
10
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
İz mineral enjeksiyonlarinin anöstrus döneminde senkronize edilen koyunlarda serum iz mineral seviyeleri ve reprodüktif parametrelere etkisi
Sunulan çalışma ile İvesi ırkı koyunlarda progesteron temelli östrus senkronizasyonu öncesinde uygulanan iz mineral enjeksiyonlarının, serum iz mineral seviyeleri ile reprodüktif parametrelere etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada 2-5 yaşları arasında vücut kondisyon skoru yaklaşık 3 olan 300 baş koyun, rastgele 3 eşit gruba ayrıldı. İz mineral grubuna (Grup iz, n=100), östrus senkronizasyonu uygulamasından 14 gün önce 2 ml iz mineral (Activate®, Alke, Türkiye) kas içi uygulandı. Kontrol grubuna (Grup kontrol, n=100) ve NaCl grubuna (Grup NaCl, n=100) 2 ml %0,9'luk izotonik NaCl kas içi uygulandı. İz mineral ve kontrol grubundaki koyunlara 12 gün süre ile 60 mg MAP içeren süngerler (Esponjavet®, Hipra, İspanya) intravajinal uygulandı. NaCl grubuna östrus senkronizasyonu uygulanmadı. Süngerlerin çıkarıldığı gün iz mineral ve kontrol grubundaki koyunlara kas içi 500 IU eCG (Oviser®, Hipra, İspanya), NaCl grubundaki koyunlara ise 5 ml %0,9'luk izotonik NaCl enjeksiyonu yapıldı. Her gruptaki 10 adet belirli koyundan kan örnekleri alarak iz mineral enjeksiyonları yapılmadan önce, süngerlerin uygulandığı ve çıkarıldığı günler olmak üzere toplam 3 kez serum bakır, çinko ve manganez seviyeleri belirlendi. Koyunlar süngerler çıkarıldıktan 24 saat sonra koçlarla 4 gün boyunca, sabah 06:00-08:00 ve akşam 18:00-20:00 aralıklarında 12 saatte 1 olmak üzere elde sıfat usulü ile çiftleştirildi. Serum bakır seviyesi (µg/L) sırasıyla grup iz'de 1085±103, 1009.4±99.2 ve 1045.3±51.7; grup kontrol'de 977.6±49.2, 1096.4±86.8 ve 1159.6±70.6, grup NaCl'de 958.0±79.7, 1027.3±63.4 and 1002.5±34.7; serum manganez (µg/L) seviyesi grup iz'de 1.976±0.135, 2.036±0.123, 1.956±0.129; grup kontrol'de 1.834±0.138, 1.8878±0.0728, 1.8597±0.0802, grup NaCl'de 1.8164±0.0795, 1.9636±0.0602 and 1.8023±0.0852; serum çinko seviyesi (µg/L) grup iz'de 674.8±14.9, 696,1±21,4 ve 667.92±8.00; grup kontrol'de 673.9±25.8, 635.22±9.97 ve 665.9±12.1, grup NaCl'de 708.7±21.7, 684.1±35.7 ve 734.5±15.4 olarak belirlendi. Yapılan istatistiksel analizde 1, 2 ve 3. ölçümlerde gruplar arasında serum bakır, çinko ve manganez seviyeleri açısından anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). NaCl grubunda östrus aktivitesi gözlenmediği için üreme parametreleri bu grupta değerlendirmeye alınmadı. İz mineral ve kontrol gruplarında sırasıyla eCG tedavisi ile östrus başlangıcı arasındaki süre (saat) 38.069±0.789, 36.837±0.743; ortalama östrus süresi (saat) 29.655±0.958, 26.093±0.872; östrus görülme oranı %87, %86; konsepsiyon oranı %75.86, %73.25; gebelik oranı %66, %63; kuzulama oranı %62, %59; tekiz doğum oranı %59.67, %59,32; ikiz doğum oranı %35.48, %35.59; üçüz doğum oranı %4.83, %5.08; çoğuz doğum oranı %40.32, %40.67; güç doğum oranı ise %14.51, %10.16 olarak belirlendi. İz mineral grubundaki koyunlardan 90, kontrol grubundaki koyunlardan 86 adet kuzu elde edildi. Ortalama östrus süresinin grup iz'de daha uzun sürdüğü ve bunun istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0.05). Grup iz'de eCG tedavisi ile östrus başlangıcı arasındaki süre, östrus, konsepsiyon, gebelik, kuzulama, tekiz doğum, güç doğum oranı ve toplam kuzu sayısının; grup kontrolde ise ikiz, üçüz ve çoğuz doğum oranının sayısal olarak daha yüksek olmasına rağmen gruplar arasında istatistiksel olarak önemli bir fark belirlenemedi (p>0.05). Sonuç olarak vitamin ve mineral bakımından dengeli bir rasyon ile beslenen İvesi ırkı koyunlarda östrus senkronizasyonu öncesinde enjektabl olarak uygulanan iz minerallerin, intravajinal süngerlerin uygulandığı ve çıkarıldığı dönemde serum iz mineral seviyeleri ile reprodüktif özellikleri istatistiksel olarak önemli ölçüde etkileyemediği kanısına varıldı.
