
75
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Fluorid içerikli üç farklı restoratif materyalin başlangıç çürükleri üzerindeki etkilerinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmada, fluorid içeriği bilinen RMCİS (rezin içerikli cam iyonomer), giomer ile piyasaya yeni sürülmüş cam karbomerin başlangıç çürük lezyonları üzerindeki etkilerinin yüksek karyojenik ağız ortamı taklit edilerek değerlendirilmesi amaç edinildi. Fluorid içerikli bu restoratif materyallerin belirtilen re-şarj özellikleri sebebiyle fluorid içerikli diş macunu ilave edilerek demineralizayonu önleyici etkinlikleri değerlendirildi. Çalışmada 60 adet çürüksüz daimi molar diş kullanıldı. 60 adet molar diş su soğutmalı kesme cihazı çift taraflı kesen elmas ince bıçak kullanılarak mesiodistal yönde ikiye ayırıldı. Dişlerin bukkal ve lingual parçalarından 5 mm en, 5 mm boy ve 2 mm kalınlık olacak şekilde dikdörtgenler prizması halinde bloklar hazır hale getirildi. 120 adet numune akriliğe gömüldü. 60 adet örnek mikrosertlik analizi için ayrılırken geri kalan 60 örnek ise SEM-EDS analizi (Scanning Electron Microscopy with X-ray Microanalysis) için ayrıldı. Demineralize solüsyon ile başlangıç çürüğü oluşturulan mine blokları daha sonra yüksek karyojenik ağız ortamının in vitro koşullarda taklit edildiği pH siklusa tabi tutuldu. RMCİS, giomer ve cam karbomer restoratif materyaller kullanılarak oluşturulmuş üç ana grubumuz pH siklus aşamasında ikişer alt gruba ayrılarak fluorid içerikli macun solüsyonunda bekletilen gruplar oluşturuldu. Restoratif materyal çevresindeki sağlam minede, başlangıç mine çürüğü oluşturulduktan sonra çürük minede ve pH siklus sonrası çürük minede mikrosertlik ve mineral analizleri yapıldı. İki analiz çeşidi sonuçları çoğunlukla paralellik göstermiştir. RMCİS ve cam karbomerin pH siklus esnasında fluorid içerikli macunlu solüsyonda bekletilmiş grupları diğer tüm gruplara göre demineralizasyonu önleyici etkinlikleri anlamlı derecede daha iyi bulunmuştur. Giomerin pH siklus esnasında fluorid içerikli macunlu solüsyonda bekletilmiş ve bekletilmemiş grupları, karşılaştırmalar içinde düşük veriler göstermesi sebebiyle demineralizasyonu önleyici etkinlikleri diğer restoratif materyallere göre daha zayıf kaldığı söylenebilir.
Kök kanal tedavisinde er,cr:YSGG lazer ile kombine diode lazer kıllanımının antibakteriyel etkinliğinin ve dentin geçirgenliğine olan etkisinin in vitro koşullarda değerlendirilemsi
Endodontik tedavinin primer amacı kök kanallarından mikroorganizmalar ve yan ürünlerinin uzaklaştırılmasıdır. Ancak mikroorganizmaların kök kanallarından tamamen eliminasyonu kök kanal anatomisi ve mekanik preparasyon sırasında oluşan smear tabakası nedeniyle kolay olmamaktadır. Diş hekimliği araştırmalarındaki en son yenilikler, lazer teknolojilerinin kök kanal dezenfeksiyonunda kullanılabilecek bir yöntem olduğunu göstermektedir. Çalışmamızın amacı Er,Cr:YSGG lazerin tek başına, NaOCl ile veya Diode lazer ile birlikte kullanımının; Enterococcus faecalis üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin ve kök dentininde meydana getirdiği değişikliğin, en sık kullanılan irrigasyon ajanı olan NaOCl ile karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmada 90 adet tek kök, tek kanallı insan kesici dişi kullanılmıştır. El aletleri ile şekillendirmesi tamamlanan örnekler otoklavda steril edilmiştir. Kök kanalları E.faecalis bakteri süspansiyonu ile enfekte edilmiş ve bir haftalık inkübasyon süresi sonunda rastgele deney ve kontrol gruplarına ayrılmıştır: Grup 1: %5 NaOCl, Grup 2: Er,Cr:YSGG (1.25W, 20Hz, %24 su,%34 hava, 40sn ışınlama), Grup 3: %5'lik NaOCl'nin Er,Cr:YSGG lazer ile aktivasyonu (1.25W, 20Hz, hava-su kapalı, 