
115
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
COVID-19 pandemi süresince Türk devletinin aldığı sağlık politikalarına yönelik haberlerin eleştirel söylem analizi
Hakikat, bir toplumda belli bir zaman ve mekânda geçerli olan ve bu toplumun kültürel, politik ve toplumsal yapıları tarafından üretilen bir şeydir. Bu nedenle, hakikat kavramı, toplumsal yapının, iktidar ilişkilerinin ve söylemin yapılandırmasına bağlı olarak değişebilir. Foucault, hakikat kavramını incelemek için iktidar ve bilgi ilişkilerini ele alır ve söylemin, iktidarın ve bilginin birbirleriyle bağlantılı olduğunu savunur. Ona göre, hakikat, bir söylemin iktidar tarafından kabul edilmesiyle ortaya çıkar ve bu nedenle, iktidar ve bilgi ilişkileri hakikatin üretiminde önemli bir rol oynar. Foucault, hakikat rejimlerini kurumlar, disiplinler ve pratikler aracılığıyla oluşan bir güç ilişkisi ağı olarak tanımlar ve iktidarın işleyişini bu söylemsel oluşumlar aracılığıyla inceler. Kamusal söylemi şekillendiren medya, belirli bir hakikati inşa etmek veya mevcut olan bir hakikati yeniden üretmek için belirli söylemler ve pratikler kullanır. Bu söylem ve pratikler, medyanın içinde yer aldığı iktidar ilişkileri tarafından belirlenir. Foucault medyanın etkisiyle hakikatin nasıl inşa edildiği, hangi faktörlerin etkili olduğu ve kimin çıkarları doğrultusunda şekillendiği konularını ele almaktadır. Söz konusu kavramlar çerçevesinde hakikatin konumunu belirlemek üzere yapılan bu çalışma, Türkiye'de Covid-19 pandemi sürecinde Cumhuriyet, Sözcü, Yeni Şafak ve Sabah twitter haberlerinin Sağlık Bakanlığı Covid-19 politikalarının hakikat ötesi kuram çerçevesinde değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Araştırma, covid-19 pandemi dönemindeki Cumhuriyet, Sözcü, Yeni Şafak ve Sabah twitter haberlerinin ilk üç aylık süreçteki sağlık haberleriyle sınırlandırılmıştır. Çalışma kapsamında belirlenen twitter haberlerine Van Dijk'in eleştirel söylem analizi yöntemi uygulanmıştır. Cumhuriyet, Sözcü, Yeni Şafak ve Sabah twitter haberlerinde yankı odası etkisi, entelektüalizm karşıtlığı, siyasal kutuplaşma ve popülist söylemlerin etkisine bakılmıştır. Araştırmanın sonucunda Cumhuriyet, Sözcü, Yeni Şafak ve Sabah tweetlerinde haberlerin ideolojik bir bakış açısıyla üretildikleri ve üretilen ideolojilerin hakikati etkiledikleri görülmektedir. Araştırmada incelenen tweetlerde entelektüalizm karşıtlığı, siyasal kutuplaşma ve popülist söylemlerin hakikat sonrası döneme etki ettikleri görülmüştür. Ayrıca tweetlere yapılan yorumlarla yankı odası etkisi gözlemlenmiştir. Sonuç olarak twitter'in haberleri ve gündemi takip etmede önemli bir araç haline geldiği ve twitter'in hakikat sonrası döneme yol açan siyasal kutuplaşmaya ve yankı odası etkisine etki ettiğini söylemek mümkündür.
Gösterişçi tüketimde gençlik dizilerinin rolü:Netflix izleyicileri üzerine bir araştırma
Dijital platformlar, medya tüketim alışkanlıklarını önemli ölçüde değiştirmiş ve televizyon dizilerinin izleyici kitlesi üzerindeki etkisini artırmıştır. Özellikle, Netflix gibi platformlarda yayımlanan diziler, lüks yaşam tarzlarını ve tüketim öğelerini yoğun bir şekilde işlemekte ve izleyicilerin tüketim davranışlarını etkilemektedir. Bu bağlamda, çalışmanın bulguları, reklam verenler ve içerik üreticileri için önemli stratejik öneriler sunmaktadır. Lüks ve gösterişçi tüketim kavramlarının tarihsel gelişimi ve teorik arka planı incelenmiş, bu kavramların modern tüketim toplumlarındaki yeri detaylandırılmıştır. Gösterişçi Tüketim Teorisi çerçevesinde, bireylerin sosyal statülerini ve prestijlerini artırmak amacıyla lüks ürünlere yöneldikleri vurgulanmaktadır. Bu tüketim biçimlerinin, bireylerin psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılama süreçlerinde önemli bir rol oynadığı literatürde sıkça belirtilmektedir. Araştırmada nicel ve nitel araştırma yöntemleri birbirlerini tamamlayıcı unsur olarak kullanılmıştır. Online anket kullanılarak 574 genç katılımcıya ulaşılmıştır. İki ölçeğin bir arada kullanılmasıyla araştırma sorularına yanıtlar aranmıştır. Netflix gençlik dizilerinin içeriğinde gösterişçi tüketim öğeleri tespit edilerek göstergebilimsel analiz yardımıyla tespit edilen gösterişçi tüketim öğelerinin analizi gerçekleşmiştir. Araştırmanın sonucunda, gençlerin Netflix gençlik dizilerinden etkilenerek, gösterişçi tüketime eğilimlerinin olduğu söylenmektedir. Yine göstergebilimsel analiz yardımıyla, Netflix gençlik dizilerinde gösterişçi tüketim öğeleri yer almaktadır.
Televizyon dizilerinde toplumsal cinsiyet ve hegemonik erkeklik: Yalı Çapkını dizisi örneği
Ataerkil yapı içerisinde erkekler, kadınlar üzerinde tahakküm kurmakta ve bunu gündelik hayat pratiklerinde sürdürerek toplumsal yapı içerisinde bireylerin içselleştirmesini sağlamaktadır. Ataerkil toplumsal yapı içerisinde gücü elinde bulunduran bir grup erkek, kadınlar ve diğer erkekler üzerinde kurduğu tahakkümü belli yapılar aracılığıyla meşrulaştırmaktadır. Televizyon, en kolay erişilen kitle iletişim araçları arasında yer almaktadır. Televizyon içerikleri olan diziler, reklamlar, yarışma programları vb. yayınlar izleyicilere belirli mesajlar iletmektedir. Oluşturulan bu içerikler ataerkil ideolojiye ilişkin belirli kodları içermekte, egemen söylemin iletmek istediği kurgular şeklinde sunulmaktadır. Dolayısıyla toplumdaki güç ve toplumsal cinsiyet ilişkilerini analiz edebilmek için diziler önemli konumda yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı ''Yalı Çapkını'' dizisinin incelenerek, ataerkil yapı içerisinde oluşturulan toplumsal cinsiyet ve hegemonik erkeklik normlarının dizideki gündelik hayata yansıma biçimleri aracılığıyla cinsiyetlendirilmiş iktidar ilişkilerini açığa çıkarmaktır. Dizide toplumsal cinsiyet ve hegemonik erkeklik kodları tematik olarak kategorize edilmiş, dizideki karakterlerin söylemleri, söylem analizi yöntemiyle irdelenerek eril söylemler çeşitli kategoriler altında yorumlanmıştır. Dizide kültürel normlara, ataerkil ideoloji içerisinde yüceltilen erkeklik biçimlerine sıkça yer verilmektedir. Dizide yer alan kadın ve erkek karakterler en yaşlı ve en güçlü erkeğin hegemonyası altındadır. Bu hegemonya, hegemonik erkeklik ilişkisine uygun olarak sunulmuştur. Dizide yer alan bütün kadınların erkek hegemonyası altında olması, yaşlı ve zengin erkeklerin kendinden genç ve daha zengin erkekler üzerinde tahakküm kurması, daha genç erkeklerin kendinden fakir erkekler üzerinde tahakküm kurması, patron erkeklerin çalışan erkekler üzerinde tahakküm kurması, medyadaki popüler içeriklerin ataerkil ideoloji çerçevesinden kurgulandığını göstermektedir. ANAHTAR KELİMELER: Ataerkil Yapı, Toplumsal Cinsiyet, Hegemonik Erkeklik, Yalı Çapkını
Eko eleştiri çerçevesinde Youtube'da paylaşılan kuraklıkla ilgili haberlerin analizi (2023-2024).
Bu çalışma, 2023–2024 yılları arasında Türkiye'de ulusal ölçekte yayın yapan haber kanallarının YouTube platformlarında paylaştıkları kuraklık temalı haber videolarında çevrenin nasıl temsil edildiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, çevresel krizlerin dijital medya söyleminde hangi anlatı ve anlam çerçeveleri aracılığıyla sunulduğunu ve bu çerçevelerin doğa–insan ilişkisini nasıl yapılandırdığını ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda çalışma, nitel bir araştırma tasarımına sahiptir. Araştırmada veri analizi yöntemi olarak nitel içerik analizi kullanılmıştır. İncelenen haber içerikleri, Iyengar'ın (1991) çerçeveleme yaklaşımı temel alınarak analiz edilmiştir. Bu yaklaşım doğrultusunda haber metinlerinin toplumsal sorunları belirli anlatı kalıpları, sorumluluk atıfları ve nedensel kurgular aracılığıyla yapılandırdığı varsayımından hareket edilmiştir. Analiz sürecinde, kuraklığın haber söyleminde hangi bağlamlar içerisinde ele alındığı, hangi aktörlerin öne çıkarıldığı ve çözüm önerilerinin nasıl sunulduğu incelenmiştir. Analiz birimini haber başlıkları, anlatı metinleri ve haber görselleri oluşturmaktadır. Çalışmada belirlenen haber çerçeveleri, ekoeleştirel bir perspektifle yorumlayıcı biçimde ele alınmıştır. Bu bağlamda, kuraklık haberlerinde doğanın çoğunlukla insan yaşamını tehdit eden bir kriz unsuru olarak mı yoksa ekolojik bütünlüğe sahip bir sistemin parçası olarak mı temsil edildiği sorgulanmıştır. Araştırma bulguları, çevresel haberlerin dijital medyada yalnızca bilgi aktaran içerikler olmadığını; aynı zamanda çevresel gerçekliği belirli ideolojik ve söylemsel çerçeveler aracılığıyla yeniden inşa eden medya pratikleri olduğunu ortaya koymaktadır.
21. yüzyılda KOBİ`ler ve KOBİ`lerin işe alım süreçlerinin değerlendirilmesi
İçinde yaşadığımız Dünyanın son zamanlardaki en önemli olgusu küreselleşmedir. Ekonomik anlamda küreselleşme süreci ülkeler arası ticari sınırların kalkmasına ve dünyanın hızla tek bir pazar haline gelmesine neden olmaktadır. Dünya Ekonomik Formu tarafından hazırlanan 2007 ? 2008 Küresel Rekabetçilik Raporuna göre dünyanın rekabet edebilirlik açısından en ileri ülkesi Amerika Birleşik Devletleri, daha sonra sırasıyla İsviçre ve Kuzey Avrupa Ülkeleri gelmektedir, Japonya ve Singapur da ilk 10 içinde yer almaktadır. Dünya Ekonomik Formunun, verimlilik ve rekabet edebilirlik açısından ülkelerin performanslarını değerlendirdiği bu raporda Türkiye 2007 ? 2008 yılları için Dünyanın en rekabetçi 53. ülkesi olarak konumlanmaktadır. Raporun ayrıntıları incelendiğinde rekabette ve verimlilikte ilk sıralarda yer alan ülkelerin bu başarılarının altında bir takım nedenlerin yattığı görülmektedir. Rekabette öne çıkan bu ülkeler, iyi işleyen temel kurumlara sahip olmakla birlikte teknolojik gelişmelere ve innovasyona büyük önem vermektedirler. Bununla birlikte rekabette lider olan ülkelerin başka bir alandaki ortak özellikleri daha dikkati çekmektedir. Bu ülkelerin iş gücü piyasalarının yapısı incelediğinde öne çıkan ortak özellik bu ülkelerdeki insan gücünün niteliğinin yüksek olmasıdır. Bu gün rekabette öne çıkan bu ülkelerin nitelikli insan gücüne önem verdiği ve bu gücü küresel rekabette öne geçmek için avantaj olarak kullandığı görülmektedir.Günümüzde işletmeler arasında rekabet üstünlüğü yaratan faktörler değişmiştir. Geçmişte rekabete avantaj sağlayan makine, tesis ve teknoloji gibi faktörler kolayca ulaşılabilir ve para ile satın alınabilir duruma gelmiştir. Bu gün işletmeler arasında rekabet üstünlüğü yaratan en önemli faktör nitelikli insan gücüdür. Bir işletmeyi başarıya götürecek stratejileri ve projeleri geliştirecek ve bunları hayata geçirecek olan işletmenin sahip olduğu nitelikli insan gücüdür. İş dünyasında yaşanan bu gelişmeler doğrultusunda nitelikli insan kaynağına verilen önemin artmasıyla birlikte, ihtiyaç duyulan insan kaynağının günümüz şartlarında hangi tür niteliklere sahip olması gerektiği, bu niteliklerin ölçülebilmesinde kullanılan yöntem ve teknikler önemli konular haline gelmiştir.Başka bir önemli konuda 21. yüzyıl KOBİ'leridir. KOBİ'ler tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye ekonomisinin de sürükleyici ve dinamik unsurlarındandır ve ülkenin sosyo-ekonomik gelişimi açısından büyük öneme sahiptirler. Ekonomik gelişimin temel gücü olarak görülen ve Türkiye'deki toplam istihdamın %76,7'sini sağlayan KOBİ'ler son 10 yılda dünyada yaşanan küreselleşme süreciyle birlikte artan rekabet ortamından önemli ölçüde etkilenmektedirler. Bu yüzden KOBİ'lerin verimliliği ve rekabet edebilirliği Türkiye ekonomisinin mevcut ve gelecekteki durumu açısından çok önemlidir. KOBİ'lerin küreselleşen dünyada verimli ve rekabet edebilen işletmeler olabilmeleri için günümüzün gerektirdiği koşullara göre kendilerini yapılandırmaları gerekmektedir. Bu yapılandırmaya öncelikle küresel rekabetin gerektirdiği şartlara uygun nitelikli insan kaynağını oluşturmayla başlanmalıdır. KOBİ'ler uluslar arası pazarda kendilerine rekabet üstünlüğü sağlayacak, rekabette fark yaratacak niteliklere sahip insanlarla çalışmalıdırlar. Bu nedenle 21. yüzyıl KOBİ'lerinin ihtiyaç duydukları niteliklere sahip insan kaynağı profilinin nasıl olduğu ve bu profile sahip insanlara ulaşmaya yönelik işe alım süreçlerinin nasıl yönetildiği KOBİ'lerin uluslar arası arenada başarılı olmaları açısından önemli bir konudur.Bu iki önemli başlık, 21. yüzyılda KOBİ'ler ve günümüz şartlarına göre KOBİ'lerce işe alımda aranılan nitelikler ve işe alım süreçlerinin değerlendirilmesi bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır.
İnternet ortamında bireylerarası iletişim: Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi bilgi yönetimi programı öğrencileri üzerine bir çalışma
Bu araştırmanın genel amacı, baştan sona çevrimiçi ortamda yürütülen Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi, Bilgi Yönetimi Önlisans Programı'nda (BYÖP) öğrencilerin iletişim davranışlarını incelemektir. Araştırmada, öğrencilerin iletişim davranışları, bilgisayar ortamındaki yeterlikleri ve bilgisayar ortamındaki iletişim kaygıları bağlamında ele alınmıştır. Çalışmayla öğrencilerin bilgisayar ortamındaki iletişim yeterlikleri, iletişim kaygıları ve ikisi arasında nasıl bir ilişki olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Öğrencilerin iletişim yeterlikleri; bilgi, beceri ve güdülenme, iletişim kaygıları ise; bilgisayarı kullanma, iletişim kurma ve yazılı iletişim kurma kaygısı alt boyutlarıyla tartışılmıştır.Nitel bir çalışma olan araştırma, durum çalışması desenindedir. Araştırmanın veri toplama araçları, nitel ve nicel olarak iki grupta toplamak mümkündür. Nitel veri toplama araçları, bireysel yarı yapılandırılmış görüşmeler ve öğrenci güncelerinin betimsel analizleridir. Nicel veri toplama araçları ise, görüşme yapılacak öğrencilerin seçme amacıyla kullanılan Bilgisayar Ortamlı İletişimYeterliği ve Bilgisayar Ortamlı İletişim Kaygısı ölçekleridir. Araştırma desenine ve amacına uygun olarak öğrencileri bilgisayar ortamındaki yeterlik ve kaygılarının neler olduğunun belirlenmesi için, altı öğrenci ile MSN aracılığıyla görüşme yapılmıştır. Görüşmecilerin seçilebilmesi için birinci sınıf öğrencilerine Bilgisayar Ortamlı İletişim Yeterliği ve Bilgisayar Ortamlı İletişim Kaygısı ölçekleri uygulanmıştır.Yapılan çalışma sonunda, öğrencilerin programın iletişim ortamlarını etkili bir şekilde kullanamadığı, özellikle öğrenci-danışman arasındaki etkileşimin yeterli düzeyde kurulmadığı belirlenmiştir. Bu konuda, hem öğrencilerin sahip olduğu iletişim davranışlarının, hem de danışmanların tutumunun önemli bir belirleyici olduğu görülmüştür. Öğrenci-danışman arasındaki etkileşim eksikliğini öğrenciler bağlamında ele aldığımızda, öğrencilerin gerek programın kendilerine sunduğu olanakları bilme ve kullanma, gerekse bilgisayarın sunduğu iletişim olanaklarını kullanma, yazarak iletişim kurma konusunda beceri eksikliğinin olduğu görülmüştür. Bunun yanında akademik danışmanların konu uzmanı olmamalarının, öğrenci-akademik danışman arasındaki etkileşimin yetersizliği konusunda önemli bir neden olduğu görülmüştür.
