 60 adet çürüksüz ve restorasyonsuz anterior diş üzerinde gerçekleştirildi. Kökleri minesement sınırının 3mm. altından kesilerek uzaklaştırılan dişlerin, standart lingual giriş kaviteleri hazırlandı. Tüm dişlerin kanalları gates glidden frezleri kullanılarak genişletildi ve doğal renkleri dental kolorimetre cihazı ile tespit edildi. İnsan hemoglobini dolu test tüplerine yerleştirilen dişler, üç gün boyunca santrifüje edildi. Renklendirilmiş dişlerin başlangıç L* değerleri belirlendikten sonra, her grupta farklı bir beyazlatma materyali kullanılmak üzere, 1 5 ' erli dört eşit gruba rastgele ayrıldı. Birinci gruba Sodyum perborat + %35'lik H2O2, ikinci gruba Sodyum perborat + %3'lük H2O2, üçüncü gruba Sodyum perkarbonat + %35'lik H2O2 ve dördüncü gruba Sodyum perkarbonat + %3'lük H2O2 materyalleri, üretici firmaların önerileri doğrultusunda yerleştirildi. Tüm dişlerin 3, 7 ve 11. günlerdeki L* parlaklık değerleri CIELAB renk analiz sistemine göre kaydedildi. Ölçümler sonucu elde edilen veriler, istatistiksel olarak Tek Yönlü Varyans Analizi ve Tukey HSD testi kullanılarak değerlendirildi. Kullanılan dört farklı tip materyal arasında; birinci grup en yüksek beyazlatma etkinliğine sahip karışım olurken, onu sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü grupta yer alan karışımlar izlemiştir. Anahtar Kelimeler: Beyazlatma etkinliği, devital beyazlatma, sodyum perborat, sodyum perkarbonat.

Özkan Adıgüzel
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Enfekte kök kanallarından izole edilen mikroorganizmalar üzerinde farklı yıkama solüsyonlarının antibakteriyel etkinliği

Pulpa ve periapikal doku hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri olan mikroorganizmaların elimine edilmesinde, biyomekanik preparasyonun yanında kimyasal dezenfeksiyondan da yararlanılması gerekmektedir. Periapikal dokuların sağlıklı yapılarına kavuşabilmesi için, endodontik tedavi sırasında yıkama işlemlerinin uygulanmasına da ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla kullanılacak yıkama solüsyonlarının, inorganik dokuları çözme özelliğine sahip olması yanında periapikal dokulara karşı toksik olmaması da gerekmektedir. Bu araştırma, dört farklı yıkama solüsyonunun, enfekte kök kanallarından izole edilen mikroorganizmalar üzerindeki antibakteriyel etkinliklerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmamız, pulpal ve periapikal rahatsızlık tanısı konulmuş 80 adet enfekte, kesici ve premolar diş üzerinde gerçekleştirildi. Standart endodontik giriş kaviteleri hazırlandıktan sonra 20 nolu kanal eğesi yardımıyla tüm dişlerin apekslerine kadar ilerlendi. Steril kağıt koniler ile kök kanallarından alman bakteri kültürleri deney tüpleri içerisinde 37°C'de 72 saat süreyle inkübe edildi. Ekimi yapılan bakteriler içerisinde en çok üreyen aerob ve anaerob mikroorganizmalardan toplam 5 tanesinin çalışmaya katılmasına karar verildi. Hastalar, her grupta 20 birey olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Tüm dişlerin kanalları step-back tekniğiyle, 55 no'lu eğeye kadar genişletildi. Birinci grupta %5'lik Sodyum Hipoklorit, ikinci grupta %2'lik Klorheksidin Glukonat, üçüncü grupta Kalsiyum Hidroksit + Distile su karışımı ve dördüncü grupta %3'lük Hidrojen Peroksit olmak üzere dört farklı kök kanal yıkama solüsyonuyla yıkama yapıldı ve geçici olarak kapatıldı. Aynı işlemlerin tekrarlandığı 3 ve 6. günlerde, yine kağıt koniler yardımıyla alman örnekler mikrobiyolojik olarak incelendi. Elde edilen veriler hangi tip solüsyonun antibakteriyel etkinliğinin daha fazla olduğunu belirlemek üzere, istatiksel olarak Chi-square testi kullanılarak değerlendirildi. Kullanılan dört farklı yıkama solüsyonu arasında; klorheksidin en yüksek antibakteriyel etkinliğine sahip materyal olurken, onu sırasıyla sodyum hipoklorit, kalsiyum hidroksit ve hidrojen peroksit izlemiştir. Bununla birlikte, E.faecalis dışındaki tüm mikroorganizmalar üzerinde ilk üç grup arasında elde edilen fark, istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). E.faecalis üzerinde ise ilk iki grup arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0.05). Anahtar Kelimeler: irrigasyon solüsyonu, antibakteriyel etki, enfekte kök kanalı

Ertuğrul Ercan
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Devital beyazlatma uygulanmış dişlerde kullanılan dört farklı restoratif materyalin mikrosızıntı açısından değerlendirmesi

ÖZET Devital dişlerin beyazlatılması, hasta psikolojisini estetik yönden etkileyen önemli bir gereksinimdir. Dişhekimliğinde uygulanan konservatif beyazlatma teknikleriyle; estetik sorunlara neden olan diş renkleşmelerini gidermenin yanı sıra, diş ve dişeti sağlığı da korunmaya çalışılmaktadır. Günümüzde, dişhekimliğinde restorasyon amacıyla birçok materyal kullanılmaktadır. Dişlerin restorasyonunda kullanılacak materyallerin taşıması gereken fonksiyonel, estetik, ekonomik ve direnç gibi özelliklerin yanısıra minimal mikrosızıntı göstermeleri de önemlidir. İn vitro olarak yapılan bu çalışma; periodontal veya ortodontik nedenlerle çekilmiş ve yapay olarak boyanmış, çürüksüz ve restorasyonsuz 60 adet ön grup dişte devital beyazlatma işlemi yapıldıktan sonra kullanılan 4 farklı restorasyon materyalinin mikrosızıntı açısından karşılaştırılarak değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Tüm dişlerin lingual yüzeylerine endodontik giriş kaviteleri açılmış ve ardından, kökler mine-sement sınırının 3 mm aşağısından bir fissür frezle kesilerek uzaklaştırılmıştır. Her bir kanal gates glidden kök kanal frezleri kullanılarak genişletilmiştir. Her bir diş; yapay olarak boyanmak üzere %50'si taze insan kam ile dolu test tüplerine yerleştirilerek santrifüje edilerek her grupta aynı beyazlatma materyali kullanılmak üzere, rastgele 15' erli dört gruba ayrılarak walking bleach tekniği ile beyazlatılmıştır. Birinci gruptaki dişlerin giriş kavitelerine Valux Plus, ikinci gruptakilere Tetric Ceram, üçüncü gruptakilere Herculite XRV ve dördüncü gruptakilere ise Adrnira kompozit rezin restoratif materyalleri üretici firmaların önerileri doğrultusunda uygulanmıştır. Mikrosızıntının ölçümü için kesitler alınarak, lam yüzeylerine yapıştırılmış ve elde edilen kesitler, mikroskop altında ideal bir görüntü sağlamak amacıyla inceltilmiştir. Kesitlerdeki boya penetrasyon miktarları; x25 büyütmede stereo mikroskop kullanılarak lineer olarak ölçülmüştür. Ölçümler sonucu elde edilen veriler, istatistiksel olarak Kruskal-Wallis non- parametrik testi kullamlarak değerlendirilmiştir. Kullanılan dört farklı tip kompozit materyali arasında; Adrnira en az mikrosızıntı gösteren materyal olurken, onu sırasıyla Herculite XRV, Tetric Ceram ve Valux Plus izlemiştir. Anahtar Kelimeler: Mikrosızıntı, devital beyazlatma, kompozit

Sadullah Kaya
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2005
00
DoktoraAçık ErişimTR

