
234
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Pliometrik antrenmanın elit dağ bisikletçilerinde anaerobik performans ve maksimal kuvvete etkisi
Yapılan bu çalışmanın amacı; pliometrik antrenmanın elit dağ bisikletçilerinde vücut yağ yüzdesi (VYY), 1 tekrar maksimum (1TM-kürek çekme, makine mekik, bacak açma, bacak bükme, calf raise, göğüsten itme, bacaktan itme), üst ekstremite maksimum anaerobik güç (ÜEMAG), maksimum anaerobik güç (MAG), anaerobik kapasite (AK) ve yorgunluk indeksi (Yİ) değerlerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya 14 elit dağ bisikleti sporcusu gönüllü olarak katılmıştır. Bisikletçiler rastgele olacak şekilde 2 gruba [pliometrik antrenman grubu (PAG);n=7ve kontrol grubu (KG); n=7] ayrılmıştır.PAG bisiklet antrenmanlarına ek olarak 6 hafta boyunca haftada 2 gün pliometrik çalışmalar yaparken kontrol grubu yalnızca bisiklet antrenmanı yapmıştır. Ön test ve son test ölçümleri 6 haftalık pliometrik çalışmanın öncesi ve sonrasında 5 gün içinde aynı sıralama (sırasıyla ilk gün:boy uzunluğu, VYY ve 1TM; ikinci gün: dinlenme; üçüncü gün: ÜEMAG; dördüncü gün: dinlenme; beşinci gün: MAG, AK ve Yİ) ile yapılmıştır. Sonuçlar göstermiştir ki; PAG ait tüm değerler ön test son test arası anlamlı şekilde gelişmiştir(p≤0,05). KG ait VYY, ÜEMAG ve Yİ değerleri (p≤0,05) dışında tüm değerlerde ön test son test arası istatistiksel olarak anlamlı değişim gözlemlenmemiştir (p>0,05). 6 haftalık pliometrik antrenman sonrası PAG ait 1TM, ÜEMAG, MAG, AK ve Yİ değerlerininKG ait değerlerle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha fazla geliştiği gözlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışmanın sonuçlarına göre yarışma sezonu içersinde yapılan pliometrik çalışmalar atletik performansı geliştirmek için faydalıdır. Bu nedenle elit dağ bisikletçilerinin antrenman pragramlamalarında alt ve üst ekstremite pliometrik çalışmalara yer verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gerilme-kısalma döngüsü, 1TM, anaerobik güç, dağ bisikleti
Bolu ve yöresinde veteriner hekimlerde bruselloz ve kistik ekinokokkoz seroprevalansı
Bruselloz ve kistik ekinokokkoz, tüm dünyada yaygın zoonotik karakterli hastalıklardır. Ülkemiz ve yakın komşuları bu hastalıklar bakımından endemik/hiperendemik bölgelerdedirler. Bu araştırmada, bu hastalıklar yönünden Bolu ve yöresindeki istatistiki durumun ortaya konması ve diğer istatistiklerle beraber sunulması ile Bolu ve yöresinde çalışan veteriner hekimlerin bu hastalıklar açısından risk grubunda olup olmadıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla araştırmaya katılan 72 veteriner hekim ile 384 diğer gönüllüden (Bolu ve yöresini temsilen) alınan örneklerde, Brucella Coombs Gel Test ile bruselloz, İndirekt Hemaglütinasyon Testi ile de kistik ekinokokkoz için antikor araması yapılmıştır. Araştırma sonucunda veteriner hekimlerde bruselloz prevalansı %9,72 (7/72) iken; kistik ekinokokkoz seropozitifliğine rastlanılmamıştır; diğer gönüllülerde ise bruselloz prevalansı %1,82 (7/384) ve kistik ekinokokkoz prevalansı %0,52 (2/384) olarak tespit edilmiştir. Bu sonuçlar neticesinde, Bolu ve yöresinde çalışan veteriner hekimlerin bruselloz bakımından riskli grupta yer aldığı görülmüştür. Diğer gönüllülerde ise bruselloz prevalansı Sağlık Bakanlığı verilerinin üzerinde olup; kistik ekinokokkoz prevalansı da Türkiye ortalamasının oldukça üzerindedir. Çalışmamızda; bruselloz prevalansının veteriner hekimler ile diğer gönüllüler arasındaki oranı istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur. Diğer gönüllülerde bruselloz prevalansı ile eğitim düzeyi, yerleşim bölgesi ve pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi arasında; kistik ekinokokkoz prevalansı ile de yeşilliklerin yıkanmadan tüketilmesi ve kuyu suyu içilmesi arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu araştırma ile, Bolu ve yöresinde brusellozun ve kistik ekinokokkozun önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturduğu kanaatine varılmıştır.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerde terapötik dokunmanın uyku kalitesi ve anksiyete üzerine etkisi