Küreselleşme karşıtı hareketlerin sanal iletişim ortamlarını kullanımı
Bu çalışma küreselleşme karşıtı hareketlerin sanal iletişim ortamlarını kullanım biçimlerinin tanımlanmasını amaçlamaktadır. Eleştirel perspektifin medyanın toplumun her kesiminden olanlara içeriğinde yer vermekte gücünü eşit kullanmadığına yönelik değerlendirmeleri, toplumsal hareketler, küreselleşme sürecini ele alan farklı yaklaşımlar ve sanal iletişim ortamlarının kullanımı üzerine yapılan çalışmalar tezin kuramsal çerçevesini oluşturmaktadır.Anaakım medyanın temsilinde çeşitli vurgulamalara, dışlamalara yer vermesi ve anlamlandırma çerçevelerini kullanması karşısında sanal iletişim ortamlarının kullanımına yönelen küreselleşme karşıtı hareketlerin, bu iletişim ortamlarının olanaklarını değerlendiriş biçimleri üzerine odaklanılmaktadır. Çalışmanın alt amaçları küreselleşme karşıtı hareketlerin sanal iletişim ortamlarından hangilerini nasıl kullandığını; hareketlere sağladığı avantajların neler olduğu ve bu avantajlardan hangilerinden ne şekilde yararlanıldığını; bu ortamlara yönelik herhangi bir eleştirel tutumun olup olmadığını, varsa bu eleştirilerin neden kaynaklandığını; heraketlerin üzerinde bu ortamların kullanımıyla meydana gelen dönüşümler ve bunların kullanımlarına ilişkin yapılan gelecek planlarının neleri kapsadığını ortaya koymaktır. Çalışmada bu soruların yanıtlanabilmesi için küreselleşme karşıtı hareketlerin içerisinden 30 Kasım 1999'da Seattle'daki gösterileri düzenleyen örgütler amaçlı olarak seçilmiştir. Bu amaçla üç ayrı araştırma yönteminden yararlanılmıştır. Veriler 25 örgütten oluşan örneklemdeki yer alan örgütlerin web sitelerinden içerik çözümlemesiyle, iletişim sorumlularından yarı yapılandırılmış görüşmeyle ve düzenledikleri etkinliklerden de gözlemlerle toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda, küreselleşme karşıtı hareketlerin anaakım medyada yaşadıkları sorunları aşmak açısından sanal iletişim ortamlarını kullanımlarının bazı engellere takıldığı belirlenmiştir. Bu ortamlar her ne kadar demokratik anlatı için açık bir iletişim sistemini sunmakta olsalar da hareketlerin yaşadıkları ekonomik sıkıntılar ve çalışan yetersizlikleri nedeniyle, küreselleşme karşıtı hareketlerin yenilikçi yönlerinden ve örgütler için avantajlı duran özelliklerinden yeterince yararlanılamamaktadırlar.Anahtar Sözcükler: Küreselleşme, yeni toplumsal hareketler, sanal iletişim ortamları, küreselleşme karşıtı hareketler, içerik çözümlemesi, yarı yapılandırılmış görüşme, gözlem.
Hentbol antrenörlerinin iletişim becerilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, hentbol antrenörlerinin iletişim becerilerinin değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, Türkiye Hentbol Süper Ligi, 2008-2009 sezonunda yer alan bayan ve erkek takımlarının antrenörleri, yöneticileri ve sporcuları üzerine uygulanan Likert tipi bir ölçekle veriler elde edilmiştir. Verilerin çözümlemelerinde aritmetik ortalama, frekans ve yüzde değerlerinden yararlanılmıştır.Araştırmada antrenörlerin yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, antrenörlük kademesi, antrenörlük yapma süreleri, süper ligdeki antrenörlük süreleri, ücret, sporculuk yaşantılarının olup, olmamalarını kapsayan demografik özellikler belirlenmiştir.Araştırmada iletişim becerileri sözel, sözsüz, dinleme, geribildirimde bulunma ve başkalarıyla iletişim becerileri olmak üzere beş boyutta ele alınmıştır. Antrenörlerin iletişim becerilerini değerlendirilmesinin alt boyutlarında en düşük ortalama değer geri bildirimde bulunma becerileri (X=3,25), en yüksek ortalama değer başkalarıyla iletişim becerilerinde (X=3,97) görülmüştür.Antrenörlerin iletişim becerilerin tüm boyutlar açısından genel bir değerlendirmesi yapıldığında, en yüksek ortalama değerin başkalarıyla iletişim becerilerinde (X=3,97), en düşük ortalama değerin (X=3,25) ise geribildirimde bulunma becerilerinde olduğu görülmüştür. Antrenörlerin toplam iletişim becerileri ortalama puanı ise X=3,50'dir.Antrenörler ile sporcular arasında antrenörlerin iletişim becerilerini değerlendirmede beş alt boyutta da farklılık gözlenmiştir. Antrenörler sporculara göre kendilerini tüm boyutlarda sporcularının inandıklarından daha olumlu değerlendirmişlerdir. Burada en büyük farklılık, alt boyutlardaki en düşük ortalama puan (X=2,99) ile dinleme becerilerinde sporcuların antrenörlerini değerlendirmelerinde görülmüştür. Her üç grup için genel değerlendirmelere bakıldığında ise en düşük ortalama değerlerin sözel iletişim ve geribildirimde bulunma becerileriyle ilgili değerlendirmelerde daha düşük olduğu görülmüştür.Bu araştırma kapsamındaki antrenörlerin iletişim becerileri değerlendirmelerinin sporculara göre vasat, antrenör ve yöneticilerin değerlendirmelerine göre ise etkili fakat geliştirilmesi gereken iletişim becerilerine sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Elde edilen sonuçlara göre antrenörlerin sporcularını dinleme ve sorunlarıyla ilgilenme konusunda daha duyarlı davranmaları ve kendilerini bu konuda geliştirmeleri gerekliliği söylenebilir. Öncelikle geribildirimde bulunma ve dinleme becerilerinin daha sonrada sözel iletişim becerilerinin geliştirilmesi gerektiği söylenebilir.Elde edilen bulgular literatür ışığında yorumlanmış ve önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Sözcükler: İletişim becerileri, hentbol, antrenör.
Uluslararası gayrimenkul firmalarının hizmet içi eğitimlerinde iletişim becerileri: Realty World Firmasının Türkiye örneği
Günümüzde emlak sektörü büyük bir yatırım alanına dönüşmüştür. 2007 yılının başında mortgage'ın (ipotekli konut finansmanı) devreye girmesiyle birlikte önümüzdeki dönemde emlak sektöründe yeni istihdamların yaratılması, markalı gayrimenkul firmalarının ve profesyonel emlak danışmanlarının sayısında artış olması beklenmektedir. Emlak sektöründeki bu gelişme hem çalışanları hem de müşterileri farklı bir beklenti içine sokmuşken, satılan gayrimenkullerin de değerlerini arttırmıştır.Rekabetin yoğunlaştığı, profesyonel olarak çalışmayan ve müşterilerinin beklentilerini gerçekleştiremeyen birçok gayrimenkul firmasının olduğu sektörde, firmalar müşterilerine gösterdikleri ilgi, güven, samimiyet ve dostlukla farklılıklarını ortaya koymaktadırlar. Gelişen teknoloji artık insan ilişkilerini birçok yönden değiştirmiştir. Eskiden bakkaldan alışveriş yapanlar, şimdi büyük alışveriş merkezlerinden, süpermarketlerden ve hatta internet üzerinden alışverişe başlamışlardır. Günümüzün müşterisi, bilgi ve eğitim düzeyi yüksek, bilinçli ve seçici bir topluluktur. Müşteri, kendisine değer verilmesini ve bu değerin birlikte çalıştığı şirketler tarafından gösterilmesini istemektedir. Müşteriler kendilerine sunulan ürünlerin düşük maliyetli ama kaliteli olmasını arzu etmektedir. Bu ürün veya hizmetler, müşterilerin gereksinimlerini karşılamaya yönelik ve yararlı olmalıdır. Müşteriler kendileri ile dürüst, yakın, sıcak, güvene dayalı bir ilişki kurulmasını, yürütülmesini istemektedirler.Bu durum emlak sektöründe yer alan uluslararası gayrimenkul firmalarının, müşteri ile iletişime geçen, ihtiyaç ve beklentilerini gidermeye çalışan ofis sahibi ve emlak danışmanlarına sektörel eğitimin yanı sıra müşteri ile iletişim eğitimi de vermelerine yol açmıştır. Firmalar bu konu ile ilgili kurallar-prosedürler oluşturma sürecine girmişlerdir.Bu noktadan hareketle araştırmanın amacı; ?Uluslararası Gayrimenkul Firmalarının Hizmetiçi Eğitimlerinde İletişim Becerileri: Realty World Firmasının Türkiye Örneği? incelenmesine yöneliktir. Çalışmada Türkiye'de bulunan Realty World'ün hizmet içi eğitimleri incelenecek ve eğitimlerinde yer alan müşteri ile ilişkilerini şekillendiren iletişim becerileri etkinliği, eğitime katılan/katılacak emlak danışmanlarına yapılacak anketlerle ölçülecektir.
Rol yapma oyunları ve Türkiye'de rol yapma oyunları altkültürü
Bu çalışmanın ana amacı Türkiye'deki Rol Yapma Oyunları altkültürünün özelliklerini araştırmaktır.Çalışmanın ilk bölümünde oyun, oyunun özellikleri ve oyun türleri ele alınmaktadır. Rol Yapma Oyunlarının özellikleri, tarihi ve Türkiye'de Rol Yapma Oyunlarının tarihi ve şu anki durumu ortaya konmuştur. İkinci bölümde Rol Yapma Oyunları bir altkültür olarak ele alınmaktadır. Bu amaçla farklı altkültür tanımlarına yer verilmiş ve RYO grubu bir altkültür olarak tartışılmıştır.Son bölümde Türkiye'deki Rol Yapma Oyunları Grubunun özellikleri ortaya konmaktadır. Elde edilen veriler ile grubun demografik, sosyal ve altkültürel özellikleri yorumlanmaktadır.
Eğitim örgütü yöneticilerinin örgütsel stres kaynakları ve stresle başa çıkma tarzlarının benlik saygısı düzeyleriyle olan ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, eğitim örgütü yöneticilerinin örgütsel stres kaynakları, stresle başa çıkma tarzları ve benlik saygısı düzeylerinin birbirleriyle olan ilişkisini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda; Eskişehir il merkezinde çalışan resmi ilk ve ortaöğretim kurumu yöneticilerinin stres düzeyleri, stres kaynakları, stresle başa çıkma tarzları, benlik saygısı düzeyleri ve bunların birbirleriyle olan ilişkisi belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırma modeli olarak genel tarama modeli seçilmiştir. Bu model çerçevesinde seçilen çalışma kümesinin demografik özelliklerine, örgütsel stres düzeyine, örgütsel stres kaynaklarına, stresle başa çıkma tarzlarına ve benlik saygılarına ilişkin var olan durum saptamıştır. Bu saptamaların sonucunda stres kaynakları, stresle başa çıkma tarzları ve benlik saygılarının birbirleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir.Birinci bölümde yöneticilerin stres düzeylerini belirlemek amacı ile Lyle H. Miller ve Alma Dell Smith tarafından Stress Audit 4.2 ?OS adıyla geliştirilen Stres ölçeğinin 6. Bölümü olan örgütsel stres kaynakları ölçeği kullanılmıştır. İkinci bölümde yöneticilerin stresle başa çıkma tarzlarını belirlemek için Lazarus ve Folman (1985) tarafından geliştirilen `Ways of Coping Inventory' ölçeği ve üçüncü bölümde ise Coopersmith (1986) tarafından geliştirilen `Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği' kullanılmıştır.Yapılan analizler sonucunda eğitim yöneticilerinin en çok etkilendikleri stres kaynakları, işyerinde çok fazla sorumluluk yüklenmek ve sorumlulukların yeterince belirgin olmayışı, çok fazla iş yapmak zorunda kalmak işte çok fazla acil olaylar oluşu, düzensiz çalışma saatleri ve amirlerle ilgili sorunlar/ değerlendirmedeki adaletsizlikler olarak belirlenmiştir. Eğitim yöneticilerinin stresle başa çıkma tarzlarından en fazla `Kendine güvenli' ve `İyimser yaklaşımı' tercih ettikleri, benlik saygısı düzeylerinin de orta ve yüksek düzeylerde yer aldığı sonucuna varılmıştır. Stres kaynağının arttıkça `Kendine güvenli' ve `İyimser yaklaşım' başa çıkma tarzlarını tercih etme oranının düştüğü buna karşılık `Kendine güvensiz yaklaşım', `Boyun eğici yaklaşım' ve `Sosyal destek arama yaklaşımı' oranının yükseldiği gözlemlenmiştir. Ayrıca stres kaynağının etkisi arttıkça `Benlik saygısı' düzeyinde düşüş görülmektedir. Eğitim örgütü yöneticilerinin benlik saygısı düzeyleri ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişki incelendiğinde ise benlik saygısı düzeylerinin, `Kendine güvenli yaklaşım' ve `İyimser yaklaşımla' pozitif, `Kendine güvensiz yaklaşım', `Boyun eğici yaklaşım' ve `Sosyal destek arama' davranışıyla negatif bir ilişki içerisinde olduğu tespit edilmiştir.Kendine güvensiz yaklaşım ve sosyal destek arama yaklaşımı kullanımının yaş ve kıdem artışıyla arttığı, kendine güvenli yaklaşımının kullanımı ile yaş ve kıdem arasında ise negatif ilişki gözlemlenmiştir. Bu sonuç daha genç ve daha kıdemsiz okul müdürlerinin kendine güvenli yaklaşımı, yaşça büyük ve kıdemlilere göre daha fazla tercih ettiklerini göstermektedir.
Sinematograf'tan video'ya Türkiye'de sinema deneyimi ve Türk edebiyatindaki yansımaları
Edebiyatın tarihselliği ve sosyolojik imkanlarının Türkiye'de sinemanın sosyal tarihini ve film merkezli sinema tarihçelerinde boşlukta bırakılmış konularını anlamlandırma noktasında sunacağı olası katkı ve Türk edebiyatçılarının sinemaya olan yoğun ve çok yönlü ilgisi gözetilerek hayata getirilen bu çalışmada, öykü ve roman türü ağırlıkta olmak üzere Türk edebiyatında sinema olgusu araştırılmıştır. Nitel araştırma yaklaşımına ve tarihsel bir perspektife dayalı olarak Türk edebiyatı ve Türk sinema tarihinin irtibatlandırıldığı ve sinemanın erken döneminden TV ve video teknolojisiyle sosyal yaşantıdaki merkeziyetini görece yitirdiği sürece uzanan yaklaşık doksan yıllık zaman dilimine odaklanan çalışmada, sinemanın ağırlıkla modernleşme ve Yeşilçam olgusu odağında ve bunlarla ilintili konular dahilinde edebiyata yansıdığı gözlenmiştir. Türk modernleşmesinin Batılılaşmadan Amerikanlaşmaya evrildiği zaman aralığında modernitenin simgesi ve aracı olarak sinemanın sosyokültürel platformda hangi deneyimlere konu olduğu, gelenek ve modernlik arasında yaşanan gerilimin sinema bahsindeki devamı, mekansal bir unsur olarak sinemanın kent modernleşmesindeki rolü, sinema salonlarının seyir mekanı olmanın ötesindeki kullanılış biçimleri, sinema sektörü zincirinin çeşitli halkalarında yer alan sinema emekçilerinin tipolojileri, mesleki kimlikleri ve bunların sektörün tarihsel gelişim çizgisi içindeki değişimi, sektördeki farklı seslerden Yeşilçam'ın hikayesi, Türk toplumunun sinema ve Yeşilçam sevgisi gibi mevcut sinema tarihçelerinde yer al(a)mayan konuların edebiyatın imkanları dahilinde ortaya konduğu çalışmanın, Türk sinema tarihi çalışmalarına açılım kazandıracağı düşünülmektedir.