Koyunlarda subkutan uygulanan melatonin kristalinin yağlı çözeltisinin östrus cevabı ve konsepsiyon oranlarına etkisi
Koyunlar mevsime bağlı poliöstrik hayvanlardır. Bu reprodüktif mekanizmada rol oynayan en önemli çevresel faktör fotoperiyoddur. Fotoperiyod aracılığıyla epifiz bezinden salgılanan melatonin koyunlarda östrus ve çiftleşme davranışlarını uyarmaktadır. Bu çalışmanın amacı anöstrus döneminde bulunan 2-3 yaşlı, sağlıklı, multipar koyunlara farklı dozlarda deri altı (SC) enjekte edilen melatonin kristalinin yağlı çözeltisinin serum melatonin ve prolaktin düzeylerine, östrus görülme, çiftleşme, konsepsiyon ve gebelik oranlarına etkisinin araştırılmasıdır. Çalışma grubu her grupta eşit sayıda koyun bulunan 280 baş koyundan oluşturuldu. Koyunlar MEL10 (10mg melatonin /n=70), MEL20 (20mg melatonin/n=70), MEL40 (40mg / n=70), plasebo (n=70) ve kontrol (n=70) grupları olmak üzere 5 gruba ayrıldı. Melatonin gruplarına koç katımından 11 gün önce farklı dozlarda SC olarak melatonin kristalinin yağlı çözeltisi enjekte edilirken, plasebo grubunda sadece yağlı çözelti enjekte edildi. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmadı. Melatonin enjeksiyonu öncesinde ve enjeksiyon sonrasındaki 11. günde tüm gruplardan kan örnekleri toplandı. Koç katımını takiben 1-15, 15-30 ve 30-60 günlük periyotlarda kızgınlık gözlemleri yapıldı. Reprodüktif parametrelerin kayıtları tutuldu. Bu verilere göre enjeksiyon uygulaması öncesi ve sonrasında toplanan kan örneklerinde melatonin seviyesinin MEL10 (P:0.045) ve MEL20 (P:0.0359) gruplarında artış gösterdiği, diğer gruplarda ise düşüş gösterdiği tespit edildi. Ayrıca tüm gruplarda ikinci toplanan kan örneklerinde prolaktin seviyesinin düştüğü gözlendi (P>0.05). MEL10, MEL20, MEL40, plasebo ve kontrol gruplarında sırasıyla östrus oranı %75.71 - %58.57 - %54.28 - %51.42 - %52.85; çiftleşme oranı %61.42 - %57.14 - %52.85 - %48.57 - %50; gebelik oranı %60 -%52.85 - %42.85 - %41.42 - %38.57; konsepsiyon oranı %97 - %92 - %81 - %85 - %77 olarak tespit edildi. Alınan veriler doğrultusunda MEL10 ve MEL20 grubunda daha etkili sonuçların elde edildiği gözlemlendi. Sonuç olarak; koyunlara uygun dozlarda melatoninin deri altına enjeksiyonu yoluyla dolaylı olarak üreme mevsimi taklit edilebilir, kızgınlıklar uyarılabilir ve çiftleşmelerin erkene çekilebilmesi sağlanabilir. Ayrıca gebelik ve konsepsiyon oranlarının arttırılması sağlanabilir. Bu yöntemin ilerleyen zamanlarda melatonin implantlarına veya farklı senkronizasyon yöntemlerine alternatif olabileceği düşünülmektedir.