Bu araştırma, terapötik dokunmanın kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerin uyku kalitesi ve anksiyetesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Mart 2018- Mart 2019 tarihleri arasında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Göğüs Hastalıkları Kliniğinde kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanısı ile yatan, çalışmaya dahil edilme kriterlerini taşıyan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan hastalar oluşturmuştur. Araştırma bilgisayar destekli basit randomizasyon ile gruplara (deney & kontrol) atanan toplam 100 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Deney grubundaki bireylere rutin hemşirelik bakımının yanı sıra, üç ardışık gün boyunca günde bir defa ve 10'ar dakika olmak üzere toplamda üç seans terapötik dokunma ve araştırma ölçekleri uygulanmıştır. Kontrol grubundaki bireylere ise rutin hemşirelik bakımının yanı sıra sadece araştırma ölçekleri uygulanmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Richard Campbell Uyku Ölçeği ve Durumluk Kaygı Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, tekrarlı ölçümlerde çift yönlü varyans analizi ve bağımsız gruplar arasında t-testi kullanılmıştır. Terapötik dokunma sonrası, deney ve kontrol grubundaki hastaların anksiyete düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu, deney grubundaki hastaların anksiyete düzeylerinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu bulunmuştur (F=22.492; p=0.0001). Benzer şekilde terapötik dokunma sonrası, deney ve kontrol grubundaki hastaların uyku puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu, deney grubundaki hastaların uyku kalitesinin kontrol grubuna göre daha fazla olduğu (F=184.699; p=0.0001) saptanmıştır. Araştırma sonucunda kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerde terapötik dokunmanın anksiyete düzeyini azalttığı ve uyku kalitesini artırdığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: KOAH, Terapötik Dokunma, Uyku Kalitesi, Anksiyete
Spastik serebral palsi'li çocuklarda üst ekstremitenin hareket kalitesi ve performansı ile gövde kontrolü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma, spastik Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda gövde kontrol durumu ile üst ekstremite hareket kalitesi ve performansı arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS)'ne göre seviyesi I-III arasında olan, 5-17 yaş aralığındaki, 42 spastik SP'li çocuk çalışma grubuna ve herhangi bir mental-motor problemi olmayan 20 çocuk ise kontrol grubuna dahil edildi. Çalışmaya katılan toplam 62 çocuğun sosyodemografik özellikleri ve genel sağlık bilgileri değerlendirme formuna kaydedildi. Genel motor bozukluk seviyeleri "Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi" (KMFSS)'yle, günlük yaşamdaki bağımsızlık düzeyleri "Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği" (WeeFIM)'yle, üst ekstremite normal eklem hareket açıklığı universal gonyometreyle, üst ekstremite tonus durumu "Modifiye Tardieu Skalası" (MTS)'yla, gövde kontrolü "Gövde Kontrol Ölçüm Skalası" (GKÖS)'yla, üst ekstremite fonksiyonları ise "El Becerileri Sınıflandırma Sistemi" (EBSS), "ABILHAND – Kids Elle İlgili Yetenek Ölçeği", "Kutu ve Blok Testi" (KBT), "Dokuz Delik Tahta Testi" (DDTT) ve "Pembe Kule Süreli Performans Testi" (PKSPT)' yle değerlendirildi. Bulgular: Değerlendirmeler sonucunda çalışma grubunda, GKÖS skoru ile ABILHAND–Kids (r= -0.552), Kutu-Blok Testi (r= 0.396, 0.529), Dokuz Delik Tahta Testi (r= -0.358, -0.629) skorları arasında ilişki saptandı (p<0.05). Kontrol grubunda ise GKÖS skoru ile ABILHAND–Kids (r=-0.514) ve Kutu-Blok Testi (r=0.465, 0.514) skorları arasında ilişki saptandı (p<0.05). Çalışma ve kontrol grubunun GKÖS skorları, ABILHAND–Kids, Kutu-Blok Testi, Dokuz Delik Tahta Testi ve Pembe Kule Süreli Performans Testi skorları arasında fark bulundu (p<0.001). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları doğrultusunda, SP'li çocuklarda sıklıkla yetersizliği görülen ve günlük yaşam aktivitelerini önemli derecede etkileyen gövde kontrolünün üst ekstremitenin hareket kalitesi ve performansında önemli derecede etkili bir role sahip olduğunu söylemek mümkündür.
