
587
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Duhok (Kuzey Irak) ilinde doğa turizm alanları ve bunların tanıtımında sosyal medyanın rolü
Duhok İli; Irak'ın kuzeybatısında, (37°,23'24'') ile (36°,10'36'')kuzey enlemi, (42°,20'55'') ve (44,18'19'')doğu boylamı arasında yer alır. Duhok ilinin yüzölçümü 10.809 km2 dir. Duhok ilimiz stratijik konumu ile üç ülkeyle (Türkiye,Süriye, Irak) sınırı vardır. Duhok ili var olan coğrafık yapısı ile ve de konjoktürel konumdan aldığı doğal ve de dağlık yapısı ile onu diğer ırak ilarine nazaren farklı kılıp burada turizme açık bir çok alan ve mekan bulunmaktadır. Araştırmamıza göre bölüm ikide dile getirelen tüm turizim alakalı yer ve mekanlar , ayrıca doğal yaşam alanları değerlendirmemizde yerini ve önemini gözle görülür bir şekilde yerini almıştır. Ayrıca dördüncü bölümde de bu tür yerleri sosyal medyada ne kadar etkili olur icabi ile turistler üzerinden bu mekanlar üzerinden yaptığımız anket ile tanıtımını yapmış ve var olan önemi değerlendirmemize konu olmuştur, ayrıca sosyal medyanın farklı dallarının yada çeşitlerinin neler yapılabileceğı konusu üzerinede durulmuştur. Duhok'ta hava doğa turizmine çok uygun, son 10 yılda toplam yağışı (720 mm), kar yağışı (687 cm), ortalama sıcaklık (22.6 0C)dir. Sonuc olarak duhok ilinde 14 vadi 7 şelale,3 mağara 3, dağ silsilesi 1 yayla, ve 1 doğal kaynak su çeşmesi bulunmaktadır. Ayrıca ankete katılanların% 50'den fazlası, ziyaret edilecek doğa turizmi alanlarını bulmak için sosyal medyaya güveniyor. Bu nedenle doğa turizmin alanları tanıtmada Irak'ın en popüler sosyal medya platformu olarak ağırlıklı olarak Facebook kullanmaktadır. Aslında birçok yer sosyal medya tanıtımları ile popüler hale gelmiştir.
Aliağa Çayı Havzasında (Arguvan-Malatya) kır yerleşmelerinin beşeri ve ekonomik coğrafyası
Aliağa Çayı havzası, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde, Malatya ili sınırları içerisinde Arguvan ilçesinde yer almaktadır. Havzanın kuzeyinde Çatalan Dağları, güneyinde Karakaya Baraj Gölü, batısında Yazıhan ve Hekimhan ilçelerine ait yerleşmeler, doğusunda ise Arapgir ilçesi yer almaktadır. Araştırma sahasında ilk nüfus bilgilerine, Osmanlı döneminde rastlanılmıştır. Havza Cumhuriyet sonrası nüfus hareketliliği fazla olan dinamik bir yapı göstermektedir. Bu dinamik nüfus yapısını önce yüksek doğum oranları şekillendirirken, daha sonra ise göçler nüfus seyrini önemli oranlarda değiştirmiştir. Aliağa Çayı havzasında nüfusun gelişimine bakacak olursak; ilk yerleşme bilgilerine 1560 yılında rastlanılmaktadır. Bu dönemde 4 yerleşme bulunurken, nüfus miktarının artmasına bağlı olarak yerleşmeler çoğalmış ve havzada günümüzde 14 yerleşme bulunmaktadır. 1935'den 1970 yılına kadar yüksek doğum oranlarına bağlı olarak nüfus artış gösterirken, 1970 yılından 2000'li yıllara kadar kırdan kente gerçekleşen göç hareketlerinin etkisiyle sürekli olarak bir azalma meydana gelmiştir. 2007 yılından sonra ise değişken özellikler göstermektedir. Havzada ilk yerleşme bilgisi ve yerleşmelerin ne zaman kurulduğu ile ilgili bilgi ve bulguların tarihi milattan önceye dayanmaktadır. İsaköy, Karahüyük ve Morhamam'da elde edilen örneklerde yerleşme tarihinin ilkçağlara dayandığını göstermektedir. Havza sınırı içerisindeki yerleşmeler köy ve köy altı yerleşme birimleri ile ikamet etme süresine göre daimi ve geçici yerleşmelerden oluşmaktadır. Kırsal yerleşme özelliği gösterdiği için, sahanın geçim kaynakları tarım ve hayvancılık faaliyetleridir. Tarım faaliyetleri arasında kuru tarım metoduyla tahıl tarımı ön plana çıkmaktadır.
Çanakkale ilinin uzun yıllar meteoroloji verilerine göre yıllık ve aylık yağışların trend analizi
İklim üzerinde olumsuz etkiye sahip olan küresel iklim değişikliği sıcaklıkların artmasıyla kuraklık yaşanmasına, deniz seviyesinin yükselmesine ve yağış düzeninin bozulmasına neden olmaktadır. Bu sebeple son yıllarda dünya üzerinde birçok farklı disiplin iklim çalışmalarında parametrelerindeki meydana gelen ani değişimi ve eğilim durumunu saptayabilmek amacıyla trend analizleri kullanmaktadır. Yağış değişkeninde meydana gelen değişimleri yani artış veya azalış hareketlerini ortaya koymak trend analizler ile mümkündür. Bu çalışmada Çanakkale ilinin yağış eğilimini ortaya koymak amacıyla 12 ilçe için seçilen 21 adet yağış gözlem istasyonunun 1929-2020 yılları arasındaki aylık ve yıllık yağış verilerinin trend analizi yapılmıştır. Analizler yapılmadan önce ilk olarak istasyonların eksik verileri enterpole edilmiştir. Eksik yılları tamamlanan istasyon verileri SNHT, Pettitt Testi, Buishand Testi ve Von-Neuman Testi olmak üzere 4 farklı homojenlik testine tabii tutulmuştur. Çalışmada kullanılan bu homojenlik testleri boş hipotezleri yansıtan testlerin sayısına bağlı olarak şüpheli, kritik ve homojen olmak üzere 3 kategoriye ayrılarak sınıflandırılması yapılmıştır. Çanakkale ilinin 12 adet ilçe yağış gözlem istasyonundan SNHT testine göre 5 istasyon, Pettitt testine göre 6 istasyon, Buishand testine göre 5 istasyon, Von-Neuman testine göre ise 2 istasyon homojen olarak çıkmıştır. Genel anlamda 4 testin birlikte değerlendirilmesiyle Çanakkale İl Merkezi, Bozcaada, Gökçeada, Lâpseki ve Yenice istasyonları olmak üzere 5 istasyon Sınıf: 1 kapsamında homojen sonuç vermesine karşın geriye kalan 7 istasyon Sınıf: 3 kapsamında şüpheli olarak değerlendirilmiştir. Kayıp yılları tamamlanan ve homojenlik testleri ile sınanan yağış verileri parametrik testlerden Lineer Trend Analizi; parametrik olmayan trend testlerinden ise Mann-Kendall Testi, Mann-Kendall Mertebe Korelâsyon Testi, Sen'in Eğilim Testi (Sen's Slope), Şen'in Yenilikçi Eğilim Trend Analizi (ITA) olmak üzere 5 farklı trend analiz yöntemine tabii tutularak 4 ilçe ile aylık ve 12 ilçe ile yıllık eğilim durumları saptanmıştır. Aylık analiz sonuçlarına göre genellikle yaz ve kış aylarının yağışlarında belirgin bir şekilde azalış eğilimine rastlanılırken mart, nisan ve mayıs aylarında artış eğilimleri tespit edilmiştir. Yıllık analizler sonucunda 5 testin aynı trend sonucunu vermesiyle birlikte 6 ilçede eğilim durumu kesin olarak saptanmıştır. Ayvacık, Çan, Eceabat, Ezine ve Lâpseki ilçesinde artış eğilimi; Biga ilçesinde ise azalış eğilimi belirgin bir şekilde ortaya konulmuştur. Geriye kalan 6 istasyonda ise trend analizlerin test sonuçları belirgin bir şekilde değerlendirilmeyip çoğunluk durumuna göre belirlenmiştir. Bu duruma göre Bozcada ve Yenice ilçelerinde artış eğilimi tespit edilirken, Bayramiç ve Gelibolu ilçe istasyonlarında azalış eğilimi tespit edilmiştir. Çanakkale Merkez ve Gökçeada ilçesinde ise herhangi bir artan veya azalan eğilime rastlanılmamıştır.
Bingöl Ovası ile Muş Ovası arasında Murat Nehri Vadisinde demiryolu ve barajların doğal risk analizi
Bu çalışmada, Bingöl Ovası ile Muş Ovası arasında Murat Nehri vadisindeki demiryolu ve barajların risk analizlerinin yapılması amaçlanmıştır. Bingöl Ovası ile Muş Ovası arasında kalan alan Güneydoğu Torosların kuzeyinde bir eşik alana karşılık gelmektedir. Bu eşik sahanın doğusunda elips şeklinde ve yaklaşık 1500 km2'lik alan kaplayan Muş Ovası, batısında ise Doğu Anadolu Fay Zonu boyunca gelişme gösteren ortalama 500 km2'lik alan kaplayan Bingöl Ovası yer almaktadır. Her iki ova Murat Nehri'nin açmış olduğu boğaz ile birleşmektedir. Bingöl Ovası ile Muş Ovası arasında Murat Nehrinin yaklaşık 500-750 m kadar gömülmüş Antesedant oluşumlu bir boğazdır. Türkiye'nin doğusunu batıya bağlayan demiryolu hattı Murat vadisini izlemektedir. Bu hat uluslararası ulaşımda da önemlidir. Son yıllarda Murat Boğazı içerisinde yapılan barajlarla eski hat sular altında kalmış, yeni deplase hattı yapılmıştır. Yukarı Kaleköy ve Aşağı Kaleköy barajlarının yapımı ile boğaz içerisinde kütle hareketleri riski artmaya başlamıştır. Bu barajlardan Aşağı Kaleköy Barajı pasif bir heyelan alanına inşa edilmiştir. Baraj ve yeni deplase demiryolu inşaatı yapımı esnasında yapılan kazı, patlatma, şevlendirme, topuktan malzeme alımı ve benzeri işler nedeniyle pasif heyelan aktif hale gelmiştir. Bu heyelan sonucunda inşa edilen tüneller kullanılamaz hale gelmiş ve maliyetler artmıştır. Yeni demiryolu zorunlu olarak daha yükseğe çıkarılması nedeniyle kütle hareketlerinden daha fazla etkilenmeye başlamıştır. Bu süreçte çok sayıda heyelan yaşanmıştır. Baraj ve deplase hattının yapımı ile Murat Vadisinde ortaya çıkan risklerin analizi yapılmıştır. Bu kapsamda Murat Vadisi ve çevresinin jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri incelenerek arazi çalışmaları yapılmıştır. Arazi çalışmalarında kütle hareketleri özelliklede heyelanlar haritalanmıştır. Deprem ve kütle hareketleri analizleri yapılarak demiryolu ve barajlar üzerindeki doğal riskler tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre baraj ve demiryolunun yüksek riskli alanlara yapıldığı ve yapım aşamasında bazı önlemler alındığı görülmüştür. Ancak Murat vadisinin jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri nedeniyle risklerin devam ettiği görülmektedir.
Duhok (Kuzey Irak) ilinde dini turizm olanakları
Bu araştırma, Duhok ilinde yer alan inanç turizmini geliştirme yollarını ele almaktadır. Bununla, ülkeye inanç turizmi ile kazanç sağlamak ve yeni iş fırsatları sağlayabilecek bir ekonomik sektör oluşturmak amaçlanmıştır.Araştırma, farklı dinlere ait türbeler ve dini mekanlara sahip olan Duhok ilinde yer alan inanç turizmi kavramını ve turizme ait bütün içerikleri ele alarak, inanç turizminin önemini belirtip, inanç turizminin ekonomik, sosyal ve politik etkilerini gözler önüne sermektedir. Çalışma, turizm hizmetlerinin mevcudiyetini ve bu yerlerin gelişmesi için ihtiyaç duyduğu unsurları belirlemek için Duhok ilinde gerçekleştirilen kişisel görüşmelere ve saha ziyaretlerine dayanır. Araştırma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak turizm ve türlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde dünyada ve Irak'ın Duhok şehri çevresinde yer alan inanç turizmine değinilmiştir. Duhok ilinde genel olarak yirmi inanç turizmi yeri vardır. (10) yer Müslümanlara ait, (6) yer Hristiyanlara ait, (2) yer Yahudilere ait, (1) yer Yezidilere ait, (1) yer ise Zerdüştlere aittir. Üçüncü bölümde turizmin coğrafya ile olan ilişkisinden bahsedilmiştir. Dördüncü bölüm, Duhok ilinin beşeri ve fiziki özelliklerinden oluşmaktadır. Araştırmanın sonuç kısmında ise insani, sosyal, dini ve ekonomik konularda elde edilen bulgular yer almaktadır.
Hani çevresinin (Diyarbakır) jeomorfolojik özellikleri ile arazi kullanımı arasındaki ilişkiler
Hani ilçesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Dicle bölümünde yer almaktadır. Diyarbakır'ın kuzeydoğusunda yer alan Hani'nin doğusunda Lice, kuzeydoğusunda Genç, kuzeybatısında Arıcak, batısında Dicle ilçesi, güneyinde Kocaköy ile Sur ilçeleri yer almaktadır. Hani idari olarak, Diyarbakır'a bağlı bir ilçe merkezidir. Hani ilçemizin nüfusu 33.000 dolaylarında olup Diyarbakır'ın önemli yerleşmelerinden biridir. Yer şekilleri bakımından kuzey kesimleri dağlık ve engebeli olan bu ilçemizin nüfus ve yerleşme özellikleri ile düzensiz bir karaktere sahip olduğunu görmekteyiz. Orta ve güney kesimleri ise daha sade bir topoğrafyaya sahip olması hasebiyle nüfus ve yerleşme bakımından daha çekici bir karakterdedir. Güneydoğu Toros dağlarının güneyinde Kenar Kıvrım Kuşağındaki İnceburun dağlarının olduğu kesimde kurulması hasebiyle özellikle de fiziki coğrafya özellikleri bakımından Diyarbakır'ın çeşitlilik arz eden ilçelerinden biridir. Doğu-batı yönlü uzanan sıra dağların arasında yine doğu-batı yönlü uzanan pek çok ovasına sahiptir. Nem, Babiğ, Çimen, Dibri, Siyabelek, Kuş Dağı, Zincibel-Kale Dağları ve Kurtuluş dağı gibi pek çok dağlık alanın hakim olduğu bir sahadır. Bu dağlarında güneyden kuzeye gidildikçe yükselti ve eğim değerlerinin arttığını görmekteyiz. Özellikle Kuvaterner döneminde meydana gelen tektonik faaliyetler ve levha hareketleri ile bu sahadaki miyosen çanağı kapanıp sıkışma ile toptan yükselmenin meydana geldiğini görmekteyiz. Hala Arap platformunun Anadolu Levhasını sıkıştırması ve bindirmesi devam etmektedir. Hani ve yakın çevresi de bu sıkışma ve bindirme olayları sonucu yer yer çökerek ovalık alanların kurulduğunu yer yer de yükselmenin meydana geldiğini söyleyebiliriz. Saha da hem karstlaşma hem de tektonik faaliyetler sonucu kırılmaların meydana geldiğini görmekteyiz. Bu olaylar sonucu karstik aşınım ve birikim şekilleri gelişme göstermiş ve özellikle de polye ovaları meydana gelmiştir. Polye ovalarının haricinde lapya, dolin, uvala, mağara, düden gibi diğer karstik oluşumlarda sahada oldukça yaygındır. Kalkerli yapının yaygın olarak görülmesi sahanın karst topoğrafyası açısından da zengin olduğunu söyleyebiliriz. Genel anlamda Hani çevresindeki arazi kullanımına fiziki şartların etki ettiğini görmekteyiz. İnceleme sahasının merkezi ve güney kesimleri morfolojik özellikler bakımından daha sade bir topoğrafyaya sahipken kuzey kesimleri daha dağlık ve engebelidir. Bunun sonucu olarak yerleşme, nüfus, tarım, hayvancılık, ormancılık gibi faaliyetlerde güney kesimlerde yoğunlaşmıştır. Kuzey kesimlerinde topoğrafyanın elverişsizliğinden beşeri ve ekonomik faaliyetler sınırlıdır. Hani çevresinde toprak özellikleri bakımında çeşitlilik arz etmektedir. Düzlük sistemlerinin yayılış gösterdiği yerlerde terrarossa, kahverengi bozkır ve kahverengi orman toprakları yayılış göstermektedir. Akarsu ve baraj çevresinde yer yer alüvyal topraklar ve dağlık alanların yamaçlarında kolüvyal topraklar görülmektedir. İnceleme sahası karasal bir iklime sahip olduğu için su ihtiyacı yüksek ürünler pek yetişme imkanı bulamamaktadır. Dicle nehri ve barajı ile bazı akarsulardan faydalanılarak sulamalı tarım yapılırken genel anlamda bu kesimde kuru tarım ürünlerine daha çok yer ayrılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hani, Diyarbakır, Kenar Kıvrım Kuşağı, Jeomorfoloji, Arazi Kullanımı
Hoş ve Akmezra (Elazığ-Merkez) köylerinin beşeri ve iktisadi coğrafyası
Hoş ve Akmezra Köyleri, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümündeki depresyon zincirleri içerisinde yer alan Uluova'nın kuzeydoğu kısmında yer almaktadır. Hoş Köyü kuzeyde Beydoğmuş, doğuda Kıraç, güneyde Akmezra (Sahil Önü) ve batıda Sedeftepe köyleri ile çevriliyken, Akmezra ise kuzeyde Hoş Köyü ve Sedeftepe, doğuda Kıraç, batıda Yurtbaşı merkez sınırları ve güneyde Keban Baraj Gölü ile çevrilidir. Yaklaşık olarak 20,8 km2'lik alana sahip olan araştırma sahasının 14,3 km2'si Hoş Köyü'ne 6,5 km2'si ise Akmezra Köyü'ne aittir. Hoş Köyüne ilk yerleşme Osmanlı Devleti döneminde XVI. Yüzyıla denk gelen bir zaman diliminde gerçekleşmiştir. Akmezra ise çok yeni bir yerleşme olmakla birlikte ilk yerleşmenin 1972-1973 aralığında gerçekleştiği ve müstakil bir muhtarlık yapılanmasının 1984 yılında gerçekleşerek Yurtbaşı Beldesine bağlı kırsal bir mahalle olarak kuruluşunu tamamladığı bilinmektedir. Araştırma sahamızda Hoş Köyünün bulunduğu mevki 1100 metre yükseltiye sahipken Akmezra 875 metre yükseltiye sahiptir. Erozyon olgusuna ve ilkbahar döneminde görülen sel vakalarına rastlanan sahada her iki durum yerleşik bulunan halkın sorunları arasında yer almaktadır. Sahanın temel geçim kaynağı olan tarım ile ilgili en önemli sorunları sulama, aşırı ilaçlama ve tarım arazilerinin taşlılığıdır. Hoş Köyünün nüfusu 2019 yılı itibariyle 353, Akmezra'nın nüfusu ise 393'tür. Nüfus gelişim sürecine baktığımız zaman ülkemiz kırsal kesiminde görülen nüfus kaybının araştırma sahamız içinde çoğu dönemde geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Her iki köyümüzde de yerleşme tarihleri boyunca göçe bağlı nüfus kaybı söz konusu olmuştur. Keban Baraj Gölünün alanını doldurmasından sonra göç alan durumuna gelen her iki köyümüzde daha sonraki dönemlerde nüfusunu artırmak veya korumak noktasında başarısız olmuştur. Bu çalışma Hoş ve Akmezra kırsal yerleşmelerinin, nüfusunun mekânsal dağılımında meydana gelen değişiklikleri, sebepleriyle birlikte ortaya koymanın yanında sahanın iktisadi faaliyet yapısıyla ilgili mevcut durumu ortaya çıkarmak, problemlerine yönelik tespitlerde bulunmak ve çözüm önerilerinde bulunmak amacını taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Beşeri Coğrafya, İktisadi Coğrafya, Hoş, Akmezra, Tarım, Hayvancılık
Keban Baraj Gölünde seviye değişikliği ve antropojen etkileri
Keban Baraj Gölü; Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümünde yer almaktadır. Göl Fırat Nehri üzerinde hidroelektrik enerjisi üretmek amacıyla 1965-1975 yılları arasında Keban Barajının kurulmasıyla ortaya çıkmıştır. Baraj gölünün güney ve doğusunda Elazığ ili, kuzeyinde Tunceli ve Erzincan illeri, batısında ise Malatya ili yer almaktadır. Türkiye'nin Atatürk Baraj Gölünden sonra en büyük yapay gölüdür. Enerji açısından Türkiye'nin ilk dev yatırımlarından olan Keban Barajı kurulduğu dönemde Türkiye'de üretilen elektriğin %20'sini tek başına karşılamıştır. Keban Baraj Gölünde elektrik üretiminin yanı sıra; o yörede yaşayan insanlar su ürünleri avcılığı, tarım faaliyetlerini de sürdürmektedir. Ayrıca feribotla Tunceli'nin Çemişgezek ve Pertek ilçelerine göl üzerinden ulaşım sağlanmaktadır. Dünya da ve Ülkemizde son yıllarda etkisi daha çok hissedilen küresel iklim değişikliği nedeniyle yaşamın devamlılığı açısından büyük öneme sahip su kaynakları giderek risk altına girmekte ve yok olmaktadır. Çalışma alanı olan Keban Baraj Gölüde bu durumdan etkilenmiştir. Ülkemiz için değerli olup, birçok yönden ülke ekonomisine katkısı olan Keban Baraj gölünün gerek doğal gerekse beşeri faktörler nedeniyle seviyesinde değişiklikler yaşanmaktadır. Yaşanan seviye değişikliklerini ortaya çıkarmak, ileride oluşacak sıkıntıları en aza indirmek amacıyla Keban Baraj Gölünde 1985-2020 yılları arasında meydana gelen alansal değişimi LANDSAT uydu görüntüleriyle tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar bilimsel ve coğrafi metotlar içinde yorumlanıp grafik ve haritalarla açıklanmıştır. Baraj gölünün alansal seviye değişimi üzerinde doğal faktörlerin yanında antropojenik faktörler de etkili olmuştur. Keban Baraj Gölünün 1985-2020 yılları arasında alansal değişiminin tespiti için yapılan analiz sonuçlarına bakmış olduğumuz zaman; 1985-2020 yılları içinde en yüksek alanın görüldüğü yıl 1987 iken en düşük alanın görüldüğü yıl ise 2001 yılıdır. 20.06.1987 yılında (maksimum seviye) gölün seviyesi 845 m olup, kapladığı alan 66.936,1 Ha iken; 06.03.2001 yılında ise (minimum seviye) gölün seviyesi 823 m olup kapladığı alan 42.096,8 Ha 'dır. Maksimum (1987) ile minimum (2001) seviye arasında yükselti farkı 22 m olup buda yaklaşık 24.839,3 Ha'a denk gelmektedir. Alansal değişim farkının en net görüldüğü alanlardan olan Elazığ Uluova civarında 6 km gibi bir fark ortaya çıkmıştır. Alansal değişim farkının bu kadar fazla olması beraberinde riskleride getirmektedir. Örneğin; enerji üretiminde problemlerin yaşanmasının yanı sıra geçimini balıkçılıkla, tarımla sağlayan yöre halkı için tehlike oluşturmaktadır. Baraj Gölünün bazı yıllarda (1992-2001) aylık alansal değişim analiz sonuçlarına göre ise yağışların arttığı, karların eridiği aylarda seviye yükselirken, yağışların azaldığı kurak aylarda ise seviyede düşmeler yaşanmaktadır. Keban Baraj Gölünün uzun yıllar (1985-2020) içinde seviyede düzenli bir gidişat bulunmamaktadır. Bazı yıllar seviyede yükselme görülürken, bazı yıllar da ise düşüşler görülmektedir. Göl seviyesinin bu kadar fazla değişmesinde iklim ve antropojenik faktörlerin (barajlar ve tarımsal sulama) büyük etkisi bulunmaktadır. Suyun kaynağı olan yağışların arttığı yıllarda, aylarda baraj seviyesinde yükselmeler görülürken, yağışın azaldığı kurak yıllarda, aylarda ise baraj seviyesinde düşüşler görülmektedir. Yapılan seviye analizi ile toplam yağışlar birlikte ele alınıp karşılaştırıldığında alansal değişim ile yağışlar arasında doğru orantı olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak bazı yıllar yağışların artmasına rağmen seviyede düşüşler görülmektedir. Burada ise antropojenik etkiler devreye girmektedir. Fırat Nehri üzerinde çesitli amaçlara hizmet etmek amacıyla inşaa edilen barajlarda su toplanmaya başlanması o yıl içinde (Örn; 2014) yağışların yüksekliğine rağmen gölün seviyesinde düşmelere neden olmaktadır. Ayrıca insanların göl kıyısında yaptığı tarım sonucu suyun bilinçsizce kullanılması, göl kıyısında veya seviye çekildiğinde kullanılan atıklar hem seviyeyi etkilerken hemde suyun kirlenmesine neden olan antropojenik faktörlerdendir. Ülkemiz açısından büyük değere sahip olan Keban Baraj Gölünde, gelecek yıllarda suya özellikle tatlı suya olan ihtiyacın giderek artması, yapılan yatırımların boşa gitmemesi kısacası maddi manevi büyük zararlara, kayıplara maruz kalmamak için kısa sürede önlem alınarak insanlar daha fazla bilinçlendirilmelidir.