İç ve dış paydaşların değerlendirmelerine göre Anadolu Üniversitesi'nin kurumsal itibarı
Başkalarından saygı görme ve itibar kazanma ihtiyacı tarih boyunca hep var olmuştur. Kurumlar açısından itibar kavramı ise 1990'lı yıllardan itibaren öncelikle işletmeler üzerinde yapılan araştırmalarla gündeme gelmiş ve alanyazında tartışılan bir konu olmuştur. Konu genellikle çeşitli sektörlerde etkinlik gösteren kamu ve özel kurumlar açısından incelenmektedir. Yapılan tartışmalarda pek çok alanda değişimin yaşandığı günümüz koşullarında kurumların varlığını sürdürebilmeleri ve çeşitli açılardan rekabet avantajı sağlamalarında iyi bir itibara sahip olmalarının önemli olduğu ifade edilmektedir. Bu bağlamda, eğitim kurumu olarak üniversitelerin itibarının yüksek olması gerektiği ileri sürülmektedir.Bu araştırmanın genel amacı iç ve dış paydaşlarının değerlendirmeleri açısından, Anadolu Üniversitesi'nin kurumsal itibarını ortaya çıkarmaktır. Araştırma tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma sürecinde önce konuyla ilgili alanyazın taraması yapılarak kavramsal çerçeve ortaya konulmuş, sonrasında araştırmanın amacına uygun bir ölçek uygulanmıştır. Ölçek iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm katılımcıların demografik bilgilerini içermektedir; ikinci bölüm ise yönetim ve liderlik, çalışanlar, işyeri ortamı, kurum kültürü, ürün ve hizmetler, toplumsal sorumluluk boyutlarına ilişkin toplam altmış dört maddeden oluşmaktadır. Ölçeğin güvenirlik katsayısı .89 olarak bulunmuştur. Araştırmanın evreninde iç paydaşlar akademik, idari ve işçi personel alt gruplarından oluşan üniversite çalışanları ve öğrencilerinden; dış paydaşlar ise üniversite ile ilişki içinde olan esnaf, tüccar, sanayici, meslek kuruluşu yöneticileri, sivil toplum örgütü temsilcileri, basın mensupları ve kamu kurumu çalışanlarından oluşturulmuştur.Araştırma sonucunda Anadolu Üniversitesi'nin kurumsal itibarı konusunda genel olarak katılımcıların olumlu görüşe sahip oldukları görülmüştür. Ancak; iç ve dış paydaşların kendi aralarında ve bunların alt grupları arasında itibar değerlendirmeleri açısından bazı görüş farklılıkları vardır. Katılımcıların yönetim ve liderlik, çalışanlar, ürün ve hizmetler boyutlarında Anadolu Üniversitesi'nin itibarı hakkında olumlu görüş belirtmedikleri; işyeri ortamı, kurum kültürü ve toplumsal sorumluluk boyutlarında ise olumlu görüş belirttikleri görülmüştür. İtibarın en iyi olarak algılandığı alan işyeri ortamı, en kötü olduğu alan ise kurumdaki yönetim ve liderlik olmuştur. Anadolu Üniversitesi'nin, hakkında olumsuz görüşlerin belirtildiği bu üç boyuttaki eksiklikleri belirlemesi, bunların giderilmesi için çeşitli uygulamaların yapılması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Uluslararası bir grup tarafından satın alınan bir üretim şirketinde yaşanan kültür değişimi sürecinde, yöneticilerin iletişimci biçimlerindeki değişmenin çalışanların iletişim doyumuna olan etkisinin değerlendirilmesi
Çağımızda kurumlar, rekabette, müşteriye fiyat ve kalite konularında avantajlı koşullar sunmaya çalışmaktadırlar. Bu durum üreticilere var olan durumu ve sistemi değiştirme lüzumunu hissettirmektedir.Ülkemizde işçilik maliyetleri pek çok Avrupa ülkesine göre avantajlı durumda olup yurt dışı yatırımcılara sunulan cazip kolaylıklar da mevcuttur. Ayrıca, ülkemizdeki kuruluşların, kalitenin üst düzeyde sağlanması yönünde oluşturdukları kurum kültürü, üreticileri maliyet yanında kalite boyutuna da rekabette avantajlı hale getirmektedir. Bu nedenle, Italya orijinli Candy ? Hoover Group da bu avantajlardan yararlanmak üzere İtalya'daki pişirici ürünler fabrikasını kapatarak, bu araştırmanın yapıldığı Eskişehir'deki Doruk firmasını satın almıştır.Büyük örgütlerde, var olan örgüt kültürünün ve değerlerinin yeni dahil olan şirkete aktarılması için planlı projeler gerçekleştirilir. Bu konuda en önemli araç örgütsel iletişimdir.Örgütlerde iletişim doyum düzeyi, örgütteki yöneticilerin iletişimci biçimleri ile de doğrudan ilişkilidir. Çalışanların iletişim doyumunda olumlu değişimin, yöneticilerin iletişimci biçimlerinin olumlu değişiminden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu nedenle, yöneticilerin iletişimci biçimleri ile iletişim doyum düzeyi ilişkisi incelenmeye değer önemdedir. Doruk firmasında, satın alma öncesinde ve sonrasında yaşanacak kültür ve değer aktarımından sonra, iletişimci biçimleri ve iletişim doyum düzeylerinin araştırılması ve karşılaştırılması planlanmıştır.Genel tarama modeli kullanılarak yapılan bu araştırmada çalışma kümesi, Doruk çalışan ve yöneticilerini kapsamaktadır. Araştırma sırasında, ?İletişim Doyum Düzeyinin Belirlenmesi Anketi? ve ?Yöneticilerin İletişimci Biçimlerinin Belirlenmesi Anketi? 3 yıl ara ile iki kez uygulanarak satın alma öncesi ve sonrası durumlar karşılaştırılmıştır.Araştırma sonucunda, yöneticilerin iletişimci biçimdeki olumlu artışın, iletişim doyumunda da olumlu artışa neden olduğu görülmüştür.
Duygusal emek gerektiren mesleklerde örgütsel iletişim doyumunun duygusal emeğe bağlı iş doyumuna etkisi: Çağrı merkezlerinde bir uygulama örneği
Birey-odaklı mesleklerde müşteriler ile yüz yüze ya da telefon aracılığıyla iletişim halinde olan çalışanların, çalıştıkları kurum tarafından belirlenen uygun duygusal gösterimleri sözlü ya da sözsüz olarak sergilemeleri sürecinde harcadıkları çaba duygusal emek olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmanın genel amacını, duygusal emek öncelleri, duygusal emek davranışları, duygusal uyumsuzluk ve duygusal emeğe bağlı iş doyumu ile örgütsel iletişim doyumu arasındaki ilişkilerin ortaya koyulması ve elde edilen bulgular doğrultusunda uygun önerilerin geliştirilmesi oluşturmaktadır.Bu amaca yönelik olarak, duygusal emek yoğun mesleklerden biri olan çağrı merkezi çalışanlarının duygusal emek süreci değişkenleri ve örgütsel iletişim doyumu hakkındaki görüşleri belirlenmeye çalışılmıştır. Duygusal emek sürecinde yer alan duygusal emek öncelleri, duygusal emek davranışları, duygusal uyumsuzluk ve duygusal emeğe bağlı iş doyumu ile örgütsel iletişim doyumu değişkenleri arasında literatüre bağlı olarak tanımlanan ilişkiler ağı 383 çağrı merkezi çalışanının görüşleri alınarak test edilmiştir. Katılımcılara 5 bölümden oluşan bir anket uygulanmıştır.Araştırmada elde edilen veriler çağrı merkezlerinin duygusal emek yoğun çalışma alanlarından biri olduğunu doğrulamaktadır. Duygusal emek sürecine bağlı olarak duygusal uyumsuzluğun yüksek ve duygusal emeğe bağlı iş doyumun ve örgütsel iletişim doyumunun düşük bulunduğu elde edilen sonuçlar arasında yer almaktadır.
Çevrimiçi öğrenme topluluklarında iletişimci biçimlerinin belirlenmesi
Bu çalışma, bireylerin yüzyüze ve çevrimiçi öğrenme topluluklarındaki iletişimci biçimlerinin belirlenmesi ve her iki ortamdaki iletişimci biçimleri arasındaki ilişkilerin ortaya çıkarılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim teknolojileri Eğitimi Bölümü'nde yürütülmekte olan BTÖ105 Etkili İletişim dersi kapsamında, 2009-2010 Öğretim Yılı Bahar döneminde pilot çalışma, 2010-2011 Güz döneminde de uygulama olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın pilot çalışma süreci farklı bölümlerde öğrenim gören 13 Kadın 18 Erkek toplam 31 katılımcıyla; uygulama süreci ise yine farklı bölümlerde öğrenim gören 13 Kadın 15 Erkek olmak üzere toplam 28 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir.Araştırma nicel ve nitel yöntemlerin birlikte işe koşulduğu karma desenli bir araştırmadır. Araştırmada kullanılan farklı veri toplama araçları ile araştırma sorularına yanıt verebilmek için, nicel araştırma yaklaşımlarından tekil ve ilişkisel tarama modelleri ve nitel araştırma yöntemlerinden kültür analizi deseninden yararlanılmıştır. Araştırmanın nicel verilerini toplamak için kullanılan İletişimci Biçimleri Ölçeğinin uyarlama çalışmaları kapsamında açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Uyarlama sonucunda 11 faktör altında toplanan 47 maddelik 5'li likert biçiminde oluşturulan veri toplama aracıyla ilgili araştırma verileri toplanmıştır. Araştırmada nitel verileri toplamak üzere, Çevrimiçi İletişimci Biçimleri Kontrol Listesi olarak isimlendirilen 11 tema altında toplanan 55 alt temadan oluşan bir veri toplama aracı geliştirilmiş ve ilgili araştırma verileri bu araç yardımıyla toplanmıştır. Araştırmanın nitel verileri, açık uçlu sorulardan oluşan bir anket formu, gözlem formları, araştırmacı günlükleri ve bireylerin çevrimiçi ortamlardaki paylaşımlarını temel alan tüm görsel, işitsel, yazılı kayıtlardan yararlanarak değerlendirilmiş, veri çeşitlemesi gibi çeşitli tekniklerden yararlanılmış? ve bulgular ayrıntılı bir biçimde betimlenmiştir.Araştırma sorularının ilkini yanıtlayabilmek amacıyla; çevrimiçi öğrenme topluluğunun bireylerinin iletişimci biçimleri ile demografik değişkenler arasındaki ilişki araştırılmıştır. İletişimci Biçimleri Ölçeğinden alınan puanların, iki düzeyli değişkenlere göre fark gösterip göstermediğini görmek amacıyla bağımsız gruplar t testi, sürekli değişkenler ile arasındaki ilişkileri görmek amacıyla da korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. İkinci araştırma sorusu bağlamında bireylerin yüzyüze ortamlardaki iletişimci biçimlerini belirleyebilmek üzere İletişimci Biçimleri Ölçeği, çevrimiçi ortamlardaki iletişimci biçimlerini belirleyebilmek üzere ise Çevrimiçi İletişimci Biçimleri Kontrol Listesi kullanılmıştır. Bu kapsamda her iki boyuta ilişkin katılımcılardan elde edilen veriler aynı puanlama yöntemiyle değerlendirilmiş ve bireylerin her iki ortama yönelik 11 farklı iletişimci biçimine ilişkin puanları ortaya çıkarılmıştır. Son araştırma sorusu bağlamında ise, bireylerin yüzyüze ve çevrimiçi öğrenme topluluklarındaki iletişimci biçimleri arasında anlamlı fark bulunup bulunmadığı ve her iki ortam arasında iletişimci biçimleri bağlamındaki ilişkiler bağımlı gruplar için t testi ve korelasyon analizleriyle, bireylerin çevrimiçi ortam ile yüzyüze ortamdaki iletişimci biçimleri arasındaki değişim ise betimsel analiz tekniği ile ortaya konmuştur.Araştırmada elde edilen bulgular her bir araştırma sorusu bağlamında değerlendirilmiştir. Buna göre iletişimci biçimleri ile öğrenim görülen sınıf dışındaki tüm demografik nitelikteki değişkenler arasında anlamlı bir farkın bulunmadığı görülmüştür. Sınıf ile rahat iletişimci biçimi arasında da düşük nitelikte bir farkın bulunduğu, buna göre öğrenim görülen sınıf yükseldikçe rahat değişkeninden alınan puanların da yükseldiği gözlenmiştir. Yüzyüze ve çevrimiçi öğrenme ortamlarında, iletişimci biçimlerini oluşturan 11 karakteristik özelliğe ilişkin alınan puanlar değerlendirildiğinde, katılımcı grubu ortalama puanlara göre yüzyüze ortamdaki en yüksek iki değer kesin ve sözsüz iletişim kuran, en düşük iki değerin ise rahat ve açık iletişimci biçimlerine ait olduğu gözlenmiştir. Aynı bireylerin çevrimiçi öğrenme topluluğundaki puanlarının ortalamasında bakıldığında ise en yüksek iki değerin rahat ve tartışmacı, en düşük iki değerin ise sözsüz iletişim kuran ve dramatize eden iletişimci biçimlerine ait olduğu gözlenmiştir. Buna göre bireylerin yüzyüze ortamdaki iletişimlerinde rahat davranamazken çevrimiçi ortamda daha rahat davrandıkları ve daha tartışmacı bir davranış sergiledikleri görülmüştür. Ayrıca görsel yolla dışa vurulan duygu ve düşüncelerin de çevrimiçi ortamın sınırlı yapısından dolayı daha az sergilendiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Yüzyüze ve çevrimiçi ortam arasında, iletişimci biçimleri bağlamında fark ve ilişkilerin araştırılması sonucunda sözsüz iletişim kuran ve açık dışında diğer dokuz iletişimci biçiminde, katılımcıların grup içindeki yüzyüze ve çevrimiçi iletişimci biçimleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Benzer biçimde etki bırakan, ilgili ve kesin hariç olmak üzere diğer sekiz iletişimci biçiminde, yüzyüze ve çevrimiçi öğrenme ortamları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunduğu gözlemlenmiştir. Araştırma bulguları genel olarak değerlendirildiğinde, yüzyüze ortamlardaki iletişim etkinliklerinde rahat, tartışmacı, açık ve baskın özellikleri yüksek olan kişilerin çevrimiçi ortamda da bu özellikleri yüksek düzeyde sergiledikleri, yüzyüze ortamlarda bu özellikleri sergilemeyen kişilerin ise çevrimiçi ortamdaki iletişim etkinliklerinde büyük ölçüde bu özellikleri sergiledikleri görülmüştür. Dolayısıyla çevrimiçi ortamın, belirli düzeydeki iletişimci özelliklerinin dışavurumu bağlamında bireylere önemli bir iletişim ortamı sağladığı söylenebilir.
Çevre iletişimi: Çevre haberlerinin yapısal analizi ve okuyucu farkındalığı
Çevre iletişimi tüm iletişim türlerini içeren, çevresel konu ve problemler hakkındaki sosyal tartışmaların kesişme noktası olarak tanımlanmaktadır. Çevre iletişimi, söylem çalışmaları, toplumsal katılım, savunuculuk, çevresel işbirliği, risk iletişimi, yeşil pazarlama, çevre gazeteciliği olmak üzere 7 boyutta ele alınmaktadır. Bu çalışmada, çevre iletişimi kavramının kuramsal çerçevesi çizilip çevre gazeteciliği üzerinde odaklanılmıştır. Türkiye'de çevre haberinin ve gazeteciliğinin profilini çıkarmak, okuyucularının çevre haberlerinin nasıl değerlendirdiklerini ortaya koymak için nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin birarada kullanıldığı bir araştırma yapılmıştır. Araştırma çevre gazetecileriyle derinlemesine görüşmeyi; Radikal, Habertürk ve Zaman gazetelerindeki çevre haberlerine içerik analizini ve 7 coğrafi bölgeyi temsilen 9 Eylül, Akdeniz, Anadolu, Atatürk, Harran, 19 Mayıs, Uludağ üniversitelerinin çevre mühendisliği öğrencileriyle anket çalışmasını içermektedir. Çalışma sonucunda gazetecilerin çevre haberi yaparken çeşitli baskı ve kısıtlamalarla karşılaştığı ortaya çıkmıştır. İçerik analizinde eleştiri boyutu taşıyan haberlerin orman yangını gibi doğrudan gözlemlenebilen; uyarı niteliği taşıyan haberlerin ise, küresel ısınma gibi uzun vadede sonuçları gözlemlenebilen çevre sorunlarına ilişkindir. Öğrencilerin çevre haberlerini değerlendirmelerine bakıldığında ise çevre haberlerinin çevre sorunlarının sorumluları ve nasıl çözüleceği konusunda bilgi vermediğini sadece mevcut ve gündelik çevre sorunlarının farkına varma düzeyinde olduğunu sonucu bulunmuştur.
Otel işletmeciliğinde görev yapan yöneticilerin ve çalışanların tükenmişlik düzeyleri KKTC Merit Crystal Cove Hotel'de bir araştırma
Bu çalışmada otel işletmeciliğinde görev yapan yöneticilerin ve çalışanların tükenmişlik düzeyleri incelenmiştir. Çalışmanın evreni KKTC' de bulunan 5 yıldızlı otellerde görev yapan yönetici ve çalışan oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemine bu evrenden Merit Crystal Cove Hotel'de çalışan 34 yönetici ve çalışan alınmıştır. Çalışmada Merit Crystal Cove Hotel' de görev yapan yöneticilerin ve çalışanların tükenmişlik düzeylerini ölçmeyi hedefleyen bir anket uygulanmıştır. Otel işletmelerinde görev yapan yöneticilerin ve çalışanların tükenmişlik ile arasındaki ilişki; örgütsel çalışma koşulları, psikolojik durum ve kişisel özellikler gibi faktörler de hesaba katılarak incelenmiştir. Yöneticilerde ve çalışanlarda tükenmişlik davranışını açıklayan bazı modeller geliştirilmiştir. Yöneticilerin ve çalışanların kişisel özelliklerine ilişkin bilgi almak üzere ?Kişisel Bilgi Formu?, tükenmişlik düzeylerini belirlemek üzere ?Maslach Tükenmişlik Envanteri (Maslach Burnout Inventory=MTE)? kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulguların çözümlenmesinde ve yorumlanmasında ikiden çok grup için Anova Testi ve ikili guruplar için de t-testi kullanılmış ve sıra ortalamaları karşılaştırılmıştır. Tükenmişlik boyutlarıyla yöneticiler ve çalışanlar arasında düşük düzeyde anlamlı negatif ilişkiler tespit edilmiştir.