Kronik engelli çocuğa sahip ebeveynlerde yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu çalışma, kronik engelli çocuğa sahip ebeveynlerde yaşam kalitesini etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya kronik engelli çocuğa sahip 48 anne, 22 baba (Çalışma grubu), kronik engelli çocuğu olmayan 45 anne, 45 baba (Kontrol grubu) katıldı. Değerlendirme ölçekleri olarak; çocuklar için, Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemi, Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçütü, ebeveynler için, Nottingham Sağlık Profili, Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi, Beck Depresyon Ölçeği, Ebeveyn Stres İndeksi, Yorgunluk Şiddeti Ölçeği, Pitsburg Uyku Kalitesi İndeksi ve Görsel Ağrı Skalası- Baş Ağrısı Etki Testi kullanıldı. Çalışma grubu annelerinin depresyon düzeyinin, baş ağrısının, stres ve yorgunluk düzeylerinin ve çocuğun bakımıyla ilgili eşin aldığı iş yükü yüzdesinin, yaşam kalitesi üzerine etkisinin olduğu bulundu (p<0.05). Çalışma grubu babalarının depresyon, ağrı, ebeveyn stresi ve yorgunluk düzeylerinin, yaşam kalitesi üzerine etkisinin olduğu bulundu (p<0.05). Bu çalışmanın sonucunda kronik engelli çocuğa sahip başta anne olmak üzere ebeveynlerin yaşam kalitesinin pek çok faktörden etkilendiği görüldü. Çocukların bakımında çalışma grubu annelerinin babalara ve kontrol grubu annelerine oranla daha fazla iş yükü aldığı bulundu. Anahtar kelimeler: Kronik engel, Stres, Yaşam kalitesi, Aile, Engelli çocuk
The effect of using eye mask and ear plug applications in coronary i̇ntensive care unit patients on sleep quality
This study is made for aim to investigate the effect of eye mask and earplug application in Coronary Intensive Care Unit patients on sleep quality. The study is designed model of pre test-post test and it's randomized controlled clinical trial. Power analysis was performed to determine number of participants in this study. In accordance with power analysis 30 patients were assigned experimental group, 30 patients were assigned control group and the study is actualized 60 patients. In addition to standard nursing care in the Coronary Intensive Care Unit, a night eye mask and earplug were applied to the patients in the experimental group. Only the standard nursing care was given to the patients in the control group. Patient Identification Form and Richards- Campbell Sleep Scale were used for data collection. The data was analysed with descriptive statistics, independent sample t test and paired t test. The mean pre test sleep quality score of the experimental group was 197.83±113.614, and the mean post test score was 385.67 ± 64.08. The mean pre test sleep quality score of the control group patients was 178.83 ± 116.890 and the mean post test score was 244.33 ± 122.94. A statictically significant difference was found between the pre test post test sleep quality scores of the patients in experimental group (t=-9.335, p=0.000) and the pre test post test sleep quality scores of the patients in control group (t=-2.730, p=0.011). When the mean post test sleep quality scores of the experimental and control group patients were compared, it's determined that statistically significant difference between the groups (t=-5.584, p=0.000). As a result of this study, it's determined that using eye mask and earplug applications in Coronary Intensive Care Unit patients affect positively on sleep quality.