Kahramanmaraş'ta şehirsel gelişimin jeomorfolojik birimler ve doğal afetler üzerindeki etkisi
Bu çalışmada, Kahramanmaraş'ta şehirsel gelişimin jeomorfolojik birimler üzerinde meydana getirdiği değişimleri ve bu değişimin doğal afetlerle ilişkisi incelenmiştir. Kahramanmaraş şehri, Maraş Ovası ile Ahır Dağı arasında alçak plato üzerine kurulmuştur. Daha sonra Maraş Ovası'na doğru genişlemiştir. Şehir, son yıllarda Ahır Dağı güneyinde doğu batı doğrultusunda hızlı gelişerek bu alandaki plato, vadi ve birikinti yelpazelerini işgal etmiştir. Bu süreçte jeomorfolojik birimlerde değişimler yaşanarak sel ve taşkın gibi afetlerde artış görülmüştür. Kahramanmaraş'ın ilk yerleşme yeri plato üzerindeki tepelik alana karşılık geldiği için afet açısından risksiz bir alandır. Fakat yakın dönemde şehrin geliştiği alan, Ahır Dağı'ndan inen akarsular tarafından yarılmıştır. Akarsu yataklarının yerleşmeler tarafından işgal edilmesi ile sel ve taşkın afetlerinin artışına neden olmuştur. Bu afet dışında şehrin Maraş Üçlü Eklemi içerinde yer alması deprem riskinin çok yüksek olduğunu göstermektedir. Geçmişte yaşanmış olan büyük depremler bu afetin şehir için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Kahramanmaraş şehri, uygun iklim şartları, verimli toprak yapısı ve coğrafi konumu nedeniyle sürekli nüfusun artarak, doğal ortam üzerinde baskı oluşturduğu bir yerleşmedir. Hızlı kentleşme ile birlikte şehrin fay zonu ve ova üzerinde genişlemesi yüksek afet riski oluşturmaktadır. Bu risk dışında bina ve yol yapımındaki kazı çalışmaları ile yamaç ve sırtlarda doğal denge bozulmaktadır. İnşaat çalışmaları ile çıkan hafriyat dere yatakları ve vadilere doldurulmaktadır. Hızlı ve plansız kentsel gelişmeyle birlikte şehrin yerleştiği alanlardaki jeomorfolojik birimlerdeki doğal süreçlere müdahale edilmektedir. Bütün bu süreçlerin sonucunda kentsel gelişim jeomorfolojik birimlerde değişime neden olmaktadır. Jeomorfolojik birimlerdeki bu değişim ise afet riskini artırmaktadır. Kahramanmaraş'ta şehirsel gelişimin jeomorfolojik birimler ve doğal afetler üzerindeki etkisinin tespit edilmesi için uydu görüntüleri ve sayısal veriler kullanılmıştır. Yapılan analizlere göre Kahramanmaraş şehrinde nüfusun artışına paralel olarak kentsel alanın hızlı bir şekilde genişlediği belirlenmiştir. Vadiler üzerinde yapılan beşeri müdahaleler şehrin sel ve taşkın açısından riskli hale gelmesine neden olmaktadır. Yamaçlar üzerinde yapılan müdahaleler ise deprem ile birlikte heyelan olaylarını tetikleyebilecektir. Kentsel alandaki yüksek binalar muhtemel depremlerde kayıpların daha yüksek olmasına neden olabilecektir. Bu sonuçlara göre şehrin gelişiminde mevcut afetler dikkate alınarak planlama ve gerekli önlemler alınmalıdır.
Gelendost ilçesinin (Isparta) beşeri ve iktisadi coğrafyası
Gelendost Göller Yöresinde yer alan Isparta İline bağlı bir ilçedir. İlçe Isparta'nın Kuzeydoğusunda yer almaktadır. Yüzölçümü 624km² olan Gelendost'un deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 940 metredir. Gelendost'un kuzeyinde Yalvaç, güneyinde Eğirdir, doğusunda Şarkikaraağaç ve Yenişarbademli batısında ise Eğirdir Gölü yer alır. Eğirdir Gölüne 27 km kıyısı bulunmaktadır. 1415 yılında Konya vilayetine bağlanan Gelendost daha sonra Afşar Köyü'nün gelişerek nahiye olması ile birlikte Afşar Nahiyesine bağlı bir köy konumuna gelmiştir.1930 yılında tekrar nahiye merkezi olan Gelendost, Şarkikaraağaç kazasına bağlanmış 1954 yılında ise İlçe Statüsüne sahip olmuştur. Gelendost, bağlı bulunduğu Isparta gibi, coğrafi bölge olarak Akdeniz Bölgesinde bulunmasına rağmen iklimi tam Akdeniz iklimi özellikleri taşımaz. Hem Akdeniz ikliminden hem de İç Anadolu'nun karasal ikliminden etkilenir. Bunun için Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında geçiş iklimi olarak adlandırılabilir. Bozkır alanın fazlaca yer kapladığı bölgede yazın sıcak ve kurak olması haziran ayı başından itibaren tarım ürünlerinin sulanmasına gerekli kılmaktadır. 1935 yılında Şarkikaraağaç ilçesine bağlı bir nahiye olan Gelendost'ta 15 köy bulunurken,1940 yılında Mahmatlar ve Sarıidris köyleri Gelendost'tan ayrılarak Eğirdir'e bağlanmış ve bağlı bulunan köy sayısı 13'e düşmüştür.1940 yılından bu yana herhangi bir idari sınır değişikliği olmamıştır.1967 yılında beldeye çevrilen Bağıllı Köyü ile 1975 yılında beldeye çevrilen Yaka Köyünün belediye statüsü, nüfusun 2000 kişinin altına düşmesi nedeniyle 2013 yılında sona ermiştir. Gelendost'un 1940 yılında 9739 olan nüfusu 1970 yılına gelindiğinde 17757' ye 1990 yılında ise 22739'a ulaştığı görülmektedir. Nüfusun sürekli olarak artış gösterdiği bu dönemde 1970 yılından sonra Ülke dışına yapılan işçi göçlerinden kaynaklı nüfus artış hızında dalgalanmalar meydana gelmiştir. 2000 li yıllarla birlikte kırdan kente göçün hızlanmasıyla birlikte 2021 yılında Gelendost Nüfusu 15059' a kadar gerilemiştir. Gelendost ilçe sınırlarında en eski yerleşimler M.Ö. 3000 yılına kadar uzanmaktadır. Araştırma sahası tarih boyunca; Hitit, Frig, Lidya, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarının hâkimiyeti altına girmiştir. 1954 yılında ilçe statüsüne kavuşan Gelendost'ta, günümüzde ilçe merkezi dışında 13 köy yerleşmesi bulunmaktadır. Gelendost'ta temel ekonomik geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Tarımsal faaliyetler hayvancılık faaliyetlerine göre daha ön plandadır. 1990'lı yılların başında kuru tarım alanları toplam tarım alanları içerisinde %90 oranında bir paya sahipken, faaliyete geçen sulama projeleri ile birlikte günümüzde sulu tarım alanlarının payı toplam tarım alanları içerisinde %35'e kadar yükselmiştir. Bu durum bölgede elma yetiştiriciliğinin de önem kazanmasını sağlamıştır. 1991 yılına göre 2021 yılında elma üretimi 10 kat artış göstermiştir. Böylelikle tarımın ekonomik faaliyetler içerisindeki payı da yükselmiştir. Anahtar Kelimeler: Beşeri Coğrafya, Ekonomik Coğrafya, Isparta, Gelendost, Tarım,
Zengezur'un coğrafi konumu ve Türkiye -Azerbaycan için jeopolitikalar
Zengezur Azerbaycan, Nahçıvan ve Kacar İranı ile sınırı olan Ermenistan'ın güneyinde yer alan bölgedir. Bölgenin merkezi Kapan şehridir. Zengezur ilçesi doğu ve kuzeydoğuda Cebrail ve Şuşa ilçeleri, kuzeyde Cavanşir ilçesi, batı ve güneybatıda Erivan ilinin Şarur-Daralayaz ve Nahçıvan ilçeleri, güney ve güneydoğuda ise Kacar İranı ile Araz Nehri boyunca sınır komşusudur. 1918 ve 1920 yılları arasında Zengezur, kısa ömürlü Ermenistan Cumhuriyeti'ne dahil edildi . Ermenistan'ın Sovyetleştirilmesinden sonra Zengezur, Bolşeviklere karşı direnişin ana merkezi haline gelmişdir. Sovyetleştirme sırasında Zengezur, Sovyet Ermenistanı'nın bir parçası olurken, diğer iki tartışmalı bölge olan Nahçıvan ve Dağlık Karabağ Sovyet Azerbaycan'ın bir parçası oldu. Yirminci yüzyılın başından itibaren Ermeniler, Zengezur'u ele geçirmek için harekete geçtiler ve yüzyılın sonunda bunu başarabildiler. Stratejik açıdan önemli olan Zengezur bölgesi, İran sınırında Azerbaycan'ın Güneybatısını, Ermenistan'ın ise güneydoğusunu kapsamaktadır. Eski Türk-Müslüman toprakları olan Zengezur bölgesinin nüfusunun etnik bileşenindeki değişim, Rus birliklerinin işgalinden sonra XIX. yüzyılın başlarında başlamışdır. Rusya ve Kacar İranı arasında Gülistan (1813) ve Türkmençay (1828) anlaşmalarının imzalanmasının ardından Ermenilerin Zengezur bölgesine toplu göç süreci başlamışdır. Sadece İran'dan Türkmençay Antlaşması ile iskân edilen 8249 Ermeni ailesinden 1300'ü Karabağ ve Zengezur'a yerleşmiş, bunun sonucunda ise bölgedeki demografik durum ciddi değişiklikler geçirmiştir. 20 Temmuz 1921'de Ermenistan Halk Komiserleri Konseyi, Ermenistan'ın 8 bölge ve 33 bölge ile idari bölge bölünmesini onaylamıştır. 31 Ağustos'ta Zengezur'da yeni bir bölge- Gorus şehri- merkez olmakla Zengezur bölgesi kurulmuştur. Azerbaycan da Zengezur'un (Gorus, Karakilse, Kafan ve Megri bölgeleri) batı bölgesini idari-bölge bölümünden çıkarılmıştır. Böylece Zengezur iki kısma bölünmüştür ve batı kısmı Ermenistan ile birleştirilmiştir. Zengezur Koridoru, Azerbaycan'ın yanı sıra Çin ve Orta Asya'nın yanı sıra Ermenistan'ı Avrupa ve Pasifik Okyanusu'na sosyal, ekonomik, jeopolitik ve jeostratejik olarak bağlamaktadır. Bölgedeki askeri ve siyasi çatışmaların azalması, ülkeler arasındaki ticaretin artmasına neden olacaktır. Rusya, Azerbaycan, Türkiye, Ermenistan ve Kacar İranı arasındaki demiryolu ağını genişletecek ve Kafkas ülkeleri arasındaki ticareti yeni bir düzeye taşıyacak birçok ticaret yolunu açacaktır. Azerbaycan'ın bir Avrasya ulaşım merkezine dönüşmesiyle birlikte, Kafkasya bölgesindeki ulaşım ve demiryolları, bölgenin transit güvenliğini artırarak yeni rekabet ve yeni fırsatlar yaratacaktır. Bu bağlamda elbette uluslararası Doğu-Batı ve Kuzey-Güney ulaşım koridorlarının yapımı ve güzergahları ile Hazar Denizi'nden Avrupa'ya uzanan petrol ve gaz boru hattı sisteminin yapımı yeni sürprizler getirecek, Azerbaycan'ın Doğusunun önemini daha da artıracaktır. Batı ve Kuzey-Güney ulaşım koridorları sayesinde Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Azerbaycan, Avrupa ve Asya arasında bir lojistik merkez olarak çok önemli lokasyona sahiptir. Doğu-Batı Koridoru Çin'in Orta Asya ve Azerbaycan üzerinden Avrupa'ya engelsiz erişimi, aralarındaki ticareti önemli ölçüde artıracaktır. (eurasian-research, 2020). 18 Şubat 1929'da Güney Kafkasya Merkezi Otoritesi İcra Kurulu, Nüvedi, Ernezir ve Tuğut köylerinin Ermenistan'a devredilmesine ilişkin bir karar almıştır. Sonuç olarak, şu anda "Megri Koridoru" olarak bilinen ve yalnızca Nahçıvan ile Azerbaycan'ın geri kalanı arasındaki bağlantıyı kesmekle kalmayan, aynı zamanda Ermenistan'ın Kacar İranı üzerinden erişimini sağlayan 42 km uzunluğundaki bir koridor kuruldu. Böylece Sovyet Bolşevik hükümeti Azerbaycan'ın tarihi topraklarını Ermeni SSC'ye bağışlama politikasını sürdürdü. Buradaki amaç sadece Ermenistan'ı güçlendirmek değil, aynı zamanda Türk dünyası ve Azerbaycan'la olan tüm yol bağlantılarını azaltmaktı. Bu, Çar Rusya'nın jeopolitik çıkarlar uğruna izlediği politikanın Sovyet makamları tarafından da takip edildiğinin açık bir göstergesiydi. 1988'de, Ermenistan, uluslararası destekçilerinin yardımıyla, Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesine toprak iddiasını ileri sürerek bir sonraki adımı atmıştır. Sonuç olarak Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki çatışma yeniden başlamıştır. 1988-1991 yılları arasında Ermeniler, Azerbaycan'ı Zengezur Megri bölgesindeki 7, Karakilse bölgesindeki 11, Kafan bölgesindeki 41 ve Gorus bölgesindeki 4 yerleşim yerlerinden sürgün ederek Azerbaycanlılara karşı etnik temizleme politikasını başlatmışlardır. 1991-1994 yıllarında Ermenistan silahlı kuvvetleri yabancı güçlerin yardımıyla Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesini ve çevresindeki 7 bölgeyi işgal etmiştir. Böylece Zengezur'un Doğu kısmı, yani Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının bir kısmı olan Laçin, Gubadlı ve Zengilan bölgeleri işgal edilmiş oldu. Bu bölgelerde, 301 Azerbaycan yerleşkesini kapsayan 3347 kilometrekarelik topraklar Ermenistan silahlı kuvvetlerinin kontrolü altına alınmış ve 150.000'den fazla kişi yerinden edilmiştir. Ermeniler, zengin cevher yataklarına sahip, Kafkasya'nın İsviçre'si olarak adlandırılan Zengezur'u ele geçirerek Azerbaycan ve Nahçıvan ve aynı zamanda Azerbaycan ve Türkiye arasında yapay bir engel oluşturmuşlardır. Böylece Zengezur'un Azerbaycan'dan Ermenistan'a geçişinin bir sonucu olarak, Azerbaycan'ın ana kısmı Nahçivan'dan ayrıldı ve büyük Türk dünyası coğrafi olarak bölünmüştür. Türkiye'nin Dağlık Karabağ sorunundaki aktif stratejisinin en bariz örneği, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki çatışmayı Rusya'nın arka bahçesine daha fazla nüfuz etmek ve Kafkasya'da önemli bir oyuncu olarak konumunu güçlendirmek için kullanma girişimiydi. Türkiye'nin siyasi ve ekonomik gücünün yeni formu dış politikanın birçok alanında denge kurabiliyor olmasıdır. Bu yeni açılım süreci Türk dış politikasında yeni bir sayfa açarak, ekonomik fırsat penceresi ve yeni dış politika fırsatları ile yeni bölgesel jeopolitikalar yaratmaktadır. Türkiyenin jeopolitiği Zengezur ve Dağlık Karabağ'daki enerji hatları sorununu Rusya ile işbirliği yaparak çözebilirse, Orta Asya ve Kafkaslardan Türkiye'ye enerji hatları oluşturulacak ve ardından Türkiye'ye aktarılacaktır. Teşekkürlerim var. Yükseklisans süreci boyunca daima yanımda olan, çalışmalarımın her aşamasında beni detekleyen Danışman Hocam İlhan Oğuz AKDEMİR'e şükranlarımı sunuyorum. Yüksek lisans tezimi hazırlarken, oğlum Amir İbrahimov'a ayırmam gereken zamandan çokça çaldım. Özürlerimi ve sevgimi iletiyorum. İlerleyen zamanlarda, beni daha iyi anlayacağını biliyorum. Haritalarımın şekillenmesinde bana yardımcı olan Nesife LAĞIMCIOĞLU'na minnettarım. Son teşekkürüm okuyucularıma ve aziz Türk milletine, şayet bir kaç kelime ile faydası oldu ise çalışma gerçek amacına ulaşmış demektir.
