
235
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalına 2022-2023 yılları arasında getirilen olguların retrospektif analizi
Bu çalışmada, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Kliniği'ne 2022-2023 yılları arasında getirilen vakaların detaylı bir analizi yapılmıştır. Çalışmada, klinikte muayene ve tedavi için toplam 242 hayvan değerlendirilmiştir. Bu hayvanlar arasında 125 sığır, 22 koyun, 18 keçi, 12 köpek, 63 kedi, 1 kısrak ve 1 egzotik hayvan bulunmaktadır. Yapılan analizler sonucunda, getirilen hayvanların %51,7'sinin sığır, %9,1'inin koyun, %26'sının kedi, %5'inin köpek, %7,4'ünün keçi, %0,8'inin ise diğer hayvanlar (kısrak, egzotik) olduğu belirlenmiştir. Çalışmada, hayvanların kliniklere getiriliş nedenleri incelendiğinde sığır vakalarında gebelik muayenesinin (%81,4; 68), keçilerde gebelik muayenesinin (%52,9; 9), koyunlarda güç doğumun (%63,2; 12), köpeklerde gebelik muayenesi ve prolapsus vajina vakalarının (%33,3; 4 ve %25; 3), kedilerde ise ovaryohisterektomi işleminin (%64,4; 38) en sık görülen durumlar olduğu görülmüştür. Ayrıca, kliniğe getirilen hayvan türleri arasında yıllara göre farkın istatistiksel olarak anlamlı bulunduğu (p˂0,05), ancak aylara göre getirilen hayvan sayısı açısından farkın istatistiksel olarak önemsiz olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç olarak, 2022-2023 yılları arasında kliniğimize başvuran hayvanlar arasında öncelikli olarak sığırların ve ardından kedilerin yoğunluğunun dikkat çektiği gözlemlenmiştir. Kliniğe yansıyan başvurularda ise en sık karşılaşılan durumlar sırasıyla ineklerde gebelik muayenesi, kedilerde ovaryohisterektomi, keçilerde gebelik muayenesi, koyunlarda güç doğum, köpeklerde gebelik muayenesi ve prolapsus vajina olmuştur. Geçmiş yıllara kıyasla kliniğimize getirilen hayvan sayısında belirgin bir azalma olduğu gözlenmiştir.
Hızlı kilo kaybının kuvvet ve kas aktivasyonu üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı 48 saat içinde en az %5'lik vücut ağırlığı kaybının kuvvet ve kas aktivasyonu üzerine etkilerini incelemektir. Çalışmaya, daha önce yarışma için kilo düşme deneyimi yaşayan 12 elit erkek mücadele sporcusu gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar rastgele çapraz deney desenine göre bir hafta ara ile hem kontrol hem de deney uygulamasında yer almıştır. Performans ve kas aktivasyonu ölçümleri hızlı kilo kaybı öncesi, hızlı kilo kaybı sonrası (HKKS) ve hızlı kilo kaybı sonrası ölçümünden sonra bir buçuk saat aralıklar ile toparlanma-1 (T1), toparlanma-2 (T2) ve toparlanma-3 (T3) olmak üzere gerçekleştirilmiştir. Performans ölçümü olarak el kavrama kuvveti, dikey sıçrama yüksekliği, anerobik güç ve kassal dayanıklılık ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Kas aktivasyonları ise dikey sıçrama ve kassal dayanıklılık ölçümleri sırasında vastus medialis (VM), vastus lateralis (VL) ve rectus femoris (RF) kaslarından elde edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizler için normal dağılım gösteren verilere tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi, normal dağılım göstermeyen verilere ise Friedman ve Wilcoxon testi uygulanmıştır. İstatistiksel analiz sonuçlarına göre hızlı kilo kaybı sonrası el kavrama kuvveti ve dikey sıçrama yüksekliklerinde herhangi bir değişim olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Anaerobik zirve güçte ise hızlı kilo kaybı sonrası istatistiksel olarak anlamlı azalma olduğu bulunmuştur (p<0,05). Ancak toparlanma periyodunda bu negatif etkinin ortadan kalktığı bulunmuştur (p>0,05). Kassal dayanıklılık performansının hızlı kilo kaybından negatif etkilendiği ve bu negatif etkinin bütün toparlanma periyodu boyunca devam ettiği saptanmıştır (p<0,05). Kas aktivasyonunda ise hızlı kilo kaybı sonrası anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak 48 saat içinde gerçekleştirilen %5,6'lık hızlı kilo kaybının anaerobik zirve güç ve kassal dayanıklılık performansı üzerine olumsuz etkileri olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Mücadele sporları, hızlı kilo kaybı, dehidrasyon, anaerobik güç, kassal dayanıklılık, elektromiyografi.