Holstein süt ineklerinde ketoprofen'in kolostrum kalitesine etkisinin değerlendirilmesi
Süt ineklerinde doğumdan sonra nonsteroid antienflamatuar ilaç (NSAİİ) uygulamalarının etkisini inceleyen birçok çalışma yer alır. Bu çalışmalar; NSAİİ uygulamasının metabolizma hastalıkları, retensiyo sekundinarum, mastitis, metritis gibi doğum sonrası hastalıklara etkisini incelemiştir. Aynı zamanda laktasyondaki süt verimleri de değerlendirilmiştir. Kullanılan NSAİİ ilacın etken maddesine göre incelenen sonuçlarda değişiklik gözlenmiş veya hiçbir fark olmamıştır. Doğum sonrası NSAİİ'lerin kolostrum kalitesine de bir etkisi olabileceği düşünülmektedir. Kolostrum kalitesini etkileyen birçok faktör bulunur. Strese maruz kalmak bu faktörlerden birisidir. Süt ineklerinde doğuma bağlı şekillenen ağrılı durumlar (güç doğumlar, düvelerde meme ödemlerinin ağrısı gibi) strese neden olabilir. Stres, kuru madde tüketimini ve memeye giden kan akımını azaltır. Bu durum da kolostrum kalitesini etkileyebilir. Ağrıyı azaltarak ve annenin refahını olumlu yönde etkileyerek daha kaliteli kolostrum elde edilebilir. Bu çalışmada düve ve ineklerde doğumdan sonra ketoprofen uygulamasının kolostrum kalitesine bir etkisinin olup olmadığı sonucuna ulaşmak amaçlandı. Çalışma için toplam 48 sağlıklı Holstein ırkı hayvan (2-7 yaşında) seçildi. Kontrol grubunda 12 düve ve 12 inek, uygulama grubunda 12 düve ve 12 inek olmak üzere dört gruba ayrıldı. Uygulama grubuna doğumdan sonraki ilk 1 saat içinde ketoprofen (Rifen®, İnterhas) 3 mg/ kg im uygulandı. Kontrol grubuna da herhangi bir uygulama yapılmadı. Gün içerisinde 8 saat arayla 3 sağım yapılan işletmede tüm düve-ineklerin ilk sağım ve 2. sağım kolostrum örnekleri elde edildi. Kolostrum örnekleri, AEK-TECH daldırmalı dijital termometre ile ölçülerek 20-25 °C olana kadar beklendi. Anlamlı fark yaratması beklenen kontrol- uygulama grubu ve düve-inek grubu olmak üzere iki etki incelendi. Elde edilen sonuçlarda gruplar arasında rakamsal ve oransal düzeyde fark bulunmasına karşılık, istatistiki açıdan herhangi bir fark olmadığı tespit edildi. Kontrol-uygulama grubu ve düve-inek grubu arasında ketoprofen uygulamasının kolostrum kalitesine bir etkisinin olmadığı sonucuna varıldı (p>0,05). Çiftçiye ekonomik faydalarını araştırmak için çalışmalara devam edilmesi gerektiği düşünülmektedir. Doğum sonrası NSAİİ'lerin etkinliğinin daha iyi anlaşılabilmesi için farklı parametrelerin dikkate alındığı yeni çalışmaların faydalı olacağı ifade edilebilir.