Elit güreşçilerde kısa süreli vücut ağırlığı kaybının turnuva şartlarında anaerobik performans ve reaksiyon zamanı üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı elit güreşçilerde kısa süreli vücut ağırlığı kaybının turnuva şartlarında anaerobik performans ve reaksiyon zamanı üzerine etkisini incelemektir. Bu çalışmaya daha önce müsabakalar için kilo kaybetmiş deneyimli 10 erkek güreşçi katılmıştır. Katılımcılar rastgele çapraz deney desenine göre bir hafta ara ile hem kontrol hem de deney uygulamasında yer almıştır. Tüm ölçümler kilo kaybı öncesi bazal degerler, kilo kaybı sonrası müsabakanın 1. günü 3 ölçüm ve müsabakanın 2. günü ise 2 ölçüm olarak alınmıştır. Sporcuların 48 saat içerisinde vücut ağırlıklarının % 5'ini, 72 saat içerisinde de vücut ağırlıklarının % 5'i üzerinden 1 kg tolerans uygulanarak kilo kaybetmeleri sağlanmıştır. Bu periyotta katılımcılara vücut kompozisyonu ölçümü, Wingate anaerobik performans testi (WAnT), dikey sıçrama (DS) ve görsel ve işitsel reaksiyon testleri uygulanmıştır. Verilerin analizi için tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analiz testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizlere göre kısa süreli vücut ağırlığı kaybına bağlı olarak vücut kompozisyonunda; toplam vücut sıvısı (TVS), kas kütle (KK) ve yağ harici kütlede (YHK) anlamlı (p<0,05) düşüş meydana geldiği tespit edilmiştir. Bunun aksine vücut yağ yüzdesi ve yağ kütlede ise istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Kilo kaybının performans üzerine etkilerinde ise görsel ve işitsel reaksiyon zamanında, dikey sıçrama (DS) performansında, maksimum anaerobik güç (MAG) ve maksimum anaerobik kapasite (MAK) de anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir. Ancak, yorgunluk indeksinde (Yİ) anlamlı (p<0,05) artış olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, bu çalışmada 48 saat içerisinde % 5'lik vücut ağırlığı kaybının vücut kompozisyonunda anlamlı değişiklere neden olduğu bu değişimimde yorgunluk indeksini olumsuz yönde etkilediği ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Güreşçi, hızlı kilo kaybı, anaerobik güç, anaerobik kapasite
Yoğun bakımda hastası olan aile bireylerinin gereksinimlerinin karşılanması ile memnuniyet düzeyleri arasındaki ilişki
Araştırma yoğun bakımda hastası olan aile bireylerinin gereksinimlerinin karşılanması ile memnuniyet düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla ilişkisel tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Araştırma kapsamına Bolu ilindeki tüm hastanelerin yetişkin yoğun bakım ünitelerinde yatan hastaların yakınları alınmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 306 hasta yakını oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Karşılanan Gereksinim Ölçeği, Yoğun Bakım Memnnuniyet Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, Pearson's korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, hasta yakınlarının karşılanan gereksinim puan ortalamasının 1.89±0.28 olduğu belirlenmiştir. Hasta yakınlarının karşılanan gereksinimlerine ilişkin en yüksek güven gereksinimi alt boyutunun 2.55±0.54, en düşük konfor gereksinimi alt boyutunun 1.60±0.37 olduğu belirlenmiştir. Hasta yakınlarının yoğun bakım memnuniyet puanı 47.79±10.55 olarak belirlenmiştir. Hasta yakınlarının yoğun bakım memnuniyetine ilişkin bakım memnuniyeti alt boyutundan 46.72±10.78, bilgi memnuniyeti alt boyutundan 48.24±10.69, karar verme memnuniyeti alt boyutundan 50.03±15.56 puan aldığı belirlenmiştir. Hasta yakınlarının bakım memnuniyetini, güven (R2= .512, p=.000), bilgi (R2= .512, p=.001) ve yakınlık (R2= .512, p=.023), gereksinimlerin karşılanması alt boyutlarının yordadığı, bilgi memnuniyeti alt boyutunu; güven (R2= .418, p=.000) ve bilgi (R2= .000, p=.036) gereksinimlerinin karşılanması alt boyutlarının yordadığı, karar verme memnuniyeti alt boyutunu ise güven (R2= .296, p=.000) ve bilgi (R2= .296, p=.036) gereksinimlerinin karşılanması alt boyutlarının yordadığı belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, hasta yakınlarının gereksinimlerin karşılanmasının yoğun bakım memnuniyetini yordadığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: Gereksinim karşılanması, Hasta yakını, Memnuniyet, Yoğun bakım,
