Bezmialem Vakıf University
Anabilim Dalı

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Bezmialem Vakıf University

127

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan ve oksijen desteği alan yenidoğanların ebeveynlerinin stres ve kaygı düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan ve oksijen desteği alan yenidoğanların ebeveynlerinin stres ve kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla kesitsel tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. 1 Ağustos 2020-1 Mayıs 2021 tarihleri arasında özel bir vakıf üniversitesi hastanesinin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde uygulanmıştır. Çalışma örneklemini 123 ebeveyn oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Ebeveyn Bilgi Formu", "Bebek Bilgi Formu", "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği", "YYBÜ Anne Baba Stres Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik kurul izni ve araştırmanın yürütüleceği Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden yazılı kurum izni alınmıştır. Araştırma verileri 22.0 SPSS programıyla analiz edilmiş ve geçerlik güvenilirliği kanıtlanmıştır. Araştırma sonucunda ebeveynlerin durumluk kaygı puanı ortalamaları 48,26±10,21 ve sürekli kaygı puanı ortalamaları 47,52±8,46 olarak her ikisinde de algılanan "orta düzeyde kaygı" olduğu belirlenmiştir. YYBÜ Anne-Baba Stres Ölçeği toplamından aldıkları puan ortalamaları 104,38±31,58; ölçeğin alt boyutlarından Görüntü ve Sesler puan ortalaması 16,21±6,12; Bebeğin Görünümü ve Davranışları puan ortalaması 52,53±19,19; Bebeğinizle İlişkiniz puan ortalaması 35,62±13,42 bulunmuş olup, ölçek toplam ve alt puan ortalama değerlerinin "orta derecede stresli" olduğu söylenebilir. Ebeveynlerin sahip olduğu çocuk sayısı, çalışma durumu, bebeğin cinsiyeti, doğum şekli, yoğun bakım ortamının özellikleri, ebeveynlerin sağlık personelleriyle iletişimi, bebeğin sağlık durumu gibi özelliklerin ebeveynlerin stres ve kaygısını etkilediği bulunmuştur. Bu süreçte aile merkezli yaklaşım ile yenidoğanların en değerlileri olan ebeveynlere destek olunması önerilmektedir.

Ana-babaAnksiyeteBebek-yenidoğmuş+7
Gamze Güney
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Periton diyalizi alan çocukların ebeveynlerinin bilgi düzeyi, hastalık yönetimi ve komplikasyon sıklığının belirlenmesi

Son dönem böbrek yetmezliğinin en önemli tedavi yöntemlerinden biri periton diyalizidir. Periton diyalizi alan çocukların ailelerinin farkındalık düzeyinin arttıkça hastalığı koordine etme becerisinin artmasına ve oluşabilecek enfeksiyonların kontrol altına alınmasını sağlamaktadır. Bu araştırma, periton diyalizi alan çocukların ebeveynlerinin bilgi düzeyi, hastalık yönetimi ve komplikasyon sıklığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 0-18 yaşları arasında periton diyalizi alan çocuğa sahip 50 ebeveyn oluşturmaktadır. Araştırmada veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu", literatür taraması yapılarak ve 5 uzman görüşü alarak oluşturulan "Periton Diyalizine İlişkin Ebeveyn Bilgi Formu" ile "Periton Diyalizine İlişkin Ebeveyn Komplikasyon Değerlendirme Formu " ve Çocuk Kronik Hastalık Yönetimi Ölçeği: Aile Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; Shapiro Wilk, t testi, varyans analizi kullanılmıştır. Analizler SPSS 26.0 programı yardımıyla gerçekleştirilmiş, p<0,05 anlamlılık seviyesine göre değerlendirilmiştir. Ölçek puanı ve alt boyut puanlarının sosyodemografik özelliklere göre karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür (p>0,05). Araştırmanın sonucunda ebeveynlerinin bilgi düzeyinin hastalık yönetimi ve komplikasyon sıklığı arasında ilişki saptanmamış olup bu konuda daha büyük örneklem içeren çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

Esra Muhsinoğlu
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveyn sağlık okuryazarlığının çocuk sağlığı ile ilişkilerinin incelenmesi

Sağlık okuryazarlığı bireylerin sağlığını iyi bir şekilde yönetebilmesi için doğru bilgiye erişmesini, anlamasını ve bu bilgileri kullanma becerilerini tespit eden kişisel, bilişsel ve sosyal becerilerini ifade etmektedir. Yetişkin nüfusunun önemli bir alt grubunu oluşturan ebeveynler hem kendi sağlık tutum ve davranışlarından hem de bakım verdikleri çocukların sağlık tutumlarından sorumludurlar. Ebeveynlere sağlık okuryazarlığının kazandırılması ya da iyileştirilmesi çocuklara nitelikli bir sağlık bakımı sunulması ve sağlık eşitsizliklerini ortadan kaldırılması için önemlidir. Sağlık sisteminde önemli bir grubu oluşturan hemşireler nitelikli sağlık hizmetinin sunulması ve sağlık okuryazarlığı seviyesinin yeterli düzeylere ulaşmasında önemli role sahiptir. Bu araştırma ebeveyn sağlık okuryazarlığı düzeyinin, çocuk sağlığı ile ilişkisini belirlemeye yönelik tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmanın evreni 6-12 yaş arası en az bir çocuğa sahip ebeveynler, örneklem ise evrenin özelliğini taşıyan Kırşehir il merkezinde ikamet etmekte olan ebeveynlerden oluşmaktadır. Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ve Çocuk Sağlık Çıktısı soruları ile veriler toplanmıştır. Araştırmada AMOS, SPSS 25 ve MS Excel programları ile tanımlayıcı istatistikler, Doğrulayıcı Faktör Analizi, korelasyon analizleri ve varyans analizleri yapılmıştır. Ebeveyn sağlık okuryazarlık boyut ortalamaları aile üye sayısı, gelir durumu, eğitim durumu, ebeveyn yaşı, sahip olunan çocuk sayısı ve ebeveynin mesleğine göre farklılık gösterdiği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak çocuk sağlık çıktıları ile ebeveyn sağlık okuryazarlığı boyutları arasında anlamlı pozitif ilişki bulunmuştur. Sağlık okuryazarlığı seviyesini artırmada hemşire hasta ilişkisi fırsatı doğru stratejiler ve planlamalar yapılarak değerlendirilmelidir. Ebeveyn sağlık okuryazarlığı ve çocuk sağlığına ilişkin çalışmaların sayısı arttırılması ve çalışmalarda çocuk sağlık çıktılarının sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek adına bir standart oluşturulması önerilmektedir.

Aile içi ilişkilerAna-babaSağlık okuryazarlığı+2
Nagihan Merve Söylemez
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemodiyalize giren pediatri hastalarında anemi sıklığı ve böbrek yetmezliği nedenleri

Hemodiyaliz, böbrekler işlevlerini yerine getiremediğinde kanı tedavi eder. Belirli bir makine kullanarak atık ve sıvıları uzaklaştırır. Bu genellikle anemiye yol açar, yorgunluk, depresyon, sınırlı egzersiz ve nefes darlığı gibi belirtilerle kendini gösterir. Anemi ayrıca morbidite, mortalite ve kalple ilgili hastaneye yatırılma riskini artırır. Bu çalışma, 2020-2023 yılları arasında Bağdat AL-Karama Hastanesi Pediatrik Nefroloji Merkezi'ndeki diyaliz hastalarında anemi sıklığını ve böbrek yetmezliği nedenlerini araştırmak amacıyla boylamsal olarak yürütülmüştür. Ocak 2020'den Ocak 2023'e kadar olan kayıtlardan toplanan 120 hasta dahil edilmiştir. Veri sonuçlarına göre, hastaların ortalama yaşı 13,50\pm2,25 ve hastaların %65,8 i \geq13 yaş ve %34,2' si ise \le12 yaş olarak bulunmuştur. Hastaların %62,5'i erkek ve %37,5'i kızdır. Böbrek yetmezliğinin nedenlerine bakıldığında, en sık neden %45,8 glomerülopatidir. Konjenital nedenler %29,2, alt üriner sistem tıkanıklıkları %18,3, kalp sorunları %4,2 ve en az neden ise %2,5'i ile yaralanmalar olarak bulunmuştur. Hemoglobin düzeyleri ise hastaların %57,5 inde ≥11 g/dl ve %42,5'in de ise <11 g/dl olarak bulunmuştur. Hastaların hemodiyaliz öncesi ortalama ağırlığı 41,16±9,02, hemodiyaliz sonrası ağırlığı 40,61±9,02 ve diyaliz süresi ortalaması 2,55±0,93 olarak bulunmuştur. Bu çalışma, yaş ile hedef hemoglobin düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki olduğunu göstermiştir.

AnemiBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+4
Zaınab Mohammed Abed Al-khuzamee
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik böbrek yetmezliği olan ergenlerin hastalık deneyimleri fenomolojik bir araştırma

Bu araĢtırmada Kronik Böbrek Yetmezliği tanısına sahip 18 yaĢ altıergenlerin tanı sürecinde neler yaĢadığını, hangi duyguları hissettiğini, hastalığın yaĢamlarını nasıl etkilediğini ortaya çıkarılması amaçlanmıĢtır. AraĢtırma nitel araĢtırma deseni içinde yer alan fenomenolojik yaklaĢıma dayalı olarak yürütülmüĢtür. AraĢtırmanın verileri Sağlık Bilimleri Üniversitesi HaydarpaĢa Numune Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi Çocuk Nefroloji Polikliniğinde 18 ġubat 2022 – 1 Mayıs 2023 tarihleri arasında toplanmıĢtır. Amaçlı örneklem yönteminden ölçüt örneklem yöntemi kullanılmıĢtır. Çocuk Nefroloji Polikliniğine baĢvuran Kronik Böbrek Yetmezliği tanısı bulunan 10 kiĢi çalıĢmaya katılmıĢtır. Verilerin analizinde MAXQDA 2022 programı kullanılmıĢtır. Yapılan analiz sonucunda Hastalık Öncesi Deneyimler, Hastalık Sürecinde YaĢanan Deneyimler ve Geleceğe Yönelik Beklentiler olmak üzere üç ana tema elde edilmiĢtir. Sonuç olarak, Kronik Böbrek Yetmezliği tanısına sahip 18 yaĢ altında ki ergenlerin hastalıklarını nasıl algıladıkları ve günlük yaĢam deneyimlerinin fenomenolojik etkilerinin daha iyi anlaĢılması sağlanmıĢtır. Ağustos 2023, 114 Sayfa. Anahtar kelimeler: Ergenlik, kronik böbrek yetmezliği, insan deneyimi, niteleyici araĢtırma

Böbrek yetmezliğiBöbrek yetmezliği-kronikDeneyim+2
Nagihan Fatma Harmancı
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Alerjik astımlı adölesanlara internet ortamında akran ve yetişkin tarafından verilen eğitimin yaşam kalitesi, öz-etkililik, kaygı, hastalık bilgi ve yönetimine etkisi

Amaç: Çalışmanın amacı, alerjik astımı olan 10-14 yaş grubundaki adölesanlara internet ortamında akran ve yetişkin tarafından verilen eğitimin kaygı, öz etkililik, yaşam kalitesi, hastalık bilgi ve yönetimine olan etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, 15.05.2019-01.10.2020 tarihleri arasında randomize kontrollü olarak çocuk alerji ve immünoloji polikliniğinde izlenen, 10-14 yaş arası alerjik astımlı adölesanlarla yapıldı. Örneklem, çalışma grubu-1 akrandan (n=15), çalışma grubu-2 yetişkinden (n=14) eğitim alan ve kontrol grubu (n=12) olmak üzere 41 adölesandan oluştu. Çalışma gruplarındaki adölesanlara alerjik astım bilgi ve yönetimine ilişkin internet ortamında etkileşimli eğitim verildi. Kontrol grubuna eğitim verilmedi. Veriler, tanıtıcı veri formları, Çocuklar için Durumluk Kaygı Envanteri, Astımlı Çocuklar ve Adölesanlar için Öz Etkililik Ölçeği, Astımlı Çocuk Yaşam Kalitesi Ölçeği, Hastalık Bilgi ve Yönetimi Anketi ile toplandı. Çalışma grubundaki adölesanların kaygı, öz etkililik, yaşam kalitesi, hastalık bilgi ve yönetimi eğitimden önce, eğitimden hemen sonra, 1 ve 3 ay sonra değerlendirildi. Kontrol grubunun verileri diğer gruplarla aynı zamanda toplandı. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, Kruskal Wallis, ANOVA ve Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analiziyle değerlendirildi. Bulgular: Çalışma gruplarındaki adölesanların eğitimden hemen sonra ve 1 ay sonraki kaygı puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşüktü (p<0,05). Çalışma gruplarında yer alan adölesanların eğitimden hemen sonra, 1 ve 3 ay sonraki öz etkililik puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksekti (p<0,05). Grupların yaşam kalitesi puan ortalamaları arasında fark yoktu (p>0,05). Çalışma gruplarındaki adölesanların eğitimden sonraki hastalık bilgi ve yönetimi puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksekti (p<0,05). Çalışma grubu 1 ile 2 arasında kaygı, öz etkililik, yaşam kalitesi, hastalık bilgi ve yönetimi puan ortalamaları açısından fark saptanmadı (p>0,05). Sonuç: İnternet ortamında verilen eğitimlerin adölesanların kaygılarını azalttığı, öz etkililik, astım bilgi ve yönetimini arttırdığı, fakat yaşam kalitesini etkilemediği görüldü. Fakat akrandan eğitim alanlar ile yetişkinden eğitim alanlar arasında kaygı, öz etkililik, yaşam kalitesi, astım bilgi ve yönetimi açısından fark bulunmadı.

AlerjenlerAnksiyeteAstım+4
Pelin Karataş
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alt üriner sistem semptomu olan obez çocuklarda mesane kapasitesi ve standart üroterapinin mesane kapasitesine ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi

Amaç: Alt üriner sistem semptomu (AÜSS) olan obez çocuklarda fonksiyonel mesane kapasitesini ve standart üroterapinin mesane kapasitesine ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Yarı deneysel tipteki araştırma, Temmuz 2017 – Şubat 2018 tarihleri arasında, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Cerrahisi Polikliniği'nde yürütülmüştür. Araştırma örneklemini 6-18 yaş arası alt üriner sistem semptomları ile polikliniğe başvuran ve BKİ'ne göre guruplara ayrılan; 24 obez (BKİ ≥95 persantil üzeri olan) ve 27 normal kilolu (5 < BKİ < 85 persantil olan) çocuk oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Çocuk Tanıtım Formu, İşeme Bozukluğu Semptom Skoru (İBSS), İşeme-Hacim Çizelgesi (2 günlük), KINDL ve PIN-Q(TR) ölçekleri kullanılmıştır. Standart üroterapi öncesinde ve standart üroterapiden bir ay sonra tüm çocuklara anket formları uygulanarak sonuçlar değerlendirilmiştir Bulgular: AÜSS olan obez ve normal kilolu çocukların fonksiyonel mesane kapasiteleri açısından aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. AÜSS olan çocuklarda bir aylık standart üroterapinin fonksiyonel mesane kapasitesini ve yaşam kalitesini istatistiksel olarak anlamlı ölçüde arttırdığı, İBSS' nu ise istatistiksel olarak anlamlı ölçüde azalttığı bulunmuştur. Standart üroterapi sonrası AÜSS olan obez çocukların % 20,8' i, AÜSS olan normal kilolu çocukların ise % 14,8' i tedaviye kısmi yanıt vermiştir. Sonuçlar: AÜSS olan çocuklarda obezite durumunun fonksiyonel mesane kapasitesi ve standart üroterapinin başarı düzeyi üzerine etkisi olmadığı ve standart üroterapinin, AÜSS olan çocuklarda semptomların azalmasında, yaşam kalitesinin ve fonksiyonel mesane kapasitesinin artmasında etkin bir tedavi yöntemi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Alt üriner sistem semptomları, obezite, standart üroterapi.