Güta-perka-kor-aracılı ultrasonik aktivasyonun kalsiyum-silikat ve rezin-bazlı patların bağlanma dayanımı ve dentintübül penetrasyonuna etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, güta-perka kon aracılı ultrasonik aktivasyonun yeni geliştirilmiş kalsiyum silikat esaslı ve rezin esaslı kök-kanal dolgu patının tek kon tekniğiyle doldurmada dentin tübül penetrasyonu ve bağlanma dayanımının incelenmesidir. Çalışmada 160 adet tek köklü insan alt premolar dişi kullanıldı. Dişlerin boyları 14mm olacak şekilde kronları kesilip dişler standart hale getirildi. Kemomekanik preparasyon %2,5 NaOCl ile ve Mtwo 40/.04 döner eğe sistemi ile yapıldı. Son yıkama işlemi için %2,5 NaOCl ve %17 EDTA kullanılıp solüsyon etkinliğini sonlandırmak için kanallar distile su ile yıkandı. Daha sonra örnekler uygulanacak teste göre rastgele önce 2 ana gruba daha sonra kullanılan patın çeşidine ve dolum tekniğine göre 4 alt gruba (n=20) ayrıldı. A grubundaki örnekler için hazırlanan kök kanal dolgu patları üretici talimatlarına göre karıştırıldı. B grubu örneklerinde ise konfokal mikroskop incelemesi için hazırlanan kök kanal dolgu patlarına %0,1 Rhodamin B boyası eklendi. Grup A1: Silikat esaslı pat Grup A2: Silikat esaslı pat / UA Grup A3: Rezin esaslı pat Grup A4: Rezin esaslı pat / UA Grup B1: Silikat esaslı pat Grup B2: Silikat esaslı pat / UA Grup B3: Rezin esaslı pat Grup B4: Rezin esaslı pat / UA Obturasyon sonrası tüm örnekler apeksten 3, 7 ve 11 mmlerden horizontal olarak kesildi. Grup A push-out testi için universal test cihazına bağlandır. Kuvveti dolgu materyallerine dikey olarak uygulamak için sırasıyla apikal, orta ve koronal bölüme karşılık gelen 3 farklı çapta (0.5-0.6-0.8) paslanmaz çelik pistonlar kullanıldı. Kanal dolum materyalinin yerinden çıkmasının meydana geldiği Newton'da (F-max) maksimum kuvvet kaydedilip her bir örnek megapaskal (MPa) cinsinden itme bağ gücü hesaplandı. Daha sonra örneklerde oluşan hatalar 40x büyütme altında incelendi. Grup B için örneklera cam slaytlara monte edilip konfokal lazer tarama mikroskobu ile 10x'te 560-600 nm dalga boyunda fotoğraflandırıldı. Kanalın tamamı tek bir görüntüde incelenemediğinde, kısmi görüntüler çekilip ardından Photoshop kullanılarak tek bir görüntü olarak birleştirildi. Toplam dentin tübül penetrasyon alanını ölçmek için dijital görüntüler ImageJ programına aktarıldıktan sonra dentin tübül penetrasyon alanı, mikrometre (mm) olarak ölçülmüş ve istatistiksel analiz için milimetre kareye (mm2) çevrildi. Elde edilen verilere göre Ah Plus ile NeoMTA Pus arasında ultrasonik aktivasyon dahil ve hariç tutulduğunda bağlanma dayanımı açısından fark görülmedi. Ah plus patı kullanılan durumda apikaldeki bağlanma dayanımı düşüklüğü dışında ultrasonik aktivasyonun bağlanma dayanımına etkisi görülmedi. İncelenen hata modlarında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi. Uygulanan ultrasonik aktivasyon NeoMTA Plus patının penetrasyon alanını ve penetrasyon derinliğini arttırırken Ah Plus kök kanal dolgu patınınkini azaltmıştır.

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+5
Barış Kandemir
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kök kanal tedavisinin yenilenmesinde başarıyı etkileyen faktörlerin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, primer kök kanal tedavisi başarısızlığına sebep olabilecek faktörleri değerlendirmek ve kök kanal tedavisi yenilenmesinin (retreatment) başarısında etkili olabileceği düşünülen prognostik faktörlerlerin, dişin sağ kalımı ve tam iyileşmesi açısından tedavi başarısına etkilerini değerlendirmektir. Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Kliniği'ne Nisan 2013-Ocak 2021 tarihleri arasında başvuran ve tek bir endodontist tarafından kök kanal tedavisi yenilenen 423 hastanın 541 kök kanal tedavili dişinin başlangıç radyografları ve uygulamadan en az 6 ay sonra yapılan klinik ve radyografik değerlendirme sonuçları retrospektif olarak incelendi. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 181 hasta 240 diş (%64,1 (116) kadın, %35,9 (65) erkek, ortalama yaş 43±13 yıl) çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen dişlerin başlangıç ve takip randevularındaki periapikal durumları ve klinik bulguları araştırıldı. Periapikal durumun değerlendirmesi, Periapikal İndeks (PAİ) skorlama sistemine göre iki bağımsız araştırmacı tarafından yapıldı. Retreatment uygulanan dişlerin %92,1'inde tam iyileşme gözlenirken, %6,3'ünde iyileşmenin devam ettiği, %1,7'sinde ise iyileşme gözlenmediği bulunmuştur. Retreatment uygulanan dişlerde değerlendirilen; cinsiyet, sistemik hastalık varlığı, diş tipi, kanal sayısı, preoperatif semptom varlığı, önceki tedavide tespit edilmemiş kanal varlığı, preparasyon tekniği, seans sayısı, postoperatif restorasyon türü, yaş faktörlerinin tam iyileşme üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır (p>0,05). Primer kök kanal tedavisi sonrası uygulanan restorasyon türüne göre tam iyileşme oranları karşılaştırıldığında, primer kanal tedavisi sonrası kompozit restorasyon yapılan dişlerde, retreatment uygulaması sonrası başarı yüzdesi (%14,8) diğerlerine göre anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0,05). Önceki kanal dolgusunun kalitesi ile retreatment uygulaması sonrası tam iyileşme durumu arasındaki ilişki incelendiğinde, kanal dolgusu taşkın olan 5 dişin 3 (%60)'ünde tam iyileşme sağlanamadığı ve bu grupta tam iyileşme yüzdesinin diğer gruplardakinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Retreatment uygulanan dişlerde preoperatif lezyon varlığı ve boyutu ile tam iyileşme arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). PAİ 3 olanlarda tam iyileşme yüzdesi %96,3, PAİ 4 olanlarda %80,6 ve PAİ 5 olanlarda %66,7 olarak tespit edilmiştir. Dişlerin %92,1'inde tam iyileşme gözlenirken, %6,3'ünde iyileşmenin devam ettiği, %1,7'sinde ise iyileşme gözlenmediği bulunmuştur. Retreatment uygulaması sonrası sağkalım oranı %98,4 bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma; retreatment uygulamasının başarısının primer tedavideki taşkın kanal dolgusundan, periapikal lezyon varlığı ve boyutundan ve preoperatif restorasyon tipinden etkilenebileceğini göstermektedir.