Yaşar Üniversitesi kurumsal imajının üniversitenin farklı paydaş grupları tarafından algılanışı
Bir örgütü hatırlatan tutum, davranış ve inançların tümü olarak tanımlanan kurumsal imaj kavramı, endüstri devrimi ve beraberinde iletişim ve bilgi teknolojilerinin gelişmesi ile ortaya çıkan rekabet ortamı sonucu önem kazanmıştır. Özellikle 1990'lı yıllarda, halkla ilişkiler çalışmalarının hız kazanması ile kurumsal imaj çalışmaları gündeme gelerek, alan yazında tartışılan bir konu olmuştur. Kurumsal imaj, iç ve dış paydaşlar üzerinde inandırıcılık ve güven yaratmak ile bu güveni sürdürmek gibi önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Kurumsal imaj, bu işlevi sayesinde kurumlara rekabet gücü katarak, devamlılıklarını korumalarına yardımcı olmaktadır. Bu bağlamda, bir eğitim kurumu olarak üniversitelerin olumlu bir imaja sahip olması gerektiği ileri sürülmektedir. Bu doktora tezinin genel amacı Yaşar Üniversitesi kurumsal imajının, üniversitenin iç ve dış paydaşları tarafından nasıl algılandığını ortaya çıkarmaktır. Araştırma tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında öncelikle alan yazın taraması yapılarak kavramsal çerçeve ortaya konulmuş, ardından araştırmanın amacına uygun iki ölçek uygulanmıştır. Araştırma sonucunda Yaşar Üniversitesi'nin kurumsal imajının genel anlamda tüm paydaş gruplar tarafından olumlu yönde değerlendirildiği ortaya çıkmıştır. Ancak iç ve dış paydaşların kendi aralarında ve bunların alt grupları arasında kurumsal imaj değerlendirmeleri açısından bazı farklılıklar olduğu görülmüştür.
Çizgi romanlarda Müslüman kadın süper kahraman temsilinin toplumsal cinsiyet ve oryantalizm bağlamında incelenmesi: ABD ve Müslüman ülkelerde yayınlanan çizgi romanlar arasında karşılaştırma
19. yüzyılda genel olarak resim sanatı içinde kendine yer bulan Oryantalizm, ilerleyen süreçte de popüler kültür ürünü olan çizgi romanlarda da yer almaya başlamıştır. Bu çalışma, dünyanın her ülkesine ulaşan ve yaygınlaştığı her coğrafyanın sosyal ve kültürel koşullarına göre gelişim gösteren çizgi romanlarda yer alan Müslüman kadınların, toplumsal cinsiyet ve Oryantalizm bağlamında popüler kültür içerisinde nasıl temsil edildiğini araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmada araştırma yöntemi olarak betimsel analiz ve söylem analizi kullanılmıştır. Çizgi roman örneklemi Shamila Karunakaran'ın "Muslimahs in Comics and Graphic Novels: History and Representation" isimli makalesinde yer alan Müslüman kadın süper kahramanlar arasından seçilmiştir. Çalışmada araştırma evreni olarak Mısır, Kuveyt ve ABD'de yayınlanan çizgi romanlarda Müslüman kadın süper kahramanlar belirlenmiştir. Araştırmanın yöntem kısmında elde edilen bulgularla ABD'de yer alan örneklem için seçilen (Blue Bettle-Salima Baranizar ve Miss Marvel-Kamala Khan) çizgi romanlarda hem toplumsal cinsiyet hem de oryantalist öğeler olduğu ortaya konulurken, Kuveyt-Amerikan işbirliği içerisinde hazırlanan The 99 çizgi romanındaki içselleştirilmiş Oryantalizme dikkat çekilmiştir. Ancak Mısır'da ortaya çıkan Kahera isimli bir Müslüman kadın süper kahramanın tutum ve davranışlarının oryantalist söylemlerden ve mevcut toplumsal cinsiyet klişelerinden uzaklaştığı ortaya konmuştur. Araştırma sonucunda, incelenen Amerikan çizgi romanlarının toplumsal cinsiyeti ve Oryantalizmi normalleştiren söylemler içerdiği kanaatine varılmış, Müslüman ülkelerde üretilen çizgi romanların ise Amerikan çizgi romanlarının aksine toplumsal cinsiyet ve Oryantalizmi normalleştiren söylemler içermediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu ülkelerde yayınlanan çizgi romanlarda Müslüman kadın süper kahramanların güçsüz ve iradesiz değil tam tersine kararlı ve idealist kişilikler olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Oryantalizm, Toplumsal Cinsiyet, Çizgi Roman, Müslüman, Kadın.
Hegemonya ve ideoloji ekseninde Türkiye'deki milliyetçi temalı banka reklamları üzerine bir inceleme
Uluslar, modern ulus-devletlerin meşruiyet kaynağı; milliyetçilik ise bu kaynağın tek ve mutlak siyasi değer olarak kabul edilmesi üzerine odaklanan siyasi bir ideoloji olarak ortaya çıkmışlardır. Milliyetçilik, ulus-devletler için sürekliliği ve meşruiyeti sağlama; bireyler için ise bir ulusla özdeşleşme yolu ile ulusal bir kimlik, aidiyet, bağlılık, güven gibi ihtiyaç, istek ve ideallerin karşılanması işlevini karşılamaktadır. Bir ideoloji olarak milliyetçilik, aynı zamanda egemen sınıfların hegemonyasının yaratılması ve sürekliliği için daima yeniden kurulmalı ve bunun için de yönetilen sınıfların rızası sağlanmalıdır. Böylece yönetilen sınıflar yani uluslar, milliyetçi ideoloji aracılığı ile hâkim sınıfların çıkarlarını kendi rızaları ile beslemektedir. Althusser'in 'ideolojik aygıtları' ile Gramsci'nin 'aydınlar' kavramları ise bu rızanın üretilmesinde temel bir görev üstlenmektedir. Bu kavramlar bugün, ortaya atıldıkları dönemden -hem içerik hem de biçimsel olarak- çok daha gelişkin bir düzeyde varlık göstermektedirler. Özellikle medya ürünleri ve daha da özelde kapitalist ideolojinin en güçlü söylemi olan reklamlar, hegemonyanın kurulması amacıyla ideolojilerin yayılmasına aracılık etmektedir. Milliyetçi ideolojinin reklamlarda kullanımı, hedef kitle nezdinde anlamlı ve manevi bir noktaya temas etmesi bakımından ticari işletmeler açısından avantajlı bir stratejidir. Sermayenin yönetilmesi bakımından kapitalist sistemin başat unsuru olan bankacılık sektörünün reklamlarında ticari amaçla kullanılan milliyetçi temalar da tam olarak bu hedefe hizmet etmektedir. Bu anlamda bu çalışmada reklamların bu bakış açısıyla incelenmesi, hegemonyanın kuruluşuna ve işleyişine ışık tutmayı amaçlamaktadır. Çalışmada, Gramsci'nin hegemonyaya, Althusser'in ideolojiye getirdikleri bakışları açıları ekseninde, Barthes'in göstergebilimsel çözümleme ve Wodak'ın eleştirel söylem çözümlemesi yöntemleri ile Türkiye'deki milliyetçi temaya sahip banka reklamları analiz edilmiş; kapitalist ideolojiye yönelik bir eleştiri ortaya konmuştur. Araştırma sonucunda, milliyetçi temalı reklamların, çeşitli retorik araçlar vasıtasıyla, devletin konjonktürel ihtiyaçları bağlamında bir toplum biçimlendirmesi sağladığı ortaya konmuştur.
Mobil uygulama aracılı veri sömürgeciliği: Bağımsız mobil uygulama geliştiricilerine yönelik bir araştırma
İçinde bulunduğumuz dijital medya ortamında dijital veriye sahip olmak giderek önemli hale gelmekte, veriye egemen olanlar veri gücüne de sahip olmaktadır. Bu nedenle verilere hükmetmek için kişilerin en mahrem alanlarına kadar sızmayı sağlayacak çeşitli yöntemler geliştirilmektedir. 2000'li yılların başlarından itibaren kullanımı giderek artan mobil cihazlar, teknoloji şirketleri tarafından kişilerin en yakınında konumlandırılmakta, adeta kullanıcının bir uzvu haline gelmektedir. Bu cihazların internete bağlı kalabilmeleri de işlevsellikleri için hayati öneme sahiptir ve teknolojinin tüm olanakları bunu sağlamak için seferber edilmiştir. Mobil cihazlarda çalışmak üzere tasarlanan mobil uygulamalar ise kullanıcıların gündelik hayatında önemli bir yer tutarken, her an erişilebilir olmaları ve etkileşimli yapıları sayesinde kişilerin çokça tercih ettikleri, pek çok farklı amaç için kullanılabilen yazılımlar haline gelmiştir. Özetle, mobil iletişimin kilit noktasında yer alan ve kullanıcılardan veri elde etmenin aracı haline gelen mobil uygulamalara, eleştirel bir perspektifle yaklaşılması önemlidir. Araştırmanın temel problemi, sömürgeciliğin tarihsel seyrindeki hammadde peşine düşülmesine benzer biçimde doğal bir kaynak gibi görülen kullanıcı verilerinin ve dolayısıyla insan hayatının sömürüye uğratılmasıdır. Mobil uygulamaların yaratıcıları olan bağımsız geliştiriciler de bu sömürüye en yakından tanıklık etmektedirler. Bu nedenle bağımsız mobil uygulama geliştiricilerinin veri sömürüsü ve veri gözetimine karşı varsa direniş kültürlerini ortaya çıkarmak, gözetimden kaçınma stratejileri ve gözetime tepki hamlelerini araştırmak amacıyla etnografik bir araştırma yürütülmüştür. Discord, Slack ve X platformlarındaki geliştirici topluluklarında yer alan ve amaçlı örnekleme yoluyla belirlenen 11 bağımsız geliştirici ile çevrimiçi derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Derinlemesine görüşmeler, MAXQDA 2020 programı üzerinde tümevarımsal kodlamaya başvurularak tematik analize tabi tutulmuştur. Ayrıca derinlemesine görüşmelerden elde edilecek bulguları desteklemek amacıyla mobil uygulamalar için en çok tercih edilen uygulama mağazalarının oluşturucuları olan Apple ve Google'ın Gizlilik Politikalarına ilişkin belgeler de yine MAXQDA 2020 programı kullanılarak doküman analizi ile incelenmiştir. Bulgular, bağımsız geliştiricilerin kişisel veri ve veri bağlantılı konular/sorunlar hakkında bilgi sahibi olduğunu gösterirken; büyük teknoloji şirketlerinin gözetim mekanizmalarına da hâkim olduklarını göstermektedir. Geliştiricilerin veri gözetimine direniş gösterdikleri, bu direniş biçiminin toplu eylemleri içermeyen, bireysel bir mukavemet şeklinde olduğu ve gözetime karşı çeşitli tepki hamlelerinin bulunduğu da yine bulgular arasındadır. Alanında uzman olarak nitelendirilmesi gereken bağımsız geliştiricilerin, gözetimden kaçınma stratejileri de sıradan kullanıcılar için uygulanabilir ve yol gösterici olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gözetim, Karşı-Gözetim, Veri Gözetimi, Veri Sömürgeciliği, Eleştirel Veri Çalışmaları, Veriye Dayalı Reklamcılık, Uygulama Çalışmaları.
Stratejik halkla ilişkiler rol tipolojilerinin örgütsel iletişim doyumu bağlamında incelenmesi
Halkla ilişkiler uygulayıcılarının rolleri, halkla ilişkiler mesleğinde; örgütsel iletişim doyumu da iş hayatında çalışanlar için anahtar rol oynamaktadır. Bu araştırmada Türkiye'deki halkla ilişkiler uygulayıcılarının stratejik rolleri ve uygulayıcıların iletişim doyumları arasındaki ilişki, kuruluşta ve halkla ilişkiler ajansında çalışan halkla ilişkiler uygulayıcılarının karşılaştırmalı analiziyle incelenmektedir. Araştırmanın rollerle ilgili kuramsal temelini, Steyn ve Green (2006)'in rol tipolojilerindeki stratejik roller ile Downs ve Hazen (1971)'ın İletişim Doyumu Boyutları oluşturmaktadır. Bu araştırmada Türkiye'deki ulusal ya da yerel kuruluşlarda ve halkla ilişkiler ajanslarında çalışan halkla ilişkiler uygulayıcılarının stratejik rollerini ortaya koyarak bu stratejik roller ile örgütsel iletişim doyumu arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmaktadır. Nitel araştırma çoklu durum çalışması deseninde tasarlanan bu araştırmada, basit ölçüt örnekleme yöntemiyle seçilen beşer kişiden oluşan iki odak grubu ve sekiz kişi ile mülakat yapılmıştır. Odak grup araştırması ve mülakatlar sonucunda Türkiye'de halkla ilişkiler uygulayıcılarının halkla ilişkiler stratejisti, halkla ilişkiler eğitmeni, halkla ilişkiler yöneticisi ve halkla ilişkiler teknisyeni stratejik rollerini gerçekleştirdiği görülmüştür. Bu bağlamda uygulayıcıların stratejik yönetim gerçekleştirdiği ve stratejik yönetime önem verdiği saptanmıştır. Kuruluş ve ajans halkla ilişkiler uygulayıcılarının, stratejik iletişim anlayışına uygun olarak paydaşlarla ilişki inşası, simetrik gündem yönetimi (bazen simetrik bazen asimetrik uygulanmıştır) yaptıkları, ancak "ortam taraması, paydaşların belirlenmesi, paydaş segmentasyonu"nu yapmadığı görülmüştür. Uygulayıcılar ve kuruluşlar hedefleri ile toplumun değerleri arasında denge kurmak için toplumsal değerlere önem vermekte, sosyal sorumluluk ve sponsorluk çalışmaları yapmaktadır. Halkla ilişkiler uygulayıcıları örgütsel iletişim doyumunun bütün boyutlarından üst seviyede doyum sağlamaktadır. Halkla ilişkiler rol tipolojilerinin stratejik rolleri ve örgütsel iletişim doyumu arasında pozitif ve güçlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Halkla ilişkiler uygulayıcılarının örgütsel iletişim doyumunun yüksek olmasının stratejik rollere olumlu katkı sağladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Stratejik halkla ilişkiler, rol, stratejist, eğitmen, yönetici, teknisyen, örgütsel iletişim doyumu, örgütsel iletişim doyumu boyutları, mülakat, odak grup.
Kültürlerarası iletişimi etkileyen faktörlerin sosyal medya üzerinden analizi: Etimoloji Youtube kanalı üzerine bir durum çalışması
21. Yüzyıl ile daha da hız kazanan dijitalleşme, McLuhan'ın belirttiği gibi mevcut ve yeni iletişim ortamlarını bütünleştirerek evreni küresel bir köy haline getirmektedir. Böylece yeni iletişim ortamlarının eğitim, iş, sağlık, politika ve turizm gibi her alandan etkilenerek dönüştüğü söylenebilir. Bu dönüşüm kültürlerarası iletişim bağlamında yürütülecek araştırmaları önemli hale getirmektedir. Ancak literatürdeki çalışmalar incelendiğinde nicel yöntemlerle yürütülmüş olmakla birlikte, aynı zamanda buz dağının görünmeyen tarafını gösterebilen nitel bir yaklaşım ile anlamlandırmaya yönelik kültürlerarası iletişimi etkileyenlerle ilgili çalışmaların da eksik kaldığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, YouTube kullanıcı yorumları üzerinden kültürlerarası duyarlılık ve farkındalığın, kültürlerarası iletişimi nasıl etkilediğini anlamak ve tanımlamaktır. Bu nedenle, çalışma kapsamında YouTube video anlatıları ve kullanıcı yorumları olan hedef kitleler tercih edilmiştir. Hermeneutik ilgi ve yorumlayıcı paradigmadan yararlanılarak oldukça yapılandırılmış olarak nitel araştırma içinde örnek olay hikayesi durum çalışması deseninde yürütülen araştırma için Türkiye'de bulunan yerleşik yabancıların özel röportajlarını gerçekleştiren Etimoloji YouTube kanalı tercih edilmiştir. Bu doğrultuda 2 temel ve bunlara dayanan alt araştırma soruları oluşturulmuştur. Araştırma soruları çerçevesinde çalışmada; amaçlı örnekleme içinde bulunan tipik durum örneklemesi tercih edilerek en çok izlenen, beğenilen ve yorum yapılan 14 en tipik video seçilmiştir. 19.186 kullanıcı yorumları içerisinden olumsuz yorumlar olarak görülen 9.863 YouTube kullanıcı yorumları dahil edilme kriteri içerisinde tutularak araştırmanın çalışma gurubunu oluşturmaktadır. Türkiye'de yerleşmiş olan yabancıların iletişim süreçlerindeki kültürlerarası iletişimi engelleyici faktörler üzerinde sosyal medya ve sosyal ağ ilişkilerinin rolü literatürden faydalanılarak disiplinler arası bir yaklaşımla değerlendirilerek kodlama modeli oluşturulmuştur. Youtube video röportajları ve yorumları bilişsel, duyuşsal ve dilsel bileşenlerin kullanımını oluşturan bu araştırma modeli temel alınarak MAXQDA Nitel Veri Analizi programı yardımıyla kodlanarak analiz edilmiştir. Araştırma bulgularından kullanıcı yorumlarının kültürlerarası duyarlılığı düşüren duyuşsal süreç etkisi temalarının yoğunluğu etrafında şekillenerek en fazla Zenofobi teması ile yabancı düşmanlığını tetikleyen ifadelerin var olduğu görülmektedir.
