Burdur Mehmet Akif Ersoy University
Discipline

Public Administration

Burdur Mehmet Akif Ersoy University

1,321

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın güvenlik politikalarındaki rolü

Bu çalışmada, Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın güvenlik politikalarındaki rolü incelenmiştir. Dünyada yaşanmakta olan terör gibi güvenlik problemleri, devletlerin uygulamakta olduğu güvenlik politikalarının önemini artırmış bulunmaktadır. Bu nedenle bu politikaların gerek oluşturulması gerekse uygulanması noktasında etkili olan aktörler oldukça önemlidir. Ülkelerin uygulamış oldukları hükümet sistemleri de bu politikaları etkilemektedir. Hükümet sistemlerinde devlet başkanlarına ve Türkiye'de Cumhurbaşkanı'na güvenlik alanında verilen yetkiler onları bu politikaların oluşturulması ve uygulanması aşamalarında merkezi aktör konumunda bulundurmaktadır. Hükümet sistemlerindeki devlet başkanları ve Türkiye'deki Cumhurbaşkanı'nın bu rolünü ortaya koymak için başkanlık, yarı başkanlık, parlamenter hükümet sistemlerinden belirlenen ülke örnekleri ve Türkiye'de Cumhurbaşkanı'na güvenlik alanında verilen yetkiler incelenmiştir. Bu yetkiler incelenirken belirlenen ülke örneklerinde ve Türkiye'de anayasa, kanun vb. ilgili mevzuat esas alınmıştır. İncelenen yetkiler ülkelerdeki devlet başkanları ve Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın güvenlik politikalarında etkili bir rol oynadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, Güvenlik Politikaları, Cumhurbaşkanı, Hükümet Sistemleri.

CumhurbaşkanıGüvenlikGüvenlik politikaları+3
Kübra Öztürk
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

1980 sonrası Türkiye'de İslamcılık

İslamcılık düşüncesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı karşısında gerilemeye başladığı bir dönemde, imparatorluğu yeniden eski gücüne kavuşturmak ve Müslümanlara yeniden eski dinamizmini kazandırmak için geliştirilmiş bir düşünce hareketidir. Bu düşünce hareketi, ana referans kaynağı olarak İslam'ı kabul etmektedir. Modern dönemde ortaya çıkmış olan İslamcılık düşüncesi, İslam'ı ana referans kaynağı olarak kabul etmiş; fakat modern düşünceden etkilenmesiyle yeni bir dini yorumu da beraberinde getirmiştir. İslam dinine yeni bir yorum getiren İslamcılık düşüncesi, Türk siyasal hayatı içinde kendisine yer açma çabası içine girmiş ve bunu büyük ölçüde başarmış bir harekettir. Bu çalışma, Türkiye İslamcılığının 1980 sonrası ve günümüze kadar gelen siyasal alan içindeki yerini incelemektedir. 1970 sonrasında Milli Görüş Hareketi ile birlikte siyasal alanda önemli bir ivme kazanan İslamcılık, erken gelen askeri darbe ile birlikte bir sarsılma sürecine girmiştir. 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı siyasal boşluğu, Anavatan Partisi ile Özal doldurmuştur. Özal'ın uyguladığı liberal-muhafazakâr politikalar ve Türk-İslam sentezi düşüncesi, İslami kesim üzerinde bir değişim ve dönüşüm yaratmıştır. Bu süreçte İslamcılığın önü kısmen de olsa açılmıştır. Bu süreçte bazı İslamcı gruplar milliyetçi refleksler göstererek sisteme eklemlenirken; bazı İslamcı gruplar ise, İran'dan gelen bir İslamcı dalga ile yeni arayışlar içine girmiştir. Bir kitle partisi olma yolunda önemli adımlar atan Refah Partisi, bu İslamcı grupları kendisine takviye ederek sistemin merkezine taşıma çabası içine girmiştir. Ancak 28 Şubat post-modern darbesi, İslamcıların Özal ve Erbakan ile elde ettikleri kazanımları yok ederken diğer yandan da kısmen de olsa oluşan İslamcı bilinci akamete uğratmıştır. Akamete uğrayan bu yaralı bilinç, daha sonraki dönemlerde bir melezleşme ve sekülerleşme sürecini de beraberinde getirmiştir. AK Parti iktidarı döneminde İslamcılarda meydana gelen bu melezleşme ve sekülerleşme durumu, İslamcıların bir "rahatlama" ve "sığınma" arayışı olduğunu söyleyebiliriz. AK Parti iktidarı ile yeni bir evrilme sürecine giren İslamcılık, sistemin merkezine taşınmak suretiyle devlet ile bütünleşmiştir. İslamcılık devlet ile bütünleşirken; İslamcılar ise, devlet kadrolarında kendilerine yer bulma arayışına girmiştir. Özellikle son dönemlerde aktüel bir tartışmaya dönüşen İslamcılık düşüncesi; Türkiye İslamcılığını ve onun durduğu yeri anlama çabası olduğunu ifade edebiliriz. Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Liberal-muhafazakârlık, Milliyetçilik, Değişim, Sekülerleşme

1980 sonrasıDin-siyaset ilişkileriMilliyetçilik+3
Mustafa Kaplan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sosyal belediyecilik uygulamaları: Malatya Büyükşehir ve Elazığ Belediyesi örneği

Sanayi toplumuna geçilmesi ile birlikte köyden kente göç artmış ve bunun sonucunda kentlerde nüfus artışı meydana gelmiştir. Bununla birlikte kentlerde yaşayan insanların ihtiyaçları artmış ve merkezi yönetim bu beklentilere cevap veremez duruma gelmiştir. Artan bu ihtiyaçlar neticesinde devlet sosyal sorunlara müdahale etmek zorunda kalmıştır. Gelişen şartlarla birlikte yerelleşme olgusu önemli hale gelmiştir. Yerel yönetimler içinde bulunan belediyelere de bu anlamda görevler düşmektedir. Bu sebeple çalışmada belediyelere ağırlık verilmiş, belediyelerin tarihsel gelişimi üzerinde durularak Malatya Büyükşehir Belediyesi ve Elazığ Belediyesi incelenmiş ve görüşülen kişilerden alınan cevaplar neticesinde alınan veriler tabloya dönüştürülmüştür.

Belediye hizmetleriBelediyelerBüyükşehir belediyeleri+5
Nilgün Kahraman
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Çoğulcu demokratik hukuk devleti için kuvvetler ayrılığı

Tezimizde çoğulcu demokrasi ilkesi hedef olarak belirlenmiştir. Çoğulcu demokrasi hedefine giden yolda kuvvetler ayrılığı ilkesi işaret fişeği gibi yolumuzu aydınlatırken, hukuk devleti de bize bu hedefin gerçekleşmesinde uygun zemini hazırlamaktadır. Tezimizin ilk bölümünde iktidar, devlet ve hukuk kavramlarının sağlam bir zeminde nasıl hukuk devleti sistemini meydana getireceğini, ikinci bölümde tezimizin hedefi niteliğindeki çoğulcu demokrasinin temellerinin ve gereklerinin neler olduğunu, üçüncü bölümde ise yolumuzu aydınlatan kuvvetler ayrılığı sisteminin nasıl şekillendirilebileceğini ve önemini ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamız boyunca iktidar, temel hak ve özgürlüklerin yaşanması ve korunması temelinde iktidarın sınırlandırılması ve meşruiyeti, yargının konumu, hukuk, adalet, ayrımcılık yasağı, eşitlik ve özgürlük ilkeleri öne çıkan unsurlar oldu. Tezimizde üzerinde durduğumuz ve açıklamaya çalıştığımız ilkeler sayesinde toplumu oluşturan her bir bireyin aidiyet duygusunun gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bununla birlikte nihai amaç olan, maksimum düzeyde, insanların mutluluğunun gerçekleşmesi ve kamu yararının sağlanması idealinin de tezimizde üzerinde durduğumuz ilkeler sayesinde gerçekleşebileceğini düşünüyoruz.

DemokrasiHukuk devletiKuvvetler ayrılığı+1
Salim Balık
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel demokrasinin gelişimi sürecinde kent konseylerinin rolü ve işlevselliği: Bursa ve Yalova kent konseyi örneği

Dünya, ekonomik, siyasal, yönetsel, teknolojik dönüşüm ve değişim içerisindedir. Ulus devletler güç kaybetmekte, küreselleşme, yerelleşme, demokrasi gibi yaklaşımlar önemli hale gelmektedir. Bu durum, yönetsel anlayışta bir paradigma değişimini beraberinde getirmektedir. Etkinlik, verimlilik gibi ilkelerin yanında şeffaflık, hesap verebilirlik, denetim, yönetişim, katılımcılık gibi ilkeler yeni yönetsel anlayışın temel ilkeleri haline gelmektedir. Yönetimdeki bu dönüşümün yanında toplumsal boyutta da önemli değişimler yaşanmaktadır. Artık 4-5 yılda bir yapılan seçimlere katılan, katılımcı olmayan, sorgulamayan bir toplum yapısından, teknolojik gelişmelerinde etkisiyle daha bilinçli, sorgulayabilen, düşüncesini ortaya koyabilen ve her şeyden anında haberi olabilen bir toplum yapısına doğru gidilmektedir. Burada yönetsel alanda akıllara gelen ilk sorular: Kim Yönetiyor? Nasıl Yönetiyor? sorularıdır. Demokrasi ile yönetmenin önemi sürekli vurgulanmakta, birçok yönetim birimi çalışmalarını meşrulaştırıcı araç olarak demokrasiyi görmektedir. Günümüzde, demokrasinin güç kazanması ise demokrasinin, yerel demokrasiler şeklinde tabandan oluşması ile mümkündür. Bu noktada yerel demokrasinin gelişimi sürecinde, yeni yönetim anlayışının getirdiği ilkeler çerçevesinde "kent konseyi" yapılanması ortaya çıkmıştır. Kent konseyleri, 2005 ve 2006 yılları arasında yasal boyutta desteklenmesi ile birlikte yönetimde halk katılımının benimsenmesi yolunu açmıştır. Öte yandan, yerel demokrasinin gelişim sürecine birçok katkı sağlayabilen veya sağlama kapasitesinde olan kent konseyleri, uygulama noktasında sorunlar yaşamaktadır. Bu minvalde, bu çalışmada; yerel demokrasinin gelişimi sürecinde kent konseylerinin rolü ve işlevselliği, iki uygulama alanı üzerinden incelenecektir. Çalışmanın sonunda ise elde edilen çıktılar neticesinde öneriler geliştirilecektir. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Yerel Demokrasi, Katılım, Kent Konseyi, Bursa, Yalova.

BursaDemokrasiKent konseyleri+2
Murat Küçükşen
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'deki yerel yönetimlerin dış ilişkilerinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi örneği

Bu araştırmanın amacı; "Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye'deki Yerel Yönetimlerin Dış İlişkilerinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Örneği"nin incelenmesi ile Türkiye'nin önemli Büyükşehirlerinden birisi olarak gösterilen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ndeki küreselleşme ve yerelleşme zıtlığının yansımalarını belirlemektir. Bu çalışmada Nitel Analiz Yöntemlerinden içerik inceleme tekniği (analizi) kullanılmış olup, bu teknikle belirlenen araştırma konusu kapsamında kitap, dergi, makale, resmi yazışma ve belgeler ile internet kaynakları üzerinde literatür taraması yapılmış, bir sistem dahilinde kategorilere ayrılarak analiz edilmiştir. Çalışmada; Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde hızla ilerleyen Türkiye'nin, Avrupa Birliği tarafından benimsenen ve uygulanan kurallara uyum sağlama süreci ele alınmaktadır. Demokratik ülkelerde olması gerektiği gibi Avrupa Birliği ülkelerinde de daha demokratik ve daha katılımcı yerel yönetimler kurmak önemli bir amaç haline gelmiştir. Avrupa Birliği yerel yönetimlerle ilgili daha sağlıklı politikalar geliştirebilmek amacıyla uluslararası konjonktürde yer alan gelişmelere uymuştur. Bu bağlamda daha geniş halk katılımı ve demokrasinin gereklerinin sağlandığı ilk basamağın yerel yönetimler olduğu ortaya çıkmıştır. Birliğe üye olma yolunda önemli adımlar atan Türkiye de bu gerçeğin farkına varmıştır. Demokratikleşme çabalarının yanı sıra yerelleşme ve küreselleşme sürecinin de etkisiyle kendi kurumlarını yenileyen Türkiye için Avrupa Birliği'nin normları yerel yönetimlerin daha etkin daha demokratik bir noktaya ulaşması için gerekli ve önemlidir. Ayrıca bu çalışmada Avrupa Birliği'nin Türkiye yerel yönetimlerinden beklediği dönüşümün nitelikleri, Türkiye deki mevcut mevzuatının bu beklentileri karşılama düzeyi ve özelde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Kocaeli, Yerel Yönetimler, Büyükşehir Belediyesi.