Belirti ve semptomlarMesaneObezite+6
Nihan Örgülü
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Pediatrik onkoloji hastalarına uygulanan çocuk yogası programının çocukların yaşam kalitelerine ve kortizol düzeylerine etkisi

Pediatrik onkoloji hastaları, tedavi süresince yaşam kalitelerini olumsuz etkileyen fiziksel ve psiko-sosyal semptomlar yaşarlar. Pediatrik onkoloji hastalarının yaşam kalitesini artırmaya yönelik zihin-beden farkındalığı ile nefes çalışmalarını birleştiren eşsiz bir fiziksel aktivite olarak bilinen "Yoga" uygulamaları, son zamanlarda popüler olmaya başlamıştır. Çalışma, çocuk yogası programının, pediatrik onkoloji hastalarının yaşam kalitesi ve kortizol düzeylerine etkisini araştırmak amacıyla, Mersin'de bir hastanede Çocuk Onkoloji/Hematoloji servisinde 19.01.2020-19.08.2020 tarihlerinde tedavi gören 8-18 yaş grubu 30 kontrol, 30 çalışma grubu çocuk ve onların ebeveynleri ile ön test, son test şeklinde deneysel olarak yapıldı. Etik kurul, kurum ve ebeveyn onamı alındı. Veriler anket formu, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ve kortizol kiti kullanılarak toplandı. Katılımcılara 3 haftalık (6 seans) yoga programı öncesi Yaşam Kalitesi Ölçeği çocuk ve ebeveyn formu doldurtularak, çocuklardan tükürük kortizol örneği alındı. Yoga programı sonunda bu işlemler tekrarlandı. Nicel değişkenlerin analizlerinde "İndependent Sample-t test", "Paired Sample", "Mann Whitney U", "Wilcoxon", test ve Spearman" korelasyon katsayısı kullanıldı. Nitel değişkenlerin analizinde "Pearson -X2" çapraz tabloları kullanıldı. Çalışma grubunun müdahale sonunda, çocuk raporu ölçek toplam puanı 55.58±15.06'dan, 70.83±10.22'e, ebeveyn puanı ise 53.73±14.29'dan, 70.47±11.83'e yükseldi (p<0.05). Kontrol grubunun çocuk raporu puanı 49.67±13.71'den, 44.13±16.77'e, ebeveyn puanı ise 49.17±15.28'den, 37.93±13.96'a düştü (p<0.05). Çocuk (Cronbach a: 0.904-0.943) ve ebeveynlerin (Cronbach a:0.888-0.939) raporlarında ölçek sorularına verdikleri cevaplar yüksek düzeyde güvenilir bulundu. Çalışma grubunda kortizol değerlerinin 3.18±2.11'den 2.26±1.92'ye düştüğü, kontrol grubunda ise 2.45±2.15'ten 2.64±2.08'e yükseldiği görüldü (p<0.05). Çalışmada pediatrik onkoloji hastalarının yaşam kalitesini arttırmaya ve streslerini azaltmaya yönelik sonuçlar olumluydu. Pediatrik onkoloji hastalarının yaşam kalitelerini artırmaya ve streslerini azaltmaya yardımcı olması açısından, çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşirelerinin hastalarına bakım verirken yoga pratiğini, bakım planlarına entegre etmeleri ve hastanelerin çocuk onkoloji servislerinde yoga pratiklerinin yapılabileceği çocuk yoga alanlarının oluşturulması önerilir. Anahtar kelimeler: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği, Çocuk yogası, Kortizol, Stres, Yaşam kalitesi.

Nazmiye Ecem Oksal Güneş
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Konjenital kalp hastalığı olan çocukların ailelerine post-operatif dönemde verilen bireyselleştirilmiş beslenme eğitiminin büyüme ve gelişmelerine etkisi

Bu araştırma, KKH sebebiyle ameliyat olan çocukların annelerine verilen bireyselleştirilmiş beslenme eğitiminin çocukların büyüme ve gelişmelerine olan etkilerini belirlemek amacıyla deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın verileri 20/01/2021–30/06/2021 tarihlerinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kalp Damar Cerrahisinde toplandı. Araştırma toplam 42 konjenital kalp hastası çocuğun ailesi ile görüşülerek yapıldı. Randomizasyon yöntemi ile iki deney ve kontrol grubu olarak oluşturulan üç gruba kişisel bilgi formu, büyüme parametreleri ve Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE) uygulandı. Oral beslenen birinci deney grubuyla oral ile birlikte nutrisyonel beslenen ikinci deney grubuna, bireyselleştirilmiş beslenme eğitimi uygulandı. Bu eğitimler bebeğin yaşına uygun, beslenme içerikleri, besini hazırlama ve kalori ihtiyacını karşılama şekilleriyle ilgiliydi. Kontrol grubuna araştırma sürecinde herhangi bir eğitim verilmeyip araştırma sonunda eğitim materyali verildi. Her üç grubun büyüme ve gelişme parametreleri değerlendirilerek verilen eğitimin etkisi incelendi. Kontrol ve deney gruplarının sosyodemoğrafik özellikler açısından benzer olduğu, grupların homojen ve bağımsız olduğu saptandı. Araştırmada, gruplara göre 3. izlem ile 1. izlem farkı ağırlık açısından istatistiksel olarak anlamlıydı (χ2=14.235; p=0.001). Eğitim alan gruptaki çocukların ağırlık alımında anlamlı farklılık tespit edildi (p<0.05). Ayrıca 12 aydan daha fazla anne sütü alan bebeklerin büyüme parametreleri ve toplam gelişim puanları daha az anne sütü alan bebeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, KKH olan çocuklara verilen bireyselleştirilmiş beslenme eğitimiyle çocukların büyüme ve gelişmesi desteklenebilir. Çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireleri çocuk ve ailelerine bireysel olarak hazırlayıp verdikleri eğitimlerle çocukların büyüme ve gelişmelerine olumlu olarak katkı sağlayarak, destek olmalıdır. Anahtar sözcük: Çocuk sağlığı ve hemşireliği, konjenital kalp hastalığı, büyüme ve gelişme, beslenme eğitimi.

BeslenmeBeslenme eğitimiBüyüme+7
Emel Yürük
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir lisede öğrenim görmekte olan adölesanların benlik saygısı ve anne baba tutumunun problemli internet kullanımına etkisi

Amaç: Araştırma adölesanlarda sosyo-demografik değişkenler ile benlik saygısı ve anne baba tutumunun problemli internet kullanımına etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak "Sosyo-Demografik Veri Formu", "Problemli İnternet Kullanım Ölçeği-E", "Anne Baba Tutumu Ölçeği" ve "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Anne baba tutumu, "kabul/ ilgi " (27,188 ± 5,281), "psikolojik özerklik" (24,271 ± 4,856), "denetleme" ortalaması (25,947 ± 4,442) düzeydedir. Anne baba tutumları (%34,8) demokratik, (%34,9) izin verici- ihmalkâr, (%10,0) otoriter, (%20,3) izin verici-hoşgörülü olarak bulunmuştur. Benlik saygısı ortalamasının (1,880 ± 1,601) yüksek, problemli internet kullanımı "internetin olumsuz sonuçları" (26,744 ± 11,614), "aşırı kullanım" (18,068 ± 5,679), "sosyal fayda/sosyal rahatlık" (14,799 ± 6,102), "genel problemli internet kullanımı düzeyi" (59,610 ± 20,318) orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Sonuçlar: Adölesanların algıladıkları kabul/ ilgi düzeyi yaş ve kardeş sayısı arttıkça düşük, annenin ve babanın eğitim düzeyi yükseldikçe yüksek bulunmuştur. Gelir düzeyi yüksek, internet kullanımı 5 yıldan fazla, annesi sosyal paylaşım sitelerine üye olan, kendisine ait bilgisayarı bulunan, erkek adölesanların problemli internet kullanımı yüksek, 12. sınıfta öğrenim gören adölesanların problemli internet kullanımı düşüktür.

Ergenler
Emine Zahide Özdemir
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Engelli kardeşi olan sağlıklı çocukların davranışlarının ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Giriş-Amaç: Engelli bir çocuğun kardeşi olmak, olumlu duygu ve davranışlardan olumsuz boyuta kadar uzanan çeşitli duygusal ve davranışsal tepkilere yol açmaktadır. Bu araştırma, engelli kardeşi olan sağlıklı çocukların davranışlarını ve etkileyen faktörleri değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve analitik nitelikte olan araştırma, Nisan-Eylül 2014 tarihleri arasında iki Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezine kayıtlı engelli çocukların anneleri (n=135) ve yaşları 0-24 arasında N=198 sağlıklı kardeşten, yaşları 7-18 arasında olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden n=154 sağlıklı kardeş ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında; "Aile Tanıtım Formu", "Schaffer Kardeş Davranışı Değerlendirme Ölçeği (SKDDÖ)", "Kardeş Problemleri Anketi" kullanılmıştır. Veriler, NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan annelerin yaş ortalaması 38.22±5.12, %83'ü ilköğretim mezunu, %92,6'sı ev hanımıdır. Sağlıklı kardeşlerin %55,1'i erkek ve %88'i öğrencidir. Yaşları 1,5-27 arasında olan engelli kardeşlerin ise, özel eğitime başlama yaşı 1 ile 19 yaş arasında, %54,1'inin ikinci çocuk, %55,6'sının erkek, çoğunun (%42,2'si) zihinsel engelli, %18,5'inin birden fazla engele sahip olduğu saptanmıştır. Annelerin %71,1'inin, sağlıklı kardeşlerin ise %88,9'unun engel ile ilgili eğitim almadıkları bulunmuştur. Yapılan analizler sonucunda, 15 yaş üzeri sağlıklı kardeşlerin engelli kardeşleriyle daha az problem yaşadıkları belirlenmiştir (p=0.02; p<0.05). SKDDÖ'i alt boyutlarına göre sağlıklı kardeşin eğitim durumu "Nazik Olma Boyutu"nu (p<0.05); yaşı ve cinsiyeti "Uzak Durma-Çekinme Boyutu'nu" (p<0.001); engelli kardeşin ise engel derecesi ve görünür engelinin varlığı "Nazik Olma" ve "Uzak Durma-Çekinme" Boyutlarını, özel eğitime başlama yaşının "Birliktelik-İlgili Olma Boyutu"nu, doğum sırasının "Empati Boyutu"nu etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Annelere göre de sağlıklı kardeşin eğitim durumunun, yaşının, cinsiyetinin ve engel ile ilgili eğitim alma durumunun ölçek alt boyutlarını etkilediği bulunmuştur. Annelerin engel ile ilgili eğitim alma, çalışma ve gelir durumunun da ölçek alt boyutlarını anlamlı etkilediği görülmüştür. Anlamlılık p<0,01 ve p<0,05 düzeylerinde değerlendirilmiştir. Sonuç: Araştırma sonucunda, engelli kardeşi olan sağlıklı çocukların davranışlarının birçok faktörlerden etkilendiği saptanmıştır. Sorunların niteliksel çalışmalarla da değerlendirilmesi önerilmektedir.

Engelli çocuklarHemşirelerHemşirelik+3
Gülşah Hür
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 1 diyabetli kardeşi olan sağlıklı çocukların davranışlarının ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, Tip 1 Diyabetli kardeşi olan sağlıklı çocukların davranışlarının ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: İlişkisel tarama ve analitik türde olan araştırma, üç hastanenin Çocuk Endokrin Polikliniklerinde kayıtlı Tip 1 Diyabetli çocukların anneleri (n=147) ve sağlıklı kardeşlerden (N=634) yaşları 7-18 arasında olan, herhangi bir kronik hastalığı olmayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden n=147 sağlıklı kardeş ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında; "Çocuk ve Aile Tanıtım Formu", "Kardeş Problemleri Anketi", "Schaeffer Kardeş Davranışı Değerlendirme Ölçeği (SKDDÖ)-Kardeş ve Anne Formları" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama±standart sapma ve yüzde dağılımları, Kruskal Wallis, Mann Whitney U ve Ki-kare testleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan sağlıklı kardeşlerin yaş ortalaması 12,30±3,4 olup, %54,4'ü kız, %53.1'i diyabet yönetimi konusunda eğitim aldığı saptanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, diyabet yönetimi konusunda eğitim almış olan sağlıklı kardeşlerin Tip 1 diyabetli kardeşleriyle daha az problem yaşadıkları belirlenmiştir (p=0.025; p<0.05). Sağlıklı kardeşlere göre; SKDDÖ'i alt boyutlarına göre sağlıklı kardeşin Diyabet yönetimi konusunda eğitim alma durumu "Nazik Olma Boyutu"nu, "Birliktelik-İlgili Olma Boyutu"nu ve "Fiziksel Saldırganlık Boyutu"nu etkilediği (p<0.05); Tip 1 Diyabetli kardeşin okula gitme durumu "Birliktelik-İlgili Olma Boyutu"nu, eğitim durumu "Uzak Durma-Çekinme Boyutu"nu, "Birliktelik-İlgili Olma Boyutu"nu ve "Empati Boyutu"nu etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Annelere göre ise, SKDDÖ'i alt boyutlarına göre sağlıklı kardeşin yaşadığı yerleşim yeri "Birliktelik-İlgili Olma Boyutu"nu, diyabet yönetimi konusunda eğitim alma durumu "Nazik Olma Boyutu"nu, "Birliktelik-İlgili Olma Boyutu"nu ve "Fiziksel Saldırganlık Boyutu"nu etkilediği (p<0.05); diyabetli kardeşin okula gitme durumu "Birliktelik-İlgili Olma Boyutu"nu, eğitim durumu "Birliktelik-İlgili Olma Boyutu"nu ve "Fiziksel Saldırganlık Boyutu"nu, kan şekeri ölçümünü ve insülin uygulamalarını kendi kendine yapabilme durumu "Birliktelik-İlgili Olma Boyutu"nu etkilediği saptanmıştır (p<0.05). Anlamlılık p<0,05, p<0,01 ve p<0,001 düzeyinde değerlendirilmiştir. Sonuç: Araştırma sonucunda, Tip 1 diyabetli kardeşi olan sağlıklı çocukların davranışlarının diyabet yönetimi konusunda eğitim alma durumuna göre değiştiği, ayrıca birçok faktörden de etkilendiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Tip 1 Diyabetli Çocuk, Sağlıklı Kardeş, Hemşirelik

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Hemşirelik+5
Hasret Yağmur Sevinç
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Planlı eğitimin epilepsili çocuğun yaşam kalitesi ve uyku kalitesine etkisinin incelenmesi

Amaç:Bu çalışmanın amacı; planlı eğitimin epilepsili çocuklarda yaşam kalitesi ve uyku kalitesine etkisinin olup olmadığı değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem:Deneysel tipteki araştırma, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Nörolojisi Polikliniği' nde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, deney (37 çocuk) ve kontrol (37 çocuk) grubu olarak toplam 74 epilepsili çocuk oluşturmuştur. Araştırma verileri çocuk tanıtım formu, Genel Çocuk Yaşam Kalitesi Ölçeği, Çocuklar İçin KINDL Epilepsi Yaşam Kalitesi Modülü, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Deney grubu için eğitimden önce anket formu uygulanmıştır. Bu eğitimden 1 ay sonra aynı anket formu eğitim etkinliğini değerlendirmek için tekrar uygulanmıştır. Kontrol grubuna anketler uygulanmıştır. Aynı gruba eğitim verilmeden aynı anket formları 1 ay sonra tekrar uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, verilerin yüzde dağılımları yapılarak veriler arası anlamlılık için Ki-kare, Bağımlı Gruplarda T Testi, Bağımsız Gruplarda T Testi, Mann Whitney U Testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar Testleri ve ölçekler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Bulgular:Araştırma kapsamına alınan çocuklardan deney grubuna uygulan eğitim sonucunda Genel Çocuk Yaşam Kalitesi Ölçeği, Çocuklar İçin KINDL Epilepsi Yaşam Kalitesi Modülü puan ortalamalarının arttığı ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ölçek puan ortalamasının azaldığı bulunmuştur. Genel Çocuk Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Çocuklar İçin KINDL Epilepsi Yaşam Kalitesi Modülü ile Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi arasında negatif yönde; Çocuklar İçin KINDL Epilepsi Yaşam Kalitesi Modülü ile Genel Çocuk Yaşam Kalitesi Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar:Epilepsili çocukların planlı eğitim ile yaşam kalitesi ve uyku kalitesi düzeylerinin arttığı ve planlı eğitimin epilepsili çocuklar üzerinde etkili olduğu görülmüştür.