Yaşlı bireylerde gövde kaslarının yapısal ve fonksiyonel özelliklerinin postüral denge ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı yaşlı bireylerde gövde kaslarının yapısal ve fonksiyonel özelliklerinin bireylerin postüral denge becerileri ile olan ilişkisini incelemekti. Çalışmaya yaş ortalaması 73,39 ± 6,09 yıl olan 54 birey dahil edildi. Gövde kasları Üst Rektus Abdominus (ÜRA), Merkez Rektus Abdominus (MRA), Alt Rektus Abdominus (ARA), Oblikus Externus (OE), Oblikus İnternus (Oİ), Transversus Abdominus (TrA), Lumbal Erector Spina (LES) ve Lumbal Multifidus (LMF) kasları olarak değerlendirmelere alındı. Kasların yapısal özellikleri ultrason görüntüleme yöntemi ile kalınlık olarak fonksiyonel özellikleri ise yüzeysel elektromiyografi ile sinyal genliği olarak değerlendirildi. Derin lumbal kas kuvveti stabilizer biofeedback cihazı ile ölçüldü. Bireylerin postüral denge becerileri Bertec Balance Legacy sistem ile statik olarak gerçekleştirildi. Fonksiyonel denge becerileri Berg Denge Ölçeği ve Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği ile değerlendirildi. Bireylerin yaşam kalitesinin belirlenmesinde SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. ÜRA, MRA, OE, TrA, LES, LMF kas kalınlıkları ve LMF, LES kas aktivasyonları ile bireylerin stabilite alanları arasında pozitif yönlü ilişki bulundu (p<0,05). ARA ve Oİ kas kalınlığı,ve Oİ, TrA, LES ve LMF kas aktivasyonları ile bireylerin salınım alanları arasında negatif yönlü ilişki belirlendi. Sert zeminde gözler açık pozisyonda elde edilen stabilite skoru ile yaşam kalitesi ölçeği alt parametresi olan ruhsal sağlık arasında pozitif yönlü zayıf ilişki belirlendi (p= 0,022, r= 0,310) Yaşlı bireylerde gövde kaslarının kalınlığının ve aktivasyonlarının artması bireylerin stabilite alanını artırarak, salınım alanlarını azaltmakta ve bireylerin daha kararlı postüral dengeye sahip olmalarını sağlamaktadır.
Elit bayan voleybolcularda fonksiyonel hareket taraması test skorları ile atletik performans arasındaki ilişkinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı elit kadın voleybolcuların FHT test skorları ile atletik performans arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Çalışmaya Vestel Venüs Sultanlar Liginde mücadele eden (yaş = 20,6 ± 5,20, boy = 181,4 ±7,81 cm, kg= 69,1 ± 9,02 voleybol yaşı = 9,9 ± 5,6) olan 24 kadın profesyonel voleybolcu gönüllü olarak katılmıştır. Verilerin istatistik analizi için IBM SPSS 23 Statistics programı kullanılmıştır. Verilerin Normallik varsayımı sağlanmadığından ilişkilerin araştırılmasında Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Mevkilere göre testlerin karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis testi uygulanmıştır. Çalışma grubuna FHT testini oluşturan, derin çökme (deep squat), engel adımı (hurdle step), ileri düz çökme (in line lunge), omuz hareketliliği (shoulder mobility), aktif düz bacak kaldırma (active straight leg raise), şınav (trunk stability push up), gövde rotasyon dengesi (rotary stability) uygulanmıştır. Atletik performans parametreleri olarak, 20 metre sürat, t çeviklik testi, flamingo denge y dinamik denge testi, dikey sıçrama, otur uzan esneklik, izokinetik bacak ve omuz kuvvetleri değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmanın sonuncunda FHT toplam skor ile atletik performans arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Ancak FHT test bataryasını oluşturan alt testlerden derin çökme hareketi ile sürat performansı arasında negatif yönlü, esneklik ve sıçrama performansları arasında pozitif yönlü (p<0,05) düzeyinde; derin çökme hareketi ile bacak kuvveti arasında ise pozitif yönlü (p<0,01) düzeyinde anlamlı ilişki görülmüştür. Şınav ile izokinetik bacak kuvveti arasında ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde ilişki bulunmuştur (p<0,05). Aktif düz bacak kaldırma ile otur-uzan esneklik testi arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0,05).