Avrupa BirliğiBelediyelerBüyükşehir belediyeleri+3
Uğur Işık
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kitle iletişim araçlarının seçmen davranışları üzerine etkisi: kütahya il merkezi örneği

Özellikle 20. Yüzyılda insanların hayatlarına etkili bir şekilde giriş yapan kitle iletişim araçları, toplumsal değişimi hızlandıran bir güç haline gelmiştir. İletişim teknolojilerindeki hızlı değişim ve gelişim, kitle iletişim araçlarını hayatın her alanına dahil etmiş, bireylerin siyasal davranışları ve tercihleri üzerinde çok etkili olmasına neden olmuştur. Bu bağlamda çalışmanın birinci bölümünde; literatür taraması yapılarak kitle iletişim araçları detaylı olarak ele alınmıştır. İlk başta kitle ve kitle iletişim kavramları açıklanmıştır. Daha sonra kitle iletişim araçları yazılı, işitsel ve görsel-işitsel olmak üzere üç gruba ayrılarak detaylı olarak incelenmiş ve kitle iletişim araçlarının işlevleri açıklanmıştır. İkinci bölümde; seçmen davranışlarını etkileyen faktörler tek tek irdelenmiş, bu faktörler arasında yer alan kitle iletişim araçlarının etkisi teorik açıdan ele alınarak bu konuyla ilgili model ve kuramlar incelenmiştir. Son bölümde ise; kitle iletişim araçlarının seçmen davranışları ve tercihleri üzerine etkisi, Kütahya İl Merkezinde ikamet eden 383 adet seçmene anket yöntemi uygulanarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kitle, Kitle İletişimi, Kitle İletişim Araçları, Seçmen, Seçmen Davranışları.

Kitle iletişim araçlarıSeçmen davranışıSeçmenler+1
İlker Manav
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bir siyasal iletişim aracı olarak politik mizahta karikatürün kullanılması: 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Salih Memecan tarafından çizilen siyasi karikatürlerin analizi

Siyaset mekanizması kendini ifade edebildiği, hedef kitlesini ikna edebildiği ve onlar üzerinde meşruiyetini kazandığı ve devam ettirebildiği sürece varlığını sürdürebilmektedir. Tüm bunları da siyasal iletişim yöntem, teknik ve araçlarıyla gerçekleştirebilmektedir. Bu yöntem, teknik ve araçlardan biri olarak değerlendirebileceğimiz politik mizahın bir türü olan karikatür de genel olarak iktidara karşı bir muhalefet ve eleştiri aracı olarak kullanılsa da zaman zaman iktidarın kendi hegemonyasını devam ettirebilme, muhalefeti itibarsızlaştırma ve yapılan icraatlara destek bulma amacıyla da kullanıldığı görülmektedir. Bu çalışmamızda 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Salih Memecan tarafından Sabah Gazetesi Bizimcity köşesinde çizilen karikatürlerin analizi yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde; Siyaset ve İletişim kavramlarının ardından Temel İletişim modelleriyle ilgili genel bilgi verilmiştir. Siyasal İletişim kavramı açıklanarak kavramın tarihçesi, ülkemizdeki gelişimi, işlevleri ve güncel olarak uygulanan yöntem ve teknikleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde; politik mizah ve karikatür konuları detaylı olarak incelenmiştir. Mizah kavramından başlanarak mizahın tür ve çeşitleri açıklanmış ve politik mizah kavramı anlatılmıştır. Daha sonra karikatür kavramı, çeşitleri, dünyadaki ve ülkemizdeki tarihi gelişimi devreler halinde ele alınmıştır. Son olarak da karikatür bir iletişim biçimi olarak formüle edilmiş ve bu formüldeki aşamalar açıklanmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise; ilgili bölümde yapılacak analizin amaç, kapsam ve yönteminin neler olduğu açıklanmış ve Salih Memecan'ın 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde çizdiği 23 karikatür konularına göre 3 kategoriye ayrılarak içerik analizi yöntemiyle yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Siyasal İletişim, Politik Mizah, Karikatür, Cumhurbaşkanlığı Seçimi.

CumhurbaşkanıKarikatürMizah+5
Sinan Sunar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hume ve Tocqueville üzerinden Liberal-muhafazakâr zihniyeti incelemek

Düşünce biçimleri arasında yapılan katı ayrımlar total ve kategorik bir aynılık ima eder, yani bir ideolojiyi ve ardından o ideolojiyi temsil eden düşünürü tanımlar. Fakat tek tip bir kategorileştirme ve tanımlama olarak ideolojiler yapay ve sınırlandırıcı ayrımlara dayanırlar. Bu tezde felsefe yapan bir düşünürün belli bir ideolojik kategoriye kapatılamayacağı çünkü bu ideolojinin söz konusu filozofun sadece kısmi bir yanı olup tözsel yanı olmadığı görüşünü temel alarak liberal-muhafazakâr düşünce Hume ve Tocqueville üzerinden okunmaktadır. Diğer bir deyişle filozof felsefe yapan kişidir bir ideolog değildir, bir ideolog ile bir filozof arasında kapatılamaz bir boşluk vardır. Liberal-Muhafazakâr düşünceyi ele alan bu çalışma, liberal-muhafazakâr düşüncenin bir ideoloji olarak okunmasından daha fazla bir zihniyet olarak okunmasını hedeflemektedir. Bundan dolayı, liberal-muhafazakâr zihniyeti tahayyül etmeye çalışmak, her şeyden evvel katı ayrımlara dayalı ideolojik formasyonun sınırlarının ötesinde bir yorumu vurgulamaktadır. Liberal-Muhafazakâr zihniyetin değerlendirilmesinde ele alınacak olan iki düşünür David Hume(1711-1776) ve Alexis de Tocqueville (1805-1859)'dir. Hume ve Tocqueville'in düşüncelerinde, liberal-muhafazakâr zihniyetin siyasal boyutları ve düşüncelerinin felsefi yanları ele alınarak, bir liberal veya muhafazakâr ideolojinin bu kalıpları neden kapsayamadığı anlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca liberal-muhafazakâr zihniyet, ekonomi ve piyasa ilişkileri özelikle devlet müdahalesi bağlamında ele alınmıştır. Bu tartışmaların sonunda liberal-muhafazakâr zihniyetin siyasal içeriği ile ekonomik içeriğinin bir birleşimi ortaya konulmuştur. Bu tartışma çerçevesinde ekonomik ve siyasi düşüncenin birleşim imkânı değerlendirilmiştir. Liberal-Muhafazakâr zihniyetin siyasal ve ekonomik tahayyülü, gerek liberalizmin gerek muhafazakâr ideolojinin sunî ve dayatmacı sınırlarının ötesinde bir uzlaşımsal zihniyet formu olarak düşünülebilir. Bu açıdan, liberal-muhafazakâr zihniyet, düşünmenin sahip olduğu genişliği ve derinliğin hakkını verme çabasının bir ürünüdür. Anahtar Kelimeler: Liberal-Muhafazakâr Zihniyet, Dolayımsal, Hume, Tocqueville, İdeoloji, Siyaset ve Piyasa

EkonomiHume, DavidLiberal muhafazakar+6
Soner Kavuncuoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bir gelecek inşası olarak egemenlik ve küreselleşme

Tezin ilk bölümünde egemenlik kavramının genel çerçevesi ele alınmakta, egemenliğin tanımı, güç-iktidar gibi bazı kavramlarla olan ilişkisi ve sınıflandırılması incelenmektedir. İkinci bölümde egemenliğin doğuşu ve gelişimi çerçevesinde mutlak egemenlikten sınırlı egemenliğe geçiş ve halk-ulus egemenliklerinin tarihsel arka planı incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise küreselleşen dünyada egemenliğin nasıl bir hal aldığı, egemenliğin bölünmezlik ile devredilemezlik ilkelerinin küresel süreçteki aşınmaları incelenmektedir. Tüm bu incelemeler yapılırken çalışmanın ana eksenini; egemenliğin bir hakikat olmadığı, modern devlet anlayışı kapsamında tanrısız bir sistem tanımlayabilmek için zorunlu olarak ihtiyaç duyulan, bir anlamda tanrısız teolojinin tanrısal karşılığını oluşturmak için tasarlanan bir söylem olduğu düşüncesi oluşturmaktadır.

DemokrasiEgemenlikKüreselleşme+5
Muhammet Metin Adıgüzel
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre politikalarının yerel yönetimlerde uygulanabilirliği: Kütahya Belediyesi örneği

Çevre sorunlarının temelinde doğa ve insan ilişkisi yer almaktadır. Eski çağlardan günümüze insan-çevre arasındaki ilişkiye bakıldığında, çevrenin insana göre ön planda olduğu gözlemlenirken günümüze gelindiğinde ise bu durumun tam tersi olduğu görülmektedir. Çevre sorunları, insanların çeşitli faaliyetlerinin sonucu çevreyi oluşturan canlı ya da cansız varlıkların üzerinde, ekolojik ya da doğal nedenlerden kaynaklanan bozulmaların tümüdür. Çevre sorunları günümüzün en önemli sorunlarının başında yer almaktadır. Bu durumun daha ciddi bir hal alması 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren olsa da sorunun temeline bakıldığında insanlık tarihi kadar eskilere dayanmaktadır. Temel olarak çevre sorunlarının çözümünde en etkili ölçek yerel yönetimlerdir. Bu bağlamda çevre sorunları çözümünde yerel yönetim birimlerinin çevresel faaliyetleri ön planda olmak zorundadır. Çevre politikalarının yerel yönetimlerde uygulanabilirliğinin araştırıldığı bu çalışmada, genelde yerel yönetimler ve çevre politikaları ele alındıktan sonra özelde ise Kütahya Belediyesi'nin 2011-2016 yılları arasındaki meclis kararlarında çevresel kararların görüşülme sıklığı dolayısıyla bu yerel yönetim biriminin benimsediği hizmet anlayışı içerisinde çevre politikalarının yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevre Politikaları, Yerel Yönetimler, Kütahya Belediyesi

BelediyelerKütahyaYerel yönetimler+2
Derya Kaman
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

6360 Sayılı Yasa ile büyükşehir olan Muğla İlinde yerel kamu hizmetlerinin dönüşümünün Marmaris İlçesi özelinde incelenmesi

Metropoliten kentlerin yönetimi, kamu yönetiminin önemli sorun alanlarından bir tanesidir. Türkiye'de bu alanda ilk somut adım 1984 yılında İstanbul, Ankara ve İzmir'de büyükşehir belediyeleri kurulmasıyla atılmıştır. İlerleyen yıllarda büyükşehir belediyesi kurulan il sayısı artmış ve 2000'li yıllara gelindiğinde Türkiye'de toplam 16 büyükşehir belediyesi kurulmuştur. Daha sonra 2012 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı Yasa ile birlikte on üç büyükşehir belediyesi kurulmuştur. 2013 yılında ise Ordu ilinde de büyükşehir belediyesi kurularak, büyükşehir belediyesi sayısı 30'a yükseltilmiştir. 6360 sayılı Yasa ile büyükşehir belediyesi kurulan illerden biri de Muğla'dır. Bu tez çalışması, Muğla ilinde yerel kamu hizmetlerinde yaşanan dönüşümün Marmaris ilçesi özelindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu kapsamda Marmaris Belediyesi'nin yıllık faaliyet raporları incelenmiştir. Elde edilen bulgular ile birlikte Yasa'nın Marmaris ilçesindeki etkisi siyasi, mali ve teknik boyutlarıyla değerlendirilmiştir. Son olarak elde edilen bulgular ışığında Yasa'nın uygulamada yaşanan sorunları tespit edilerek öneriler getirilmeye çalışılmıştır.