EpilepsiHasta eğitimiUyku+3
Selin Demirbağ
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

0-24 ay arası bebeği olan annelerin tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi, tutum ve uygulamaları

Amaç: Çalışma, Manisa Celal Bayar Üniversite Hastanesi Çocuk Servisinde yatan 0-24 aylık çocukların annelerinin tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi, tutum ve uygulamalarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından literatür bilgileri doğrultusunda ve uzman görüşü alınarak oluşturulan sosyo-demografik bilgi formu ve annelerin tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi, tutum ve uygulamalarını içeren anket formu kullanılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte planlanan bu çalışma 1 Temmuz-30 Eylül 2017 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi'nde gerçekleştirilmiştir. Bu tarihler arasında hastanede yatan, 0-24 ay çocuğu olan 200 anne seçilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan annelerin yaş ortalaması 29,4±5.73 yıldır. Bebeklerin %53'ü erkek %47'si kızdır ve ortalama olarak 13,18±6,46 aydır. Annelerin %73,5'i tamamlayıcı beslenme konusunda bilgi almış, bilgi alınan kaynaklardan ebe veya hemşire ilk sırayı almıştır. Annelerin %14,4'ü bebek 6 aylıkken tamamlayıcı besine başlamış ve bebeklerin tamamlayıcı besinlere başlama zamanın ortalaması 2,87±2,00 aydır. Annelerin %44,8'i sütü yetmediği, %33,9'u zamanı geldiği için tamamlayıcı besinlere başlamış, çocukların %56'sına ilk tamamlayıcı gıda olarak su vermişlerdir. Annelerin %42'si çocuklarına emzik vermiş, %69,5'i de biberon kullanmıştır. Biberon kullanma ve tamamlayıcı besine başlamayı önerilme değişkenleri tamamlayıcı besinlere erken başlama üzerinde en etkili değişkenler olarak bulunmuştur. Sonuçlar: Araştırmamızda annelerin tamamlayıcı beslenme hakkında eksik bilgiye sahip oldukları bulunmuştur. Annelerin tamamlayıcı besinlere geçiş döneminde doğru davranışlarda bulunması için sağlam çocuk izlemlerinde sağlık personelinin tamamlayıcı beslenme konusunda annelere sürekli, etkin eğitimi vermeleri gerekmektedir.

Anne sütüBebek beslenme fizyolojisi fenomenleriBebek beslenmesi+3
Ceyhan Müdür
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

9-14 yaş grubu çocuklarda narsistik kişilik özelliğinin siber zorbalık ve siber mağduriyet ile ilişkisi

Bu araştırma 9-14 yaş grubu çocuklarda narsistik kişilik özelliğinin siber zorbalık ve siber mağduriyete etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte tasarlanmıştır. Araştırma Kasım 2020-Temmuz 2021 arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Düzce İl Milli Eğitim Müdürlüğünden alınan verilere göre Düzce merkezinde bulunan 100 ve üzeri kayıtlı öğrencisi olan 9-14 yaş grubu 18687 öğrenci oluşturdu. Araştırmanın örneklemi, evren sayısı bilinen Basit Rastgele Örneklem formülü yararlanılarak hesaplanararak ve kayıplar göz önüne alınarak 500 kişi olarak belirlendi. Araştırma çalışmaya katılmayı kabul eden 524 öğrenci üzerinde gerçekleştirildi. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından oluşturulan ''Kişisel Bilgi Formu'', Thomaes ve ark. (2008) tarafından oluşturulan, Türkçe geçerlik güvenirlik çalışmasını Akın ve ark. (2015) yaptığı ''Çocukluk Çağı Narsizm Ölçeği'' ve Türkçe uyarlaması Erdur-Baker (2007) tarafından yapılan ve Topçu (2014) tarafından yılında revize edilen ''Yenilenmiş Siber Zorbalık Envanteri – II'' kullanıldı. Bu çalışmada narsistik kişilik düzeyi ile siber zorbalık arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı ilişki bulunmakla birlikte (p=0.001, p<0.05), narsistik kişilik düzeyi ile siber mağduriyet arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır (p=0,074, p>0,05). Çalışma sonucunda, narsistik kişiliği olan çocuklara siber zorbalık konusunda bilgilendirme çalışmaları yapılması önerilmektedir.

MağduriyetNarsisizmSiber zorbalık+2
Yavuz Can Madencioğlu
Düzce University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğanlara topuk kanı alma işlemi sırasında dinletilen anne sesi ve baba sesinin ağrı düzeyi ve fizyolojik parametrelere etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Araştırma, yenidoğanlara topuk kanı alma işlemi sırasında dinletilen anne sesi ve baba sesinin ağrı düzeyi ve fizyolojik parametrelere etkisini belirmek amacı ile randomize kontrollü tipte deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Kadın Doğum Servisi'nde Aralık 2021-Mart 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, yapılan güç analizi sonucu çalışmaya katılmayı kabul eden ve örneklem seçim kriterlerine uyan toplam 90 yenidoğan (anne sesi grubu=30, baba sesi grubu=30, kontrol grubu=30) oluşturmuştur. Yenidoğanların gruplara göre dağılımı rastlantısal olarak yapılmıştır. Girişim grubunda yer alan yenidoğanlara işlem sırasında anne sesi ve baba sesi dinletilmiş, kontrol grubunda ki yenidoğanlara ise sadece rutin topuk kanı alma işlemi uygulanmıştır. Yapılan bu uygulamalar sonucunda yenidoğanların fizyolojik parametreleri ve ağrıları değerlendirilmiştir. Verilerin toplanmasında ebeveyn ve yenidoğanların sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacı ile ''Kişisel Bilgi Formu'', işlem öncesi, sırası ve sonrası ağrı düzeyini ölçmek için ''NIPS Ağrı Ölçeği'' (Neonatal Infant Pain Scale-NIPS), fizyolojik bulgularını değerlendirmek için ''Yenidoğan Bebek Ağrı/Fiziksel Parametre Değerlendirme Formu'' kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 26 paket programına aktarılarak analiz edilmiştir. Yenidoğanların ağrı düzeyi değerlendirildiğinde; işlem sırası ve işlem sonrası anne sesi grubundaki ortalama NIPS puanının, diğer gruplara göre anlamlı derecede düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Fizyolojik parametre sonuçları değerlendirildiğinde; anne sesi grubunda yer alan yenidoğanların işlem sırası ve sonrası ortalama oksijen satürasyon değerleri, baba sesi ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunurken, ortalama kalp tepe atımı değerleri baba sesi ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak; topuk kanı alma işlemi sırasında yenidoğanın ağrısının giderilmesinde en etkili yöntemin anne sesi olduğu görülmüştür. Araştırma sonucuna göre; yenidoğanın ağrısının giderilmesinde ve fizyolojik parametrelerinin olumlu seyretmesinde nonfarmakolojik yöntem olarak anne sesinin kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı (NIPS), Anne sesi, Baba sesi, Fizyolojik parametreler, Yenidoğan, Hemşirelik

Anne sesiAğrıBebek-yenidoğmuş+7
Tuba Ünal
Düzce University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuk kliniğinde yatan 0-24 ay bebeklerde zeytinyağı ve ayçiçek yağı kullanımının pişik oluşumu ve tedavisi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışma, çocuk kliniğinde yatan 0-24 aylık bebeklerde zeytinyağı ve ayçiçek yağının pişik oluşumu ve tedavisi üzerindeki etkilerini karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Gereç ve yöntem: Araştırma iki deney grubu (zeytinyağı grubu, ayçiçek yağı grubu) ve bir kontrol gruplu yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ocak-Temmuz 2024 tarihleri arasında Midyat Devlet Hastanesi'nde yatan 0-24 aylık antibiyotik kullanan 150 bebek oluşturdu. Koruyucu alt bakıma yönelik girişimde bulunulmayan kontrol grubuna 50, koruyucu alt bakımı uygulanan ve ayçiçek yağı kullanılan deney grubuna 50, koruyucu alt bakımı uygulanan ve zeytinyağı kullanılan deney grubuna ise 50 bebek alınmıştır. Deney grubundaki bebeklerin annelerine pişikten koruyucu alt bakım eğitimi verilmiştir. Bebekler 3-7 gün arası izlenerek veriler toplanmış ve bilgisayar ortamında Ki-kare Bağımsızlık Testi, Pearson Ki-kare, Fisher Freeman Halton Kesin testi ve Kruskal Wallis H testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Koruyucu alt bakımı uygulanmayan kontrol grubundaki çocuklarda pişik gelişme oranı %62 iken, koruyucu alt bakımı uygulanan ve ayçiçek yağı kullanan deney grubunda %32, koruyucu alt bakımı uygulanan ve zeytinyağı kullanan deney grubunda %30 olarak bulunmuştur. Deney gruplarındaki tüm pişik vakaları birinci derece olarak sınıflandırılmışken, kontrol grubunda ikinci derece pişik vakalarına da rastlanmıştır. İki deney grubunun karşılaştırılmasında ise ayçiçek yağı ve zeytinyağının pişiği önlemede etkilerinin benzer olduğu görülmüştür. Sonuç: Koruyucu alt bakımı uygulanan ayçiçek yağı ve zeytinyağı deney grubundaki bebeklerde pişik görülme oranı, kontrol grubundaki bebeklerden daha düşük tespit edilmiştir. Çocuk hemşiresi tarafından; kliniklere yatış yapılan alt bezi kullanan bebeklerin anne/bakıcılarına pişikten koruyucu eğitim verilmesi ve her bez değişiminden sonra ayçiçek yağı/zeytinyağının topikal kullanımı önerilmektedir.

Behlül Okuşluk
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Down sendromlu ve serebral palsili çocuğu olan ebeveynlerin evlilik uyumu ve psikolojik dayanıklılıklarının değerlendirilmesi

Amaç:Bu çalışma engelli bireyler olan Down sendromlu ve Serebral Palsili çocuğu olan ebeveynlerin evlilik uyumunu ve psikolojik dayanıklılığını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan bu çalışma Bingöl özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde eğitim görmekte olan Down sendromlu ve Serebral palsili çocukların ebeveynleri ile yürütülmüştür. Araştırma Şubat-Mayıs tarihleri arasında; kişisel bilgi formu, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Evlilik Uyumu Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Veriler bilgisayar ortamında SPSS 26 paket programına aktarılarak analiz edilmiştir. Ki Kare, T testi, Mann Whitney U ve Kruskall- Wallis H kullanılmıştır.İlişkilerin incelenmesinde pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık için p<,05 tercih edilmiştir. Bulgular:Down sendromu ve Serebrali çocuğa sahip ebeveynlerin EUÖ ve YPDÖ puan ortalamaları arasında pozitif yönde korelasyon istatistiksel açıdan anlamlı (p<,001) bulunmuştur.Down sendromu ve Serebrali çocuğa sahip ebeveynlerin EUÖ ve YPDÖpuan ortalamasıyapılan bağımsız örneklemler t testi sonucunda iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık olmadığı (p>,05) bulunmuştur.DS hastası çocuğa sahip ebeveynler içerisinde eğitim düzeyi arasında yapılan Kruskal Wallis H testi sonucunda gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık olduğu (p<,05) bulunmuştur. Sonuç: Down sendromlu ve Serebral palsili çocuğu olan ebeveynlerin evlilik uyumu ve psikolojik dayanıklılıkları arasında demografik özellikler yönünden fark yoktur. Evlilik uyumu ile psikolojik dayanıklılık orantılıdır. Anahtar Kelimeler:DownSendromu, Serebral Palsi,Evlilik Uyumu,Pediatri Hemşireliği,Psikolojik Dayanıklılık.

Davut Kormalı
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveynlerin çocukluk aşılarına karşı tutumları

Amaç: Bu araştırma, ebeveynlerin çocukluk dönemi aşılarına ilişkin bilgi düzeylerini, bağışıklama hizmetlerine yönelik tutumlarını ve aşı yaptırma konusundaki tereddütlerini incelemeyi; ayrıca çocukların aşılanma oranlarını belirlemeyi hedeflemektedir. Gereç ve Yöntem: Araştırma ebeveynlerin çocukluk çağı aşılarına karşı tutumu, yaptırma ya da yaptırmama nedenleri ve çocukluk çağı hakkında bilgileri ölçülmüştür. Araştırma, kesitsel ve ilişki arayıcı tanımlayıcı tiptedir. Araştırmanın evrenini, Diyarbakır ili Hani İlçe Devlet Hastanesi'ne başvuran ebeveynler oluşturmaktadır. Araştırma öncesinde gerekli tüm izinler alınmıştır. Araştırmada; Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Aşıları Hakkında Ebeveynlerin Tutumları Ölçeği, Aşı Kararsızlığı Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeklerden elde edilen veriler ışığında parametrik testlerde, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), non paramatik testlerde ise Kruskal Wallis ve Mann Whitney U Testi testlerinden yararlanılmıştır. Ayrıca ölçeklerden elde edilen puan ortalamaları arasındaki ilişkiyi incelemek için korelasyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Ölçeklerden elde edilen puan ortalamaları arasındaki ilişkiyi incelemek için korelasyon analizi bakılarak incelenmiştir. Araştırmada 250 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların %73.2'si kadın, %26.8'i erkektir. Katılımcıların yaşı 18 ile 65 arasında değişmektedir. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %68.8'i aşı ile ilgili bilgileri hemşire ve diğer sağlık personelinden, %22.8'i doktordan, %8.4'ü gazete ve dergilerden almıştır. Ölçeklerden alınan yüksek puanlar kişinin daha fazla aşı kararsızlığı yaşadığını gösterir. Ölçek puanının artması bireylerin aşı konusunda tereddütlü olduğunu göstermektedir. Sonuç: Sonuç olarak gazete ve televizyondan aşı ile ilgili bilgi alanların aşı kararsızlığı düzeyi doktor, hemşire ve diğer sağlık personelinden bilgi alanlardan daha fazladır. Aşı konusunda tereddütlü davranış düzeyi cinsiyete göre, medeni duruma göre, aile tipine göre, eğitim durumuna göre, eş eğitim durumuna göre, aşı hakkında bilgi alınan yere göre, gelir durumuna göre değişiklik göstermemektedir. Anahtar Sözcükler: Ebeveyn, aşılar, aşı karşıtı, aşı tutumları, çocuklar

Muhammed Nur Kazaylek
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zihinsel yetersizliği olan ve olmayan çocuklarda yaralanma riskinin ve sıklığının karşılaştırılması

Bu araştırma zihinsel yetersizliği olan ve olmayan 3-6 yaş çocuklarda yaralanma riskini ve sıklığını karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır.Tanımlayıcı tipteki bu çalışma İzmir ilinde bulunan bir anaokulu ve on iki Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde eğitim gören 3-6 yaş grubu çocukların anneleriyle yürütülmüştür. Araştırma örneklemini zihinsel yetersizliği olan (n=100) ve zihinsel yetersizliği olmayan (n=100) çocukların anneleri oluşturmuştur. Veriler; Çocuk ve Aile Bilgi Formu, Yaralanma Davranışı Risk Kontrol Listesi ve Çocuklarda Yaralanma Sıklığı Anketi ile toplanıp sayı, yüzde dağılımları, dağılım ölçütleri, t testi ve ki kare testleri kullanılarak değerlendirilmiştir.Zihinsel yetersizliği olan çocukların yaralanma riskinin, zihinsel yetersizliği olmayan çocuklara göre 0.9 kat daha fazla olduğu saptanmıştır (Odds ratio= 0.910) (p?0.01). Zihinsel yetersizliği olan çocukların son iki aydaki yaralanma sıklığı, zihinsel yetersizliği olmayan çocuklara göre daha fazladır. Zihinsel yetersizliği olan çocuklarda yaralanma davranışı riskini ilk sıralarda ?düşme?(%75), zihinsel yetersizliği olmayan çocuklarda ise ilk sırada ?koltukların veya diğer eşyaların üzerinden atlama, zıplama?(%61) oluşturmaktadır.Sonuç olarak zihinsel yetersizliği olan çocukların yaralanma konusunda zihinsel yetersizliği olmayan çocuklara göre daha riskli bir grup olduğu görülmüştür. Zihinsel yetersizliği olan çocukların, zihinsel yetersizliği olmayan çocuklara göre daha fazla yaralandıkları saptanmıştır.