İzotretinoin tedavisi alan hastalarda karaciğer fonksiyon testleri ve kan lipit profilinin değerlendirilmesi
Akne; androjen bağımlı folliküler keratinizasyon artışı, sebum salgısı artışı, Cutibacterium acnes kolonizasyonu ve pilosebasöz birimin enflamasyonu ile karakterize bir hastalıktır. Akne tedavisinde kullanılan izotretinoin, akne fizyopatolojisindeki tüm basamaklara etkili tek tedavi yöntemi olarak görülmektedir. Fakat izotretinoinin dermatolojik, psikiyatrik, oftalmolojik yan etkilerin yanı sıra pankreatit, trombositopeni, kan lipit profilinin bozulması, ilaca bağlı hepatotoksisite gibi birçok yan etkisi bulunmaktadır. Bu araştırmada izotretinoine bağlı olarak karaciğer fonksiyon testleri ve kan lipit profilinde bozulmaya yatkınlığı gösteren faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmamızda izotretinoin kullanan 796 hastanın laboratuvar sonuçları incelenmiştir. Bu amaçla aspartat aminotransferaz, alanin aminotransferaz, gama glutamiltransferaz, trigliserit, total kolesterol, düşük dansiteli lipoprotein ve yüksek dansiteli lipoprotein parametreleri değerlendirmeye alınmıştır. Bu parametrelerin yaş grupları, cinsiyet, kullanılan total ilaç dozuna göre farklılıklar gösterip göstermediği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak izotretinoin tedavisinin başlangıçta bilinen bir risk yoksa karaciğer fonksiyonları açısından güvenli olduğu belirlenmiştir. Kan lipit profiline bakıldığında ise kadın hastalarda, yüksek doz kullananlarda ve 18 yaş üstündeki bireylerde özellikle trigliserit değerlerinin izotretinoine bağlı olarak yükselme eğilimi gösterdiği anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: İzotretinoin, AST, GGT, Trigliserid, Kolesterol
Genç erkeklerde egzersiz sonrası stretching uygulamasının kas hasarına etkisi
Bu çalışmanın amacı egzersiz sonrası stretching uygulamasının kas hasarına etkisini incelemektir. Çalışmaya 23 genç erkek gönüllü olarak katılmış ve rastgele iki gruba ayrılmıştır (Deney grubu n=12, Kontrol grubu n=11). Çalışma ön-test son-test kontrol gruplu deney desenine göre tasarlanmıştır. Kas hasarı egzersiz protokolü öncesi, egzersizden hemen sonra, ve egzersiz sonrası 24, 48, 72 ve 96'ıncı saatlerde; algılanan ağrı düzeyi, kreatin kinaz (CK), laktat dehidrogenaz (LDH), aspartat aminotransferaz (AST) ve alanin aminotransferaz (ALT), hamstring esneklik, quadriceps esneklik ve uyluk çevre ölçümleri belirlenmiştir. Kas hasarı egzersiz protokolünde 6x20 tekrarlı derinlik sıçraması, stretching uygulamasında ise alt ekstremite kas gruplarına yönelik 3x30 saniye statik germe uygulanmıştır. Verilerin analizi için tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanılmıştır. Tekrarlı ölçümlerde varyans analizine göre; zaman içindeki değişimde ağrı [F(5-105) = 60,528; p=0,001], CK [F(5-105) = 10,454; p=0,000], LDH [F(5-105) = 13,214; p=0,000], AST [F(5-105) = 6,722; p=0,000], hamstring esneklik [F(5-105) = 4,675; p=0.001] ve uyluk çevre değerinde [F(5-105) = 9,919; p=0,000], Zaman x Grup etkileşiminde ise; ağrı [F(5-105) = 2,902; p=0,017] ve uyluk çevre değerinde [F(5-105) = 2,475; p=0,037] istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Sonuç olarak; CK, LDH, AST, hamstring esneklik, ağrı ve uyluk çevre ölçümleri analizi sonucuna göre uygulanan egzersiz protokolünün alt ekstremitede kas hasarı oluşturduğu, oluşan kas hasarı sonrası uygulanan stretching egzersiz protokolünün kas hasarını iyileştirmede koruyucu etkisi olmadığı, aksine egzersiz sonrası artan ağrı ve uyluk çevre değerleri göz önünde bulundurulduğunda kas hasarı sonrası yapılan ve tekrarlanan maksimum statik germenin hasarı arttırmaya yönelik olumsuz etkisinin olduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı, AST, CK, esneklik, LDH.