Belediye hizmetleriBelediyelerBüyükşehir belediyeleri+5
Ozan Yetkin
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Göçün kentleşme üzerindeki etkisi: Kütahya il örneği

Kentleşme sorunlarının temelinde göç ve insan ilişkisi yer almaktadır. Göç bir yer değişim hareketi olmasına rağmen insanları her yönden etkileyen harekettir. Geçmişten günümüze bakıldığında göç hareketlerinin kentleşme üzerinde etkili olduğu gözlemlenmektedir. Kişilerin veya toplulukların ekonomik, eğitim, siyasi ve zorunlu nedenlerden dolayı yaşadıkları mekânları terk ederek kısa veya uzun mesafeli olarak başka mekânlara taşınma faaliyeti şeklinde ifade edilen göçe yönelik hareketlilik Türkiye'de 1950'li yıllardan itibaren sosyoekonomik nedenlerden dolayı başlamıştır. Türkiye'de, 1950'li yıllarda başlayan göçün neden olduğu kentleşme sorunları, 1980'li yıllardan sonra ayrı bir ivme kazanmışken günümüzde ise Türkiye'deki ön önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Göçler kentleşme hızını doğrudan etkilemekte ve kentleşme üzerinde olumsuz etki bırakmaktadır. Kırsal alandan kentlere doğru göç hareketleri, kentlerde yeteri kadar konut ve iş imkânlarının olmaması durumunda kentleri olumsuz yönde etkilemektedir. Yoğun göç hareketleri kentlerde; çarpık kentleşme, suç oranlarının artması, altyapı ve ulaşım sorunu ile işsizlik gibi sorunlara neden olmaktadır. Göçün kentleşme üzerindeki etkisinin araştırıldığı bu çalışmada genel olarak göç ve kent ele alındıktan sonra özelde ise göçün Kütahya'da kentleşme üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğu araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kent, Kentleşme, Göç, Göç Hareketleri

GöçlerKentleşmeKentleşme süreci+1
Resul Ayfer
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

XIX. yüzyıl Osmanlı vakıf müesseselerinin dönüşümü ve kamu hizmetlerinin yürütülmesinde vakıfların toplumsal hayattaki rolü: Kütahya ili örneği

Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyılda başlayan modernleşme ve merkezileşme hareketleri iktisadi, idari ve askeri alanlardaki geleneksel kurumları etkilediği gibi vakıf müesseselerini de etkilemiştir. Vakıfların yürüttüğü geleneksel kamu hizmetlerinin yerine bu yüzyılda modern ve merkezi bir sistemin kurulması için reformlar yapılmaya çalışılmıştır. Ancak reformlar sonucu ortaya çıkan modern kurumlar ile geleneksel kurumlar ikili bir sistem ortaya çıkarmış ve bu yüzyıl boyunca geleneksel ve modern kurumlar kamu hizmetlerini birlikte yürütmüştür. Bu süreç içerisinde devlet modern kurumlara ağırlık vererek geleneksel kurumların modern kurumlara dönüştürülmesini sağlamıştır. Çalışmada, Osmanlı Devleti döneminde vakıfların yürüttüğü hizmetler günümüzdeki modern kamu hizmeti kavramı açısından değerlendirilerek eğitim, din, beledi, ekonomik ve sosyal hizmetler başlıkları altında sınıflandırılmıştır. Bu başlıklar altında günümüzde devletin görevi olan kamu hizmetlerinin vakıflar tarafından yürütüldüğüne yer verilmiştir. XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde başlayan modernleşme ve merkezileşme çalışmalarının vakıflar üzerindeki etkileri ele alınmış ve araştırma Kütahya ili özelinde sınırlandırılarak şehirdeki vakıflar üzerinde meydana gelen dönüşüm süreci incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Hizmeti, Vakıf, XIX. Yüzyıl, Osmanlı Vakıfları, Kütahya

19. yüzyılDönüşümKamu hizmetleri+7
Ersin Kızılkaya
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Büyükşehir belediyelerinde yasal dönüşümün köy yönetimlerinin mahalleye dönüşmesi üzerindeki etkisi

Günümüzde küreselleşme ile birlikte idari paradigma değişmekte ve idarede yeni değerleri ortaya çıkarmaktadır. Bu paradigma değişimleri idari sistem içinde yerel idarelerin önemini giderek artırmaktadır. Sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan demografik yapıdaki değişmeler ve nüfus artışı gibi etmenler yerel idareler içinde önemli bir yer teşkil eden mevcut büyükşehirlerin daha da büyümesine sebep olmuştur. Büyükşehirlerde ortaya çıkan düzensiz ve plansız gelişmeleri önlemek ve şehir alanlarındaki yerel ihtiyaçlara cevap vermek adına Türkiye'de 1980'li yıllarda büyükşehir idare sistemi kurulmuştur. Büyükşehir belediye idare sisteminde günümüze değin önemli yasal ve yapısal değişiklikler yapılarak diğer yerel yönetimler açısından da yeni düzenlemeler ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışmada, Türkiye'de büyükşehir idare sisteminin ortaya çıkışı ve önemi ile köylerin idari yapısı incelendikten sonra, 2012'de 6360 sayılı Kanunla büyükşehir idare sisteminde yapılan değişiklikler ve büyükşehir belediyesi kurulan illerde köylerin mahalleye dönüşmesinin olumlu ve olumsuz etkilerinin neler olabileceği açıklanmış, yapılması gereken yasal ve yapısal değişiklikler konusunda öneriler getirilmiştir. Türkiye'de büyükşehir belediyesi kurulan illerde köylerin mahalleye dönüşmesiyle ortaya çıkan yeni görünümü yansıtmak amacıyla örnek bir köyde köy idarecilerinin ve köy sakinlerinin, köylerinin mahalle olması hakkındaki değerlendirmelerine de yer verilmiştir. Çalışmanın sonunda elde edilen veriler ışığında ortaya çıkan sorunlar ve çözüm önerileri getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel İdareler, Büyükşehir İdare Sistemi, Büyükşehir Belediyeleri, Köyler, Mahalleler

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriDönüşüm+7
Veysel Erol
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin kentleşme süreçleri üzerine etkileri: Bülent Ecevit Üniversitesi örneği

Kentler göçebe yaşamdan yerleşik hayata geçiş sonucu ortaya çıkmış süreçlerdir. Bu eski kent yapıları zamanla, bir değişimin ifadesi olan kentleşme sürecine girmiş ve büyük dönüşümler geçirmiştir. Kentler üzerinde yapısal değişimlere neden olan önemli faktörlerden biri ise sanayileşmedir. Sanayileşme, kentleşme üzerine etki eden tek unsur değildir. Üniversiteler de kentleşme sürecini etkileyen önemli diğer etkenlerden biri olarak görülmektedir. Üniversiteler ve üniversitelerde eğitim gören öğrenciler bulundukları şehri demografik, ekonomik, sosyal, kültürel olmak üzere birçok açıdan değiştirmektedir. Zonguldak'ta da Bülent Ecevit Üniversitesi'nin kurulmasıyla şehir birçok farklı açıdan etkilenmiştir. Saha çalışması olarak seçilen Zonguldak ilinde, Bülent Ecevit Üniversitesi'nin kurulmasıyla üniversite kentleşme ilişkisi farklı bir boyut kazanmıştır. Dolayısıyla bu çalışmada, Bülent Ecevit Üniversitesi öğrencilerinin Zonguldak'ın kentleşme süreçleri üzerindeki olumlu olumsuz etkileri araştırılmıştır. Çalışma 2016-2017 akademik yılı güz döneminde Bülent Ecevit Üniversitesinde kayıtlı bulunan ve merkez kampüste okumakta olan öğrenciler arasından belirlenen örneklem grup üzerinde gerçekleştirilmiştir. Elde edilen analizler sonucunda ise, üniversitenin kente getirdiği öğrencilerin Zonguldak'ın demografisini, mekânsal yerleşimini, ekonomisini ve kültürünü etkilediği görülmüştür. Sonuçta öğrencilerin cinsiyetinin, kayıtlı oldukları fakülte/yüksekokulun, eğitim ve öğretim döneminde bulundukları sınıfın, kentte barındıkları yerin ve ailelerinden aldıkları harçlık miktarının, kentsel süreçlerde belirleyici olduğu görülürken, anne ve babanın eğitim durumunun ve mesleğinin kentsel fonksiyonları yeterince etkilemediği açıkça tespit edilmiştir. Anahtar Kelime: Kentleşme, Üniversite, Üniversite-Kent İlişkisi, Öğrenci, Zonguldak, Bülent Ecevit Üniversitesi.

Bülent Ecevit ÜniversitesiKentleşmeKentleşme süreci+4
Selen Demirsoy
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yerel yönetimler ve yönetişimin yerel yönetimlere eklemlenmesi: Yerel yönetişim

Kamu yönetimi, toplumsal değişimlerin baskısı altında ve o değişimlere karşılık gelecek çözümleri üretme ihtiyacı karşılığında, hem teorik hem de pratik alanda bir değişim ve dönüşüm geçirmektedir. 2. Dünya Savaşı sonrasında, Avrupa ve ABD'de ortaya çıkan yeniden yapılanma çabaları, daha merkeziyetçi, birlikçi ve ulusal kalkınmayı öncelikli hedef gören yaklaşımların etkisi altında gelişti. Bu durum, kamu sektörünün toplumsal alanda başat aktör olarak toplumsal konularda etkili olduğu bir kamu yönetimi anlayışını öne çıkarmıştır ve buda yönetişimdir. Küreselleşme sürecinin tüm topluma hâkim olmasıyla ile birlikte temsili demokrasi kent yönetiminde etkisiz ve yetersiz bir unsur haline gelmiştir. Mevcut yönetim pratiklerinin farklı açılardan yetersiz olması nedeniyle, pratikte gelişen yeni arayışlar uygulamada etkili olmaya başlamış ve bu yeni gelişmeleri anlatmak için yönetişim kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Günümüz toplumlarında insanlar yönetenlerle aralarında durmadan açılan bir farkla yaşamaya çalışmaktadırlar. Devletin aşırı büyümesi her yere ulaşamamasına ve toplumun taleplerini yerine getirememesine başlamıştır. Demokrasi, ancak devlet ile toplum arasındaki bu uçuruma son verilerek gerçek hale getirilebilir. Yönetişim ile devlet-toplum uzaklığını aşmak amacıyla bir mekanizma kurulmaya çalışılmaktadır. Yönetişim, gelişmekte olan çağdaş bir yönetim yaklaşımıdır. Yönetişim, geleneksel yönetim sistemlerinin, hizmetlerde verimliliği sağlayamaması nedeniyle daha tercih edilen bir konumda yer alacaktır.

BelediyelerKamu yönetimiKüreselleşme+5
Mustafa Akyol
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İmparatorluktan millete, milletten imparatorluğa siyasal tahayyüllerin tarihsel seyri

Gerek küresel siyasette gerek yerel siyasette ulus kavramının ve ulus devletlerin herkes ve her şeyden fazla bir ayrıcalığı ve bir ağırlığı vardır. Diğer bir ifade ile gazeteler, dergiler, kitaplar, internet v.b. gibi bilgi akışı sağlayan kaynakların hangisi ele alınacak olunursa olsun ulusal ilkenin genel-geçer bir meşruiyete sahip olduğu görülecektir. Yani toplumlar milli devletlerin ve milliyetçi düşüncenin doğallığı ve gerekliliği konusunda bir anlaşmaya varmış gibi görünmektedir. Bu durum bir takım bilim insanlarını şu soruyu düşünmeye itmiştir: Ulusal ilke hem yerel hem de küresel siyaseti düzenleyici bir kural olmak zorunda mıdır? Başka bir siyasal kavrayış mümkün değil midir? Bu noktada Michael Hardt ve Antonio Negri İmparatorluk fikrini ortaya atmışlardır. Onlara göre postmodern ekonomi ile birlikte siyasette de postmodern bir döneme geçilmiş ve ulus devletlerin iktidarları dışında yeni bir iktidar biçimi peyda olmuştur. Bu bağlamda postmodern imparatorluk; ulus devletlerin dışında, üzerinde ve onu kapsayacak şekilde konumlanan ve iktidarını finansal akışlar üzerine kuran esnek hudutlara sahip, akışkan ve çok biçimli bir iktidar biçimidir. Bu tez çalışmasında temel argüman; siyasal tarihin ekonomik paradigmalar eşliğinde bir salınım içinde olduğu, imparatorluklardan ulus devletlere değişen siyasal anlayışın serbest bırakılan bir sarkaç gibi imparatorluk noktasına geri döndüğüdür. Bu analiz için ilk bölümde milliyetçilik, ikinci bölümde klasik imparatorluklar ve üçüncü bölümde postmodern imparatorluk konuları incelenmiş ve bu salınımın karakteri ekonomik değişim süreçleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.