KazalarYaralanmaYaralar ve yaralanmalar+2
Merve Koyun
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diabetes mellitus'lu çocuklarda yaşam kalitesi ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik çalışması

Amaç: Diabetes Mellitus'lu çocukların yaşam kalitesini değerlendiren ?PedsQL 3.0? ölçeğinin Türkiye'deki geçerlilik ve güvenirliğini test etmek amacıyla yapılmıştır.Yöntem: Bu çalışma metodolojik bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemi; 111 diyabet'li çocuk ve ebeveynleridir. Çalışmanın verileri, Demografik Veri Toplama Formu (Yaş, cinsiyet, ekonomik durum ve eğitim düzeyi) ve Diabetes Mellitus'lu Çocuklarda Yaşam Kalitesi Ölçeği Çocuk ve Ebeveyn Formu kullanılarak toplanmıştır. Yaşam kalitesi ölçeği Varni ve arkadaşları (2003) tarafından geliştirilmiştir. Diyabet Ölçeği (28 madde) diyabet semptomları (11 madde), tedavi engelleri (4 madde), tedaviye uyum (7 madde), endişe (3 madde), iletişim (3 madde) olmak üzere beş alt ölçek içermektedir.Bulgular: Türkçe ölçeğin, dil geçerliği çeviri ve geri çeviri, içerik geçerliği uzman görüşleri tekniği ile sağlanmıştır. Ölçeğin çocuk formunun genel cronbach alfa katsayısı; 0.81, birinci bölüm ve ikinci bölümün cronbach alfa katsayısı 0.71, olarak saptanmıştır. Birinci bölüm ile ikinci bölüm arasında korelasyon katsayısı 0.55 olarak hesaplanmıştır (p<0.05). Ebeveyn formunun birinci bölümünün güvenirlik kat sayısı 0.61, ikinci bölümünün güvenirlik kat sayısı 0.86 olarak belirlenmiş olup, birinci bölüm ile ikinci bölüm arasındaki korelasyon kat sayısı 0.70 olarak saptanmıştır. Çocuk formunun madde toplam puan korelasyonları -122- 0.61 arasında değiştiği belirlenmiştir. Ebeveyn formunun madde-toplam puan korelasyonları 0.32-0.86 arasında değiştiği belirlenmiştir.Sonuç ve Öneriler: Çocuk ve Ebeveyn ölçekleri Türk örnekleminde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Ölçeğin Tip 1 DM'li çocukların yaşam kalitesini değerlendirmede yaygın olarak kullanılması, ölçeklerin çalışmalarda kullanılarak sonuçların değerlendirilmesi önerilir.Anahtar Kelimeler: Yaşam kalitesi, Tip 1 DM, Diyabetik çocuk, geçerlik ve güvenirlik

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Güvenilirlik ve geçerlilik+4
Dijle Ayar
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
21
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Annelerin zihinsel yetersizliği olan ve olmayan çocuklarının beslenmesi ile ilgili inanç, tutum,uygulamaları ve etkileyen etmenler

ÖZETAmaç: Bu araştırma, annelerin zihinsel yetersizliği olan ve olmayan çocuklarının beslenmesi ile ilgili tutum, inanç, uygulamalarını ve etkileyen etmenleri karşılaştırmak amacıyla planlanmıştır.Yöntem: Araştırmanın verileri ?Sosyo-Demografik Soru Formu? ve ?Ebeveynlerin Çocuk Beslenmesi İle İlgili Tutum, İnanç Ve Uygulamaları Ölçeği? kullanılarak elde edilmiştir. Demografik verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde hesaplamaları yapılmıştır. Bulguların değerlendirilmesinde t testi, Mann-Whidney U Testi, Krusskal-Wallis testi ve Bonferroni düzeltilmiş Mann-Whitney U testi kullanılmıştır.Bulgular: Araştırma 2-12 yaş grubunda zihinsel yetersizliği olan(n=42) ve onların zihinsel yetersizliği olmayan kardeşleri(n=42) ile yapılmıştır. Araştırmaya katılan çocukların yaş ortalamaları 6,8 ± 2,7'dır. Çocukların %55,6'sı (n=47) erkek, % 44,4'ü (n=37) ise kızdır. Zihinsel yetersizliği olan bireylerin %45'i (n=19) hafif, %17'si(n=7) orta ve %38'i (n=16) ağır derecede zihinsel yetersizdir. Araştırmada annelerin zihinsel yetersizliği olan ve olmayan çocuklarının beslenmesi ile ilgili algıladıkları sorumluluk arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,000). Çocukların yaşlarına göre annelerin algıladıkları çocuk ağırlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p=0,000). Annelerin algıladıkları çocuk ağırlığı 7-12 yaş grubunda daha fazladır. Annelerin yaşlarına göre, annelerin çocuklarının ağırlığı ile ilgili endişeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,033). 20-29 yaş grubundaki annelerin zihinsel yetersizliği olan çocuklarının ağırlığı ile ilgili 30-39 yaş grubu annelerden daha fazla endişe duydukları saptanmıştır (0,013).Sonuç: Bu çalışmada, zihinsel yetersizliği olan çocukların beslenmesi ile ilgili yetersizliği olmayan çocuklara göre annelerin daha fazla sorumluluk hissettiği, annelerin 7-12 yaş grubu çocuklarının ağırlıklarını daha fazla algıladıkları ve 20-29 yaş grubundaki annelerin zihinsel yetersizliği olan çocuklarının ağırlığı ile ilgili daha fazla endişe duydukları bulunmuştur. Bu konuda ileriye yönelik daha fazla çalışmalar yapılabilir.Anahtar sözcükler: zihinsel yetersizlik, beslenme, çocuk

AnnelerBeslenmeBeslenme durumu+4
Yasemin Tığlıoğlu
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akıllı telefon bağımlılığının adölesanların uyku kalitesi ve yaşam biçimi davranışları üzerine etkisi

Araştırma akıllı telefon bağımlılığının adölesanların uyku kalitesi ve yaşam biçimi davranışları üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma Aralık 2020 ve Şubat 2021 ayları boyunca Gümüşhane İli Kelkit İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı devlet liselerinde yürütüldü. Araştırmanın evrenini Gümüşhane İline bağlı Kelkit İlçesinde bulunan 6 devlet lisesinin 9. 10. 11. ve 12. sınıflarında öğrenim gören 1293 öğrenci oluşturdu. Örneklemini ise 546 lise öğrencisi oluşturdu. Veriler çevrimiçi olarak Google formlar ile toplandı. Verilerin toplanmasında "Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Formu", "Pittsburg Uyku Kalite İndeksi", "Adölesan Yaşam Biçimi Ölçeği" ve araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda oluşturulan "Adölesan Tanıtıcı Özellikler Formu" kullanıldı. Veriler Mann-Whitney U Testi, Kruskal Wallis-H Testi, Ki-Kare Bağımsızlık Testi kullanıldı. İki değişken arasındaki ilişkinin gücünü ve yönünü belirlemek üzere spearman korelasyon analizi yapıldı. Araştırmada kız adölesanların %29.6'sında, erkek adölesanların %22.0'ında akıllı telefon bağımlılığı olduğu ve arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p=0.047). Akademik başarısı kötü olan adölesanların telefon bağımlılığının daha yüksek olduğu bulundu (p<0.001). Bir günde dört saat ve üzerinde akıllı telefon kullanan adölesanların akıllı telefon bağımlılığının anlamlı olarak diğer gruplardan daha yüksek olduğu saptandı (p<0.001). PUKİ ölçek puanı yaş grubu, babanın eğitim durumu ve sınıfa göre farklılık gösterdiği belirlendi (p<0.05). AYBÖ ölçek puanı akademik başarısı çok iyi olan adölesanların daha yüksek olduğu bulundu (p<0.001). Akıllı telefon bağımlılığı ve uyku kalitesi ölçeği arasında pozitif yönlü, telefon bağımlılığı ve adölesan yaşam biçimi arasında negatif yönlü, uyku kalitesi ile adölesan yaşam biçimi arasında ise negatif yönlü bir ilişki olduğu saptandı. Araştırmada akıllı telefon bağımlılığının adölesanlarda önemli bir sağlık sorunu olduğu adölesanların uyku kalitesini ve yaşam biçimi davranışlarını olumsuz etkilediği görüldü. Bu doğrultuda akıllı telefonların kontrollü kullanımı, uyku bozukluğuna erken müdahale ve yaşam biçiminde meydana gelebilecek olumsuzlukları önlemeye yönelik öneriler geliştirildi. Anahtar Kelimeler: Adölesan, Akıllı telefon, Bağımlılık, Hemşire, Uyku, Yaşam biçimi

Akıllı telefonlarBağımlılıkCep telefonu+5
Berrin Göger
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evde karmaşık sağlık bakım ihtiyacı olan çocuklara bakım verenlerin bakımda yaşadıkları güçlükler ve bakım yüklerinin değerlendirilmesi

Araştırma evde karmaşık sağlık bakım ihtiyacı olan çocuklara bakım verenlerin bakımda yaşadıkları güçlükler ve bakım yüklerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Araştırmaya Şubat-Haziran 2021 tarihleri arasında Trabzon İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Evde Sağlık Hizmetleri Birimine kayıtlı olan ve araştırmaya kabul edilme ölçütlerine uyan 55 çocuğun primer bakım vericisi dahil edilmiştir. Araştırmada veriler Tanıtıcı Bilgi Formu ve Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılarak ev ziyaretleri yapılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 24.0 paket programı kullanılarak gerekli analizler yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U Testi Kruskal-Wallis ve Spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmada çocukların yaş ortalaması 11.2±5.99 yıl ve bu çocuklara tanı koyulan süre ortalaması 9.4±6.23 yıldır. Primer bakım vericilerin tamamının çocuğun bakımında güçlükler yaşadığı, sırası ile pozisyon vermede (%50.9), kişisel temizliğini yapmada (%45.5), beslemede (%38.2) güçlük yaşadıkları tespit edildi. Psikolojik sağlığı ve sosyal ilişkilerinin etkilendiğini belirten bakım vericilerin bakım verme yükü daha fazla olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu tespit edildi (p<0.05). Sonuç olarak karmaşık sağlık bakım ihtiyacı olan çocuğun primer bakım vericilerinin bakımda güçlük yaşadıkları ve bakım verme yükü toplam puan ortalamalarının yüksek olduğu belirlendi.

AileBakıcılıkBakım verenler+7
Merve Yetimoğlu
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Acil servise başvuran ve 1-6 yaş grubu çocuğu olan annelerin ev kazalarına yönelik güvenlik önlemlerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi

Bu araştırma; çocuk acil servisine başvuran 1-6 yaş grubu çocuğu olan annelerin, ev kazalarına yönelik güvenlik önlemlerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma, Eylül 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında çocuk acil servisine başvuran ve 1-6 yaş arası çocuğu olan 390 anne ile yürütüldü. Araştırmanın verileri, tanıtıcı bilgi formu ve "0-6 yaş grubu çocuklarda ev kazalarını önlemeye yönelik güvenlik önlemleri tanılama ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi kullanıldı. Araştırmada annelerin yaş ortalamaları 31.73±5.88 yıl olup %40.5'inin üniversite mezunu ve %53.3'ünün çalışmadığı saptandı. Çalışmadaki çocukların yaş ortalamalarının 3.61±1.59 yıl olduğu, bu çocukların %50.5'inin erkek çocuk olduğu belirlendi. Araştırmaya katılan çocukların %46.9'unun en az bir kez ev kazasına maruz kaldığı, %49.2'sinin dikkatsizlik nedeniyle ev kazasına maruz kaldığı, ℅38.3'ünde kaza geçirdiğinde çocuğun yanında annesinin olduğu belirlendi. Ev kazalarının %66.8'inin salon/oturma odasında meydana geldiği, en sık düşme/kayma (%51.3) ve yanma/haşlanma (%23.5) şeklindeki ev kazalarına maruz kaldıkları saptandı. Annelerin ev kazalarına yönelik güvenlik önlemlerini tanılama ölçeği puan ortalamalarının 178.39±14.99 olduğu belirlendi. Araştırmada 35 yaşın altında, üniversite mezunu, çalışan, gelir durumu iyi olan, çekirdek aile tipine sahip, ilde yaşayan ve tek çocuğa sahip olan annelerin ölçek puan ortalamalarının daha yüksek olduğu ve ölçek puan ortalamaları ile gruplar arasında anlamlı fark olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç olarak; annelerin ölçek puan ortalamaları yüksek düzeyde olmasına rağmen, ev kazaları oranının halen istenilen düzeyde olmadığı saptandı.