Hemodiyalizin renal biyobelirteçler ve oksidatif stres üzerine etkilerinin incelenmesi
Fibroblast büyüme faktörü 23 (FGF23), kronik böbrek hastalığında mineral metabolizmasının bozulmasının patogenezinde önemli rol oynayan kemik kaynaklı bir hormondur. Bu çalışmada, hemodiyalizin özellikle FGF23, 25(OH) Vitamin D ve parathormon (PTH) olmak üzere renal biyobelirteçler üzerine olan etkisinin araştırılması ve hemodiyaliz tedavisinin komplikasyonlarından biri olan oksidatif stresin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya, 25 hasta (11 K:14 E; 62.92 ± 12.35 yaş) ve 25 sağlıklı kişi (10 K:15 E; 56.68 ± 9.98 yaş) dahil edilmiştir. Hasta (hemodiyaliz öncesi ve sonrası) ve kontrol grubunda FGF23, 25(OH) Vitamin D, PTH, böbrek fonksiyon testleri, total antioksidan seviye (TAS), total antioksidan kapasite (TAK), total oksidan seviye (TOS), hemogram ve kan gazı parametreleri incelenmiştir. Hemodiyaliz tedavisi öncesinde dolaşımdaki ortalama FGF23 düzeyi 349.58 ± 207.79 pg/mL, hemodiyaliz sonrasında 403.56 ± 193.26 pg/mL ve kontrol grubunda 338.20 ± 141.17 pg/mL olarak ölçülmüştür. Gruplar arasında fark gözlenmemiştir (p>0.05). Hasta grubunda hemodiyaliz öncesinde iPTH (intakt PTH) düzeyi 293.70 (219.85-577.25) pg/mL, hemodiyaliz sonrasında 104.8 (60.05-280.70) pg/mL ve kontrol grubunda 47.40 (37.20-57.60) pg/mL olarak ölçülmüştür. Hemodiyaliz öncesi-hemodiyaliz sonrası ve hasta (hemodiyaliz öncesi-kontrol arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.001). Hasta grubunda Vitamin D konsantrasyonları, hemodiyaliz sonrasında (9.81 ± 3.97 ng/mL) hemodiyaliz öncesine ( 9.37 ± 3.97 ng/mL) göre değişmemiştir (p>0.05). Kontrol grubunda 14.38 ± 7.05 ng/mL olarak ölçülen Vitamin D düzeyi hasta grubundan (hemodiyaliz öncesi) yüksek bulunmuştur (p=0.004). Hemodiyaliz sonrasında TOS düzeyi değişmezken TAK ve TAS düzeyi artmıştır (p<0.05). Hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında TOS düzeyi iki grup arasında değişmemiş (p>0.05) ve kontrol grubunda TAK artmış, TAS azalmıştır (p<0.05). Bu çalışmanın sonucunda hemodiyaliz sonrası FGF23 atılımında değişiklik olmadığı; ürik asit, üre, kreatinin, fosfat, atılımının arttığı gözlemlenmiştir. Özellikle FGF23 klirensinin artırılması için araştırmaların yapılması gerektiği düşünülmektedir Ayrıca hemodiyaliz sonrası serumda total antioksidan konsantrasyonu artarken oksidan stresin değişmediği ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: FGF23, hemodiyaliz, mineral ve kemik metabolizması, oksidatif stres
Çocukların gözü ile bakım kalitesinin değerlendirilmesi: Bir ölçek geliştirme çalışması
ÇOCUKLARIN GÖZÜ İLE BAKIM KALİTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: BİR ÖLÇEK GELİŞTİRME ÇALIŞMASI Araştırma, çocuk kliniklerinin primer bakım alıcıları olan çocuklar tarafından bakım kalitesinin değerlendirilmesine yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı geliştirmek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma metodolojik tiptedir. Çalışmanın örneklemini Ankara il merkezindeki üç hastanenin çocuk kliniklerinde yatan 7-13 yaş grubu 354 çocuk oluşturmuştur. Çalışmanın verileri Kişisel Bilgi Formu ve Çocukların Gözü İle Bakım Kalitesinin Değerlendirilmesi Taslak Ölçeği ile toplanmıştır. İlgili literatür doğrultusunda oluşturulan madde havuzundan