KapitalizmNegri, AntonioOsmanlı Devleti+6
Burak Gökalp
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de üniversite gençliğinin siyasal katılım durumu: Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencileri üzerine bir uygulama

Bireylerin bir toplumda siyasi bilgi ve değerleri veya siyasi davranışları kısacası siyaseti öğrenme süreci siyasal toplumsallaşma ya da siyasal sosyalleşme olarak tanımlanabilmektedir. Bireyler siyasal toplumsallaşma sürecinde siyasal sistem hakkında bilgi edinmeye ve tavır almaya başlarlar. Bireylerin aldıkları bu tavır bazen olumlu bazen ise olumsuz yönde olabilmektedir. Bu tavır, kendini siyasal katılım olarak göstermektedir. Bireyler siyasal sistemden duyduğu rahatsızlığı belirtmek ya da siyasal sisteme karşı oluşturduğu sempatiyle siyasal sistemin devamlılığını sürdürmek amacıyla siyasal katılım gösterirler. "Türkiye'de Üniversite Gençliğinin Siyasal Katılım Durumu: Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğrencileri Üzerine Bir Uygulama" adlı bu çalışma, üniversite gençliğinin siyasal eğilimlerinin olup olmadığı, siyasal katılım düzeylerini, siyasal katılım biçimlerini, siyasal ilgilerini ve siyasal katılımlarını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler, ilk önce teorik bilgiler ışığında literatür taraması yapıldıktan sonra 500 öğrenciye anket uygulanarak elde edilmiştir. Ankette, bağımsız değişkenler olarak "ailenin gelir düzeyi", "baba mesleği", "yerleşim yerinin büyüklüğü", ve "kitle iletişim araçları" gibi değişkenlerin bağımlı değişken olan "siyasal katılım" üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın kuramsal çerçevesini oluşturan birinci bölümde siyasal kültür ve siyasal toplumsallaşma üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde siyasal katılım ve siyasal katılımı etkileyen faktörler ele alınmış, ayrıca Türkiye'de gençlik hareketlerine değinilerek gençlerin siyasete olan ilgisine açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise alan araştırması ile elde edilen bulgular sergilenmiş, veriler tablolaştırılarak gösterilmiş, sonuç ve değerlendirme ile çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Siyasal Kültür, Siyasal Toplumsallaşma, Gençlik, Siyasal Katılım, Oy Kullanma

Dumlupınar ÜniversitesiGençlerOy kullanma+4
Yağmur Becel
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler Barışı Koruma Harekatları ve Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Koruma Gücü (UNFICYP)

Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması ve ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması Birleşmiş Milletler'in (BM) en temel görevidir. Bu çalışmamızda, BM'nin uluslararası uyuşmazlıkların çözümüne katkı sağlamak için geliştirdiği Barışı Koruma Harekâtları çerçevesinde günümüzde devam eden BM Kıbrıs Barış Koruma Gücü (UNFICYP) uygulaması incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde, BM Barışı Koruma Harekâtları kavramı ile ortaya çıkış süreci etraflıca incelenmiş, günümüze kadar olan süreçte edinilen tecrübelere değinilmiştir. Harekâtların uluslararası hukuktaki yeri ile temel ilkelerinden ayrıca bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise, yüzyıllardır var olan Kıbrıs sorununun soykırım ve katliama dönüşerek zirveye ulaştığı 1963 yılında, Kıbrıs Adası'nda barış ve güvenliğin tehlikeye düşmesini engellemek adına kurulan BM Kıbrıs Barış Koruma Gücü'nün (UNFICYP) varlığı incelenmiştir. Sonuç'ta ise, Kıbrıs Sorunu'na çözüm arayışları içinde UNFICYP'nin geleceği hakkında değerlendirmeler yapılmıştır.

BarışBarış gücüBarışı sağlama+5
Erkan Çakmakcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de göç ve kentleşme: İzmir Egekent-2 toplu konut uygulaması örneği

Türkiye'de 1950'li yıllardan sonra kendisini hissettirmeye başlayan göç ve kentleşme sosyal bilimler açısından önemli bir araştırma konusudur. Sanayileşme ve gelişen teknolojiye bağlı olarak artan göç akımlarının yönü genellikle büyük kentler olmaktadır. Göçe bağlı olarak kentlerdeki nüfusun her geçen yıl artması, konut sorunu, gecekondulaşma ve plansız kentleşme gibi pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu sorunların çözümüne ilişkin atılan en somut adımlardan başında toplu konut yöntemiyle konut üretilmesi gelmektedir. Ülkemizde, 1980'li yıllardan itibaren yerel yönetimler ve kooperatifler öncülüğünde yaygınlaşmaya başlayan toplu konut uygulamaları ile konut maliyetleri düşürülerek dar gelirlinin ev sahibi olması amaçlanmıştır. Böylece kentsel gelişimi olumsuz etkileyen gecekondulaşma ve kaçak yapılaşma önlenerek planlı ve bütüncül bir kentleşmenin sağlanacağı ön görülmüştür. Bu çalışmada, Türkiye'de yaşanan göç ve kentleşme toplu konut uygulamaları bağlamında ele alınarak konuya akademik katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Akademik yazında gecekondulaşma, suçluluk, uyum vb. sorunlar çerçevesinde sıkça ele alınan göç ve kentleşme konusu İzmir Egekent-2 Toplu Konut Uygulaması örneğinde ele alınarak toplu konut uygulamalarının bu süreçteki rolü tartışılmıştır.

GöçlerKentleşmeToplu konut alanları+4
Erdem Güç
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de neo-liberal politikalar çerçevesinde devletin yeniden yapılandırılması: Siyasi ve idari anlamda yerel özerklik

Liberalizm, bireylerin özgür olması gerektiğini vurgular. Neo-liberalizm ise politika olarak ekonomik liberal anlayışın kolektif düşünce karşısında bireyi öncü görerek piyasa temelli çözümler sunması olarak görülür. Türkiye'deki neo-liberal politikalar 1980'den sonra özelleştirme, deregülasyon, siyasi liberalizasyon ve küreselleşmenin yaygınlaştırılması olarak ortaya çıkmaktadır. Modernleşen dünyada özgürlüklerin, devlet düzenlerinin ve ekonomideki gelişmelerin bir dayanak noktası her zaman bulunur. Bu gelişmelerin ışığında liberalizmin dünyada modernleşmenin ön ayağı niteliğinde olması Türkiye'de de etkisini ortaya koymaktadır. 1980'den sonra ülkemizin içinde bulunduğu durum toplumun içerisinde bulunduğu kriz, mevcut politikaların yetersizliğini ortaya koymaktadır. Yönetimsel krizler sonucunda yeniliğe ihtiyaç duyularak reform çalışmaları yapılmaktadır. Böylece kendi kendine yetebilme fikrinden dolayı özerklikliğin neo-liberal eksende yaşanan gelişmelerle ortaya çıktığı söylenmektedir. Dolayısıyla çalışmamızda; yeniden yapılanma, neo-liberal anlayışın ortaya çıkışı, yönetim ilkeleri, yerel yönetimler, merkezden ve yerinden yönetim arasındaki ilişki açıklanmaktadır. Faaliyet gösterme alanlarının ülkede meclis tarafından ortaya çıkarılan kanunlarla belirlendiği özerk yapılara yerel yönetimler denir. Özerklik; muhtariyet ve otonomi olarak da kullanılır. Ülkede yaşayan bireylerin ve grupların, sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirmeleri için özerklik, ön koşuldur. Gerçekleşen neo-liberal dönüşümün ülkemizde ortaya çıkardığı yeni kurumlar ile gelenekselliğini bir kenara bırakmaya çalışan toplumsal yapı çerçevesinde modernleşme süreci geçiren kurumların incelenmesi yapılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda neo-liberal politikalar çerçevesinde siyasi ve idari özerklik konuları izah edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Liberalizm, Neo-Liberalizm, Yeniden Yapılanma, Siyasi Özerklik, İdari Özerklik.

DevletKamu kuruluşlarıNeo-liberalizm+7
Kemal Demir
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kamu hizmetlerinin sunumunda gönüllü STK katılımı: Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı örneği

Sivil toplum geçmişten günümüze gelene kadar her toplumda var olmuştur. İnsanların topluluk halinde yaşamaya başlamasından itibaren oluşum gösteren bu kavramın dönemlere göre farklı birçok tanımı yapılmıştır. Genel bir tanımla sivil toplum; gönüllülüğün esas olduğu, devletten özerk olarak hareket etme yetisine sahip, kendine ait destekçisi bulunan, bireyler ve devlet arasında aracı kurum niteliği taşıyan sosyal bir alandır. Sivil toplumun mihenk taşı sivil toplum kuruluşlarıdır. Daha çok toplumda eğitim, sağlık, çevre, insan hakları, sanat, spor vb. konularda farkındalık yaratmak ve bilinç oluşturmak, ortak bir fikir, ortak bir amaç, ortak bir hedef doğrultusunda bir araya gelmiş insanların, gönüllülük esasına dayalı olarak oluşturdukları birlikteliklerdir. Dernek, vakıf, sendika, birlik gibi oluşumlar şeklinde meydana gelmektedir. Devletin topluma sunduğu hizmette eksik ve yetersiz kaldığı noktalarda sivil toplum kuruluşları boşlukları doldurmaya çalışmaktadır. Sadece toplumsal ihtiyaçların karşılanmasında değil siyasi konular hakkında fikirlerini beyan ederek siyaset arenasında da aktif rol oynamaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde kavramsal çerçeve içerisinde sivil toplum, kamu hizmeti ve gönüllülük ile ilgili tanımlar yapılmış; çalışmanın özünü oluşturan sivil toplumun tarihsel açıdan gelişimi geniş bir perspektiften inceleme ve açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde; topluluk haline gelen sivil toplum kuruluşunun tanımı yapılmıştır. Amaçları, işlevleri, özellikleri ve üye olan kurumlardan oluşan kuruluş türleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise; Türkiye'de eğitime destek vermek için kurulan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın hizmet ve faaliyetleri değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sivil Toplum, Kamu Hizmeti, Gönüllülük, Demokrasi- Sivil Toplum İlişkisi, Sivil Toplum Kuruluşları, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı.

Burcu Karaal
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet bağlamında Türk siyasal yaşamında kadının yeri

Dünyada kadınların ilk kez siyasal haklar elde etmesi Batı'da feminizmin ortaya çıkması sonucu gerçekleşmiştir. Türkiye'de ise kadınların siyasal haklar elde etmesinde feminizm dolaylı olarak etkili olmakla birlikte Türk kadının siyasal haklar kazanması 1930'lu yıllarda aşamalı olarak Atatürk'ün talimatı ile TBMM tarafından verilmiştir. Türkiye'de 5 Aralık 1934 tarihinden itibaren kadınların siyasal alanda yer almasına yönelik yasal engel bulunmamasına karşın kadınların siyasal alanda yeterince yer alamaması çözümlenmesi gereken önemli sorun alanlarından biridir. Bu çalışmada kadınların siyasal alanda yeterince yer alamamasının temel nedeninin toplumsal cinsiyet algısı olduğu görülmüştür. Çalışmanın amacı Türkiye'de kadının siyasal alanda yer alamamasının nedeni olan toplumsal cinsiyetin belirleyiciliğine dikkat çekerek bu konuda farkındalık oluşturmaktır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde toplumsal cinsiyet konusu detaylı bir şekilde incelenerek konuyla ilgili geniş teorik bilgi edinilmiştir. Son olarak da Türkiye'de toplumsal cinsiyet algısını tespit etmek amacıyla Osmanlı döneminden günümüze değin kadının aile, eğitim, çalışma ve medyadaki konumu akademik araştırmalar ve istatistiki verilerden yararlanarak araştırılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde düşünce akımlarından; liberalizm, muhafazakârlık, sosyalizm, faşizm ve feminizmin bir birey olarak kadına bakış açısı incelenmiştir. Bu düşünce akımlarından feminizme; doğrudan kadın haklarına yönelik bir akım olduğundan dolayı daha detaylı şekilde yer verilmiştir. Bu doğrultuda akademik çalışmalardan feminizm tanımları incelenerek feminizmin ne olduğu çözümlenmeye çalışılmıştır. Daha sonra feminizmin tarihsel süreci ve bu tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan bazı feminizm türleri araştırılmıştır. Son olarak da Türkiye'de feminizmin tarihsel süreci incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise toplumsal cinsiyet algısının kadının siyasal alandaki yerine etkisini tespit etmek amacıyla kadının siyasal alandaki yeri Osmanlı döneminden günümüze kadar konuyla ilgili akademik çalışmalar, istatistiki veriler incelenerek araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Feminizm, Toplumsal Cinsiyet Algısı, Siyasal Alan.

FeminizmKadınlarSiyasal alan+4
Nazlı Ateş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kamu yönetiminde neoliberal dönüşüm bağlamında yeni sağ muhafazakâr anlayışın çözümlenmesi: Turgut Özal dönemi

1980'li yıllar neoliberalizm açısından Türkiye'de dönüm noktası olmuştur. 1970'lerde yaşanan dünya ekonomik bunalımının akabinde refah devleti anlayışı terk edilerek yeni sağ ideoloji uygulanmaya başlanmıştır. 1980'lerde ortaya çıkan yeni sağ politikaların uygulayıcıları; ABD'de Ronald Reagan, İngiltere'de Margaret Thatcher, Türkiye'de ise Turgut Özal olmuştur. ABD'de Reaganizm, İngiltere'de Thatcherizm, Türkiye'de ise Özalizm olarak adlandırılan yeni sağ politikalar çerçevesinde birtakım gelişmeler yaşanmıştır. 1980'lerde, Türkiye'de, devletçilik politikalarının rafa kaldırılıp neoliberal politikaların uygulandığı bir dönem yaşanmıştır. Türkiye'de yaşanan toplumsal sorunlar ve siyasal istikrarsızlıklar ekonomik sıkıntılarla birleşince, 1980 sonrasında neoliberal bir dönüşüm başlamıştır. Süleyman Demirel hükümetinin Türkiye ekonomisini iyileştirmeye ve geliştirmeye dönük hazırladığı "24 Ocak 1980 ekonomik istikrar programı" ile Turgut Özal, bu neoliberal dönüşümü Türkiye'de başlatan kişi olmuştur. Türkiye'de yeni sağ ideoloji, "24 Ocak Kararları" ile uygulama alanı bulabilmiştir. Bu kararlarla Türkiye'de yapısal dönüşüm sürecine girilmiştir. Neoliberal ekonomi programının uygulanmasıyla liberal ekonomi dönemi başlamış, Türkiye ekonomisi dış rekabete açık bir hale getirilmiş, özelleştirme uygulamaları yapılarak devletin küçültülmesi sağlanmıştır. Ancak bu gelişmeler ilk başta olumlu olsa da ilerleyen dönemlerde olumsuz sonuçlar yaratmıştır. Ayrıca bu dönemde ihracatta artış yaşanırken, piyasa ekonomisine yönelik gereken altyapı hazırlanamamıştır. Anahtar Kelimeler: Neoliberalizm, 24 Ocak Kararları, Turgut Özal, 12 Eylül Darbesi, Yeni Sağ.