Elif Coşkun Şahin
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Pulpa taşı ve böbrek taşı ilişkisinin retrospektif incelenmesi

Pulpanın sert doku reaksiyonları; kalsifikasyonlar, artan dentin oluşumları ve rezorpsiyonlardır. Pulpada kalsifiye oluşumlara sıklıkla rastlanmaktadır. Pulpa taşı kökün koronal veya apikal kök kısmında görülebilen, pulpa odasında olduğunda kanala girişi ve kanalların lokalizasyonunu zorlaştırabilen, kök pulpasında olduğunda ise kanal tedavisinin fizyolojik foramene kadar yapılmasını engelleyebilen kalsifik oluşumlardır. Yaşlanma, çürük, dental işlemler, periodontal hastalıklar, pulpada epitel artıkları varlığı, ortodontik hareketler, idiyopatik veya genetik faktörlerle oluşabildiği düşünülmektedir ancak kesin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Pulpa kalsifikasyonlarının dental nevraljiye neden olduğu öne sürülmektedir ve gelişimde bir bozukluk veya pulpa dokusu içinde lokal bir patoloji olarak değerlendirilmelidir. Patolojik yapılarına rağmen vücuttaki tüm ektopik kalsifikasyonlar içinde en küçük ve zararsız olanlarıdır. Literatürde pulpa taşı ile böbrek taşı arasındaki ilişki varlığını inceleyen çalışmaların bir kısmında pulpa taşı ve böbrek taşı varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunurken bazılarında herhangi bir ilişki gözlenmemiştir. Sonuçta, bu konuda kapsamlı çalışmaların yapılması gerektiği ortaya konmuştur. Çalışmamızda 2013-2022 yılları arasında Başkent Üniversitesi Hastanesi ve Diş Hekimliği Fakültesine başvuran hastalardan ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi ile böbrek taşı tanısı alan ve panoramik radyografı olan hastalar seçilmiş, retrospektif olarak panoramik görüntüleri incelenip, pulpa taşı varlığı açısından değerlendirilmiştir. Çalışmamızda 18-60 yaş aralığında 558 kadın, 528 erkek toplam 1086 hastanın panoramik görüntüsü incelenmiştir. Hastalar 543 vaka ve 543 kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu olarak vaka grubuyla aynı yaş ve cinsiyette hastalar rastgele seçilmiştir. Kontrol grubu ile vaka grubu arasında yaş ortalamaları ve kadın-erkek dağılımı yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,922 ve p>0,999). Öte yandan tanıdan bağımsız olarak pulpa taşı tespit edilmeyen olgulara göre pulpa taşı tespit edilen olguların yaş ortalamaları istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek idi (p<0,001). Buna karşın pulpa taşı tespit edilen ve edilmeyen gruplar arasında cinsiyet dağılımı yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,834). Kontrol grubuna göre vaka grubunda pulpa taşı görülme sıklığı istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla idi (p<0,001). Ayrıca, böbrek taşının varlığı pulpa taşı gelişme riskini 84,162 kat artırmaktaydı (p<0,001).

Berna Ulutekin
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı kurulama protokollerinin kalsiyum silikat ve epoksi rezin esaslı kök kanal patlarının tekrarlayan kök kanal tedavilerinde dentine bağlanma dayanımı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Kanal tedavisi kök kanal sisteminin temizlenmesi, şekillendirilmesi ve doldurulmasıdır. Bu tedavi için günümüzde guta-perka ve kök kanal dolgu patları birlikte kullanılmaktadır. Kök kanallarının doldurulması sonrası kök kanal sistemi bakterilerin giriş ve çıkışına engel olacak şekilde kapatılmış olur. Kök kanalının irrigasyonu sonrasında üç boyutlu olarak tüm anatomik düzensizliklerinin doldurulması kanal tedavisinin başarısı açısından çok önemlidir. Kök kanal dolgusu yeterli düzeyde yapılamaz ise tedavinin başarı şansı düşer. Bu amaçla guta-perka adlı kök kanal dolgu materyali, farklı içeriklere sahip çeşitli kök kanal dolgu patlarıyla kombine olarak kullanılmaktadır. Epoksi rezin esaslı bir kök kanal patı olan AH Plus, antibakteriyel etkisi, üstün fiziksel özellikleri ve kök dentinine bağlanma gücünün yüksekliği nedeniyle altın standart olarak kabul edilmektedir. Kalsiyum silikat esaslı simanlar ise biyouyumlulukları, toksisite göstermemeleri, boyutsal stabiliteleri ve biyolojik ortamda bozulmamaları nedeniyle perforasyon tamirinde, endodontik cerrahide, pulpa kuafajında ve rejeneratif endodontide kullanılmaktadır. Bu simanların üstün fiziksel ve biyolojik özelliklerinden yola çıkılarak yeni tür kalsiyum silikat esaslı patlar geliştirilmiştir. Geliştirilen bu patlar üstün fiziksel özellik, yeterli biyouyumluluk, yüksek bağlanma dayanımı, minimal renk değişimi ve üstün sızdırmazlık göstermiştir. AH Plus Biyoseramik bu özelliklere sahip olan yeni geliştirilen patlardan biridir. İrrigasyon sonrası kök kanalını doluma hazırlayabilmek için kurulamak gereklidir ve kök kanalını kurutmak için çeşitli protokoller geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı kök kanal tedavisi sırasında irrigasyon solüsyonlarının kullanımını takiben kanalları kurulamak için uygulanan protokollerinin, kalsiyum silikat ve epoksi rezin esaslı kök kanal patlarının tekrarlayan kök kanal tedavilerinde dentine bağlanma dayanımı üzerine etkilerini araştırmaktır. Sıfır hipotezi, farklı kurulama protokollerinin, istatistiksel olarak iki patın tekrarlayan kök kanal tedavilerinde dentine bağlanma dayanımı üzerine etkisinin olmamasıdır.

Derin Buğu Yüzer
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Deproteinizasyonun çürükten etkilenmiş dentin yüzeyine adezyona etkisinin değerlendirilmesi

Bu in-vitro çalışmanın amacı çürükten etkilenmiş dentinin NaOCl ile deproteinizasyonunun, farklı adeziv sistemler kullanılarak yerleştirilen rezin kompozit ile çürükten etkilenmiş dentin arayüzünün mikro-BT ile değerlendirilmesidir. Bu çalışmada yakın zamanda çekilmiş 96 adet çürüklü insan molar dişi kullanılmıştır ve dişler oda sıcaklığında salin solüsyonunda bekletilmiştir. Dişler, 10 mm x 10 mm x 10 mm silikon ölçü materyalinden hazırlanan kalıplar içerisine mine-sement sınırına kadar soğuk akril (Meliodent, Heraeus Kulzer, Almanya) dökülerek yerleştirilmiştir. Çürük dentine ulaşabilmek için dişlerin mine dokusu uzaklaştırılarak çürük dentin ekskavatör ve çelik rond frez yardımıyla temizlenmiştir. Çürükten etkilenmiş dentin sond ile muayene, renk değerlendirmesi ve gözle muayene sonucu sert, parlak ve koyu renkli tespit edilmiştir. Çürükten etkilenmiş dentin yüzey sertlikleri mikrosertlik testiyle mikrosertlik cihazında, her örnek için minimum uzaklık 40 μm olacak şekilde 3 farklı noktadan 15 sn süre ile 1 Newton kuvvet uygulanarak kontrol edilmiştir. Hazırlanan örnekler rastgele deproteinizasyon işlemi uygulanmayan (Grup A; n =48; kontrol grubu) ve deproteinizasyon işlemi uygulanan (Grup B; n =48; deneysel grup) örnekler olacak şekilde iki ana gruba ayrılmıştır. Bu ana gruplar, uygulanan adeziv sistemlere göre 4 alt gruba ayrılmıştır: Grup ASB ve BSB örneklerine iki aşamalı etch and rinse adeziv sistem uygulanmış; Grup ASE ve BSE örneklerine iki aşamalı self-etch adeziv sistem uygulanmış; Grup AQER ve BQER örneklerine universal adeziv sistem etch and rinse modunda uygulanmış; Grup AQSE ve BQSE örneklerine üniversal adeziv sistem self-etch modunda uygulanmıştır. Grup ASB, ASE, AQER ve AQSE örneklerine üreticinin talimatlarına göre adeziv sistemler uygulanmıştır. Grup BSB örnekleri 15 sn %37'lik fosforik asit ile pürüzlendirilip su ile yıkandıktan sonra aplikatörle 15 sn %6 NaOCl ile deproteinizasyon uygulanmış, su ile durulanmış ve adeziv sistem uygulanıp 10 sn ışıkla polimerize edilmiştir. Grup BSE örneklerine aplikatörle 15 sn %6 NaOCl ile deproteinizasyon uygulanmış, su ile yıkanmış ve adeziv sistem uygulanıp 10 sn ışıkla polimerize edilmiştir. Grup BQER örneklerine 10 sn K-etchant uygulanıp yıkandıktan sonra aplikatörle 15 sn %6 NaOCl ile deproteinizasyon uygulanmış, su ile durulanmış ve adeziv sistem uygulanıp 5 sn ışıkla polimerize edilmiştir. Grup BQSE örneklerine aplikatörle 15 sn %6 NaOCl ile deproteinizasyon uygulanmış, su ile yıkanmış ve adeziv sistem uygulanıp 5 sn ışıkla polimerize edilmiştir. Adeziv uygulanan örneklere plastik kalıplar kullanılarak 4 mm çap ve 4 mm yükseklik olacak şekilde IV A renginde bulk fill rezin kompozit bulk tekniği ile yerleştirilerek üreticinin talimatlarına göre 20 sn LED ışık cihazıyla polimerize edilmiştir. Hazırlanan tüm örnekler mikro-BT analizinden önce 37°C' de distile su içerisinde bekletilmiştir. Mikroboşluk oluşumunun değerlendirmesi, mikrotomografi Skyscan 1174® cihazı ile yapılmıştır. Mikroboşluklar mm3 cinsinden değerlendirilmiştir ve taramalar TIFF formatında kaydedilmiştir. Sonuçlar istatistiksel olarak Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri ile belirlendi.. Buna göre, deproteinizasyon uygulanmayan kontrol ve deproteinizasyon uygulanan deneysel gruplar arasında sadece Grup A Kontrol 1(ASB) ile Grup B Deneysel 1(BSB) örnekleri arasında mikroboşluk hacmi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur(p=0,043) . Test edilen adeziv sistemlere göre mikroboşluk hacimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır.