Azerbaycan Yüksek Karabağ bölgesi'nin nüfus ve yerleşim özellikleri
Çalışmada Yukarı Karabağ ve yakın çevresinin nüfus ve yerleşim özellikleri incelenmiştir.1813'ten günümüze kadar olan istatistiklerin yanı sıra Yukarı Karabağ'daki insanların yeniden yerleşimi, tahliyeden sonra nüfusun sayısı ve yeri incelenmiştir. Nüfus coğrafyası, nüfusun bölgesel gruplarında yaşadığı bölgesel sistemler ve bunların çeşitli sosyo-ekonomik ve doğal koşulları oluşum ve gelişme özelliklerini inceler. Bu anlamda Yukarı Karabağ bölgesinin nüfus özellikleri sosyoekonomik yapısı, yaş, cinsiyet ve nüfus hareketleri açısından ele alınmıştır. Bölge, Azerbaycan'ın ortakesiminde yeralmaktadır. Sovyet döneminde, Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi, burada 4.400 km2 'lik biralana ve ya Azerbaycan Cumhuriyeti'nin toplam topraklarının % 5.1'ine sahip olacak şekilde kurulmuştur. 1970 nüfus sayımına göre Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi'nin nüfusu 150,313'tür. Dağlık Karabağ'ın nüfusu 19. Yüzyılın başlarına kadar Azeri türklerinden oluşuyordu. 1820'den itibaren Ermeniler toplu halde Azerbaycan'a, özellikle bu bölgeye sürüldü. Ermenice kaynaklarda bölgeninadı "Arsakh" olarak geçmektedir. Amailginçolan, bu kelimenin kökeninin Azerbaycan ve Türklere ait olmasıdır. Sözün orjinal hali, bölgede yaşayan Sak boylarının kahramanları olan kocalarına verilen "Arsak" tır. Ermeniler kelimeyi tahrifettiler. Bölge 2020 yılından sonra da Yukarı Karabağ bölgesi olarak anılmaya başladı. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan,Yüksek Karabağ, Nüfus, Yerleşme, Nüfus değişimi
Türkiye'de helal turizm
Günümüzde ve son yıllarda meydana gelen ekonomik gelişmeler ve değişmelerin yanında popüler olarak karşımıza çıkan "helal turizm" kavramı gelişmeye başlamış hem işletmeciler hem de halk tarafından da ön plana çıkarılmaya çalışılmaktadır. Fakat helal turizm kavramı farklı anlamlar teşkil etmekte olup bu tezde hem buna değinilmiş hem de olması gereken tanımına yaklaşılmaya çalışılmıştır. Helal turizm kavramına açıklık getirilmeye çalışılmanın yanında ülkemizdeki helal turizm gelişimiyle ilgili araştırma yapılmıştır. Helal turizm yeni gelişen bir alternatif turizmdir ve ülkemiz içinde yeni bir konumda olmasına rağmen oldukça dikkat çekmektedir. Ülkemiz birçok turist için popüler olan bir ülke konumundadır. Özellikle helal turizmin ülkemizdeki yayılış alanına, hangi bölgelerde yoğunluk kazandığına ve bu alanların turistler için ne kadar önem taşıdığına dikkat çekilmiştir. Ayrıca haritalar ve tablolarla ülkemizdeki helal turizm konusu anlatılmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de ulaşım ağları – doğal ortam etkileşiminin coğrafi analizi
Ulaşım doğal ortama işlevsellik kazandırarak coğrafi görünümü (peyzaj/landscape) değiştirir. Bu yönüyle ulaşım mekân şekillendirici bir güç olarak coğrafi çalışmalarda önemli bir yer tutar. Ulaşım; ulaşım sektörlerini, araçları, ulaşım yapılarını da içine alan kapsayıcı bir terimdir. Bu çalışmada sektör ayrımı yapılmadan ve Türkiye ölçeğinde ulaşım sistemleri analiz edilmeye çalışılmıştır. Ulaşım sektörleri bazında ortaya konulan hipotezlere Türkiye'den örnekler sunularak bu hipotezlerin doğruluğu test edilmeye çalışılmıştır. Türkiye'nin sunmuş olduğu doğal yapısı ulaşım sistemlerinin gelişimi ve yer seçiminde etkili olan temel bileşenlerdir. Bu nedenle rölyef, topografya, eğim, yükselti, jeomorfolojik birimler, jeolojik yapı ve klimajeomorfolojinin getirmiş olduğu doğal ortam özellikleri ulaşım sektörleri üzerinde belirleyici olur. Topografyaya uygun olan bu yol ağlarına 'doğal yol' adı verilmektedir. Uzun yıllar Anadolu yolları bu güzergâhları takip ederek yerleşme, nüfus ve ekonomik yapının şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Fakat günümüzde ise teknoloji ve sermayenin etkisiyle topografyayı delen, kesen veya topografyayı yükselten yapılar meydana getirilmektedir. Tez içerisinde bu dönüşüme sıklıkla değinilecektir. Türkiye ulaşım ağlarının gelişiminde bazı dönüm noktaları veya kırılma noktaları vardır. Bu kırılma noktaları ülkenin ekonomik yapısı ve uygulanılmaya çalışılan çeşitli politikalar ile açıklanabilmektedir. Karayolları için 1950 (Hilts Raporu), 1980 (otoyol dönemi) ve 2003 sonrası (bölünmüş yol dönemi); demiryolları için 1923-1950 (demiryolu ağırlıklı dönem), 2009 sonrası (YHT projeleri); havayolu için 1993 (serbestleşme politikası), 2013 (tam serbestleşme politikası); denizyolları için lojistik merkez uygulamaları sektörlerin kırılma noktalarını ifade eder. Bugün ulaşım ağları teknoloji ve sermayenin etkisiyle şekillenmektedir. Bu nedenle 'uyum (adaptasyon)', 'değiştirme (modifikasyon)' ve 'yeniden inşa (rekonstrüksiyon)' dönemleri Türkiye ulaşımı açısından değerlendirilebilir. Uyum döneminde doğal yol güzergâhlarına paralel (doğu-batı) yol sistemleri oluşturulmuştur. Bu dönem karayolu, demiryolu, denizyolu ve karaiçi su taşımacılığı sektörlerinde ilk dönem ulaşım ağları olarak görülebilir. Değiştirme döneminde ise doğal yol güzergâhlarına küçük müdahalelerde bulunularak daha işlevsel ulaşım ağları meydana getirilmiştir. Günümüzü yansıtan yeniden inşa dönemi ulaşım ağları ise topografyaya uyumsuz, yeni topografyalar yaratan ve yaratıcı yıkımı yansıtan özellikler göstermektedir. Bu dönemde Türkiye ulaşım ağlarında mega projeler gündeme alınmıştır. Marmaray, Kanal İstanbul, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Çanakkale Köprüsü, Ovit Tüneli, Vauk Tüneli, 3. Havalimanı son dönemi yansıtan ulaşım yapılarıdır. Türkiye ulaşımında yakın ve uzak hedeflerin (2023, 2035 gibi) ortaya konulması planlamanın iyi yapılmasını gerekli kılar. Planlamalar ülke gerçekleri göz önüne alınarak yapılırsa milli menfaatlere uygun yapılar ortaya çıkarılır. 'Türkiye petrol zengini olmayan bir ülkedir', 'Türkiye trans bir ülkedir', 'Türkiye hinterlandı geniş bir ülkedir' gibi gerçekler göz önünde bulundurularak işlevsel ulaşım yapılarının ortaya konulması gerekir. Daha sürdürülebilir ve avantajlı bir ulaşım sektörü olan hızlı demiryolu hatlarıyla ülkelerarası, ülkesel ve bölgesel ağların inşa edilmesi Türkiye ulaşımı açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın sonunda önerilen hızlı demiryolu ağları ile Türkiye daha ekonomik ve güvenli ulaşım ağına erişmiş olacaktır.
Kuruçay havzası aşağı çığırının (Malatya) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Kuruçay havzası; Doğu Anadolu Bölgesi, Yukarı Fırat Bölümü, İç Toros Depresyonları Yöresi, Malatya Havzası Alt Yöresi içinde yer almaktadır. Çalışma sahası Malatya şehrinin 40 km kuzeyinde yer almaktadır. Havzanın kuzeyinde Hekimhan İlçesi ve Arguvan İlçesi yer alır. Doğusunda Elazığ'a bağlı Baskil İlçesi ve güneyinde Malatya'ya bağlı Dilek Kasabası ile bulunmaktadır. Çalışma alanı 481 km2'lik yüz ölçümüne sahiptir. Havzaya adını veren Kuruçay ise havzanın tam ortasından geçmektedir. Kuruçay'ın iki önemli kolu Hırın Çayı ve Hasır Çay'da çalışma alanı sınırları içinde yer almaktadır. Çalışma sahasında, nüfus 1935 yılı ile 1980 yılları arasında dinamik bir artış gösterirken, 1980-2000 yılları arasında durağan şekilde bir artış göstermiştir. 2000 yılından sonraki sayım yıllarında ise çalışma sahasında dinamik bir gerileme gözlenmiştir. Çalışma alanının nüfus bakımından en önemli özelliği sürekli göç vermesi ve göçlerin mevsimsel olarak değişmesidir. Araştırma sahasındaki yerleşmelerin tarihi ilk çağlara dayanmaktadır. Havzadan geçen D-875 Malatya- Sivas karayolu ilk çağlardan itibaren İpekyolu'nun tali yolu olarak kullanılması bu durumu kanıtlar niteliktedir. Çalışma sahasındaki yerleşmeler büyük bir çoğunluğu daimi yerleşmeler olarak nitelendirilebilir. Daimi yerleşmelere örnek olarak mahalleler, köyler ve mezralar gösterilebilir. Araştırma sahasındaki geçici yerleşmeler ise genelde bağ-bahçe evleri ve hayvancılık ile geçimini sağlayan insanların kullandığı yayla evleridir. Araştırma alanında tarım alanlarının oranı % 41'lik dilimi oluştururken, % 37'sini ormanlık ve çalılık alan, % 5'ini çayır ve meralar ve % 17'lik kısmını ise yerleşim alanları, bataklıklar ve su yüzeyi oluşturmaktadır. Sahada yetiştirilen başlıca tarım ürünü olarak kayısı gelmektedir. Kayısı yörenin en önemli geçim kaynağıdır ve yaz mevsiminde kayısı tarımı sayesinde nüfus oldukça artmaktadır. Bunun dışında havzada buğday, arpa, yonca, fiğ, baklagiller ve bağ-bahçe tarımı yapılmaktadır. Fakat bu bahsedilen tarımsal üretimler genelde ticari amaçlı değildir. Hayvancılık bakımından sahada yükseltinin ve engebenin azaldığı güney kısmında genelde büyükbaş hayvancılık ve kümes hayvancılığı yürütülürken, engebenin ve yükseltinin arttığı kuzey kesiminde ise genel olarak küçükbaş hayvancılık faaliyetleri yürütülmektedir. Diğer iktisadi faaliyetler ise araştırma sahasının önemli bir güzergâhta yer almasından dolayı yol kenarlarında benzinliklerin olması ve Kuruçay'ın etkisiyle akarsuyun döküldüğü ağız kısmında çakıl ve kum gibi ince yapılı malzemelerin birikmesi sonucu kum ocaklarının mevcudiyetidir. Ülkemizdeki kırsal alanlarda olduğu gibi çalışma sahasındaki en büyük sorunları; göç olgusunu fazla oluşu, arazi kullanımından kaynaklanan sorunlar ve arazinin engebeli olduğu kırsal sahalarda yerleşim yerlerinin birbirinden kopuk alanlara kurulmuş olması ve ulaşımda yaşanan sıkıntılardır. Bu belirtilen sebepler ve sorunlar çalışmanın yapılmasında belirleyici faktörler olmuştur.
Huzurkent'in (Mersin) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Huzurkent, Akdeniz bölgesinin Adana bölümünde Mersin ili idari sınırında yer almaktadır. 1968 yılında kurulan Huzurkent 1969 yılında belediye statüsü kazanmıştır. 2004 yılında Nacarlı ve Bağlarbaşı mahallelerinin dahil olmasıyla mahalle sayısı 7'ye yükselmiştir. 2012 yılında büyükşehir yasasıyla Huzurkent belediyesi kaldırılmıştır. Bu tarihten itibaren Mersin'in Akdeniz ilçesine bağlı mahalle ünitesi olarak yer almıştır. Günümüzde 38,78 km² yüz ölçümüne sahip olan Huzurkent'de 7 mahalle ünitesi bulunmaktadır. Alüvyal bir ova üzerinde kurulan Huzurkent, uygun iklim koşulları, topoğrafik bir engelin olmaması ve verimli topraklara sahip olması Huzurkent'in yerleşim alanı olarak tercih edilmesini sağlamış ve kısa sürede nüfuslanmasına imkan tanımıştır. Mersin-Adana kara yolu ve Mersin-Adana demiryolunun bulunduğu güzergahta yer alması, Huzurkent'in sosyo-ekonomik yapısında değişmeler meydana getirmiştir. Kurulduğu dönemde yoğun zirai faaliyetleriyle kırsal yerleşme özelliği gösteren Huzurkent, ulaşım fonksiyonunun sahaya etkisiyle birlikte ticaret, sanayi ve hizmet alanlarında gelişme göstermeye başlamış ve zamanla şehirsel bir karakter kazanmıştır. Sahada topoğrafik bir engelin olmamasına rağmen nüfusun mahallelere dağılışında farklılıklar görülmektedir. Nüfus daha çok Mersin-Adana karayolunun güneyinde ve Demiryolunun kuzeyindeki mahallelerde yoğunluk göstermektedir. Huzurkent'de ticaret, sanayi ve hizmet faaliyetleri gelişme göstermekle beraber günümüzde tarım, ekonomik faaliyet alanı olarak önemini korumaktadır. Huzurkent'de modern tarım yöntemleri uygulanmakta olup çeşitli sebze ve meyve tarımı yapılmaktadır. Huzurkent ulaşım fonksiyonları yönünden zengin bir sahadır. Sahada hem karayolu ulaşımı hem de demiryolu ulaşım sistemi mevcuttur. Bu ulaşım sistemleri ile birçok yerleşim alanına ulaşmak mümkündür. Uluslararası ticarette önemli bir konumda olan Mersin ve Tarsus şehirleri arasında yer alan Huzurkent, Mersin Tarsus organize sanayi bölgesinin sahada kurulmasıyla birlikte sahada ticaret ve sanayi faaliyetlerinin gelişmesini sağlamıştır. Ticaret, Mersin-Adana karayolu ve Atatürk Caddesi boyunca gelişme göstermiştir. Huzurkent'de perakende ticaret, günlük ihtiyaçlar, uzun süreli ihtiyaçlar, periyodik ihtiyaçlara yönelik ticari faaliyetler gelişmiştir. Sanayi, Mersin-Tarsus karayolu üzerinde ve Mersin-Tarsus organize sanayi bölgesinin bulunduğu alanlarda kurulmuş olup sanayi faaliyetleri hem Huzurkent hem de çevresinde yer alan yerleşim alanları için önemli bir istihdam alanı oluşturmaktadır. Mevcut olan sanayi kolları ise gıda, otomotiv, cam, petro-kimya sanayisi ve kimya sanayisidir. Anahtar kelimeler: Huzurkent, şehir, ulaşım, sanayi ve ticaret
Solhan'ın (Bingöl) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Doğu Anadolu bölgesinin Yukarı Fırat bölümünde yer alan Solhan ilçesi Bingöl iline bağlı olup bu ilin kuzeydoğusunda yer alır. Solhan, doğusunda Muş, batısında Bingöl, kuzeyinde Karlıova(Bingöl) ve Varto(Muş), güneyinde de Diyarbakır ve Genç(Bingöl) ilçesi ile çevrelenmiştir. İstanbul-İran transit yolu üzerinde olup, Bingöl'e 56 km, Muş'a ise 58 km uzaklıktadır. Araştırmada Solhan ilçe merkezinin beşeri ve ekonomik coğrafya özellikleri ele alınarak, coğrafi bir bakış açısıyla ortaya konulmaya çalışılmıştır. İlçenin özellikleri incelenirken genel eserlerin yanı sıra, çeşitli periyodiklerden de yararlanılmıştır. Bunun yanında, gözlemlerden de büyük ölçüde faydalanma yoluna gidilmiştir. Çalışma alanı, elverişli konumu sayesinde önemli kara ve demiryolları üzerinde bulunmaktadır. Ancak bu konum, İlçenin gelişimine beklenen katkıyı pek sağlayamamıştır. Yerleşim sahası yeryüzü şekillerine ve ulaşıma bağlı olarak sınırlanmıştır. Son yıllarda İlçenin gelişimi genel olarak yer şekillerinin daha sade olduğu ve D-300 karayolunun da geçtiği güzergâh olan batı yönünde gelişmiştir. Yörenin ekonomisinde hayvancılığın payı oldukça fazladır. Nitekim şehrin çoğu geçimini hayvancılıktan sağlamaktadır. Çalışma sahasındaki sanayi son yıllarda biraz gelişim gösterse de sanayinin gelişmesini sağlayıcı önlemlerin alınması gerekmektedir. Solhan, sahip olduğu doğal çevre özellikleri, önemli bir ulaşım arteri üzerindeki konumu ve turizm potansiyeli ile gelişmeye açık bir ilçedir. Çalışmada, şehrin bu tür özellikleri ön plana çıkarılarak sorunlar tespit edilmeye ve öneriler getirilmeye çalışılmıştır.
Keban (Elazığ)' ın beşeri ve ekonomik coğrafyası
Küreselleşen dünyada toplumların başka kültürlerle ilişkiye geçmesi, dillerin birbirinden etkilenmesi ve kelime alışverişinde bulunması gayet doğal bir süreçtir. Çeşitli nedenler ve ihtiyaçlar sonucunda bir dile başka bir dilden girmiş ve o dilde benimsenmiş olan sözcüklere alıntı sözcük denilir. Her dilde belirli oranda alıntı sözcük yer almaktadır. Oğuz grubu Türk lehçeleri içerisinde yer alan Azerbaycan Türkçesi de bu yazı dillerinden biridir. Azerbaycan Türkçesi tarih boyunca içinde bulunduğu bölgenin farklı uluslarının dillerinden etkilenmiştir. Günümüzde de yabancı dillerden etkilenmeye devam etmektedir. Bir dile giren alıntı sözcüklerde geldikleri dilden ayrılan fonetik özellikler bulunabilir. Bu durumda dil almış olduğu sözcükleri kendi fonetik yapısına uydurma veya yaklaştırma çabası içine girer. Bu nedenlerden ötürü alıntı sözcüklerde az veya çok ses değişiklikleri veya ses olayları meydana gelir. Bu çalışmada yapılan fonetik incelemeler doğrultusunda tespit edilen alıntı sözcüklerin Azerbaycan Türkçesine ne şekilde girdiği, hangi ses değişikliklerine ve ses olaylarına uğradığı ele alınmış ve bu fonetik tespitler istatistiksel veriler, tablolar ve grafiklerle desteklenmiştir.
Alacakaya ilçesi (Elazığ) ve yakın çevresinin yeraltı kaynakları ve bunların kullanım durumu
İnsanlar varlığını sürdürebilmek için gerekli ihtiyaçlarını üzerinde yaşadığı topraktan sağlamaktadır. Bir ulus bağımsızlığını korumak yurdunu savunmak ve insanlarını çağdaş uygarlık düzeyinde yaşatabilmek için sahip olduğu topraklarının bahşettiği olanaklardan en çok ve en iyi biçimde yararlanmasını bilmek zorundadır. Maden yatakları devamlı belirli kayaç tipleriyle ilişkili olarak bulunurlar krom yatakları sadece bazik ve ultra bazik kayaçlar içerisinde gelişmektedir. Krom mineral olarak 1787'de Fransız kimyager N.L VAUGUELİN tarafından keşif edilmiştir. Kromit Türkiye'de ekonomik öneme sahip önemli bir mineraldir. İlk defa Bursa - Harmancık bölgesinde 1848 yılında bulunmuştur. Bundan sonra ülkemizde çok önemli yataklar keşif edilmiştir. 1935 'te MTA ve Etibank'ın kurulmasından sonra krom araması ve madenciliği gelişmiştir. Elâzığ'da 1935 yılında Abdullah HÜSREV Bey tarafından krom yatakları bulunmuş ve 1936 yılında işletmeye açılmıştır. Bu çalışma kapsamında krom yataklarının genel özellikleri; Alacakaya ve yakın çevresindeki çıkarım–üretim faaliyetleri krom yataklarının tanımlanması, sınıflandırması ve kullanım alanları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Mermerin tanımı, dünyada mermer rezervleri ile mermer üretim miktarı ihracat ve ithalatı verilmiştir. Türkiye'de, Elâzığ'daki ve dolayısıyla Alacakaya ve yakın çevresindeki mermer çıkarım – üretim alanları, çalışma alanında çıkarılan mermer türleri ve bunların pazar durumları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Milli düzeyde ülke kalkınması için önemli yere sahip olan maden ve mermer sektörü, yerel düzeyde de Elazığ için ilin diğer sektörlerdeki durumu düşünüldüğünde daha da öncelikli hale gelmektedir. Çalışma sahasının mermer konusundaki potansiyeli azımsanmayacak seviyededir. Bunda hem rezerv hem de çeşit bakımından çalışma bölgesini ön plana çıkaran doğal taş mermer türlerinin etkisi vardır. Elazığ Türkiye mermer rezervlerinin %8'ine sahiptir. Bu büyük bir mermer ihracatçısı olan Türkiye içerisinde önemli bir rezerv oranıdır. Rezerv miktarının yanı sıra Alacakaya ve yakın çevresi, dünya çapında üne sahip olan ve dünya literatüründe Rosso Levanto olarak bilinen Elazığ Vişne isimli renkli mermer türüne sahiptir ki bu doğal taş Elazığ'ı hem Türkiye içerisinde hem de dünya çapında mermer konusunda hatırı sayılır bir yere taşımıştır.