12 Eylül müdahalesi24 Ocak 1980 kararlarıAnavatan Partisi+7
Havva Nur Aksu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yumuşak güç kavramının devletler ve terör örgütleri tarafından kullanımı: IŞİD Örneği

Yumuşak Güç kavramı 1990'lı yılların başlarında ortaya çıkan bir olgu olup siyasi literatürde yerini almıştır. Günümüze kadar tam anlamıyla kavramsal bir çerçeveye oturtulamayan Yumuşak Güç, Uluslararası Siyaset sahnesinde belirleyici bir unsur olarak yerini almıştır. Devletler yüzyıllardan beri süregelen sert güce dayanan yaptırım güçlerinin yerine yumuşak güç kavramını kullanmışlardır (Machiavelli, 2013). Bu gücü propaganda, medya v.b. gibi teknikler aracılığı ile etki altına almak istedikleri alanlarda uygulamışlardır. 11 Eylül saldırıları sonrası ABD ve Müttefikleri tarafından teröre karşı başlatıldığı iddia edilen savaş uzun yıllardır sürmekte ve somut bir sonuca ulaşamamıştır. Bu durum terörist grupların birer örgüt gibi çalışmayıp birer devlet gibi çalışmasından kaynaklanmaktadır. Devletlerin kullanmış olduğu yumuşak güç unsurları terör örgütleri tarafından uluslararası militan kazanma aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmamızda devletler ve terör örgütleri bağlamında bu araçların IŞİD özelinde nasıl kullanıldığı incelenecek ve çözüm yollarına yönelik teoriler değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Yumuşak Güç, Propaganda, Uluslararası Terör, Medya

Algı yönetimiIŞİDMedya+6
Abdülbaki Bilgin
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yerel yönetimlerde sosyal belediyecilik: Üsküdar Belediyesi örneği

Tarihin her döneminde insanlar birbirlerine yardımcı olmayı dini bir sorumluluk olarak görmüşler ve varlıklı kimseler hayırseverlik anlayışı doğrultusunda yoksul, yardıma muhtaç kimselere el uzatarak onların insanca yaşamalarına katkıda bulunmuşlardır. Ancak sosyal politika için Sanayi Devrimi ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim Sanayi Devrimi ile birlikte sosyal politika bir bilim dalı haline gelmiş ve devrim sonrası ortaya çıkan işçi sınıfı ile işveren arasındaki huzursuzlukların önüne geçmek için birtakım düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Değişen koşullar, çeşitlenen ihtiyaçlar karşısında ise sosyal politika kapsamını genişletmek durumunda kalmış ve birçok grubu kapsayan politikalar üretmeye başlamıştır. Günümüzde merkezi yönetimler, dünyada yaşanan değişimlerin etkisiyle birlikte kamu hizmeti sunumundaki görev ve sorumluluklarını yerel yönetimlerle paylaşmaktadırlar. Ülkemizde yerel yönetim birimleri içerisinde ön planda bulunan belediyeler, klasik belediyecilik hizmetlerinin yanında artık kendi sınırları içerisinde yaşayan vatandaşların huzuru, refahı için çeşitli yardımlarda bulunmakta ve hizmetler sunmaktadırlar. Belediyelerin bu tür sosyal yardım ve sosyal hizmet karakterli uygulamaları ise sosyal belediyecilik anlayışını ortaya çıkarmaktadır. 2004 sonrası değişen yerel yönetim yasalarıyla birlikte belediyeler, sosyal politika taşıyıcısı olma noktasında oldukça önemli sosyal sorumluluklarla donatılmış bulunmaktadırlar. Bu çalışmada; Türkiye'de yerel yönetimlerde sosyal belediyecilik anlayışı Üsküdar Belediyesi örneği üzerinden incelenmiştir. Bu kapsamda çalışmanın ilk iki bölümünde sosyal politika, sosyal devlet, sosyal belediyecilik ile ilgili kavramlar geniş bir biçimde açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Üsküdar Belediyesi'nin dezavantajlı gruplara yönelik uygulamış olduğu sosyal belediyecilik hizmetleri değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetimler, Sosyal Politika, Sosyal Belediyecilik,Sosyal Hizmet, Üsküdar Belediyesi.

Belediye hizmetleriBelediyelerSosyal hizmetler+4
Kübra Çolak
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de demokratikleşme ve Turgut Özal Dönemi siyasal liberalizmi

Kökleri Antik Yunan'a dayanan ve tarihin çeşitli dönemlerinde etkili olmuş olan demokrasi, zaman içerisindeki dönemsel koşullar ve farklılaşan toplumsal ihtiyaçlar sonucunda önemli değişimler geçirmiş, böylelikle de birçok düşünürün ve teorisyenin onu yeniden ele almasıyla birlikte farklı siyasal kuramlara/anlayışlara konu olmuştur. Bu çalışmada, Turgut Özal dönemi siyasal liberalizmine kadar Türkiye'de demokrasinin tarihsel süreç içerisinde yaşadığı gelişmeler ve onun döneminde siyasal liberalizm anlayışı çerçevesinde gerçekleştirilen demokratikleşme çabaları üzerinde durulacaktır Özal ve onun partisi olan ANAP'ın yapmış olduğu uygulamalar, Türk siyasal hayatı açısından en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Özal konusu gündeme geldiğinde genellikle ekonomik uygulamalara işaret edilmekteyken, onun siyasal alanda yaptıkları büyük ölçüde göz ardı edilmektedir. Özal, gerek temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi açısından, gerekse Türk hukuk sisteminin Avrupa hukuk sistemine entegrasyonu açısından önemli icraatlara imza atmış bir siyasi liderdir. Onun döneminde yapılan demokratikleşme hamleleri Türkiye'nin daha demokratik bir ülke haline gelmesine önemli katkıda bulunmuştur. Çalışmamızda Özal'ın siyasal liberalizm anlamında yürürlüğe koyduğu uygulamalar ve onun yapmış olduğu konuşmalar esaslı bir şekilde analiz edilecektir.

Anavatan PartisiDemokrasiDemokratikleşme+2
Ramazan Üstündağ
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetim birliklerinin belediyelerin kardeş şehir ilişkilerine katkıları: Türk Dünyası Belediyeler Birliği örneği

Küreselleşme ile birlikte tüm dünyada artan etkileşim her alanda olduğu gibi yerel yönetimler alanında da değişime ve dönüşüme yol açmıştır. Yerel sorunların sınır ötesi boyutları ve etkin hizmet üretme çabası yerel yönetimleri özellikle de belediyeleri gerek kendi çabaları gerekse de yerel yönetim birlikleri aracılığı ile işbirliği yapmaya yöneltmiştir. Bu işbirliği çeşitlerinden bir tanesi de kardeş şehir ilişkileridir. Sürdürülebilir ve verimli kardeş şehir partneri bulmak ise salt belediyelerin başarabileceği bir şey değildir. Dolayısı ile yerel idareler arasında kurulmuş en kapsamlı işbirliği biçimi olan yerel yönetim birlikleri kardeş şehir alanında üyelerine rehberlik ederek doğru kardeş şehrini bulmaya aracılık etmektedir. Bu tezde de konu ile ilgili temel bilgiler açıklanacak ve kardeş şehir ilişkileri detaylı bir şekilde incelenerek yerel yönetim birliklerinin bu alanda ne gibi katkılar sunduğu Türk Dünyası Belediyeler Birliği (TDBB) örneği ile ortaya koyulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetimler, Kardeş Şehir, TDBB, Yerel Yönetim Birlikleri.

Belediye birlikleriBelediyelerKardeş şehir+2
Hüseyin Can
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kent planlamasının bir aracı kentsel dönüşüm, kent olgusu ve sosyo-ekonomik değerlendirme: Diyarbakır örneği

Plansız yapılaşma ve çarpık kentleşme günümüzün en büyük sorunlarından bir tanesidir. Gerekli düzenleme ve planlamaların yapılmaması halinde, gelecek nesiller için de büyük bir problem halini alacaktır. Plansız yapılaşma sonucu ortaya çıkan gecekondu alanları ve kenar mahalleler, sağlıksız kent ortamlarının oluşmasına ve yaşam standartlarının düşmesine neden olmaktadır. Şehirlerin yaşanılabilir hale getirilmesi için düzenli kent planları hazırlanmalı, gerekli alt ve üst yapı çalışmaları yapılmalı, parklar, yeşil alanlar ve oyun bahçeleri oluşturulmalıdır. Diyarbakır gibi hızla büyüyen ve göç alan bir şehirde, nüfus artışı ile orantılı olarak, çarpık kentleşmenin ve çöküntü alanların oluşması kaçınılmaz bir durumdur. Çöküntü alanların yeniden kazanımı ile sosyal yaşam kalitesinin arttırılması, kentsel dönüşüm ve kent bilincinin yerleşmesiyle mümkündür. Dönüşüm sadece fiziki yapının yenilenmesi olarak algılanmamalı bölgenin daha yaşanılır hale getirilmesi amaçlanmalıdır. Kentsel dönüşüm uygulamaları planlanırken, uygulamaya ihtiyaç duyulan bölgelerin seçiminde rant kaygısından ziyade bölgenin ihtiyacı gözetilmelidir. Bu bilgilerden hareketle, çalışmamızda araştırma bölgesindeki mevcut durumun belirlenmesi ve kent bilincinin ölçülmesi amaçlanmakta, bilincin arttırılması ve daha iyi bir çevre oluşturulması için yapılması gerekenler, öneri olarak sunulmaktadır.

DiyarbakırKent planlamaKentleşme+1
Songül Ateş Avcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çevre sorunları açısından hidroelektrik santrali (hes) uygulamalarının değerlendirilmesi

Günümüzde çevre sorunları öncelikli olarak ele alınması gerekli bir konudur. Çünkü sanayi devrimiyle birlikte artan enerji ihtiyacı çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Hızlı sanayileşme ile enerji üretimine yönelik çalışmalar ve ortaya çıkan sorunlar, çevreye olan müdahalelerin tartışılmasına neden olmuştur. Çevre sorunları insanlar üzerinde etkisini göstermeye başladığında ise, çevresel sorunların çözümüne yönelik ilgiyi arttırmıştır. Özellikle son dönemlerde artan enerji ihtiyacı yatırımlarına yönelim olmaktadır. Enerji ihtiyacını karşılmak için yapılan bu yatırımlardan birisi de hidroelektrik santrali uygulamalarıdır. Bu nedenle hidroelektrik santrallerinin çevreye verdiği olumsuz etkiler araştırılması gereken alanlardan bir tanesidir. Çünkü hidroelektrik santralleri çevre dostuymuş gibi gözükseler de çevre sorunlarına yol açmaktadırlar. Bu tezin amacı, hidroelektrik santrallerin çevre sorunlarına neden olduğunu ifade etmektir. Çünkü esas olan nokta, hidroelektrik santralleri yapılırken çevresel etkileri göz önünde tutularak uygulanması gerektiğidir. Yani HES'ler olmalı ancak çevre ön planda tutularak uygulanması gerekmektedir. HES'ler ekonomik kalkınmaya katkı sağladığı için ekolojik etkiler göz ardı edilmektedir. Bu nedenle Türkiye'deki HES uygulamalarının ortaya çıkardığı çevre sorunları dile getirilme gereksinimi duyulmuştur. Aslında bu tezin yaklaşımı insan merkezci değil, çevre merkezci hareket edilmesi gerektiğini belirtmektir. Çünkü çevrenin insana değil, insanın çevreye bağımlılığı söz konudur. Anahtar Kelimeler: Çevre, Ekoloji, Çevre Sorunları, Hidroelektrik Santrali (HES), Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)

EkolojiHidroelektrik santralleriÇevre+3
Fatih Haşıl
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bir siyasetname olarak Kınalızâde Ali Efendi'nin Ahlâk-ı Alâî eserinde yönetim-siyaset ilişkisi

