
8
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Streptozotosin ile indüklenen diabetes mellitus'ta oleuropeinin proflaktik etkileri üzerine patolojik ve immunohistokimyasal incelemeler
Diabetes Mellitus (DM); bozulmuş glikoz toleransı veya insülin eksikliğiyle karakterize en yaygın görülen endokrin bozukluktur. Diyabet hastaları hayatları boyunca insülin ya da antidiyabetik ilaç kullanmak zorundadır. İnsülin enjeksiyonlarının uygulama zorluğu oral antidiyabetik kullanımlarına olan ilgiyi artırmıştır. Antioksidan özellik taşıyan bitkilerin, diyabetin oksidatif etkilerini azalttığı yönünde çeşitli araştırmalar mevcuttur.Bunlar arasında zeytin yaprağının bileşenlerinden biri olan oleuropeininantioksidan özelliğe sahip olduğuyla ilgili görüşler vardır. Bu çalışmanın amacı; farelerde streptozotosinle deneysel olarak oluşturulan diyabet modelinde oleuropeinin etkilerinin incelenmesidir. Çalışmadatoplamda 40 fare 10'ar hayvandan oluşan 4 gruba ayrılmış ve bir ay süreyle oleuropein oral gavaj yoluyla verilip ardından diyabet oluşturuldu. Streptozotosin uygulamasından 5 gün sonra tüm fareler ötenazi uygulanarak idrar, kan ve pankreas örnekleri toplandı. Serum örneklerinde insülin ve glikoz düzeyleri, idrarda glikozüri varlığı incelendi. Pankreas örnekleri ise histopatolojik ve immunohistokimyasal olarak değerlendirildi. Streptozotosin uygulaması serum örneklerinde insülin düzeylerinde düşüş, glikoz düzeylerinde ise artışa ve idrarda ise glikozüriye sebep olduğu gözlendi. Pankreas örneklerinin histopatolojik incelemesinde streptozotosin uygulamasının hiperemi, Langerhans adacıklarındaki hücrelerde vakuoler dejenerasyon ve küçük nekrozlara yol açtığı gözlendi.İmmunohistokimyasal değerlendirmede streptozosinin insülin ve insülin reseptör aktivitesinde azalma, glukagon ekspresyonlarında artışa sebep olduğu gözlendi.Oleuropeinin hem biyokimyasal hem de patolojik bulgularda düzelmeye sebep olduğu görüldü. Bu çalışma oleuropeinin diyabetin profilaksisindeetkili olduğunu gösterdi.
Sentetik kannabinoidlerin HBV aşılamalarında antikor yanıtı üzerine etkilerinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Hepatit B ve Sentetik Kannabinoidler önemli bir halk sağlığı sorunudur ve her iki sorunda önlenebilir halk sağlığı sorunları arasındadır. Alkol, sigara, eroin vb. materyallerin şekillendirdiği kronik bağımlılık immün sisteme hasar vererek hem yapay hem de doğal aktif bağışıklığı baskılayabilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı THC'ye benzer etki oluşturan JWH-018'in Hepatit B aşısı öncesinde veya sonrasında antikor titresindeki değişimlerine olası etkisini araştırmaktır. Materyal ve Metot: Araştırmada 25 adet C57BL/6 fare kullanılmıştır. Fareler 3 gruba bölünmüştür. Deney grubu farelere JWH-018 ve Hepatit B aşısı uygulanmıştır. Kontrol grubu farelere ise sadece Hepatit B aşısı uygulanmıştır. Farelerden alınan kanlar ELISA okuyucusunda 405 nm'de okultulmuştur. Bulgular: Kontrol grubu ile Deney Grubu 1 ölçümleri arasında 1. ve 3. ölçümleri arasında istatistiki fark istatistiki olarak önemlidir (p<0.05). Kontrol grubu ile Deney Grubu 2 ölçümleri arasında sadece 3. ölçümü arasında istatistiki fark oluşmuştur (p<0.05). Sonuç: Yapılan bu çalışmada JWH-018 kullanımının anti-HBs parametresinin üzerine etkili olduğu gösterilmiştir. Ayrıca bu çalışmanın JWH-018'in Hepatit B aşısının antikor titresini nasıl arttırdığı üzerine yapılacak bilimsel çalışmalara da ışık tutabileceği kanaatindeyiz.