40sn ışınlama), Grup 4: Er,Cr:YSGG lazer ve Diode lazer uygulaması. (Er,Cr:YSGG lazer: 1.25W, 20Hz, %24 su, %34 hava; Diode lazer: 4.5W güç CP1 mod ortalama güç 1.5W, toplam 80sn ışınlama), pozitif ve negatif kontrol grupları. E.faecalis ile enfekte edilen örneklere uygulanan dezenfeksiyon işlemleri sonrası her kök kanalı için CFU/ml değerleri hesaplanmıştır. Mikrobiyolojik örnek alımı tamamlanan kök kanalları geçirngenlik analizi için metilen mavisi ile boyanmıştır. Kök kanalları metilen boyası ile dolu örnekler 37oC'lik etüvde kurutulduktan sonra her örnekten 3'er adet horizontal kesit elde edilmiştir. Kesitler stereomikroskopta görüntülenerek dijital ortama aktarılmış ve boyalı alanın tüm alana oranı analiz edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda deney gruplarında kullandığımız yöntemlerin tümü E.faecalis dezenfeksiyonunda etkili bulunmuştur. Antimikrobiyal sonuçlar, gerçirgenlik analizi sonuçları ve SEM görüntüleri ile birlikte değerlendirildiğinde en başarılı sonuç; %5'lik NaOCl'nin Er,Cr:YSGG lazer ile aktive edildiği gruptan elde edilmiştir. Er,Cr:YSGG lazer ile kombine Diode lazer uygulamasının ise Er,Cr:YSGG lazer uygulamasına göre herhangi bir üstünlüğü tespit edilmemiştir.
Osteoporotik rat modellerindeki kemik defektlerinin iyileşmesinde proton pompa inhibitörü kullanımının ve düşük düzeyli lazer tedavisinin etkilerinin araştırılması
Bu deneysel çalışmada, Proton Pompa İnhibitörü (PPI) kullanımının ve Düşük Düzey Lazer Tedavisinin (DDLT) osteoporotik rat modellerinde oluşturulan kritik büyüklükteki kalvaryal defektlerde, kemik iyileşmesi üzerindeki etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca çalışma gruplarında, kemiğin biyomekanik özellikleri de incelenmiştir. Çalışmada, 45 adet dişi Wistar rat kullanılmış ve kontrol grubu (A), overektomi grubu (B), overektomi ve PPI grubu (C), overektomi ve DDLT grubu (D), overektomi, PPI ve DDLT grubu (E) olmak üzere toplam beş grup yer almıştır. Tüm deneklerde, 5 mm çapta, kritik büyüklükte kalvaryal kemik defekti oluşturulmuştur. Kemik iyileşmesi, histomorfometrik ölçüm yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca gruplardaki hayvanların kemiklerinin biyomekanik özelliklerinin saptanması için, femurlar üzerinde çekme ve germe testleri uygulanmıştır. Çalışmada, E grubunda gözlemlenen ortalama yeni kemik alanının, diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Çekme ve germe testlerinin sonuçlarına göre, çekme dayanımı, birim şekil değiştirme, fleksiyon modülüsü ile maksimum eğme, uzama ve gerilme momentlerinin ortalamalarının PPI ve overektomi gruplarında, kontrol gruplarına göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, DDLT kullanımının cerrahi sonrası yeni kemik oluşumunu uyardığı ve PPI kullanımı ile, kemiklerin çekme ve germe kuvvetleri karşısındaki mekanik direncinin zayıfladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Osteoporoz, proton pompa inhibitörleri, düşük düzey lazer tedavisi, kemik defektleri
Farklı pürüzlendirme tekniklerinin braket çevresinde mine demineralizasyonu oluşturma etkilerinin karşılaştırılması
Ortodontik tedavi sırasında braket çevresinde gözlenen demineralizasyon alanları ortodonti uzmanlarını önemli ölçüde ilgilendirmektedir. Çünkü sabit ortodontik apareylere komşu mine yüzeyinde oluşabilecek demineralizasyon hem hasta hem de hekim için tedavinin başarısını gölgeleyen estetik problemlere yol açabilmektedir. Yeni tanıtılan Er:YAG lazer el aleti olan X-runner, pürüzlendirilen mine yüzeyini boyut, şekil ve derinlik açısından dijital olarak kontrol edebilme özelliği sayesinde benzersizdir. Bu çalışmada dört farklı pürüzlendirme tekniği kullanılarak yapıştırılan braketlerin çevresinde