Bilişsel medya okuryazarlığı modeli bağlamında yetişkinler üzerine bir araştırma
Medya ile insan arasındaki ilişki, teknolojik gelişmelerle birlikte hem bireysel hem de toplumsal düzeyde dönüşen bir olgu olarak dikkat çekmektedir. Bilgiye erişimin tarih boyunca sınıfsal ve kültürel bir ayrıcalık olduğu gerçeği dijital çağın getirdiği yeniliklerle görünüşte azalmış olsa da dijital eşitsizlikler bağlamında farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkmıştır. Dijital teknolojilerin hızlı yükselişi medya mesajlarının üretimi, dağıtımı ve tüketimi üzerindeki hakimiyetini artırarak bireylerin medya ile etkileşim süreçlerini çok boyutlu olarak etkilemiştir. Bu bağlamda, medya okuryazarlığı kavramı, bireylerin medya mesajlarını anlama, eleştirel değerlendirme ve bilinçli tüketim süreçlerini şekillendiren önemli bir çerçeve olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, W. James Potter'ın Bilişsel Medya Okuryazarlığı Modeli temel alınarak, medya okuryazarlığının bilinç arkasında gerçekleşen boyutlarını ele almaktadır. Bilişsel medya okuryazarlığı, bireylerin medya mesajlarını anlama ve değerlendirme süreçlerinde bilgi yapılarının, kişisel alanın, yetkinliklerin ve becerilerin nasıl bir rol oynadığını anlamayı hedefleyen bir yaklaşımdır. Model, medya ile bireyler arasındaki ilişkinin karmaşıklığını kavramada teorik bir çerçeve sunmaktadır. Ancak, literatürde bu modelin ampirik olarak test edilmesi sınırlıdır ve bu boşluğu doldurmak çalışmanın temel motivasyonlarından birini oluşturmaktadır. Araştırma, Antalya'nın merkez ilçelerinde yaşayan yetişkinlerle yüz yüze anket tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiş ve 400 kişiden veri toplanmıştır. Çalışma, medya okuryazarlığını etkileyen faktörleri, özellikle sosyo-demografik özellikler ve medya kullanım alışkanlıkları bağlamında analiz etmeyi amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular, dijital dünyada bilgiye erişimin sadece bir olanak değil, aynı zamanda eşitsizliklerin yeniden üretildiği bir alan olduğunu göstermektedir. Bu çalışma medya okuryazarlığının yalnızca pedagojik bağlamlarla sınırlı kalmaması gerektiğini yetişkinler ve yaşlılarla birlikte genişletilmesi gerektiğini ön görmektedir. Dijital eşitsizliklerin giderilmesi ve medya okuryazarlığının artırılması daha bilinçli bir toplumsal yapı inşa etmek için önemli bir gereklilik olarak gözükmektedir. Bu bağlamda, çalışmanın bulguları, medya okuryazarlığını geliştirmek için politika yapıcılar, eğitimciler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik somut öneriler sunmakta ve Potter'ın modelini ampirik olarak test eden araştırma olma özelliği taşımaktadır.
Dijital mizahın tüketimi ve 'mem'ler üzerine alımlama analizi
Dijital çağın sembolik diline dönüşen memler, sadece birer görsel şaka değil; aynı zamanda kültürel aidiyetin, kimliğin ve toplumsal konumun dolaşımda olduğu dinamik anlam evrenleridir. Bu fenomenolojik nitel araştırma, Türkiye'deki 19–69 yaş arası sosyal medya kullanıcılarının memleri nasıl alımladığını çok katmanlı bir perspektifle analiz etmektedir. Kültürel Çalışmalar geleneğine dayanan çalışmada, memler birey-toplum-medya ekseninde şekillenen kültürel göstergeler olarak ele alınmıştır. Geleneksel ve çağdaş mizah kuramları ışığında, Shifman, Jenkins, Milner ve Dawkins gibi kuramcıların mem tanımları doğrultusunda, memlerin mizah, eleştiri, duygusal ifade ve sosyal etkileşim aracı olarak işlev gördüğü tartışılmıştır. Derinlemesine görüşmeler yoluyla 40 katılımcıdan elde edilen veriler MAXQDA yazılımı ile analiz edilmiş; demografik değişkenler temelinde karşılaştırmalı kodlamalar yapılmıştır. Elde edilen bulgular, memlerin yalnızca eğlencelik görseller değil; bireylerin kültürel sermayeleri, yaş, cinsiyet ve medya deneyimleriyle yeniden şekillendirdiği aktif anlam üretim alanları olduğunu ortaya koymaktadır. Katılımcılar memleri, gülmenin ötesinde düşünme, konum alma ve toplumsal eleştiri üretme bağlamında konumlandırmaktadır. Bu çalışma, dijital kültürün sıradan bir parçası haline gelen memlerin alımlama sürecini, mizahın psiko-sosyal işlevleri ve kültürel kodlarla örülü bir ifade biçimi olarak değerlendirerek, güncel iletişim pratiklerine özgün bir katkı sunmaktadır.
Türkiye'de basın dışı sermayenin ilk gazetesi Yeni Sabah'ta genel seçimler (1948-1964)
1948 yılına kadar Türkiye'de gazete sahipleri gazeteci kökenli kişilerden oluşurken, bu gelenek 16 Aralık 1948'de Safaeddin Kılıçlıoğlu'nun Yeni Sabah'ı satın almasıyla bozulmuştur. Kılıçlıoğlu, gazetecilik geçmişi olmayan bir iş insanı olarak sektöre adım atmış; gazetenin modern bir bina ve gelişmiş baskı altyapısına kavuşmasını sağlamış, teknik ve ekonomik yatırımlarla kısa sürede gazeteyi Türkiye'nin en çok satan ikinci gazetesi konumuna getirmiştir. Yeni Sabah, bu süreçte yalnızca bir medya organı olmakla kalmamış; basın, siyaset ve toplumsal alanda da aktif bir rol üstlenmiştir. Kılıçlıoğlu'nun siyasi aktörlere yakınlığı ve aktif biçimde diyaloglar kuran bir patron profili çizmesi, gazetenin dönemin siyasal ilişkilerinde de etkili olmasını sağlamıştır. Araştırma, basın dışı sermayenin ilk önemli örneği olan Yeni Sabah'ın Türk basın tarihindeki yerini ve yayın politikasındaki dönüşümleri incelemektedir. Literatürde hem gazete hem de sahibi üzerine yapılan araştırmaların son derece sınırlı olması ve daha önce yayınlanmamış belgelere yer vermesi çalışmanın özgünlüğünü artırmaktadır. Çalışmada gazetenin 1950, 1954, 1957 ve 1961 genel seçim dönemlerindeki yayınları siyasi konumlanışını anlamak için örneklem olarak seçilmiştir. Başyazılar, haberler, köşe yazıları ve karikatürler doküman analizi yöntemiyle detaylı şekilde incelenmiştir. Bulgular, gazetenin iktidara gelirken Demokrat Parti'yi kararlılıkla desteklediğini, Osman Bölükbaşı ve Cumhuriyetçi Millet Partisi'ne önemli bir alan açtığını, CHP'ye ise her dönemde mesafeli bir yayın çizgisi benimsediğini göstermektedir. Gazetenin siyasi konjonktüre göre yayın politikalarında esneklik gösterdiği, iktidarla ilişkilerinin değişimiyle birlikte söylemini de güncellediği anlaşılmaktadır. Bu çalışma, sahiplik yapısındaki kırılmayı ve basının sanayileşmesi sürecini Yeni Sabah örneği üzerinden somutlaştırmakta; gazete patronu kimliğinden ideolojik konumlanışa ve medya-siyaset ilişkilerine dek çok katmanlı bir çözümleme sunmayı hedeflemektedir. Alana katkı olarak, daha önce göz ardı edilen bir gazetenin derinlemesine incelenmesiyle, Türk basınının endüstriyel ve politik dönüşüm süreçlerine dair yeni sorular ve tartışma başlıkları açacağı düşünülmektedir.
Algı yönetiminin sosyal medya ekseninde iletişim sosyolojisi açısından incelenmesi: Twitter ve Türkiye örneği
Pandemi ile birlikte hayatımızı daha da kolaylaştırdığını düşündüğümüz küresel etkileşimli çevrimiçi sosyal iletişim ağlarına, mobil cihazlarımız üzerinden, daha fazla bağlanmaya ve zaman ayırmaya başladık. Bu durum, bu ağlarda karar ve davranışlarımızı düzenlemeye çalışan algı yönetimi içerikli mesajlarında artmasını sağladı. Ancak, mevcut kanunlarla koruyamadığımız kişisel verilerimizi kullanarak oluşturulan ve algoritmalarla düzenlenen bu mesajların gerçek amacını, doğruluğunu ve kaynaklarını sorgulayacak henüz bilimsel bir yönteme sahip değiliz. Algı yönetimi içerikli mesajlar kullanıcılar için bir tehdit olsa da, küresel etkileşimli çevrimiçi sosyal iletişim ağlarının sahibi olan mega teknoloji devleri için her yıl milyarlarca dolar kazandıkları bir endüstri haline gelmiş durumda. Tehdidin ticari boyutu her yıl daha da büyürken, tehdidin bertaraf edilmesi ise bu ağların bireysel kullanıcılara düşmektedir. Her gün bu ağlar üzerinde karşılaştığımız algı yönetimi, karar ve davranış düzenleme içeren mesajların sadece sosyal ve siyasi değil, aynı zaman da yüzlerce ticari reklam mesajının da içeriğinde bulunması tehdidin boyutunun ne kadar büyük olduğunu göstermektedir. Bu nedenle algı yönetimi içeren mesajların bilimsel olarak tartışılabilmesi için reklamın göz ardı edilen sosyo-etik yönünün de tartışmaya açılması gerekmektedir. Çalışmamızın ilk bölümünde küresel etkileşimli çevrimiçi sosyal iletişim ağlarında algı ve davranışların nasıl yönetildiğini doğru anlamlandırabilmek için önce insanın ana kartı olan beyninin nasıl algıladığı ve anlamlandırdığı açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde insan beyninin karar vermek ve eyleme geçmek için ihtiyaç duyduğu bilginin gerçekte ne olduğu, bilgi ile eş anlamlı kullanılan ama bilgi olarak kabul edilmemesi gereken veri ve malumatların bilgi ile arasındaki farklılıkların neler olduğu ile küresel etkileşimli çevrimiçi sosyal iletişim ağlarında oluşturulan malumat kargaşası veya kirliliğinin beynimizi nasıl etkilediği ile algı ve davranış yönetiminde bunun nasıl kullanıldığı açıklanmaya çalışılmaktadır. Üçüncü bölümde erişimi ve etkinliği giderek artan bu ağlarının birey ve toplumların sosyal, siyasi ve ticari kararlarını nasıl etkilediğine, küresel etkileşimli çevrimiçi sosyal mikro haber ağı; Twitter ve bu kanalın Türkiye kullanımı üzerinden analiz edilmiştir. Son bölümde ise bu ağlarda toplumu tehdit eden algı yönetimi ve davranış düzenleme içeren manipülasyonlara karşı bir çözüm yöntemi örneği olarak 5A Modeli önerilmektedir.
Neoliberal politikalar çerçevesinde Türk medyasının mülkiyet yapısının değişimi
Tüm dünyayı etkisi altına alan neoliberal politikalar, 24 Ocak Kararlarıyla Türkiye'de uygulanmaya başlamıştır. Ekonomik, politik, kültürel alanda yaşanan yapısal ve kurumsal değişime paralel olarak, medyanın da, görünümü tamamen değişmiştir. Bu süreçte medya hem sermaye birikiminin hem de ideolojilerin yeniden üretiminin aracı olmuştur. 1980'lerde, deregülasyon politikaları hız kazanmış, neoliberal uygulamalarla medyanın mülkiyet yapısında yoğunlaşma yaşanmıştır. Medya sektöründeki mülkiyet yapıları sektör dışı sermaye grupların bu alana girişiyle değişmiş; farklı sektörlerde faaliyet gösteren holdinglere eklemlenerek büyüyen medya işletmelerinin sayısı giderek artmıştır. Bu dönüşüm çerçevesinde, geleneksel medya sahipliği yerini medya dışı sektörlerde faaliyet gösteren sermaye gruplarının medya ile bütünleştiği bir mülkiyet yapısına bırakmıştır. Bu süreçte aile işletmeciliği geleneğinden gelen gruplar ya medya sektöründen çekilmişler ya da diğer gruplara entegre olarak varlıklarını devam ettirmeye çalışmışlardır. Medya alanı dışında faaliyet gösteren holdinglerin medya sektörüne girmesiyle tekelleşme süreci, promosyon savaşları, ticari radyo ve televizyonların kurulması, dağıtımda ve reklamda yapılan kartel anlaşmalar, medya içeriklerinin magazinleşmesi, gazeteci pratiklerinin değişimi, emek gücünü kontrolü için yapılan anti sendikal anlaşmalar sektörün tamamlayıcıları haline gelmiştir. Bu bağlamda bu araştırmanın amacı, 1980-2002 yılları arasında neoliberal politikalarla Türk medya sektörünün yaşadığı dönüşümü incelenmektedir. Bu amaçla eleştirel ekonomi politik yaklaşımın benimsendiği çalışmada, "basın"dan "medya"ya geçişle 1980'lerden itibaren daha fazla görünür hale gelen neoliberal ekonomi politikaları doğrultusunda neoliberal sermaye birikim süreci çerçevesinde incelenmiştir. Eleştirel ekonomi politiğin öncüllerinden hareketle tarihsel nitel analizin kullanıldığı bu çalışmada, 1980-2002 yılları arasında medyada faaliyet gösteren holdinglerle ana faaliyet alanları ticari ve sanayi sektörü olması yanında ayrıca medya sektörüne yatırım yapan sermaye gruplarından: Doğan Grubu, Asil Nadir Grubu, Çukurova Grubu, Doğuş Grubu, Medya Grubu (Dinç Bilgin), Uzan Grubu, Merkez Grubu (Turgay Ciner), Avrupa ve Amerika Holding Grubu (Erol Aksoy), İhlas Grubu, Korkmaz Yiğit Holding, Nergiz Holding (Olay Medya Grubu), Çavuşoğlu- Kozanoğlu Grubu ve diğer gruplar incelenmiştir. Bu grupların 1980-2002 döneminde medya sektöründeki faaliyetleri, pazar payları, diğer sektörel yatırımlarla ilişkileri, ekonomik, siyasal ve toplumsal yapılanmaları ayrıntılı bir şekilde ortaya konulmuştur. Araştırma kapsamında incelenen 1980'li yıllar ve sonrasında yaşanan neoliberal politikalar çerçevesinde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de siyasal, ekonomik, kültürel alanda değişimler yaşanmıştır. Neoliberalizm, ekonomide kamu yararı ve kamu hizmeti anlayışını değiştirmiştir. 1970'lerde hız kazanan basının holdingleşmesi süreci, 1980'lerde holdinglerin medyalaşması sürecine doğru evrilmiş ve bu bağlamda basın medyaya dönüşürken; yatay, dikey ve çapraz tekelleşmeyle medya mülkiyeti medya dışındaki sermaye gruplarının kontrolüne geçmiştir. Bulgulara göre, özellikle 1980 ve sonrasında Türk medyası Küresel kapitalimin ekonomi politik koşullara göre şekillenmiştir. Bu süreçte pazar ekonomisine entegre olmaya çalışan medyada sermayenin kompozisyonu da değişmiştir. Araştırma kapsamındaki medya holdingleri, medya aracılığıyla siyasal areneda söz sahibi olmuşlar, kamu ihalelerinden pay almışlar ve egemen ideolojilerinin çıkarları doğrultusunda içerikler üreterek medyayı, profesyonel işletmecilik anlayışıyla mal/hizmet üreten, yatırım yapan ve pazar koşullarına uymaya çalışan kapitalist işletmelere dönüşmüşlerdir. Bu süreçte medyanın sermaye yapısının değişimi altarnatif medya olanaklarını azalttığı gibi, medyadaki çalışma ilişkilerinin de yapısını tamamen değiştirmiştir. Anahtar Kelimeler: Medya, Mülkiyet, Holdingleşme, Medya Grupları.
Türkiye'deki Suriyeli göçmenler: Kültürel kimlik ve diaspora
2011 yılından bu yana Suriye'de yaşanan iç savaş nedeniyle Türkiye'ye 3,5 milyonu aşan sayıda Suriyeli göçmen gelmiştir. Bu göçmenler önce sınır bölgesinde belirlenen kamplarda yaşamış, daha sonra Türkiye'nin büyük kentleri başta olmak üzere farklı illerine dağılmıştır. Suriyeli göçmenler yaş, cinsiyet, eğitsel koşullarıyla heterojen bir yapı sergilemekte ve göçmen statüsü olarak da geçiçi kimlik belgesine sahip olmaktadır. Türk vatandaşlığına geçenler ya da mülteci konumunda olanlar olarak farklılık göstermektedir. Bu da onların hem içinde yaşadıkları topluma entegrasyonlarında ve kimlikleme süreçlerinde hem de diaspora kültürü temelinde nasıl bir yapı sergilediklerini etkilemektedir. Bu tez Suriyeli göçmenlerin heterojen yapılarıyla oluşturdukları diaspora kültürü ve kimlik süreçlerine odaklanmaktadır. Bu kapsamda tezin amacı, uzun yıllardır Türkiye'de yaşamakta olan Suriyeli göçmenlerde Diaspora kültürünü ve ulusötesi göçmen anlayışını araştırmaktır. Araştırma metodolojisi iki bölümden oluşmaktadır: literatür taraması ve Türkiye'nin farklı şehirlerinde yaşayan 50 Suriyeli göçmenle derinlemesine görüşmeleri içeren nitel araştırma yöntemidir. Sonuçlar, Türkiye'deki Suriyeli göçmen topluluğunun bir diaspora olarak adlandırılabileceğini, çünkü üyelerinin birçoğunun anavatanın kültürü, dili ve tarihi ile hâlâ bağlantılı olduğunu gösteriyor. Ancak bu göçmenler Suriye ve Suriye kültürüne bağlıyken, yavaş yavaş ev sahibi toplumun kültür ve geleneklerinden etkilenmektedirler. Sonuçlar ayrıca, Suriyeli göçmenlerin Suriye ve diğer ülkelerdeki Suriyelilerle sürekli temas halinde oldukları için birçok günlük ulusötesi faaliyette bulunduklarını da göstermektedir.