Koyunlarda anogenital uzunluk ve serum antimüllerian hormon düzeylerinin bazı fertilite özellikleri ile karşılaştırılması
Anogenital uzunluk, anüs merkezinden klitoris tabanına kadar ölçümü (AGD) potansiyel olarak fertiliteyi önceden tahmin etmede kullanılabilecek bir fenotipik özelliktir. Farklı çiftlik hayvanlarında yapılan çalışmalarda AGD ölçümü incelenmiştir. Koyunlar için fertiliteyi çiftleşme öncesi tahmin edecek kesin ve hızlı bir parametre mevcut değildir. AGD ölçümü potansiyel olarak umut vericidir. Memeli hayvanlarda ovaryumların foliküler rezervi fertilite üzerine etkilidir. Bu rezervin göstergesi Anti-Müllerian Hormondur (AMH). Farklı çiftlik hayvanlarında yapılan çalışmalarda elde edilen sonuçlar, AMH konsantrasyonu ölçümünün fertil hayvanları ayırmak için potansiyel olarak umut verici olduğunu göstermiştir. Sunulan çalışmada vücut kondisyon skorları birbirine yakın, herhangi bir sağlık problemi olmayan, en az bir kere doğum yapmış, 2,5-3 yaş arası, laktasyonda olmayan, 80 adet Karacabey Merinosu koyunlar oluşturmuştur. Koyunların AGD'si metal kumpas kullanarak ölçülmüştür. Koyunlar AGD ölçüsüne göre Grup-1 (AGD uzun) n=40, Grup-2 (AGD kısa) n=40 olarak ayrılmıştır. Koyunlar üreme sezonu dışındayken Vena Jugularis'ten 8 ml sarı kapaklı jelli vakumlu tüplere kan alınmıştır. Koyunlar 60 mg Medroksiprogesteron Asetat içeren süngerler ile intravajinal süngerleme yoluyla senkronize edilmiştir. Alnan kanlar 3500 devirde 10 dakika santrifüj edilerek serumları elde edilmiştir. Serumlardan AMH ELISA yöntemi kullanılarak AMH değerleri çıkarılmıştır. AGD' si uzun ve kısa grubun AMH, yavru sayısı, gebelik durumu, abort ve güç doğum parametreleriyle ilişkisi incelenmiştir. AGD ölçümlerinde Grup-1 (AGD uzun grup) de AGD uzunluğu ortalama 4,87± 0,28 (min-max, 4,6- 5,6) cm, Grup-2 (AGD Kısa grup) ise 3,55±0,24 (min-max, 3- 3,8) cm olduğu belirlenmiştir. ELISA ölçümlerine göre Grup-2'nin AMH seviyesi ortalaması 1,67± 0,57 (min-max, 1,09- 3,66) ng/ml olarak belirlenmiştir. Grup-1'in AMH seviyesi ortalaması ise 1,75± 0,50 (min-max, 1,16 -3,09) ng/ml olarak belirlenmiştir. Grupların ikisindede güç doğum ve abort görülmemiştir. Grup-2 (AGD kısa), Grup-1(AGD uzun)'e göre gebelik ve yavru sayısı bakımından daha iyi sonuç vermiştir (p<0,05). AGD grupları arasında AMH konsantrasyonları açısından istatistiksel bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Doğum yapmayan koyunların AMH konsantrasyonu istatiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,05). AMH konsantrasyonları 1-2 yavru doğuran koyunlar arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark bulunamamıştır. (p>0,05). AMH sonuçlarının diğer çalışmalarla uyumsuz olduğu görülmüştür. Sonuç olarak koyunlarda fertil hayvanların önceden seçilebilmesi için AGD ölçümünün potansiyeli olan, hızlı bir belirteç olabileceği kanaatine varılmıştır.