Sıçanlarda kolit modelinde etil pirüvatın inflamatuar yanıt üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: İnflamatuar bağırsak hastalıkları, morbidite ve mortalite ile seyredebilen, Dünya genelinde yaygın ve etkili tedavi arayışları süren hastalıklardır. Bu çalışmada bir antiinflamatuar ve antioksidan etkili bir ajan olan etil pirüvatın (EP) deneysel kolit modelindeki etkisi araştırıldı. Yöntem: On yedi Wistar sıçan 3 gruba ayrıldı. Sham grubunda (n=3) kolit modeli ve tedavi uygulanmadı; EP grubunda (n=7) ve SF (Serum Fizyolojik) grubunda (n=7) %6 `lık asetik asit ile kolit modeli oluşturuldu. EP grubuna 7 gün boyunca EP (50 mg/kg), SF grubuna da aynı sürede ve aynı miktarda SF subkutan olarak uygulandı. Sıçanların ağırlıkları tartılarak ağırlık değişimleri ölçüldü. 7. günün sonunda tüm hayvanlar sakrifiye edildi. Çıkarılan distal kolon segmentleri histopatolojik ve biyokimyasal olarak incelendi. Bulgular: Çıkarılan distal kolon segmentlerinde EP grubunda SF grubuna göre histopatolojik olarak iyileşme gözlendi. MDA parametreleri EP grubunda SF grubuna göre daha düşük olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. EP grubundaki sıçanlarda SF grubundakilere göre daha belirgin ağırlık artışı görülmesine rağmen bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuç: EP sıçanlardaki koliti iyileştirmektedir. Böylelikle, inflamatuar bağırsak hastalıklarının tedavisinde etkili bir ajan olabilir.Anahtar Kelimeler: Kolit, Etil Pirüvat, Sıçan
Sıçan testis torsiyon-detorsiyon modelinde etil pirüvat etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, sıçanlarda testiküler iskemi/reperfüzyon (İ/R) (torsiyon-detorsiyon) hasarında etil pirüvat (EP)'ın etkisi araştırıldı. Erişkin Wistar erkek sıçanlar 4 gruba ayrıldı: Sham (n=7), İ/R+Serum fizyolojik (SF) (n=7), İ/R+EP (n=7), EP+İ/R (n=7). Sıçanlarda testiküler İ/R hasarı, sol testisleri (ipsilateral) 720 derece torsiyone edilerek 1 saat süreyle iskemisi, sonrasında 720 derece detorsiyone edilerek 4 saat boyunca reperfüzyonu ile oluşturuldu. EP (50 mg/kg), EP+İ/R ve İ/R+EP grubundaki sıçanlara, sırasıyla iskemiden 30 dakika önce ve reperfüzyonun 30. dakikasında intraperitoneal olarak injekte edildi. Reperfüzyon sonunda tüm sıçanların, sağ ve sol testisleri eksize edilerek, biyokimyasal ve histolojik olarak incelendi. Malondialdehit (MDA) düzeyleri açısından incelendiğinde; sol testiste (ipsilateral) gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05), sağ testiste (kontralateral) fark gözlendi (p<0.05). Sol testis İ/R (ipsilateral) hasarı, sağ testiste (kontralateral) MDA düzeyini yükselti (p<0.05). EP uygulaması MDA düzeylerini etkilemedi (p>0.05). Histolojik skorlamaya göre (Johnsen skorlaması) ise; sol testis İ/R uygulaması, hem sol (ipsilateral) hem de sağ (kontralateral) testiküler dokularda hasar oluşturdu (p<0.001). EP, iskemiden önce uygulanan grupta sol testis dokusunda hasarı azalttığı gözlenirken (p<0.001), sağ testiste herhangi bir değişiklik oluşturmadığı saptandı (p>0.05). Sonuç olarak, EP sıçanlarda İ/R'ye bağlı testiküler doku hasarını koruyucu etkisi ile azaltır.