mine demineralizasyonu oluşma potansiyeli değerlendirilmiştir. Araştırmamızda, 100 adet küçük azı dişi dört eşit gruba ayrılmıştır ve şu tedaviler uygulanmıştır: Grup 1 Total Etch, asit ile pürüzlendirme; Grup 2 Self Etch, kendinden asitli primer uygulaması; Grup 3 Lazer M, Er:YAG lazer ile manuel pürüzlendirme; Grup 4 Lazer X, Er:YAG lazer ile X-runner el aleti kullanılarak pürüzlendirme. Braketlerin yerleştirilmesinden sonra, dişler 14 günlük demineralizasyon-remineralizasyon siklusuna tabi tutulmuşlardır. Solüsyonlar ağız içi tükürük akışını taklit etmek amacıyla hergün yenilenmiştir. Dişler her bir siklus arasında mekanik abrazyonu taklit etmek amacıyla elde yumuşak bir fırça ile 30 sn. fırçalanmıştır. Mine yüzeyindeki mineral kaybı Quantitative Light-Induced Fluorescence (Kantitatif Işık Etkili Floresans, QLF) cihazı ile değerlendirilmiştir. QLF analizi sonucunda ∆F, ∆F max, ∆Q ve Area olmak üzere dört farklı parametre elde edilmiştir. Parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskall Wallis test, farklılığa neden olan grubun tespitinde ise Mann Whitney U test kullanılmıştır. QLF analizi sonuçlarının istatistik değerlendirmelerine göre dört farklı parametre açısından gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0,01). Asit ile pürüzlendirme grubunda diğer gruplara göre braket çevresinde anlamlı derecede daha fazla demineralizasyon gözlenmiştir (p<0,01). X-runner Er:YAG lazer grubunun demineralizasyon değerleri manuel Er:YAG lazer grubundan anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Diğer gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Mevcut çalışmanın limitasyonları dahilinde pürüzlendirme işleminde Er:YAG lazerin X-runner el aleti ile uygulanmasının in vitro koşullarda braket çevresinde demineralizasyonu azaltan en iyi pürüzlendirme prosedürü olduğu düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Er:YAG lazer, Kantitatif Işık Etkili Floresans (QLF), Mine demineralizasyonu, Mine pürüzlendirmesi, X-runner.
Farklı ortodontik bant yapıştırıcılarında bis-gma salımının in vitro şartlarda incelenmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı, ortodontik bantların dişlere yapıştırılmasında kullanılan iki farklı kompomerin polimerizasyon sonrası reaksiyona girmemiş Bis-GMA salım miktarlarının, iki farklı zaman periyodunda (10. dk ve 24. saat) ve termal siklus yaşlandırma sonrası (5000 siklus sonrası 24. saat) Yüksek Basınçlı Likit Kromatografisi (HPLC) analiz yöntemiyle karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Bu amaçla iki farklı çalışma grubu oluşturuldu; Grup 1: Sadece ışıkla polimerize olan kompomer rezin siman (Ultra Band Lok, Reliance Orthodontic Products, Itasca, ABD) Grup 2: Hem ışıkla hem de kimyasal yolla polimerize olan kompomer rezin siman (Opal Band Cement, Ultradent Products, South Jordan, ABD). Her grup için Cerec sistem feldspatik seramik bloklardan (Sirona Dental Systems, Bensheim, Almanya) CAD-CAM tekniğiyle hazırlanan 10 adet standart üst sağ birinci molar diş örneğine 10 adet 39,5 numara üst sağ 1. molar bandı (M.I.B. Dental, Malmaison, Fransa) üretici firmanın tavsiyelerine uygun olarak iki farklı kompomer ile simante edildi ve simanlar yüksek yoğunluklu bir LED ışık kaynağı (VALO, Ultradent, South Jordan, ABD) kullanarak polimerize edildi. Her iki zaman periyodunda ve termal siklus yaşlandırma sonrası 24. saatte reaksiyona girmemiş Bis-GMA salım miktarları HPLC kullanılarak belirlenip tüm veriler istatistiksel olarak analiz edildi. İstatistiksel değerlendirilmelerde "Bağımsız t testi" ve "U testi" kullanıldı. Aynı gruba ait birden fazla ölçümün ortalamalarını karşılaştırmak için "Wilcoxon Signed Rank test" kullanıldı. Her iki grupta da zaman