Koyunlarda embriyonal dönemde malondialdehit, süperoksit dismutaz ve glutatyon peroksidaz' ın uterus ekotekstürü üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: Sunulan çalışma, koyunlarda embriyonal dönemde, oksidatif stresin embriyonik gelişim üzerine etkilerinin ve uterus ekotekstürü ile ilişkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 32 Zom koyunu kullanıldı. Tohumlamalar sonrası 0., 8., 12., 16., 20., 24., 28. ve 32. günlerde serum progesteron (P4), malondialdehit (MDA), süperoksit dismutaz (SOD) ve glutatyon peroksidaz (GPx) seviyelerinin belirlenmesi amacıyla kan alındı. Aynı günlerde ekotekstür analizleri için uterusun ultrasonografik görüntüleri alındı. Hayvanlar Grup I (n=16): gebe ve Grup II (n=16): gebe değil olarak iki gruba ayrıldı. Bulgular: Gruplar arasında entropi (ENT) değerleri karşılaştırıldığında GI'de 28. ve 32. günlerdeki değerler GII'ye göre yüksek bulunmuştur (P<0,05). Homojenite (HOM), SOD ve GPx değerlerinin gruplar arasındaki değişimi incelendiğinde herhangi bir fark bulunmamıştır. Kontrast (CON) değerleri incelendiğinde tohumlama gününde GI'deki değerlerin GII'ye göre düşük olduğu belirlenmiştir (P<0,05). Ortalama gri değer (MGL) incelendiğinde, tohumlama günü ve embriyonik dönemin sonunda GI değerleri GII'ye göre yüksek bulunmuştur (P<0,05). GI'de, GPX ve MDA değerleri ekotekstür parametreleri ile güçlü korelasyonlar gösterirken, GII'de ise GPX, MDA ve SOD değerleri ile ekotekstür parametreleri arasında önemli bir korelasyon saptanmamıştır. Grup I'de CON ve GPX arasında negatif yönlü güçlü bir korelasyon (r=-0,750; P=0,032) saptanmıştır. Ekotekstür ve oksidatif stres parametreleri arasında en güçlü korelasyon, GI'de ENT ve MDA değerleri arasında tespit edilmiştir (r=-0,829; P=0,011). Sonuç: Elde edilen sonuçlara göre, gebe koyunlarda embriyonal dönemde MDA ve GPx'in ekotekstür parametreleri ile güçlü korelasyonlar gösterdiği ortaya çıkmıştır. Gebe koyunlarda ekotekstür analizleriyle oksidatif stresin tespit edilebileceği ve böylece embriyonal dönemin takibinde yardımcı bir yöntem olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
Köpeklerde doğum zamanının belirlenmesinde vaginal sitoloji ve ultrasonografinin etkinliğinin ortaya konulması
Köpeklerde doğum zamanı tahmini vaginal sitolojiyle diöstrüsün birinci günü belirlenerek, ultrasonografiyle yapılan fetal ve ekstra fetal ölçümler ve rektal sıcaklıktaki düşüşle saptanabilmektedir. Sunulan çalışmanın amacı küçük ırk köpeklerde doğum zamanı tahmininde güvenilir öngörü yöntemlerini kullanarak bir değerlendirme yapmaktır. Bu amaçla çalışmada 4 farklı küçük ırktan 9 adet dişi köpek kullanıldı. Köpeklerin diöstrüs başlangıç zamanı vaginal sitolojiden yararlanılarak belirlendi. Son çiftleşme ve diöstrüsün başlama zaman aralığının 2-4 gün olduğu görüldü. Çalışmada kullanılan küçük ırk köpeklerin 2-6 arasında değişen sayıda yavru doğurdukları görüldü. Hayvanların gebelik sürelerinin 57-65 gün arasında değiştiği tespit edildi. Ultrasonografik ölçümlerle ICC, CRL, BP çap bulguları değerlendirildi. Ultrason muayenesinde ICC uzunluklarının 1.75-3,66 cm, genişliklerinin ise 1,25-2,5 cm arasında değiştiği tespit edildi. Fetüslerin CRL çapları ortalama 1,57 cm olarak ölçüldü. Aynı fetüslere ait BP çapının ortalamasının 0,63 cm olduğu saptandı. Çalışmada kullanılan hayvanların doğum zamanını öngörmek amacıyla ICC, CRL, BP çaplarına matematiksel modeller uygulandı. Diöstrüsün ilk günü üzerine 57 gün eklenerek bir doğum zamanı tahmini yapıldı. Gerçek gebelik süresi ve elde edilen tahmini gebelik süreleri arasında korelasyonlar değerlendirildi. Ultrasonografik ölçümler arası korelasyonlar önemsiz bulundu. Sonuca göre en güvenilir ölçüm gösteren modelin diöstrüsün ilk gününden yararlanarak doğum zamanı tahmini olduğu belirlendi.