Kolonyal bir söylem olarak reklam: Pırlanta reklamlarının lacancı eleştirel psikanalizle okunması
Küreselleşme ekonomik, siyasi, kültürel, teknolojik ve ekolojik bileşenleri olan çok boyutlu bir kavramdır. Küreselleşmenin genellikle ihmal edilen boyutu tarihidir, özellikle de kolonyalizm tarihidir. Küreselleşme, Coğrafi keşiflerle başlayan ve günümüze kadar uzanan karmaşık süreçlerin iç içe geçtiği bir olgudur. Kolonyal ilişkiler başlangıcında silahlar ve toprak işgali ile kurulmuş olsa da tüm evrelerinde bu inşaya daima söylemler eşlik etmiştir. Kolonyalizm bir söylemin oluşumudur ve kolonyal özneleri bir temsil sisteminin içine yerleştirerek inşa eder. Kolonyalizmin günümüzde ulaştığı küreselleşme aşamasında yeni söylem aracı reklamlardır ve yeni bir kolonyal özne tipolojisi olarak tüketici özneyi inşa ederler. Bu anlamda, bu çalışma kapsamında, reklamcılar yeni uygarlaştırma misyonerleri ve reklam da 'kolonyal bir söylem' olarak tanımlanmıştır. Bu tez çalışması, Lacancı psikanalizle küreselleşme olgusunu tarihsel süreklilik içinde okuyarak, böylesi bir kapitalist küresel düzenin hem kurulmasında hem sürdürülmesinde bilinçdışı arzunun payının büyük olduğunu öne sürmektedir. Reklam söylemleri, bilinçdışı mekanizmalarla bağlantılı olarak arzunun yönlendirilmesi ve sömürü için işlev gördüğünden çalışmada reklam kavramı için advertising yerine idvertising kavramı önerilmektedir. Elmaslar, ideal bir fetiş-nesne örneği olarak, küreselleşme tarihi boyunca toplumsal-siyasal alanın yeniden üretimi ve kolonyal ilişkilerle yakından bağlantılı olduğu için, bu çalışmada, pırlanta reklamları örneklem olarak seçilmiştir. Bu tez çalışması kapsamında, Lacancı psikanaliz ile pırlanta reklamları üzerinden kapitalist ideoloji eleştirisi sunulmaktadır.
Mythbusters?da bilim imgesi
The aim of this thesis is to study how the television show MythBusters constructs an image of science in terms of its narrative components and connotations. It is argued that, MythBusters portrays science as an appealing activity but its way is controversial. While positioning science as a joyful, beneficial and understandable phenomenon, MythBusters reinforces its objectivity and patriarchy, associates it with violence and blurs the line between scientific curiosity with any other type.
Küresel bağlamda ideolojilerin yeniden üretilmesinde çizgi filmlerin rolü: Family Guy, South Park ve Spongebob üzerine incelemeler
Toplumsallaşma süreci içerisinde, çocuğun kişiliğinin oluşumunda çizgi filmlerin rolü önemlidir. Çocuğun sosyal gelişimi, aile içindeki ortamda televizyondan izleyip öğrendikleriyle belirleyici olmaktadır. Bu da çocuğun küçük yaşlarına renkli dünya ile seslenen çizgi filmler yoluyla gerçekleşir. İzlenilen çizgi filmler çoğu kez çocuğun farkında olmayarak bilinçaltına birtakım mesajlar gönderir. Bu subliminal mesajların içeriklerinin ne olduğu, nelere işaret ettiği, anlamlarının nasıl yapılandırıldığı, televizyon ve yeni medya dönüşümünde içeriğin ilişkisinin ne olduğu ve tüm bunların açığa çıkarılması bu araştırma kapsamında ele alınmıştır. Nitekim televizyon ve yeni medyanın öğretici gücüne ve yaratılan sanal gerçeklik karşısında algıya en açık varlık çocuklardır. Televizyon ve yeni medyanın eğitici ve öğretici olma özelliği medya gerçekliği ile yapılandırıldığında algı yönetiminin belirli amaçlarla gerçekleştirildiği bilinmektedir. Dünya pazarındaki güçlü ülkeler, kendi gerçekliklerini kurgulayıp yayarak medya yoluyla kendi seslerini duyurma olanağı bulmaktadır. Postkolonyal çalışmalarda yer alan kültürel emperyalizm adı altında ekonomipolitik ve sosyokültürel değerlerin çizgi filmler üzerinden çocuklara sunumundaki ortak birtakım görsel ve işitsel kodların ekranlardaki temsillerini saptamak bu çalışmada amaçlanmıştır. Buradan hareketle, ABD yapımı 3 çizgi filmde (Family Guy, South Park ve SpongeBob SquarePants) göstergebilimsel çözümleme yöntemi ışığında anlam dizgeleri ve mit yapıları içerik analizine paralel biçimde sahne sahne açıklanarak çoklu okuma modelinden karşıt okumalar yapıldığında bulgular elde edilmiştir. Araştırmanın probleminden hareketle de çizgi filmler içerisindeki anlam inşaları ortaya çıkarılarak çocukların bilinçaltına ne tür mesajlar verildiği bu çalışmanın sonucuna yansıtılmış önemli bir vurgudur. Çizgi filmlerin içerisinde yer alan unsurlar değerlendirilirken de Gerbner'ın "mutlu şiddet" ve "kültürel göstergeler" üzerine yaptığı incelemeler göz önünde bulundurulmuş ve elde edilen bulgularda kültürel değerlerin arka planında ideolojik yeniden üretimi desteklediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Çizgi Film, Göstergeler, Subliminal Mesaj, İdeolojik Yeniden Üretim.
Kültür endüstrisi bağlamında dönüşen TV yayıncılığı: TV8 örneği
Televizyonun devlet kontrolünde gelişim göstermesi gerektiği inancı ile başlayan kamusal yayıncılık, aygıtın sadece teknolojik değil ideolojik açıdan da önemli bir buluş olduğunun anlaşılması üzerine tecimsel yayıncılığa evrilmiştir. Tecimsel yayıncılığın devam ettirilebilmesinin en önemli koşulu olarak tüketimi teşvik etmek ve eğlenceyi ön plana çıkarmak maksadıyla yeni bir yayıncılık anlayışı benimsenmiştir. Tam da bu noktada kültür endüstrisi başrol olarak devreye girmiştir. Çalışmada, televizyon yayıncılığının dönüşümünde görülen en önemli parametrelerden biri olan kültür endüstrisi, TV8 kanalının dönüşümü ile ilişkilendirilerek incelenmiştir. Çalışmada televizyon yayıncılığının yaşadığı dönüşüm çerçevesinde TV8'de görülen dönüşümün kültür endüstrisi olgusu ile ortaya konması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda TV8 kanalı izleyicilerinin kanalı takip etme alışkanlıkları ve alımlama düzeylerini tespit etmek amacıyla Türkiye genelinde anket çalışması yapılmıştır. Acun Ilıcalı, TV8 ve TV8'de yer alan programlara ilişkin betimleyici bulgular, frekans analizi yapılarak hem sıklık hem de yüzde olarak belirlenmiştir. Ayrıca elde edilen veriler zaman zaman çalışmanın bir diğer yöntemi olan söylem analizinde de referans alınmış ve karma desen ile çözümlenmiştir. Böylece kültür endüstrisinin üreticisi olan, kaçış olarak eğlenceyi ön plana çıkaran TV8 kanalının, izleyiciye ne vaat ettiği ve izleyicinin bu vaatleri nasıl alımladığı sorularına cevap aranmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde apolitikleştirme misyonu ile eğlence ve kaçış vurgusu yapan TV8'in aynı zamanda şöhret, şiddet, rekabet, dedikodu, tüketim ve kimlik söylemlerini ürettiği çalışma ile ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Televizyon, TV8, Kültür Endüstrisi, Acun Ilıcalı.
Toplumsal cinsiyet bağlamında sivil toplum ve yeni medya: Kadın odaklı sivil toplum kuruluşlarının yeni medya kullanımı
Amaç - Bu çalışmanın amacı Türkiye'de kadın odaklı sivil toplum kuruluşlarının yeni/sosyal medya kullanım düzeylerini ortaya koymaktır. Ayrıca kadın sivil toplum kuruluşlarının kullandığı yeni/sosyal medyanın diyalojik kapasitelerinin belirlenerek yeni medyayı etkileşim oluşturma ve diyalog kurmada ne derece etkin kullandığını belirlemektir. Geniş perspektifte ise geçmişten günümüze kadın hakları/sorunları için verilen mücadelenin sivil toplum kuruluşları özelinde 21. yüzyıl koşulları ve ulaşılan teknik imkânları (teknoloji) ile nasıl bir boyuta taşındığını ortaya koymaktır. Tasarım / metodoloji – Araştırma iki boyuttan ve iki kısımdan oluşmaktadır. Araştırmada sivil toplum kuruluşlarının yeni medya kullanımı iki ayrı boyutta ele alınmıştır. İlki sivil toplum kuruluşlarının yeni medya kullanım düzeyi, ikincisi de yeni medya kullanımlarının diyalojik boyutudur. Araştırmanın ilk kısmında yeni medya kullanım düzeyi ve yeni medya kullanımının diyalojik boyutu içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiş, ikinci kısmında da sivil toplum kuruluşlarının iletişim sorumluları ile yeni medya kullanım düzeylerine ve yeni medya kullanımının diyalojik boyutuna ilişkin yapılan görüşmeler betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiştir Önem/özgünlük - Kadın sivil toplum kuruluşlarının yeni medyada nasıl yer aldığını belirlemek, mücadele verilen alanda seslerini duyurmanın ve hedef kitlesine ulaşmanın yenilikçi yollarını anlamayı ve kendilerini geliştirmeyi artıracaktadır. Bu bakımdan bu çalışma kadın odaklı sivil toplum kuruluşları ve yeni medya ilişkisini ele alacak kapsamlı bir analiz olarak literatüre katkı sağlamasının yanında iletişim, kadın çalışmaları ve sivil toplum alanında disiplinlerarası çalışma yapacak araştırmacılara temel oluşturması bakımından önemlidir. Ayrıca özellikle kadın sivil toplum kuruluşlarına yön gösterecek bir kaynak olması bakımından önem arz etmektedir. Bulgular/sonuç - Çalışma kapsamında yapılan değerlendirmede yeni medya kullanım düzeyleri farklılık gösteren sivil toplum kuruluşlarının yeni medyada diyalog imkânını değerlendiremedikleri ve yeni medyayı daha çok bilgilendirme amacıyla tek yönlü olarak kullandıkları görülmüştür.
Türkiye'de 2017 Anayasa değişikliği referandum kararı öncesi yazılı basında rıza üretimi
Bu çalışmada, medya aracılığıyla rızanın yeniden üretildiği varsayımından yola çıkılarak, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından Türkiye'de yayın yapan altı gazetenin Anayasa değişikliği hakkında yaptıkları haberler Teun Adrianus Van Dijk'in "Eleştirel Söylem Analizi" kullanılarak incelenmiştir. Yazılı basında "Başkanlık Sistemi" adı altında ele alınan Anayasa değişikliğinin egemen ve muhalif söylemlere nasıl yansıdığı ve bu söylemlerin kamuoyunu etkilemek için nasıl ve ne kadar kullanıldığının da ortaya konulması çalışmanın amaçları arasındadır. Egemen ve muhalif söylemlerin farklılıkları, gazetelerinin haberleri verme şekilleri, hedef kitlelerine ulaşmada nasıl bir dil kullandıkları ve verdikleri haberlerin okuyucuları tarafından nasıl algılanmasını istedikleri, gazetelerin ideolojik çerçeveleri bağlamındaki rıza üretimi sürecine katkıları ile ilişkilendirilerek tartışılmıştır. Çalışmanın sonucunda iktidar güçleri ya da muhalif güçleri destekleme anlamında belli bir ideolojik duruş sergileyen gazetelerin haberlerini bu doğrultuda oluşturarak rıza üretimi sürecine katkıda bulundukları ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Rıza Üretimi, Eleştirel Söylem Analizi, Van Dijk, İdeoloji, Anayasa Değişikliği
Orta Doğu'daki kadınlara yönelik nefret söylemlerinin desteklenmesinde sosyal medyanın rolü
Kadınlar, internetin olağanüstü olanaklarından yararlanmış olsalar da, çevrimiçi nefret söylemi tehdidi altındalar. Bu nedenle ve uluslararası yasalar toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklediğinden, bu çalışmanın temel amacı, Arapça dilinde, Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan'daki Twitter kullanıcılar arasında 5 özel kelimeyi analiz ve takip ederek (evde kalmış, evlenmemış, yeriniz mutfakta, sen bir kızsın, aklı noksandır) sosyal medyanın nefret söylemini yaymak ve kışkıtmaktaki rölü ne olduğunu anlamaktır. Nitel içerik analizi ve söylem analizi yöntemi kullanılmıştır. Aynı zamanda, kadınların bu konudaki deneyimlerini öğrenmek için hedeflenen alanlarda çevrimiçi bir anket de yapılmıştır. Analizin bulgularına göre incelenen üç ülkede kadınlara yönelik önemli miktarda nefret söylemi mevcuttur. Twitter, kullanıcıların çeşitli şekillerde iletişim kurmasına olanak tanımaktadır. Veri araştırması, insanların iletişim kurmak için çeşitli tweetleme yöntemleri kullandığını ortaya koymuştur. Nitekim, kullanıcılar fırsattan yararlanıp ve nefret söylemini yaymanın ek ve/veya alternatif bir yolu olarak bu çalışmada kullanılan anahtar kelimelerle ilgili fotoğraflar (görseller) yayınlarak kullanıcıların bu sosyal medya platformunda geniş çapta nefret söylemi paylaşmasına olanak sağlanmıştır. "Evde Kalmış" kelimesiyle ilgili tweetler incelenirken, bu kelimenin sosyal medyada görüşlerini paylaşan kadınları susturmak için kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Tweetler, "Evlenmemiş" olarak tanımladıkları kadının, çörak toprak gibi istenmeyen ve vadesi geçmiş bir insan olduğunu ve bundan hiçbir fayda sağlamadığını ortaya çıkmıştır. Analiz, kadınların yapabileceği tek şey mutfakta çalışmak olduğu için tweeter'lardan "Yeriniz Mutfakta" kelimesinin kullanılmasıyla birlikte, olumsuz terimlerin önemli bir şekilde kullanıldığını göstermiştir ve kadınların görüşlerini ifade etme veya haklarını talep etme haklarının olmadığını ifade ermiştir. Tweetler "Sen Bir Kızsın" incelendikten sonra, bu kelimenin kadınları küçümsemek için kullanıldığı ve cinsiyetlerinden dolayı bazı sosyal eylemlere veya etkinliklere katılmamaları gerektiği belirlendi. Yapılan incelemede, "aklı noksandır" ifadesinin kadınlara iftira atan ve aşağılayan bir sıfatı ifade etmek için kullanıldığı, bu kelimenin kadınları küçümseme, alay etme bağlamında kullanıldığına dikkat çekilmiştir. Bu kelimeyi, kadınları hayatı rasyonel bir şekilde yönetememek ve meseleleri değerlendirirken tamamen duygusal olmakla suçlamak için kullanmanın yanı sıra, erkeklere göre aptallık veya düşük IQ ile karakterize edilirler. Anket sonuçlarına göre, ankete katılanların %66,4'ü, büyük olasılıkla cinsiyetleri nedeniyle çevrimiçi nefret söyleminin hedefi olduklarını doğrulamıştır. Diğer bir sonuç ise, insanların %89,2'sinin çevrimiçi nefret söylemi ile karşılaşmış olması olmuştur. Kadınlara yönelik nefret söylemleri erkeklerin yaklaşık %31,3'ü ve her iki cinsiyette %41,4'ü tarafından gelmiştir. Nefret söylemine en çok maruz kalan yaş grubu 18 ila 25 yaş arasında olmuştur. Ayrıca anket, katılımcıların nefret söylemi gönderilerine verdikleri yanıtları ayırarak, %44,4'ünün gönderiyi sosyal medya sitelerine bildirdiğini ve %65,6'sının platformlardan yanıt almadığını tespit etmiştir. Çalışma, üç ana öneri kategorisi ortaya çıkarmıştır: biri uluslararası sivil toplum kuruşlaırı için, ikincisi sosyal medya platformları için ve üçüncüsü nefret söylemi mağdurları için. Nefret söylemi uluslararası insan hakları grupları ve sosyal medya platformları tarafından net bir şekilde tanımlanmalı ve yasaklanmalıdır. Ayrıca nefret söylemini yasaklayan açık kuralları vardır. Sosyal medya platformları, nefret söylemi gönderilerini belirlemek ve kullanıcının her türlü nefret söylemiyle ilgili şikayetlerine profesyonel bir şekilde yanıt vermek için iyi eğitimli personel alarak bu tür mesajların kaldırılmasında daha aktif ve etkili olmalıdır. Ayrıca nefret konuşmalarında en sık kullanıldığı iddia edilen anahtar kelimelerin seçilmesinde yapay zeka kullanılmalıdır. Buna ek olarak, nefret söylemiyle ilgili suçların kurbanları ve tanıkları bunları bildirmeye teşvik edilmelidir. Kadınların maruz kaldıkları istismar hakkında konuşmaya devam etmeleri ve fırsat buldukça İnternet kadın düşmanıları ifşa etmeleri kritik öneme sahiptir.