Modern yönetim ve siyaset düşüncesinin belirttiği yönetim ile siyaset ayrılmalıdır görüşünün aksine, siyasetnamelerde bu iki kavramın birlikte ele alındığı bir anlayış hâkimdir. Siyasetname geleneğinin bir ürünü olan Kınalızâde Ali Efendi'nin Ahlâk-ı Alâî isimli eseri de benzer bir anlayışla yazılmıştır. Eser, modern düşüncedeki yönetim ile siyaset arasında ayrımın yapıldığı ve kavramların birbiri ile çatıştırıldığı bir anlayışla değil, birlikte düşünüldüğü bir yönetim ve siyaset düşüncesine sahiptir. Devletin ayakta kalması ve toplumsal adalet ile mutluluğu sağlama yolunda olaylara bütüncül bir bakış açısı ile yaklaşılmış, söz konusu nedenle de yönetim, siyaset, ahlak ve din gibi kavramlar bir bütün olarak birlikte ele alınmıştır. Kınalızâde'nin eserinde bahsettiği kişi, aile ve devlet ahlakı düşüncesi, yönetim ve siyaset açısından varılmak istenen ideal devlet ve toplum yapısının sistematiğini oluşturmaktadır. Ahlâk-ı Alâî'de yönetim ve siyaset anlamında ideal devlete giden yolda kişi ahlakı en önemli uğrağı oluşturmaktadır. Eserde ideal devlet ve toplum yapısının oluşması, hükümdarın erdemli olmasına bağlanmıştır. Ki buradan yönetim ve siyasetin ahlâk temeline dayandırıldığı görülmektedir. Dolayısıyla; Kınalızâde düşüncesinde yönetim ve siyaset, ideal devlet ve toplum yapısının oluşturulması noktasında ahlâki açıdan bir bütün olarak ele alınan kavramlardır. Anahtar kelimeler: Yönetim-Siyaset İlişkisi, Siyasetname(ler), Ahlak, Kınalızâde Ali Efendi, Ahlâk-ı Alâî

Ahlak-ı AlaiKamu yönetimiKınalızade Ali Çelebi+4
Muhammed Enes Zorlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde ortaya çıkabilecek olası sorunlar ve çözüm önerileri

Bu çalışmada, Türkiye'nin siyasi kültürü ve uygulamaları bağlamında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi anlatılarak ortaya çıkabilecek sorunların incelenmesi ve bu sorunların çözümüne dair önerilerde bulunulması amaçlanmaktadır. Hızlı karar almanın yürütmenin güçlü olmasından geçtiği düşüncesiyle birçok ülke ABD'de başkanlık sisteminin uygulanmasıyla birlikte başkanlık sistemine geçmiştir. Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçerek güçlü yürütme ile birlikte istikrarsız hükümetler oluşmasını engellemek istemektedir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi anlatılırken dünya üzerinde uygulanan parlamenter sistem, başkanlık ve yarı-başkanlık sistemleri incelenerek bu sistemlerde ortaya çıkan sorunlar ışığında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemindeki sorun çıkarabilecek alanlara dair önerilerde bulunulmuştur. Çalışmada, ülkelerin istikrarlı yönetimler ortaya çıkarabilmeleri için siyasi kültürlerine uygun hükümet sistemi yapmaları gerektiği anlatılmıştır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi Türkiye için iyi bir sistemdir. Ancak sistemin düzenlenmesi ve uygulamasında ortaya çıkabilecek sorunlar giderilirse sistemin faydalı yönlerinden daha fazla istifade edilebilir. Bu çalışmada, hükümet sistemlerinin sorunsuz işleyebilmesi ve sorunlar karşısında çözüm üretebilmesi için şartlara göre revize edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Başkanlık Sistemi, Sorunlar, Çözüm Önerileri, Siyasi Kültür

Başkanlık sistemiCumhurbaşkanlığı hükümet sistemiCumhurbaşkanı+5
Yahya Yaman
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni kamu yönetimi anlayışında devletin rolü

Bu çalışmanın amacı yeni kamu yönetimi anlayışında devletin rolünü ortaya koymaktır. Bu kapsamda kamu yönetiminde reformu gerekli kılan durumlar incelenmiştir. Yapılan reformlar sonucunda ortaya çıkan yeni yönetim anlayışının temelleri üzerinde yoğunlaşılmıştır. Vatandaşın yönetime katılımı, şeffaflık, hesap verilebilirlik kavramlarının yeni kamu yönetimi anlayışındaki yeri gösterilerek kamu yönetiminin ilk devletlerden itibaren geçtiği aşamalar detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Böylece yeni kamu yönetimi anlayışı ile devletin rolü değişmiştir. Yeni Kamu Yönetimi düşüncesi, geleneksel bakımda çalışmayı temel alan kamu idaresinin yapısı ve çalışmasına yapılan tenkitlerden beslenerek etkileşim ve teknoloji sahasındaki ilerlemelerle aynı doğrultuda özel sektörde karşılaşılan dönüşümün sonucunda oluşmuştur. Yeni kamu yönetimi düşüncesi; serbest piyasa mekanizmasının daha etkin ve faal olduğunu öne sürerek, firma idaresi ile kamu idaresi arasındaki çeşitliliğin azaltıldığını söylemektedir. Özel kesimin sektörün işletme yönetimi zihniyeti yeni kamu idaresi yeniliklerini biçimlendirmektedir. Yeni kamu idaresi, devletin niteliğini şekillendirirken devlet ve halk arasındaki etkileşimler tekrar ifadelendirmektedir. Bu kapsamda, devlet geliştirmekle veya daraltmakla değil devletin temel standart işlevlerine yoğunlaşılarak daha verimli hale getirilmesi hedeflenmektedir.

Devlet anlayışıDevlet idaresiKamu yönetimi+1
Ümit Çınkır
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasetin iki yüzü: Popülizm ve demokrasi dikotomisi

1980‟lerde Avrupa‟da başlayıp, 2000‟li yıllarda yoğun olarak hissedilen popülist siyaset ögeleri, demokrasi kavramının ve ilkelerinin önemini yitirmesine yol açmaktadır. Hükümetler tarafından uygulanan popülist politikalar demokratik olarak algılanabilmekte ve demokrasi kusurlu bir hale gelebilmektedir. Demokrasinin sürekli sekteye uğra(tıl)dığı, henüz sivil toplum alanının oluşamadığı ülkelerde popülist siyaset, demokrasinin gerekliliklerine zarar vermektedir. Antik Dönemden Modern Döneme demokrasi sürekli tartışılmış ve yönetim biçimi olarak daha iyi nasıl olabilir sorusuna cevap aranmıştır. Özellikle 20. yüzyılda farklı birçok demokrasi teorisinin tartışılması demokrasiyi daha tartışmalı bir hale getirmiştir. Demokrasinin bu çeşitliliği olumlu olduğu kadar olumsuz sonuçlara da zemin hazırlamıştır. Öyle ki demokrasinin boşluk ve çatışmalarından yararlanarak tıpkı onun gibi görünen popülizmin ortaya çıkması modern dönemin kaçınılmaz bir sonucu olmuştur. Bu çalışma da demokrasinin bir gereğiymiş gibi ortaya koyulan uygulama veya söylemlerin, aslında popülist siyaset mantığını hakim kıldığı ve demokrasinin yerleşikleşmesini güçleştirip kusurlu hale getirdiği ortaya koyulmaya çalışılmış ve bir karşılaştırma yapılarak çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Popülizm, Demokrasi, Söylem, Popülist Strateji

DemokrasiDikotomiPopülizm+4
Kerem Barış Altıntaş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kentsel yoksullukla mücadelede belediyelerin rolü: Kütahya Belediyesi örneği

Yoksulluk olgusu dünya üzerinde geçmişten günümüze kadar varlığını sürdürmekte ve ülkeler için mücadele edilmesi gereken bir sorun olarak görülmektedir. Mücadele aşamasında ülkelerin farklı gelenek ve göreneklerinden, hukuksal yapılarından ve yönetim yapılarından dolayı mücadelenin şekli de farklılık arz etmektedir. Bununla beraber yoksulluğun kırsal veya kentsel alanlarda meydana gelmesi de mücadele şeklini etkilemektedir. Ayrıca ülkelerin hukuksal ve sosyal devlet olma anlayışları dikkate alındığında, yoksullukla mücadele edilmesini gerekli hale getirmektedir. Türkiye de yoksullukla mücadeledeki rolünü merkezi yönetim ve yerel yönetim birimleri aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Kentler kapsamında meydana gelen kentsel yoksulluk Türkiye'deki yönetim biçimi göz önüne alındığında yerel yönetim birimlerinin ilgilenmesi gereken bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yerel yönetim birimlerinden olan belediyelerin kentsel yoksullukla mücadele etmesini gerekli kılmakta ve aynı zamanda kentsel yoksullukla mücadele yerel yönetim ilkelerinden olan subsidiarite ilkesiyle de bağdaşmaktadır. Çünkü merkezi idarenin yerel bölgelerdeki ihtiyaç gereksinimleri iyi bir şekilde tespit edip gidermesi daha zor görünmektedir. Kentsel yoksulluk olgusu anlamı itibariyle yalnızca maddi açıdan yoksun olsun olma durumunu ifade etmemekte olup çeşitli hallerde ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzden kentsel yoksullukla mücadele sosyal, kültürel ve ekonomi benzeri değişik mecralarda yürütülebilmektedir. Kentsel yoksullukla mücadele kapsamında yer alan önemli başlıklar dâhilinde Kütahya Belediyesi'nin gerçekleştirdiği faaliyetlerin kentsel yoksullukla mücadeledeki rolü ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Belediye, Yoksulluk, Kentsel Yoksulluk, Kütahya Belediyesi

BelediyelerKentsel politikaKentsel yaşam+3
İbrahim Akgün
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme, kentleşme ve iklim değişikliği: Şehirlerin iklim kriziyle başa çıkma stratejisi

İklim değişikliği, dünyanın ve dünyada bulunan bütün canlıların karşı karşıya olduğu en önemli küresel sorunlardan biridir. İklim değişikliği gezegeni ve gezegende yaşamakta olan bütün canlıların yaşamını tehdit etmektedir. Küresel ısınma, yeryüzü sıcaklığının aşamalı bir şekilde artış göstermesidir. Şehirleşme de küresel ısınmanın ve bağlamında iklim değişikliğinin en önemli nedenlerinden birisidir. İklim değişikliği kentsel ve kırsal alanlarla söz konusu alanlarda yaşamakta olan nüfusu önemli ölçüde olumsuz yönde etkilemektedir. Yapı ve doğal çevre ile toplumsal ve ekonomik yapıda kritik etkileri var olan iklim krizinin şehir planlamasıyla bağlantısının kurulması iklim değişikliği ile mücadele açısından fazlasıyla önem taşımaktadır. Bu bağlamda şehirlerin iklim krizi ile başa çıkma stratejileri geliştirmesi gerekmektedir. Çalışma kapsamında kentleşme, küreselleşme ve iklim değişikliği konu edinilerek, şehirlerin iklim krizi ile baş etme stratejisinin Denizli Büyükşehir Belediyesi bağlamında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İklim değişikliklerinin Denizli iline olan etkileri değerlendirildikten sonra Denizli Büyükşehir Belediyesi'nin iklim değişikliği ile mücadele çalışmalarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: İklim, İklim Değişikliği, Kentleşme, Küreselleşme, Strateji

Kadir Coşkun
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de belediyelerde dezavantajlı gruplara yönelik sosyal politika uygulamaları: Kütahya Belediyesi örneği

Sosyal politikaların tarihi incelendiğinde; insanlık tarihinin her döneminde insanlar arasında gerek bireysel, gerekse örgütlenerek yapılan sosyal yardımlaşma örneklerine rastlanılabilmektedir. Sosyal yardımların devlet eliyle planlı bir şekilde yapılması Sanayi Devrimi ile birlikte olmuştur. Sanayileşme neticesi kırsal alanlardan kentsel alanlara doğru yoğun bir şekilde göçler başlamış ve kentsel alanlardaki nüfus yoğunluğu artmıştır. Kentlerde nüfusun artmasıyla da çevresel, kültürel, ekonomik ve sosyal kimi sorunlar meydana gelmiştir. Dolayısıyla devlet bu sorunların çözümü için sosyal politikalar uygulamaya başlamıştır. Günümüzde sosyal politikalar merkezi ve yerel yönetimlerce uygulanmaktadır. 1980'li yıllardan sonra neo-liberal politikaların benimsenmesiyle birlikte hizmetlerin sadece merkezden yönetimlerce yapılmasının birtakım aksaklıklara yol açacağı düşüncesi ağır basmış ve yerel yönetimler ön plana çıkmıştır. Yerel yönetimler belirli bir coğrafi alanda yerel ihtiyaçların tespiti ve giderilmesi noktasında, merkezi yönetimlere nazaran daha etkin rol almaktadır. Türkiye'de yerel yönetim birimlerinden belediyelere bu anlamda önemli görevler düşmektedir. Nitekim 2000'li yıllardan sonra yapılan düzenlemelerle belediyelere geleneksel belediyecilik hizmetlerinin yanında sosyal sorumluluklar da verilmiş, özellikle dezavantajlı grupların korunmasına yönelik faaliyetleri artırılmıştır. Bu kapsamda çalışmada; Türkiye'de yerel yönetimlerin dezavantajlı gruplara yönelik sosyal belediyecilik uygulamaları Kütahya Belediye'si örneği üzerinden ele alınmıştır. Bu çalışmanın birinci bölümünde; sosyal politika kavramı detaylı bir şekilde açıklanmıştır. İkinci bölümünde; Türkiye'de dezavantajlı gruplara yönelik sosyal politikalar ve politikaların uygulanmasında görev alan kurumlardan bahsedilmiştir. Üçüncü bölümünde ise; Kütahya Belediyesi'nin dezavantajlı gruplara yönelik yaptığı hizmetler değerlendirmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetimler, Dezavantajlı Grup, Kütahya Belediyesi, Sosyal Belediyecilik, Sosyal Politika