Köpeklerde ovaryumların farklı östrüs siklusu dönemlerinde doppler ultrasonografi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Doppler ultrasonografinin desteği ile ovaryum dokusunda mevcut vaskülarizasyonların belirlenmesi ve Doppler ultrasonografinin, köpeklerde östrüs siklus dönemlerinin tespit edilmesindeki etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Çalışmanın hayvan materyalini 2-8 yaş aralığında ve 10-40 kg canlı ağırlığa sahip 73 adet farklı ırklardan köpek oluşturdu. Ovaryumlarda mevcut vaskülarizasyonların değerlendirilmesi amacıyla önce Doppler ultrasonografi muayenesi yapıldı. Daha sonra vajinal sitoloji bulguları ve serum progesteron konsantrasyonlarına bakılarak köpekler siklus dönemlerine göre gruplandırıldı. Muayeneler sonrasında köpekler gaz anestezisi altında ovariohisterektomi operasyonuna alındı. Postoperatif olarak ovaryumlar incelendi. Vajinal sitolojik yoklamada anöstrüs döneminde olan sekiz adet köpek ile tüm muayeneler sonrası teratomadan şüphelenilen bir adet köpek çalışmaya dahil edilmedi. Muayenelerden elde edilen verilere göre, hayvanlar erken proöstrüs (n = 21), orta proöstrüs (n = 6), geç proöstrüs (n = 10), östrüs (n = 10), erken diöstrüs (n = 10) ve diöstrüs (n = 8) olacak şekilde sınıflandırıldı. Progesteron konsantrasyonlarının ölçülmesinde ELISA ve FIA yöntemleri kullanıldı. ELISA yöntemine göre ölçülen progesteron değerlerinde en düşük konsantrasyonun erken proöstrüs döneminde olduğu gözlenirken, en yüksek konsantrasyonun erken diöstrüs döneminde olduğu görüldü. Erken, orta ve geç proöstrüs dönemlerindeki serum progesteron düzeylerinin sırasıyla 1,42 ± 0,12 ng/mL, 1,60 ± 0,23 ng/mL ve 2,36 ± 0,12 ng/mL olduğu izlenirken, bu dönemler arasında istatistiksel olarak fark izlenmedi. Bununla birlikte, östrüs döneminde tespit edilen progesteron düzeyinin (4,58 ± 0,15 ng/mL) proöstrüsün tüm dönemlerine göre istatistiksel olarak farklılık oluşturucak şekilde yüksek olduğu belirlendi (p < 0,001). Erken diöstrüs (8,29 ± 0,96 ng/mL) ve diöstrüs (7,73 ± 0,71 ng/mL) dönemlerindeki serum progesteron düzeylerinin birbirleri arasında farklılık oluşturmadığı gözlenirken, diğer dönemlere göre istatistiksel olarak farklılık oluşturacak şekilde yüksek seyrettikleri belirlendi (p < 0,001). Benzer şekilde, FIA yöntemine göre ng/mL ve nmol/l düzeylerinde tespit edilen serum progesteron düzeylerinin proöstrüsün tüm dönemlerinde istatistiksel olarak farklılık oluşturmadığı izlendi. Diğer taraftan, istatistiksel olarak östrüs, erken diöstrüs ve diöstrüs dönemlerinde farklılık göstermeyen progesteron düzeylerinin, proöstrüs dönemlerinden yüksek olduğu tespit edildi (p < 0,001). Doppler ultrasonografi muayeneleri sonucunda yapılan skorlamalarda erken diöstrüs evresinde (1,75 ± 0,31) elde edilen bulguların diğer dönemlere göre düşük olarak skorlandırıldığı izlendi. Erken diöstrüs dönemine benzer şekilde diöstrüs döneminde (1,90 ± 0,23) izlenen skorlamanın istatistiksel olarak fark oluşturmadığı gözlendi. Proöstrüsün erken (2,14 ± 0,17), orta (2,16 ± 0,40) ve geç (2,40 ± 0,26) dönemlerinde diöstrüs dönemlerine göre yüksek skorlamalara ulaşılırken, dönemler arasındaki farklılıkların istatistiksel olarak önemli olmadığı gözlendi. Bununla birlikte, östrüs döneminde elde edilen (3,60 ± 0,16) skorun ise en yüksek değer olduğu ve diğer dönemlerin tümüne göre istatistiksel olarak farklılık oluşturduğu tespit edildi (p < 0,001). Östrüs döneminde izlenen yüksek düzeydeki vaskülarizasyonun siklusun tespitini sağlayabileceği ancak, ovulasyonun şekillenmiş olabileceğinin göz önünde bulundurulması gerektiği düşünülmektedir. Köpeklerde Doppler ultrasonografi ile seksüel siklus tespitinde tek bir muayene yapılacaksa, kan progesteron değerleriyle birlikte vajinal sitolojik muayene sonuçlarının değerlendirilmesi gerektiği, daha doğru sonuçlar almak için muayenelerin teşhis netleşinceye kadar günlük olarak devam ettirilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir.