AdezyonlarDentinDiş çürükleri+2
Begüm Berkmen
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Taşkın kök kanal dolgu patları ve bunların çeşitli risk faktörleriyle ilişkilerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı kök kanal tedavisi uygulanmış daimi dişlerde, apikalden istemsiz olarak taşan kök kanal dolgu patlarını değerlendirmek ve bu durumu etkileyen olası risk faktörlerini belirlemektir.Çalışmada tek bir operatör tarafından 18 yıl 6 ay boynunca tedavi edilen 5381 adet hastaya ait dişler incelenmiş ve çalışmaya toplam 7761 diş dahil edilmiştir.Hastanın yaşı, cinsiyeti, pulpal ve periapikal hastalığın teşhisi, ilgili dişin tipi, tedavinin şekli [birincil tedavi (vital, devital), tekrarlayan tedavi], kanal dolum tekniği, hangi kök kanal patının kullanıldığı ve tedavi seans sayısı gibi faktörler incelenerek taşkın pat gelişimi üzerinde en fazla belirleyici olan etkenin tespit edilmesi sağlandı.İstatistiksel analiz, tek değişkenli ve çoklu değişkenli lojistik regresyon analizleri kullanılarak yapıldı.Olguların ortalama yaşı 43,7±16,6 (yıl) olup 2251'i (%41,8) erkeklerden 3130'u (%58,2) kadınlardan oluşmaktaydı. 7761 adet dişin 535 adedinde (%6,9) taşkın pat gözlendi.Birincil tedavi gören vital dişlere göre birincil tedavi gören devital dişlerde (p<0,001) ve tekrarlayan tedavi gören dişlerde (p=0,002) taşkın pat görülme ihtimali daha fazla idi. Kanal dolum tekniği olarak basit tek kon veya vertikal kondensasyon (VK) uygulanan dişlere göre sadece lateral kondensasyon (LK) ile (p=0,004) ve LK+VK ile (p=0,002) dolum yapılan dişlerdepatın taşma olasılığının daha fazla olduğu belirlendi. AH Plus'a göre AH 26 kullanımının taşkın pat görülme ihtimalini artırdığı tespit edildi (p=0,002). Nekrotik ve/veya periapikal lezyonlu dişlerde gerçekleştirilen birincil ve tekrarlayan tedavilerin,kanal dolum tekniklerinden LK'nun, LK ile birlikte VK'nun kombine bir şekilde kullanılmasının, kanal dolgu patı olarak AH 26'nın seçilmesinin, pat taşkınlığı anlamında risk faktörleri olduğu belirlenmiştir.

Dental materyallerKök kanal dolgu materyalleriKök kanal tedavisi+2
Büşra Koçak
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Rezin esaslı yeni bir kanal dolgu sisteminin apikal sızdırmazlığının ve biyolojik uyumluluğunun incelenmesi

ÖZETAraştırmamızın amacı, rezin esaslı yeni bir kök kanal dolgu materyali olan Epiphany-Resilon sisteminin biyolojik uyumluluğunun incelenmesi ve AH Plus, guta perka,Epiphany ve Resilon materyallerinin farklı kombinasyonlarının apikal sızdırmazlıkyönünden değerlendirilmesidir. Biyolojik uyumluluk çalışmasında 36 adet, 9 aylık ve200-220 gr ağırlığında olan Wistar Albino cinsi rat kullanıldı. Anestezi sonrası ratlarınsırtlarında dört adet subkütanöz cep hazırlandıktan sonra, her bir materyal (Resilon,guta perka, teflon tüp içerisine yerleştirilmiş Epiphany, boş teflon tüp) belirli bir cepiçerisine implante edildi. Boş olan teflon tüpleri ve guta perka konlar kontrol grubuolarak kullanıldı. İmplantlar 1, 4 ve 8 haftalık süreler sonrası, etraflarında bulunandokularla birlikte çıkarıldı. Histopatolojik değerlendirme sonucunda doku reaksiyonlarıderecelendirildi. İncelenen her zaman aralığındaki implant materyalleri arasında,doku reaksiyonu açısından bir farkın olmadığı belirlendi (p>0.05). Dördüncü haftadanitibaren doku reaksiyonu şiddetinin oldukça hafiflediği, 8 haftalık dönemde azalmayadevam ettiği gözlendi. Test edilen materyallerin tümü biyolojik uyumluluk yönündenyeterli bulundu. Araştırmada apikal sızıntının incelenmesi için 70 adet tek köklü diş,ProTaper dönen aletler ile crown-down tekniği ile prepare edildi. Örnekler rastgeleolarak 4 adet çalışma grubuna (15'er diş) ve 2 adet kontrol grubuna (5'er diş) olmaküzere toplam 6 gruba bölündü ve şu şekilde dolduruldu: Grup 1, AH Plus + gutaperka; Grup 2, AH Plus + Resilon; Grup 3, Epiphany + Resilon; Grup 4, Epiphany +guta perka. Tüm dişler 1 hafta süreyle nemli gazlı bez içerisinde kapalı kaplardamuhafaza edildi. Bir hafta sonra 10 ± 0,05 mm boyutunda hazırlanmış örneklerbilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazına bağlanarak apikal sızıntıları incelendi. ANOVA testiile gruplar arasında istatistiksel olarak farkların olduğu tespit edildi. Tukey HSD testmetodu kullanılarak, Group 4 (Epiphany + gutta-percha)'ün apikal sızıntı değerininistatistiksel olarak Group 2 (AH Plus + Resilon)'den daha düşük olduğu tespit edildi(p<0.05). Group 3 (Epiphany + Resilon) ile diğer çalışma grupları arasındaistatistiksel bir fark görülmedi (p>0.05).Anahtar kelimeler: AH Plus, apikal mikrosızıntı, biyolojik uyumluluk, Epiphany,Resilon.