Yanarsu (Garzan) Çayı Aşağı Havzası (Siirt/Kurtalan) jeomorfolojisi
Bu tez çalışmasında, Dicle Nehri'nin önemli kollarından biri olan Yanarsu (Garzan) Çayı Aşağı Havzası'nın jeomorfolojik özellikleri incelenmiştir. Yanarsu Çayı aşağı havzası, kuzeyden Mereto Dağı, güneyde Garzan ve Yanarsu dağları, batıdan Kıra Dağı ile sınırlandırılmaktadır. Kuzeydeki dağlık alanlar Paleozoyik ve Mesozoyik, güneydeki dağlık alanlar Eosen ve Oligosen dönemine ait Formasyonlardan oluşmaktadır. Bu iki dağlık kütle arasında havza tabanlarına karşılık gelen düzlükler ise Üst Miyosen-Pliyosen dolgularından oluşmaktadır. Diyarbakır Havzası'nın en doğu bölümünde güneyde Garzan ve Yanarsu Dağı, kuzeyde Eski Garzan Reşan Antiklinali arasında yer alan hafif dalgalı düzlükler, Garzan Ovası olarak adlandırılmaktadır. Ova, kuzey ve güneyde kıvrımlı yapılar arasında bir senklinale karşılık gelmektedir. Bu senklinal, Yanarsu (Garzan) Çayı tarafından iki parçaya bölünmüştür. Bu bölünme ile birlikte Yanarsu Çayı'nın batısında kalan alanlar akarsular tarafından fazla yarılmıştır. Doğuda kalan bölüm ise batıya göre fazla parçalanmamış hafif dalgalı düzlüklerden oluşmaktadır. Asıl Garzan Ovası, Yanarsu Çayı doğusunda kalan kuzey ve güneyden kıvrımlı yapılarla sınırlandırılan hafif dalgalı düzlüklere karşılık gelmektedir. Ova KB-GD doğrultusunda 10 km genişliğinde, 25 km uzunluğunda ortalama 250 km2'lik alan kaplamaktadır. Garzan Ovası, Üst Miyosen-Pliyosen çakıltaşı, kumtaşı ve kiltaşı litolojilerinden oluşan genç örtü birimleri üzerinde gelişmiştir. Üst Miyosen-Pliyosen boyunca sedimantasyon alanı olan havza Kuvaterner'de dış drenaja açılarak günümüz şeklini almıştır. Bu havzada buzul topoğrafyası dışındaki bütün yapılara ait yer şekilleri görülmekte olup jeomorfoloji açısından bir açık hava müzesi özelliğindedir.
Van gölü kapalı havzasında yağış-akım analizleri ve göl seviye değişimi
Bu çalışmada ülkemizin doğusunda bulunan ve Türkiye'nin en büyük gölünün de içinde bulunduğu Van Gölü kapalı havzasında yağış-akım ilişkisi ve bunun göl seviye değişimine etkisi incelenecektir. Bu araştırmanın amacı, Van Gölü'nün seviye değişiminin en önemli sebebi olarak düşünülen yağış şekli, miktarı, mevsimlere dağılış biçimi ve bunların sonucunda oluşan akımın göl seviye değişimi üzerindeki etkisinin açığa çıkarılmasıdır. Bunun için sıcaklık ve nem koşulları ile buharlaşma şiddeti, yağış değerleri, göle dökülen akarsuların akımlarının yıllık miktarları ve bunların göl seviye değişimine etkisi değişik yaklaşımlarla gösterilmeye çalışılmıştır. Özellikle Van Gölü havzasının iklimi incelenirken iklim elemanları olan sıcaklık, basınç, rüzgârlar, nem ve yağış ile hidrografik özellikler üzerinde etraflıca durulmaya çalışılmıştır. Çünkü bu faktörler anlaşılmadan Van Gölünün seviye değişiminin nedenleri yeterince anlaşılmayacak kanaatindeyiz. Bütün kapalı havza göllerinde olduğu gibi Van Gölü'nde de seviye değişiminin büyük sorunlara yol açacağı düşünülmektedir. Bu sorunların kaynağı olan seviye değişiminin sebeplerinin iyi anlaşılması, çözüm üretilmesini kolaylaştıracaktır. Göl seviyesinin artışı veya azalışı, farklı doğal afetlere yol açacağı kaygısı, bu konu ile ilgili araştırmanın diğer bir sebebi olarak gösterilebilir.
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde zeytin üretim alanlarının dağılışı (1991-2016)
Türkiye zeytin üretimi ve zeytinyağı üretiminde 1950'li yıllardan itibaren bir azalma meydana gelmiş olsa da 1961-1962 döneminde Türkiye ilk zeytinyağı ihracatını yapmıştır. 1980'li yıllar ve sonrasında zeytinciliği koruma kanununa rağmen zeytinlikler sökülerek, kıyı turizmi uğruna feda edilerek başka tarımsal faaliyet alanları zeytinciliğin yerini almıştır. Ülkemizde 2000'li yıllardan bu yana Cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi özelliklede sofralık zeytin ve zeytinyağı üretiminde nitelik ve nicelik olarak ciddi gelişmeler görülmektedir. Çünkü sofralık zeytin ve zeytinyağı teknolojisi gelişmekte, bölgeleriyle özdeşleşen ve markalaşan zeytin çeşitleri, zeytin ve zeytinyağı pazarının gelişmesine destek vermektedir. Ülkemiz zeytincilik yapısı geleneksel zeytincilikten çıkıp modern zeytinciliğe yönelmektedir. Türkiye dünya sofralık zeytin ve zeytinyağı pazarında söz sahibi olabilmenin en önemli koşulu olan yüksek kaliteli üretimi hedeflediği için bazı sorunlar da yaşamaktadır. Zeytine gereken önem verilmeli ve iç piyasa talepleri ile birlikte ihracatta da önemli paya sahip olmalıdır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde zeytinin anavatanı olması ve yörede zeytinyağının bir kültür haline gelmesi nedeniyle zeytin yetiştiriciliği çok uzun yıllara dayanmaktadır. Bölgenin en önemli dezavantajı yaz döneminin çok kurak geçmesi ve su sıkıntısının yaşanmasıdır. Son otuz yılda bölgede uygulamada ön plana çıkan GAP projesi sayesinde barajlar inşa edilmiştir. Böylece bölgenin kuraklık yaşayan çorak alanlarına suyun ulaştırılması ve baraj göletlerinin kıyılarının zeytinciliğe çok uygun olması nedeniyle ağaç dikimi hızlanmıştır. Dünya'da zeytine ve zeytinyağına verilen değerin artması ile birlikte ağaç dikimi hızlanmıştır. Bölgede üretilen zeytinin %70'ni sofralık %30'nu ise yağlık oluşturmaktadır. Kilis, Gaziantep (Nizip), ve Şanlıurfa çevresinde yağlık zeytin üretimi yapılır iken Mardin(Derik), Adıyaman ve çevresinde Sofralık üretim gelişmiştir. Bölgede üretilen zeytinler hem klasik yöntem ile hem de fabrikalarda modern yöntem ile yağı çıkarılmaktadır. Çıkarılan bu zeytin çoğunlukla iç pazarda tüketilmektedir. Ayrıca zeytinin pirinasından sabun yapımı bölgede önemli bir potansiyel oluşturmaktadır. Zeytin yetiştiriciliğine gerekli desteğin verilmesi teknoloji ve fidan desteğinin yanında çiftçilerin bilinçlendirilmesi halinde Güneydoğu Anadolu bölgesinde zeytincilik önemli ölçüde gelişecektir. Bu çalışmada zeytinin dağılışı, iller arasında zeytin üretim farklılığı ve değişimini harita, grafik ve tablolar ile coğrafi bilgi sistematiği çerçevesinde katkılar ve öneriler dahilinde ışık tutmaya çalışıldı. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde geçmişten günümüze zeytin üretimi ile ilgili tespitler ortaya konuldu ve neler yapılması hakkında görüşler bildirildi.
Erciyes Dağı (Kayseri) ve çevresinde doğal ortam insan ilişkisi
İnceleme alanı olan Erciyes dağı ve çevresi İç Anadolu Bölgesinin Orta Kızılırmak bölümünde yer alır. Araştırma alanı içerisinde en büyük yerleşme olan Kayseri'nin de içerisinde kaldığı alan 37° 45' ile 38° 18' kuzey enlemleri ve 34° 54' ile 36° 58' doğu boylamları arasında bulunmaktadır.Araştırma alanının içerisinde bulunduğu Kayseri ili; Doğu ve kuzeydoğusu Sivas, kuzeyi Yozgat, batısı Nevşehir, güneybatısı Niğde, güneyi ise Adana ve Kahramanmaraş illeri ile çevrilidir.Araştırma alanımız Olan Erciyes dağı ise ise kuzeyde Kayseri ili ve kurulu olduğu Kayseri ovası , güneyde Develi ilçesinin içerisinde olduğu Develi ovası, doğuda Tekir yaylası ile birbirinden ayrılmış inceleme alanının ikinci en büyük dağı olan Koç dağı ile, batıda ise kabaca Yay gölü ile Sultan sazlığının oluşturduğu göl ve gölcüklerle çevrilidir. Erciyes dağı ve çevresinde Kırşehir masifiyle Paleozoik dönemde oluşan etkinlik,Mesosoikte granit ve Granodiyoritlerle devam etmektedir.Eosende ise killi marnlı, çakıllı birimler alanı kaplamakltadır. Orta Miyosende Yemliha formasyonu ile birlikte bazalt ve andezit birleşimli lav ve piroklastikler kaplamaktadır. Üst Miyosen de Eğerci formasyonu ile birlikte andezitik, dasitik ve bazaltik volkanitlerle örtülüyor. Daha sonra ki dönem olan Pliyosen de ise Koç dağına bağlı olarak alan ignimbiritlerle örtülüp son dönem olan Kuvaternerde ise alan yaşlıdan gence doğru bazalt,traverten yamaç molozu ve alüvyonlarla dolmaktadır. İnceleme alanı çevresinde Halosen, Üst Pliyosen, Üst Miyosen ve Orta Miyosen yaşlı birimler yer alır. Bunlar alttan Üste doğru sırasıyla Orta Miyosen yaşlı Yemliha Formasyonu, onun üzerinde Üst Miyosen yaşlı Eğerci formasyonu, onun üzerinde Üst Pliyosen yaşlı İncesu İğnimbiriti en üstte ise Halosen yaşlı alüvyonlar yer alır. İnceleme alanı ve çevresinde görülen iklim,İç Anadolu Step iklimi karakterini taşımaktadır.Erciyes dağı ve çevresinin yer aldığı Kayseri ili eski bir yerleşim alanı olduğu için orman alanları tahrip edilmiştir. Bu nedenle kuru orman, ot formasyonu ile sınırlandırılmştır. Erciyes dağı ve çevresinde toprak kaynakları açısından zengindir. Erciyes dağı ve çevresinin hakim toprak tipinin kireçsiz kahverengi topraklar meydana getirir. Erciyes dağı ve çevresinde morflojik özellikleri ve litolojik yapısından dolayı sürekli akarsu kaynakları bakımından fakirdir. Bunun yanısıra dağlık alanda doğan akarsular ovaya gelmeden andezit,tüf ve bazaltların altına dalarak kaybolur. Kaynak ve yer altı suyu bakımından inceleme alanında zenginlik ön plandadır. Erciyes dağı ve çevresinde yerleşmelerin tarihi M.Ö.3000 bin yılın ortalarına kadar uzanmaktadır. İnceleme alanının dışında kalan Kültepe höyüğünde yapılan incelemelere gore yerleşmelerin varlığı günümüzden 4500 yıl kadar eskiye dayanmaktadır. Erciyes dağı ve çevresinde yerleşmelerin en büyüğü Kayseri ili başta olmak üzere köy ve mahallelerden oluşmaktadır. Bu yerleşmeler Erciyes dağı çevresinde adeta yuvarlak masa etrafındaki sandalyeler gibi dizilniştir. İçceleme alanındaki dağlık saha ve iklim, toprak özellikleri yerleşmelerin dağılışından tutun ekonomik faaliyetlere kadar yön vermekte bazı alanlarda ise ekonomik faaliyetleri kısıtlamaktadır. Dolayısı ile doğal ortam özellikleri beşeri faaliyetlere yansımaktadır. İnceleme alanında doğal ortam ile insan ilişkisi arasında sıkı bir ilişki vardır. İnceleme alanı ve çevresinde ekonomik faaliyetler(tarım,hayvancılık,sanayi,turizm) hepsi görülmekle beraber öne çıkan unsur turizm faaliyetidir. Erciyes dağı deyince ilk akla gelen kayak turizmidir. Bunun yanısıra inceleme alanında göze çarpan diğer bir unsur ise bağ ve bahçe faaliyetidir. İnceleme alanı dağlık ve plato alanlarının ağırlıkta olduğu bir alandır. Dolayısı ile bu alanlardan yükseltisi fazla olan alanlarda arazi kullanımı açısından yetersizlik görülmekle beraber en büyük faaliyet kışın yapılan kayak turizmi ile yazın gerçekleştirilen dağ turizmidir. Bunun yanı sıra yükselti alçaldıkça dağlık alanın lav akıntı sahaları ile etek düzlükleri sayfiye alanı olarak değerlendirilmiş olup bağ ve bahçe alanı olarak kaşımıza çıkmaktadır.Yükseltinin azaldığı kısımlarda ise yerleşmelerle iç içe geçmiş tarım, hayvancılık ve sanayi alanlarını görmekteyiz bu alanlar ova ve alçak plato alanlarına denk gelmektedir.Erciyes dağı ve çevresinde en büyük yerleşme alanı olan Kayseri şehri tarihi, kültürel, dini ve doğal potansiyeli ile turizm açısından İç Anadolu bölgesinin en önemli alanlarından bir tanesidir. Bu çalışmada Erciyes dağı ve çevresinin doğal ortam özellikleri ile insan arasındaki lişki üzerinde durulmuştur. Dağlık alanda var olan potansiyel üzerinde farkındalık yaratmak, arazi kullanımı konusunda daha fazla bilgiye sahip olmak, Türkiye için önemli bir yere sahip olan Erciyes dağı ve çevresinin önemini vurgulanılmaya çalışılmıştır.
Diyarbakır-Kurtalan Demiryolu hattının yerleşmelere etkisi
Ulaşım, yerleşmelerin kurulmasında ve büyüyüp gelişmesinde etkili olan faktörlerdendir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Dicle Bölümünde yer alan Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı ve bu hattın, güzergâh boyunca bulunan yerleşmelere olan etkisinin ele aldığı bu çalışmada; Coğrafya Biliminin dağılış, ilgi ve bağlılık ile nedensellik ilkeleri çerçevesinde çalışma ve analizler yapılmıştır. Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattının yapımında ve güzergâhın belirlenmesinde etkili olan coğrafi faktörler belirlenmiş olup; hattın yapım amacı, tarihçesi ve şu anki durumu hakkında bilgiler verilmiştir. Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı, ülkenin batısı ile doğusunu birbirine bağlayan Haydarpaşa-Kurtalan demiryolu hattı içinde yer almaktadır. Kurtalan istasyonu, yapıldığı dönemde demiryoluyla ülkenin doğu ve batısını kesintisiz bir biçimde birbirine bağladığı ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde en son istasyonunun bulunduğu yerleşme olduğu için bir simgedir. 159 km'lik Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı, Diyarbakır, Batman ve Siirt illeri olmak üzere toplam üç ilin idari sınırları içinde yer almaktadır. Bu hat boyunca, altı istasyon (Diyarbakır, Bismil, Çöltepe, Batman, Beşiri ve Kurtalan) ile oniki durak (Bozdemir, Uğur, Arzuoğlu, Ulam, Ambar, Seyithasan, Salat, Sinan, Kıradağ, Yaylıca, Merci ve Yanarsu) bulunmaktadır. Geçmişten günümüze, Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı ve bu hat üzerinde yer alan tüm istasyon ve duraklar ile demiryolu hattının güzergâh üzerindeki yerleşmelere olan etkisi incelenmiş olup; değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamızda, ilk yapıldığı döneme göre eski önemini kaybeden Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattının tekrar canlanması, aktif hale gelebilmesi için yapılması gereken çalışmalar ve projeler anlatılmıştır. Bu çalışmada ayrıca; çevreci, ekonomik, rahat, konforlu ve hızlı bir ulaşım şekli olan demiryolu ulaşımına yeniden ağırlık verilmesi, hatların iyileştirilip modernize edilmesi, hızlı trenlerin kullanılması, karayolu-demiryolu-denizyolunun birbirine entegre edilmesi gibi ülke ekonomisi ve yöre halkı için önemli çalışmaların gerekliliği üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ulaşım, Demiryolu, Diyarbakır, Kurtalan, Yerleşme.
Yenice'nin (Tarsus-Mersin) nüfus ve yerleşme özellikleri
Nüfus ve yerleşme ilişkileri ile şehirsel fonksiyonlar zamanla değişirken etki sahaları coğrafi açıdan farlılıklar oluşturmaktadır. Değişen fiziki ve beşeri şartlar zamanla bölge içerisinde yerleşme ve nüfus özelliklerini, çalışma sahasının idari statüsünü, tarım, sanayi ve ulaşım özelliklerini değiştirmiş ve geliştirmiştir. Alanın tez konusu olarak seçilmiş olmasının temel amacı sahanın coğrafi açıdan daha önceden çalışılmamış olmasıdır. Coğrafyanın nedensellik, karşılıklı bağlantı ve dağılış ilkesi içerisinde ele alınan Yenice için bu çalışma bir ilk olma özelliğini göstermektedir. Akdeniz bölgesinin Adana Bölümünde, Adana'nın batısında, Mersin'in doğusunda yer alan Tarsus ilçesine bağlı Yenice verimli bir ova üzerine kurulmuştur. Yenice farklı özelliklere sahip, gelişmeye elverişli bir alan üzerinde yer almakta ve bulunduğu konumu gereği stratejik bir alan oluşturmaktadır. Verimli tarımsal sahaları ile birlikte sanayi faaliyetleri ve gelişen ulaşım hatları Yenice'yi diğer alanlardan ayırmaktadır. Bölge içerinde gelişen ve değişen bir yapıya sahip olan Yenice nüfus ve yerleşme ilişkisinin faklı bir örneğini teşkil etmektedir. Yenice ilerleyen yıllarda coğrafi açıdan çok önemli bir konumda olacaktır. Anahtar Kelimler: Yenice, Nüfus, Yerleşme, Tarım, Sanayi, Ulaşım.
Arıcak'ın (Elazığ) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Arıcak; Doğu Anadolu Bölgesi, Yukarı Fırat Bölümü'nde yer alan, idari olarak Elazığ iline bağlı bir ilçe merkezidir. Kuzeyinde Elazığ'ın Palu ilçesi, doğusunda Bingöl'ün Genç ilçesi, güneyinde Diyarbakır'ın Dicle ve Hani ilçeleri, batısında ise Elazığ'ın Alacakaya ilçesi ile çevrilidir. Arıcak, Güneydoğu Toroslar'ın doğu ucunda yer alan Akdağ dağlarının güney eteklerinde dağlık ve engebeli bir sahaya kurulmuştur. Deniz seviyesinden yüksekliği ise 1100 m'dir. Arıcak ilçesinin toplam yüz ölçümü 374 km²'dir. Araştırma sahasını oluşturan Arıcak'ın yüzölçümü ise 24.4 km²'dir. Arıcak, 2018 yılı itibariyle 4312 kişilik bir nüfusa ve 8 mahalleye sahiptir. Nüfusun gelişimi izlendiğinde sayım dönemleri arasında dalgalanmalar görülmektedir. Artan nüfusun bir sonraki yıl hızlı bir düşüş göstermesi seçim yıllarında maksatlı olarak yer değişimlerinin olduğunu göstermektedir. Bu durum gerçek nüfusun ortaya çıkarılmasını olumsuz etkilemiştir. Arıcak'ın ilk kuruluş tarihi 16.yüzyıla kadar inmektedir. İlk kuruluş yeri ise Mirvan (Ru) Deresi ile La (Kaynak) Deresi arasındaki arazi parçasıdır. Bu dönemde Mirvan olarak bilinen yerleşim alanı yerleşmenin çekirdeğini oluşturmakta ve günümüzde Mustafa Çelebi, Vali Göktayoğlu, Serinevler ve Hürriyet mahallelerine karşılık gelmektedir. Arıcak, idari olarak 1987 yılında Palu'dan ayrılarak ilçe statüsüne kavuşmuştur. Ulaşımın güçlükle sağlanmasına rağmen Arıcak'ın yerleşim yeri olarak seçilmesi ve daha önce bu ölçekte bir çalışmanın yapılmaması bu çalışmanın yapılmasında etkili olmuştur. Yaygın ekonomik faaliyetlerden biri topografik şartların elverişli olması nedeni ile özellikle küçükbaş hayvan yetiştiriciliğidir. Tarımsal faaliyetler geçime yönelik yapılmaktadır. Hizmet sektörü sanayiye göre daha gelişmiştir. Anahtar Kelimeler: Beşeri Coğrafya, Ekonomik Coğrafya, Arıcak, Ak Dağ, Yerleşme, Nüfus, Hayvancılık, Ulaşım.