Farklı laboratuvar ortamlarında yetiştitrilen sıçanların yetiştirilme şartlarının fizyolojik parametreler üzerine etkilerinin araştırılması
Laboratuvar hayvanlarıyla yapılan deneysel çalışmalarda, güvenilir sonuçların elde edilmesi ve çalışmaların tekrarlanabilirliği temel öneme sahiptir. Konvansiyonel yetiştirilen laboratuvar hayvanlarının kullanıldığı bilimsel araştırmalarda, çalışmaya alınan laboratuvar hayvanlarının fizyolojik özelliklerinin standart olduğu varsayılır. Fakat laboratuvar hayvanlarının bakım şartları standart değilse bu varsayım çoğu zaman doğru değildir.Gelişmiş ülkelerde, ülke genelinde yapılan çalışmalarda standardizasyonu sağlamak için üretim yapan firmalar ile bu hayvanların kullanıldığı araştırma merkezleri ayrı tutulmuştur. Fakat yurdumuzda hemen her tıp fakültesinin laboratuvar hayvanı üretim merkezi bulunduğu için farklı üniversitelerde yetiştirilen laboratuvar hayvanlarının yetiştirilme şartları birbirlerinden farklı olabilmektedir. Bu nedenle çalışmamızda, ülkemizde üniversite rektörlüklerine bağlı farklı laboratuvar hayvanları üretim merkezlerindeki konvansiyonel sıçan yetiştirme koşullarını, standart kabul edilen koşullarla karşılaştırarak; ülkemizde yapılan çalışmalar yurt içinde ve yurt dışında tekrarlandığında elde edilecek sonuçların birbirine yakın olması sağlanacaktır. Böylece ülkemizde yapılan çalışmaların hem standardizasyonu hem de güvenilirliği arttırılacaktır.Bu projede etik kurul onayı alındıktan sonra Türkiye'de yedi laboratuvar hayvanı yetiştirme merkezi çalışmaya dâhil edildi. Her bir merkezde hayvan yetiştirme odalarında yapılan ölçümlerde ısının bir merkezde yüksek, nemin bütün merkezlerde düşük, ışık ve gürültü şiddetlerinin bütün merkezlerde standart seviyede olduğu belirlendi. Merkezde yetiştirilen yetişkin Wistar ve/veya Sprague Dawley suşları erkek ve dişilerinde yapılan kan şekeri ölçümleri normal parametreler içinde olmasına rağmen bir merkezde diğerlerine göre yüksek bulundu. Alınan sıçan kanlarının tüm hemogram ölçümlerinde bir merkezde alyuvar sayısı; bir merkezde hemoglobin sayıları standart değerlere göre yüksek bulunmuştur. Parazitolojik inceleme için alınan dışkı örneklerinde iki merkezde Giardia sp. bir merkezde E. coli saptanmıştır.Belirlenen bu farkların ana nedeni Türkiye'de laboratuvar hayvanı yetiştirilen hiçbir merkez binası inşaatının merkeze özgü yapılmamış olmasıdır. Bu nedenle standart yetiştirme koşulları bilinse bile teknik sorunlar bu koşulların uygulanmasını zorlaştırmaktadır
Konvansiyonel (üstü açık) ve bireysel havalandırmalı (IVC) kafes sistemlerinde barındırılan farelerin, davranış, metabolik ve ağrılı uyaranlara yanıtlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Laboratuvar farelerinin barındırılması için türlerine özgü, refah koşullarını sağlayan farklı kafes sistemleri bulunmakta olup, yaygın olarak konvansiyonel (üstü açık - OTC) ve bireysel havalandırmalı (IVC) kafes sistemleri kullanılmaktadır. Hayvanların barındırılmasına bağlı olarak gelişebilecek stresin; davranış, metabolik ve ağrılı uyaranlara yanıtlarının değişkenlik gösterebileceğini düşünmekteyiz. Bu nedenle farklı kafeslerde barındırılan farelerde davranış, ağrılı yanıtlar, hormonal ve fizyolojik parametreleri karşılaştırmalı olarak incelenmesini amaçladık. Çalışmamızda toplam 48 adet F2 jenerasyon 8-10 haftalık erkek BALB/c albino fareler kullanıldı. OTC ve IVC kafes sistemlerinde barındırılan fareler, deney ve naive kontrol grupları olarak toplam dört gruba ayrıldı. Deneysel süreç boyunca, tüm grupların vücut sıcaklığı ve vücut ağırlığı postnatal 63.