seçilen maddelerin oluşturduğu taslak ölçek için kapsam geçerliliği ve yapı geçerliliği yapılmıştır. Yapı geçerliliği için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Ölçeğin güvenirliği için madde, iç tutarlılık, yarı test ve test tekrar test analizleri yapılmıştır. Ölçeğin açımlayıcı faktör analizi sonucunda toplam varyansın %57.38'ini açıklayan üç faktörlü bir yapıya sahip olduğu saptanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizinde veri seti kabul edilebilir ve mükemmel uyum gösteren bir model olarak belirlenmiştir. Ölçeğin iç tutarlılık kat sayısının 0.86 ve alt boyutlarının 0.82 - 0.77 arasında olduğu saptanmıştır. Ölçekten çocukların aldığı puan ortalamasının 37.82 ± 12.18 olduğu ancak ölçeğin alt boyutlarından psikososyal bakım puan ortalamasının (9.33 ± 4.69) çok düşük olduğu bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda, geçerli ve güvenilir 15 maddeden oluşan ve "psikososyal bakım", "fiziksel bakım" ve "bilgilendirme" adlı üç boyutu olan Çocukların Gözü İle Bakım Kalitesinin Değerlendirilmesi Ölçeği geliştirilmiştir.
Palyatif bakım veren hemşirelerin ölüme ilişkin algısı ve palyatif bakım uygulamaları
Bu çalışma palyatif bakım hemşirelerinin ölüme ilişkin algısı ve palyatif bakım uygulamalarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırma verileri görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın katılımcı grubunu, Bolu'da görev yapan toplam 23 palyatif bakım hemşiresi oluşturmuştur. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde içerik analizi kullanılmıştır. Katılımcıların görüşleri, literatürden yararlanılarak hazırlanan ve yedi sorudan oluşan görüşme formu ile toplanmıştır. Araştırmada aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır: Ölüm algısı incelendiğinde "ölümün tanımı", "ölüm sürecine ilişkin algı" ve "hemşirelerin çalıştığı birimde ölümle karşılaştıklarında duygu ve düşünceleri" olmak üzere üç tema; palyatif bakım uygulamaları incelendiğinde ise "ölmekte olan hastanın bakımına ilişkin hemşirelik uygulamaları", "hemşirenin ölmekte olan hastaya bakım verirken olumlu ve olumsuz algıladığı durumlar", "ölmekte olan hastaya bakım verirken yaşanan güçlükler" ve "hemşirelerin ölmekte olan hastanın ideal bakımına ilişkin görüşleri" olmak üzere dört tema belirlenmiştir. Çalışmada palyatif bakım hemşirelerinin ölümü doğal ve kaçınılmaz bir süreç olarak algıladıkları, çalıştıkları süre arttıkça bakım verirken duyarsızlaştıkları belirlenmiştir. Katılımcıların palyatif bakım uygulamalarına ilişkin genellikle ağrının giderilmesi, öz bakım ihtiyaçlarının karşılanması ve yara bakım uygulamalarını gerçekleştirdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Ölüm, Palyatif bakım
Kadınların normal doğum sürecinde vajinal muayeneye ilişkin deneyimleri ve etkileyen faktörler
Bu çalışma kadınların normal doğum sürecinde vajinal muayeneye ilişkin deneyimleri ve etkileyen faktörleri belirlemek için nitel olarak yapılmıştır. Çalışmanın katılımcı grubunu Bolu'da yer alan iki hastanenin kadın doğum servisinde yatan normal doğum yapmış 20 kadın oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesi için içerik analizi kullanılmıştır. Çalışmada vajinal muayene deneyimine ilişkin "vajinal muayene kavramı" ve "vajinal muayeneye ilişkin deneyim ve duygusal tepkiler" olarak iki tema