Belediye hizmetleriBelediyelerDezavantajlı gruplar+2
Erkay Arıcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Belediyelerde kararlara demokratik katılıma bir örnek olarak Ermenek İlçe Belediyesi

Türk yönetim sistemi merkezden yönetim ve yerinden yönetim olarak iki temele ayrılmış ve demokrasinin işleyişi açısından daima birbiriyle etkileşim içerisinde olmuştur. Yerel anlamda demokratik yönetimlerin ve yerel siyasal kültürün oluşması pek çok olgu gibi belli bir tarihsel süreç içerisinde olmuştur. Günümüzde demokrasinin temel kurumları olarak görülen yerel yönetimler, halkın da yönetime katılmasına ve halkın kendi kendilerini yönetmesine yerel anlamda olanak sağlayan demokrasinin yerel anlamda hayata geçirildiği en önemli kuruluşlardır. Yerel yönetimler temsilci ve seçmen arasındaki mesafeyi en aza indirgeyerek gerçek bir seçme, denetleme ve katılım sürecini sağlamaktadır. Karar organlarını doğrudan seçmesi bakımından yerel halk katılım ve denetleme sürecine demokratik açıdan en önemli etkiyi gösterse de karar süreçlerine katılımda diğer faktörlerin de bu sürece göz ardı edilemez önemli etkileri söz konusudur. Bu çalışmada demokrasi, yerel demokrasi ve yerel yönetim birimleri etraflıca irdelenmiş, katılımcı demokrasi konusu işlenmiş, ülkemizde Türk belediyeciliğinde kararlara demokratik katılma konusu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca örnek ilçe olarak Karaman ili Ermenek ilçesi belediye çalışmaları, katılımcı demokrasi açısından incelenmiş ve yapılan anket çalışması ile Karaman ili Ermenek ilçesi sınırları içerisindeki yerel halkın karar süreçlerine katılımı ve bu süreci etkileyebilmelerinin tespit ve analizi gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Katılım, Yerel Yönetim, Yerel Demokrasi

BelediyelerDemokrasiKaraman-Ermenek+3
Yağmur Öztürk
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Silahlı Kuvvetleri modernizasyon sürecinin weberyan bürokrasi çerçevesinde analizi: Jandarma Genel Komutanlığı örneği

Bu çalışmada yakın bir tarihe kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak adlandırılan Jandarma Genel Komutanlığının modernizasyon süreci ve bürokratik yapısı incelenmektedir. İncelemenin temel dayanağını Alman Sosyolog Max Weber tarafından formülize edilen bürokrasi kuramları oluşturmaktadır. Jandarma Genel Komutanlığı bürokrasisinin incelenmesine paralel olarak Weberyan bürokrasi kuramları da ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde bürokrasiyle ilgili tanımlamalar yapıldıktan sonra, ikinci bölümde Türk Silahlı Kuvvetleri ve onu oluşturan unsurların tarihçesi, teşkilat ve personel yapısı üzerinde inceleme yapılmıştır. Daha sonra Jandarma Genel Komutanlığı'nın tarihçesi ve bürokratik yapısı üzerinde ayrıntılı bir biçimde durulmuştur. Çalışmanın ilk bölümünde çerçevesi belirlenen Weberyan bürokrasi kuramları eşliğinde, askeri bürokrasinin yasal dayanakları, teşkilat ve personel yapısı, ulusal ve uluslararası alandaki faaliyetleri üzerinde durulmuştur. Analiz bölümünde ise Jandarma Genel Komutanlığı bürokrasisinin yapısal ve işlevsel analizi üzerinde durulmuştur. Yeni bir yapılanma sürecine giren Türk Silahlı Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığının bürokratik yapısını inceleyen bu çalışmanın literatüre önemli katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Max Weber, Bürokrasi, Askeri Bürokrasi, Modernizasyon, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı.

Askeri bürokrasiBürokrasiJandarma Genel Komutanlığı+3
Göksel Dalga
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Baskı gruplarının yönetişim anlayışı temelinde kamusal karar verme mekanizmalarına etkisinin analizi

Bu çalışmada, yönetişim anlayışı temelinde baskı gruplarının kamusal karar verme mekanizmalarına etkisi ele alınmıştır. Yönetim, yönetişim, ulusal yönetişim, yerel yönetişim, küresel yönetişim ve bölgesel yönetişim gibi kavramlara yer verilmiştir. Yönetişim yaklaşımının tarihsel gelişimi, özellikleri, bu özelliklerden katılımcılık, etkinlik, şeffaflık, hukukun üstünlüğü, eşitlik, hesap verilebilirlik, stratejik vizyon ve cevap verilebilirlik konularında açıklamalara yer verilmiştir. Yeni devlet anlayışı; yeni muhafazakârlık ve neo-liberalizm başlıkları altında ele alınmıştır. Yeni kamu yönetimi anlayışında yer alan; modernizm, post-modernizm, sosyal devlet anlayışı vs. konuları irdelenmiştir. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde demokrasinin bir aracı olarak; baskı grupları, çıkar grupları, baskı grubu türleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Baskı gruplarının amaçlarını gerçekleştirmek üzere kullandıkları yöntemlerden; tehdit, ikna, para, lobicilik, rüşvet ve boykot gibi araçların etkileri tartışılmıştır. Kamu denetimi faaliyetleri çerçevesinde; ombudsman kavramı, tarihsel gelişimi, denetim faaliyetlerinin önemi, denetimin meşruiyet katkısı konularına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yönetim, Yönetişim, Modernizm, Postmodernizm, Baskı Grupları, Çıkar Grupları.

Baskı gruplarıKamu denetimiKamu yönetimi+6
Osman Uçar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Seçim kampanyalarında reklam şirketlerinin kullanımı

Ülkelerin siyasi ve sosyal yapılarına bağımlı olarak değişkenlik göstermekle birlikte; tarihin her döneminde yönetenler, yönetilenleri az ya da çok ülke siyaseti ve uygulamaları noktasında ikna etme, onların rızasını gözetme kaygısı içinde olmuşlardır. Halkın desteğinden tamamen yoksun bir iktidarın anti-demokratik yönetimlerde dahi hiçbir şekilde devamlılık göstermesi mümkün değildir. Bu yüzden demokratik olsun anti-demokratik olsun iktidara gelmek ya da iktidarda kalmak isteyen her yönetim seçmeni ya da halkı buna ikna etmek durumundadır. Söz konusu ikna sürecinde siyasiler tarafından tarih boyunca farklı yol ve yöntemler kullanılagelmiştir. 1950'li yıllarda ABD'de ortaya çıkan siyasal reklamcılık da bunlardan birisidir. Reklamcılık işiyle profesyonel olarak ilgilenen kişi ve kurumların siyasi partilere reklam kampanyaları ve seçim kampanyalarının organizasyonunda hizmet vermelerini içeren bu yeni uygulama Türkiye'de ilk kez 1977 seçimlerinde Adalet Partisi tarafından kullanılmıştır. Bu ilk deneyimden sonra reklam ajansları fazlaca bir dirençle karşılaşmadan ülkemizde siyasal kampanyaların başlıca aktörleri arasına girmişlerdir. Türkiye'de reklam ajanslarının siyasal kampanyalarda ne türden roller üstlendiğini araştırdığımız bu çalışmanın; ilk iki bölümünde siyasal iletişim ve siyasal kampanya kavramları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise siyasal reklamcılık kavramı ve 1977 genel seçimlerinden 1 Kasım 2015 genel seçimleri de dâhil olmak üzere toplamda 10 adet genel seçimde reklam ajanslarıyla çalışmış olan partilerin reklam kampanyaları incelenmiştir.

Reklam ajanslarıReklamlarSeçim kampanyaları+4
Alperen Şen
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vergi sisteminde katma değer vergisi'nin vergi hasılatına etkisi

Devletin egemenlik gücüne dayanarak kanunlarla koyulan vergiler, karşılıksız ve cebri olmasının yansıra herkesin kamu giderlerini karşılayabilmek adına mali gücüne göre ödemekle yükümlü olduğu iktisadi değerlerdir. Vergilerin alınması ile ilgili asıl düzenlemeler, modern hukuk devletlerinde toplumsal sözleşme niteliğinde sayılan Anayasalarda yer almaktadır. Devlet kamu hizmetlerini sürdürebilmek ve bu hizmetlere ilişkin giderlerini karşılayabilmek, ekonomik ve teknolojik açıdan kalkınmayı sağlayabilmek, en önemlisi de sosyal adaleti gerçekleştirebilmek adına anayasanın 73'üncü maddesi vergi ödevi başlığı ile vergi yükümlülüğünü kanunlaştırmıştır. Vergi yükünün adaletli ve dengeli bir şekilde dağıtılmasının sağlanması yine anayasada geçen maliye politikasının sosyal amaçlarından biridir. Türk vergi sisteminde vergiler ekonomik kaynağına göre; gelir üzerinden alınan vergiler, harcamalar üzerinden alınan vergiler ve servet üzerinden alınan vergiler olarak sınıflandırılmaktadır. Çalışmamızın konusu olan Katma Değer Vergisi harcamalar üzerinden alınan dolaylı vergiler sınıfında yer almaktadır. 2023 yılı itibariyle kamu gelirlerinin yaklaşık %89'u vergi gelirlerinden oluşmaktadır. Bu vergi gelirlerinin ise yaklaşık ortalama %66'sının dolaylı vergiler olduğu ve bu dolaylı vergiler içinde Katma Değer Vergisi payının ise ortalama %49 olduğu görülmektedir. Bu anlamda Katma Değer Vergisi'nin vergi gelirleri içindeki payı, Türkiye'de oldukça yüksektir. Çalışmada öncelikle, vergilemenin teorik alt yapısı, vergi kavramı ve Türk Vergi Sistemi'nde vergilerin sınıflandırılması konusu kavramsal çerçevede ele alınarak her bir vergi türünün nitelikleri açıklanmıştır. Katma Değer Vergisi ayrı bir bölüm halinde kapsamlı bir şekilde ele alınarak; vergi gelirlerinin kamu gelirleri içindeki payları ve Katma Değer Vergisi'ne ilişkin istatiksel değerler OECD ve Türkiye temelinde karşılaştırmalı olarak ortaya koyulmuştur. Çalışma sonucunda karşılaştırmalar aracılığıyla, politik ve iktisadi çıkarımlar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dolaylı Vergiler, Dolaysız Vergiler, Katma Değer Vergisi, Vergi Gelirleri, Vergileme

Merve Özalp
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

AB entegrasyonu sürecinde Türkiye'nin sosyal politikasındaki dönüşüm ve uyum analizi

Ekonomik bir birlik olma fikrinden yola çıkan, zamanla siyasi ve kültürel bir birlik haline gelen AB, genişleyerek ?çeşitlilik içinde birlik, birlik içinde farklılık? sloganıyla entegrasyonu derinleştirme çabası içerisine girmiştir. Sözü geçen derinleşmenin ve toplumsal boyutun vurgulandığı en önemli politikalar, hiç kuşkusuz sosyal politikalardır. 2005 sonu itibarıyla üyelik müzakerelerini başlatan Türkiye'de AB Komisyonunun yayımladığı Katılım Ortaklığı Belgesine Ulusal Programı ile cevap vermiş, kısa ve orta vadede yapacağı reformları taahhüt altına almıştır. Sosyal politika uyumunun en temel kriteri olan Maastricht Kriterleri önemli ölçüde gerçekleştirilmiş, özellikle çalışma hayatı, ILO Sözleşmesi başta olmak üzere, yeniden yapılandırılmaya başlanmıştır.Toplumun genel durumuna yönelik sosyal ilişkilerin bütünü olan sosyal politika; toplumda sosyal barış, adalet, sosyal denge ve yaşama koşullarının iyileştirilmesine yönelik devletlerin sosyal sorumluluğunu oluşturur. AB'de sosyal politikalar, ekonomik ve sosyal hedefler ile beraberce yürütülür. Sosyal politikalar yaşama koşullarının iyileştirilmesi, sosyal denge, sosyal adalet, sosyal refah, demokrasi ve insan hakları ile Avrupa Toplum Modelinin değerlerini yansıtır. AB sosyal politikası sadece müktesebat ile sınırlı kalmayıp Avrupa Sosyal Modelinin dayanaklarını, sendikal hakları da kapsar. AB'ne üye olmak isteyen Türkiye'nin sosyal politikalarının Birliğe uyumlu olması, Türkiye'nin de sosyal durumunda iyileştirme sağlayacak, Türkiye'nin önemli toplumsal problemlerin çözümü içinde destek yaratacaktır. Türkiye bu yönde çeşitli mevzuatlarında değişiklikler yaparak, yeni mevzuatlar getirerek, Anayasa değişiklikleri ve uyum programları ile çalışmalarını yoğunlaştırmaktadır.Bu bağlamda çalışma, AB sosyal politikalarını tüm detayları ile sosyo-politik bir analize tabi tutmakta ve Türkiye'nin bu politika alanı ile ilgili fotoğrafını çekerek, üyelik sürecinde sosyal politikanın kapsamına giren alanlarda gözlemlene değişim ve dönüşümü karşılaştırmalı olarak sunmayı hedeflemektedir. Siyasi ve hukuki entegrasyon tartışmaları, tabiatıyla, çalışmanın dışında tutulmuştur.