- 105. günlerde ölçüldü. Deney gruplarına davranış analizleri için open field test ve elevated plus maze testleri ile ağrılı yanıtları araştırmak için hot-plate ve tail-flick termal nosiseptif testleri yapıldı. Bu testlerin sonunda genel anestezi altında sakrifiye edilen farelerden alınan kan ile plazmadan adrenokortikotropik hormon (ACTH), kortikosteron (KORT), ghrelin, leptin seviyeleri ELISA yöntemi ile değerlendirildi ve adren ağırlığı ölçüldü. Elde edilen veriler, Windows SPSS 24 istatistik programı kullanıldı ve karşılaştırmalar; t-testi, tek yönlü-ANOVA ve Mann Whitney U testi ile analiz edildi. IVC'de barındırılan farelerin vücut sıcaklığı, vücut ağırlığı, adrenal bez ağırlığı ve davranış testlerindeki stres seviyesi, OTC'de barındırılan farelere kıyasla yüksek bulundu. IVC grubundaki farelerde termal ağrılı uyaranlara yanıtlar, OTC gruptaki farelere kıyasla daha gecikmeli oldu. IVC deney ve naive kontrol gruplarındaki farelerin, OTC deney ve naive kontrol gruplarındaki farelere kıyasla plazma KORT, ACTH ve ghrelin seviyeleri yüksek, leptin seviyeleri düşük bulunmuştur. Bu araştırma verilerine göre, IVC kafeslerde barındırılan farelerin stres parametrelerinin yüksek olduğunu göstermekte olup, ağrılı yanıtlarda da değişim olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak deneysel çalışmalardaki farklı yaşam alanlarının ve prosedürlerin farelerde yarattığı stresin çalışma sonuçlarını değiştirebileceğini göstermektedir.
Din psikolojisi açısından Carl Gustav Jung'un analitik psikolojisi ve kolektif bilinçdışının bir arketipi olarak tanrı
Sosyal bilimler alanındaki çalışmalar ve araştırmalarincelendiğinde görülecektir ki insanlık, tarihin her döneminde aşkın ve mutlak kabul ettiği bir varlık arayışında olmuştur. Bu arayışın sonunda kabullenilen dini inanış ve Tanrı algısı doğrultusunda insanlar, inancının gereği olarak inandığı varlıkla iletişim kurma çabasında olmuştur. Buna bağlı olarak bir takım dini ibadet, ayin ve ritüeller aracılığıyla inandığı varlıkla iletişime geçen birey, inandığı varlığın ve kabul ettiği dini inanışın gerekliliklerini yerine getirirken bunu düşünce, tutum ve davranışlarına da yansıtmaktadır. Bir psikolog olarak Jung, insanı derinden etkileyen bu olgunun üzerinde çalışmalarda bulunmuştur. Araştırma ve çalışmalarındaki düşüncelerini; dünyanın çeşitli coğrafyalarına yaptığı seyahatlerdeki gözlemlere, farklı disiplinlerden elde ettiği bulgulara dayanarak temellendiren Jung, tüm bu dini içeriklerin insan psişesinde ortaya çıktığını düşünmektedir. Bu noktada Jung, insan psişesini derinden etkileyen Din ve Tanrı fenomenlerini ampirik değerlendirmelerle bir psikolog bakış açısıyla ele almaktadır. Çalışmaları sırasında bu iki fenomeni psişik bir gerçeklik ve kolektif bilinçdışına ait arketipler olarakdile getirmektedir. Ona göre, bu iki fenomen "numinous" deneyimiyle açığa çıkan psişik bir tecrübe olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Jung, kolektif