Yeni kırsallık kavramı ve kırsal değişme: Kırıkkale ili kırsalı örneği
Kırıkkale ili, İç Anadolu Bölgesinde Orta Kızılırmak bölümünde yer almaktadır. Kuzeyinde Çankırı, güneyinde Kırşehir, doğusunda Yozgat ve Çorum, batısında Ankara illeri ile komşudur. 1925 yılında Askeri Fabrikaların kurulmasıyla büyüyüp gelişen Kırık-kale ili 12 haneli bir köyden 1929 yılında belediye örgütlü bir yerleşmeye, 1944 yılında ise ilçe statüsüne kavuşmuştur.1945 yılında 54138 kişilik nüfusa sahip ilçe hızla göç ala-rak büyüyüp gelişmesini sürdürmüş 1989 yılında ise il statüsüne kavuşmuştur. Bugün 85 mahalle 185 köy ve 11 belediye örgütlü yerleşmesi ile İç Anadolu Bölgesinin önemli bir şehri görünümündedir. Bu çalışmada yeni kırsallık kavramı odaklı bir kırsal alan tanımlaması yapılmıştır. Kırıkkale ilinde yer alan 196 kırsal yerleşme birimi; nüfus, ekonomik yapı, sosyal yaşam ve altyapı özellikleri bakımından değerlendirilerek yeniden tanımlanmıştır. Kırsal alan kavramı ile ilgili yaklaşımlar ülkemiz açısından coğrafi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Kırsal alanlar ile ilgili tanımlar daha çok kırsal nüfus üzerinden ve Türkiye'nin demografik yapısındaki gelişim sürecinden farklılığı üzerine kurgulanmakta-dır. Bu doğrultuda ele alınan kırsal alan yaklaşımları ve kırsal alan yönetimi tarım sektö-rünü geliştirme odaklı yaklaşımlarla beraber ele alınmıştır. Bu durum kırsal alanların de-ğişim ve gelişimine katkı sağlamaktan uzaktır. Kırsal alanlar çok sektörlü ele alınması gereken bir değişim süreci barındırması nedeni ile yeni kırsallık kavramı odaklı kırsal alan tanımlamasını zorunlu kılmıştır. Bugün artık kırsalda yaşayan nüfus şehirsel alanlarla daha fazla etkileşimde bu-lunmaktadır. Tarım dışı istihdamın yaygınlaştığı, sosyal ve kültürel mirasın kaybolmaya yüz tuttuğu toplumlar kırsal alanların sosyoekonomik özelliklerini oluşturmaktadır. Kırsal alanlar bu heterojen yapısıyla çoklu bir sınıf meydana getirmiştir. Ülkelerin sosyal, kültürel, ekonomik, idari ve coğrafi yapılarına göre kırsal alan tanımlarında farklılıklar görülmektedir. Teknolojik gelişmeler, değişen sosyal-ekonomik yapı kırsal alanlar üzerinde önemli değişimlere yol açmaktadır. Yeni kırsallık yaklaşı-mında nüfus, ekonomi, sosyal yaşam, kültür, altyapı, gibi pek çok kırsal bileşenin bir arada değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda bazı ülkeler AB, OECD gibi kurum ve kuruluşların kırsal yaklaşımlarını kabul etmektedirler. Ancak kırsal alanlarla ilgili en doğru tanımın ülkelerin kendi idari ve coğrafi yapılarını dikkate alarak sosyal, ekonomik ve kültürel alandaki değişimleri göz ardı etmeksizin yeni kırsal alan tanımlaması yapma-ları daha doğru olacaktır. Bu çalışmada Uluslararası örgütlerin (AB, OECD gibi) yaklaşımları yanında Uluslararası Coğrafya Birliği'nin (IGU), "ENYEDİ" "MİLANO YAKLAŞIMI" , "YUNAN YAKLAŞIMI" ile ülkemizde kırsal alanlar üzerine çalışmalar yapmış değerli hocaların çalışmaları incelenerek kırsal alan literatürü taranmıştır. Gelişen sosyoekonomik koşullar, gelir düzeyi, teknolojik gelişmeler, kırsal yaşam kültürünün değişmesine yol açtığı gibi bu alanların tespit edilmesinde de daha çağdaş ve güncel kırsallık ölçütlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Araştırma sahasında yer alan 196 kırsal yerleşme biriminin nüfusu, ekonomik ya-pısı, sosyal yaşam ve alt yapı özellikleri ile ilgili veriler Köy Bilgi Formlarına işlenmiş ve bu özelliklerden yola çıkarak yeni bir kırsal sınıflandırma yapılmaya çalışılmıştır. Bu kır-sal yerleşmeler; entegre kırsal alanlar, orta derece kırsal alanlar ve baskın kırsal alanlar olarak yeniden belirlenmiştir. Bu tasnifin kırsal alanların ileriye dönük, yaşam koşullarını iyileştirmeye ve kırsa-lın mevcut potansiyelini daha etkin ve faydalı bir biçimde kullanmasına katkı sağlayacağı ve prodüktif bir kırsal yapı oluşumuna katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Türkiye havalimanlarının coğrafi analizi
Havalimanları bir bölgede coğrafi kapsamlı inceleme yapılabilecek olan fonksiyon çeşitliliği maksimum düzeydeki en küçük beşeri sahalardır. Çalışmada havalimanlarının kuruluş yeri seçiminde etkili olan faktörlerin incelenmiş, havalimanlarının kurulduktan sonra bulundukları çevre üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmada topoğrafik analizleri yapılan havalimanlarında genel olarak uygunluk gözlemlenmekteyken, havalimanı çevresinde bulunan yükselti ve engebenin etkisi pistin inşa edilme yönü ile en aza indirilmeye çalışılmıştır. Sis, rüzgar, yağmur ve kar hava ulaşımı üzerinde etkili olan klimatik faktörlerdir. Ülkemizde incelenen havalimanlarında hava yolu üzerinde en fazla etkili olan hava olaylarının faktörlerin kar ve sis olduğu gözlemlenmektedir. Rüzgar ve yağmur hava yolu ulaşımı üzerinde daha az etkilidir. Iğdır Şehit Bülent Aydın, Muş, Hatay ve İstanbul Havalimanlarında hidrografik olarak problemler yaşanmaktadır. Ülkemizde ulaşım imkanlarının geliştiği şehirlerde hava ulaşımına yeteri kadar ilgi gösterilmez iken ulaşımın zor olduğu özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde son hava ulaşımına daha fazla ilgi gösterilmiştir. Havalimanlarının uzun süreli kullanılmasını engelleyebilecek önemli bir diğer faktör şehir bünyesi içerisinde kalma faktörüdür. Ülkemizde kent içinde kalan havalimanları mevcuttur. Kent merkezlerine ulaşım süresi incelendiğinde, havalimanlarımızın çoğunluk olarak uygun mesafede kurulmadığı görülmektedir.
Kovancılar'da kentsel gelişim
Kovancılar İlçesi, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat bölümünde ve Elazığ İl sınırları içinde yer almaktadır. Çalışma sahası olarak ele alınan Kovancılar İlçesi, Şahmiran Dağı'nın eteği ile güneyindeki Kovancılar Ovası'nın güneybatısında kurulmuştur. Kovancılar'da yerleşme ve nüfuslanma seyri, ilk olarak 1935 yılında 300 haneden oluşan Bulgar göçmeni ailelerin Tuna ve Çaybaşı mahallerine yerleştirilmeleriyle başlamıştır. 1951 yılında Elazığ-Bingöl karayolunun Kovancılar'dan geçmesi, Kovancılar'ın sosyo-ekonomik yapısında değişmeler meydana getirmiştir. Kurulduğu dönemde yoğun ziraî faaliyetleriyle kırsal yerleşme özelliği gösteren Kovancılar, ulaşım fonksiyonunun sahaya etkisiyle birlikte ticaret, sanayi ve hizmet alanlarında gelişme göstermeye başlamış ve zamanla şehirsel bir karakter kazanmıştır. 1980'de hayvancılıkla uğraşan konargöçer aşiretlerin yerleşik düzene geçmesiyle Kovancılar'da mahalle sayısı beşe yükselmiştir. 1988'de idari birimde meydana gelen değişimle ilçe statüsü kazanan Kovancılar, göç almaya devam etmiştir. Ulaşım fonksiyonunun sağladığı avantajla kısa sürede gelişme gösteren Kovancılar, çevresindeki yerleşmeler açısından bir çekim merkezi olmuştur. Günümüzde 13 mahalleden oluşan Kovancılar, kurulduğu dönemde doğu batı yönlü liner bir hat şeklinde gelişme göstermiştir. Zamanla nüfus artışı ve çevreden gelen göçlerle gelişim yönü kuzey- güneye doğru bir seyir göstermiştir. Çalışma sahası, sahip olduğu fonksiyonel özelliklerle çevresindeki diğer yerleşmelere nazaran gelişme gösteren bir yerleşim alanıdır. Anahtar Kelimeler: Kovancılar, Kentleşme, Nüfus, Elazığ-Bingöl Karayolu
Göksu havzası'nın (Seyhan) su potansiyelinin belirlenmesi ve sürdürülebilirliği
Göksu Havzası (Adana-Seyhan), ülkemizde 26 akarsu havzasından biri olan Seyhan Havzası'nın bir alt havzası olup, su potansiyeli açısından oldukça zengindir. Göksu Havzası su bölümü cizgisine göre sınırlandırılan, büyük bir bölümü Akdeniz Bölgesi, Adana bölümü, sınırları içinde Orta Toros Orojenik kuşağının doğu kesiminde olup, 4392 km²'lik bir alan kaplamaktadır. Havza, kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanış göstermekte olup, 37° 33' - 38° 40' kuzey enlemleri ile 35° 35 - 36° 41 doğu boylamları arasında yer almaktadır. Havza, topografik olarak Tahtalı dağlık kuşağı içerisinde bulunup, doğusunda; kuzeyden güneye doğru Binboğa ve Dibek dağlık(2225 m) kütleleri yer alırken, batısında; kuzeyden güneye doğru Soğanlı Dağları(2909 m), Beydağ(3058 m) ve Bekirdağ Tepe(2706 m) şeklinde yüksek zirvelere sahiptir. Çalışma alanı, jeolojik ve jeomorfoloik açıdan; kireçtaşı, şeyl, marn gibi çeşitli litolojik, yanal, geçişli, bindirme, diskordans gibi farklı yapısal, kırık ve çatlak gibi aktif tektonik, zive düzlükler, plato, havza, polye v.b olmak üzere farklı morfolojik özellikler sunmaktadır. Havzada, Paleozoyik, Mesozoyik ve Senozoyik olmak üzere değişik yaşlarda, Köroğlu, Evciköy, Yüceyurt, Sümbüldağ v.b farklı formasyonlar yer alır. Bu formasyonlar altında; kireçtaşı, dolomit, kumtaşı, marn, çakıltaşı v.b çeşitli kayaçlar bulunmaktadır. Sahada; Toros otoktonu, metamorfitler, allokton birimler ile Kireçlikaya ve Andırın karmaşıkları gibi farklı stratigrafik yapılar da yüzeylenir. Bu yapılar, çeşitli formasyonlar altında yanal, geçişli, bindirme ve diskordans şeklinde değişik yapısal özellikler sunmaktadır. İnceleme alanında, Paleozoyikten Kuvaterner'e kadar çeşitli fazlar altında orojenez, blok tektonizmaları yaşanmış olup, bunların sonucu denizel ve karasal süreçler yaşanmıştır. Bu aktif tektonik rejim kontrolünde, çeşitli faylarla birlikte antiklinal ve senklinaller gelişmiştir. Sahanın kuzey ve güney kesimleri tektonik rejim kontrolünde; farklı morfolojik-jeomorfolojik gelişim özellikleri içermektedir. Özellikle havza, aktif tektonik rejimle beraber Orta Miyosen'den itibaren yükselerek büyük ölçüde karalaşma sürecine girmiştir. Bu sayede Tufanbeyli ve Sarız çevrelerindeki dağlık kütleler yükselirken, iç kesimlerde çanaklaşarak çökmüş ve böylece havza olarak şekillenmiştir. Güney kesimlerde ise yine tektonik rejimin etkisiyle güneydoğu yönde eğimlenme (sürüklenim) ve beraberinde faylanmalar ile çökmeler gerçekleşmiştir. Bu sayede antiklinal ve senklinal yapılar ile derin fay hatları oluşmuştur. Akarsu ağının da kurulmasıyla Tufanbeyli ve Sarız çevrelerinde aşındırma ve biriktirme süreçleriyle havza tabanında alüvyonlaşma gerçekleşirken, Saimbeyli ve Feke yörelerinde ise etkin aşındırma ve taşıma faaliyetleriyle dik, derin vadi ve yamaçlar oluşmuştur. Bütün bu tektonik ve hidrografik süreçler ile çevre yüksek dağlık kütleler üzerinde zirve düzlükler, fayların etkisiyle alçakta kalıp aşınan yüzeylerde alçak, orta yükseklik ve yüksek platolar oluşmuştur. Etkin akarsu aşındırma ve taşıması sonucu derin vadi ve yamaçlar, sekiler ile kireçtaşı, dolomit gibi karstik litolojik etkilerle şekillenen polye, uvala, lapya gibi jeomorfolojik yapılar gelişmiştir. Göksu Havzası'nın fiziki koşulları üzerinde; farklı litolojik, yapısal, morfolojik-jeomorfolojik özellikler, aktif tektonik rejim ile zengin akarsu ağı önemli rol oynamıştır. Bu faktörler altında; 300 m ile yaklaşık 3000 m arasında değişen yükselti farkları, akarsular tarafından dik ve derin bir şekilde yarılmış vadiler, yüksek eğim değerleri, kısa mesafelerde değişen büyük yükselti farkları ile oldukça engebeli topografya sunmaktadır. Bu durum; akarsuların yatak eğimlerini arttırarak havzada akış gösteren akarsuların hidrolik enerji potansiyellerini yükseltmişlerdir. Böylece Göksu Nehri ve kolları üzerinde 30'u aşkın baraj, hidro-elektrik santral (HES), regülatör, gölet gibi su yapıları yaygın dağılış göstermektedir. Araştırma sahasının Feke, Saimbeyli yöreleri gibi güney kesimlerinde, 961 mm'ye kadar yağış, 15.3 ˚C sıcaklık değerleriyle Akdeniz iklim özellikleri etkili olurken, havzanın kuzeyinde ise 517.5 mm'ye kadar düşen yağış, 7.4 ˚C sıcaklık değerleriyle Tufanbeyli ve Sarız çevrelerinde karasal iklim özelliklerinin etkisi gözlenmektedir. Havzada, İzohyet (eş-yağış) yöntemine göre ortalama 860.6 mm civarında yağış seyrederken, 12.8 ˚C ortalama sıcaklık değerlerine sahiptir. Havzada, iklim tipinin belirlenmesinde; Erinç, Geliştirilmiş Erinç, Thornthwaite ve De Mortanne formülleri uygulanmıştır. Bu formül sonuçlarına göre Erinç ve Geliştirilmiş Erinç formülleri, havzanın iklim tipini başarılı bir şekilde yansıtırken, Thornthwaite ve De Mortanne formül sonuçları ise sahanın iklim tipi yansıtmada yetersiz kalmıştır. Göksu Irmağı ise Tahtalı Dağları kesimindeki Şarlak Pınarları'ndan doğarak çevre dağlık kesimlerdeki çeşitli pınarlar ile birleşerek Sarız Çayı'nı oluşturmaktadır. Sarız Çayı, çevre yan kollardan çeşitli dereleri de toplayarak Şarköy mevkiinde Göksu Nehri adıyla akışa devam ederken, antesedant bir şekilde yatağını derinleştirerek kanyon vadi şeklinde güneye doğru akış göstermektedir. Bu arada tektonik etkilere bağlı akış yönünde çeşitli sapmalar yaparak soldan ve sağdan Kandil, Hocabey, Kazan, Saimbeyli, Salam, Kocadere, Balık dereleri ve Asmaca Çayı ile birleşip, debilerini arttırarak Gökdere mevkiinde çalışma alanını terk etmektedir. Havzanın akarsu ağının oluşumunda; litolojik, morfolojik, tektonik etkilere bağlı dantritik, sentripetal, kancalı ve kafesli olmak üzere çeşitli drenaj sistemleri gelişmiştir. Göksu Nehri; yüzeysel akış sürecinde, yüksek debili kaynaklarla beslenerek Sarız-Şarköy akım gözlem İstasyonu(AGİ) da 55 milyon m³'lük akımla başlayıp, artarak havza mansabındaki 1805 nolu Göksu Nehri-Gökdere akım gözlem istasyonunda (AGİ) yaklaşık 1.821.170.000 m³ toplam akımla güçlü hidrolojik-hidrojeolojik su potansiyeline sahiptir. Havzada farklı iklim koşulları altındaki toprak oluşumu ise iklim (yağış-sıcaklık) temel etkiye sahip olup, ana materyal, topografya, bitki örtüsü, zaman ve diğer organik amiller pedojenez süreçlerinde önemli rol oynar. Buna süreçler altında; Göksu Havzası'nda, zonal ve azonal türde temel toprak grupları oluşmuştur. Buna göre sahanın güney kesimlerinde; kireçsiz kahverengi orman toprağı, Tufanbeyli havza tabanında, kireçsiz kahverengi topraklar, Sarız çevresinde, kestanerengi topraklar, çevre yüksek dağlık alanlarda, kahverengi orman toprakları, sahanın güneybatı uç kesimlerinde, kırmızı Akdeniz toprakları gibi zonal topraklar oluşmuştur. Havzanın sınırlı kesimlerindeki akarsu yatağı ve eğimli yamaçlarda alüvyal ve kolüvyal toprak grupları dağılış göstermektedir. Göksu Havzası'nda farklı iklim özellikleri, bitki türlerinde de çeşitlilik oluşturarak ardıç, göknar, karaçam, sedir, kızılçam, kayın, maki, bozkır ve diğer bitki türlerinden oluşan zengin bir flora sahası oluşturmaktadır. Havzanın güney-güneydoğu kesimlerinde; vadilerin uzanış istikameti ve hava kütlelerinin geliş yönü ile yağış ve sıcaklık değerlerinin etkisine bağlı olarak vadi taban ve yamaçlarında maki ve kızılçam türleri yaygın dağılış gösterirken, yükseltinin artmasıyla birlikte karaçam, sedir, göknar ve ardıç gibi türler kuşaklar oluşturmak suretiyle dağılış göstermektedir. Kuzey-kuzeydoğu kesimlerinde ise bozkır bitki örtüsü geniş yer kaplarken, çevre yüksek dağlık sahalarda ise bitki türlerinin zayıf veya bulunmadığı çıplak yüzeyler geniş yer kaplamaktadır. Göksu Havzası'nın su bilanço ve potansiyelinin belirlenmesinde; havzada daha önce uygulanan Penman-Monteith yönteminin sonuçlarından yararlanılmıştır. Havzanın su potansiyelini ve hidrolojik döngü üzerindeki doğal faktörlerin etki düzeylerini belirlemek için coğrafi bilgi sistemi (CBS), analitik hiyerarşi süreci (AHP) model program, uzaktan algılama(UA) teknikleri ile geliştirilen sayısallaştırma formülüyle yeni bir hidrolojik model geliştirilmiştir. Geliştirilen bu hidrolojik modelleme havzada uygulanmış ve model sonuçları, havzanın mansabındaki (1805 Nolu-AGİ) akım yüksekliği verisi ile kıyaslanmıştır. Buna göre havzanın yüzeysel akış ve sızma düzeylerinin 0.95 gibi bir oranla oldukça başarılı olduğu ortaya çıkmıştır. Havzanın hidrolojik su döngüsüne ait sızma ve yüzeysel akış üzerinde; litoloji, toprak, arazi kullanım/örtüsü, toprak örtüsü (Normalleştirilmiş bitki indeksi-NDVI), eğim, bakı gibi etkili olan doğal faktörlerin etki düzeyleri belirlenmiştir. Buna göre; litoloji % 57.29, toprak % 12.93, arazi kullanım/örtüsü % 10.27, toprak örtüsü(NDVI) % 8.13, eğim % 5.66, bakı % 5.66 oranlarında sızma ve yüzeysel akış üzerinde etkili olmuşlardır. Havzanın sürdürülebilirliği kapsamında ise sahaya ait su potansiyel ve döngüsüne etki eden tüm doğal ve beşeri faktörlerin riskleri ve avantajları belirlenip, sürdürülebilir bütünleşik havza yönetimi öngörülmüştür. Anahtar Kelimeler: Göksu Havzası, Buharlaşma, Hidrolojik döngü, Su potansiyeli