belirlenmiştir. Vajinal muayane deneyimini etkileyen faktörlere ilişkin olarak da "yaşantıyı etkileyenler" ve "vajinal muayene ile ilgili beklentiler" alt temaları belirlenmiştir. Çalışmada kadınların vajinal muayene hakkında bilgi sahibi oldukları, muayenenin doğumun ilerleyişinin tespiti için yapıldığını düşündükleri belirlenmiştir. Katılımcıların muayene sürecinde sağlık profesyonellerinden yeterli bilgiyi alamadıklarını, mahremiyetlerine yeterli özenin gösterilmediğini ve sık vajinal muayeneye maruz kaldıklarını düşündükleri sonucuna ulaşılmıştır. Kadınlar vajinal muayeneye bağlı utanma/çekinme ve korku hissettiklerini belirtmişlerdir. Katılımcıların vajinal muayene sürecinde sağlık profesyonellerinden ve eşlerinden destek bekledikleri belirlenmiştir. Sağlık profesyonelinden en çok beklenen özelliklerin güler yüz ve yeterli bilginin zamanında verilmesi olduğu saptanmıştır. Kadınların muayenelerinin yapıldığı ortamın mahremiyet açısından daha güvenilir olmasını bekledikleri belirlenmiştir. Vajinal muayene sürecinde sağlık profesyonellerinin kadınların ihtiyaç duydukları bakımları uygun iletişim teknikleri ile vermeleri ilerideki normal doğum süreçlerini olumlu yönde etkileyecektir. Anahtar Kelimeler: Normal doğum, Vajinal muayene, Deneyim
Ameliyathane çalışanları tarafından ameliyathanelerde ergonomik risklerin belirlenmesi
Bu çalışma ameliyathane çalışanları tarafından ameliyathanelerde fiziksel, kimyasal, biyo-mekanik, psikososyal ergonomik risk faktörlerinin belirlenmesi ve bu risklerin kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ile ilişkisinin incelemesi amacı ile gerçekleştirildi. Çalışmanın evrenini Batı Karadeniz‟de Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Batı Karadeniz‟de Bir Devlet Hastanesi, Doğu Karadeniz‟de Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Doğu Karadeniz‟de Bir Devlet Hastanesi‟nin ameliyathane birimlerinde çalışan cerrahlar, cerrahi asistanlar, anestezi uzmanları, anestezi asistanları, ameliyathane hemşireleri, ameliyathane teknikerleri ve anestezi teknikerleri/teknisyenleri (n:305) oluşturdu. Çalışmanın evreni aynı zamanda çalışmanın örneklemini oluşturdu, evrenin %82.29‟una ulaşıldı. Veriler araştırmacı tarafından literatür taraması doğrultusunda oluşturulan veri toplama formu ve Cornell Kas- İskelet Sistemi Rahatsızlık Ölçeği ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplandı. Veriler bir istatistik programında analiz edildi. Sürekli değişkenleri ortalama ± standart sapma (en az ve en çok değerler) ve kategorik değişkenler sayı ve yüzde olarak ifade edildi. Kategorik değişkenler arasındaki farklılıklar ise Ki-kare analizi ile incelendi. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmamıza katılan 251 ameliyathane çalışanının %44.22 (n:111)‟sini cerrahlar, %29.88 (n:75)‟ini anestezistler ve %25.89 (n:65)‟unu hemşireler oluşturdu. Çalışmamıza katılan ameliyathane çalışanlarının %57.77 (n:145)‟sinin dinlenme odasında cam/pencere ve doğal aydınlatmanın bulunmadığı ve hastaneler arasında anlamlı farklılık olduğu bulundu (p<0.05). Aynı zamanda ameliyathanelerdeki dinlenme odalarında rahatlatan obje olarak en çok televizyonun (%40.48) bulunduğu, çalışanların %28.34 (n:69)‟ünün dinlenme odasında rahatlama, dinlenme hissi yaşamadığı ve %24.81 (n:65)‟inin ise dinlenecek bir