bilinçdışının bir arketipi olarak Tanrı'yı arketipal bir form ve arketipal içerik olarak iki ayrı başlıkta ele almaktadır. Psişenin en derin katmanında bulunan Tanrı İmgesi'nin "God-Image" içeriklerinin semboller aracılığıyla tezahür edeceğini söylemektedir. Tanrı arketipi ile Kendilik (Self) arketipi arasındaki ilişkiden hareketle "Bütünleşme" olarak da isimlendirdiği Bireyleşme Süreci sırasında gerçekleşen Kendilik tecrübesiyle birlikte Tanrı imgesinin bilince yükseleceğini dile getirmektedir. "Din Psikolojisi Açısından Carl GustavJung'un Analitik Psikolojisi ve Kolektif Bilinçdışının Bir Arketipi Olarak Tanrı" adlı bu çalışmada kısa özet şeklinde sunduğumuz Jung'un görüşleri ve açıklamaları ele alınacak ve değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Analitik Psikoloji, Psişe, Bilinç, Ego, Bilinçdışı, Kompleksler, Kolektif Bilinçdışı, Arketipler, Persona, Gölge, Anima-Animus, Kendilik, Din, Tanrı-İmgesi, Tanrı, Bireyleşme.
Sıçanlarda bir batında doğan yavru sayısının ve kafeslemenin fiziksel ve mental gelişim üzerine etkilerinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada amacımız farklı yavru sayısına sahip annelerin büyüttüğü yavruların ve bir kafeste barındırılan hayvan sayısının, bu yavruların fiziksel, fizyolojik ve mental özellikleri üzerine etkisinin olup olmadığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada ağırlıkları 200-250 gr arasında, 30 adet Wistar albino dişi sıçan kullanılmıştır. Monogamik yöntemle çiftleştirilen dişilerin, doğum sonrası yavrularının doğum ağırlığı ve haftalık ağırlık artışları ölçülmüş ve fiziksel gelişim parametreleri takip edilmiştir. Yavrular sütten kesildikten sonra randomize bir şekilde, dişi ve erkek ayrı olarak bir kafeste üçerli, beşerli ve yedişerli sıçan olacak biçimde bir ay boyunca barındırılmıştır. Yavrular 12 haftalık olduklarında sırasıyla, açık alan, yükseltilmiş artı labirent ve Morris su labirenti davranış testlerine tabi tutulmuşlardır. Davranış testlerinden 24 saat sonra ve 33. haftada plazma kortikosteroid seviyesi ölçülmüştür. Daha sonra her kafesleme grubundan dişiler çiftleştirilerek, annelik davranışları gözlemlenmiştir. Bulgular: Sıçanlarda bir batında doğan yavru sayısı, yavruların fiziksel gelişimini ve canlı ağırlık artışını etkilemiştir. Kafeslemenin sıçanların, ağırlık artışını etkilediği, özellikle yedili kafeslenen sıçanların vücut ağırlığının diğer gruplardan az olduğu saptanmıştır. Kafeslenmenin, hayvanların davranış test parametreleri üzerine etkisi saptanmamıştır. Cinsiyet faktörünün, sıçanların davranış testinde değerlendirilen parametreler üzerine etkisi saptanmıştır. Sıçanların kortikosteroid düzeylerine bakıldığına, yedişerli barındırılan dişi sıçanların plazma kortikosteroid seviyesinin diğer gruplardan yüksek olması, kafesleme stresinden daha çok etkilendiklerinin göstergesidir. Tüm karşılaştırmalarda istatistik anlamlılık sınır değeri p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Sonuç: Sonuç olarak, bu soya ait sıçanların bir kafeste üçlü ve beşli barındırılmasının hayvanların fiziksel ve mental durumlarını etkilemediği, fakat yedili barındırmanın bu değişkenleri etkileyebildiği saptanmıştır. Anahtar sözcükler: sıçan, kafesleme, bir batında doğan yavru sayısı, hayvan refahı