Kumyazı Çayı havzasının (Elazığ) beşeri ve iktisadi coğrafyası
Kumyazı Çayı havzasındaki yerleşmeler Elazığ ilinin güneydoğusunda kuzeydoğu güneybatı doğrultulu bir uzanış göstermektedir. Havzanın tamamı Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde yer alan Elazığ ili içerisinde yer almaktadır. Havzanın kuzeyinde; Keban baraj gölü, doğusunda; Elazığ'ın Merkez ilçesine bağlı Kuşhane köyü, kuzeydoğusunda; Palu ilçesine bağlı Baltaşı köyü, güneyinde ve güneydoğusunda; Maden'e bağlı köyler, batısında ve güneybatısında; Elazığ Merkez ilçesine bağlı köyler bulunur. Araştırma sahasının ve yakın çevresinin fiziki coğrafya özelliklerine baktığımızda, Havzanın batısında Çelemlik-Mastar sıra dağları ile güney kesimde Hazar-Yaylım sıra dağları, olmak üzere iki dağlık alan ve bunlar arasına sıkışmış, Hazar Gölü depresyonu ile Behrimaz-Çitli depresyonları yer almaktadır (Erinç, 1953). Havzaya adını veren Kumyazı Çayı Murat Nehri'nin bir kolu olup Keban Baraj gölüne dökülmektedir. Yaklaşık olarak araştırma sahasının ortasından geçen Kumyazı Çayı'nın önemli kolları olan Baltalık Deresi, Medi Deresi ve Kartal Deresi de havza içerisinde yer almaktadır. İklim özellikleri bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesi'nin kontinental iklimine benzerlik göstermekle beraber yer yer karasal iklim ile bozulmuş Akdeniz ikliminin geçiş özelliğini bir arada yansıtmaktadır. Çalışma alanında nüfusun gelişimi Cumhuriyet Tarihi boyunca 3 ayrı dönemde incelenmiştir. Bu dönemler; 1935-1965 yılları arasında dinamik nüfus artış dönemi, 1965-1990 değişken nüfus dönemi ve 1990-2019 yılları arasındaki nüfus azalma dönemidir. 1990 yılından itibaren başlayan nüfus kaybı tüm ülkede görülen bir durumdur ve bu kayıp üzerinde kırdan kente göç süreci etkili olmuştur. Ancak 2013, 2018 ve 2019 yıllarında Kumyazı Çayı havzasında sanal bir nüfus artışı yaşanmıştır. Bu sanal artışın temel nedeni yerel seçimler dolayısıyla nüfusun kaydını köylere aldırması, il merkezinde ağır hasarlar oluşturan depremin köylerde bu denli hasar oluşturmaması ve mart ayından itibaren ülkemizi etkileyen COVİD-19 salgınıdır. Çalışma alanının nüfus bakımından en önemli özelliği genç nüfusun saha dışına göç vermesi ve göçlerin mevsimsel olarak değişmesidir. Araştırma sahasında yerleşme tarihi ilk çağlara kadar dayanmaktadır. Sarıkamış köyündeki Sarıkamış Höyüğü ile Örencik köyündeki Haraba Tepe sahada yerleşme tarihinin ilkçağa uzandığını kanıtlamaktadır. Çalışma sahasındaki yerleşmelerin çoğunluğu daimi yerleşmeler oluşturur. Daimi yerleşmelere örnek olarak köyler ve mezralar gösterilebilir. Araştırma sahasındaki geçici yerleşmelerin örneğini ise bağ-bahçe evleridir. Sahadaki nüfusun temel geçim kaynağını tarım ve hayvancılık oluşturur. Sınırlı bir şekilde hizmete dayalı faaliyetlerde görülür. Yetiştirilen başlıca tarım ürününü tahıl grubundan olan buğday ve arpa oluşturur. Hayvancılık bakımından sahada yükseltinin ve engebenin azaldığı dağların etek kısımlarında ve alçak sahalarda genelde büyükbaş hayvancılık ile kümes hayvancılığı yürütülürken, engebenin ve yükseltinin arttığı kesimlerde ise genel olarak küçükbaş hayvancılık faaliyetleri yürütülmektedir. Anahtar kelimeler: Elazığ, Kumyazı Çayı, Nüfus, Yerleşme, Tarım, Hayvancılık
Urla yarımadası güneydoğusunda (Seferihisar-Menderes) orman yangını risk modellemesi ve yangın simülasyonu
Doğal veya insan kaynaklı afetler olarak tanımlanan orman yangınları ekosisteme büyük zararlar veren, can ve mal kayıplarına neden olan, fauna ve flora üzerinde önemli zararlara yol açan olaylardır. Yangın sırasında müdahale planlı bir şekilde yapılmadığı takdirde ortaya çıkan kayıplar çok daha büyük boyutlara ulaşabilmektedir. Afet risk çalışmalarında orman yangınlarının erken tespiti ve riskli alanların belirlenmesi, oluşacak yangının hareketinin modellenmesi hayati bir öneme sahiptir. Yangın simülasyon araştırmalarında, yangın alanlarından elde edilen gerçek verilerle oluşturulan modeller Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) yardımı ile görüntülenebilmekte ve afet risk karar destek sistemleri içerisinde değerlendirilebilmektedir. Bu çalışmada, 2019 yılında İzmir Urla bölgesinde meydana gelen orman yangını araziden elde edilen bitki yakıt özellikleri, topografik özellikler, peyzaj özellikleri, meteorolojik özellikler çerçevesinde değerlendirilerek, yangın risk modelleri oluşturulmuş ve elde edilen bulgular ışığında yangın simülasyonu yapılmıştır. Çalışma alanında var olan kızılçam ormanları ve kuru çalıların geniş yer kaplaması riski artırmaktadır. İklim ve hava şartlarının yaz aylarında kurak bir hal alması yangın riskinin artmasına sebep olmaktadır. Çalışma alanında var olan topografik özellikler ve yangın anında ulaşım yollarının engebeli arazide yer alması riski arttıran bir diğer etkendir. Urla yarımadası turizme uygun bir lokasyonda yer almasından dolayı, insan faktörü ve buna bağlı risk kendini göstermektedir. Tüm parametreler değerlendirildiğinde, oluşturulan yangın risk haritası verilerine göre, en riskli alanların %70'lik bir bölgeyi kapladığı, orta derece risk değerine sahip alanların %28 ve riski düşük alanların %2'lik bir alanı kapladığı tespit edilmiştir. Üretilen bu model sayesinde 2008, 2009 ve 2019 yıllarında çalışma alanında meydana gelen yangınların riskin yüksek olduğu alanlarda meydana geldiği önemli bir bulgu olarak elde edilmiştir. Buna göre çalışma modeli ile gerçek yangın lokasyonları uyumluluk göstermektedir. Çalışmada ayrıca risk modelinin yanında alanda meydana gelecek bir yangına ait davranış ve yayılım özellik analizlerinin belirlenmesine yönelik simülasyon çalışmaları yapılmıştır. 2019 yılında meydana gelen yangının modelde tekrar simüle edilmesiyle, yangında hasar gören arazi verileri ile model verileri arasında %90 uyumluluk sağlandığı gözlemlenmiştir. Ayrıca simülasyonlarda farklı literatür modelleri kullanılarak, sistematik testler yapılmıştır. Bu sayede risk modeli çeşitli koşullar altında incelenmiştir. Araştırmada yangın risk tespitinde kullanılan parametrelerin belirlenmesinde en önemli unsurun farklı açılardaki ve değişkenlerin farklı koşullar altındaki testleri ile gerçekleşebileceği tespit edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bir başka önemli bulgu ise, yangın model analizlerinin yapılması ile karar destek mekanizması içerisinde var olan afet riskinin önceden belirlenmesi veya afet zararlarını azaltma çalışmalarında önemli katkı sunacağı öngörülmesidir. Anahtar Kelimeler: 2019 Urla Yangını, Yangın Risk Modelleme, Flammap, Yangın Simülasyonu, Coğrafi Bilgi Sistemleri
Duhokta (Irak) küçük sanayi
Bu çalışmada, Irak'ın kuzeyinde bulunan Duhok ilinde endüstri sektörünün en önemli alanlarından biri olan küçük ölçekli sanayiler, kapsamlı ve ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmanın problemi birkaç soruyla özetlenebilir, bu tür sanayiler çalışma alanında eşit olarak dağılmakta mıdır? Coğrafi faktörlerin çalışma alanındaki dağılımları üzerindeki etkisinin kapsamı nedir? Ayrıca bu çalışma; küçük sanayiler için açık çok özel bir tanıma ulaşmayı Duhok ilindeki küçük sanayilerin gelişmesini takip etmeyi, dağılımı etkileyen yerleşme etkenlerini ortaya çıkararak ve sanayilerim kalkınmadaki rolünü alçılayarak bu tür sanayilerin yer açısından dağılımını tanımayı, küçük sanayilerin karşılaştığı sorunları tanımayı ve bu sorunlar için uygun çözüm önerileri bulmayı amaçlamıştır. Çalışmada; veriler ve bilgiler, temel eserler ve kurumsal kaynaklardan toplanarak farklı aşamalardan geçilmiştir. Alan çalışmalarından ve kaynaklarden elde edilen bilgilerin; istatistiksel analiz, dağılış haritaları, diğer açıklamalı haritalara aktarılmasının ardından, sonuçların orta çıkmasında yardımcı olan tablolar oluşturulmuştur. Çünkü bu çalışmanın amacı bu sorulara cevap vererek kesin sonuçlara ve mantıklı analizlere ulaşmaktır. Bu çalışma; teorik açıdan betimleme yöntemi, teorik açıdan ise bölgesel, usul, objektif ve analiz yöntemini kullanmıştır. bu yöntemlerde; rakam destekli sonuçları, tablo ve şekilleri elde etmek için çok sayıda kriter kullanılmıştır. Yapılan çalışmada Duhok'ta, piyasaya yakın olma faktörü, küçük sanayilerin yer seçme konusunda en önemli faktör olduğu ortaya çıkmaktadır. Organize sanayi siteleri bu anlamda önemlidir. Duhok merkez ilçesi; yerleşik sanayileri açısından birinci sırada yer almaktadır. İlde bulunan toplam 2.935 sanayi sitesi arasında %34,7'si Zaho ilçesinde bulunmaktadır. Çalışma bölgesinde değişkenlik faktörü 0,45 olduğu tespit edilmiştir. Bu da yüksek oranda değişken sanayi alanı olduğunu göstermektedir. Toplam gidere göre yıllık ortalama kar %43'tür. En yüksek oranda kar sağlayan sektör ise tekstil ve giyim, ardından metal sanayi, son sıra ise gıda sektörüdür. Duhok'ta küçük sanayilerin karşısına çıkan çok sayıda problemler vardır. Bu problemlerin en önemlisi teknoloji ile ilgilidir. Çalışma örneklerinde yer alan bu sorunla karşılaşanların oranı %26,4 iken ikinci sıradaki problem ise pazarlamadır. Anahtar Kelimeler: Ekonomi, Küçük Sanayi, Duhok İli, Irak
Osmaniye'de sanayi
Araştırma sahası olarak belirlenen saha Osmaniye ve yakın çevresidir. Araştırma sahası Akdeniz Bölgesi Adana BölümüYukarı Ova Yöresinde bulunmaktadır. Yer şekil-leri, toprak, iklim ve ulaşım gibi coğrafi koşullarından dolayı yerleşmeye uygun şartlar taşıyan araştırma sahası ve çevresindetarım, hayvancılık ve buna bağlı olarak ticaret gibi ekonomik sektörler sanayi sektöründen daha fazla gelişme fırsatı bulmuştur. Sanayi ise1996 yılında Osmaniye'nin il merkezi yapılması ve özellikle 2000'li yıllardan sonra uygulanan teşvik politikaları sonucunda hızlı bir gelişme fırsatı bularak ekonomik ge-lişmedeki önemini artmıştır. Araştırma sahasını kapsayan Osmaniye, ana hatlarıyla kıvrım ve kırık dağlar, alüvyal malzemelerden oluşan eğimi az ovalar ve vadi vb gibi çeşitli morfolojik ünitelerden müteşekkil topoğrafik özelliklere sahiptir. Söz konusu özellikler iklim, bitki örtüsü su kaynakları nüfus ve yerleşme ile ekonomik faaliyetleri belirleyen coğrafi unsurların en önemlilerindendir. Ovalarda ekip biçme; dağlık alanlarda ormanın seyreldiği yerlerde hayvancılıkormanın sık olduğu ormancılık faaliyetleri yapılmaktadır. Son yıllarda nüfu-sun ve sermayenin artışı, devlet teşvikleri ve coğrafi şartların uygunluğu nedenleriyle sanayi faaliyetleri belirgin bir şekilde gelişmektedir. Bu durum, sanayinin istihdam oluşturma potansiyeli ve ihracattaki payının artmasıyla etkisini hissettirmektedir. Yaptığımız çalışma sonucunda Osmaniye sanayinin gelişmesi ile Türkiye sana-yisinin gelişmesinin genel özelliklerinin benzer özellikleri taşıdığı bulgusuna varılmıştır. 1996 yılına kadar modern bir şekilde üretim yapan ve işletilen fabrika sayısı çok azken 2004 yılından sonra fabrika sayılarının hızla arttığı görülmektedir. Bu gelişmenin en önemli nedeni organize sanayi bölgesinin kurulması ile coğrafi konumun da uygunluğu nedeniyle teşviklerin etkisinin fazla olmasıdır. Osmaniye'de sanayinin gelişmesi, çeşitli illerden göç alımına neden olurken ko-nut sayısının hızla artmasına, plansız kentleşmeye, niteliksiz konutların sayısının artma-sına neden olmuştur. Anahtar kelimeler: Osmaniye, Ekonomi, Sanayi, Çevre, Kentleşme
Osmancık'ın (Çorum) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Osmancık, Karadeniz Bölgesi'nin Orta Karadeniz Bölümü'nde yer alır. İdari olarak Çorum iline bağlı bir ilçedir. Osmancık'ın yüzölçümü 2518 ha.'dır. Osmancık kuzey ve kuzeydoğuda Samsun, doğuda Amasya, güneyde Çorum merkez ilçesi, güneybatıda İskilip, kuzeybatı da ise Kargı ilçeleri ile çevrilidir. Karadeniz Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi'ni batıya bağlayan yol olan D-100 üzerinde bulunan Osmancık, İç Anadolu Bölgesi ile Samsun-İstanbul yollarının kavşak noktasıdır. Osmancık İstanbul, Erzurum ve devamı İran'a kadar uzanan tarihi İpek Yolu'nun üzerindedir. Bu nedenle bu önemli stratejik konumu nedeniyle tarihte sürekli istilalara maruz kalmış ve sürekli el değiştirmiştir. Osmancık'ın en büyük akarsuyu Kızılırmak'tır. Bu nehrin Osmancık'ın mülki hudutları içerisindeki uzunluğu 80 km.'dir. Osmancık İç Anadolu ve Karadeniz arasında geçiş iklimi olduğundan ılıman iklim yapısına sahiptir. Genel olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlıdır. Osmancık'ın 2014 merkez nüfusu 27.879'dur. Osmancık özellikle son yıllarda gelişip büyümüş ve şehir fonksiyonu kazanmıştır. Osmancık, 2014 nüfus verilerine göre nüfus miktarı bakımından Merkez ilçe ve Sungurlu'dan sonra 3. sırada yer almaktadır. Yüzölçümü bakımından ise 5.sıradadır. Osmancık'ın ekonominde tarımın önemi azalmaktadır. Osmancık ilçesinde toprakların 12.333 hektarında ziraat tarımı yapılmaktadır. Ziraat alanlarının önemli bir yer tutmamasının nedeni; ziraatın üçüncü sırada bir öneme sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü çok emek isteyen ve az gelir getiren tarımda çalışmak yerine halk farklı iş kollarında çalışmayı tercih etmektedir. İlçenin ekilebilir tarım arazilerinden elde edilen tarım ürünlerinin ilçe ekonomisine katkısı bakımından ilk sırada çeltik gelmektedir. Osmancık pirinciyle tanınan bir yerleşme olmasına rağmen pirinç için ayrılan tarım alanı her geçen gün azalmaktadır. Osmancık'ta sanayi yeni yeni gelişmektedir. Var olan sanayi toprak sanayi ve tarımsal ürünlere dayalı fabrikalardan oluşmaktadır. Son yıllarda bunlara tekstil fabrikaları ile süt ve süt ürünleri fabrikaları da eklenmiştir. İlçe merkezinde doğal ve beşeri faktörler nüfusun dağılışını ve yerleşme yoğunluğunu etkilemektedir. Genellikle akarsu kenarları pirinç tarımına ayrılmış yerlerdir. Buralarda nüfus az, yerleşme dokusu ise seyrektir. Osmancık'ta yerleşme dokusu ve nüfus hidrografik özelliklere bağlı olarak dağılış göstermektedir. Anahtar Kelime: Coğrafya, Şehir, Osmancık, Kızılırmak, Çorum, Pirinç.