Emel Olga Önay
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2006
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk toplumunda üst 1. ve 2. büyük azı dişlerinin kanal morfolojileri ve yaş - cinsiyete bağlı gösterdikleri değişiklikler

Çalışmamızın amacı Türk toplumunda üst çene birinci ve ikinci büyük azıdişilerinin kök kanal morfolojilerinin yaş ve cinsiyet faktörlerini de göz önündebulundurarak değerlendirilmesidir. Bu çalışmada 100'er adet üst çene birinci ve ikincibüyük azı dişi kullanıldı. Dişlerin dezenfeksiyonun ardından kron kısımları, karbonsepare yardımıyla mine?sement sınırının 1 mm koronalinden kesildi. Sonrasında yüksekçözünürlüğe sahip dijital kamera ile ×3 optik büyütme ile alınan görüntüler pulpa tabanışekillerini belirlemek için kullanıldı. Üst birinci büyük azı dişlerin pulpa odası şekilleriincelendiğinde 82 dişin romboid, 18 dişin üçgen; üst ikinci büyük azı dişlerinde ise 74dişin romboid, 21 dişin üçgen ve 5 dişin ise oval şekle sahip olduğu gözlendi. Her ikidiş grubunda cinsiyet ile kanal tipleri arasındaki ilişki incelendiğinde kadınlarda,erkeklere göre daha fazla oranda tek kanala sahip olduğu gözlendi (p<0,001). Yine heriki diş grubunda yaş ile kanal tipleri arasındaki ilişki incelendiğinde, yaş artışı ileköklerde tek kanal görülme oranının da arttığı görüldü (p<0,001).Stereomikroskop yardımıyla elde edilen kanal ağızları arası mesafenin; her ikidiş grubunda da Tip III kanal şekline sahip dişlerde, Tip II kanal şekline ait dişlere göredaha fazla olduğu belirlendi (p<0,05). Kanal kurvatür açısını belirlemek için kökkanallarına kanal eğeleri yerleştirilerek dijital radyografi cihazı ile dişlerin bukkolingualve meziodistal yönlerden radyografileri elde edildi. Ardından görüntüler bilgisayarortamına aktarılıp kurvatür açısı Schneider ve Weine yöntemiyle, kurvatür yarıçapı isePruet'in tanımladığı metotla hesaplandı. Kurvatür açısı hesaplamalarında kullanılanSchneider ve Weine yöntemleri arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05).Üst birinci büyük azı dişlerinde. primer kurvatür açısı ortalamaları, klinikgörünümden alınmış ölçümlerde meziobukkal ve meziolingual kanallarda sırasıyla(26.38° ± 8.19°) ve (35.12° ± 9,04°) iken proksimal görünümden alınmış ölçümlerdemeziobukkal ve meziolingual kanallarda sırasıyla (11.12° ± 9,84°) ve (19,56° ± 9,79°)olarak ölçüldü. Üst ikinci büyük azı dişlerinde ise primer kurvatür açısı ortalamaları,klinik görünümden alınmış ölçümlerde meziobukkal ve meziolingual kanallardasırasıyla (24.45° ± 8.17°) ve (32.03° ± 8.15°) iken proksimal görünümden alınmışölçümlerde meziobukkal ve meziolingual kanallarda sırasıyla (13.60° ± 10.95°) ve(21.08° ± 12.04°) olarak ölçüldü. Her iki diş grubunda da meziolingual kanallarınortalama kurvatürmeziobukkal kanalların ortalama kurvatür açılarından fazla olduğu gözlendi. Her iki dişgrubunda da klinik görünümden alınmış ortalama kurvatür açılarının proksimalgörünümden alınmış ortalama kurvatür açılarından daha fazla olduğu görüldü.İstmusların değerlendirilmesi için akril içerisine gömülen köklerden elmas diskyardımı ve su soğutmalı testere yardımıyla 1'er mm aralıklı 6 kesit alındı. Üst birincibüyük azı dişlerinden alınan kesitler incelendiğinde Kim sınıflamasına göre %34,2oranında Tip I, %14,3 oranında Tip II, %2,5 oranında Tip III, %27 oranında Tip IV ve%21,9 oranında da Tip V istmus gözlendi. Üst ikinci büyük azı dişlerinde, üst birincibüyük azılardan farklı olarak Tip III istmus gözlenmezken, bu diş grubunda %53,7oranında Tip I, %10,9 oranında Tip II, %14,9 oranında Tip IV ve %20,5 oranında daTip V istmus gözlendi.Anahtar Kelimeler: Kurvatür açısı, kanal ağızları arası mesafe, kanal morfolojisi,istmus, üst birinci büyük azı, üst ikinci büyük azı

Gökalp Turan Karaman
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı irrigasyon solüsyonlarının ve ışıkla aktive olan dezenfeksiyon sistemlerinin Enterococcus faecalis biyofilmi üzerindeki antimikrobiyal etkinliklerinin in vitro olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; % 5,25'lik Sodyum hipoklorit, % 2'lik Klorheksidin glukonat, % 100'lük Oktenidin hidroklorit ve iki farklı ışıkla aktive olan dezenfeksiyon sisteminin (Fotosan ve metilen mavisi & diyot lazer), E. faecalis biyofilmi üzerindeki antimikrobiyal etkinliklerinin bakteri kültür yöntemi ve lazer taramalı konfokal mikroskop ile değerlendirilmesidir.Çalışmada 9,7 mm çapında, 1,5 mm kalınlığında standart hidroksiapatit diskler üzerinde 4 hafta boyunca E. faecalis biyofilmi oluşturuldu. 4 hafta sonunda, yüzeyi E. faecalis biyofilmi ile kaplanan diskler, test edilen irrigasyon solüsyonları içerisinde 1 dk ve 5 dk bekletildi. Işıkla aktive olan dezenfeksiyon sistemlerinden Fotosan grubunda diskler fotosensitizer ajanın içerisine daldırılarak üretici firmanın talimatları doğrultusunda 30 sn LED ışık cihazı ile ışınlandı. Diğer grupta ise diskler metilen mavisi içerisine daldırılarak 30 sn diyot lazer ile ışınlandı. Disklerin fotosensitizer ajanların içerisinde bekleme süreleri, her iki grup için de ışınlama süresi dahil olacak şekilde toplam 1dk ve 5 dk olarak ayarlandı. Kültür yönteminde diskler antimikrobiyal işlemlerin ardından, üzerlerinde kalan yapışık bakterileri sökmek için 1 dk ultrasonik su banyosunda bekletildi. Disklerin yüzeyinden sökülen bakterilerin oluşturduğu süspansiyondan TSA'ya ekimler yapıldı ve 37 °C'de 24 saat bekletildikten sonra besiyeri üzerinde üreyen koloniler sayılarak canlı bakteri sayısı hesaplandı. Lazer taramalı konfokal mikroskop analizi için diskler floresan boyalarla boyanarak üzerlerindeki ölü (kırmızı) ve canlı (yeşil) bakteriler tespit edildi. Ölü hücre / total hücre oranı hesaplandı.Elde edilen verilere göre her iki yöntem ve uygulama süresinde de kontrol grubu SF hariç test edilen irrigasyon solüsyonlarının hepsi ışıkla aktive olan dezenfeksiyon sistemlerinden daha etkili bulundu. % 5,25'lik NaOCl ile % 100'lük Oktenidin hidroklorit arasında istatistiksel olarak fark gözlenmedi. % 2'lik CHX, % 5,25'lik NaOCl'den daha az etkili bulunurken, % 100'lük Oktenidin hidroklorit ile arasında istatistiksel olarak fark saptanmadı. Her iki yöntem ve uygulama süresinde de test edilen ışıkla aktive olan dezenfeksiyon sistemleri arasında fark bulunmadı. Kültür yönteminde ışıkla aktive olan dezenfeksiyon sistemi Fotosan ile SF arasında istatistiksel olarak fark saptanmadı. Lazer taramalı konfokal mikroskop analizi sonuçlarına göre ise 1 dk uygulama süresinde Fotosan grubu, 5 dk uygulama süresinde ise diyot lazer grubu ile kontrol grubu SF arasında istatistiksel olarak fark bulunmadı. Kültür yönteminde Fotosan grubu hariç diğer tüm gruplarda 1 dk ve 5 dk uygulama süreleri arasında istatistiksel olarak fark gözlenmedi. Fotosan grubunda 5 dk uygulama süresi 1 dk'ya göre istatistiksel olarak daha etkili bulundu. Lazer taramalı konfokal mikroskop analizi sonuçlarına göre ise tüm gruplarda uygulama süreleri arasında istatistiksel olarak fark gözlenmedi. Elde edilen verilere göre iki yöntem arasında korelasyon tespit edildi.