Modern ve postmodern reklamlar: Göstergebilimsel bir analiz
Aydınlanma düşünürleri, insanın aklını kullanarak kendisi için daha iyi bir yaşam kurabileceğine ve toplumsal yaşamını da bu doğrultuda biçimlendirilebileceğine, düşünceleriyle öncülük etmişlerdir. Aklın bu yapısı insanın doğal ya da toplumsal yaşamı anlamasında ilk ve temel bilgi kaynağı olarak görülmesine neden olmuş, kutsal metinler, vahiyler, duygu veya içgüdülerin yerini akıl almıştır. Modernite, aydınlanma döneminin bir projesi olarak, özgür bireylerin katılımıyla oluşan bilgi birikimini, insanlığın özgürleşmesi, günlük yaşamın zenginleşmesi, doğa üzerinde bilimsel hakimiyet kurulması, akılcı toplumsal örgütlenme biçimlerinin ve düşünce tarzlarının gelişebileceği bir toplumun yaratabileceği öngörüsüyle ortaya çıkmıştır. Postmodernite ise kapitalizmin yeni bir evresini temsil etmekte, aynı zamanda, Aydınlanma ve modernitenin değerlerine eleştirel bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Bu araştırmada, kapitalizmi tarihsel olarak görünmez kılan ya da en azından onu doğallaştıran modernite ve aynı sorunları içermesine rağmen bu sorunların üstünü örterek görünmez kılan postmodernite sürecinde ortaya çıkan politik, ekonomik ve kültürel değişimlerin yansımalarını devingen reklamlar üzerinden göstererek, hem modernite hem de postmodernite sürecinde kapitalist ekonomik sistemin, işlevsellik, statü ve simge düzeyindeki kesintisiz egemenliğini ve bu egemenliğin gözden gizlenmesinin bir aracı olarak kullanılan göstergelerin nasıl kontrol edildiği ve nasıl işlediğini görünür kılmak amaçlanmıştır. Modernite ve postmodernitenin karakteristik özellikleri göz önünde bulundurularak, Youtube kanalı taranmış, kuramsal bölüm ile uygunluk gösteren, 1970 ve 2016 yıllarını kapsayan on reklam filmi seçilerek göstergebilimsel yöntemle çözümlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Aydınlanma, Modernite, Postmodernite, Reklam, Politik, Ekomomi, Dil, Kültür, İdeoloji, Göstergebilimsel Çözümleme.
Sinepati kavramı bağlamında Jean-Luc Dardenne Kardeşler sineması
Bu çalışmanın temel amacı empatiyi sinema ile birlikte değerlendirmek ve bu doğrultuda sinepati adında yeni bir kavramı inşa edebilecek sinematografik öğelerden bazılarını Dardenne Kardeşler'in sinemasında düşünmektir. Bu bağlamda teorik kısmın ilk bölümünde empatinin katmanlı anlamı ve sempatiden ayrıldığı noktalar üzerinde durulmuştur. Empatinin felsefi açıdan "ben" ile "öteki arasındaki ilişkiye gönderme yapan bir kavram olduğuna dair var olan görüşler değerlendirilmiştir. Ardından evrimsel bağlamda, canlının dünya ile kurduğu ilişkide çok temel bir mekanizmaya işaret ettiğine yönelik bazı görüşlere yer verilmiştir. Ayrıca empatinin bilişsel ve duygulanımsal yönlerine dikkat çekmiş bazı görüşler değerlendirilmiştir. İkinci bölümde sinema teorisi içinde izleyicinin filmle kurduğu ilişki üzerine öne çıkan bazı farklı görüşlerin üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölüm ise sinemanın empati ile olan ilişkisinin düşünüldüğü bölümdür. "Sinema empatiyi nasıl düşünür ve bizler filmin bu düşünümleri ile nasıl bir temas kurarız" gibi sorulara yanıt aranmıştır. Bu bağlamda sinemanın kendi yetilerine özgü, farklı bir kavram olan "sinepati" kavramının olanaklılığı üzerinde durulmuştur. Ardından bu kavram Dardenne Kardeşler'in sineması ile birlikte düşünülmüştür. Sinema eğer düşünen bir zihinse o halde onun empatiyi de nasıl düşünebileceği üzerinde durulmalıdır. Ayrıca izleyici olarak bir filme baktığımızda, sinemanın düşüncelerini temaşa edişimizde ve onun duygulanımlarını hissedişimizde filmlerin doğrudan kendileri ile kurduğumuz empatik ilişkilerden de söz edilebilir.
Tüketim kültürü çerçevesinden küyerel reklam: Coca-Cola örneği
Postmodern tüketim kültürünün yarattığı yeni yönelimler, reklam stratejilerinin de dönüşümünü beraberinde getirmektedir. Tüketicilerin rasyonel faydanın ötesinde duygusal ve sembolik fayda gözettikleri bu dönem, markaların tüketiciye nasıl sesleneceklerinin de belirleyicisi olmaktadır. Bu bağlamda birçok küresel marka, faaliyet gösterdikleri farklı ülkelerde, kültürel farkların göz önünde bulundurulduğu adaptasyon stratejilerini benimsemektedir. Küresel ürün veya hizmetlerin yerel özelliklere adapte olunarak sunulmasının daha etkili olacağı varsayımından yola çıkan küreyelleşme kavramı da, bu adaptasyon stratejileri çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Küyerel kampanyalar ile küresel markanın faaliyet gösterdiği kültür ile arasındaki uzaklığın en aza indirilerek, ürünün ve markanın o kültürün bir parçası olarak sunulması amaçlanmaktadır. En temelde 'küresel düşün, yerel hareket et' olarak sloganlaştırılan bu strateji, kültürlere ait unsurların kullanılmasına ve böylece yerel bir imaj yaratılmasına dayanmaktadır. Bir anlam üretme süreci olan reklamların en temelde sahip olduğu örtük ideolojiler ve toplumsal etki gücü göz önüne alındığı zaman bu stratejilerin yalnızca ürün satmaya ve kâr elde etmeye yönelik olmadığı; aynı zamanda kültürel bir dönüşüm yaratmak için birer araç oldukları da söylenebilir. Reklam metinlerinde kültürel göstergelerin ne şekilde karşımıza çıktığı ve izleyiciler tarafından nasıl alımlandığı bu çalışmanın temel sorununu oluşturmaktadır. Bu amaçla, dünyanın lider markalarından biri olarak karşımıza çıkan Coca-Cola markasına ait küyerel reklam filmleri göstergebilimsel çözümleme yöntemi ile incelenmiştir. Coca-Cola'nın seçilmesinin sebebi ise, sahip olduğu marka değeri kadar taşıdığı kültürel ve ideolojik değerdir. Bununla birlikte, Türk uyruklu ve yabancı uyruklu katılımcıların katıldığı odak grup görüşmeleri gerçekleştirilerek; markaya ait reklam metinlerinin ve içerdikleri kültürel kodların, farklı kültürel arka plana sahip izleyiciler tarafından nasıl alımlandığı araştırılmıştır.
İnternet haberlerinde nefret ve ayrımcı söylemlerin örnek olaylar bağlamında incelenmesi
Nefret ve ayrımcı söylem, bir bireye ya da gruba karşı olumsuz, kötü duygular beslemek ve bu duyguları dile getirmektir. Bu söylemlerin temelinde, önyargılar, hoşgörüsüzlük ve kalıplaşmış yargılar bulunmaktadır. Bir birey, tanımaya çalışmadan, sadece o gruba mensup olduğu için bu tür yargılarla toplum tarafından dışlanabilir, ötekileştirilebilir, hatta verilen maddi, manevi zararla nefret suçuyla karşılık bulabilir. Medya ise, nefret ve ayrımcı söylem içerikli haberler yaparak söz konusu söylemleri destekleyebilmektedir. Geleneksel medyada ve internet ortamındaki haberlerde bu tür söylemlerle sıkça karşılaşılabilmektedir. Özellikle internet ortamında, paylaşılması ve yayılması daha kolay ve hızlı olduğu için, nefret ve ayrımcı söylemler, daha çok yer bulmaktadır. Bu çalışmanın amacı, internet haberlerinde yer alan nefret ve ayrımcı söylemleri, seçilen örnek olaylarla çözümlemektir. Çalışmada, internet haberlerinde yapılan terör, spor, dini, etnik köken/ırkçılık, LGBTİ ve siyasi konulardaki nefret ve ayrımcı söylemler, örnek olaylarla incelenmektedir. Araştırmada, her bir kategoride, bir örnek olay belirlenmiştir ve bu olaylar hakkında yapılan nefret ve ayrımcı söylem içerikli 5'er haberden, toplamda 30 haber incelemeye alınmıştır. Çalışmada, internet haberlerinde yer bulan bu tür haberleri nicelik olarak çözümlemek için içerik analizi yöntemi, nitelik olarak çözümlemek için ise, Teun van Dijk'ın geliştirmiş olduğu eleştirel söylem analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu konuda yapılan çalışmalar incelendiğinde, spor, dini, siyasi ve benzeri tek bir konu üzerinden bir ya da birkaç örneklemle çözümlendiği görülmektedir. Bu çalışma ise, internet haberlerinde 6 farklı konuda yapılan nefret ve ayrımcı söylemleri, belirlenen örnek olaylarla incelenmiş olması bakımından önemlidir. Anahtar Kelimeler: İnternet Haberleri, Haber Söylemi, Nefret ve Ayrımcı Söylemler
Katılımcı kültür olgusu bağlamında sosyal medya ve çevrimiçi topluluklar: Netnografik bir analiz
Yeni iletişim teknolojilerinin sunduğu imkânlar, çevrimiçi ortamı, günlük yaşamın çeşitli yönleriyle yansıdığı bir yaşam alanına dönüştürmüştür. Bu alan, kullanıcılar tarafından kimi zaman günlük yaşamın bir uzantısı olarak kimi zaman da günlük yaşama bir alternatif olarak kullanılmaktadır. Çevrimiçi ortamın bu yönü, yalnızca bireysel kullanım için değil, aynı zamanda çevrimiçi toplulukların kullanımı için de geçerlidir. Sosyal medya platformları hem halihazırda var olan topluluklar için hem de yeni toplulukların oluşması için kullanışlı birer iletişim aracı konumundadır. İnternet ve özellikle sosyal medya platformları, kullanıcıları içerik üretim sürecine dahil ederek ve bunun yanında etkileşime ve kamuoyu oluşturmaya imkan sunarak katılım kültürüne katkı sağlar. Buradan hareketle, bu tez çalışmasının amacı kısaca, katılımcı kültürün sosyal medya üzerinde nasıl tezahür ettiğini anlamaktır. Bu amaçla çalışma kapsamında sosyal medya, sosyal medya mecralarında bir araya gelmiş topluluklar ve bu topluluklardaki bireylerin sosyal medyayı kullanış biçimleri katılımcı kültür bakış açısıyla ele alınmıştır. Bu bağlamda daha çok veri elde ederek maksimum çeşitliliğe erişebilmek amacıyla sosyal medya platformları üzerinde var olan birbirinden farklı beş topluluk ve bu toplulukların kullandığı üç ayrı platform örneklem olarak tercih edilmiştir. Buna bağlı olarak araştırma için, kültürün açığa çıkarılması noktasındaki işlevselliği, araştırmacı için sunduğu imkanlar ve sistematik yapısının araştırma için uygun olması sebebiyle Robert Kozinets'in Netnografi yöntemi kullanılmıştır. Netnografik analiz sonucunda birbirinden farklı toplulukların sosyal medya platformlarını kullanış biçimlerine dair önemli veriler elde edilmiş, bu veriler de sosyal medyada katılıma yönelik geniş bir bakış açısının ortaya konulmasına olanak sunmuş ve bu bağlamda analiz sonucunda sosyal medyada katılımın işleyişine dair çok yönlü bir şema oluşturulmuştur. Sonuç olarak, bu araştırma sürecinde elde edilen verilerle, katılımın öznesi olan kullanıcıdan başlayan ve sosyal medyada katılıma dair unsurları ve göstergeleri içerisinde barındıran katılım süreci için önemli bir çerçeve oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Çevrimiçi Topluluklar, Katılımcı Kültür, Netnografi.
Şiddet, genel yaşam, kişilik özellikleri ve yaş bakımından televizyonun yetiştirme rolü
Yaygın olarak paylaşılan gerçeklik ve değer kavramlarını geliştiren, ortak sembolik çevrenin ana akımı olan televizyon, yıllar içerisinde insanlar üzerinde etkisini artırarak, onların toplumdaki rollerini ve imajlarını öğrendikleri birincil kaynakların önüne geçmiştir. Televizyon neyin, kimin, hangi grupların ya da hangi değer yargılarının toplumda daha önemli olduğunu insanların bilincine ekerek ortak bilincin oluşmasında aktif olarak rol alır. Televizyon aynı zamanda, sosyal kontrol aracı olarak, belirli stereotipleştirmeler ile egemen bağımlı ilişkilerini değişmez değişse de yerine daha kötüsünün geleceğinin içselleştirilmesine aracılık ederek ideolojik bir işlev yerine getirir. Böyle eşitsiz bir ortamda, yaş gruplarına göre ayrımcılığa en fazla maruz kalan kesim ise yaşlılardır. Televizyonun günümüzdeki bu etkisini en kapsamlı şekilde ele alan George Gerbner'in Yetiştirme Kuramına göre, televizyonu çok izleyen kişiler, televizyon dünyasının gerçeklerini içselleştirmektedir. Bu anlamda konusu televizyonun yetiştirme rolü olan bu çalışmada, hafta içi prime-time yayın kuşağında yayınlanan televizyon dizilerindeki şiddet, genel yaşam, kişilik özellikleri ve yaşlılık imajlarının bilimsel bir analizini sunularak, farklı televizyon izleme oranlarının, izleyicilerin sözü edilen fenomenler üzerindeki algılarına katkısının olup olmadığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye'de 7 ulusal kanalda yayınlanan 24 televizyon dizisi öncelikle kapsamlı bir içerik analizi olan Mesaj Sistem Çözümlemesine tabi tutulmuştur. Araştırmanın ikinci aşaması olan Yetiştirme ve Yaygın Görüş Haline Getirme Çözümlemesinde ise, sözü edilen prime-time dünyasının öncüllerinden hareketle hazırlanan anket soruları aracılığıyla, televizyonu çok izleyen kişilerin televizyon dünyasını içselleştirip içselleştirmedikleri keşfedilmeye çalışılmıştır. Çıkan sonuçlar Türkiye'de televizyonun yetiştirme etkisinin son derece güçlü olduğunu ortaya koymuştur.