Elazığ'ın kent jeomorfolojisi
Elazığ Doğu Anadolu Bölgesi sınırları içinde 38º 43' - 38 º 36' enlem daireleri ile 39º 07' - 39º 19' boylam daireleri arasında yer alır. Yerleşme tarihi Harput ile başlayan Elazığ, kuruluş ve gelişiminde ekonomik ve idari kararların yanında jeomorfolojik ve hidrolojik özellikleri belirleyici olmuştur. Jeomorfolojik özellikler Elazığ kentinin yerleşim sınırını belirlerken aynı zamanda kente ait silüetin ortaya çıkmasını sağlamıştır. İçme suyu isale hatlarının olmadığı dönemlerde ise su kaynaklarına coğrafi bağımlılık söz konusu olmuştur. Elazığ kenti, İçme suyu isale hatları ve Elektrik hatlarına kavuşması ile birlikte alansal olarak genişleme imkanı bulmuştur. Bu durum jeomorfolojik birimler üzerinde kent baskısının artmasına ve morfolojik değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Ekonomik ve teknolojik ilerlemeler özellikle de kazı ve inşaat mühendisliği alanındaki gelişmeler morfolojik değişimlerin daha hızlı ve daha belirgin yaşanmasına neden olmuştur. Jeomorfolojik birimler üzerinde meydana gelen değişimler Elazığ'ın batısında daha belirgin yaşanmıştır. Bunun nedeni ise bu alanda arsa fiyatlarının yüksekliğine bağlı olarak topoğrafyanın yerleşmeye uygun olmadığı alanlardan daha fazla mekan kazanma isteği olmuştur. Kent bir taraftan doğal morfolojinin değişmesine neden olurken diğer taraftan da kenti morfolojisini ve kendi doğasını oluşturmuştur. Bilim insanları tarafından kurgulanmış çevre, inşa edilmiş çevre, ikinci doğa adı verilen bu kentsel çevre bazen doğaya uyum sağlamış bazen de doğayı kendine dönüştürmüştür. Doğal çevrenin kentsel çevreye dönüşmesi ile birlikte iklim, hidroloji, bitki örtüsü ve toprak örtüsünün değişikliğe uğraması yer yer de bozulması ile sonuçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Coğrafya, Elazığ, kent jeomorfolojisi, kent morfolojisi, ikinci doğa
Doğanşehir (Malatya) ilçe merkezinin kuruluşu, gelişimi ve fonksiyonel özellikleri
Doğanşehir İlçesi Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde yer alır. Malatya ilinin Güneybatısında ve Malatya'ya 54 km mesafededir. Güneyinde Besni ve Gölbaşı (Adıyaman) ilçeleri, Doğusunda Çelikhan (Adıyaman), batısında Elbistan (Kahramanmaraş) , kuzey ve kuzeydoğusunda Akçadağ ve Yeşilyurt (Malatya) İlçeleri bulunur (Şekil 2). Çalışma alanının doğusunda Çelikhan ile sınırı oluşturan Kazıyan ve Kurudağ (2100m) bulunur. Batısında ise Elbistan sınırını oluşturan Nurhak dağları (2600m) ve Kuduran (2350m) yer alır. Güneyde ise Atoluğu dağları (2200m)bulunur. İlçe merkezi 1077 m ile 1250 m arasında değişen bir yükseltiye sahiptir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1252 m'dir. Yüzölçümü 3610 km2'dir.Km2'ye düşen nüfus 3126 kişidir. İlçe merkezinin temel ekonomik faaliyetini hizmet sektörü oluşturmaktadır. Ancak kırsal karaktere sahip olan ilçede tarım da önemli geçim kaynağıdır. Verimli alüvyonlu araziler üzerinde kurulmuş olması ve ilçe merkezinden geçen akarsuların(Sultan Çayı, Fındık Dere, Topbük Çayı, Peyler Dere) varlığı sulu tarım ile meyvecilik ve tütün tarımının hemen hemen her mahallede yapılmasına olanak sağlamıştır. Şehir merkezlerinin temel unsuru olan sanayi alanları ve ticaret merkezlerine bugüne kadar yeterli yatırımın yapılmamış olması, saha nüfusunun göçlerle azalmasına sebep olmuştur. Ayrıca Malatya'ya yakın olması ve Adana-Malatya yol güzergahı üzerinde bulunması da, gelişip dışa bağımlılığını azaltması açısından dezavantaj olmuştur. Çalışma sahası kuruluş yeri Doğu Anadolu Fay hattı üzerinde yer aldığından depremsellik açısından risk taşımaktadır. Örneğin; 1948 ve 1986 yılında meydana gelen depremler sebebiyle can ve mal kayıpları yaşanmıştır. Bu nedenle nüfus gelişiminde dalgalanmalar olmuştur. Geçmişte savaşlar, kuraklık, kıtlık ve depremler gibi sebeplerle sahadan dışarıya göçler olmaktaydı. Günümüzde ise; iş imkanlarının kısıtlı olması, yaşam koşullarını iyileştirme isteği, devletin hizmetlerinden daha iyi yararlanma gibi sebeplerle ilçe merkezinden büyük şehirlere göçler olmaktadır. Bu çalışmada Doğanşehir İlçe Merkezinde nüfusun tarihsel gelişimi, nüfusun mekânsal dağılımında meydana gelen değişiklikleri sebepleri ve sonuçlarıyla birlikte ortaya koymaya çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Doğanşehir, Fonksiyonel Özellikler, Nüfus
Halfeti'in (Şanlıurfa) coğrafi özellikleri
Halfeti, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Orta Fırat Bölümünde Şanlıurfa İline bağlı, Gaziantep İli ile Şanlıurfa il sınırında, Şanlıurfa Platosunun batı ucunda yer almaktadır. Batıda Gaziantep iline bağlı Araban, Yavuzeli ve Nizip ilçeleri, kuzeyde Adıyaman iline bağlı Besni ilçesi, doğuda Bozova, güneyde ise Birecik ilçesi ile sınırı bulunmaktadır. Halfeti ilçesinin toplam alanı 646 Km2'iken merkezi alanı 82 km2'dir. Tarihi geçmişi M.Ö 2000'li yıllara uzanan Halfeti tarihi süreçte birçok kez yer değiştirmiştir. İlk yerleşim yeri, şuan Gaziantep il sınırları içerisinde bulunan, geçmişi M.Ö 2000'li yıllara dayanan tarihi Rumkale'de olduğu bilinmektedir. XIX. yy'da Eski Halfeti ye taşınmış, 1954 yılında Şanlıurfa'ya bağlı ilçe merkezi olmuş ve nihai olarak 2000 yılından itibaren Birecik Barajı göl sahası altında kalması nedeniyle son yeri olan Yeni Halfeti'ye taşınmıştır. Sahanın ortalama yükseltisi 525 m, sahadaki en yüksek nokta ile en alçak nokta arasındaki yükselti farkı 263 m'dir. Konum itibariyle yarı step iklime sahip alanda bulunmasına rağmen, mikrokilima özellikli; bozulmuş Akdeniz İklimine yakın iklim özelliğine sahiptir. En önemli hidrografik unsuru Fırat Nehri'dir. Çok şiddetli erozyon tehlikesi sınıflandırmasına dahil edilmiş, topraklara sahiptir. Baraj etkisinde tarımsal faaliyetler kısmi derecede olumlu ve olumsuz olarak etkilenmiştir. Antep Fıstığı alanda üretimi en fazla yapılan tarımsal üründür. Halfeti şehir merkezi Değişen fiziki şartlara bağlı olarak yerleşme ve nüfus özelliğinde ciddi manada değişikliğe uğramıştır. 2014 yılı itibari ile Halfeti ilçe merkezinde 2755 hane mevcuttur. İlçe merkezi nüfusunda yıllar içerisinde belirli nedenlere bağlı olarak sürekli dalgalanma görülmüştür. Bu dalgalanmaların nedenlerin arasında; idari değişiklikler, savaş dönemlerinde ilçenin ciddi manada asker göndermesi, ekonomik nedenli iç ve dış göçler ve baraj nedenli zorunlu göçleri sayılabilir. 1935 yılında şehir merkezi nüfusu 1989 iken, 2007 yılına kadar artış ve azalışlarla 10238'u görmüş, 2014 yılında 8604 kişiye düşmüştür. Bu çalışma, kırsal karaktere sahip olan ve gerek tarihi, gerek doğal güzelliği nedeniyle turizm açısından son yıllarda adından çokça zikredilen Halfeti ilçe merkezi, nüfusun mekânsal dağılımında meydana gelen değişiklikleri, sebepleriyle birlikte ortaya koyma amacını kapsamaktadır. Anahtar Kelimeler : Halfeti, Cittaslow, Birecik Barajı,Fırat Nehri, Nüfus
Hozat (Tunceli) ilçe merkezinin beşeri ve iktisadi coğrafyası
Araştırma alanına karşılık gelen Hozat, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nün, Aşağı Murat Dağlık Yöresinde yer alan Tunceli iline bağlı bir ilçe merkezidir. Kuzeybatısından, Doğu Toroslar'ın uzantısı olan dağlarla, güneyde ise Pertek ilçesi ve doğudan batıya doğru uzanan Murat Nehri, yani şimdiki Keban Baraj Gölü ile çevrilmiştir. Araştırma alanı Hozat ilçe merkezi ile sınırlı olup, yaklaşık 17 km2 lik bir alanı kaplamaktadır. İlçe merkezinin denizden yüksekliği 1520 m. dir. Yükselti kuzeyden güneye doğru gidildikçe kademeli olarak azalmaktadır. Hozat ilçe merkezi, kuzeybatıdan başlayıp güneydoğuya doğru uzanan içinde Hozat Deresi'nin (Singeç Çayı) de geçtiği vadinin yamaçlarından biri olan Hozat Tepesi'nin (1799 m.) yamacında kurulmuştur. Araştırma sahamızın en önemli akarsuyu Hozat Deresi'dir. 1848 tarihinde Dersim Sancağı'nın merkezi olan Hozat, 25 Aralık 1935 tarih ve 1885 sayılı kanunla Tunceli Vilayeti teşkil edildi. Tunceli Vilayetinin teşkil edilmesiyle 1936 yılında Tunceli'ye bağlı bir ilçe durumuna getirildi. 1937 yılında Dersim ayaklanması sonucu yine Elazığ'dan yönetilmeye başlanan Hozat ilçesi, 1946 yılında Tunceli'nin tekrar il olmasıyla birlikte Tunceli'nin 8 ilçesinden biri haline gelmiştir. Osmanlı döneminde Dersim Sancağı'nın merkezi olan Hozat, nüfusun artmasıyla birlikte şehirsel fonksiyonlarda da gelişme ve değişmeler meydana gelmiştir. Bugün için tarımsal kasaba özelliği olan Hozat ilçe merkezi, çalışma alanının idari merkez olmasından dolayı hizmet sektörünün ağırlıklı olduğu, turizm ile tarım ve hayvancılığa bağlı sanayi alanında daha fazla yatırım olduğu taktirde Hozat kasabasının şehirsel kimliği de kuvvetlenecektir. Hozat ilçe merkezinin beşeri coğrafya özellikleri büyük ölçüde yeryüzü şekillerine ve iklime bağlı olarak biçimlenmiştir. Bu nedenle ekonomik faaliyetleri tarım ve özellikle hayvancılık ön plana çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Dersim, Hozat Kasabası, Hozat Deresi (Singeç Çayı), Hozat Tepesi, Beşeri ve İktisadi Coğrafya
Melendiz çayı havzası'nda arazi kullanımı
Melendiz Çayı Havzası Orta Anadolu Bölgesinin Konya ve Orta Kızılırmak Bölümleri içerisinde, Erciyes-Melendiz yöresinin Niğde alt yöresi ile Tuz Gölü yöresinde bulunmaktadır. Araştırma sahası ve yakın çevresi, idari anlamda Aksaray merkez ilçesi, Gülağaç ve Güzelyurt, Çiftlik ilçeleri ile Acıgöl'ün bazı köylerini oluşturmaktadır. Melendiz Çayı Havzası farklı jeomorfolojik birimlerden meydana gelen yeryüzü şekillerine sahiptir. Su bölümü çizgilerine göre oluşturulmuş hidrografik bir havza niteliğindedir. Genel, fonksiyonel ve mikro arazi kullanımı, arazi kullanımının temel coğrafi sınıflandırmasını oluşturmaktadır. Genel arazi kullanımı genel fonksiyonları ifade etmekle birlikte, fonksiyonel arazi kullanımı şehirsel ve kırsal fonksiyonları daha ayrıntılı göstermektedir. Kırsal ve kentsel fonksiyonları daha ayrıntılı ve güncel bir şekilde ifade eden mikro arazi kullanımı, arazi gözlemleriyle daha çok kentsel arazi kullanımını ortaya koymak amacıyla yapılmaktadır. "Melendiz Çayı Havzası'nda Arazi Kullanımı" isimli çalışmamızın üçüncü bölümünde, doğal ortam özellikleri ile arazi kullanımı arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu kapsamda, doğal faktörlerden jeoloji, jeomorfoloji, iklim, hidrografya, toprak, bitki örtüsü gibi doğal faktörler ayrı ayrı incelenmiş ve insan eylemlerinin mekâna yansımalarının nasıl karakter bulduğu analiz edilmiştir. Arazi kullanımına etki eden her bir faktörü bağımsız değişkenler kabul ederek bütüncül bir bakış açısıyla arazi kullanımı üzerindeki etkisi açıklanmıştır. Araştırma sahasının nüfusu 1955 yılına kadar yavaş artış eğilimindeyken, 1955'den 2000 yılına kadar dinamik artış ve bu tarihten sonra stabil eğilimindedir. Havzada 1935 yılında 72.814 olan nüfus yaklaşık beş kat artarak 324.880 olmuştur. Araştırma sahasının nüfus açısından en önemli özelliği kır nüfusunun gün geçtikçe azalması ve nüfusun şehirsel alanlarda kümelenmesidir. 1975 yılında kırsal alanlarda yaşanan nüfus göç süreci 2000 yıllarında daha da şiddetlenmiş ve Melendiz Çayı Havzası'ndaki kırsal nüfus şehirsel alanlara ve yurtdışına göç etmiştir. Araştırma sahasında yerleşmenin tarihi Paleolitik döneme kadar inmektedir. Küçük Göllü Dağ ve yamaçları havzada en eski yerleşmelerin olduğu alanlarıdır. Melendiz Çayı kenarında tarıma dayalı olarak kurulan Aşıklı Höyük ve Acemhöyük havzada en önemli Neolitik yerleşmeler arasındadır. Havzada yerleşmeler daha çok toplu yerleşme şeklindedir. Köy sınırları içerisinde köy meydanına yakın olan tarımsal araziler ise tarımsal fonksiyonlarını gerçekleştirdikleri alanlara karşılık gelir. Çalışmamızın son bölümünü Melendiz Çayı Havzası'nın arazi kullanımıdır. Bu bölümde farklı yıllara ait arazi kullanımı haritaları yapılmış ve araştırma sahası Türkiye ile kıyaslanmıştır. Havzada en fazla alan kaplayan ve her türlü kullanıma uygun IV. sınıf araziler ile daha çok bu arazilerin üzerinde yapılan kuru tarım faaliyetleri ile en fazla alan kaplayan arazi kullanımı sınıfıdır. Böylece bu alanlar üzerinde yanlış arazi kullanımı yerine doğru arazi kullanımı, havzadaki nüfusun geleceği açısından hayati önemdedir. Araştırma sahasında Mamasın Barajı'nın yapılmasıyla birlikte arazi kullanımında önemli değişiklikler olmuştur. Kuru tarım alanları azalmış ve sulu tarım arazilerinde artışlar meydana gelmiştir. Tarımsal destek ve hayvancılık destekleriyle birlikte son yıllarda ürün deseninde farklılaşmalar meydana gelmiştir. Yonca tarımı en fazla yetiştirilen bitkisel ürün haline gelmiştir. Yoncanın çok yıllık bir ürün olması bütün ürünlerinde alansal değişikliklere sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Melendiz Çayı Havzası, Arazi Kullanımı, Nüfus, Yerleşme, Tarım.
CBS yardımı ile toplu konut alanları yer seçimi; Malatya örneği
Bu çalışmada, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) teknikleri kullanılarak Malatya kent merkezi ve yakın çevresi için ileriye yönelik olarak yapılacak olan planlama çalışmaları için yerleşim alanları açısından en uygun alanların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda; CBS yazılımı olan ArcGIS 10,1 programı kullanılarak, öncelikli olarak Malatya kenti ve yakın çevresinin doğal ve potansiyel özelliklerini ortaya koyan tematik haritalar (topoğrafya, jeoloji, toprak) oluşturulmuştur. Doğal potansiyelin sektörel kullanımlara uygunluk değeri analizi yöntemi (Reclassification) kullanılarak çalışma alanının doğal yapısını yansıtan haritalar amaca yönelik olarak sınıflandırılmıştır. Çalışma alanını oluşturan Malatya'da yerleşime uygun alanların belirlenmesinde etkili olan doğal faktörlerin (Arazi kullanım kabiliyet sınıfları, jeoloji, eğim, erozyon, bakı, yükseklik) yeniden sınıflandırılmasıyla oluşturulan tematik haritalar, ArcGIS 10.1 programının Weighted Overlay (Ağırlıklı Çakıştırma) modülü yardımıyla, farklı doğal faktörlerin faktör ağırlıklarına göre birlikte değerlendirilmesiyle ağırlıklı olarak çakıştırılmıştır. Yerleşim alanları kullanımına ilişkin olarak; ağırlıklı çakıştırma sonucunda 4 dereceli uygunluk haritaları oluşturulmuş ve yerleşim alanları kullanımına uygun alanların dağılımı belirlenmiştir. Bu şekil de tezin esas amacı olan mekan planlaması ile coğrafi mekan insan ilişkisi sağlamış olmaktadır. Coğrafyanın özünü oluşturan doğal çevre ile insan arasındaki ilişki coğrafyanın ilkelerine bağlı kalınarak ortaya konmuş ve mekanın verimli kullanımı sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: CBS, Yer Seçimi, Malatya, Planlama
Türkiye'deki mülteciler ve mekânsal değişme: Güney Marmara örneği
Türkler'in Balkanlarda ilk teması 1353 yılın da Edirne'nin fethiyle başladı ve 550 yıl sürecek olan Türkler'in Balkanlarda hâkimiyeti başladı. Türklerin Balkanlara hâkim olması ile birlikte Anadolu'da yaşayan Türkler Balkanlarda iskân edilmeye başladı. Osmanlı Devleti'nin anlayışında emperyalist bir anlayış olmadığından dolayı Balkan Halklarının her alanda özgürce yaşamasına olanak sağlamıştır. Balkanlarda hâkimiyet ile birlikte Balkan Halkları ve Türkler arasında kültürel, sosyal, mimari vb. pek çok alanda etkileşim meydana gelmiştir. Bu etkileşim sonucunda Balkan-Türk Kültürü oluşmuştur. Osmanlı Devleti'nin Balkanlara geçmesi ile birlikte sürekli fetihler ve iskânlar sonucunda Balkanlarda ilerleyişini sürdürmüş ve en geniş sınırlara ulaşmıştır. Yükseliş dönemimde Balkanlarda sürekli iskân faaliyeti sürdüren Osmanlı Devleti duraklama ve dağılma döneminde ise faklı bir sürece girmiştir. Bu sürece Geri Dönüş Süreci ismini vermemiz yerinde bir ifade olur. Bu geri dönüş süreci birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. İlk olarak Osmanlı Devleti'ne göçler Kırım'ın Rusya tarafından işgal edilmesi ile başladı. Kafkaslarda Rus hâkimiyetine girmeye başladı. Fransız İhtilali'nin getirmiş olduğu milliyetçilik akımı göç akınlarını daha çok tetiklemeye başladı. 1787-1792 Osmanlı-Rus savaşları sonucunda Balkanlardan Anadolu'ya kitleler halinde göçler başladı. Türk göç tarihinin en önemli halkalarında birini 1877-1878 Osmanlı – Rus Savaşı'ndan sonraki göçler oluşturur. XX. yüzyılın başlarında meydana gelen Balkan Savaşları Balkanlarda yaşayan Türklerin kitleler halinde Anadolu'ya göç etmesine yol açmıştır. Balkanlardan gelen muhacirlerin sorunlarını çözmek için komisyonlar kurulmuştur. Muhacirlerin yerleşmesi için arazi sağlanmış, ev yapmaları için destek verilmiştir. Ayrıca askerlik ve vergi muafiyetleri sağlanarak daha rahat bir hayat sürmeleri için çaba harcanmıştır. Yaşanan sağlık sorunları nedeniyle hastaneler yapılmıştır. Tarım aletleri, tohumluk ve diğer ihtiyaçlar karşılanarak üretime katılmaları sağlanmıştır. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşından yenik çıkmış ve yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Osmanlı Devleti'nden devraldığı Balkan ve Kafkas Türklerini ve Müslümanlarını sorunları Türkiye aynı hassasiyetle sürdürmüştür. 1921 yılında Yunanistan ile Türkiye arasında imzalanan Lozan Antlaşması ile 2 milyona yakın Türk ve Rum zorunlu göç olarak yer değiştirmiştir. 1934 yılında çıkarılan 2510 sayılı İskân Kanunu ile 500 bine yakın muhacir Anadolu'ya göç etmiştir. II. Dünya Savaşında aynı şekilde 1 milyon muhacir Anadolu'ya aralıklarla göç etmiştir. En son göç kitlesi ise 1989 yılında Bulgaristan'dan gelmiştir. Osmanlı Devleti'nin son 200 yılı yaşanan göç olayları geçmiştir. Osmanlı Devleti'nin mirasını alan Türkiye Cumhuriyeti bu konu ile çok yakından ilgilenmiş ve gelen muhacirleri iskân etmeye çalışmıştır. Bu iskân faaliyeti belirli kurallarla yapılmaya gayret edilmiş ve yer seçimleri muhacirlere uygun olarak yapılmaya çalışılmıştır. Bu iskânlar sonucu muhacirlerin en fazla yerleştiği alanların başında Batı Anadolu gelmektedir. Çalışma alanın Güney Marmara Bölümü olarak belirlenmesinde etkili olan faktör muhacirlerin bu alan da yoğun olarak nüfuslanmış olmasıdır. En etkili faktörlerin başında coğrafi mesafe ve yakınlık gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Göç, Muhacir, Coğrafi Mesafe, İskân, Coğrafya
Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası'nın (Kırşehir) uygulamalı jeomorfolojisi
Bu çalışmada, Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası'nın genel jeomorfolojik özellikleri ve uygulamalı jeomorfolojisi incelenmiştir. Kılıçözü Çayı, Kızılırmak Havzasının orta bölümünde yer almaktadır. Havzayı batıda Naldöken Dağı (1516 m), doğuda Kervansaray Dağı (1679 m) sınırlandırmıştır. Kılıçözü Çayı Havzası'nın yukarı bölümü jeomorfolojik açıdan sade olduğu için, bu çalışmada aşağı havza değerlendirilmiştir. İnceleme alanında dağlık alanlar, platolar ve vadiler ana jeomorfolojik birimleri oluşturmaktadır. Jeolojik açıdan ise değişik formasyonda birimleri bünyesinde barındırmaktadır. Kırşehir çevresinde temeli Paleozoik'e ait "Kırşehir Masifi" oluşturmaktadır. Tersiyer'de yüksek kesimlerde önemli ölçüde aşınım olurken, aşınan bu malzeme havza tabanlarında birikmiştir. Bu dönemden sonra şiddetli bir şekilde aşındırılarak düzleştirilmiştir. Böylece plato özelliği kazanan alanlarda sert masiflerden oluşan yapılar dağlık özelliğini korumuştur. Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası'nın jeomorfolojik, jeolojik ve iklim özelliklerinden kaynaklanan önemli sorunlar yaşanmaktadır. Uygulamalı jeomorfoloji kapsamında değerlendirilen bu sorunların başında, depremler, Kırşehir'i etkileyen sel ve taşkınlar ve erozyon gelmektedir. Arazi çalışmaları kapsamında belirlenen bu sorunlara çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kırşehir, Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası, Kırşehir Masifi, Uygulamalı Jeomorfoloji
Solhan Deresi Havzasının (Bingöl) sel ve taşkın analizi
Doğal afet, büyük ölçüde veya tamamen insanların kontrolü dışında gerçekleşmiş olan, mal ve can kaybına neden olabilecek tehlikeli ve genellikle büyük çaplı olay olarak tanımlanmaktadır. Afetin ilk özelliği insanın kontrolü dışında meydana gelmesi yani, doğal olması, ikincisi can ve mal kaybına neden olması bir diğeri çok kısa zamanda meydana gelmesi ve son olarak da afetin başladıktan sonra insanlar tarafından engellenememesidir. Hem şehir merkezlerinde hem de kırsal köy ve kasaba yerleşimlerinde büyük hasarlara neden olan, şiddet ve sıklık özellikleri farklılık gösteren sel ve taşkınlar olumsuz etkisi bakımından başta ülkemiz olmak üzere, dünyada son yıllarda büyük ölçüde can ve mal kaybına neden olmaktadır. Çalışma sahamızı kapsayan Solhan Deresi Havzası 2001-2009 yılları arasında, 18 adet taşkın olayı meydana gelmiştir. Sel-Taşkının meydana gelmesinde uzun yıllar meteorolojik koşulların değişmesi, bir afet olmasına neden olmaktadır. Bu durumun başlıca sebebi Türkiye ölçeğinde düşündüğümüzde coğrafi konum, orografyanın arızalı olması ve bitki örtüsüdür. Ekonomik zarar olarak 1974-2009 yılları arasında 100 milyon dolar zarara yol açmıştır ve açmaya devam etmektedir. Sel-Taşkın afetini yalnızca meteorolojik oluşumlara bağlı olarak gerçekleştiğini ifade etmek mümkün değildir. Özellikle Türkiye gibi kentleşmenin arttığı ülkelerde, akarsu havzaları çevresindeki insan faaliyetinin artması havzadaki hidrolik ve hidrolojik dengenin bozulmasına neden olmakta ve buna bağlı olarak can ve mal kaybına yol açan sel-taşkın afetleri yaşanmaktadır. Akarsu havzaları içinde büyüyen yerleşimler, arazi yapısının ve kullanımın değişmesi, toprakların daha yoğun ve yanlış bir şekilde kullanılması, ormanlar ve meralar tahrip edilmesi sonucu sel-taşkın afetleri giderek daha büyük ve sık olarak görülmesine neden olmaktadır. "Solhan Deresi Havzasının (Bingöl) Sel ve Taşkın Analizi" adlı çalışmada öncelikle sel-taşkının tanımı, önemi ve önceki çalışmalar üzerinde durulmuş, daha sonra sel ve taşkın üzerinde etkili olan faktörler ve sel ve taşkına neden olan faktörler açıklanmış sonraki bölümde ise sel ve taşkında kullanılan analiz teknikleri ortaya konmuş ve bu analiz teknikleri Solhan Deresi Havzasında değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Sonraki bölümde ise sel ve taşkın tehlike potansiyeli ortaya konmuştur. Bu çalışmada da Coğrafi Bilgi Sistemleri(CBS) kullanılarak çalışılmış olan havzanın morfometrik modellemesi çıkarılmış, sel-taşkında etkili olan Jeomorfolojik ve Jeomorfometrik indislerin ayrı ayrı etkisi ortaya konmuştur. Topografik Haritalardan üretilen Sayısal Yükselti Modeli (SYM), havza akış modeline girdi verisi olarak Hidrolojik ve Hidrolik Modelleme için kullanılmıştır. Sonuç olarak Solhan deresi havzasına ait fiziksel parametreler kullanılarak sel-taşkın riski altında olan muhtemel alanlar belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğal Afet, Sel, Taşkın, Jeomorfometrik İndis, Metot,Uzaktan Algılama, Akarsu Havzası
Karakoçan ilçesinden (Elazığ) Belçika'ya göçler
İnsanların ve toplumların yaşamlarında önemli değişikliklere neden olan göçler toplumsal açıdan basit bir olay olarak görülmemelidir. Gönüllü veya zoraki göç olayının içinde yer alan insanların amacı daha iyi yaşam olanaklarına kavuşmaktır. Bireylerin ve toplumların sosyal, siyasal, hukuksal, yönetimsel, kültürel ve ekonomik yapısında önemli değişikliklere neden olan göç coğrafya biliminin vazgeçilmez inceleme alanlarından birisidir. Bu bağlamda 1961'de başlayan Karakoçan İlçesinden yurt dışına meydana gelen göçün hala devam etmesinin nedenleri ve sonuçları yanında insanlar ve toplum üzerisindeki etkisi araştırıldı. Özellikle son dönemlerde Belçika'ya yönelen bu göç hareketinin temelinde ekonomik sebeplerin yattığı saptandı. Başlangıçta iş kuracak kadar parayı biriktirip dönmeyi düşünerek yola çıkan işçilerimizin, geri dönmedikleri gibi yaşadıkları Belçika Devletine zor da olsa uyum sağlayarak Belçika yurttaşı oldukları görüldü. Ekonomik olarak Karakoçan İlçesine faydalı olan göç hareketinin, toplumsal açıdan kültürel değişim gibi olumsuz etkilerinin de olduğu tespit edildi.