Antienfektif ajanlarBiyofilmlerDezenfeksiyon+4
Saadet Ünver
Baskent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Gömülü dişi olan hastalarda üçüncü molar gömülü kalma paterninin radyomorfometrik değerlendirilmesi

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın birincil amacı gömülü dişi olan hastalarda üçüncü molar gömülü kalma paterninin radyomorfometrik olarak incelenmesidir. İkincil amacı ise gömülü dişi olan hastalarda üçüncü molarların gömülü kalma pozisyonları ile gonial açı ve insizal açı arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Yöntem: Ocak 2020-Nisan 2024 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Ana Bilim Dalı'nda gömülü dişleri değerlendirmek için alınmış KIBT görüntüsü olan 120 hastanın gömülü üçüncü molar dişleri incelenmiştir. Üçüncü molarların Pell & Gregory ve Winter sınıflamasına göre gömülülük paternleri kaydedilmiştir. Gonial açı KIBT'den elde edilmiş panoramik rekonstrüksiyon görüntüleri üzerinde ölçülmüştür. İnsizal açı ölçümü KIBT'nin sagittal kesit görüntülerinin incelenmesi sonucu belirlenen en uygun kesit görüntüler üzerinde gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analiz verileri IBM SPSS Statistics 25 (© Copyright SPSS Inc. 1989), 2017 yazılımı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Gömülü dişi olan hastalarda gömülü üçüncü molar dişlerden 18 (p=0,036), 38 (p= 0,001) ve 48 (p=0,011) numaralı dişler anlamlı şekilde farklı görülme sıklığına sahip bulunmuştur. Üçüncü molar diş hariç en az bir gömülü dişi olan hastalarla sadece gömülü üçüncü molar dişi olan hastaların Pell & Gregory-Winter sınıflamaları, Gonial-insizal açı değerleri karşılaştırıldığında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç: Bu araştırma gömülü dişi olan hastalarda gömülü üçüncü molar dişlerin anlamlı şekilde az sıklıkta bulunduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular, gömülü dişlerin varlığı ile üçüncü molar dişlerin gömülü kalma olasılığı arasında ters bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, üçüncü molar dişlerin gömülülük paternleri ve bunları etkileyen faktörlerin tahmin edilmesinde yol gösterici olabileceği gibi mandibular morfometri açısından da önemli bir rehber olmaktadır. Anahtar Kelimeler: gonial açı, gömülü diş, gömülülük paterni, insizal açı, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

Neslihan Göksu
Akdeniz University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı ofis tipi beyazlatma yöntemlerinin etkinlikleri ve mine dokusu üzerinde oluşturdukları değişikliklerin incelenmesi

Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı 5 farklı ofis tipi beyazlatma yönteminin beyazlatma etkiliği ile beyazlatma sonrası mine morfolojisinde meydana gelen değişikliklerin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 75 adet insan molar dişi kullanıldı. Dişler meziodistal yönde ikiye bölünerek toplamda 150 adet mine örneği elde edildi. Elde edilen örnekler beyazlatma etkinliği, yüzey pürüzlülüğü ve mine yüzey sertliği değerlendirilecek şekilde 3 ana gruba ayrıldı ve her grup 50 örnekten oluşturuldu. Ardından her ana grup, 5 farklı beyazlatma yöntemini içeren 5 ayrı alt gruba (n=10) ayrıldı. Beyazlatma uygulaması öncesi spektrofotometreyle renk ölçümü, profilometreyle yüzey pürüzlülüğü, Vicker's test cihazı ile mikrosertlik ölçümü yapıldı. Daha sonra oluşturulan 5 alt gruba farklı beyazlatma prosedürleri şu şekilde uygulandı; Grup I: yanlızca %40'lık Hidrojenperoksit ile beyazlatma uygulandı (20 dk). Grup II: %40'lık Hidrojenperoksit artı LED ışık kaynağı ile aktivasyon işlemi uygulandı (20 dk). Grup III: %40'lık Hidrojenperoksit artı Diyot lazer ile aktivasyon işlemi uygulandı (7W-940 nm diyot lazerle toplamda 20 dakikada 2 dakika). Grup IV: Ozon gazı ile beyazlatma uygulandı (20 dakika). Grup V: %40'lık Hidrojenperoksit ile ozon gazı kombine bir şekilde uygulandı (20 dakika H2O2 ve 2 dk boyunca ozon gazı). Ardından beyazlatma sonrası ölçümler aynı koşullar altında yapıldı. Deneyler sonucunda elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmesi SPSS 25.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Normallik gösteren verilerin kıyaslanmasında One-Way ANOVA, normal dağılım göstermeyen bağımsız grupların kıyaslamasında ise Kruskal wallis H testi kullanıldı. Gruplar arası çoklu kıyaslamalarda Post-hoc Tukey ve H testleri tercih edildi. Bulgular: Yapılan istatiksel değerlendirme sonucunda tüm gruplarda anlamlı düzeyde beyazlatma gerçekleştiği tespit edildi (p<0.05). Ancak gruplar arasında beyazlatma etkinliği arasında anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Ortalama değerlere bakıldığında ise en düşük etkinlik grup 3'te en yüksek etkinlik ise grup 1'de tespit edildi. Beyazlatma sonrası bütün gruplarda Vickers sertlik değeri ve yüzey pürüzlülüğü anlamlı bir biçimde azaldı (p˂0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise sertlik ve pürüzlülük düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmadı (p˃0.05). Sonuç: Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar ışığında ozonun hidrojen peroksite alternatif bir beyazlatma ajanı olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Ayrıca ışıkla aktivasyonun beyazlatma etkinliğini arttırmak için kullanımının şart olmadığı anlaşıldı. Son olarak ofis tipi beyazlatma yöntemleri sonrasında mine yüzey morfolojisinin etkilenebileceği bu sebeple beyazlatma öncesi ve sonrası çeşitli önlemlerin alınması gerektiği kanaatindeyiz.

Dental mineDiyod lazerDiş beyazlatma+6
Rahime Zeynep Erdem
Adıyaman University
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı hassasiyet giderici ajanların demineralizasyona karşı stabilitesinin mikro bilgisayarlı tomografi kullanılarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu deneysel çalışmanın amacı; farklı remineralize edici mekanizmalara sahip olan hassasiyet giderici ajanların dentin tübüllerini tıkamadaki etkinliklerini, asit maruziyeti karşısındaki stabilitelerini kıyaslamalı olarak değerlendirmek için, mikro-BT kullanarak incelemektir. Materyal ve metot: Bu çalışmada 40 adet çürüksüz insan daimi molar dişleri kullanıldı. Hassas kesme cihazı ile kole bölgesinden 40 adet dentin bloğu elde edildi. Diskler Enamelast, Nupro Sensodyne Paste, Tooth Mousse, Colgate Sensitive Pro-Relief Desensitizing Paste olmak üzere rasgele 4 gruba ayrıldı. Her bir grup sırasıyla hiçbir işlem yapılmadan, hassasiyet giderici ajan uygulandıktan sonra ve demineralize edici ajanda bekletildikten sonra olmak üzere 3 defa mikro-BT'de tarandı. Ayrıca her gruptan bir örnek SEM ile görüntülendi. Bulgular: İstatistiksel analiz hassasiyet giderici ajan uygulandıktan sonra Nupro ile Colgate grupları arasında mineral yoğunluk değişimi olduğunu gösterdi (p=0.042). Diğer gruplar arasında mineral yoğunluk düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Mineral yoğunluğu en fazla artan grup Colgate olmuş, bunu sırasıyla Enamelast, Toothmouse ve son olarak Nupro grupları izlemiştir. Demineralizasyon sonrası mineral yoğunluk değişimlerinde Toothmouse ile Colgate grupları arasında (p=0.002) ve Enamelast ile Colgate grupları arasında (p<0.001) anlamlı bir fark saptandı. Diğer gruplar arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmadı. Mineral yoğunluk değişim en fazla Enamelast grubunda olmuş bunu sırasıyla Tooth Mousse, Nupro ve Colgate grupları izlemiştir. Sonuçlar: Çalışmada kullanılan tüm örneklerde hassasiyet giderici ajanlar uygulandıktan sonra mineral yoğunluk değerleri artış göstermesine rağmen demineralizasyona karşı yeterli direnci gösterememiştir. Mineral yoğunluğundaki en fazla artış ve demineralizasyona karşı en fazla direnç Colgate grubunda olmuştur.