periyodu arttıkça toplam salınan artık Bis-GMA miktarı da artmıştır. İlk 10 dakikada salınan Bis-GMA miktarları değerlendirildiğinde en fazla salımın "Opal Band Cement" grubunda olduğu (p<0,0001), 24 saat sonunda en fazla salımın yine "Opal Band Cement" grubunda olduğu (p<0,0001), 10. dakika ve 24. saat arasındaki Bis-GMA salım farkları değerlendirildiğinde "Opal Band Cement" ve "Ultra Band Lok" arasında anlamlı bir farklılık olmadığı (p>0,05) tespit edilmiştir. Sonuç olarak her iki rezin simandan salınan Bis-GMA miktarı, ölçüm periyotlarına göre değerlendirildiğinde en fazla salım ilk 10 dakika içerisinde gerçekleşmiş, bir sonraki ölçüm periyodu olan 24. saatte daha az bir artış gerçekleşmiştir. Termal siklus uygulaması sonrasındaysa herhangi bir salım gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla mevcut çalışmanın sınırları dâhilinde test edilen her iki rezin simanın uzun dönemde monomer salımı açısından güvenli olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Bis-GMA, ortodontik bant, kompomer, Yüksek Basınçlı Likit Kromatografisi (HPLC)
Dar çaplı implantlarda açılı ve düz titanyum abutment vidalarının farklı dinamik yüklemeler sonucu oluşan tork kaybı ve vida gevşemesinin in-vitro incelenmesi
Bu tez çalışmasında amacımız; dar çaplı implantlar üzerinde, açılı ve düz abutmentların farklı dinamik yükleme siklusları sonrası oluşan tork kaybı ve vida gevşeme değerlerini in-vitro olarak incelemek ve dinamik yükleme öncesi değerler ile karşılaştırmaktır. Yöntem ve Gereç: Çalışmamızda, 40 adet 3,5 mm çaplı 10 mm boyunda implantlar ve üst yapı olarak 20 adet düz, 20 adet 15° açılı titanyum abutmentlar kullanılmıştır. Örnekler, 4 alt gruba ayrılmıştır: 1.grup: Düz abutmentların 3x105 kez dinamik yüklenmesi (Grup: D3), 2.grup: Düz abutmentların 6x105 kez dinamik yüklenmesi (Grup: D6), 3.grup: 15° açılı abutmentların 3x105 kez dinamik yüklemesi (Grup: A3), ve 4.grup: 15° açılı abutmentların 6x105 kez dinamik yüklenmesidir (Grup: A6). Dinamik yükleme siklusu öncesi her abutment vidası 3 kez 30 N.cm tork ile sıkılıp ardından gevşetme işlemine tabi tutulmuştur. Oluşan gevşeme tork değerleri (1. 2. ve 3. GTD) not edilmiştir. Daha sonra örnekler yeni vida ile 30 Ncm tork ile sıkılıp dinamik yükleme işlemlerine tabi tutulmuştur. Dinamik yükleme sikluslarından sonra GTD'ler 4.GTD olarak not edilmiştir. Ayrıca yorulmuş vida son kez sıkma-gevşetme siklusuna tabi tutulmuş ve 5. GTD elde edilmiştir. Sonuç olarak her örnek için toplam 5 adet GTD elde edilmiştir. Bu değerler, gruplar içinde ve gruplar arasında tekrarlayan ölçümlerde ANOVA, iki yönlü ANOVA ve Tukey HSD testleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Dinamik yükleme sikluslarından sonra gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05) (D3: 26,43±0,72, D6: 26,05±0,75, A3:26,40±0,73, A6:26,27±0,80). Tüm gruplarda; 4. GTD; 1. 2. ve 3. GTD'lerden anlamlı olarak düşüktür (p<0.05). Gruplar arası 4. GTD'ler arasında anlamlı bir fark yoktur. 5. GTD'ler için; sadece A6 grubunda 1. 2. ve 3. GTD'lerden anlamlı olarak düşük iken (p<0.05), D3, D6 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p> 0,05). A3 grubunda 5. GTD ile 2. GTD arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Sonuç: Dinamik yükleme GTDyi anlamlı ölçüde azaltmaktadır. Dinamik yükleme öncesi açılı abutmentlar, düz abutmentlara göre daha yüksek başlangıç GTD göstermişlerdir. 5.GTD sonuçlarına göre; D3 ve D6 gruplarında 5.GTD ile 1. 2. ve 3. GTD arasında anlamlı fark yok iken, A6 grubunda 5.GTD ile 1. 2. ve 3. GTD arasında, A3 grubunda 5.GTD ile 2. GTD arasında anlamlı fark vardır. Özellikle açılı abutment kullanımında yorulmuş vidanın yeni vida ile değiştirilmesi daha faydalı olabilir.