İneklerde fitojenik yem katkı maddelerinin üreme performansı üzerine etkileri
Bu çalışmada natural microplant immunmodulasyon teknolojisi kullanarak çeşitli bitkilerden üretilen ve postpartum dönemde bulunan ineklere fitojenik destek sağlaması amacı ile hazırlanan ticari yem premiksinin reprodüktif açıdan olası etkileri araştırılmıştır. Özel bir hayvancılık işletmesinde laktasyon sayıları 1-5 aralığında olan Holştayn ırkı ineklerin postpartum dönemde görülen bazı hastalıkları ile reprodüktif parametre verileri kullanıldı. İşletmeye ait veriler, sürü yönetim programı ve veteriner hekim tarafından tutulan klinik kayıtların incelenmesi ile elde edilmiştir. Çalışma kapsamında iki farklı veri (Veri A ve Veri B) kayıtları analiz edilmiştir. Veri A'da kontrol grubu olarak 61 inek belirlenmiş, deneme grubu olarak YD COW fitobiyotik premiks verilen 93 inek seçilmiştir. İki grup arasında bitkisel yem katkı maddesinin kullanıldığı deneme grubu ile kontrol grubu arasında retensiyo secundinarium, metritis, hipokalsemi ve tohumlama sayısı karşılaştırılmıştır. Kontrol grubunda retensiyo sekundinarium oranı %25 (15/61), deneme grubunda ise %13 (12/93) olarak anlamlı bir şekilde kontrol grubuna göre daha düşük çıkmıştır. Uterus enfeksiyonu (UE) oranı Kontrol grubunda % 20 (12/61), Deneme grubunda % 14 (13/93) olarak belirlendi. Tohumla sayısı (Kontrol: 2,25±1,52; Deneme: 2,11±1,26), ilk tohumlamada gebelik oranı (Kontrol: %42,6; Deneme: %39,8), pik süt verimi (Kontrol: 45,59±8,00; Deneme: 46,51±8,02) ve 305 günlük süt verimi (Kontrol: 10454,38±1704,66; Deneme: 10364,28±1899,00) açısından iki grup arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Veri B'de sadece fitobiyotik premiks verilen 128 Holştayn ırkı ineğin 7. ve 14. günlerde ki Beta-Hidroksibütirik Asit (BHBA) düzeyleri, ketozis, hipokalsemi, retensiyo sekundinarium, metritis, tohumlama sayılarına ve gebe kalma oranları değerlendirilmiştir. Retensiyo sekundinarium %11(14/128), uterus enfeksiyonları %13(16/128), subklinik ketosiz %15 (19/128), korpus luteum varlığı postpartum 25. günde %28(36/128), 40. günde %45 (58/128) ve her iki günün en az birinde %55(71/128) olarak tespit edilmiştir. Birinci tohumlamada gebe kalan ineklerde ortalama servis periyodu 81,82 ± 10,5 gün iken, birden fazla tohumlananlarda 132,85±26,4 gün, ilk tohumlamada gebelik oranı %52,3(67/128), gebelik başına düşen tohumlama sayısı ise 1,67±0.81olarak belirlendi. Bu parametrelerin mevsime bağlı olarak değişmediği tespit edildi. Sonuç olarak kullanılan fitojenik yem katkı maddelerinin ineklerde negatif bir etkiye yol açmadığı, retensiyo sekundinarium ve ketosiz olgularından korunmak için kullanılabileceği, kontrol ve deneme grupları oluşturularak daha sağlıklı veriler ile bu premiksin, doz ve uygulama sürelerini, ovaryum üzerine etkilerini ve reprodüktif parametrelere olan etkilerine yönelik araştırılmaların yapılması önerilmektedir.