Fırsat eşitliğiSosyal güvenlikSosyal politika+2
Serçin Aydın
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

İfade Özgürlüğü: İçeriği ve Sınırları

Temel hak ve özgürlükler demokratik sistemin temelini oluşturur. İnsan haklarına önem verilmesi, demokrasinin işlerliği açısından son derece önemlidir. Demokrasiyi otoriter sistemlerden ayıran temel fark çoğulculuk ve insan haklarıdır.Demokratik sistemin temel noktalarından biri olan çoğulculuk, ancak ifade özgürlüğünün olabildiğince geniş tutulmasıyla gerçekleştirilebilir. Azınlığın korunması ve azınlığa iktidar olma şansının sağlanabilmesi için ifadenin mümkün olduğunca sınırlandırılmaması gerekir. Bunun yanında ifade özgürlüğü de diğer özgürlükler gibi mutlak değildir. Çağdaş hukuk sistemi içerisinde her ülkede kimi durumlarda sınırlandırılması gerekir.İfade özgürlüğü sınırlandırılırken son derece titiz davranılmalıdır. Sınırlama ancak ifadenin bireye ve topluma zarar verdiği noktalarda gerçekleşebilir. Demokraside hürriyetler kural, sınırlandırma istisnadır. Dolayısıyla ifade özgürlüğü olabildiğince dar bir çerçevede sınırlandırılmalı ve hukuk sistemi içerisinde yer alan sınırlandırmanın kurallarına uyulmalıdır.

Irkçılıkİfade özgürlüğüİnsan hakları
Çağdaş Zarplı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de milletvekillerinin parti değiştirmelerinin siyasi sonuçları: Yeni Türkiye Partisi örneği

Bu çalışmada Türk siyasi tarihi incelenerek, genel seçim sonuçları bağlamında ortaya çıkan parlamento yapılarında daha sonra yaşanan değişiklikler değerlendirilmiştir. Milletvekillerinin parti değiştirmelerinin yol açtığı siyasi sonuçlar araştırılarak, bu olayların hükümetlerin kurulması ve düşmesinde oynadığı rol ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, 18 Nisan 1999 genel seçimi sonuçları doğrultusunda oluşan 21. dönem TBMM'nde yaşanan siyasi gelişmeler bağlamında; DSP içinde yaşanan liderlik mücadelesi ve sonrasında DSP'nin bölünerek YTP'nin ortaya çıkmasının siyasi sonuçları araştırılmıştır. 2001'de yaşanan ekonomik kriz, sonrasında Kemal Derviş'in ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak Türkiye'ye getirilmesi, DSP'deki liderlik mücadelesi, Derviş'in CHP'ne katılması gibi olayların DSP'yi ve DSP'nin bölünmesiyle kurulan YTP'ni yıprattığı ve bunun da 3 Kasım 2002 genel seçim sonuçları itibariyle sadece Ak Parti ve CHP'nin TBMM'ne girmesi ve Ak Parti'nin tek başına iktidara gelmesini etkilediği saptanmıştır.

Seçimler 18 Nisan 1999Seçimler 3 Kasım 2002Siyasi partiler
Ahmet Aksu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük Ortadoğu projesi ve Türkiye

Ortadoğu, jeopolitik ve jeostratejik açıdan dünyanın önemli merkezlerinden birini oluşturmaktadır. Yeraltı kaynakları, boğazlar, kanallar ve geçiş yolları Ortadoğu'nun önemini artırmaktadır. Nüfus yapısı olarak çoğunluğunu Müslümanların ve Arapların oluşturduğu bölgede yıllarca süren bir kaos ortamı söz konusudur. Uzun süren iç savaşlar ve mezhep çatışmaları bu kaosun sebeplerindendir.Soğuk Savaş öncesinde dünyada iki kutuplu bir yapı mevcuttu. ABD ve Rusya dünya üzerindeki iki güçtü. Soğuk Savaşın bitmesiyle Demirperde çökmüş, çift kutuplu bir yapıdan tek kutuplu bir yapıya geçilmiş ve Amerika bunun sonucunda tek süper güç olmuştur. Şu anki gücünü kaybetmek istemeyen Amerika rakibi olan AB, Çin, Rusya ve Hindistan'a karşı dünya egemenliği için önemli bir nokta olan Ortadoğu'ya hakim olarak dünya egemenliğini elinde tutmak istemektedir.11 Eylül 2001 saldırılarından sonra Amerika'nın gündemini terör oluşturmuştur. Saldırılardan hemen sonra El-Kaide'yi barındıran Afganistan'a saldıran ABD, ardından Irak'a savaş açmıştır. 11 Eylül'ü bahane ederek Ortadoğu'ya giren ABD bu bölgedeki ülkelere demokrasi getirmek, terörü azaltmak gibi sebeplerle bir proje ortaya atmıştır. Bu proje de Büyük Ortadoğu Projesi'dir. 2004 yılında G-8 toplantısında resmen ilan edilen BOP, Ortadoğu'yu değiştirme ve dönüştürme projesidir.Türkiye de bu değişim ve dönüşüm projesinin içerisinde yer almaktadır. Jeopolitik ve jeostratejik açıdan kilit konumda olan Türkiye bu proje içerisinde önemli bir yere sahiptir. Model ülke konumunda olan Türkiye bu projenin merkezi haline getirilmeye çalışılmaktadır.Anahtar Sözcükler: A.B.D., Büyük Ortadoğu Projesi, Ortadoğu, Terörizm, Türkiye.

Hacer Kaya Gül
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Kemal Tahir'in devlet anlayışı ve karakteristik özellikleri

Türk edebiyatına adını altın harflerle yazdırdığı düşünülen ender roman yazarlarından birisi olan Kemal Tahir; tartışmalara yol açan eserleri ile zenginleştirdiği Türk edebiyatının yanı sıra, devlete dair görüşleri ile Türk düşünce hayatının da önemli şahsiyetleri içerisinde yer alır. Romanlarında, Türk Milletine ait gerçekleri arayarak toplumun farklı kesimlerindeki aydınlardan övgüler alan Kemal Tahir, tarihsel gerçeklerden yola çıkarak bir milletin kültürel yapısının tarifini yapar.Karakteristik yapısı ile mücadeleci ve tartışmacı bir insan olan Kemal Tahir, savunduğu görüşlerini romanlarına gizleyerek okuyucularına çeşitli mesajlar şeklinde sunmayı uygun görmüştür.Yaşadığı dönem itibariyle bir devletin yıkılışını, başka bir devletin kuruluşunu görmenin vermiş olduğu avantaj sayesinde, devletlerin kuruluş şekillerini ve yıkılma nedenlerini ele alarak devlet görüşlerinin temelini oluşturmuştur. Ancak onun asıl problemini, Türk toplum yapısı ile Batı toplumunun yapısı arasındaki kan uyuşmazlığı oluşturmuş; bu kan uyuşmazlığını da tarihsel gerçekler ışığında ele alarak yorumlamıştır.Devlet görüşlerinin genelinde Türk toplum yapısına yönelmesi; onun, devleti toplumsal açıdan düşünmesini sağlamış ve birey için devlet yerine, toplum için devlet felsefesini tercih etmesine neden olmuştur. Benimsediği Marksizm ideolojisini de Türk toplumu açısından ele alan Kemal Tahir, bu ideolojinin Türk toplumuna yararlı olabileceğini düşündüğü kısımlarını ele almış, salt olarak Marksizm'e bağlı kalmayarak, gelecekte Türk toplumu için hangi ideoloji uygun ise onun benimsenmesi gerektiğini belirtmiştir.Hapishane yıllarında gözlemlediği Anadolu halkının kültürel yapısını, şivelerini, yaşayış tarzlarını çok iyi analiz etmiş; tarihsel fonda değerlendirmelerde bulunarak Türk toplumunun kültürel yapısını ve ideolojisini oluşturmaya çalışmıştır. Tam anlamıyla Osmanlı ve Türk toplumu hayranı olan Kemal Tahir için tarih ile toplumun ayrılmaz bir beraberlikleri vardır.Anahtar Kelimeler: Devlet, Kemal Tahir, Marksizm, Osmanlı, Toplum.

Muhammet Tahsin Şahin
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza mevzuatında yapılan düzenlemelerin adil yargılanma hakkına katkıları

İnsan Hakları günümüzde oldukça popüler bir kavram haline geldi. Gerçekte ise insanın var oluşundan beri onun sadece onurlu bir varlık olmasından kaynaklanan haklardır. Sadece insan olmak bu haklara sahip olmak için yeterlidir.İnsan haklarını korumanın en etkili yolu adil bir yargılama sisteminin bulunmasıdır. Aynı zamanda bir insan hakkı olan adil yargılanma hakkı, diğer tüm haklarında güvencesini oluşturur. Genellikle Adil Yargılanma hakkı adalet kavramı ile birlikte anılır. Bu tezde birinci bölümde genel olarak adalet ve adil yargılanma hakkı kavramları açıklandı. İkinci bölümde, Adil yargılanma hakkı ile ilgili bulunan başlıca uluslar arası belgeler incelendi. Türk hukukuna etkisi ele alındı. Üçüncü bölümde ise İnsan Hakları ve Adil yargılanma hakkı ile ilgili uluslararası düzenlemelerin Türk iç hukukuna etkileri incelendi. Türk Ceza Mevzuatında Adil Yargılanma hakkını sağlamak amacıyla yapılan düzenlemeler araştırıldı. Bu düzenlemelerin Adil Yargılamaya olan katkısı incelendi. Türkiye'nin tarafı olduğu İnsan Hakları ve adil yargılanma hakkı ile ilgili Uluslararası antlaşmalar da birlikte ele alındı. Özellikle iç hukuk uygulaması bakımından önemli olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu sözleşmeden doğan denetim mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile birlikte mevzuattaki değişimin adil yargılamaya olan katkısı araştırıldı ve incelendi. Bu değişikliklerin adil yargılanma hakkının uygulanması anlamında olumlu katkıda bulunup bulunmadığı araştırıldı.

AdaletAdil yargılanmaAnayasa 1982+7
Mehmet Bayhan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

I. ve II. Körfez Savaşları dönemi Türkiye- ABD ilişkileri

İngilizler tarafından isimlendirilmiş olan Ortadoğu bölgesi özellikle sanayi devriminin gerçekleşmesiyle ve petrol yatakları bakımından zengin olması aynı zamanda kültürel ve tarihi açıdan manevi anlamda önem taşıması sebebiyle uluslararası alanda ele geçirilmesi veya üzerinde söz sahibi olunması gereken bir bölge olarak günümüze kadar önemini korumuştur.Soğuk Savaş sonrasında yaşanan iki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçiş ve yumuşama döneminin ardından tek süper güç olarak karşımıza çıkan ABD, Ortadoğu üzerindeki amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla bölgede dengeleri kendi lehine çevirecek politikalar izlemeye başlamıştır. Türkiye de yakın coğrafik özellikleri neticesinde olayların dışında kalamamıştır. Ayrıca Türkiye özellikle 1991 yılında yaşanan Körfez Krizi ile o yıllara kadar izlemiş olduğu aktif tarafsızlık politikasını terk ederek ABD yanlısı politika benimseyerek olayların içinde bulunmuştur.1991 yılında ABD müttefiki ülke pozisyonunda yer alan Türkiye, Kuzey Irak ve PKK konusunda politikalarının çatışması sebebiyle politikalarında birtakım değişiklik yapmaya başlamıştır. 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgal etmesinin meşruiyeti oldukça tartışılan bir durum yaratmıştır. Bu anlamda Türkiye, güçlü bir Kürt Devleti'nin kurulma tehdidiyle karşı karşıya bulunduğundan ve işgali meşru olarak nitelendiremediğinden askeri anlamda ABD'nin taleplerini gerçekleştirmemiştir. Ancak, daha sonraki dönemlerde almış olduğu kararlarla kendi güvenliğini ön planda tutarak ABD'nin bazı isteklerinin yerine getirilmesi konusunda kararlar almıştır.Ortadoğu'da yaşanan ve özellikle ABD ve Irak'ın savaşı olarak nitelendirilebilecek olan I. ve II. Körfez Savaşı dönemlerinde ABD ve Türkiye arasında yaşanan gelişmeler ile Türkiye'nin bu iki savaşta izlemiş olduğu politikalar paralel değil de değişken nitelik taşımıştır.Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, Amerika Birleşik Devletleri, Irak, I. Körfez Savaşı, II. Körfez Savaşı, Türkiye

Körfez kriziNATOSoğuk savaş+2
Burcu Bastacıoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00