Obstrüktif uyku apne sendromu ve periodontal hastalık arasındaki ilişkinin oksidatif stres açısından değerlendirilmesi
Bu kesitsel çalışma, kronik periodontitis (KP) ve obstrüktif uyku apne sendromu (OSAS) arasındaki olası ilişkiyi hem tükürük hem de serum oksidatif stres parametreleri olan TAS (total antioksidan seviye), TOS (total oksidan seviye) ve OSİ (oksidatif stres indeksi) açısından değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yaşları 22-67 arasında değişen ve polisomnografi kullanılarak OSAS açısından değerlendirilmiş 128 birey (90 erkek ve 38 bayan) çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızda basit horlaması olan bireylerden oluşan 2 kontrol ve OSAS hastalarından oluşan 6 çalışma grubu olmak üzere toplam 8 grup vardır. Her bir grup 16 bireyden oluşmaktadır. Kontrol grupları periodontal sağlıklı ve KP'li sistemik sağlıklı bireylerden, çalışma grupları ise; periodontal sağlıklı ve KP'li hafif, orta, ağır OSAS'lı bireylerden oluşturuldu. Çalışmaya katılan tüm bireylerden serum ve tükürük örnekleri alındıktan sonra klinik periodontal parametreler kaydedildi. Biyokimyasal olarak tükürükte ve serumda TAS, TOS ve OSİ değerleri ölçüldü. OSAS şiddetini gösteren AHİ değerlerinin artmasıyla birlikte gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı şekilde serum TAS değerleri azalırken, serum TOS ve OSİ değerlerinin arttığı görüldü. Basit horlama periodontal sağlıklı ve KP'li gruplar arasında istatistiksel olarak serum TAS, TOS ve OSİ değerleri açısından anlamlı bir farklılık bulunamadı. Orta ve ağır OSAS gruplarında, periodontal sağlıklı hastalarla karşılaştırıldığında KP'li hastaların serum TAS değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşükken, serum TOS ve OSİ değerlerinin yüksek olduğu görüldü. Tükürük TAS, TOS ve OSİ açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamadı. Kronik periodontitis, ağır ve orta OSAS gruplarındaki oksidatif stres seviyelerine; total oksidan seviyedeki yükselme ve total antioksidan seviyedeki düşme ile ilave katkıda bulunmuştur. Sistemik sağlıklı bireylerde KP'in oksidatif stres parametrelerine katkısı olmadığı saptanmıştır. OSAS şiddeti arttıkça oksidatif stresin arttığı görülmüştür. Tükürük örneklerinin çalışma gruplarında sistemik oksidatif stres artışını yansıtmadığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Obstrüktif uyku apne sendromu, oksidatif stres indeksi, periodontitis, total antioksidan seviye, total oksidan seviye
Düşük doz lazer tedavisinin ve fotodinamik tedavinin oral mukozit üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Oral mukozit (OM), kemoterapi ve radyoterapi gören hastalarda yeme, içme ve konuşma gibi günlük aktiviteleri kısıtlayacak kadar şiddetli ağrıya sebep olabilen bir durumdur. Ayrıca fırsatçı mikroorganizmalar sebebiyle OM, sistemik enfeksiyonlara ve hospitalizasyona yol açabilir. Şiddetli vakalar kanser tedavisinin başarısını etkileyebilir. Bu sebeple OM, hayat kalitesini ve prognozu etkilemektedir. Düşük doz lazer tedavisi yara iyileşmesini hızlandırabilmektedir. Indosiyanin