Repeat breeder gözlenen ineklerde farklı intrauterin tedavi yöntemlerinin etkinliklerinin karşılaştırılması
Sunulan çalışmanın amacı, ineklerde önemli bir sorun olan ve ciddi ekonomik kayıplara yol açan repeat breeder olgularında, nedenlerden biri olarak tanımlanan subklinik genital kanal enfeksiyonlarının tedavisinde farklı intrauterin tedavi seçeneklerinin etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışma materyalini en az bir kez doğum yapmış, yaşları 2-8 arasında değişen 75 adet Holstein-Fleckvieh ırkı inek oluşturmaktadır. Çalışmaya dahil edilen repeat breeder tanısı konulmuş inekler üç gruba ayrıldı: Grup 1 (n=25): Bu grupta bulunan hayvanlara 1 gün ara ile 3 kez intrauterin 10 ml sefkuinom sülfat + 5 ml deksametazon sodyum fosfat + 10 ml %30 dekstroz içeriği; Grup 2 (n=25): Bu grupta yer alan hayvanlara bir gün ara ile üç kez intrauterin 100 mg rifaksimin ihtiva eden (13,4 gram) sprey uygulandı; Grup 3 (n=25): Bu grupta bulunan hayvanlara herhangi bir tedavi uygulanmadan kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışmaya alınan hayvanlara tedavi süreçleri bittikten sonra senkronizasyon programı uygulanarak uygun zamanda suni tohumlama işlemi yapıldı ve 35. günde gebelik muayeneleri gerçekleştirildi. Çalışma sonrasında yapılan ilk suni tohumlamaların gebelik oranları sırasıyla Grup I'de %32 (8/25), Grup II'de %20 (5/25) ve Grup III'de %20 (5/25) olarak belirlendi (P>0,05). Sunulan tez çalışmasından elde edilen bulgular değerlendirildiğinde, repeat breeder sorunu bulunan ineklerde 10 ml sefkuinom sülfat + 5 ml deksametazon sodyum fosfat + 10 ml %30 dekstroz kombinasyonunun intrauterin olarak uygulanmasının gebelik oranlarını sayısal olarak artırabileceği ve bu uygulamanın fertilite üzerine olumlu etkisi olacağı kanısına varıldı. Uterus enfeksiyonu bulunan ineklerde sıklıkla tercih edilen 100 mg rifaksimin ihtiva eden spreyin intaruterin uygulaması göreli etkinlik incelemesi ile karşılaştırıldığında, Grup I'e ait ineklerde kullanılan intrauterin ilaç kombinasyonunun daha etkili olduğu gözlendi. Sunulan çalışmada kullanılan intrauterin ilaç kombinasyonunun daha fazla sayıda hayvan materyali kullanılarak ve repeat breeder olgusuna etki eden farklı faktörler dikkate alınarak gerçekleştirilmesinin uygun olacağı kanısına varıldı.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalına 2022-2023 yılları arasında getirilen olguların retrospektif analizi
Bu çalışmada, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Kliniği'ne 2022-2023 yılları arasında getirilen vakaların detaylı bir analizi yapılmıştır. Çalışmada, klinikte muayene ve tedavi için toplam 242 hayvan değerlendirilmiştir. Bu hayvanlar arasında 125 sığır, 22 koyun, 18 keçi, 12 köpek, 63 kedi, 1 kısrak ve 1 egzotik hayvan bulunmaktadır. Yapılan analizler sonucunda, getirilen hayvanların %51,7'sinin sığır, %9,1'inin koyun, %26'sının kedi, %5'inin köpek, %7,4'ünün keçi, %0,8'inin ise diğer hayvanlar (kısrak, egzotik) olduğu belirlenmiştir. Çalışmada, hayvanların kliniklere getiriliş nedenleri incelendiğinde sığır vakalarında gebelik muayenesinin (%81,4; 68), keçilerde gebelik muayenesinin (%52,9; 9), koyunlarda güç doğumun (%63,2; 12), köpeklerde gebelik muayenesi ve prolapsus vajina vakalarının (%33,3; 4 ve %25; 3), kedilerde ise ovaryohisterektomi işleminin (%64,4; 38) en sık görülen durumlar olduğu görülmüştür. Ayrıca, kliniğe getirilen hayvan türleri arasında yıllara göre farkın istatistiksel olarak anlamlı bulunduğu (p˂0,05), ancak aylara göre getirilen hayvan sayısı açısından farkın istatistiksel olarak önemsiz olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç olarak, 2022-2023 yılları arasında kliniğimize başvuran hayvanlar arasında öncelikli olarak sığırların ve ardından kedilerin yoğunluğunun dikkat çektiği gözlemlenmiştir. Kliniğe yansıyan başvurularda ise en sık karşılaşılan durumlar sırasıyla ineklerde gebelik muayenesi, kedilerde ovaryohisterektomi, keçilerde gebelik muayenesi, koyunlarda güç doğum, köpeklerde gebelik muayenesi ve prolapsus vajina olmuştur. Geçmiş yıllara kıyasla kliniğimize getirilen hayvan sayısında belirgin bir azalma olduğu gözlenmiştir.