Acil servis-hastaneAcil tıpAnneler+5
Tuba Şentepe
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6-24 aylık bebeği olan annelerin tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi ve uygulamaları

Araştırma 6-24 aylık bebeği olan annelerin tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi ve uygulamalarını değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma Şubat- Mayıs 2020 tarihleri arasında Trabzon İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Sürmene Devlet Hastanesi pediatri polikliniğine başvuran 6-24 aylık bebeği olan 242 anne ile yürütüldü. Araştırmada veriler tanıtıcı bilgi formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve Ki-kare testi kullanıldı. Önemlilik düzeyi p<0.05 olarak alındı. Araştırma kapsamına alınan annelerin yaş ortalaması 31.32±4.88yıl, bebeklerin yaş ortalaması ise 14.17±6.57 ay olarak bulundu. Bebeklerin sadece anne sütü alma ortalamaları 4.67±2.17 aydı. Annelerin %83.5'i tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi almış, bilgi alınan kaynak olarak sağlık personeli %59.5 ile ilk sırada yer almıştır. Annelerin %48.3'ü anne sütünün tek başına yetersiz olduğunu düşündüğü için tamamlayıcı besine başlamıştır. Annelerin bebeklerine ilk olarak başlamayı tercih ettiği tamamlayıcı besin ise %42.1 ile yoğurt olmuştur. Annenin sahip olduğu çocuk sayısı, tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi alma durumu, bebeğin ailenin kaçıncı çocuğu olduğu ve herhangi bir sağlık sorunu olma durumu ile tamamlayıcı besinlere başlama zamanı, başlama nedeni ve ilk olarak başlanan tamamlayıcı besin arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). Annenin eğitim durumu, çalışma durumu ve ailenin gelir durumu ile tamamlayıcı besine başlama nedeni ve ilk olarak başlanan tamamlayıcı besin arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). Aile tipi ile tamamlayıcı besine başlama nedeni arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). Sonuç olarak annelerin üçte birinin tamamlayıcı besinlere zamanında başlamadığı, çoğunun tamamlayıcı beslenmeye başlama nedenini yanlış olarak değerlendirdiği ve hangi besinlerin verilmesi gerektiği konusunda eksik bilgiye sahip oldukları belirlendi. Anahtar Kelimeler: Anneler, bebek, emzirme, hemşirelik, tamamlayıcı beslenme

AnnelerBebeklerBeslenme+5
Aleyna Akpınar
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ekstübasyon sonrası preterm bebeklere verilen pozisyonların solunum fonksiyonları üzerine olan etkisi

Bu araştırma yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan preterm bebeklere ekstübasyon sonrası verilen sırtüstü ve yüzüstü pozisyonlarının preterm bebeklerin solunun fonksiyonları üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Araştırma Türkiye'nin kuzeydoğusunda yer alan bir üniversite hastanesinin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde Kasım 2018-Haziran 2019 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın örneklemine YYBÜ'de yatan randomizasyon yöntemi ile seçilen her biri 21 prematüre olmak üzere toplam 42 prematüre bebek alındı. Araştırmanın verileri Yenidoğan Değerlendirme Formu ile toplandı. Ekstübasyon sonrası preterm bebeklere sırtüstü ve yüzüstü yatış pozisyonu verilmiş ve 120 dakika süreyle verilen pozisyonda bekletildi. Her 30 dakikada bir kalp atım hızı, SpO2 ve solunum sayısı değerlendirildi ve her 120 dakika süre içinde gözlenerek veri toplama forumuna kaydedildi. Verilerin değerlendirilmesi Ki-kare testi ve Fisher's Exact testleri, Mann-Whitney U testi Friedman testi, Wilcoxon testi, Cochran's Q testi kullanıldı. Araştırmada zamana göre ölçümlerde sırtüstü pozisyon verilen bebeklerin SpO2 ortanca değerleri yüzüstü pozisyon verilen preterm bebeklerin SpO2 ortanca değerlerinden daha düşük bulundu. Pozisyon grupları kendi içinde SpO2 ortanca değerleri ile tekrarlı ölçümler arasında anlamlı fark olduğu bulundu (sırtüstü grubu <0.001; yüzüstü grubu <0.001). Yüzüstü pozisyon verilen preterm bebek grubunda zamana göre solunum ritminin dağılımları arasında anlamlı farklılık bulundu (p=0.035). 120. dakikada %95.2'sinin solunum ritmi ritmik olarak elde edildi. Araştırmada sırtüstü ve yüzüstü pozisyon verilen preterm bebeklerin farklı zamanlardaki solunum sayısı ile istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığı görüldü.

Ana-çocuk hemşireliğiBebek-prematürBebekler+6
Gökçe Ateş Özcelep
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveyn kontrolünün öğrencilerin sigaraya yönelik algılarına etkisi

Amaç: Bu çalışma ilköğretim altı, yedi ve sekizinci sınıf öğrencilerinin algıladıkları ebeveyn kontrolünün sigaraya yönelik algılarına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışmanın örneklemini İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü?ne bağlı her üç sosyo-ekonomik grubu temsil eden okullar arasından basit rastgele örneklem yöntemi ile seçilen, 514 altı, yedi ve sekizinci sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Çocuk Karar Denge Ölçeği ve Anne-Baba İzlem Ölçeği Ergen Formu kullanılarak elde edilmiştir. Veriler 15 Şubat-15 Mart 2013 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzdelik hesaplamalar, kruskal wallis analizi, ileri analiz için düzeltilmiş bağımsız gruplarda t-testi ve düzeltilmiş Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan öğrencilerin 266?sı kız, 248?i erkektir. Öğrencilerin % 39.3?ü (202) altıncı sınıfta, % 29.8?i (153) yedinci sınıfta ve % 30.9?u (159) sekizinci sınıfta eğitim görmektedir. Ebeveyn tutumunu algılama durumuna göre öğrencilerin sigara yarar algı puan ortalamaları (p=0.000) arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bir fark saptanmıştır. Ebeveyn kontrolünün okul izlemi alt boyutu sigara yarar algısı (p=0.046), sağlık izlemi alt boyutu sigara zarar algısı (p=0.037) ve kısıtlayıcı izlem alt boyutu sigara yarar algısı (p=0.000) puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Sonuç: Algılanan ebeveyn kontrolü yüksek olan çocukların sigara yarar algıları düşük ve sigara zarar algıları yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Sigara yarar ve zarar algısı, Ebeveyn kontrolü, Karar Denge Ölçeği, Adölesan, Sigara

AlgıAna-babaErgenler+3
Zehra Sözkesen
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Öğrencilerin benlik kavram düzeyleri ile algıladıkları akademik başarılarının sigaraya yönelik algılarına etkisi

Amaç: Bu çalışma, ilköğretim altı, yedi ve sekizinci sınıf öğrencilerin benlik kavram düzeyleri ile algıladıkları akademik başarılarının sigaraya yönelik algılarına etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı-kesitsel olarak yapılmıştır. Yöntem: Çalışmada veriler Sosyo-Demografik Veri Toplama Formu, Pier-Herris Benlik Kavram ölçeği ve Çocuk Karar Denge Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Çalışmanın evrenini İzmir İl milli Eğitim Müdürlüğü?ne bağlı her üç sosyo-ekonomik grubu temsil eden ilköğretim okulları arasından basit rastgele örneklem yöntemi ile seçilen 3 okulun altı, yedi ve sekizinci sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Her okulun altı, yedi ve sekizinci sınıflarından rastgele seçilen iki şubede yer alan ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden, ebeveyn izni alınmış ve okuma/öğrenme güçlüğü olmayan 374 öğrenci araştırma kapsamına alınmıştır. Veriler Aralık 2012 - Ocak 2013 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesaplamalar, t testi kullanılmıştır. Bulgular: Benlik kavram algısı olumlu olan öğrencilerin sigara yarar alt boyutu puan ortalamaları 7.12 ± 2.18 iken benlik kavram algısı olumsuz olanların 8.61 ± 3.76?dir. (p=0.000). Benlik kavram algısı olumlu olan öğrencilerin sigara zarar alt boyutu puan ortalamaları 29.01 ± 2.47, benlik kavram algısı olumsuz olanların 28.11 ± 3.49?dur (p=0.004). Kendini başarılı algılayan öğrencilerin sigara yarar alt boyutu puan ortalamaları 7.81 ± 3.13, kendini başarısız algılayan öğrencilerin 8.27 ± 3.39?dur. (p=0.333). Kendini başarılı algılayan öğrencilerin sigara zarar alt boyutu puan ortalamaları 28.47 ± 3.19, kendini başarısız algılayan öğrencilerin 29.01 ± 2.05?dir. (p=0.235). Sonuç: Benlik algısı olumlu olan çocukların sigara yarar algıları düşük ve sigara zarar algıları yüksek, benlik algısı olumsuz olan çocukların ise sigara yarar algıları yüksek ve sigara zarar algıları düşük bulunmuştur. Akademik başarı algısı, sigaraya yönelik yarar ve zarar algılarını etkilememiştir. Anahtar Kelimeler: Benlik Kavramı, Sigara, Akademik Başarı Algısı, Sigara Yarar ve Zarar Algısı

Akademik başarıAlgıBenlik+6
Hilal Parlak Sert
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 pandemisinde yenidoğan yoğun bakım ünitesinde preterm bebeği yatan annelerin kaygı düzeyleri

Araştırma Covid-19 pandemisinde yenidoğan yoğun bakım ünitesinde preterm bebeği yatan annelerin kaygı düzeylerini incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırma, Trabzon il merkezinde bulunan bir eğitim araştırma hastanesinin yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde bebeği yatan ve dahil edilme kriterlerine uyan 65 pretermin annesi ile yapıldı. Araştırma verileri, Anne-Bebek Bilgi Formu ve Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Örneklem t Testi, One Way Anova Analizi, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Testi, Bonferroni ve Tamhane testi kullanıldı. Araştırmaya katılan annelerin %53.8'inin 30 yaş altında, %50.8'inin lise eğitim düzeyine sahip olduğu ve %60'ının çalışmadığı saptandı. Pretermlerin %53.8'inin geç preterm (33-37 gebelik haftası), %41.5'inin düşük doğum ağırlıklı (1500-2500 gr) ve %40'ının solunum cihazına bağlı olduğu belirlendi. Annelerin daha önceki düşük öyküsü, pretermin doğum haftası, doğum kilosu, solunum cihazına bağlı olma durumu, oral beslenme durumu, preterm bebeği annenin ilk gördüğü yer, yoğun bakım ünitesinde pretermi kucağa alma ve emzirme durumu, pretermin hastalığı hakkında yeterince bilgilendirildiğini düşünme ve annenin yoğun bakım ünitesinde pretermi gördüğünde hissettiği ilk duygu ile annelerin durumluk kaygısı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05).Pretermin doğum haftası, doğum kilosu, cinsiyeti ve solunum cihazına bağlı olma durumu ile annelerin sürekli kaygısı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Sonuç olarak preterm bebeğe sahip annelerin durumluk kaygısı yüksekti. Araştırmada annelerin durumluk kaygısını etkileyen en önemli faktörler; annelerin yoğun bakım ünitesinde pretermi kucağa alma ve emzirme durumu, pretermin hastalığı hakkında yeterince bilgilendirildiğini düşünme, pretermin durumu ile ilgili bilginin alındığı kişi ve annenin yoğun bakım ünitesinde pretermi gördüğünde hissettiği ilk duygu olduğu belirlendi.

AnksiyeteAnnelerBebek-prematür+6
Ayşegül Gençtürk
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Epilepsi hastası çocuklarda nöbet öz yeterliliğinin belirlenmesi

Araştırma epilepsi hastası çocuklarda nöbet öz yeterliliğinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Trabzon il merkezinde bulunan bir üniversite hastanesinin pediatri servislerinde yatan ve pediatri nöroloji polikliniğine başvuran 8-17 yaş arası epilepsi hastası 62 çocuk ve ebeveynleri çalışmaya dâhil edildi. Araştırmada verileri Çocuk Tanıtım Formu, Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz Yeterlilik Ölçeği kullanılarak toplandı. Veriler Statistical Package for Social Sciences 24.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Tamhane testi ve Sperman korelasyon analizi kullanıldı. Araştırmaya katılan epilepsili çocukların annelerin yaş ortalaması 38.80±5.30, babaların yaş ortalaması 41.69±6.00 olarak belirlendi. Ailedeki çocuk sayısı ortalaması ise 2.77±0.91'dır. Epilepsili çocukları yaş ortalaması 11.67±1.71 olup devam ettikleri sınıf ortalaması 6.22±2.09'dur. Çocuğun aile tipi,okul başarı durumu, ailede başka epilepsi hastası bulunma durumu, tanı süresi, ilacını düzenli kullanma durumu, arkadaş ile oyun oynama ve vakit geçirmesini kısıtlama durumu, spor faaliyetlerine katılımını kısıtlama durumu, sosyal aktivitelere katılımını kısıtlama durumu, en son nöbet geçirme süresi ve nöbet öz yeterliliği arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Epilepsili çocuğun yaşı ile nöbet öz yeterlilik arasında pozitif yönlü, ailedeki çocuk sayısı ve anne yaşı ile nöbet öz yeterliliği arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak epilepsi hastası çocukların nöbet öz yeterlik düzeylerinin orta olduğu belirlendi. Epilepsili çocuklarda nöbet öz yeterliğin belirlenmesi, hastalık yönetimi açısından son derece önemlidir. Hemşireler çocuğun nöbet özyeterlik düzeyini belirleyerek verdiği eğitimlerle çocuğun nöbetini yönetme ve hastalıkla baş etme sürecine olumlu katkı sağlamalıdır.

EpilepsiHemşirelikNöbetler+2
Tuğba İnci
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erkek çocuklarda sünnet yaşının çocukların benlik algısı ve anksiyetesi üzerine etkisi

Araştırma erkek çocuklarda sünnet yaşının çocukların benlik algısı ve anksiyetesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmaya Mayıs-Haziran 2021 tarihleri arasında Trabzon İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı devlet ilkokullarında öğrenim gören, dahil edilme kriterlerine uyan, ilköğretim 4. sınıfa devam eden 342 erkek öğrenci ile yapıldı. Araştırmanın verileri Soru Formu, Piers-Harris'in Çocuklarda Öz Kavramı Ölçeği ve Çocuklar için Sürekli Kaygı Envanteri kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma), Bağımsız Örneklem t, One Way Anova, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Tamhane ve Spearman korelasyon testleri kullanıldı. Çocukların sünnet yaş ortalamasının 26.58±26.90 ay olduğu ve %21.10'unun 3-6 yaş grubunda sünnet olduğu tespit edildi. Çocukların Sürekli Kaygı Envanteri toplam puan ortalaması 33.53±6.07 (min-max; 20-60) ve Piers-Harris'in Çocuklarda Öz Kavramı Ölçeği toplam puan ortalaması 63.49±8.19 (min-max; 0-80)'dur. 3-6 yaş grubunda sünnet olanların sürekli anksiyete puan ortalamaları yüksekti ve anlamlı farklılık tespit edildi (p<0.05). 3-6 yaş grubunda sünnet olan çocukların benlik algısı puan ortalamaları düşüktü ancak anlamlı farklılık tespit edilmedi (p>0.05). Çocukların Sürekli Kaygı Envanteri puan ortalamaları ile baba eğitim düzeyi ve mesleği, sosyal güvence durumu, gelir durum algısı, çocuğun sünnete psikolojik tepki verme ve ameliyathane koşullarında sünnet olma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Piers-Harris'in Çocuklarda Öz Kavramı Ölçeği puan ortalaması ile baba eğitim düzeyi ve mesleği, sosyal güvence durumu, gelir durum algısı, çocuğa sünnet olacağı konusunda bilgi verilme durumu, sünnet sonrası komplikasyon yaşama durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak, çocukların 3-6 yaş döneminde sünnet edilmesi sürekli anksiyetelerini artırmakta olup benlik algısı (öz kavram) üzerine bir etkisi olmadığı sonucuna ulaşıldı. Hemşireler ailelere ideal sünnet yaşı ve fallik dönemde (3-6 yaş) sünnet yaptırılmaması konusunda danışmanlık sağlamalıdır.