yeşilinin de düşük doz lazer tedavisinin etkisini arttırdığına yönelik çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmada 24 adet Sprague Dawley cinsi sıçan kontrol, lazer ve lazer + indosiyanin yeşili olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Her hayvana intraperitoneal olarak 5-florourasil enjekte edilmiş ve yanak cebine enjektör ucu ile travma yapılmıştır. OM oluşumundan sonra kontrol grubunda tedavi yapılmamış, lazer grubuna lazer uygulanmış, lazer + indosiyanin yeşili grubuna ise indosiyanin yeşili boyamasından sonra lazer uygulanmıştır. Daha sonra tüm gruplar sakrifiye edilmiş, histolojik ve basic fibroblast growth factor (bFGF), transforming growth factor (TGF-β) ve platelet-derived growth factor - Becaplermin (PDGF-BB) seviyelerine bakılarak iyileşme değerlendirilmiştir. Lazer + indosiyanin yeşili grubu, bFGF ve PDGF-BB açısından diğer gruplara göre istatiksel olarak anlamlı çıkmıştır. Ancak TGF-β grubunda tüm gruplar arasında istatiksel anlamlılık gözlenmemiştir. Sonuç olarak bu çalışmadaki limitasyonlara rağmen, indosiyanin yeşili OM tedavisinde düşük dozda lazer tedavisinin etkinliğini arttırmak amacıyla kullanılabilir. Bu konuda daha çok çalışma gereklidir.
Sabit tedavi gören ortodonti hastalarında farklı oral hijyen eğitim yöntemlerinin karşılaştırılması
Ortodontik tedavi gören hastalarda ağız hijyenin sağlanması tedavinin en önemli parçasıdır. Sabit ortodontik apareyler hem diş fırçalamayı zorlaştırmakta hem de plak akümülasyonu için elverişli alanlar oluşturmaktadır. Uzun tedavi süreleri dikkate alındığında, ortodontik tedavi gören hastalara başlangıç seanslarında detaylı ağız hijyeni eğitimi verilmesi gerekliliği önem kazanır. Bu çalışmanın amacı, sabit ortodontik tedavi gören hastalarda farklı yöntemlerle verilen oral hijyen eğitim metodlarının karşılaştırılmasıdır. Çalışmamız ortodontik tedaviye başlayan hastalar üzerinde planlanmıştır. Hastalar üç gruba ayrılmış, ilk gruba video izletilerek ağız hijyeni eğitimi verilmiş, ikinci gruba model üzerinde anlatılarak ağız hijyeni eğitimi verilmiş, üçüncü gruba ise sözel olarak anlatılarak ağız hijynei eğitimi verilmiştir. Fırçalama etkinliğini değerlendirmek için bonding yapılmadan önce, bonding yapıldıktan 4 hafta, 8 hafta ve 12 hafta sonra periodontal ölçümler yapılmıştır. Yapılan periodontal ölçümler plak indeksi, gingival indeks, sondalamada kanama indeksi ve sondalamada cep derinliği indeksleridir. Tüm gruplarda başlangıç ölçümlerini takiben 12. hafta ölçümlerine kadar periodontal indeks değerlerinde artış görülmüştür. Tüm gruplarda plak indeksi, gingival indeks, sondalamada kanama indeksi ve sondalamada cep derinliği ilk ölçüm ve 12. hafta ölçüm değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Gruplar arası değerlendirmede ise model üzerinde anlatarak oral hijyen eğitimi verilen grupta ortalama plak indeksi (p = 0,053) ve ortalama sondalamada cep derinliği (p = 0,011) video izletilerek oral hijyen eğitimi verilen gruba göre istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur.