odalarının olmadığı görüldü. Ameliyathane çalışanlarının meslek gruplarına göre fiziksel ergonomik faktörlerinden olan ortam ısısından (%88.84) rahatsızlık duydukları saptandı (p>0.05). Cerrahların yarısının (%49.49) çok terlediği, hemşirelerin (%31.67) bazen üşüdüğü bazen terlediği, anestezistlerin (%45.31) ise çok üşüdüğü belirlendi (p<0.05). Çalışmamızda skopi kullanılan cerrahilerde en çok anestezistlerin (%91.78) görev aldığı, bunu hemşirelerin (%77.59) ve cerrahların (%61.82) takip ettiği ve meslek grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu saptandı (p<0.05). Çalışmamızda skopili odalarda görev alanların %95.21‟inin skopi çekimi sırasında X-ray gözlüğü ve %82.19‟u tiroid koruyucu kullanmadığı, koruyucu ekipman olarak en çok (%80.82) kurşun önlüğün kullanıldığı saptandı. Çalışanların ekipman kullanımlarının yetersiz olduğu çalışanların uyumunu sağlayan ergonomik inceltilmiş kurşun önlüklerin kullanılmadığı ve radyasyon açısından risk altında olduğu görüldü. Ekrana bakış açıları değerlendirildiğinde; çalışanların (%61.83) daha çok ergonomik olmayan 45˚ yukarı açısıyla ekrana baktığı ve kullanılan ekranın yüksekliğinin (%58.09) sabit olup ayarlanamadığı bulundu. Hemşirelerin boyunun cerrahlardan 12 cm, anestezistlerden 7 cm daha kısa olması, monitör yüksekliklerinin ayarlanabilir olmaması nedeniyle hemşirelerin daha fazla boyun ağrısı yaşamaya neden olduğu düşünüldü. Ameliyathane çalışanlarının biyo-mekanik ergonomik faktörlerden biri olan ayakta duruş pozisyonları açısından; çalışanların daha çok (%45.02) tek ayak üzerine yüklenerek asimetrik duruş pozisyonunu kullandığı saptandı. Ergonomik olan ayaklar omuz hizasında açık simetrik duruş pozisyonu kullanan çalışanların boyun (p>0.05), omuz (p<0.05), sırt (p>0.05), bel (p>0.05), kol (p<0.05), kalça (p>0.05), bacak (p<0.05), diz (p<0.05), baldır (p<0.05) ve ayak (p<0.05) ağrılarını diğer pozisyonlara oranla daha az yaşandığı görüldü. Çalışmamıza katılan ameliyathane çalışanlarının çalışma yükseklikleri incelendiğinde çoğunun (%77.30) ergonomik olan bel-kalça arası yüksekliği kullandığı ve meslek grupları arasında anlamlı farklılık olmadığı saptandı (p>0.05). Bel-kalça arası yükseklikte çalışanlarda boyun (p<0.05), omuz (p<0.05), sırt (p<0.05), kol (p<0.05), bel (p>0.05), el bileği (p>0.05), kalça (p>0.05), bacak (p<0.05), diz (p<0.05) ve baldır (p<0.05) ağrılarının diğer çalışma yüksekliklerine oranla daha az hissedildiği saptandı. Vücudu 19 bölge olarak değerlendirdiğimiz Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlıkları Ölçeği‟nde hemşirelerin, anestezistlere ve cerrahlara oranla daha fazla vücut bölümünde yüksek ağrı yaşadığı görüldü. Ameliyathane hemşirelerinin en çok ağrı yaşadığı bölgelerden birinci sırada boyun (%69.23), cerrahlarda (%55.86) ve anestezistlerde de (%62.67) ise bel bölgesi en çok ağrı hissedilen birinci bölge olduğu saptandı. Ameliyathane çalışanları için kimyasal ergonomik bir risk faktörü olan cerrahi duman tahliye sistemleri açısından çalışanların (%85.66) çoğunun çalıştıkları ameliyat odalarında cerrahi duman tahliye sisteminin bulunmadığı saptandı. Ayrıca bir diğer kimyasal ergonomik risk faktörü olan atık gazların ameliyat odalarından (78.49) yeterince uzaklaştırılmadığının bildirildiği görüldü. Psikososyal ergonomik faktörlerden olan nöbet