AnksiyeteBenlik algısıErkek çocuklar+4
Feride Yavuz
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Glamorgan pediatrik basınç ülseri risk tanılama ölçeğinin geçerlilik ve güvenirlik çalışması

Amaç: Glamorgan pediatrik basınç ülseri risk tanılama ölçeğinin Türk çocukları için geçerlilik ve güvenirliğini test etmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Bu çalışma metodolojik bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemi; çocuk yoğun bakım ünitesinde yatan 120 çocuk oluşturmuştur. Veriler, Çocuk Tanıtım Formu ve Glamorgan Pediatrik Basınç Ülseri Risk Tanılama Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde ROC analizi, bilinen grup karşılaştırması (t testi), fisher ki kare testi, kappa uyum testi kullanılmıştır. Bulgular: Türkçe ölçeğin, dil geçerliği çeviri ve geri çeviri, içerik geçerliği uzman görüşleri tekniği ile sağlanmıştır. Ölçeğin ROC analizi ile belirlenen kesme noktası 19.5 olup, bu noktada ölçeğin duyarlılığı 0.976 ve özgüllüğü 0.350 olarak hesaplanmıştır. Ölçek eğri altı alanı 0.617- 0.800 arasında bulunmuş olup, ölçeğin kabul edilebilir düzeyde ayrıma sahip olduğu belirlenmiştir. Basınç ülseri gelişen hastalarla gelişmeyen hastaların, Glamorgan Pediatrik Basınç Ülseri Risk Tanılama ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış olup, ölçeğin riskli olan ve olmayan hastaları anlamlı şekilde ayırabildiği sonucuna varılmıştır (p<0.05). Glamorgan Pediatrik Basınç Ülseri Risk Tanılama Ölçeği'nin, basınç ülseri gelişen hastaların % 100'ünü, anlamlı şekilde yüksek riskli olarak tanımladığı saptanmıştır. Gözlemciler arası uyum %100 bulunmuştur. Sonuç ve Öneriler: Glamorgan Pediatrik Basınç Ülseri Risk Tanılama Ölçeği Türk örnekleminde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Ölçeğin 0- 18 yaş arası pediatrik hastalarda basınç ülseri riskini değerlendirmede yaygın olarak kullanılması, ölçeğin çalışmalarda kullanılarak sonuçların değerlendirilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Basınç ülseri, ölçek, geçerlik ve güvenirlik

BasınçBebeklerGüvenilirlik ve geçerlilik+4
Çiğdem Saçar
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Epilepsi hastalığı olan çocuk ve ebeveynlerine yönelik hazırlanan modüler eğitim programının hastalık yönetimine etkisi

Araştırma, "Epilepsi Hastalığı Olan Çocuk ve Ebeveynlerine Yönelik Hazırlanan Modüler Eğitim Programı" (EÇEMEP)'nın, çocuk ve ebeveynlerin bilgi düzeyi, nöbet öz-yeterliği, yaşam kalitesi, kaygı düzeyi ve hastalık yönetimine etkisini değerlendirmek amacıyla, randomize kontrollü çalışma olarak planlanmıştır. Araştırmaya, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nöroloji Polikliniği'nde Ocak-Haziran 2014 tarihleri arasında epilepsi tanısı ile izlenen, zihinsel yetersizliği olmayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 7-18 yaş grubunda olan toplam 92 çocuk ve ebeveyni katılmıştır. Deney grubunu 42 çocuk ve ebeveyni, kontrol grubunu ise 50 çocuk ve ebeveyni oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan EÇEMEP, çocuk ve ebeveynler ile yapılan görüşmeler, uzman görüşleri ve literatür doğrultusunda hazırlanmıştır. Deney grubundaki çocuklar ve ebeveynlerine EÇEMEP interaktif eğitimler şeklinde uygulanmıştır. Uygulama öncesi ve sonrasında deney ve kontrol grubundaki çocuklara ilişkin veriler; Çocuklara Yönelik Epilepsi Bilgi Testi, Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz-Yeterlik Ölçeği, Epilepsiye İlişkin Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak araştırmacı tarafından yüzyüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Ebeveynlere ilişkin veriler ise; Aile Tanıtım Formu, Ebeveyne Yönelik Epilepsi Bilgi Ölçeği ve Nöbetlere Yönelik Ebeveyn Kaygıları Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu ve Akdeniz Üniversitesi Hastanesi onayı ile çocuk ve ebeveynlerinden yazılı onam alınmıştır. Veriler; sayı, yüzde, Chronbach alfa, bağımsız gruplarda t testi, Kolmogorov-Smirnov testi, ki-kare testi, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, Duncan's testleri ve pearson korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Uygulama sonrası, deney grubundaki çocukların bilgi, nöbet öz-yeterlik ve yaşam kalitesi puan ortalamalarının arttığı, kontrol grubundaki çocukların puan ortalamalarının ise azaldığı ve grupların puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır (p<0.001). Uygulama sonrasında deney grubundaki ebeveynlerin epilepsiye ilişkin bilgi puan ortalamaları artarken, kontrol grubundakilerin azaldığı ve grupların puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.001). Ancak, uygulama sonrasında deney grubundaki ebeveynlerin kaygı puan ortalamaları belirgin olarak artarken, kontrol grubundakilerin kaygı puanları daha az artış göstermiş ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu bulunmuştur (p<0.001). İzlemlerde, deney grubundaki çocuk ve ebeveynlerin kontrol grubundakilere göre hastalığa ilişkin daha olumlu görüşler kazandığı belirlenmiştir. Sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin multidisipliner yaklaşımla epilepsi hastalığı olan çocuk ve ebeveynlere düzenli eğitim vermeleri önerilmiştir.

Ana-babaBilgiEbeveynler+7
Fatma Dilek Turan
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Complementary health approaches used for the symptom on pediatric oncology patients

COMPLEMENTARY HEALTH APPROACHES USED FOR THE SYMPTOM ON PEDIATRIC ONCOLOGY PATIENTS ABSTRACT This study was conducted to determine the complementary health approaches used for the symptoms in pediatric oncology patients, their positive-negative effects and the factors that influence their usage. The research data were obtained by considering three forms of literature created by researchers. These forms; the questionnaire consists of children and information that identifies the family, parents of complementary health approaches they use for common symptoms in children, the use quantity/frequency, whether the side effects and and health professionals to share their status with this approach including parental data form, 7 for children over the age is the data forms of symptom prepared in order to determine their own approach applied. The research data were collected through the method of face-to-face interview with the parents of 156 children in the Pediatric Oncology Clinic and Pediatric Oncology Polyclinic of Akdeniz University Hospital and Ege University Medical Faculty Hospital between March and November 2014. The data were evaluated with number/percentage distributions and the chi-square test. 99.4% of the parents that participated in the research were using at least one of the complementary health approaches for their children. It was discovered that the parents used mind-body practices (96.8%), nutritional suppplements (73.1%) and natural/herbal products (44.2%) among the complementary health approaches for their children. In this study, praying (96.8%), vowing/sacrificing animals (50.6%), carob molasses (27.6%), grape molasses (22.4%) and massage (22.4%) were among the complementary health approaches frequently used by the parents. 42 parents neutropenia and one parent also uses the carob molasses to eliminate the symptoms seen in children with mouth sores that, a total of 35 parents; pain (n=34) and irritability (n=1) is applied the child massage to eliminate the symptoms, 32 parents neutropenia, a parent in the mouth sores, loss of appetite and grape molasses used to eliminate the symptoms of weakness that. Parents stated that they used complementary health approaches due to reasons such as strengthening the immune system of their children (61.3%), doing their best for their treatment (38.1) and preventing the side effects of the drugs/radiotherapy (25.8%). None of the parents experienced any side effects based on the usage of the complementary health approaches. No statistically significant relationships were found between the family structure, economic status, the status of having the same disease within the family, age group of the mother and educational status of the mother and the usage of complementary health approaches (p>0.05). It is seen that complementary health approaches on pediatric oncology patients are increasing rapidly. A nurse is a member of the healthcare team who communicate with child and his/her parents in the closest and most frequent way. Nurses serving children with diagnosis leukaemia and their parents should inform parents about complementary health approaches which have no evidence and is potentially harmful and encourage them to approaches supportive to medical treatment. Key Words: Cancer, Child, Complementary health approach, Nurse

Signs and symptomsNursingNursing care+4
Duygu Yıldız Kemer
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tedavisi biten kanserli adölesanların (13-18 yaş) yaşam kalitesini etkileyen etmenlerin belirlenmesi

Araştırma, tedavisi biten kanserli adölesanların (13-18 yaş) yaşam kalitesini etkileyen etmenlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini Şubat 2009 - Eylül 2009 tarihleri arasında İzmir'de iki üniversite ve iki devlet hastanesinin çocuk onkoloji polikliniğine gelen tedavisi biten 90 adölesan (13-18 yaş) oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak çocuklar için yaşam kalitesi ölçeği adölesan formu (13-18 yaş) ve tanıtıcı bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik dağılımı, bağımsız iki grupta t-testi, Kruskal Wallis testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır.Çalışmada adölesanların %43.3'ü kız, %56.7'si erkektir. Adölesanların yaş ortalaması 15.98±1.60'tır. Adölesanların ilk tanı alma yaşı ortalaması 11.18±3.80'dir. Adölesanların cinsiyetlerine göre yaşam kalitesi ölçeğinden aldıkları puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Çocukluk döneminde kanser tanısı alan çocukların yaşam kalitesi ölçeğinden aldıkları (fiziksel, duygusal, okul, psikososyal, ölçek) puan ortalamaları, adölesan döneminde tanı alanlardan daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Adölesanların aldığı tanıya göre ölçek toplam puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Adölesanların tedavileri ile psikososyal sağlık ve ölçek toplam puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Adölesanların annelerinin eğitim durumu ve babalarının çalışma durumu ile yaşam kalitesi ölçeğinden aldıkları (fiziksel, duygusal, sosyal, okul, psikososyal, ölçek) puan ortalamaları, arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Babaların eğitim durumu ile adölesanların yaşam kalitesi ölçeğinden aldıkları duygusal işlevsellik, psikososyal sağlık ve ölçek toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Adölesanların annelerinin çalışma durumu ile sosyal işlevsellik puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Adölesanların babalarının çalışma durumu ile yaşam kalitesi ölçeğinden aldıkları (fiziksel, duygusal, sosyal, okul, psikososyal, ölçek) puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Ebeveynlerin ekonomik durumu ile adölesanların sosyal işlevsellik puan ortalaması arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05).Sonuç olarak bu çalışmada yer alan adölesanların tedavi sonrasında yaşam kalitelerinin etkilendiği saptanmıştır. Tedavisi biten kanserli adölesanların yaşam kalitesinin geliştirilmesi için gerekli hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması önerilmektedir.

ErgenlerNeoplazmlarYaşam kalitesi
Serap Tuna
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Pediatrik ilaç hazırlama ve uygulamada yapılan hataların önlenmesine yönelik hemşirelik stratejilerinin geliştirilmesi

Amaç: İlaç uygulama hataları sistemdeki birçok faktörün etkileşimi ile oluşmaktadır. Bu faktörleri tanımlamak ilaç uygulama hatalarını azaltmada önemlidir. Türkiye'de pediatrik ilaç hatası sıklığı ve hatalara yol açan faktörler konusunda bilinenler son derece sınırlıdır. Bu çalışma pediatrik ilaç uygulama hatalarının sıklığını, tiplerini, hataya yol açan faktörleri tanımlamak ve Organizasyonel Kaza Modeli'ne (OKM) göre hazırlanan ilaç uygulama hatalarını önleme girişimlerinin etkinliğini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır.Yöntem: Tek grupta öntest-sontest yarı deneysel tasarımla yapılan bu araştırmada ilaç uygulama hatalarının sıklık ve tiplerinin belirlenmesinde gözlem yöntemi kullanılmıştır. Hatalara yol açan faktörler, gözlem ve Kritik Olay Tekniği kullanılarak hemşirelerle yapılan görüşmelerle belirlenmiştir. Hatalar ve yol açan faktörler OKM'ne göre sınıflandırılmıştır.Bulgular: Girişim öncesi, %28.2 olan ilaç uygulama hatası oranı; hata önleme girişimleri sonrasında %21.4 olmuştur. En sık yapılan zaman ve doz hatalarında; önleme girişimlerinden sonra sırasıyla %3.6 ve %3 oranında azalma sağlanmıştır. İlaç uygulama sürecinde bölünme oranı %36.3'den %23.2'ye düşmüştür. OKM'ne göre hataların büyük bölümünü ihlaller oluşturmaktadır. İhlal ve hataya yol açan faktörlerin büyük bölümü sistemle ilgilidir. İlaç uygulama protokollerinin yetersiz olması, işyükü, bölünmeler, personel ve araç yetersizliğinin hatalara neden olduğu bulunduğu belirlenmiştir.Sonuç: İlaç uygulama hatalarını tanımlayan ve gözlem yöntemi ile yapılan çalışmaların eksikliği bulgularımızı önemli kılmaktadır. Sonuçlarımız ile uluslararası diğer çalışma sonuçlarının benzerliği, ilaç uygulama hatalarının evrensel bir problem olduğunu desteklemektedir. Bu çalışma, ilaç uygulama hatalarının çok faktörlü olduğunu, hataya yol açan faktörlerin anlaşılmasına yönelik yönetim stratejilerinin kullanılmasını desteklemektedir.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+7
Suzan Özkan
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocukların öz yeterlilik düzeylerinin sigara yarar/zarar algısına ekisi

Amaç: Bu çalışma çocukların öz-yeterlilik düzeylerinin sigara yarar-zarar algılarına etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı-kesitsel olarak yapılmıştır.Yöntem: Araştırmanın verileri Sosyo-Demografik Veri Toplama Formu, Öz Etkililik-Yeterlilik Ölçeği Çocuk Formu ve Çocuk Karar Denge Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Örnekleme alınacak okulların seçimi için İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı tüm ilçeler, küme örneklem yöntemi ile merkez ilçeler ve taşra ilçeler olarak kümelenmiş ve rastgele olarak seçilen iki taşra ve bir merkez ilçe seçilmiştir. Belirlenen ilçelerden hangi okulun alınacağını belirlemek için basit-tesadüfi rastgele örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Örneklemi rastgele seçilen 288 ilköğretim beşinci sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Veriler Eylül 2010 tarihinde toplanmıştır. Öz Etkililik-Yeterlilik Ölçeği kesme noktasının belirlenmesi için ROC analizi yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesaplamalar, t testi kullanılmıştır.Bulgular: Öz yeterlilik düzeyi yüksek olan çocukların sigara yarar algı puan ortalaması 7.24 ± 2.54 iken düşük olan çocukların sigara yarar algı puan ortalaması 9.37 ± 5.41 olarak saptanmıştır. Öz yeterliliği yüksek olan çocuklar ile öz yeterliliği düşük olan çocukların sigara yarar algı puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (t=2.117, p=.042). Öz yeterlilik düzeyi yüksek olan çocukların sigara zarar algı puan ortalaması 29.00±2.20 iken düşük olan çocukların sigara zarar algı puan ortalaması 27.26±4.31 olarak saptanmıştır. Öz yeterliliği yüksek olan çocuklar ile öz yeterliliği düşük olan çocukların Sigara zarar algı puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (t=2.206, p=.035).Sonuç: Öz yeterlilik düzeyi yüksek olan çocukların sigara yarar algıları düşük ve sigara zarar algıları yüksek, öz yeterlilik düzeyi düşük olan çocukların ise sigara yarar algıları yüksek ve sigara zarar algıları düşük bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Öz yeterlilik, Karar Denge, Sigara, Çocuk

DengeErgenlerKarar verme+4
Hanife Ülgen
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocukların algıladıkları ebeveyn tutumlarının sigara algıları üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı çocukların algıladıkları ebeveyn tutumlarının sigara algıları üzerine etkisini incelemektir.Yöntem: Çalışma İzmir İli Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı ilköğretim okulları arasından olasılıklı örneklem yöntemlerinden tabakalı örneklem yöntemine göre üst, orta ve alt sosyoekonomik gruptan basit tesadüfi yöntemle seçilen Bornova Kars Halil Atilla, Esentepe ve Menderes Gazi ilköğretim okullarında yapılmıştır. Veriler Bornova Kars Halil Atilla ilköğretim okulundan 100 öğrenciden, Esentepe İlköğretim okulundan 83 öğrenciden, Menderes Gazi İlköğretim okulundan 67 öğrenciden toplanmıştır. Örneklemi 250 ilköğretim 6,7 ve 8. sınıf öğrencisi oluşturmuştur.Bulgular: Çalışmaya katılan 250 öğrencinin 117'si erkek, 133'ü kızdır. Kızların yaş ortalaması 13.1 + 0.98, erkeklerin yaş ortalaması 13.3 + 0.88'dir. Ailelerin %13.6'sı düşük, %79.4'ü orta ve %7.0'ı yüksek gelire sahiptir. Annelerin %30.1'i, babaların%53.6'sı sigara kullanmaktadır. Çalışmaya katılan öğrencilerin yakın arkadaşlarının %15.0'i sigara kullanmaktadır. Çocukların ebeveyn tutumlarına göre Karar Denge Ölçeği yarar puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu saptanmıştır (F= 3.172, p= .025). Çocukların ebeveyn tutumlarına göre KDÖ zarar (p= .698) alt boyutu puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır.Sonuç: Ebeveyn tutumları çocukların sigaraya yönelik yarar algılarını etkilerken, zarar algılarını etkilememektedir.Anahtar Sözcükler: Sigara yarar ve zarar algısı, ebeveyn tutumları, karar denge ölçeği, adölesan, sigara.