Gümüş eklenmiş çeşitli simanların antibakteriyel etkinliklerinin ve materyal bağlanma dayanımının invitro olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, ortodontide bantların simantasyonu için kullanılan geleneksel cam iyonomer, rezin modifiye cam iyonomer yapıştırıcı siman ve poliasit modifiye kompozit rezin materyallerine liyofilize edilmiş Ag (gümüş) nanopartikül ilave edilerek fiziksel ve antibakteriyel özelliklerinin in vitro koşullarda incelenmesidir. Çalışmamızda, ortodontik bantlar geleneksel cam iyonomer (Ketac Cem), rezin modifiye cam iyonomer (Multi-Cure) ve poliasit modifiye cam iyonomer (Transbond Plus) bant simanları ve bunların %0,1 oranında liyofilize edilmiş Ag nanopartikül ilavesi yapılmış şekli ile toplam 138 dişe simante edilmiştir. Mekanik teste tabi tutulacak örneklere altı aylık yaşlandırma prosedürü uygulanmıştır. 'Instron cihazı (TSTM 02500, Elista, Turkey) ile bantların desimantasyonu, çekme kuvveti uygulayarak gerçekleştirilmiştir. Kopma gerçekleştiği anda ortaya çıkan maksimum kuvvet aletin üst parçasına bağlı sabit bir kuvvet ölçer yardımı ile ölçülmüş ve cihaza bağlı bilgisayar ile N (Newton) cinsinden kayıt edilmiştir. Newton cinsinden elde edilen değerler daha sonra Mpa = N/mm² denklemi kullanılarak megapaskala çevrilmiş, istatistiksel analizler MPa (megapaskal) cinsinden olarak değerlendirilmiştir. En yüksek çekme dayanımı değerlerini Ag nanopartikül içermeyen Multi Cure siman göstermiştir; Ag nanopartikül içeren Multi Cure siman hariç diğer tüm gruplar ile arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Ag nanopartikül içeren Ketac Cem siman; Transbond Plus grupları ve Ag nanopartikül içermeyen Ketac Cem grubundan daha yüksek çekme dayanımı gösterse de istatistiksel olarak anlamlı tek fark Ag nanopartikül içeren Transbond Plus siman ile arasında görülmüştür (p<0,05). Ag nanopartikül içeren Ketac Cem simanı, sırasıyla Ag nanopartikül içermeyen Ketac Cem ve Ag nanopartikül içermeyen Transbond Plus grupları takip etmektedir. Her iki siman için de istatistiksel olarak anlamlı fark Multi Cure grupları ile elde edilmiştir (p<0,05). En düşük çekme dayanımı değerleri Ag nanopartikül içeren Transbond Plus siman için kaydedilmiştir. Aynı zamanda Multi Cure grupları ve Ag nanopartikül içeren Ketac Cem grupları ile arasında, istatistiksel olarak anlamlı fark gösterilmiştir (p<0,05). Grup içi çekme dayanım değerleri incelendiğinde siman materyallerine Ag nanopartikülü ilavesi yapılmasının grup içi çekme dayanım değerlerini istatiksel olarak anlamlı derecede etkilemediği görülmüştür. Desimantasyon sonucu diş yüzeyinde kalan siman artığı vizüel olarak incelenmiş, Artun ve Bergland'ın çalışmasında kullandığı artık adeziv indeksine (ARI) göre skorlandırılmıştır. ARI skoru değerlendirmesi sonuçlarına göre bant siman arası kopma en çok Ag nanopartikülü içeren ve içermeyen Ketac Cem grubunda gözlenmiştir. Ag nanopartikülü içeren ve içermeyen Multi Cure cam iyonomer gruplarında da bant siman arası kırılmanın yüksek olduğu görülmüştür. En yüksek çekme dayanımı kuvvetleri adezivin dişin %50'sinden fazla bölgesinde kaldığı, en düşük çekme dayanımı ise diş üzerinde hiç adeziv kalmayan örneklerde ölçülmüştür. Antibakteriyal değerlendirme için disk difüzyon yöntemi, sıvı besiyerine ekim ve biyofilm oluşum yöntemleri kullanılmıştır. Diskler 2 mm kalınlığında 9 mm çapında teflon diskler yardımı ile üretilmiştir. Disk difüzyon yöntemi ile tüm materyallerin antibakteriyal özellikleri Ag nanopartikülü eklenmiş ve eklenmemiş olarak incelenmiş ve inhibisyon zonu gözlenmemiştir. Sıvı besi yerinde yapılan ekim sonucu Ag nanopartikülü eklenmiş RMCİS'ın ve PMKR'in eklenmemiş haline göre S.mutans kolonizasyonunu azalttığı görülürken CİS'da hiçbir fark gözlenmemiştir. ELISA okuyucusunda 550 nm dalga boyunda yapılan ölçüm sonucunda okunan absorbans değerlerine göre en fazla biofilm oluşumu geleneksel cam iyonomer, Ag nanopartikülü eklenmiş geleneksel cam iyonomer ve komponer simanda görülmüştür.