Palu ilçesi'nin (Elazığ) coğrafi etüdü
Palu ilçesi, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde Elazığ ili sınırları içinde yer almaktadır. İlçenin doğusunda Genç (Bingöl), kuzeyinde Kovancılar ve Karakoçan, güneyinde Maden, Alacakaya ve Arıcak, batısında Elazığ Merkez ilçeleri bulunmaktadır. Elazığ-Bingöl karayolunun, 8 km güneyinde yer alan Palu, il merkezine 72 km uzaklıkta olup toplamda 772 km²'lik bir alana sahiptir. Jeolojik olarak çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Palu İlçesi tüm jeolojik zamanlara ait arazilere sahip olup tektonik faaliyetlerin mevcudiyetini her zaman sürdürdüğü bir alandır. Doğu Anadolu Fayı'nın kuzeydoğu güneybatı istikametinde uzandığı ilçede sık aralıklarla depremler yaşanmaktadır. Palu ilçesi jeomorfolojik durumu itibarıyla, çoğunlukla dağlık ve çeşitli yüksekliklerde yer alan aşınım yüzeylerinden (platolar) ibarettir. İlçede çok az yer kaplayan düzlük alanlar çoğunlukla ilçenin batısında yoğunlaşmıştır. Bu düzlükler Baltaşı piedmond ovası, Seydili düzlüğü ve Kayaönü yüksek dağ içi ovasıdır. Palu, güneyde Güneydoğu Torosların (Akdağlar) kuzeyde ise Doğu Torosların uzantıları olan Gökdere ve Karaömer Dağları'nın geniş yer kapladığı Elazığ ilinin en engebeli ve en yüksek alanlarını barındırmaktadır. İlçede yüksekliğin en az (820 m) olduğu yerler batıdaki Keban Baraj Gölü çevresi ile temsil edilirken, doğuya doğru gidildikçe yükseklik artmakta ve nihayetinde 2520 m ile Akdağ'da en yüksek alanlara ulaşılmaktadır. İlçe içerisinde yükselti farkının fazla olması (1700 m) hem fiziki coğrafya özelliklerini (bitki örtüsü, toprak, iklim, su kaynakları) hem de beşeri (nüfus ve yerleşme) ve ekonomik coğrafya özelliklerini derinden etkilemiştir. İnceleme alanında görülen iklim, karakter açısından Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında bir geçiş özelliği gösterir. Ancak topografik koşulların kısa mesafelerde değişiklik gösterdiği ilçede doğuya gidildikçe karasallık artmakta ve kışlar daha sert geçmektedir. Palu ilçesi çoğunlukla Fırat Nehrinin önemli bir kolu olan Murat Nehri drenaj sahasına girmektedir. Kayaönü, Bozçanak ve Tarhana köyü çevrelerinde akan akarsular da Dicle Nehri drenaj alanına dahildir. İlçede doğal göl bulunmamakla birlikte; Keban ve Beyhan Barajı önemli yapay göletlerdir. Aşınım ve birikim faaliyetlerinin hızlı gerçekleştiği Palu'da, kahverengi orman toprakları, bazaltik topraklar ve kireçli-kireçsiz kahverengi topraklar geniş bir alan kaplamakla beraber, Murat Nehri vadi tabanları ve nehrin Keban Baraj Gölü'ne döküldüğü menderesli alanlarda alüvyal topraklara da rastlanılmaktadır. Çok engebeli alanlarda, hızlı erozyon faaliyetleri nedeniyle pedojenik süreçlerin kesintiye uğradığı çıplak kayalık alanlar da önemli bir yer teşkil etmektedir. Elazığ İli içerisinde % 15'lik (22488 ha) bir orman varlığına sahip olan Palu'da, meşe ormanları en önemli ağaç formasyonlarını oluşturmaktadır. Kışlık yakacaklarını temin etmek amacıyla yıllarca tahribata uğramış olan meşeler, günümüzde bozuk ve kümeler halinde yayılış göstermektedir. Tahribatın ileri düzeyde olduğu alanlarda atropojen step alanları, sekonder vejetasyon olarak hakim duruma geçmiştir. Ayrıca doğal stepler ve yüksek dağlık alanlarda yağışın artışı ve sıcaklık düşüşüne bağlı olarak dağ çayırları ilçenin diğer bitki örtülerini oluşturmaktadır. Söz konusu bu alanlar günümüzde yaylacılık faaliyetlerinin yoğun olarak yapıldığı mekanlardır. M.Ö. 2000'li yıllara dayanan geçmişiyle Hurriler, Urartular, Persler, Araplar, Artuklular, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar gibi çok sayıda devletin egemenliğinde varlığını sürdürmüş olan Palu, günümüzde 20035 kişilik nüfusuyla, Elazığ ilinin önemli bir ilçesidir. Bir belde ve 35 köyü bulunan Palu, son zamanlarda dışarıya yoğun göç vermektedir. İlçede nüfus daha çok Murat Nehri vadi tabanları ile ilçenin batısındaki nispeten daha düz olan ovalarda toplanmıştır. Palu'da ekonomi tarım ve hayvancılığa dayanmakla birlikte, ilçenin batısındaki yerleşmelerde madencilik ve balıkçılık önemli uğraşlar haline gelmiştir. Sanayi faaliyetlerinin yok denecek kadar az olduğu ilçede, küçük sanayi tipi marangozhane, demir doğrama, değirmen gibi işletmeler bulunmaktadır. Keban Baraj Gölü kıyısına kurulmuş olan Ferro-Krom fabrikası Kovancılar ilçe sınırında kalmış ve ilçeden çok sayıda kişinin çalıştığı bir yer haline gelmiştir. Ekonomik faaliyetlerin sınırlı olduğu Palu'da işsizlik önemli bir sorundur. Demografik yatırımların da yetersiz olduğu kırsal alanlarda son 20 yıl içerisinde gerek il merkezine gerekse Kovancılar ilçesine yoğun göç verilmiştir. Bu durum kırsal alanlara yönelik sürdürülebilir bir kalkınmayı gerekli kılmaktadır.
Kentleşme ve kent morfolojisi ilişkileri: Ceyhan örneği
Ceyhan kentleşmesi ile kent morfolojisi ilişki açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada geçmişten günümüze kentin hem mekansal gelişimi hem de beşeri ve ekonomik ilişkileri arasında bağlar kurulmuştur.
Tunceli ili ekonomik faaliyetlerinin kültür coğrafyası açısından incelenmesi
Coğrafya, en basit tanımıyla insan ve mekân ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Kültür insanın doğa karşısında doğayla birlikte yaşamını sürdürebilmesi için ürettiği her şeydir. Kültürlerin ve toplumların mekansal farklılıkları kültür coğrafyası tarafından incelenir. Tunceli İli Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümünde yer almaktadır. Doğuda Bingöl ve Elazığ, batıda ve kuzeyde Erzincan, güneyde ise Elazığ iliyle komşudur. Tunceli, 7. 774 km2 yüzölçümü ile Türkiye topraklarının % 1'ini kaplamaktadır. Tunceli İli, Fırat nehrinin iki ana kolu olan Murat ile Karasu nehirleri arasında, etrafını tabii bir duvar gibi çevreleyen Munzur ve Mercan dağlık kütleleri yamaçlarında kurulmuştur. Tunceli ili arazisinin, %70'ini dağlar, %25'ini platolar ve % 5'ini ova alanları oluşturur. Tunceli ilinde Karasal iklim hüküm sürmektedir. Yıllık toplam yağış miktarı 550-1080 mm arasında değişmektedir. Doğal koşulların fazlası ile etkilediği bir yaşam sahası ve buna bağlı gelişen ekonomik yapı daha çok hayvancılık ve çok az tarım faaliyetleri üzerine şekillenmiştir. Sanayi ve ticaret yok denecek kadar az gelişmiştir. Şehirleşme, göç, teknolojik yenilikler vb etmenler ile beraber geleneksel üretim araçları ve yaşam uğraşları terk edilmiş, ya yok olmuş ya da yok olmaya yüz tutmuştur. Çalışma sahasında geleneksel halk kültürünün etkisi ile şekillenen 40 meslek tespit edilmiştir. Anahtar Kelime: Kültür Coğrafyası, Tunceli, Munzur Dağları, Tunceli Sarmısağı (Allium Tuncelianum), Göç.
Anamur çevresinin karst jeomorfolojisi
Anamur, Orta Toroslar Kuşağında, Türkiye'nin önemli karstik platolarından olan Taşeli Platosunun güneyinde yer alır. Anamur çevresi, karstlaşma koşulları ve oluşan şekiller açısından laboratuar niteliğinde bir sahadır. Araştırma alanı bulunduğu konum ve fiziki coğrafya şartları açısından belirgin farklılıklar barındıran bir araziye sahiptir. Yükselti koşullarının kısa mesafelerde değişmesi, kıyı bölgesindeki Akdeniz ikliminin yüksek Taşeli Platosunda bozulmasına neden olmuştur. İnceleme alanında farklı jeolojik dönemlere ait kayaç gurupları yer almaktadır. Anamur çevresi genel olarak şist ve karbonatlı kayaç guruplarının yaygın olduğu bir alandır. Özellikle kıyı kuşağında şistli yapılar hakimken, kuzeydeki platoluk saha kalker litojisine sahiptir. Çalışma konusunu oluşturan karstik yapılar ise, Anamur çevresinde, 8 farklı formasyon şeklinde yayılış göstermektedir. Bu yapıların karstlaşmasında litolojik belirleyicilerin tayin edilmesi maksadıyla, sahadaki söz konusu formasyonlardan kayaç numuneleri alınarak, MTA laboratuarında, XRF ve XRD analizleri yaptırılmıştır. Alınan örneklerin, karstik kayaç türü, bileşimindeki majör elementlerin oranları, dokusu, kristal yapısı, tane büyüklüğü gibi fiziksel ve kimyasal özellikleri tablo haline getirilmiş ve ilgili numune noktasındaki arazi gözlemlerine dayalı karstlaşma dereceleri belirlenmiştir. Ortaya çıkan tablo, Anamur çevresindeki eriyebilen kayaçlarda gelişen karstik şekillerin açıklanmasında faydalı sonuçlar vermiştir. Bunun yanında farklı yapılarda oluşan karstik şekillerin, fiziki ortam değişkenlerinin de etkisiyle farklı boyut ve tiplerde geliştikleri sebep ve sonuç ilişkisiyle açıklanmıştır. Bu şekiller birbirleriyle kıyaslanarak farklılık ve benzerlikler ortaya konulmuştur. Yapılan arazi gözlemleri ve yaptırılan analiz sonuçlarına göre; hem farklı litolojiler, hem de farklı karstlaşma koşullarının inceleme alanında bulunduğu, dolayısıyla karstlaşmanın, seçilen alanda belirgin farklılıklar meydana getirdiği anlaşılmıştır. Yine, yöre insanının bu arazileri nasıl kullandığı, karstik yapının nüfusun dağılışında nasıl bir etkiye sahip olduğu, tarım ve hayvancılık aktivitelerinde karstik alanların kullanımı gibi konular da açığa kavuşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Karstlaşma, Karstik Şekiller, Jeomorfoloji, Anamur, Taşeli Platosu
Kentleşmenin coğrafi analizi: Kano (Nijerya) örneği
Kano, Nijerya'nın kuzeybatı jeopolitik bölgesinde yer alan bir şehir olup, savan bölgesinde olup ortalama 481 metrede yer almaktadir. Kano şehri, Afrika'daki Sudan savan bölgesinde, güneyde Gine savan bölgesi ve kuzey de Sahel savan bölgeleri arasında uzanmaktadır. IV. yüzyılda kurulan Kano kenti, kuzey Nijerya bölgesinde gelişmeye devam eden en önemli yerleşim yerlerinden biridir. Kano şehri, stratejik konumu ve içinde bulunduğu verimli arazisi nedeniyle önem kazanmaya devam etmektedir. 1805 yılında Usman Dan Fodio tarafından ele geçirildikten sonra Kano şehri halifeliğin en önemli idari merkezlerinden biri olmuştur. Bu süreçte Kano şehri yeni bir önem kazanmaya başlamıştır. XI ve XII. Yüzyılda Kano, çeşitli giriş kapılarıyla yüksek bir duvarla çevrilmiştir. O dönemlerde Kano, Afrika'nın üçünçü en büyük şehri haline gelmiştir. 1820'li yıllarda Kano'nun nüfusu 30.000 civarında olup 1851'de 60.000'e yükselmiştir. Kano, trans Sahra ticaretinde önemli bir merkez olmuştur. Tüccarlar Kuzey Afrika ülkelerinden ticari amaçlarla Kano'ya gelip çeşitli alış verişlerde bulunmuşlardır. 18. yüzyıllarda Kano birçok Afrika ülkesiyle irtibatını artırarak ülkenin ilk cosmopolitan şehirlerinden biri olmuştur. Bu nedenle şehirdeki mimari önemli derecede Kuzey Afrika ülkelerindeki mimariyi etkilemiştir. 1903 yılında Kano, İngiliz kolonyal kuvvetleri tarafından Dan Fodio'nun elinden alınınca, yönetimin İngilizlerin eline geçmiştir. Sömürge döneminde Kano, kuzey Nijerya bölgesinin en önemli stratejik kenti olmuştur. Bu dönemde Kano yeni bir idari ve ekonomik önem kazanmaya başlamıştır. Şehirdeki tarih boyunca bilinen trans Sahra ticareti 1907 yılında Kano'yu Lagos'taki Atlantik limanına bağlayan yeni bir demiryolu hattının inşa edilmesiyle ticaretin yönü Trans-Sahra'dan Trans-Atlantik'e doğru yönelmiş oldu. Böylece şehirdeki ticaret yeni bir döneme girmiş oldu. Şehirde pamuk, yer fıstığı, susam gibi tarım ürünleri Lagos'a taşınarak ülkeden deniz yolu ile ihraç edilmektedir. Sömürge döneminde kent, yeni bir kentleşme eğiliminin başlamasına neden olmuştur. 1923'te İngilizler tarafından yeni geliştirilen şehir planı Avrupa şehir planlarına dayanarak tasarlanmıştır. Yeni planda, eski şehir duvarının dışındaki araziler İngilizler tarafından geliştirilmiş ve birçok yapı inşa edilmiştir. İlk gelişen bölgeler arasında şehirdeki yeni merkezi iş ve ticaret sahası, ofisler ve postane sömürgeciler için ayrılan GRA mahallesini meydana getirmiştir. Gayrimüslim göçmenler için Sabon Gari Mahallesi oluşmuştur. Bütün yeni imara açılan alanlar geniş boş alanlar ile birbirinden ayrılmaktadır. 1973'te yeni açılan alanlar birleştirilerek metropol bir alanda oluşturulmuştur. Kentin, ekonomi ve idari öneme sahip olması nedeniyle göçmenleri çekmeye devam etmiş ve dönem boyunca şehirdeki kentleşme süreci bu nedenle hızlanmıştır. 1960 yılında Nijerya, İngiliz sömürgesinden kurtulup bağımsızlığını kazanarak yeni bir öz yönetim dönemine başlamıştır. Kuzey ve güneydeki bölgesel hükümetin birleşmesinden ve federal hükümetin kurulmasından sonra, 1967'de Nijerya'da yeni iller kurulmuştur. Böylelikle Kano da yeni kurulan illerden bir tanesinin merkezi olmuştur. Kano'nun idari önemi, sömürge öncesindeki dönemden beri devam eder. Bu da şehrin hızlı nüfus artışına ve mekânsal boyutta büyümesine neden olmuştur. Ticari ve idari fonksiyon ile tanınan şehir, bağımsızlığın ilk yıllarında hızlı bir sanayi gelişimi nedeniyle şehirde yeni kentleşme süreci tetiklenmiştir. Bu da ülkenin farklı kesimlerinden göçmenlerin gelmesine sebebiyet vermiştir. Ülkede hızlı kentleşmenin yaşandığı şehirlerden biri olan Kano, şuanda 2 milyondan fazla nüfusu ile Lagos'tan sonra ülkenin en büyük ikinci metropol şehri olmuştur. Anahtar Kelimeler: Coğrafya, Şehir Coğrafyası, Kano, Nijerya'da Kentleşme,Sömürgecilik.