AlgıAna-babaAna-baba tutumu+5
Seniha Kahraman
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

İlköğretim okullarında zorbalığa yönelik geliştirilen programın etkisinin incelenmesi

Amaç: Anne-baba izlem ölçeğinin (ABİÖ) Türk örnekleminde geçerlik ve güvenirlik çalışmasını gerçekleştirmek, zorbalığa yönelik geliştirilen programının etkinliğini değerlendirmek, anne-baba izlem durumu ve öğrencilerin sağlık sorunları ile zorbalık arasındaki ilişkiyi belirlemektir.Yöntem: Araştırma metodolojik, deneysel ve tanımlayıcı tipte araştırma bölümlerinden oluşmaktadır. Metodolojik olarak; ABİÖ'nin geçerlik-güvenirlik çalışması İzmir'de üç ilköğretim okulunun altıncı, yedinci ve sekizinci sınıfında 532 öğrenci ile yapılmıştır. Deneysel aşama; iki okulda altıncı sınıfta öğrenim gören 113 öğrenci ile deney kontrol gruplu öntest-sontest izleme modeli kullanılarak yapılmıştır. Veriler Akran Zorbalığı Belirleme Ölçeği Ergen Formu kullanılarak toplanmıştır. Deney grubundaki öğrencilere beş hafta süre ile zorbalığı önleme programı uygulanmış, ebeveynlerine ve öğretmenlere seminerler verilmiştir. Veriler eğitimden iki hafta, altı ay ve bir yıl sonra toplanmıştır. Tanımlayıcı aşama; 113 öğrenci ve ebeveynleri ile yapılmış, ABİÖ ve sağlık sorunlarını tanılama formu kullanılmıştır. Veriler varyans analizi, t-testi, ki-kare ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: ABİÖ'nin altboyutlarında cronbach alfa 0.62-0.78 arasında bulunmuştur. Grupların zorba ve kurban puanlarının grup, zaman ve grup zaman değişkenine göre kurban boyutunda anlamlı olduğu, zorba boyutunda ise sadece grup zaman faktöründe anlamlı olmadığı saptanmıştır. Zorba ve kurban puanları ile düşük düzeyde pozitif yönde kısıtlayıcı izlemde anlamlı ilişki saptanmıştır. Kurban puanı yüksek grupta olan öğrencilerin kurban puanı düşük olanlara oranla daha fazla sorun yaşadıkları saptanmıştır.Sonuç: ABİÖ geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. Zorbalığa yönelik geliştirilen programın öğrencilerin zorba ve kurban olma oranlarını azaltmada etkili olduğu, bu etkinin kurbanlarda uzun süre devam ettiği, zorbalarda ise birinci yılda anlamlı olmadığı saptanmıştır. Kurbanlar zorbalara oranla daha fazla sağlık sorunu yaşamaktadır.

Ana-babaOkul hemşireliğiZorbalık+3
Hülya Karataş
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İki aylık bebeklerde iki farklı bölgeye sırayla uygulanan aşıların oluşturduğu ağrıyı azaltmada emzirme yönteminin etkinliği

Arastırma, rutin ası uygulaması için getirilen iki aylık saglıklı bebeklere iki farklı bölgeye (sag ve sol vastus lateralis kaslarına) sırayla uygulanan asıların olusturdugu agrıyı azaltmada emzirme yönteminin etkinligini incelemek amacı ile randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıstır. Arastırma verileri 1 Temmuz 2012- 25 Kasım 2012 tarihleri arasında Antalya 8l Saglık Müdürlügü 3 nolu Vali Saim Çotur Aile Saglıgı Merkezine ası uygulaması için getirilen 100 bebekten arastırmacı tarafından toplanmıstır. Arastırmada, örneklem grubunun randomizasyonu sistematik rastgele örneklem yöntemi (kapalı zarf yöntemi ile) kullanılarak gerçeklestirilmistir. Ası uygulaması sırasında emzirme yöntemi uygulanan deney grubunu 50, rutin uygulama yapılan kontrol grubunu 50 bebek olusturmustur. Arastırmanın toplam örneklem sayısı 100?dür. Arastırmamızda deney grubu bebeklerin ası uygulaması öncesi 5 dakika, islem sırası ve sonrasında annelerini emmeleri saglanmıstır. Kontrol grubuna ise rutin uygulama dısında hiçbir uygulama yapılmamıstır. Verilerin toplanmasında; bebeklere ait tanıtıcı bilgileri içeren ?Bilgi Formu?, ası uygulaması sırasında olusan agrının fizyolojik belirtilerinden olan oksijen saturasyonu ve kalp atım hızını belirlemek için ?Pulse Oksimetre Cihazı?, ası uygulaması sırasında bebegin aglamalarını ve davranıssal degisikliklerini kaydetmek için ?Kamera (Sony DSC-HC21) Cihazı?, ası uygulaması sırasında bebegin agrıya davranıssal yanıtlarını degerlendirmek için ?Yenidogan-Bebek Agrı Degerlendirme Skalası (Neonatal Infant Pain Scale-NIPS) kullanılmıstır. Arastırma; ilgili kurumlardan, Akdeniz Üniversitesi Saglık Bilimleri Enstitüsü Etik Kurulundan yasal izinler alındıktan sonra uygulanmaya baslanmıstır. Arastırmanın yapıldıgı Aile Saglıgı Merkezinde görev yapan tüm çalısanlara, ası uygulamasını yapan aile saglıgı elemanına ve arastırmaya alınan bebeklerin ebeveynlerine arastırmanın amacı ve uygulaması hakkında gerekli açıklamalar yapılmıstır. Arastırmaya katılan bebeklerin annelerinin onayları sözlü ve yazılı olarak alınmıstır. Arastırmada toplanılan verilerin istatistiksel analizi SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 20.0 paket programı kullanılarak yapılmıstır. Arastırma sonuçlarının analizinde; yüzdelik dagılımlar, ortalama, standart sapma, ki-kare testi, cronbach alfa tutarlılık katsayısı, gruplar arası karsılastırmada Independent Sample t testi, ve Mann-Whitney U testi kullanılmıstır. Tüm analizlerde pM 0,05 anlamlı olarak kabul edilmistir. Arastırmada ası uygulaması sırasında emzirme grubunu olusturan bebeklerin kontrol grubuna göre, kalp atım hızlarının düsük, oksijen saturasyonu degerlerinin yüksek ve aglama sürelerinin kısa oldugu belirlenmistir. Tüm bu fizyolojik göstergeler, emzirilen bebeklerin ası uygulaması sırasında daha az agrı hissettiklerini göstermistir. Arastırmada emzirme grubunu olusturan bebeklerin kontrol grubuna göre islem sırası ve sonrasında NIPS puan ortalamalarının düsük oldugu belirlenmistir. Emzirme yönteminin bebeklerde asıya baglı olusan davranıssal degisiklikleri azalttıgı görülmüstür. Arastırmada ası uygulaması sırasında olusan agrıyı azaltmada emzirme yönteminin etkin oldugu belirlenmistir. Bu yöntemin uygulandıgı bebekler ası uygulanması sırasında daha az agrı yasamıslardır. Anahtar kelimeler: Yenidogan, Bebek, Agrı, Ası uygulaması, Nonfarmakolojik Yöntemler, Hemsire.

AğrıAşılamaBebek-yenidoğmuş+3
Münevver Erkul
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Epilepsili çocuklarda nöbet öz-yeterlik ölçeği geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu çalışma Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz-Yeterlik Ölçeği (Seizure Self-Efficacy Sacale For Children)?ni Türkçe?ye uyarlayarak, geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla metodolojik olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini Temmuz 2012-Mart 2013 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nöroloji Polikliniği, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Nöroloji Polikliniği ve Bursa Dörtçelik Çocuk Hastanesi Çocuk Nöroloji Poliklinikliniği?ne gelen epilepsi hastalığı olan tüm çocuklar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmanın gerçekleştirildiği polikliniklerde takip ve tedavi edilen 9-17 yaş grubu, en az 6 aydır epilepsi hastalığı olan, zihinsel yetersizliği ve başka kronik hastalığı olmayan, okula devam eden ve çalışmaya katılmayı kabul eden 166 epilepsi hastalığı olan çocuk oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından yüz-yüze görüşme yöntemiyle, Çocuk Tanıtım Formu, Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz-Yeterlik Ölçeği ve Çocuk Depresyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz-Yeterlik Ölçeği Caplin ve ark. (2002) tarafından epilepsi hastalığı olan çocukların nöbete ilişkin öz-yeterliğini belirlemek amacıyla geliştirilen 15 maddelik, 5?li likert tipinde bir ölçektir. Ölçeğin tüm maddeleri olumlu ve ölçeğin alpha güvenirlik katsayısı 0.93 olarak bildirilmiştir. Ölçeğin dil geçerlik çalışması 6 uzman tarafından yapılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerliği için on uzmandan görüş alınmıştır. Uzmanlardan gelen görüşler, ölçeğin maddeleri arasındaki korelasyonun oldukça iyi olduğunu göstermiştir (p=0.000). Açıklayıcı faktör analizi sonucunda toplam varyansı %49.67 olan iki faktörlü bir yapı elde edilmiştir. Ölçeğin iç tutarlığını belirlemek için hesaplanan cronbach alfa katsayısı ölçek toplam puanı için 0.89 olarak bulunmuştur. Güvenirlik çalışmaları kapsamında, ölçeğin iki alt boyutu için sırasıyla 0.98-0.74 değerinde korelasyonlar belirlenmiştir. Test-tekrar test korelasyonları anlamlı düzeyde (p<0.01) ve yüksek (r=0.99) bulunmuştur. Yordama-Kestirim geçerliğinde, Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz-Yeterlik Ölçeği ile Çocuk Depresyon Ölçeği arasındaki korelasyonlar negatif yönde, orta derecede ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Epilepsili Çocuklarda Nöbet Öz-Yeterlik Ölçeği?ninTürkçe versiyonundan elde edilen ölçümlerin orijinal ölçek yapısıyla uyumlu, Türk toplumu için geçerli ve güvenilir olduğu bulunmuştur. Ölçeğin, Türk toplumunda epilepsi hastalığı olan çocuklarda kullanılabileceği ve bu çocukların öz-yeterliklerini etkili bir şekilde değerlendirebileceği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Öz-yeterlik, Epilepsi, Çocuk, Geçerlik ve Güvenirlik.

EpilepsiGüvenilirlik ve geçerlilikÇocuklar+2
Şerife Tutar Güven
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveynlerin çocuklarına kullandıkları tamamlayıcı alternatif tedavi yöntemlerine ilişkin pediatri hemşirelerinin bilgi, deneyim ve tutumları

Araştırma, ebeveynlerin çocuklarına kullandıkları tamamlayıcı ve alternatif tedavi (TAT) yöntemlerine ilişkin pediatri Hemşirelerinin bilgi, deneyim ve tutumlarını değerlendirmek amacıyla, tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın uygulanabilmesi için (Nomenclature of Territorial Units for Statistics) İstatistikî Bölge Birimleri Sınıflandırması 1 verilerine göre Türkiye'de belirlenen 12 bölgenin her birinden Türkiye İstatistik Kurumu'na göre nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bir il seçilmiştir. Belirlenen her ilden çocuk yatak kapasitesi en fazla olan bir üniversite hastanesi ve Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir çocuk hastanesi ya da devlet hastanesi araştırmaya alınmıştır. Araştırma hastanelerin pediatri servislerinde çalışan 1450 (%71.3) (Güç analizi %98) hemşire ile yapılmıştır. Araştırma verileri, Haziran 2013- Şubat 2014 tarihleri arasında araştırmacı ve belirlenen anketörler tarafından anket formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada, pediatri hemşirelerinin %98.1'inin en az bir TAT yöntemini bildikleri ve %90.6'sının yaşamları boyunca bir veya birden fazla TAT yöntemini kullandıkları saptanmıştır. Bununla birlikte, hemşirelerin TAT yöntemlerinden en fazla dua etme (%96.3), masaj (%91.3) ve vitaminleri (%86.6) bildikleri, kullandıkları ve etkili olarak yararlandıkları belirlenmiştir. Pediatri hemşirelerinin TAT yöntemleri hakkında bilgiyi en fazla medyadan ve internetten aldıkları belirlenmiştir. Araştırmada, pediatri hemşirelerinin %76.3'ünün "hastaya TAT yöntemleri hakkında bilgi vermenin hemşirenin sorumluluğundadır", %92.7'sinin "bireylerin sağlığına zararlıdır" ifadelerine katılmadığı saptanmıştır. Pediatri hemşirelerinin "%86.6'sının "hasta ve yakınlarını TAT yöntemlerini kullanmak mutlu eder", %60.6'sının "yasa ve yönetmeliklerle sınırlandırılmalıdır" ifadelerine katıldığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, pediatri hemşirelerinin TAT yöntemlerine yönelik olumlu tutum içerisinde olduğu saptanmıştır. Pediatri hemşirelerinin yaklaşık yarısı hastalardan öykü alırken TAT yöntemlerini sorgulamadıkları ve ebeveynlerin çocuklarına kullandıkları TAT yöntemleri hakkında kendilerine bilgi vermediklerini ifade etmişlerdir. Bununla birlikte, pediatri hemşirelerinin %40.2'si ebeveynlere çocuklarına kullanmaları için TAT yöntemlerini önerdiklerini bildirmişlerdir. Pediatri hemşirelerinin sıklıkla ebeveynlere en çok önerdikleri TAT yöntemleri arasında dua etme (%47.9) ve masaj (%46.1) gelmektedir. Araştırmada, pediatri hemşirelerinin TAT yöntemleri ile ilgili olumsuz deneyimlerinde ebeveynlere bilgi verdikleri, olumlu deneyimlerinde ise destekledikleri belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; pediatri hemşirelerine TAT yöntemleri ile ilgili kursların, hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesi, hemşirelik müfredatında yer verilmesi, kliniklerde TAT yöntemlerinin yer aldığı veri toplama formlarının oluşturulması ve kanıta dayalı araştırmalara daha fazla ağırlık verilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Tamamlayıcı ve Alternatif Tedavi, Pediatri hemşiresi, Çocuk, Ebeveyn, Bilgi, Tutum

Ana-babaAna-çocuk hemşireliğiHemşireler+7
Vildan Cırık
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Planlanmamış gebeliklerin doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranışına etkisi

Bu çalışma, annelerin bebeklerine gösterdikleri ilk davranış ve bebekleriyle etkileşimlerinin sonraki yaşantılarında etkili olabileceği düşünülerek planlamadan gebe kalmanın doğum sonrası erken dönemdeki ilk annelik davranışına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma eşleştirilmemiş vaka-kontrol çalışmasıdır. Çalışma Salihli Devlet Hastanesi'ne ve Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ne doğum yapan kadınlarla yapılmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden kadınlar olasılıksız örnekleme yöntemine göre seçilmiştir. Örneklem grubunu, planlamadan gebe kalan (kontrol grubu)174 kadın, planlayarak gebe kalan 174 kadın (kontrol grubu) olmak üzere toplam 348 kadın oluşturmuştur. Veriler, Kasım 2012-Haziran 2013 tarihleri arasında, Anne-Bebek Tanıtım Formu ve Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranışı Ölçeği (DSEDÖ) kullanılarak toplandı. Veriler doğum sonrası ilk 10 dakikada gözlem ve ilk 24 saat içinde yüzyüze görüşme yöntemiyle toplandı. Araştırmanınverileri Statistical Package for the Social Sciences Version 15 (SPSS Inc., IL, USA) program ileanalizedildi.Çalışmaverilerinindeğerlendirilmesindetanımlayıcıistatistikler, Ki-karetestiveileri Ki-karetestikullanıldı.Ayrıcaaraştırmaörneklemgrubunun DSEDÖ toplampuanlarınagöre normal dağılımauyupuymadığınıdeğerlendirmekiçin Kolmogorov Smirnov testikullanıldı. Normal dağılımauymayandeğişkenlerinanalizindeKruskal-Wallis testive Mann Whitney U testiuygulandı. Bağımsız değişkenlerin DSEDÖ puanına etkisini belirlemek için çoklulinear regresyon analizi yapıldı. Bu çalışmada planlamadan gebe kalan kadınların DSEDÖ puan ortalaması 2,01±1,24 iken,planlayarak gebe kalan kadınların DSEDÖ puan ortalaması 5,18±0,79 olarak bulunmuştur. Buna göre, planlamadan gebe kalan kadınların doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranış puanları, planlayarak gebe kalan kadınların doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranış puanlarından daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda kadınların planlamadan gebe kalması, canlı doğum sayısının fazla olması, algıladıkları gelirlerinin giderden az olması ve doğum öncesi bebek bakımı ile ilgili bilgi almamış olması, DSEDÖ puanlarını olumsuz etkileyen faktörler olarak bulunmuştur(p<0,05). Sonuç olarak planlanmayan gebeliklerin doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranışlarına olumsuz etkisinin olduğubulunmuştur. Ebe ve hemşireler tarafından kadınların doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranışı ile ilişkili risk faktörlerinin bilinmesi, annelerin gereksinimlerinin belirlenmesi ve ebeveynliğe uyumlarının desteklenmesi açısından önemlidir.