tutma ve vardiya süresince görev alınan vaka sayısında; anestezistlerin diğer çalışanlara oranla daha fazla nöbet tuttuğu, gün içerisinde daha fazla vakada görev aldığı fakat buna rağmen daha çok oturur pozisyonu kullandığı ve dinlenme zamanlarının diğer çalışanlara oranla daha fazla olduğu saptandı. Sonuç olarak; ameliyathane ortamının çalışanlar açısından fiziksel, kimyasal, psikososyal ve biyo-mekanik ergonomik riskler içerdiği, ameliyathane ortamında bulunan risklerin ameliyathane çalışanlarının özellikle kas-iskelet sistemi üzerine olumsuz etkileri olduğu ve ergonomik çalışma ortamının sağlanmasıyla ameliyathane çalışanlarına yönelik ergonomik risklerin azaltılabileceği görüldü. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane ergonomisi, Ameliyathane hemşireliği, Ergonomi, Ergonomik risk, Ergonomik faktör
Anaokulu çocuklarının annelerinin ev kazalarına yönelik aldıkları güvenlik önlemleri ile sağlık inancı arasındaki ilişki
Anaokulu çocuklarının annelerinin ev kazalarına yönelik aldıkları güvenlik önlemleri ile sağlık inancı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlanmış ilişkisel-tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Bolu il merkezinde bulunan 11 anaokulunda 3-6 yaş çocuğu olan 1599 anne oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemine yönelik olarak DünyaSağlık Örgütü'nün hazırlamış olduğu tablolardan yararlanılmış, 338 anneye ulaşılması gerektiği belirlenmiştir. Tüm anaokullarından 3-6 yaş çocukların listeleri alınmış, basit rastgele örneklem ile ulaşılması gereken 338 annenin çocuğu tespit edilmiştir.Çalışma 13 kişinin anket sorularının bazılarını boş bırakması, 11 annenin ankete katılmayı kabul etmemesi nedeniyle toplam 314 kişi ile tamamlanmıştır. Bolu' da, 07.11.2017-18.01.2018 tarihleri arasında, annelerile yürütülen araştırmanın verileri; "Kişi Bilgi Formu", "0–6 Yaş Çocuklarda Annenin Ev Kazalarına Yönelik Güvenlik Önlemlerini Tanımlama Ölçeği" ve "Ebeveyn Sağlık İnanç Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır.Tanıtıcı verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma; sürekli verilerin normal dağılımına ilişkin Skewness ve Kurtosis testleri yapılmıştır.Ölçeklerden alınan en yüksek ve en düşük puanların gösterilmesinde minimum maksimum hesaplamaları yapılmıştır. Tanıtıcı verilerle ölçek puanlarının karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t-testi, ANOVA, Kruskal Wallis, Mann Whitney U testleri, ölçeklerin birbiriyle ilişkisini değerlendirmek içinde Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Ölçeklerin iç tutarlılıkları Cronbach alfa katsayısı ile hesaplanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik onay, resmi izin ve annelerden aydınlatılmış onam alınmıştır. Annelerin şans faktörleri inancı ne kadar az ise ev kazalarına yönelik aldıkları güvenlik önlemleri o kadar fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Genç annelerin, geniş ve parçalanmış ailelerin, erkek çocuğu olanların, çocuğu birden fazla ev kazası geçirenlerin, tanı konulmuş hastalığı olanların, ilk yardım bilgisi olmayanların, ev kazası riski oluşturacak durumlarla ilgili evde önlem almayan annelere ev kazalarının önlenmesine yönelik programlar oluşturulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kaza, güvenlik, okul öncesi, anne, yaralanma.