Dentin duyarlığıDiş demineralizasyonuFlorürler+1
Enis Şimşek
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kollajen ve bioaggregate' den oluşan yapı iskelesinin perfore diş pulpası üzerindeki etkisinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Diş pulpasının çeşitli nedenlerle açıldığı durumlarda pulpanın korunarak dişin canlılığının devam ettirilebilmesi için biyouyumlu materyallerle pulpadaki açıklığın örtülmesi gerekmektedir. Diş hekimliğinde doku mühendisliği, kaybedilmiş diş dokularının ve hatta kaybedilmiş bir dişin tekrar oluşturabilmesini sağlayacak materyaller ve teknikler üzerine yoğunlaşmıştır. Bizde bu çalışmada, Kollajen ve BioAggregate materyallerinden oluşturulmuş süngerimsi yapı iskelesinin perfore edilen koyun dişlerinde direkt kuafaj materyali olarak kullanılmasının dördüncü ve sekizinci haftalar arasındaki doğal diş dokusu oluşumuna etkisini histolojik incelemelerle değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda deney hayvanı olarak 4 adet koyun kullanıldı. Kollajen ve BioAggragate materyallerinin karıştırılarak liyofilizasyon işlemi ile gözenekli hale getirildiği yapı iskeleleri laboratuvar ortamında oluşturuldu. Yapı iskeleleri oluşturulduktan sonra por büyüklüğü ve yoğunluğunu belirleyebilmek için civa porozimetresi testi ve SEM görüntülemesi ile karakterizasyonları yapıldı. Daha sonra koyunların mandibular kesici dişlerinden ikisinde oluşturulan perforasyon alanlarına bu yapı iskeleleri yerleştirildi. 4 ve 8 hafta sonra koyunlar dekapite edilerek dişler çenelerden çıkarılıp histolojik kesitler hazırlandı ve ışık mikroskobu altında perforasyon alnındaki doku oluşumu gözlendi. CellSens Standard Software programı vasıtasıyla kesitlerin görüntülemesi ve oluşan dentin miktarının ölçümü yapıldı. Oluşan dentin köprüsü miktarının haftalar arasında istatistiksel olarak karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan civa porozimetresi testi ve SEM görüntülemelerinde, oluşturulan yapı iskelelerinin hücrelerin yerleşerek doku oluşturabilmesi için yeterli yoğunlukta ve büyüklükte gözeneklere sahip olduğu saptanmıştır. Diş kesitlerinin histolojik incelemelerinde de 4. hafta sonunda gözenekli yapıda, perforasyon alanını tamamen örten osteodentin karakterinde tamir doku oluşumu gözlenmiştir. 8. hafta sonundaki örneklerde de 4. haftaya göre daha kompakt yapıda, doku ile bütünlük sağlamış, tübüler bir yapı kazanmış osteodentin karakterinde tamir dokusu gözlenmiştir. 8. haftadaki bazı örneklerde tamir dokunun perforasyon alanının dışına yapı iskelesi içine doğru geliştiği de gözlenmiştir. Oluşan tamir dentin kalınlığının miktarında 4. hafta ve 8. hafta arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. (p>0.05). Sonuç: Diş pulpasının açığa çıktığı durumlarda pulpa dokusu ile uyumlu materyallerden oluşturulmuş gözenekli yapı iskeleleri ile diş pulpasının örtülmesi, doğal diş dokusu oluşturarak diş pulpasının canlılığını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi için kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Yapı İskelesi, Kollajen, BioAggregate, Direkt Pulpa Kuafajı

BiyouyumlulukDental pulpaDental pulpaya başlık geçirmek+3
Burak Dayı
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Pulpa kuafaj materyallerinin diş pulpası kökenli mezenkimal kök hücreler üzerindeki etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, pulpa kuafajında kullanılan kuafaj materyallerinin diş pulpası mezenkimal kök hücreleri (DP-MKH) üzerindeki etkilerinin, sitotoksik ve odontojenik farklılaştırma yönünden incelenmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışmada güncel kuafaj materyalleri olan Biodentine, MM-MTA, BioAggregate ve TheraCal'in sitotoksik etkilerini belirlemek amacıyla DP-MKH üzerinde WST-1 testi gerçekleştirilmiştir. Odontojenik farklılaştırma deneyi için ise, DP-MKH' ler ve kuafaj materyallerinden oluşturulan diskler (5x2 mm) odontojenik indüksiyon besi yerinde ortak kültüre edilerek, odontojenik farklılaştırmanın bir belirteci olan Alkalen fosfataz (ALP) aktivite testi yapılmıştır. Bulgular: WST-1 testi sonuçlarına göre, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kuafaj materyallerinin tümünde sitotoksik etki gözlemlenmiştir. TheraCal diğer kuafaj materyallerinden daha fazla sitotoksik etki göstermiştir. Materyaller arasında en yüksek odontojenik farklılaştırma potansiyeli TheraCal grubunda gözlemlenmiştir. Biodentine ve MM-MTA ise kontrol grubu ile karşılaştırıldığında düşük ALP aktivitesi göstermiştir. Sonuç: Yeni geliştirilen pulpa kuafaj materyalleri, yeni doku oluşumunu uyarmada üstün özelliklere sahip olsalar bile sitotoksisite yönünden dikkatli olunmalı ve ilave çalışmalar yapılmalıdır.

Alkalen fosfatazDental pulpaDental pulpaya başlık geçirmek+3
İbrahim Umar
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni nesil bulk fill kompozitlerin sitotoksisitelerinin ve fiziksel özelliklerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı yeni nesil bulk fill kompozit rezinlerin polimerizasyon büzülmelerini, yüzey özelliklerini, sitotoksisitelerini ve ısı iletim özelliklerini araştırmak ve karşılaştırmalı olarak incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma deneysel bir araştırma olup, bu çalışmada SDR, Tetric Evo Ceram Bulk Fill (TEC), X-trafil (XTF), Sonic Fill (SF), Filtek Bulk Fill (FBF) isimli beş farklı bulk fill kompozit rezin kullanıldı. Bu kompozit rezinlerin polimerizasyon büzülmeleri μCT cihazı ile ölçüldü. Bu amaçla her bir grup için 5 adet olmak üzere 5 mm çapında 4 mm yüksekliğinde silindirik kalıplara bulk fill kompozit rezinler yerleştirildi ve μCT cihazı ile tarandı. İlk taramaları bittikten sonra örnekler LED ışık cihazı ile 20 sn boyunca polimerize edildi ve tekrar tarandı. Görüntülerin μCT analizi yapılarak polimerizasyon sonrası büzülmeler hesaplandı. Kompozit rezinlerin yüzey özelliklerinin araştırılması amacıyla atomik kuvvet mikroskobu (AKM) kullanıldı. Bulk fill kompozit rezinler alt ve üst yüzeyleri açık 5 mm çapında 4 mm yüksekliğindeki kalıplara yerleştirildi ve her bir grup için toplam 5 adet örnek hazırlandı. Örneklerin alt ve üst yüzeylerinin sırasıyla pürüzlülük ve nano sertlik ölçümleri AKM ile yapıldı. Bulk fill kompozit rezinlerin sitotoksisitelerinin araştırılması amacıyla diş pulpası kök hücreleri (DPKH) kullanıldı. Her bir gruptan 5 adet olmak üzere 5 mm çapında 4 mm yüksekliğinde kompozit rezin diskler elde edildi ve WST-1 testi ile bu kompozit rezinlerin 1, 7, 14 ve 21. günlerdeki sitotoksisiteleri araştırıldı. Isı iletkenlik ölçümleri için her bir gruptan 5 adet olmak üzere 5 mm çapında 4 mm yüksekliğinde kompozit rezin diskleri elde edildi ve 0 ° C ve 70 ° C' lerdeki ısı iletim özellikleri Physical Properties Measurement System (PPMS) cihazı kullanılarak ölçüldü. Bulgular: Gruplar arasında polimerizasyon büzülmesi değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05). Grupların üst yüzey nano sertlik değerleri TEC grubunda SF, SDR, FBF ve XTF grubuna göre anlamlı derecede daha yüksektir (p<0.05). Grupların ortalama alt yüzey ve üst yüzeyleri arası nano sertlik değerleri karşılaştırıldıklarında XTF grubunda alt yüzeylerin nano sertlik değerleri anlamlı derecede daha azdır (p<0.05). Diğer gruplarda anlamlı bir farklılık yoktur. Çalışmada kullanılan bulk fill kompozitlerde üst yüzey pürüzlülük değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemektedir (p>0.05). Grupların üst yüzey ve alt yüzey pürüzlülük değerleri karşılaştırıldıklarında SDR grubunda alt yüzeylerin değerleri anlamlı derecede daha fazla bulunurken (p<0.05), diğer gruplarda anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05). WST-1 deneyinin sonuçlarına göre; 21. günde canlı hücre sayıları kontrol grubuyla kıyaslandığında tüm gruplarda daha azdır. Isı iletkenlik ölçümlerinin sonuçlarına göre grupların 0º C ve 70º C' lerdeki ısı iletkenlikleri XTF ve SF gruplarında FBF, SDR ve TEC gruplarına göre anlamlı derecede daha yüksektir. Sonuçlar: Bu sonuçlar doğrultusunda bulk fill kompozit rezinlerin uygulama kolaylığı sağlaması açısından avantajları bulunsa da polimerizasyon büzülmesi ve sitotoksisite açısından bazı dezavantajları bulunabilir.