Anne-bebek etkileşimiAnnelerBebek-yenidoğmuş+7
Selda Taner
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Okul çocukları için çok boyutlu mizah duygusu ölçeği: Geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu araştırma, okul çocuklarının mizah duygusunu değerlendirmek için Dowling ve Pain tarafından 1999 yılında geliştirilen ve 2003 yılında modifiye edilen "Okul Çocukları için Çok Boyutlu Mizah Duygusu Ölçeği'nin (A Multidimensional Sense of Humor Scale for School-Aged Children) Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Metodolojik tipte olan bu araştırmanın örneklem grubunu 6-12 yaş grubunda olan ve Aydın Mustafa Kiriş Ortaokulunda ve Aydın Ticaret Odası İlkokulunda kayıtlı 210 öğrenci oluşturmuştur. Ölçeğin kapsam geçerliğini değerlendirmek için pediatri alanında uzman10 hemşire öğretim üyesinin görüşü alınıp, öneriler doğrultusunda ölçeğe son sekli verilmiştir. On sekiz maddeden oluşan ve Likert tipinde olan ölçek, dil çeviri ve kapsam geçerliği çalışmalarından sonra pilot uygulama yapılmıştır. Araştırma verileri Statistical Package for Social Science (SPSS) 18.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Yapı geçerliği için Açımlayıcı Faktör Analizi kullanılmış, faktör analizi sonucunda ölçeğin üç faktörlü yapıya sahip olduğu ve ölçek maddelerinin faktör yükü 0,30'dan yüksek olması sebebiyle madde çıkarımına gidilmemiştir. Ölçeğin madde-toplam puan korelasyon katsayıları 0,14 ile 0,63 arasında olduğu belirlenmiştir. İç tutarlık Analizi için kullanılan Cronbach alfa güvenirlik katsayısı tüm ölçek için 0,90; alt boyutlar için 0,78 ile 0,84 arasında olduğu saplanmıştır. Sonuç olarak "Okul Çocukları için Çok Boyutlu Mizah Duygusu Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun Türk toplumunda kullanılabilir düzeyde olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Mizah, mizah duygusu, okul çocukları, geçerlik ve güvenirlik.

Güvenilirlik ve geçerlilikMizahMizah duygusu+4
Pelin Hantal
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveyn katılımı tutum ölçeği'nin Türkiye'deki geçerlik güvenirlik çalışması

Amaç: ?Ebeveyn Katılımı Tutum Ölçeği'ni (Parent Participation Attitude Scale-PPAS) Türkçe' ye uyarlamaktır.Yöntem: Metodolojik bir çalışmadır. Araştırmada ölçek sahibinden ve kurumdan yazılı izin ve etik kurul onayı alınmıştır. Araştırma örneklemini, iki devlet hastanesi ve iki üniversite hastanesinde çalışan toplam 277 hemşire oluşturmuştur. Seidl ve Pillitteri(1967) tarafından geliştirilen, 1990 yılında Gill tarafından revize edilen Ebeveyn Katılımı Tutum Ölçeği Türkçe' ye uyarlanmıştır. Ölçek 24 maddeden oluşmakta, Likert tipi 1-5 arasında değerlendirilmektedir. Ölçekte 13 soru ters yönlüdür. Ölçeğin orjinalinde iç tutarlık güvenirlik katsayısı 0.74'tür.Bulgular: Ölçeğin dil geçerliğinde, dört uzman tarafından İngilizce'ye çevirisi ve dört uzman tarafından da Türkçe'ye geri çevirisi yapılmıştır. İçerik geçerliği için 10 uzmandan görüş alınmış, yapılan analizde uzman puanlarının uyumlu olduğu görülmüştür (KW=0.116, p=0.26). İç tutarlık güvenirlik katsayısı, toplam ölçek için 0.67'dir. Madde analizi sonucu madde-toplam puan korelasyon katsayıları -0.10- 0.53 arasında ve istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.000). Ölçeğin tüm maddelerinin katıldığı test tekrar test güvenirlik katsayısı r=0,98 bulunmuştur.Sonuç ve Öneriler: Ölçek Türkiye' de kullanmak için güvenilir bulunmuştur. Bu ölçeğin (PPAS) farklı sağlık profesyonellerine uygulanması ve bu gruplardaki geçerlik ve güvenirliğin incelenmesi önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Aile merkezli bakım, ebeveyn katılımı, hemşirelik, ölçek, geçerlik ve güvenirlik.

Saime Özbodur Yıldırım
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lise öğrencilerinin sağlık davranışları ve etkileyen etmenlerin incelenmesi

Çalısma 15-18 yas grubu liseye giden ögrencilerin riskli saglık davranısları ve etkileyenetmenleri belirlemek amacıyla yapılmıstır. Lisede ögrenim gören 1234 ögrenciçalısmanın örneklemini olusturmustur. Veriler sosyodemografik veri toplama formu veriskli saglık davranısları ölçegi kullanılarak toplanmıstır. Verilerin analizinde bagımsızgruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılarak degerlendirilmistir.Ögrencilerin %51.3'ü kız, %58.1'i 15-16 yas grubundadır. Ögrencilerin riskli saglıkdavranısları ölçegi puan ortalaması (43.0±7.0) olarak bulunmus, alt boyutlardan saglıkdavranıslarına iliskin en yüksek risk puan ortalamasını fiziksel aktivite boyutundanaldıgı (52.1±14.1) bunu sırası ile beslenme (50.77±9.16), psikososyal davranıslarınizledigi (43.30±10.68), risk puanının en düsük oldugu saglık davranıslarının ise maddekullanımı (29.85 ±11.17) ve hijyen (30.83±1.12) davranıslarının oldugu görülmüstür.Adölesanların riski saglık davranısları üzerinde yasın, cinsiyetin, aile yapısının, gelirdüzeyinin ve saglıgı algılama durumlarının etkili oldugu bulunmustur. Okul saglıgıhemsireleri ögrencilerin riskli saglık davranıslarının azaltılması ve olumlu saglıkdavranıslarının kazandırılması için girisimlerde bulunmalıdır.Anahtar kelimeler; adölesan, riskli saglık davranısları, lise ögrencileri, okul hemsire

Nezihe İlhan
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Prematürelerde iki farklı göbek bakımı yönteminin göbeğin düşme süresi ve göbek enfeksiyonuna etkisi

Amaç: Çalışma, %70'lik alkolle göbek bakımı yapıldıktan sonra göbeği açık ve kapalı tutulan prematüre bebeklerde göbek düşme süresi ve göbek enfeksiyonu gelişme oranı arasında fark olup olmadığını değerlendirmek amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır.Yöntem: Örneklemi bir kamu hastanesinin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde Şubat-Temmuz 2008 tarihlerinde yatan 30 haftalık ve üzerinde doğan 74 bebek oluşturmuştur. Bebekler, alkolle göbek bakımı yapıldıktan sonra göbeği açık ve kapalı tutularak iki gruba ayrılmıştır. Etik kurul ve kurumdan yazılı izin alınmıştır. Veriler, bebeklerin sosyodemografik özelliklerini, göbek enfeksiyonu bulgularını ve göbek düşme sürme süresini değerlendiren sorulardan oluşan veri toplama formu kullanılarak toplanmıştır. Veriler Yates Düzeltmeli Ki-kare analizi ve bağımsız gruplarda t testi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Göbeği alkolle sildikten sonra açık tutulan gruptaki bebeklerin göbek düşme süresi ortalama 15.3±4.4 gün iken göbeği kapalı tutulan gruptaki bebeklerin ise 19.6±8.9 gün olarak bulunmuş, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p=.011). Gruplar arasında göbek enfeksiyonu açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Göbeği açık tutulan grupta göbek enfeksiyonu gelişmemiş, kapalı tutulan grupta ise sadece bir bebekte göbek enfeksiyonu gelişmiştir.Sonuç: Göbeği açık ve kapalı tutulan prematürelerde enfeksiyon gelişimi açısından fark yoktur ancak açık bırakıldığında göbek daha kısa sürede düşmektedir. Göbek açık bırakıldığında maliyeti daha azalmakta ve uygulama süresi de daha kısa olmaktadır. Göbeğin kısa sürede kuruması ve düşmesi enfeksiyon riskini de azaltacağından göbek bakımından sonra göbeğin açık bırakılması önerilmektedir. Çalışmanın daha büyük örneklem grubuyla yapılması sonuçların güvenirliğini arttıracaktır.Anahtar Kelimeler: Prematüre, göbek bakımı, göbek düşme zamanı, göbek enfeksiyonu, alkol

Gönül Aslan
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

İlköğretim öğrencilerine yönelik geliştirilen sigara kullanımı önleme programının etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma çocuk/ebeveyn Karar Denge Ölçeklerinin Türk örnekleminde geçerlilik ve güvenirliğinin belirlenmesi ve ilköğretim öğrencilerine yönelik geliştirilen sigara kullanımı önleme programının etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir.Yöntem: Çalışma iki aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada ölçeklerin geçerlilik ve güvenirliği yapılmıştır. Örnekleme rastgele seçilen 288 ilköğretim dört, beş, altı, yedi ve sekizinci sınıf öğrencisi ile ebeveynleri alınmıştır. Veriler Mayıs-Haziran 2006 tarihlerinde toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde faktör analizi, bağımlı gruplarda t testi, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, korelasyon analizi ve cronbach alfa analizi kullanılmıştır. İkinci aşamada rasgele seçilen orta-alt sosyo ekonomik gruptaki dört ilk öğretim okulundan 485 ilköğretim dört ve beşinci sınıf öğrencisi ile ebeveynleri çalışma kapsamına alınmıştır. Okullar rastgele dört gruba ayrılmıştır. Birinci grup girişimsiz kontrol grubu, ikinci gruba Bilgi temelli girişim grubu, üçüncü grup sosyal yeterlilik temelli girişim grubu, dördüncü grup ise sosyal bilişsel öğrenme temelli girişim grubudur.. Veriler girişim öncesi, girişim sonrası altıncı ayda, girişimden bir yıl ve iki yıl sonra toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tekrarlı ölçümlerde çok yönlü varyans analizi, tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi, Bonferroni düzeltmeli eşleştirilmiş t testi, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve ki kare testi kullanılmıştır.Bulgular: Ebeveyn Karar Denge ölçeği yarar alt boyutu cronbach alfa değeri .86, zarar alt boyutu .83 olarak saptanmıştır. Yarar alt boyutu faktör yükleri .32-.73 arasında, zarar alt boyutu faktör yükleri .38-.72 arasında saptanmıştır. Çocuk ölçeğinin yarar alt boyutu cronbach alfa değeri .74, zarar alt boyutunun alfa değeri .78 olarak bulunmuştur. Yarar alt boyutu faktör yükleri .31-.79 arasında, zarar alt boyutu faktör yükleri .39-.69 olarak saptanmıştır. Grupların yarar algı puan ortalamaları zaman, grup ve grup*zaman açısından değerlendirilmiş, üç faktör yönündende anlamlı farklılık bulunmuştur. Zarar Alt boyutunda sadece zaman faktöründe anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Sosyal bilişsel öğrenme grubundaki öğrencilerin sigara deneme oranı diğer gruplardaki çocuklardan düşük bulunmuştur (p= .001).Sonuç: Çocuk ve ebeveyn karar denge ölçeği Türk kültüründe kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Sigara kullanımını önleme programının sosyal bilişsel öğrenme temelli girişim grubundaki çocukların sigara deneme oranını azaltmada, yarar ve zarar algısını değiştirmede etkili olduğu saptanmıştır.

Murat Bektaş
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antibiyotik kullanan çocuklarda koruyucu alt bakım protokolünün pişik gelişimini önlemeye etkisi

Küçük çocuklarda ve yenidoğanlarda yaygın olarak görülen enflamatuar deri hastalıklarından birisi olan pişiğin, pişiğe neden olan etmenlerin kontrol altına alınması ve iyi bir alt bakımı ile önlenmesi ya da azaltılması mümkündür.Bu çalışmanın amacı, hastanede yatan antibiyotik kullanan 0-18 aylık çocuklarda pişikten koruyucu alt bakımın pişik gelişimini azaltmadaki etkinliğini saptamaktır.Araştırma kontrol-deney gruplu, prospektif yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Dokuz Eylül Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Kliniğinde Ocak-Mayıs 2009 tarihleri arasında yatan, antibiyotik alan 0-18 aylık çocuklar oluşturmuştur. Koruyucu alt bakımına yönelik bir girişimde bulunulmayan kontrol grubuna 41, koruyucu alt bakımı uygulanan ve vazelin kullanılan deney grubuna 42 çocuk alınmıştır. Deney grubundaki çocukların annelerine eğitim verilmiştir. Tüm çocuklar 3-7 gün arasında izlenerek veriler toplanmış ve bilgisayar ortamında Pearson Ki-kare, Fisher Kesin Ki-kare ve Yatest Düzeltmeli Ki-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir.Koruyucu alt bakımı uygulanmayan kontrol grubundaki çocuklarda pişik gelişme oranı %34.1 iken, koruyucu alt bakımı uygulanan ve vazelin kullanan deney grubunda %7.1 olarak bulunmuştur (p<.05). Kontrol grubunda pişik görülen çocukların çoğunda pişik gelişimi 2-3.günlerde olmak üzere deney grubuna göre daha erken gelişirken, deney grubundaki çocuklarda 4.günden sonra gelişmiştir. Deney grubundaki pişiği olan çocukların hepsinin pişiği birinci derece iken, kontrol grubundakilerde ikinci ve üçüncü derece pişiği olanlar görülmüştür.Sonuç olarak; Koruyucu alt bakımı uygulanan ve vazelin kullanılan deney grubundaki çocuklarda pişik gelişme oranı koruyucu alt bakımı uygulanmayan kontrol grubundaki çocuklara göre anlamlı olarak daha azdır. Deney grubunda pişik gelişen çocukların pişik gelişimi daha geç günlerde başlamış ve pişik dereceleri de daha hafiftir.Antibiyotik kullanan çocuklarda daha çok pişik görüldüğünden pişiğin önlenmesi için koruyucu alt bakımın düzenli olarak uygulanması, her bez değişiminden sonra vazelin kullanılması, annelerin bu konuda eğitilmesi önerilmektedir.Anahtar kelimeler: Bez Pişiği, Vazelin, Koruyucu Alt Bakım, Çocuk, Antibiyotik.

Gülbeyaz Baran
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00