Arabulucuların kültürel özelliklerinin çatışmaları çözümleme yöntemleri üzerindeki etkisi: Türkiye'de hizmet veren arabulucular üzerine bir araştırma
Özellikle günümüzde, küreselleşmenin, farklı kütlüleri bir arada yaşamaya yönlendirmesi, bambaşka kültürel alt yapıdan gelen kişilerin karşılaşmasına ve zaman zaman çatışmaya girmesine neden olmaktadır. Toplumda yaşayan kişiler arası uyuşmazlıkların yanı sıra, ülkelerin ve bu ülkelerde ticari faaliyet gösteren şirketlerin birbirleriyle ilişkileri esnasında yaşanan siyasi, politik, ekonomik uyuşmazlıklar söz konusudur. Bu uyuşmazlıkların çözümü noktasında arabuluculuk, yargısal çözüm yollarına kıyasla daha esnek bir yapıda olması sebebiyle sıklıkla tercih edilen bir yöntemdir. Bunun nedeni, her ülkenin tıpkı kültür gibi kendine özgü yargı sistemi ve kuralları olmasındandır. Oysa arabuluculuk sistemi, dünyanın her yerinde kabul edilebilecek etik ve ilkeler dışında, katı kurallara sahip değildir. Zaman kavramının çok önemli olduğu günümüzde, uluslararası iş ve ilişkiler esnasında yargısal farklılıklardan kaynaklı engellerle vakit kaybetmek tercih edilmemektedir. Sayılan bu nedenlerle arabuluculuk, uluslararası iş ve ilişkilerdeki uyuşmazlıklarda sıkça uygulanan bir yöntem halini almıştır. Arabuluculuk, her ne kadar temelleri hukuki bir sistematik üzerine oturtulmuş olsa dahi öznesi insan olan bir kavramdır. Bu araştırma ile hedeflenen, arabuluculuk yöntemini nesnel bir perspektiften çok öznel bir bakış açısıyla irdelemek ve araştırmayı kavramın öznesi olan insana yönlendirmektir. Bu çıkış noktasından hareketle, bu çalışmada arabuluculuk öncelikle bir iletişim süreci olarak incelenmiş, kişiler arası iletişim sürecinde ortaya çıkan çatışmaların çözümünü hedefleyen arabulucuların çatışma çözme becerileri üzerinde arabulucunun kültürel yapısının etkisi vurgulanmaya çalışılmıştır. Gerek kişilerarası gerekse uluslar arası iş ve ilişkiler arasında çıkan çatışma ve uyuşmazlıkların çözümü adına başvurulan arabuluculuk süreçleri, kültürel farklılıkların ve bu farklılıkların etkilerinin irdelenebilmesi noktasında verimli bir araştırma sahası olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dijital tabanlı hizmet içi iletişim eğitimleri: İletişim eğitimi blog tasarımı üzerine bir model önerisi
21. yüzyıl çalışma hayatında kurumların gelişimi ve devamlılığı için hizmet içi iletişim eğitimleri kaçınılmaz unsurlardan biri haline gelmiştir. Buna karşın iş hayatındaki yoğunluk nedeniyle bu eğitimlerin etkili bir şekilde verilmesi konusunda çeşitli sınırlılıklar oluşmaktadır. Teknolojik gelişmelerle çeşitlilik kazanmış olan uzaktan eğitim yöntemleri, hizmet içi eğitimlerde oluşan bu sınırlılıklara farklı açılardan çözümler sunsa da, uzaktan eğitim ile yapılan hizmet içi iletişim eğitimleri için belli bir standart oluşturulamamıştır. Bu doğrultuda bu çalışmada, hizmet içi iletişim eğitimi vermek üzere öğrenme ve iletişim kuramları çerçevesinde bir blog hazırlamak ve bu blogta gerçekleştirilen eğitimi inceleyerek, dijital tabanlı hizmet içi iletişim eğitimlerinin geliştirilebilmesi için bir model önermek amaçlanmıştır. Çalışma üç aşamalı bir durum çalışması olarak Antalya Belek bölgesindeki bir otelin çalışanları ile yapılmıştır. İlk aşamada blog eğitimi öncesi hedef kitle analizi yapmak ve hazır bulunuşluğu sağlamak için, çalışanlara yüz yüze eğitim verilmiştir. Yüz yüze eğitim sonunda katılımcıların eğitime ilişkin düşüncelerini almak üzere katılımcılara eğitim değerlendirme formu uygulanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında blog eğitim sürecini değerlendirmek için hazırlanan blog aracılığıyla yapılan 24 günlük dijital tabanlı hizmet içi iletişim eğitimi gözlemlenmiştir. Gözlem bulguları belirlenen beş boyut çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmanın son aşamasında ise gözlem yoluyla elde edilen verileri ayrıntılandırmak için yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Toplanan nicel veriler frekans analizi, nitel veriler ise betimsel analiz yöntemiyle incelenerek sentezlenmiştir. Sentezlenen bu veriler çerçevesinde dijital tabanlı hizmet içi iletişim eğitimleri için eğitim öncesi, eğitim süreci ve eğitim sonrası dönemleri kapsayan üç basamaklı bir model önerilmiştir. Eğitim öncesi süreçte yüz yüze içerik ve teknik eğitim verilmesinin hazır bulunuşluğun sağlanması açısından önemli olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu eğitimler sürdüğü sırada kurum tarafından teknolojik ve değerlendirmeye ilişkin gerekli altyapı oluşturulmalıdır. Şekil, içerik ve ortam tasarımı olarak üç farklı boyuttan oluşan blog tasarım özellikleri bölümü yine eğitim öncesi süreçte tamamlanması gereken adımdır. Modelin ikinci basamağı olan eğitim süreci, bireysel öğrenmenin desteklenmesine, etkileşimin güçlendirilmesine ve etkinlikler ile iş birlikli öğrenmenin sağlanmasına ilişkin yapılması gereken unsurları içermektedir. Modelin son aşaması ise eğitim sonrası süreklilik ve değerlendirme teknikleri ile ilgili dikkat edilmesi gereken noktalardan oluşmaktadır. Tüm bu unsurların sağlanması ile yapılacak dijital tabanlı hizmet içi iletişim eğitimlerinin daha verimli olacağı sonucuna varılmıştır. Modelin farklı alanlarda ve kamu kuruluşlarında da denenerek sonuçların karşılaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hizmet İçi Eğitim, İletişim Eğitimi, Uzaktan Eğitim, Dijital Tabanlı Eğitim
Televizyon dizilerindeki karakterlerin reklamlarda kullanımının reklam, marka tutumuna ve satın alma niyetine etkisi üzerine deneysel bir araştırma
Firmalar, güçlü rekabet koşulları altında, markalarını rakiplerinden farklılaştırmak ve hedef kitlelerinde planladıkları etkileri yaratabilmek amacıyla çeşitli reklam stratejilerine başvurmaktadır. En eski ve en yaygın kullanımı olan reklam stratejilerinden biri de reklamda kaynak olarak ünlü kullanımıdır. Çeşitli çalışmalarda, farklı mesleklere sahip ünlülerin reklamlara etkisi üzerinde durulmuştur. Bu çalışma kapsamında, Türkiye'de televizyon reklamlarında sıklıkla kullanılan, kurgu ünlüler kategorisindeki dizi karakterlerinin reklam, marka tutumuna ve satın alma niyetine etkisi var mıdır?" sorusundan yola çıkılmıştır. Çalışma kapsamında, etki araştırmasından önce Türkiye'deki reklamlarda ünlü ve dizi karakteri kullanımını ortaya koymak amacıyla niceliksel bir içerik çözümlemesi gerçekleştirilmiştir. İçerik çözümlemesi sonucunda, dizi oyuncularının yer aldığı reklamların ortalama yüzde 30'unda dizi karakteri kullanıldığı tespit edilmiştir. Araştırmanın diğer adımında, reklamlarda kaynak olarak kullanılan dizi karakterlerinin güvenilirliğinin, çekiciliğinin, uzmanlığının, hedef kitleye benzerliğinin ve aşinalığının dizi karakterinin yer aldığı reklama, markaya yönelik tutuma ve satın alma niyetine etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada amaçlı örneklem ile belirlenen üniversite öğrencileriyle tek gruplu öntest-sontest tasarımlı bir deney gerçekleştirilmiştir. Deneyde kullanılacak soru formu belirlenirken, literatürde kaynak modelleri çerçevesinde reklamlarda ünlü kullanımının reklama, markaya ve satın alma niyetine etkisini ele alan temel çalışmalardan faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen temel bulgulardan ilki, dizi karakterinin güvenilirliğinin reklam, marka tutumunu ve satın alma niyetini etkileyen ortak ve en güçlü faktör olmasıdır. Ayrıca kadın denekler erkek deneklere göre dizi karakterlerini daha güvenilir ve daha aşina buldukları için dizi karakterlerinden daha fazla etkilenmektedir. Diğer önemli bulgu ise dizi karakteri kullanılan reklama yönelik tutumun marka tutumunu; marka tutumunun ise satın alma niyetini kısmen etkilemesidir. Bu doğrultuda dikkat çeken bir başka bulgu da, dizi karakteri kullanılan reklamın satın alma niyetini, tüketicileri ürünü satın almaya yöneltmekten çok ürünle ilgili bilgi toplama noktasında daha güçlü etkilemesidir. Son olarak, araştırma kapsamında diziyi izleyen ve dolayısıyla dizi karakterini tanıyan deneklerin reklama ve markaya yönelik tutumlarının izlemeyenlere göre daha olumlu olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Reklamlarda Ünlü Kullanımı, Kaynak Modelleri, Dizi Karakterleri, Reklam Tutumu, Marka Tutumu, Satın Alma Niyeti.
21. yüzyılda terör ve terörün medyada temsili: Ankara ve Paris saldırılarının Türk ve Fransız basınında sunumu
Medya bugün tüm dünyada dördüncü güç olarak, olup bitenleri egemen güçlerin ideolojisi etrafında şekillendirerek kitlelerin tüketimine sunmaktadır. Bu çerçevede medyanın tarafsız olmasını beklemek mümkün değildir. Dolayısıyla medya, egemen ideolojilerin amaçlarına hizmet eden bir yapıda haber söylemi geliştirebileceği gibi, ana akımın dışında bir ideoloji benimseyerek bu doğrultuda haber üretiyor da olabilir. Daha da önemlisi medya haber vermenin ötesine geçerek gerçeği yeniden üretmektedir. 21. yüzyılda medyanın gücünü farkeden egemen güçler, yayın organlarını kıskacı altına almaya başlamıştır. Böylece medya, Herman ve Chomsky'nin propaganda modelinde olduğu gibi, haber içeriklerini oluştururken bazı süzgeçlere takılarak, egemen güçlere hizmet etmek zorunda kalmıştır. Hangi durumda olursa olsun medya, toplumu oluşturan bireylere, olayları kendi istedikleri gibi göstermekte ve aynı yönde düşündürme yoluna gitmektedir. Bu doğrultuda, haber, söylem ve ideolojinin birbiriyle etkileşimini ve dolayısıyla gerçeği yeniden üretme sürecini ortaya çıkarmayı ve terör eylemlerinin medyada nasıl temsil edildiğini tespit etmeyi amaçlayan bu çalışmada, uluslararası terör örgütü DAEŞ tarafından 10 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirilen Ankara saldırısı ve 13 Kasım 2015 tarihinde gerçekleştirilen Paris saldırısı haberleri analiz edilmiş, Türk ve Fransız basını karşılaştırılmıştır. Klasik çözümleme yöntemlerinin tek başına yetersiz kalması ve çalışmanın temelinin eleştirel kuramlardan doğan propaganda modeline dayanıyor olması nedeniyle, araştırmaya dâhil edilen Sabah, Cumhuriyet, Yeni Akit, Hürriyet, Le Monde, Libération ve Le Figaro gazetelerinde, ana yöntem olarak van Dijk'ın eleştirel söylem analizi kullanılmış, çalışmada nesnellikten uzak kalmamak ve haberlerde yer alan içeriklerin niceliksel durumlarını da tespit edebilmek adına içerik analizi uygulanmıştır. Bu kapsamda; araştırmanın birinci bölümünde, terör ve terörizm konusu kavramsal olarak ele alınmış, ikinci bölümünde terörün medyada temsili üzerinde durulmuştur. Son bölüm ise Ankara ve Paris saldırıları haberlerinin içerik ve eleştirel söylem analizlerinin yapıldığı uygulama bölümünden oluşmaktadır. Sonuç olarak Türk ve Fransız basınının aynı terör saldırılarını anlamlı derecede birbirinden farklı haberleştirdiği, Fransız basınının ulusal değerleri ve çıkarları daha üstte tuttuğu ve her gazetenin bazı ideolojiler doğrultusunda haberciliği bir propaganda aracına dönüştürdüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Terör, Medya, Ankara Saldırısı, Paris Saldırısı, Türk Basını, Fransız Basını, Haber Söylemi, İdeoloji, İçerik Analizi, Eleştirel Söylem Analizi, van Dijk.
Tüketim kültürü ve bir tüketim nesnesi olarak yazılı basında "healthism" söylemi
Bu tez çalışması, tüketim kültürü ve bir tüketim nesnesi olarak yazılı basında "healthism" söylemini incelemeyi amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda tez; giriş ve sonuç bölümleri dışında, dört bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde çalışmanın temel kavramları olan "healthism" kavramı ile tıbbileştirme, bireyselleştirme, biyo-iktidar ve tüketim kavramları hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde bireylerin sağlık davranışında bulunurken neleri dikkate aldığını ortaya koymak bakımından; sağlık kavramı, sağlık kavramındaki değişim ve sağlık davranışı modellerinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölüm medyanın sağlık boyutuyla ilgili genel bilgiler verirken, medyanın sağlık haberleri sunumunda izlediği tutumları ortaya koymayı amaçlamıştır. Bununla birlikte bu bölümde sağlık okuryazarlığı ve sağlık okuryazarlığı türleri de tartışılmıştır. Son bölümde çalışmanın metodolojisi, sayısal analiz sonuçları tablo ve grafiklerle verilmiştir. Ayrıca yazılı basının "healthism" söylemi ile bireyleri tüketime yönlendirmede nasıl bir dil kullandığı hakkında bilgi vermek amacıyla yapılan Van Dijk'ın eleştirel söylem analizi ile çözümlenen sağlık içerikli metinlerinin analiz sonuçları da yine bu bölümde verilmiştir. Bu amaç doğrultusunda, tirajı en yüksek dört gazete (Posta, Sabah, Sözcü, Hürriyet) ve eklerinin sağlık içerikli yayınları içerik analizi ve Van Dijk'in eleştirel söylem analizi yöntemleriyle analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Türk basınında gazeteler sağlık haberlerini "healthism" söylemi ile gündelik yaşamı tıbbileştirerek ve tıbbi hale getirilen sorunların çözümünü birey düzeyinde konumlandırarak (bireyselleştirerek) yaşam tarzı önerileri ile birlikte tüketime yönlendirme aracı olarak kullandığı tespit edilmiştir.
Dijital oyunlar, dijital oyuncular: Karşı hegemonya pratikleri ve sosyal etkileşim
Dijital oyunların yeni bir direniş ve karşı-hegemonya alanı oluşturmayı sağlamada etkili olup olmadığını ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmada, oyunların oyuncuları organize olmaya, kendi kültürel pratiklerini geliştirmeye, kendi direniş ve karşı-hegemonya alanlarını yaratmaya teşvik edip etmediği; ayrıca onlara belli bir politik duruş sergileme fırsatı verip vermediği MMORPG türü çevrimiçi oyunlar aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın yöntem kısmında nitel ve nicel tekniklerden bir arada yararlanılan karma araştırma modeli kullanılmıştır. Bu doğrultuda sırasıyla, oyuncuların oyun dünyasını gerçek dünyaya yansıttıkları örnekler incelenmiş; Dijital Oyunlar Federasyonu yetkilisi ile görüşülmüş; oyun grupları sosyal medya aracılığıyla takip edilmiş ve gözlemlenmiş; MMORPG LAN turnuvası mücadelesine katılımcı gözlem ile dahil olunmuş; 493 kişiye ulaşılan çevrimiçi bir anket uygulanmış ve son olarak oyun gruplarında lider konumunda olan oyuncularla derinlemesine görüşme yapılmıştır. Anket çalışması sonucunda oyun grubu üyeleri arasındaki etkileşim ile çevrimdışı aktivizm arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bir ölçek geliştirmek üzere istatiksel verilere betimleyici faktör analizi uygulanmıştır. Son olarak çevrimiçi oyunlarda guild/takım liderliği yapmış ya da yapmakta olan 15 oyuncu ile görüşülmüştür. Katılımcıların verdiği cevaplar araştırma yönteminin nicel tekniğinin hipotezleri bağlamında oluşturulan boyutlar çerçevesinde sınıflandırılmıştır. Araştırmanin yöntem kısmında elde edilen bulgularla, MMORPG'lerin oyuncuları kendi kültürel pratiklerini geliştirmeye (grupla özdeşleşme), oyun grupları içinde kurallar temelinde bir arada var olmaya (oyunla özdeşleşme), kendi aralarında örgütlenmeye (sosyal etkileşim), eleştirel, düşünsel, stratejik tutum ve davranış gösterebilme yetilerini ortaya koymaya, kendi sosyal, kültürel ve siyasal duruşlarını göstermeye teşvik etmeye (oyun ve gerçek dünya arasındaki etkileşim); oyunlarda kurulan sanal topluluklar aracılığıyla aktif özneler olarak yeni bir direniş ve karşı hegemonya yaratmaya yönelik hareketlere dahil olmalarını (çevrimdışı aktivizm) sağlamaya teşvik ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte MMORPG oyuncuları kendi kamusal alanları olarak gördükleri "alana" bir müdahale söz konusu olmadığı sürece herhangi bir faaliyette bulunmazlar. Kendi alanlarına müdahale edilmediği sürece pasif bir durumda olmaları bu noktada, direniş ve karşı hegemonya hareketleri bağlamında zayıflatıcı bir anlayış olarak değerlendirilebilir.
Yazılı kültür-dijital kültür bağlamında mesajın değişen yapısı (Örnek olay: Ana Britannica Ansiklopedisi ile ekşi sözlük karşılaştırması)
Bu çalışmanın amacı sözlü, yazılı ve dijital kültürde mesajın değişen doğasını sorgulamak ve araçların, dolayısıyla kültürün mesajın içeriğini nasıl belirlediğini gözler önüne sermektir. Bu amaca ulaşmak için seçilen örneklem, yazılı kültürün önemli simgelerinden biri olan basılı ansiklopediler ve dijital kültürün hemen hemen tüm özelliklerini taşıyan dijital sözlüklerdir. Bu bağlamda Ana Britannica ansiklopedisi ile Ekşi Sözlük söylem analizine tabi tutulacak ve aynı kavramların bu araçlarda nasıl tanımlandığı, dolaysıyla iletinin aracın doğası nedeniyle nasıl farklılaştığı analiz edilecektir, çünkü aracın yapısı mesajı; mesaj insanın bilişsel tutum ve düşünsel faaliyetlerini belirlemektedir. Tez çalışmasının birinci bölümünde sözlü kültür kavramı ve sözlü kültür metinlerinin özellikleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde yazılı kültür ve kavramı ve yazıyla birlikte değişen kültür konu edilmiştir. Üçüncü bölümde ise iletişim araçlarındaki dijitalleşme konusu ele alınmıştır. Araştırma bölümünde Ana Britannica ansiklopedisi ile Ekşi sözlüğün içerikleri aynı kelimeler üzerinden karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonucunda basılı medya ile dijital medyanın içeriği farklı şekillerde yansıttıkları, aynı kavramları farklı bir şekilde tanımladığı görülmüştür. En temelde basılı kültürde anlamlar statik ve durağan bir yapı sergilerken, dijital kültürde anlamlar sürekli bir değişim halindedir. Bu durum, varsayımımızın doğrulanmasını beraberinde getirmiş; kültür ve ona bağlı olarak değişen araçların mesajları farklılaştırdığı sonucuna ulaşılmıştır.