Dental materyallerDental restorasyonIsı iletimi+6
Reyhan Şişman
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı kanal şekillendirme aletleri ve kanal yıkama solüsyonlarının smear tabakası üzerine etkisinin incelenmesi: SEM çalışması

Ill ÖZET Çalışmamızda 3 farklı kök kanalı şekillendirme aleti ve 4 farklı yıkama solüsyonu kullanılarak bunların kök kanallarının koronal-orta ve apikal bölgelerde smear tabakasını ne kadar uzaklaştırabildiği incelenmiştir. Kanal şekillendirme aletleri olarak el aleti (Hedström eğe), Giromatik ve Hero 642 sistemi kullanılmıştır. Solüsyon olarak, sodyum hiporlorit (NaOCİ), Etilendiamine Tetra Asetik Asit (EDTA), EDTA+NaOCl kombinasyonu ve serum fizyolojik kullanılmıştır. Çalışmamızda 64 adet ön grup diş kullanılmış, bunların kuron kısımları uzaklaştırıldıktan sonra rastgele 16 dişten oluşan 4 gruba ayrılmıştır. El aleti, Giromatik ve Hero 642 sistemiyle şekillendirilmiştir. 4. grup kontrol grubu olarak kullanılmış, şekillendirme işlemi yapılmamıştır. Her gruptaki dişler irrigasyon için 4 'erli 4 alt gruba ayrılmış ve irrifasyon işlemi yapılmıştır. Serum fizyolojikle yıkanan kanallar kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Dişlere mesio-distal yönde oluklar açılarak sıvı azotta bekletilmiş ve ikiye ayrılmıştır. 200 °A kalınlığında altınla kaplanarak scanning elektron mikroskobik (SEM) 'de incelenmiştir. Testler sonucunda aletler arasında en iyi temizleme Hero 642 sisteminde, solüsyonlar arasında EDTA+NaOCl kombinasyonunda ve bölgeler arasında koronal bölgede elde edilmiştir. Şekillendirme işlemi yapılmayan kontrol grubunda smear tabakasının varlığı görülmemiştir.IV Testlerimiz sonucunda en iyi temizlemenin El aleti/NaOCİ/Koronal, Giromatik/NaOCİ/Koronal ve Hero 642/EDTA+NaOCl/Orta kombinasyonlarında olduğu görülmüştür.

K. Meltem Çolak
Atatürk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2001
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni geliştirilen dentin bağlayıcı sistemlerin sitotoksik etkilerinin incelenmesi

Amaç: Dentin bağlayıcı sistemlerin canlı pulpa-dentin kompleksi ile yakın ilişkide bulunacağı için pulpa dokusundaki etkileri önemlidir. Bu çalışmadaki amacımız, farklı içerik ve özelliklere sahip tek aşamalı üç dentin bağlayıcı sistemin insan diş pulpası fibroblast hücreleri üzerindeki sitotoksik etkilerini tetrazolium tuzu 3-(4,5-dimethylthiazol-2-yl)-2,5-diphenyltetrazoliumbromide testi (MTT) kullanılarak 24, 48 ve 72 saatlik süreler sonunda değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Bu çalışmada 3M ESPE Universal Single Bond, Clearfil S3 Bond Plus ve GC-Gaenial bond gibi tek aşamalı dentin bağlayıcı sistemler test edildi. Kontrol grubu olarak sadece serum içeren kültür ortamı kullanıldı. Dentin bağlayıcı sistemlerin polimerizasyon öncesi ve polimerizasyon sonrası sitotoksik etkileri MTT testi ile değerlendirildi. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 20.0 paket programı ile değerlendirildi. Nicel veriler ortalama ve standart sapmalarla özetlendi. Bulgular: Dentin bağlayıcı sistemlerin canlı hücre sayıları üzerindeki etkileri karşılaştırıldıklarında Clearfil S3 Bond Plus grubu sitotoksik etki açısından anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Gaenial Bond grubu ise sitotoksik etki açısından daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Polimerize edilmeden uygulanan dentin bağlayıcı sistemlerin tümünde 1/1000' lik dilüsyonlarında canlı hücre sayısı anlamlı derecede azalmıştır (p<0.05). Tüm dentin bağlayıcı sistemler farklı zaman ve farklı konsantrasyonlarda en az iki defa kontrol grubuna göre anlamlı derecede canlı hücre sayısında artış göstermiştir (p<0,05). Sonuç: Yeni geliştirilen dentin bağlayıcı sistemlerin, uygulama kolaylığı sağlaması açısından avantajları bulunsa da hücre canlılığı açısından bazı dezavantajları bulunabilir. Bu nedenle dentin bağlayıcı sistemlerin biyolojik uyumunun arttırılması için çeşitli tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Dental bondingDental materyallerDental pulpa+4
Mehmet Gökhan Tekin
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Akıcı kompozitlerin polimerizasyon büzülmelerinin yeni nesil mikro bilgisayarlı tomografi (mikro-ct) cihazı ile değerlendirilmesi

ÖZET Amaç: Bu çalışmanın amacı 8 farklı akıcı kompozit rezinin yeni nesil Mikro Bilgisayarlı Tomografi Cihazı (Micro - CT Skyscan 1172) ile polimerizasyon büzülmesinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda akışkan kompozit rezinler ve bulk fill akışkan kompozit rezinler kullanıldı. Kaviteye 4 mm kalınlığına kadar uygulanabilen bulk fill kompozitler için 4x6 mm lik standart teflon kalıplar kullanıldı. Akışkan kompozit rezinler için ise 2x6 mm lik standart teflon kalıplar kullanıldı. Her bir grup için farklı dental akıcı rezin kompozitler kullanıldı. Her bir grup için ayrı ayrı standart kalıplar içine kompozit materyal yerleştirildi ve Micro- Skyscan 1172 cihazı ile kamera piksel boyutu 9 µm, voltaj 100 kV, 100 mili amper, rekonstrüktör dönme açısı 360 derece, dönme açısı 2 derece olacak şekilde ayarlanarak ve LED ışıkla polimerize edilmeden önce 1 saat numune tarandı. Tarama sırasında cihazın iç haznesi karanlık ortamda bulunduğu için materyalde büzülme gözlenmedi. Materyal tarandıktan sonra LED ışıkla 40 sn. polimerize edildi ve tekrar Skyscan 1172 cihazı ile aynı parametrelerde tarandı. Taranan numunelerin CTAn software programı ile polimerizasyon büzülmeleri hesaplandı. Her bir grup için 10 adet numune; 5 adet polimerizasyon öncesi 5 adet polimerizasyon sonrası olacak şekilde değerlendirildi. Sonuçlar: Materyallerin polimerizasyon sonrasındaki parametrelerin yüzdelik değişimi incelendiği zaman polimerizasyon büzülmesi en fazla CHF grubunda en az XTB grubunda gözlemlendi. Anahtar Kelimeler: Akışkan Kompozitler, Micro - CT Skyscan 1172, Polimerizasyon büzülmesi

Hakan Kamalak
İnönü University
2015
00